DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 6  SAYI 65    25-Temmuz-2004

ÇORUM MİLLİ KÜTÜPHANESİ SONRADAN ÇORUM BELEDİYE BİNASI
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
BU DA BAŞIMIZA GELDİ !
            Eh ne yapacaksın. Adı Ticaret.
Çorum Ticaret ve Sanayi Odasının Çorum’a kazandırdığı Festival Alanında bulunan Kapalı Alan projesi uygulandı. Daha doğrusu açıldı.
            Ticari eksiklikleri meydana çıkan Çorumluların yapamadığını bir başka ilin fuar düzenleyicisi adı altında gelen pazarlamacı bir kuruluş yaptı.
            Çorum’da bazı ilkler olarak karşımıza çıkan yeniliklerin başında,katılımcıların kullanım alanlarına bu güne kadar dolar bazında da olsa ödedikleri ücret olarak karşımıza çıktı. Biz Çorumlular olarak da bu fahiş fiyata hiç sesimizi çıkarmadan kuzu kuzu katlandık.
            Hazırlıklarımız bitti;açılış yapıldı ve Çorumlular bir başka alışmadıkları uygulama ile karşılaştılar. Giriş ücreti. Beş yüz bin lira karşılığında bir kart mı desem,bilet diyemeyeceğim,bir kağıt parçası elinize tutuşturulup,tekrar tekrar pazarlanan bu emtia her halde dünyada pazarlanan en ucuz ve en çok el değiştirilen bir emtia olarak da “Gines Rekorlar Kitabını” da aday olsa gerekir. Kaç adet satıldığı,kaç kişiye satıldığı belli olmasa da her halde  benim gibi meraklıların bu emtiaya para ödeyerek içeriye girmesi için elzemdi. Bu elzemlik hakkında aklıma gelen bir fıkrayı anlatmadan da geçemiyeceğim:
            “Zamanın behrinde bir panayırda uyanığın teki büyükçe bir çadır kurar. Ertesi gün çadırın önünde bağırmaya başlar. Bir giren pişman,giremeyen iki pişman. Merak bu ya. Benim gibi meraklılar ücret ödeyerek girer,girmeleri ile çıkmaları da bir olur. Merakla dışarıda bekleyenler sorarlar:
            İçeride ne var ? Çıkan şahıs:
B.. var diye cevap verir. Bu cevap merakta olanların iştahını kabartır girerler –çıkarlar.”
Bu kapalı alana bizde girdik. B.. yoktu ama Çorum’un tabiri ile manda b..u gibi üst üste konulmuş görüntüsü veren teşhir yerleri çok sıkıcıydı.
Ben verdiğim beş yüz liraya yanmadım. Gerekçesi ise oranın fotoğrafını çekebilme imkanın kavuştum.
Acaba diyorum. Bu teşhir yerlerinde bulunan firmalar kaç  kişi ile bağlantı kurdular. Acaba buraya ziyarete gelen şahıslar kaç firma ile irtibatta bulundular.
Biz zaten Çorum’da hepimiz bu firmaları bilmekteyiz. Acaba sormak istiyorum. Çevre illerde hiç bu fuar günleri hakkında bilgi verildi mi ? Verildi diye duyar gibi oluyorum. Ticaret Odalarının panolarına asılan birer tanıtım posteri bu işi gördü diye cevaplanması sizce de normal mi ?
Evet. Tenkitlerimiz Çorum için,Çorumlu için. Bu alanın kullanan Ticaret ve Sanayi Odası.
Ben Ticaret Odası Başkanı olsaydım önce: burada Çorum’dan bir firma bulundurmazdım. Ayrıca karman çorman değil,bir grup aynı işi yapan gıda sektörü,otomotiv sektörü,giyim sektörü,turizm sektörü gibi tümü Türkiye’de bulunan firmaları davet ederdim. Ayrıca teşhir yerlerini de paralı değil ücretsiz yapar,gelen misafirleri de ücretsiz ağırlardım. Yedirir,içirir ve ilimizi gezdirir,tarihi yerlerini tanıtır onları uğurlardım.
Bence tanıtım böyle olmalıydı. Yapılan bu yatırımın parasını ticari zihniyetle ziyaretçilerden çıkartılması sizce de doğrumu. Lütfen şapkanızı önünüze koyarak düşünün.

 

 
 

 

 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
     KAĞIT’IN İNSAN USUNA (AKLINA) GETİRDİKLERİ
            Bu yazıyı yazmama neden olan söz:
            - Dikkat ettim,kağıtların arka yüzlerini de kullanıyorsunuz . Ya çok cimrisiniz,ya da bildiğiniz bir şey var.
            Evet. Ta öğretmenliğimden bu yana,bir kağıdın iki yüzünü de kullanırım. Çünkü;bu tüketim ağaca dayanır. Kağıdın ana maddesi selüloz’dur. Selüloz’un  kaynağı da ağaçtır.
            Kağıdı en iyi kullanmakla bendeki ağaç sevgisini coşturdu. BENİ DİNLE KESEBİLİRSEN KES adlı öykü kitabını yazdırdı. O kitaptan bir kısım aktarabilirim:
            Ağaç deriz,orman deriz mangalda kül bırakmayız.
            Ama;ben,sen,o,ağacın da,ormanın da canına okumaktan geri durmayız.
            Orman sevgimiz bir gerçek.
            Ah ! Birde onu  koruyabilsek (Kitabın önsözüdür)
            Bu yazıyı hazırladım. Buraya nokta koymuştum.  VİRGÜL adlı dergi adresime geldi. 72. sayfada:her kağıda kitap basılmaz ! Diyor. 22 tür kağıt olduğunu sıralıyordu:
            Ambalaj kağıdı,biletlik kağıt,duvar kağıdı,iskambil kağıdı,kağıt helvası,kağıt para,karbon kağıdı,kitap kağıdı,krepon kağıt,kurutma kağıdı,mektup kağıdı,nota kağıdı,nüfus kağıdı,ozalit kağıdı,resim kağıdı,saman kağıdı,sigara kağıdı,tuvalet kağıdı,zımpara kağıdı.
            Ağacı,ormanı sevenler,dünya ormanlarının nasıl yok edildiğini okuyarak,TV lerden izleyerem görürler,kahrolurlar. Çünkü o ağaçlar havadaki %18 oksijeni sağlarlar. Canlıların yaşamalarını gerçekleştirirler. Şu sözüde ileteyim:
            Cenazeme çiçek göndermeyiniz. Lütfen bir ağaç dikiniz.  (Prof. M. Bahri Savcı. Siyasal Bilgiler Anayasa Prof. İdi)

 

 
 
 
 

 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mehmet Şakir ÇIPLAK
 
İSTİKLÂL MARŞIMIZDAKİ TEMEL KAVRAMLAR
 64. sayıdan devam  
13. VATAN SEVGİSİ : İstiklal Marşımız vatan sevgisinin doğurduğu bir
destandır. Safahatın her satırında bu duygu en yüksek derecede dile
getirilmiştir. Akif’in Bülbül şirindeki şu mısralar öyle sanıyorum ki  İstiklal
Marşında en duygulu değerini bulan vatan sevgisinin yansımalarıdır.
 
