DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 6  SAYI 66    25-Ağustos-2004   

 
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
DOĞAL GAZIN TEHLİKELERİ
Doğal gaz bileşenler; metan (CH4) ve daha az oranda etan (C4H10) ve propan (C3H8) gibi hidrokarbonlardan meydana gelir. Ayrıca bileşiminde azot (N2), karbondioksit (CO2), hidrojensülfür (H2S) ile helyum (He) gazları da bulunabilir. Ancak H2S zararlı bir bileşen olduğundan, doğal gaz üretim noktasında bu bileşenden temizlenerek boru hattına pompalanır.
Doğal gaz; zehirsiz, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Solunduğu zaman öldürücü bir etkisi yoktur. Aşırı birikimlerde sadece oksijen azalmasından dolayı boğulma olayı meydana gelebilir.
Doğal gaz kaçaklarının fark edilebilmesi için sonradan doğal gaz dağıtım şirketlerince içine gazı tanıtan bir koku katılır.
Doğal gaz yoğunluk bakımından havadan hafif bir gazdır. Kapalı alanlarda gaz kaçağı olduğunda  bulunan mekanın üst tarafına toplanır yani;tavan seviyelerinde veya biraz aşağısındaki yükseklikte toplanır. Doğal gazın yükselme eğilimi havalandırma ve sızıntıların tahliyesi bakımından avantaj sağlar.
Doğal gaz yakan,ısınma cihazlarla zehirlenme olaylarından başlıcaları: bacanın tıkalı yada ve uygun olmaması,kullanılacak alana uygun olmayan cihazın kullanımı sonucu yanan gazdan çıkan atık gazlarının odaya dolmasıyla meydana gelmektedir. Bu nedenle kullanılacak yerlerde,yaptırılacak cihazlar ve bunların uyumlu baca tesisatları can emniyeti bakımından çok önem taşımaktadır.
%5-15 oranında hava ile doğal gaz karıştığında yanıcı ve patlayıcı özellik kazanır. Bu nedenle doğal gaz kullanılacak yerlerde sızıntılarına müsaade etmemeli, olabilecek herhangi bir sızıntıya karşı doğal gaz tesisatı ve kullanılan ısınma cihazlarının havalandırılması,kaçak tespit edildiğinde de elektrik düğmeler,cep telefonları,elektrikli aletlerin çalıştırılmamasına dikkat edilerek,çalıştırılması alinde ufak bir kıvılcım veya ateşle kaçak gazın kıvılcımla teması kesinlikle önlenmelidir.
Doğal gaz kullananların bu önerileri göz önüne almaları;kullanıcıların mal ve can ehemmiyeti bakımından önem arz eder.
Dikkatli olunması;sadece kendi konutunuzda değil,bütün doğalgaz geçiş yerlerinde ve kullanılan yerlerde bu kurallara dikkat edilmesi,gaz kaçağı olduğu zaman yetkililere bilgi verilmesi gerekir. 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 5
Çorumlunun 15 Ağustos 1938 tarihli sayısı,Abidin VARAN'IN . “İnkılâp Vazifelerj" başlıklı yazısıyla başlar  "Hicri 10.Asırda Çorum" adlı yazısında. H. Turhan DAĞLlOĞLU beş belge yayımlar, şöyle der yazısının başında: “..Bu hükümler mühimme defterinden alınmıştır. Bunların her birisi birer tarihi veya toplumsal gerçekleri anlatması yönünden önemlidir.
Bu hükümlerden birisini alıyoruz. “..Mecitözü Kadısına H.981 tarihinde gönderilen bir hükümdür. Mecitözü’nün o zamanlar Amasya Sancağı’na bağlı olduğunu mühime defterlerinden anlıyoruz...”
…O zamanın harp gemileri olan Kadırgalara kürekçi bulmak için Bazı katil, hırsız ve memlekette asayiş ve toplumsal düzeni bozan adamlardan istifade edildiği anlaşılmaktadır.
 
Nazmi TOMBUŞ "Çorumdaki Eski ocuk Oyunlarından " Top, Çelmeli, Elemsema, Emenli Top, Eşşek oyunların anlatır. Bu gün bu oyunları ne bilen, nede oynayan kalmıştır .
 