Teselliden nasibim yok hazan ağlar baharımda
Bugün bir hanümansız serseriyim öz diyarımda
Ne hüsrandır ki şarkın ben vefasız kansız evladı
Serapa garba ciğnettim de cıktım hak-i ecdadı
Hayalimden geçerken şimdi,fikrim hercmerc oldu
SELAHADDİN-İ EYYUBİLERİN, FATİH’lerin yurdu
Ne zillettir ki nakus inlesin beyninde Osman’ın
Ezan sussun, fezalardan insin yad-ı Mevlânın
Ne hicrandır ki en şevketli mazı harab olsun türab olsun
O kudretler o satvetler harab olsun türab olsun
Dolaşsın sonra İslam’ın haremgahında na-mahrem
Benim hakkım. Sus el bülbül senin hakkın değil matem
 
Vatanın istilası karşısında ruhu yerle bir olan Akif bu duygulardan sonra İstiklal Marşında vatan uğruna bütün sevdiklerini,sevgilileri vermeye hazır olduğunu bildirmekte vatanında hür yaşamayı arzu etmektedir:
 
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda
Canı cananı bütün varımı alsın da Hüda
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda
 
14. RUHUMUZUN EMELLERİ.: Gönül isteklerimiz…Öncelikle
mabedimize yani vatanımızın tertemiz namusuna düşman eli değmesin
minarelerimizde okunan ezanlar bir an bile susmasın, ebediyyen yankıları sürüp gitsin. O zaman vatanın her taşı hatta her zerresi zerresi ile birlikte her ferdi içten  bir vecd ile secdeye kapanacaktır. Hatta bütün yaralarımızdan kanlar  bu özgürlüğün şükrünü eda etmek üzere fışkıracaktır, şehitlerimizin bedenleri  toprağın altından  manevi ruhlar olarak doğrulup bu şükranı ilahi ile kalkacak başları Arş’a değecek kadar yükseleceklerdir.
15. MABED : Vatan demektir. Şair, vatanı insanların en kutsal bildikleri yer olan mabed ile eş değer görüyor. Mabedler insanlık tarihi boyunca insan ile  onu yoktan var eden Tanrı’sı arasında bir iletişim merkezi gibi kabul edilmiş ve  mebedlerde ibadet halindeki insan hem günahlarından arınacak bir ortamda bulunduğunu hissetmekte hem de kendisini  Allah’a çok yakın bir konumda  görmektedir. Akif, Fatih Camii adlı şiirinde mabed ile ilgili duygularını şu mısralarda dile getirmektedir.
Bu kudsi mabedin üstünde tâbân fevc fevc ervah
            Bu ulvi kubbenin altında cûşan mevc mevc envar           
 
            Bu bir mabed değil mabuda yükselmiş ibadettir
            Bu bir manzar değil, didara vâsıl mevakib-i enza
 
            Semadan inmemiştir, şüphesiz lâkin semavidir
            Zemini olmayan bir cilve-i feyyazı havidir.
Mehmet Akif Ersoy; Süleymaniye  Camiini, yani mabedi, insanın içini imanla dolduran ve yaratanına yükseltecek bir mekan olarak görür. Süleymaniye’nin muhteşem görüntüsünü bile ufuklara gölgeler salan yüce dağlardan daha  cazip bir abide olarak niteler.. Ona dikkatli bir bakışın insandaki sanat ruhunu tatmin edeceğini ve insanın içinin nur ile dolarak ruhunun göklere yükseleceğini söyler.
O ışık aleminin semavi bir yuva olduğunu ve  asla kirlenmeyeceğini , yeryüzünü baştan sona kirlerin ve kirliliklerin kaplaması halinde bile bu mabedin tertemiz kalacağını çünkü onu yücelten ve yükselten asil ruhun ilahi kaynaktan beslendiğini anlatır. Aşağıdaki mısralar bu duyguların terennümüdür:
Dur da mabuduna yükselmek için ilme basan
Mabedin halini gör, işte serapâ iman!...
Yüce dağlar gibi âfâka düşerken sâye
O ,  bekadan daha cazip kesilen âbideye
Bir nazar, zevk-i bediini yeter tatmine…
Durma öyleyse uruc et, o ziya alemine
Ziya alemi bilmez ki karanlık ne demek   
O semavi yuva kirlenmedi kirlenmeyecek
Onu i’lâ  eden etmiş ebediyen i’lâ …
Etse dünyaları tufan gibi levs istilâ.
Yine kürsî-i mehibinde Süleymaniyye
Kalacak doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.
İşte mabed hakkında böyle ulvi duygular ile dopdolu olan şair söz konusu vatan olduğunda ona bir yabancı elin değmesine tahammül edememektedir.
Vatanın tamamımı  bir mabed  olarak görmek vatana verilen değerin  insani değerlerle birlikte onun da üzerinde semavi  ve kutsal  değerler arasına katmaktadır. Böylece vatanı kirletmenin, istila etmenin, ona zarar vermenin  kutsal değerlere zarar vermekle eş olduğunu  söylemektedir. Dinin temeli olan ezanlar da mabedlere şahit tutulmakta onarın ebediyen susmadan
Tanrı adını yükseltmesi vatanın korunup sahip çıkılacağı işaret sayılmaktadır.
             Safahatın bir başka yerinde de “ Yüz binlerce kalbin mestane  bir vecd içinde yerden semalara yükselip Allah’ın lâ-mekan vahdetini ararken bir ulvi sesin, vicdanları dehşet içinde bırakmadığı bir zaman yoktur. O ses “Allâhüekber” diyen lâhûtî bir sadadır ki canları sarar ve kainatı inletir.  Çünkü o Yüce Allah’ın gülbankıdır. Bu seda vatan toprağının her karışını ses olarak kapsamakta ve vatan ilahi birkoruma kazandırmaktadır.
            16. ŞEHİTLİK: İstiklal Marşımızda vatanın şehit kanları ile  sulanmış  olmasına vurgu yapılmakta hatta her karış toprağında şehit kanın bulunduğu belirtilerek  “ toprağı sıksan sanki şehitler yeryüzüne fışkıracak”  duygusu ile vatan uğruna can veren insanların çokluğuna işaret etmektedir. Bilindiği gibi şehitlik vatan uğruna can vermektir ve Kur’an-ı Kerimde övülmüştür. “Onlara ölmüş demeyiniz, çünkü şehitler diridirler” (Bakara Suresi ayet 154) denilmektedir. Böylece  bu vatan, ölüleri ve dirileri ile birlikte  bize bir Tanrı emanetidir, o emanet kanımızın son damlasına kadar korunacaktır. İşte bu duygular “Çanakkale Şehitleri şiirinde şairin şehidi “Tevhid”in kurtarıcısı Bedir aslanları kadar önemli görmesine vesile olmakta ve onu ancak ebediyetlerin taşıyabileceği vurgulanmaktadır. Şair vatan şehidine Ka’batullahı mezar taşı olarak baş ucuna dikmekte, gök kubbeyi
onun türbesine örtü olarak layık görmektedir Bereketli Nisan bulutlarını türbesine tavan,bu tavana da mehtabı kandıl olarak asıp gecesini gündüze çevirmek istediğini bildirmektedir.Akşam kızıllığını şehidin yarasına sargı bezi diye sarmayı başarabilse onun hatırasına bir şey yapmış olmayacak Şehidin isteği zaten görkemli bir türbe değil Allah Rasulünün müşfik kucağıdır.. Onun için şair:
 
            Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber
            Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber       
diyor.
17. VECD: İnsanın kendini kaybedecek kadar ilahi aşka dalmasıdır.
Şair vatan savunmasında en az bu halin her vatan severde bulunmasını istemektedir. Vatan savunmasında vecd hali göstererek vatan yabancı elinin uzanmadığı   ezan seslerinin susmadığı bir ortamda değil insanoğlu vatanın mensupları vatanın dağı taşı  hatta insanın ölüsü bile yerden çıkar  Allah’a şükran secdesine varır.. İstiklal Marşındaki şu dizeler bu duyguların bir ifadesidir.
           
O zaman vecd ile bin secde eder –varsa taşım,
            Her cerihamdan ilahi boşanıp kanlı yaşım
             Fışkırır ruhı mücerred gibi yerden naşım 
            O zaman yükselerek arşa değe belki başım.

 

 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
KATKISIZ   DOĞAL EKMEK;
      Senelerdir üzerinde durduğum, yine senelerdir yazıp çizdiğim ve daha önceki hükümetlerin bakanlarına da bu konuda ki yazılarımı gönderdiğim KATKISIZ DOĞAL EKMEK yapımını 1951 doğumlu Şükrü Kaya isimli
hemşerimizin başardığını ve bu işte muvaffak olduğunu öğrendim. Kendisini tebrik   ediyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.
      Sözünü ettiğim katkısız doğal ekmek Albayrak ekmek fırınında yapılıyormuş.  Ben bir haftadır bu ekmekten yiyorum. Dostlarıma söylüyorum, bu ekmekten alan Herkes memnun. Ekmeğe hiç bir yabancı madde katılmıyormuş. Buğday tamamen tabii şekliyle öğütülüyor, elenmiyor ve olduğu gibi ekmek yapılıyormuş. Yani bundan 50 sene öncesi yediğimiz somun ekmeği gibi lezzetli. Kepek de katılmadığından mubalağalı, siyah ve zor yenilen bir ekmek değil. Yani bu ekmekte televizyonlarda ve gazetelerde yazıldığı,  söylendiği gibi   kanserojen madde içeren her hangi bir katkı maddesi kullanılmadığın an kanser yapma durumu da ortadan kalkmış oluyor.
      Şimdi Çorum  millet vekillerimiz bu cins, katkısız ekmekle ilgili bilgileri  bakanlık kararıyla bütün Türkiye’ye yaymalı. Ekmek hem vücudumuza yarayışlı olmalı hem de fiyatı ucuzlamalı. Katkı maddeleriyle oluşan kanser endişesini de ortadan kaldırmalılar. Bu görevi mutlaka yapmalılar. Böylece Türk halkına da büyük hizmet  olacaklardır.          
      Bu işi gerçekleştiren hemşehrimiz ekmekçiliğe 16 yaşında Çorumda başlamış. 1980 yılından itibaren de İsviçre de çalışıyormuş. Halen de bu ülkede çalışmaya devam  ediyor ve bu işlerle uğraşıyormuş.      
      İmalathaneyi gördüm. Görgü başka oluyor! 40 çeşit unlu mamul yapıyorlarmış. Ürünlerini herkes beğeniyormuş.
      Bende buradan kendilerine Gazi caddesi üzerinde bir satış yeri açmalarını  tavsiye ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.  ( Un Samsundan geliyormuş fabrikalarımızın dikkatini çekerim!) 
Sevgi ve saygılarımla.

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
İÇKİ , SİGARA VE ÇORUM…
Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığımız bir makalede  eski Çorumluları veya “geçen yüzyıldaki insanımızı  resmetmeye ” çalışmış onun  özelliklerini, hasletlerini  anlatmış ve teknolojinin bu günkü   kadar olmadığı o karne  ve  yokluk günlerinde ne  zorluklar çekerek yaşadığını hikaye  etmeye uğraşmıştık.
Eski Çoruml’ların  her ne kadar emekleri, yaşantı biçileri, dürüstlükleri ve sevdaları meşhur ise de  maalesef “müskirat’a ve tütüne ”olan  merakları  da o derece marufdu.
O günlerde sigara daha bilinmediği için kıyma ve sarma tütünler yine kağıtla ve  çubukla  içilirdi.En iyi sigara kağıdı  Suriye’den gelir ; Bitlis’ in altınsarısı  sert tütünleri, Ege’nin yumuşak tütünleriyle harmanlanır, nemlendirilir, saç teli inceliğinde   kıyılır ve kağıda sarılarak içilirdi.O zamanki “ kahve peyke’sinde yan gelip oturarak Yemen’den gelen elle çekilmiş ve mangalda meşe kömürü ateşiyle pişmiş kulpsuz bir fincan  kahveyi köpüğüyle içmek ;beldeki ipek veya yün  tokat kuşağının  arasından çıkarılan gümüş bir tabakadan intizamlı ince bir cigara sararak ; eşrafla, dostlarla ve ahbaplarla   tüttürmek, yarenlik etmek  büyük bir keyifdi.
Bugünün “hamburger ve kola nesline”   yavan gelen bu muhabbet  mutlaka “ mızraklı ilmihallerden alınmış, Kerbela hikayeleriyle başlar ; Yunan Yemen ve Balkan harplerinin  Harplerinin  -harbi umuminin-hatıraları ile devam eder ve Ermeni mezaliminin dehşetinin verdiği gözyaşlarıyla biterdi.
Bütün bunlar devam ederken o sıralarda bütün dört bir yanı çepeçevre üzüm bağı olan  aziz şehrimizde dev küplere ve fıçılara şaraplar “  vurulur” ;  bazı köylerimizde dünya çapında bir kaliteye sahip “rakı’ lar da “çekilir” ; böylece kültürümüzün  müskirata ait bölümü de  tamamlanırdı. Birayı pek  kimse bilmezdi. Uzun boyunlu tekel  birası ancak Halk Evindeki balolarda  yeni sosyete tarafından içilirdi.
Bugün ise  değişen tek şey ; artık kalmayan bağlarımızdan çıkan kara üzümlerle yapılan şarabın ve rakının süslü şişelerde ambalajlanarak Tekel tarafından yapılıyor ve satılıyor olmasıdır. Çorum  insanı  yine “iyi sigara içmekte özellikle amerikan tütünü kullanmakta; erişkinlerimiz bolca rakı tüketirken; gençlerde bira’ya “ takılmakta !!”, çocuklarda bu işe “ teneke kutu kola” ile başlamaktalar.
Yüce dinimiz tarafından “Haramdır” diye emredilen ve “Müslüman Türk  İnsanı’na “ asla yakışmayan  bu iptilaların ; bizi  büyük bir milli felakete  doğru  sürüklemekte olduğu aşikardır.
Alkol ve sigara  bağımlılığı ile uyuşturucu maddelerle mücadeleye “ Otuzbeş yılını veya bütün bir ömrünü adayan” Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı  Emekli Albay Ağabeyimiz Sayın Selahattin Kaptanağası’ nın tesbitlerine göre “1930 lardaki kişi başına düşen bir litrelik alkol tüketimi  hızla artmış” ve bugün bizi  dünya üçüncülüğüne yükseltmiş bulunmaktadır.Bunun  arkasında elbette Amerikan şirketleri ve İskoç viskisi üreten dev tröstler vardır.Geçtiğimiz yıl “ Denizli’de halka bedava bira dağıtıldığını da anlatan” Yeşilay Genel Başkanına  göre “ dış kaynaklı kolalı içeceklerdeki kokain,kafein ve karamel adı altındaki  mahiyeti meçhul maddeler insanı küçük yaşta  alkole alışıracak güç’tedirler. Bununla mücadelenin tek yolu da  alkol üretimini kısıtlamak”tır.
Arşivimde konu ile ilgili olan bir başka gazete kupüründe ise şöyle denilmektedir:“ Çorum’ da 1998 yılının ilk altı ayında 268 bin ton kilogram tütünden 1 trilyon 370 milyar lira gelir elde edilmiş; 25.352.279 litre olan alkollü içki satışından ise 282 milyar 907 milyon lira gelir elde edilmiştir”.
Tam dört yıl önce Çorum’ lular bu kadar içki içtiyse bugün ise bu rakamlar nereye tırmanmıştır.Yine bu rakamların içinde “ özel sektörün sattığı biralar,ithal edilen ve süslü şişelerde gittikce ucuzlayan iskoç viskileri ; çocukların içtiği teneke kutu kolalar ve bazı köylerimizde hâlâ üretilen kaçak rakılar” yoktur.Onları yok farzetmek mümkün olmasa dahi sadece Tekel’in verdiği rakamlarla bu kadar içki bizim hesabımızla 1500 Tanker veya kamyon gelmektedir. Gayrı resmî ama varit olan tüketimi de bir bu kadar tutarsak 3000 kamyon veya tanker dolusu içkiyi bu Çorum insanı “ neresine” içmektedir.
Bana göre ilçeleriyle birlikte nüfusu 1milyona yaklaşan İlimizde alkol almayanlar “ sadece Ulu camii cemaatindeki birinci safdaki insan sayısı” kadardır. Bu rakam Türkiye’nin beşte biri demek olan İstanbul’da ise Yeşilay Genel başkanı değerli Ağabeyimiz Selahattin Kaptanağaası’nın çevresindeki “ Sahabe Ruhu,edebi ve yaşantısına sahip bir avuç mümtaz insanla ” sınırlıdır.
Çorum ve çevresi açısından bu perişanlığın ekonomiye getirdiği katkıyı hesaplayanlar ; hastanelerimizdeki-ülke çapında günde yapılan- 250 bypass ameliyatını, kalp servislerindeki gençleri, akciğer kanseri ve sirozdan ölenleri,psikolojik tedaviye ayırdığımız paraları, yıkılan yuvaları ve sönen ocakları asla hesaplamamaktadırlar.
Felaketin bir başka boyutu ise en “çok sigara tüketen ülkeler içinde dünya yedinciliğine” yüksemiş olmamızdır.
Avrupa’da ise Yunanistan’dan sonra ikinci gelmekteyiz. Dünya ortalaması yılda 1 kg. iken biz 2 kg. sigara tüketiyoruz veya içip paramızı ,sağlığımızı ve dumanını havaya savuruyoruz.Tekel Genel Müdürlüğü ise Avrupa’nın en büyük içki ve sigara üreten kuruluşu ;ayrıca da Dünyada 5. sırada yer alıyormuş.
Her şeyde sonuncu olan ülkemizin burada ilk sıralara yükselmesi pek sevinilecek bir havadis olmasa gerekir. Zaten egzoz gazları, tüp gazlı otomobillerimiz, çimento fabrikamız ,asfalt ve salyangoz fabrikamızla, tezek,lastik ve kömür dumanlarımız,baz istasyonumuz ,ozon deliğimiz ve gittikçe artan ahlak kirliliğimizle perişan bir haldeyiz. Birde buna yukarıdaki saydıklarımızı ekler ve alt alta toplarsak yekunumuzun kocaman bir “milli felaket” olduğu üzüntüyle ortaya çıkacaktır.
Bu ızdıraba yine devam edeceğiz.
Allâh (CC.) emanet olunuz…
Saygılarımızla…