"Osmancık'ta Üç Kitabe" yazısıyla Neset KÖSEOĞLU Mehmet Paşa veya İmaret Camisi Kitabesi, Koyunbaba'nın Türbe Kitabesi ve Baltacı Mehmet Paşa'nın Çeşme Kitabesi'ni tanıtır.
 
Ziya GÜREL'se  “Deli Boran"ı deyişleriyle birlikte tanıtır okuyucusuna şöyle başlar:
“..Deli Boran,yada Boran Baba Çorum’un Sarimbey köyündendir.Bu köy bulunduğu vadideki köyler Kuyumcu Aşireti’ndendir. Deli Boran'ın H,1301 tarihine doğru göçtüğü (öldüğü) anlaşılmaktadır...”
 
Deli Boran'dan iki dörtlük alıyoruz.
 
İçtik ama aşk dolusu az geldi
Dosttan bize şaka ile naz geldi
Kumaş diye beklediği bez geldi
Hele bir fark eyle oralarını..."
 
Bu aşkın elimden sinem ezgindir
Ceset candan,can cesetten bezgindir
Deli Boran Haydar ile bozgundur
Kim düşüp bulacak aralarını..."         
 
“Çorum’un  iklimsel özelliklerinden sonra, Ruhi TANYEL'İN yazısı,"Çorum'un Halk Oyunlarından Hüzünlü Oyunu ve Türküsü.” Noktalandırılması Ruhi TANYEL’İN. Yedi beşlikten oluşan türkünün 3.bölümünü alıyoruz:
 
Göçünü de yavrum göçünü
Yaylada gördüm göçünü
Takıver zillerin üçünü
Gel yeter naz eylediğin yeter
Şimdi de horozlar hep öter.
 
“Haydi Cumbam” türküsünü notalayan Sadi LEBLEBİCİ’DİR. İlk bölümünün sözleri söyle:
 
Haydi bombam haydi
Gözlerin beni baydı
Elin nazlı yarine
Nasıl diyelim haydi
 
Karanfil suyu neyler
Güze kokuyu neyler
İki baş bir yastıkta
O göz uykuyu neyler.
 
“Çorumlu Maniler” bu sayıda da sürer. Eşref ERTEKİN’İN derlediği manilerin sayısı 298’e ulaşır. Birkaç örnek alıyoruz.
 
Parmağında mühür var
Etme bana kahır yar
Sensiz sular içersem
Olsun bana zehir yar.
 
Cici pabuç cız eder
Kız oğlana göz eder
Oğlan bir şey bilmiyor
Ne ederse kız eder.
 
Bağdat'a paşa gider
Memeler koşa gider
Mehle kızı alanın
Emeği boşa gider.
           
“Çorum Haberleri” bölümünde, Çorum Halkevi’nin bir aylık sosyal ve kültürel etkinliklerine yer verilir. Konferanslar verilmiş, spor çalışmaları yapılmış:'Bir adam Yaratmak' oyunu sahneleme çalışmalarıma başlanmıştır. Çorum'un Tarihi Belgelerinde yöresel kıyafetler ve Etnografya araştırma fotoğraflarına yer verilir.
 
Son bölümde,"Çöplübey Sülalesi" hakkında belgeler birkaç yüz yıl öncesine ışık tutar Ayrıca, mühime defterinden çıkartılmış H.10 yüzyıla ait 5 belge ilginç tarihi olayları anlatır
 
 
 
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 6
 
Çorumlunun 15 Eylül 1938 tarihli sayısında “Aklı Gözünde Olanlara” başlığı altında Abidin VARAN güncel konuları irdeler.
 