 

 

 

 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
Teoman ŞAHİN
Teoman ŞAHİN Hayat Hikayesi
AŞURA GÜNÜ MÜ?  AŞURE  ÇORBASI MI?
64. sayıdan devam
Meşhur filozof ve tarihçi Ebu Reyhan Beyruni “El-Asar-ül Bakiye” isimli kitabında şöyle yazıyor: “Ümeyyeoğulları (Hz. Hüseyn’i öldürdükten sonra) Aşura günlerinde yeni elbiseler giyiyor, süsleniyor, sürmeleniyor ve bayram yapıyorlardı. Bu günde ziyafetler verip güzel yemekler ve tatlılar yapıp dağıtıyorlardı. Bu onların saltanatları boyunca devam edip bir gelenek haline dönüştü ve böylece onlardan sonra da Ehl-i Sünnet içerisinde devam etti… Ama Şiiler bu günde Hz. Hüseyn’in şehadeti münasebetiyle ağıtlar yakıp ağlıyorlar…”(14)
Meşhur Sünni tarihçi Makrizi “El-Hutat” isimli eserinde şöyle yazıyor: “Mısırdaki Ali taraftarları (Fatımiler), Aşura günlerini yas ve hüzün günü olarak bilip o günde pazarları tatil ediyorlardı. Onların devleti yıkılıp yerine Eyyübi sultanları iş başına geldiklerinde, onların tam aksine Aşura günlerini sevinç ve neşe gününe dönüştürerek, bu günde aile ve dostlarına ziyafetler vermeğe, hamama gitmeğe ve süslenmeğe başladılar. Bu vesileyle esasında Şamlıların Haccac-ı Zalim zamanından itibaren başlayan adetlerini, Şia’ya inat devam ettirmeği amaçladılar…
Sonra şöyle devam ediyor Makrizi: “Biz kendimiz bizzat Eyyubilerin, Aşura günlerinde yaptıkları sevinç gösterilerinin kalıntılarını gözlerimizle gördük.”(15)
Günümüzde sıkça rastlanan ve ölünün ‘Helvasını yapma’ya da  başsağlığına giderken ‘Toz veya kesme şeker götürme’gibi geleneklerin kökeninde de bu cahili dönemin izleri vardır.
Yani hem akıl ve hem de tarihi rivayetler şunu kanıtlıyor ki:Aşure çorbası yada tatlısı denilen olay cinayetlerini örtbas etmek isteyen ve de o günü kurtuluş günü ! İlan etmek isteyen Ümeyye oğullarının uydurmasıdır.
Şimdi biz Müslümanlara ve özelliklede Müslüman  aydınlarına düşen görevde tüm MKüslümanlara bu gerçeği aktarmak ve hakkın açıkça ortaya çıkmasını sağlamak olmalıdır.
Unutmayalım ki hakkın açığa çıkması konusunda sessiz kalırsak bu masallar kuşaktan kuşağa geçecek ve Allah korusun mahşerde bizde bu yalanın sorumlularından birisi olarak hesap vereceğiz.
Bundan sonraki ilk muharrem ayında ve özelliklede 10.günde yani Aşura gününde halkımızı her türlü yolla bu konuda  uyarmak ve  Aşura gününde o musibet gününü matem yapılan yerlerde anmak bizim öncelikli görevimiz olmalıdır.
Yine bazı cahil kişilerin bu konuda ağlamayı,yas yada matemi islami görmediklerini üzüntüyle okuyoruz.Bu nedenle Yine Ehli sünnet kaynaklarındaki nakillerden birkaçını yazma gereği duyuyorum:
Hz.Muhammed buyuruyor ki:’Allah-u Teala cenneti,benim Ehli beytime zulüm ve ihanet edenlere,sövenlere,onlarla savaşanlara ve itretimi inciterek bana eziyette bulunanlara haram kılmıştır.
‘Resulullah bir gün kızının evinin önünden geçerken Hüseyin’in ağladığını duydu ve  Fatıma’ya ‘Bilmez misin ki Hüseyin’in ağlayışı beni incitir,diye buyurdu.
Yine Esma bint-i Ümeys şçyle naklediyor:
‘Hz.Hüseyin dünyaya geldiğinde Resulullah yanıma gelerek’Ey Esma,çocuğumu bana getir diye buyurdu.Ben Hüseyini beyaz bir kundağa sararak Resulullah’a verdim.Resul-i Ekrem(S.A.V.)sağ kulağına ezan,sol kulağına ikamet okuduktan sonra,Hüseyini bana verdi ve AĞLAMAYA başladı.Esma diyor ki:Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü ağlamanızın sebebi nedir? Diye sorduğumda,Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber ‘BU ÇOCUĞUMA AĞLIYORUM. Diye cevap verdi.Bu çocuk dünyaya yeni geldi diyen Esma’ya Hz.Peygamber: EY ESMA ,BU YAVRUMU ZALİM VE AZGIN BİR GRUP ÖLDÜRECEKTİR.ALLAH-U TEALA BENİM ŞEFAATİMİ ONLARA NASİP ETMESİN.DİYE CEVAP VERDİ.Ey Esma bunu kızım Fatımaya söyleme,yeni doğum yaptı,henüz hazır değildir’buyurdu.
Yine Ehli Beyt imamlarından nakledilen bazı hadisleri aktarırsak;
İmam Zeynel Abidin diyor:’Düşmanlarımız tarafından  bizlere edilen zulüm ve eziyetlerden dolayı yanaklarına akacak şekilde ağlayan mümini Allah cennetteki doğruluk makamına yerleştirir.’
İmam Sadık(A.S.):’Bize yapılan zulme üzülen,mahsun olan kimsenin nefesi tesbih,üzüntüsü ibadettir,bizim için ağlayan her göz,Kevser havuzuna bakmakla nimetlenir ve susuzluğu giderilir .’
İmam Rıza(A.S.)’Kimin yanında musibetimiz anlatılır ve ağlar,diğerlerinide ağlatırsa bütün gözlerin ağlayacağı günde onun gözü ağlamaz.’
Yine tüm kaynaklarda Resulü Ekrem’in torunu Hüseyni her seferinde özellikle boğazından öptüğü ve onun musibetini aktardığı yazılıdır.Uzatmamak için yüzlerce kaynağı yazmıyorum hatta sırf bu konuları ört bas etmek için ‘Kimsenin gaybı bilemeyeceğini,buna  Resulü Ekrem’inde dahil olduğunu’’dahi söyleyebilen kaynaklara değinmiyorum,ve tüm müslümanlara  mutmain bir kalp ile aklı selim diliyorum.  
Saygılarımla
Bitti !
            
Kaynakları yeniden numarala
[15]- El-Hutat (Makrizi), C.1, S.490.

 

 
 

 07

 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
ÇORUMLU DERGİSİ  SAYI:1
            15 Nisan 1938’de çıkan ilk sayı sorumlu Müdür Bedri BİLGİNER’İN “Çorumluyu Neden Çıkartıyoruz” başlıklı yazısıyla başlar. Bir sonraki sayfada verilen çalışma programından yola çıkarak özetle şöyle denir: “...Bu konular çerçevesinde toplanan ve toplanacak belgeler, fotoğraflarıyla beraber aşağıda yazılan programa göre,büyüklerimizin ve bilim adamlarımızın yardımlarına güvenerek yayım ve saptanmasına çalışacağız...” Bundan sonra çalışma programı sunulur.
           
Abidin VAROL’sa  “Halkevleri’nin Kuruluşundaki Maksat ve Gaye ” başlıklı yazısında: “..Halkevleri vatandaşların bin bir derdine deva olacaktır,bin bir hastalığını iyileştirecektir. Hükümetin elinin ulaşamadığı derlere, yaralara el koyacak, onları tedavi edecek; o yaraların, o dertlerin bir daha meydana gelmemesi için önlemler alacaktır...” diye yazar.
“16. Asırda Çorum’un Askeri ve İdari Vaziyeti Hakkında Bazı Malumat” yazısı Nazmi TOMBUŞ’UN. İlginç bir araştırma ürünü olan yazı Evliya Çelebi’den alıntılar yaparak okura sunulur. Kısaca özetliyoruz: Çorum kenti 16.yüzyılın ikinci yarısında ve 17.yüzyıl başlarında eşkıyalık olayları nedeniyle zor dönemler yaşamıştır. “..Bu olaylar sırasında halktan alınan yüksek vergiler nedeniyle kentin ekonomik durumu da iyice bozulmuştu. Sözgelimi: Karayazı Çorum Sancak Bey’i olmak için Şeyhülislama verdiği 30.000 altın rüşveti Çorum halkından birkaç kat fazlası ile almıştır. Yönetimsel yapıdaki bu karışıklık kentte sık sık yönetici değişmesine neden oluyor, halk bundan çok zarar görüyordu...”
 
Neşet KÖSEOĞLU ise: “Osmancıklı Mehmet Paşanın İki Vakfiyesi” ve “Çorum Havalisi Mamali Aşireti ve Ömer Osman Paşalar” adlı iki araştırma yazısıyla yer alır.
 
            Onu izleyen yazı; “Acemşah İddiasında Olan Şah Abbasi Namındaki Şakinin Mamalioğlu Ömer Bey’e Gönderdiği Mektup” suretidir.
 
            “Çorum’un Halay Oyunu ve Arzı Türküsü” yazısı Sadi LEBLEBİCİ’nin. Aynı zamanda her iki türküyü de notalamış Sadi LEBLEBİCİ  Çorum Halayı türküsünden bir bölüm alıyoruz.
 
Name yazdım sokuya
Gelen giden okuya
Kızlar şaraba düşmüş
Gelinler ırakıya
 
Karşıda Kürt evleri
Yayılır develeri
Oturmuş inek sağar
Terliyor memeleri
 
Hey nazından nazından
Sürmesi gitmez gözünden
Yaylada Türkmen kızından
Dönüver meydan senindir.
 
Yazısını şöyle sonlar Sadi LEBLEBİCİ: “...Arzı türküsünün melodisinde Çorum’un zengin şirin tabiatı, fedakar yurttaşlarımızın ruhundan uyanan, bağrından kopan coşkun duygu ve sezinişlerinin kaynakları görülür...”
 
            Uzun yıllar Çorum Halk Kütüphanesi’nde çalışmış olan Arap harfli kitap uzmanı, dil ve folklor araştırmacısı Eşref ERTEKİN de, Çorum manileri, atasözleri. cönklerden derlediği destanlar, türküler ve deyişleriyle hemen hemen her sayıda yer alır. Bu ilk sayıya aldığı manilerden ikisi şöyle:
 
Entarisi aklı yar
Sırrı bende saklı yar
And iç inandır beni
Benden başka yok mu yar.
 
Entarisin düreyim
Aç koynunu gireyim
Uyu uyan sar beni
Yar olduğun bileyim
 
Çorum haberlerinin verildiği bölümde; üç yeni ilkokulun (Sungurlu, Mecitözü ve İskilip’te) yapımına başlandığını; bunu için 80.000 TL. Harcanacağı bildirilir.
 
            Fakir çocuklardan 94’üne öğle yemeği, 296 çocuğa da elbise,ayakkabı,çamaşır yardımı yapıldığı ve bu tür yardımların süreceği duyurulur.
            Diğer bir haberse Yatı Okulları üzerinedir.
            Haber şöyle: “..Çorum ilinde işlemekte olan üç yatılı okuluna ilaveten Mecitözü kazasının Çıkrık köyünde *23 köyün ortasında bir yatı okulu açılmıştır.Bu okula daha ilk hamlede 75 çocuk yatılı olarak kaydedilmiştir.Okulun açılması ve erzaklarının tedariki işlerinde çok yakından ilgilenen Sayın İlbayımız (Vali) Süreyya YURDAKUL’A ve Mecitözü Kay-makamı Bay Kazım’a teşekkür eder ve çocukların erzakını seve seve veren 23 köydeki yurt ortaklarımızı da kutlarız...”
            Çorum yöresinde tarihi eserlerin fotoğraflarının ardından,”Müverrih Ali’ye” ait birkaç tane ferman ve tutanağı ile, ”Mehmet Paşa Namı İle Maruf Hoca Mehmet Paşa’ nın Hicri 842 Tarihli Arapça Vakfiyesinin 1933’te İstanbul Noteri Tarafından tasdik Edilen Suretiyle”,52 sayfalık ilk sayı sonlanır.
 
*Yazarın notu.(Bu yatı binası,1927 yılında Çıkrık köyünde açılan Bölge İlkokulu’na ek olarak yapılmıştır) M.G.
 
 
 
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 2
            Çorumlunun 15 Mayıs 1938 tarihli 2.sayısı Abidin VARAN’IN “İnkılâp Vazifeleri”, ”19 Mayıs ve 23 Nisan” yazılarıyla başlar. Bayram olan bu iki önemli günün ulusal coşkusunu o günlerden bu güne, günümüze taşır bu yazı.
Abidin VARAN,yazısının bir yerinde Atatürk için şöyle der:  “..Hiçbir şehinşah, hiçbir hükümdar Atamız kadar bahtiyar değildir. Çünkü imparatorların, kralların tahtları, sarayları vardır. Halbuki Atamızın sarayı vatan,tahtı milletin kalbidir...”
            Bu yazıyı, Neşat KÖSEOĞLU’NUN “Kul Mustafa ve Çorum Erliği” araştırma yazısı izler.Yazı şöyle başlar: “..Çorum bölgesi Yazıcıoğlu'nun, Ceritoğlu’nun, Abazalar'ın ve birçok kapısızların azgınlıklarına sahne olmuştur...” Bu belgelerden biri de (Çorum 'un erliğini ve kahramanlığı)nı gösteren “Kul Mustafa’nın kasidesidir.
            Çorum’u yağmalamak isteyen Kapusuz askerlerinden bir eşkıya topluluğuyla Çorumluların yaptığı cenge Kul Mustafa da katılır. ”Kaside-i Kapusuz” adlı destanıyla bu cengi dile getirir. Başlarında Genç Osman adlı bir şakinin 1700 adamıyla birlikte Erzurum’dan yola çıkarak önlerine gelen Sivas, Amasya, Merzifon gibi kentleri ve kasabalar yağmalayıp, soyarak Çorum’a nasıl geldiklerini, Osmanlı yönetiminin o dönemdeki güçsüzlüğünü, Çorumluların müsellimleri “kaymakam” Kurtoğlu Süleyman Ağa önderliğinde Çorumluların, eşkıyayı nasıl durdurduklarını, onları 18 gün süren bir cenkten sonra nasıl dağıttıklarını anlatır destanında.. 27 dörtlükten oluşan, belge niteliği kazanmış destanından üç dörtlük alıyoruz.
 
Genç Osman idi mel'unlar başı
Meydanda kaldı ol itin leşi
Herkes öğrendi gördü döğöşü
Otuz kırk kadarı kırıldı gitti,
     
Çorum'da on sekiz gün cenge durdular
Başlarına gelmedik günü gördüler
Kendilerde bildi ne vebal yediler
Başları sernügün oldu da gitti,
 
Kul Mustafam eder koptu tarraka
Adular askeri karıştı hake
Ünü erdi Horasan’a Irak’a
Çorum’un erliği söyledi gitti.
İkinci "Kasıde-i Kapusuz" destanı da Âşık Feyzulah'ın, o da Çorumludur o da aynı savaşa katılmıştır. 7 beşlikten oluşan Kaside-i Kapusuz’dan bir bölüm alıyoruz.
 
Kimler gördü böyle cengi urumda
Beylik arslan gibi durur yerinde
Koç yiğitler yetişmiştir Çorum'da 
 
Seddi lskender oldu Kurdoğlu
Gün bugünkü gün der Süleyman ağa.
 
Halit KOÇAK’IN "Çorum'da Nişan Adetleri" yazısı 59 yıl öncesinden günümüze folklorik esintiler getirir. Eski özelliğini yitirmiş olan o geleneklerin günümüze, Çorumlunun sayfalarındaki anıları kalmıştır. Yazıdan bir tekerleme alıntılıyoruz: “..Kızdır/Nazdır / Bin lira / Azdır Bir deve /götür Bindir/getir / Kız evi / Vezir evi Oğlan evi/ rezil evi...” 
 
Eşref ERTEKIN'İN derlediği manilerin sayısı 65'e ulaşır Dedelerimizin, ninelerimizin yeniyetmelik sevdalarının, heyecanlarını,coşkuların duyumsarız bu manilerde.
 
Ay doğsun düzde dursun
Kırkmalar yüzde dursun
Canım karar almıyor
Yar gelsin bizde dursun.
 
Elma dalda sararsın
Bir gün beni ararsın
Sarılalım yatalım
Ateşimiz kararsın.
 
Nazmi TOMBUŞ'UN yazdığı “Çiğdem Eğlencesi” Çorum’un geçmişte kalan çocuk eğlence oyunlarından birisi. Bu tür oyunlar artık köylerde bile yaşamıyor. Orta yaşı geçmişlerin anılarında ve Çorumlunun sararmış sayfalar arasında yaşamaktadır.
 
Nazmi TOMBUŞ Çiğdem eğlencesinde; çocukların kış sonrası, kırlardan topladıkları baharın muştucusu sarıçiğdemlerle bir karaçalıyı çiğdemleyip, hep bir ağızdan Çiğdem Türküsü’nü söyleyerek ev ev dolaşmalarını; topladıkları yağ, bulgur ve kıymadan oluşan, pişirttikleri yemeği hep birlikte neşe içinde yemelerini anlatır.
 
Çiğdem türküsü:
Çiğdem çiğdem çiçeği
Alaca bulaca saçağı
Dedem Allah köçeği
 
Dam üstünde boyunduruk
Dura dura yorulduk
Verenin fındık daşaklı oğlu olsun
Vermiyenin kara kedisi
Kıymadan, yağdan, bulgurdan...”
 
Çorum'un İklim Özellikleri”ni Halit KOÇAK yazar.
 
Derlediği 11 Atasözü ve deyimle birlikte, folklorun bu dalında çalışkanlığın sürdürür Eşref ERTEKİN. Birkaç örnek:
“Başının sağlığı, dünyanın varlığı"
“Aşk ağlatır, dert söyletir”
“Alıcı, umucudur”
“Alanla satan, güzelle yatan bilir”
“Karakeçiyi gören içi dolu yağ sanır”
“Adamakla mal tükenmez”
“Atın tepmezi,itin kapmazı olmazı”
“Adam hacı mı  olur varma ile Mekke'ye, Eşek derviş mi olur taş çekmeyle tekkeye.”
 
Ruhi TANYEL'NİN "Fidayda Türküsü ve Oyunu"ndan sonra Çorum'un tarihi eserlerinin fotoğrafları yayımlanır. Fidayda Türküsü'nün bir bölümünü alıyoruz:
 
Dama bulgur sererler
Çıkma boyun görürler
Saçların tel tel olmuş
Sırma diye örerler
 
Fidayda da fidayda fidayda
Pek hoşuma gidiyor bu gayda
Beş yüz lira yedirdim bir ayda
Tarla tapan koymadım ne fayda:
 
Bir aylık olaylardaysa: Kamyonlarla Kastamonu’ya eğitmen kursuna  gidenlerin ve o günlerin 23 Nisan kutlamaların resimleri yer alır.
 
Son bölümde belgeler ve vakfiye suretleri yayımlanır.
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 3
            15 Haziran 1938 tarihini taşıyan Çorumlunun 3 Sayısının ilk yazısı yine Abidin VARAN'IN. Adı  "inkılâp Vazifeleri”dir. Yazıdan bazı bölümleri alıyoruz: “..Hükümet bizi haraca bağlayan bir afet değil,bilakis bizi koruyan,çıkarlarımızı kollayan bir şefkat kaynağıdır ...” ,“..Memleketin her yanında yoğun bir çalışma ve ilerleme var...”, “..Bir vatandaşın canının değil,sağlığının tehlikeye girmesi bile hükümetin en titiz davrandığı ve üzerinde ısrarla uğraştığı meseledir...” ,“..Ulu Önder Atatürk ve O'nun çalışma arkadaşlarının bu en ufak gibi görünen meselede bile sarfettikleri mesaiyi düşündükçe,buna hayran kalmamak ve içten gelen minnet ve şükran duygularını saklamak küfranı nimet olur...”
 
Bunu Neşet KÖSEOĞLU’NUN; "Çorum'da Beyler Çelebi ve Muzaffer Paşa Camii Minberi" adlı yazısı izler.
 
H.Ş.KOÇAK'IN, bugün o eski özelliğini ve güzelliğini yitirmiş olan "Çorum'da Nişan Adetleri" yazısı geçen sayının süreğidir. Bu sayıda da bitmez.
 
"Çorum'da Cerit Aşireti" adlı araştırma yazısı Neşet KÖSEOĞLU'NUN: “..Anadolu'daki aşiretlerin birisi de Cerit Aşireti'dir, (H.1022)  Ceritle birlikte birçok aşiret rahat durmadıklar için Kıbrıs'a sürgün edilir. Bir süre sonra geri gelirler. Ülkedeki bazı eşkıyalar da Aşiretlerce korunurlar.* Ceritli başta olmak üzere birçok aşirete 1181'de ferman gönderilir...”  
Yazının sonunda "Cerit'in Göçü"nü  anlatan bir destan yer alır Destan şöyledir:
 
Ceritli Raka'dan sökün edince
Açılsın Rum'a yolu Cerit'in
Silsüpüroğlu Fettah Bey ölünce
Kırıldı kanadı kolu Cerit'in
 
Bir zamanlar Oymaağaçta kalalım
Toplansın aşiret sonun alalım
Konuşalım bir karara varalım
Esiyor Sarim’de yeli Cerit'ln
 
Yüz atlımız daim ileri gitsin
Sağına soluna çok dikkat etsin
Pılıçka vermeden menzile yetsin
Bozulmadan gitsin ili Cerit'in..."
 
Kös dağına çıkacağınız duyarlar
Her tarafta  pusuya atlı koyarlar
Yüz atlınız bin atlıya sayarlar
Dönerse silaha eli Cerit'in...”
 
Sineği pek çoktur Nezib’e varmayın
Pusu vardır Şarlağan’a girmeyin
Mürseloğlu kız isterse vermeyin
Koklatman kimseye gülü Cerit'in...”
 
Eşref ERTEKIN'IN mani sayısı bu sayıda 159'a ulaşır. İki tanesi şöyledir:  
 
Ak iğnenin boladı
Dülbendin kim doladı
Şu Çorum'un içinde
Gönlüm seni diledi...”
 
Akşam indi gün inmez
Duvar yüksek görünmez
Kurban olduğum güzel
Çıkıp bir yol görünmez..
           
“Onuncu Hicret Asrında Çorum” adlı araştırma yazısı 400-500 yıl öncesinin Çorum’una bir pencere açıyor Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU.
           
Çorumlu Dergisi adına İstanbul’da “Kuyudu Kadime” üzerine yaptığı tetkikleri Çorum’a Çorumluya gönderir DAĞLIOĞLU: Şöyle der yazısının başında:  “..İstanbul’da Başvekalet  Arşiv Dairesi'nde bulunan mühimme defterlerinde geçmiş zamanların bütün idari,sosyal,mali,adli hüküm ve muamelelerine rastlanır. Tarihimizi aydınlatmak bakımından bu defterleri incelemek çok faydalı ve güzel bir ilim işidir.
Bu şehrin,tarihte oynadığı rolü ancak o devre ait vesikalarla meydana koymak mümkündür. Mühimme defterlerindeki hükümler içinde çok mühim olan kayıtları imkan oldukça bu sütunlarda neşredeceğiz...'
 
Gerçekten de,bundan sonraki sayılarda da bu yazı dizilerini yılmadan, usanmadan sürdürür. DAĞLIOĞLU.
 
Neşet KÖSEOĞLU  "Yer Adları" yazısıyla birçok yer ve köy adların tarihsel bağlamda ele alır.
 
Çorum Haberlerinde,4 okul inşaatının başladığı haberini,Çorum'un tarihi yerlerinin fotoğrafları izler.
 
Son bölümde:"Canfedaoğlu Hakkında" başlığı altında, H,1004 tarihlerinde Çorum civarında zuhur eden ve köyleri basan,yol kesen,Sorkun'da mahkemeyi basıp Kadı Veliyiddin'i öldürmek suretiyle bu tarihlerde Çorum'un umumi asayişini ihlal eden Canfedaoğlu hakkında yapılan takibat ve mahkeme kararlarını gösteren siciller ve buna ait fermanların suretleri yayımlanır.
 
* Bu gün Çorum yöresinde de bir hayli  Ceritli vardır,Mrk.Oymaağaç bunlardan biridir.
 
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 4
 
            15 Temmuz 1938 tarihli Çorumlunun 4.sayısı Bedri BİLGİNER’İN “Çorum’da Sıhhat Teşkilatı” başlıklı yazısıyla başlar. Buna ek olarak da 1931-1937 yılları arasında sağlıksal yönden çok yönlü bilgiler içeren istatistiksel bilgiler yer alır.
 
“Muzaffer Paşa Camii Minberi” konusunda Süleyman KÖSTEKÇİOĞLU, önceki sayıda yer alan Neşet KÖSEOĞLU’nun aynı adlı yazısına, farklı yaklaşımlarla yeni  açıklamalar getirir.
 
Ş.H.KOÇAK’IN, "Çorum'da Eski Nişan Adetleri" adlı yazı dizisi bu sayıda sonlanır.
 
Eşref ERTEKİN,bu sayıya 81 mani yer alır. Geçmiş dönemlerde yaşanmış nice sevdanın acısını, sevincini, umudunu ve hüznünü taşır bu maniler. İşte birkaç örnek:
 
Bahçenizde gül var mı
Gül dibinde yol var mı
Bu gece size varsam
Döşeğinde yer var  mı.
 
Balıkta pul kalmadı
Denizde kum kalmadı
Gel sarılıp  yatalım
Şamdanda mum kalmadı.
 
Bugün ayın otuzu 
Başındadır fitozu
Dünyada yar sevmeyen
Ahrette yer topuzu.
 
Halil KOÇAK'IN geçen sayıdan süren yazısında,"Zirai Bakımdan Çorum'un İklim Özellikleri"ni irdeler bu sayıda:
 
"Serafettin Mukbil Bey ve Mescidi" ile "Bir Yazma Kur-an inceleme" yazısı Neşet KÖSEOĞLU'NUN Yazı şöyle başlar: “..Osmancık’ta bulunan Türk eserlerini tetkik ve tespit edenlerin,Şerafettin Mukbil’in yaptırdığı mescit kitabesiyle,Osmancık’ta Koyunbaba türbesine  vakfettiği Kur’an üzerinde durmamaları mümkün değildir .Osmancık tarihinin bir parçasını aydıntatmak noktasından çok mühim olan bu vesikayı aynen aşağıya alıyoruz. Osmancık’ta kendi adıyla anılan mahallede Mukbil Bey Camisi vardır.(855 H.) tarihinden beri birçok tamir ve tadilattan sonra şimdi harap bir haldedir...”, “..Çorum Müzesine getirilen kitabe başka kıymeti haiz bir eseri kalmamıştır... ", “..Bundan başka Osmancık’ta Koyunbaba türbesi’nde bulunan Çorum Kütüp-hanesi’ne getirilen Kuranın ‘Gaybi Bin Beyazıd’ adında bir hattat tarafından (837 H.) tarihinde yazıldığı ve ‘Şerefüddin-devletü veddin Zeynül-Hac vel-Harameyn  Hacı Muk-bil bin Abdullah ‘tarafından (871 H.) tarihinde vakfedildiği  Kur’anın kabında yazılı bulu-nan vakfiyesinden anlaşılıyor...”
 
Neşet KÖSEOĞLU,geçen sayıdan süren "Yer Adlan"yla ilgili araştırmasını bu sayıda da sürdürür.
 
Çorum Haberleri’nde: Çorum Halkevi'nin bir aylık çalışmasının dökümü verilir. Köy gezileriyle, köylerin sağlık, tarımsal ve toplumsal durumlar incelenir. Yüzlerce hasta muayene edilmiş, ilaçlar verilmiştir. Özellikle o yıllarda yaygın olan sıtmaya karşı kinin dağıtımı yapılır. Ayrıca Spor ve Gösteri kollarının çalışmaları büyük bir ilgi toplar. 'Tırtılar “piyesi günlerce sahnelenir.
 
Belgelerle Çorum Tarihinde Muzaffer Paşa Camisi tavan nakışı ve Ali Paşa Hamamı'nın fotoğrafları verilir.
 
Bunları izleyen bölümde, Canfedaoğlu Hakkında Ölüm Fermanı, Osmanlı Padişahlarından Sultan Mehmet'in askerleriyle Çorum tarafına geldiği duyulmakta, Canfeda denilen eşkıyanın idam edildiği zamana tesadüf etmekte, Padişahın Çorum tarafına gelmesinin Canfeda ile ilgili  zannedilerek ,Çorum ve köylerinin korkuları üzerine gelen emir sureti yayımlanır.

 

DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
BEKLENMEZ OLSUN
O benimle beraberken
Vatan Anavatandı.
Beraber yatarken koynunda,
Anadolu öz vatandı.
Ayırmaya kalktılar
Mesut ve bahtiyarı
Nifaklarla beslediler
Biz vatandaşları
Sen Ermenisin,sen Kürt
Sonra diyecekler
Sen Çerkezsin
Sende Pontuslu
Daha nice etnik gruplar
Daha nice ayrılıklar
Daha neler bulacaklar
Vatanımı bölmeye çalışacaklar.
 
Önce dediler sen Ermeni’sin
Bu topraklar senin.
Sen al,sen otur diye
Saldırttılar sırtlanları.
Kime saldırdı onlar,
Masum analara,babalara
Beşikte yatan kuzulara.
Hain pusularla delikanlılara.
Yaktılar,yıktılar hain sırtlanlar.
Anadolu’da taş üstünde taş,
İbadet hane üstünde ibadethane
Ot üstünde ot bırakmadılar.
 
Sessiz kaldı Anadolu önceleri,
Vatanın idare eden dedi yetti gayri.
Bir dışarıdan saldıranlar var idi
Bir de koynumdaki yılan oldu.
Bunları ne yapalım diye us yordular
Kurul kurdular,karar aldılar.
Zorunlu göç olsun diye alındı karar
Ferman çıktı büyük makamdan.
 
Belki onlar,sıkıntıya katlandılar
Belki de yolda büyük telef verdiler
Bunları kendi ırkdaşları istedi
Vatanda sakin durulurken onlar
Kendilerinden ne istediler.
Dolduruşa geldiler,
Rahatlık battı onlara,
Kudurdular ve kendileri için
Ne ektilerse onu biçtiler.
 
Sonra güzel ülkemiz rahatken
Bir müsubet daha doğdu içimizden
Önce bizimkiler önemsemedi,
Daha doğrusu önemsetilmedi
İçte bulunan yılan büyüdü durdu
Başımıza bir ejderha oldu.
Yine aynı oyunlar oynandı burada
Saldırttılar sırtlanları.
Kime saldırdı onlar,
Masum analara,babalara
Beşikte yatan kuzulara.
Hain pusularla delikanlılara.
Yaktılar,yıktılar hain sırtlanlar.
Anadolu’da taş üstünde taş,
Koymadılar akıllarınca
Askerime de kurdular Dâm
Oldular başa belâ bu ahkam
Asker,polis,halk ölürken
Karar çıktı yapılsın gereken
Bulduk,buluşturduk silahımızı
Çünkü kullanamadık kayıtlı olanı
Yedi düvel olmaz bu silahlar
Bizimle sizin düşmanınıza kullanacak
Sakın kullanma ha ! Karışmam,
Karşında beni bulursun dediler,
Bizde kendimize yeniden bulduk silah
Karşı koyduk dağlarda kurduk cidal
Gazimiz oldu,şehidimiz vardı
Köyleri koruyan korucularımız oldu
Hep birlikte koyduk karşı ejdere
Söndürdük ejderi,olduk tek pare
Duramadı elin yabanı yine
Bu ejderi korudu tekrar yine
Önceki adını değiştirdi onlar
Silahlı mücadeleye devam ettiler
 
Zaman geldi,bu kuduran
Vatan dışında da boş durmadılar
Önceleri elçileri katledip
Kendilerini masum saydırdılar
Yandaş olarak başka din mensupları
Anavatan’ı   parçalamak için,
Yine onları kullandılar.
Masum olduklarını söyleyerek
Arkalarını sıvazladılar,onları
Bizlerin üzerine sürdüler
Toprak istemleri yine gündemde
Bir de tazminat istemeleri
Ya bunlar ahmak,ya bizler
Bir ahmaklık var ama bilen var mı ?
Varsa şayet buyursun söylesin
Ben bulamadım,varsa buyursun.

 

 
 
 
 
  09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Sakin KARAKAŞ
Sakin KARAKAŞ Hayat Hikayesi
YAR GELİR 
Osmancık’ta mevsim bahara çıkar,
Gemici’den kara gözlü  yar gelir.
Mor dağlarım yüreğime göz kırpar.
Çiçek açar ,bağlarımda yaz gelir.
 
Kandiber’den bakıp Kızılırmağa;
Gör;  ufuklardan başlar kıvrılmağa.
Serpilmiş kent ayak uydurmuş çağa.
Köprüsünden bir edalı kız gelir.
 
Sevdası Aslı’dan,gülüşü Leyla.
Kaşlar hilal olmuş, yön veriyor Ay’la
Gözler bir  umut;bir umman bir  derya
Bu dizeler cemaline az gelir.
 
Burçlarında nöbet tutup, not alsam.
Sırılsıklam yağmuruyla ıslansam.
Yaylalarda gece yatıya kalsam.
Şu gönlüme aşkın vurur, söz gelir.
 
İlkbahar da Düztepe’ye çıkınca
Çiseleyip ince yağmur yağınca
Ebemkuşağına doğru bakınca
Ortasından al yanaklı yar gelir.
 
Sıradağlar dolanır etrafından.
Fındıcak’tan, İnegöl’den, Çal’ından.
Sevenlerin anlar ancak dilinden.
Yaz gelince Kamil köyden nar gelir
 
Zemheri de Taşkesen’den rüzgar eser.
Kısa olur biraz da çetin geçer.
Beyaz örtü ile olur şaheser.
Çaldağı’ndan ince ince kar gelir.
 
Dutludere’de bir kıpırtı başlar.
Beyazıt köprüsünde kesme taşlar.
İklime aşıktır orada kuşlar.
Aman aman nazar değer göz gelir.
 
Yaprağçi  yedim bir  güzel elinden
Adın düşmez ozanların dilinden.
Serin rüzgar esince Gökbel’inden.
İnal’dan kebab,Kargı’dan kiraz gelir..
 
Şöyle bir göz at; etrafı seyreyle.
Cevizlerin dibinde vakit eyle.
Çavuş üzümüne de selam söyle.
Bağlarında bülbül öter yaz gelir.
 
Belediye önünde koca çınar.
Yusufçuk kuşlar dallarına konar.
Ürperir,kanat çırpar, sevda sunar.
Aşkı bitmez alevlenir güz gelir.
 
Zahmetle yapılır “Irgat böreği”
Haşhaşlıdır Çam pınar’ın çöreği
Boş kalmıyor pidecinin küreği.
Bir tadınca damaklara haz gelir.
 
Yakamozlar pırıldayıp  göz kırpar.
Güvercinler köprüden kanat çırpar.
Gerdanına  bir altın  kolye takar.
Bu endama pençe vurmak zor gelir
 
 “Güneşin Kenti” de  adını sen koy.
Pirinçkale, Pirinçkent adına doy.
Ozanım; ektiğin büyüsün boy boy
Ayrı düşme yüreğine kor gelir.
 
Gemici’nin manzarası yeşilden
Ozanların şiirleri güzelden
Hazan vakti yollar süslü gazelden.
Yüreğime sevdan vurur haz gelir
 
Tekaltı, Aşağı Orman, Çengele.
Çeltiklerin kurusun savur hele.
Haydi tutun, kenetlenin el ele
Tek yürek ol. Tüm engeller vız gelir.
 
Baş pınar’dan,Çam pınar’dan, Konduk’tan
Çeyiz gibi dizelesen sandıktan
Karakaş’ım, O belde de doğduktan,
Çatlasınlar sivri sinek saz gelir.
Çatlasınlar davul zurna az gelir.
 

 

 
 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.