Neşet KÖSEOĞLU’NUN yazısının başlığı “Yurtta Araştırmalarda Kuşsar, Kuşsaray  ve Kuşören” Köseoğlu  Çorum yöresindeki kale, höyük,harabe ve Mağaraları anlatır
 
 "Onuncu Asır Hicride Çorum Hayatı" adlı yazıda H,Turan DAĞLIOĞLU beş belgeden yola çıkarak 1500 lü yıllardan ses getirir, Yazıdan kısa bir alıntı yapıyoruz: “..Onuncu asırda,bilhassa  III. Murat devrinde Sokullu Mehmet Paşa'nın istememesine rağmen açılan İran Seferi esnasında Şarki ve Orta Anadolu'da halk ve reaya hayli zulüm görmüş ve ezilmiştir. Bunun içindir ki hükümete karşı münferit eşkıyalık gibi olaylara onuncu asırın sonlarına doğru sık sık rastlanır...”
 
Neşet  KÖSEOĞLU, "Yine Kul Mustafa" başlıklı yazısının sonuna iki de deyiş ekler Kul Mustafa'dan:
 
Kul Mustafam eder cana der kastın
Çok ağlattı beni gözleri  mestim
İncitme sevdiğim severim dostum
İncitirsen güzel olmaya idin...”
 
Halit KOÇAK, "Ceyhuni ve Çırakları" yazısını alır bu sayıya. Ceyhuni'nin  ölümünden önce  söylediği bir münacatı alıyoruz buraya:
 
Yarab budur senden nazı niyazım
Beni böyle derdi gamda bırakma
Hakikate tebdil eyle mecazım
Ettiğim isyanı başıma kakma
           
Tutuldu damanım nefsi havaya
Geçti nazik ömrüm eyvah havaya
Varınca yüz kara ruzü cezaya
Silsili isyanım gerdane takma
 
Cürmüle kabul et  kalbi mahsunü
Na ümit bırakma kıyamet günü
Her vecihe kabul et Ceyhunu’nu
Habibin aşkına narınla yakma...”
           
“Çorum Adı Üzerine Araştırma” yazısı Süleyman KÖSTEKÇİOĞLU’NUN. “Folklor Derlemeleri” bölümünde “Halk Ağzından Atatürk! Bir Destan İki Ağıt” Aşık Mazhar’dan aldığı,”Kurtuluş Savaşı ve İnkılâp Destanı” 19 dörtlükten oluşan uzun bir destandır. İki dörtlüğünü alıyoruz:
 
Türklerin ihyası Hazreti Gazi
Kurtardı vatanı düşmanımızdan
Sinesin bu yolda eyledi feda
Biz dahi geçelim az canımızdan.
 
Arslan gibi Türkiye'min insanı
Çalışmakla kazanmıştır vatanı
Aç kurt gibi parçaladı düşmanı
Şecaat görmüşüz başkanımızdan...
 
Diğer destanlar, toplumsal acıları geçmişten günümüze, yüreklerimize taşırlar iki yaşında öldürülen bir çocuk için Alacalı Aşık HAYDAR'IN yazdığı ağıttan bir alıntı yapıyoruz:
 
Yavru ateşinden nasıl durayım
Atatürk’e telefonlar vurayım
Müjdesine beş yüz altın vereyim
Yitirdim yavruyu ben bulamadım..."
 
Askere gitmedi mektup yazayım
Ölmedi ki mezarını kazayım
Şu dağları koyuk  koyuk arayım
Yitirdim yavruyu ben bulamadım..."
 
İkinci ağıtta Çorum'un Kargın köyünde öldürülen gelin Nönü için yakılmıştır. Yazanı belli değildir On bir dörtlükten oluşan bu ağıtın iki dörtlüğünü alıyoruz:
 
Çorum’un üstünde bir bölük duman
Atlara taktılar bir torba saman
İncitme Nönü'yü yarası yaman
Eyvah güzel gelin ömrüne yazık..
 
Güzel gelin bebeğini bekliyor
Kanlı düşman kamasını biliyor
Aman bacım koyun gibi meliyor
Eyvah güzel gelin ömrüne yazık.
 
Eşref ERTEKIN'IN derlediği mani sayısı 354'e ulaşır. Tüm sevenlerin duygularını simgeleştiren bu manilerden iki tanesini alıyoruz:
 
Ekin ektim tarlaya
Fener gibi parlaya
Kız oğlanın koynunda
Burcu burcu terleye.
 
Çamdan sakız akıyor
Kız nişanlın bakıyor
Koynundaki memeler
Turunç olmuş kokuyor.
           
“Çorum Haberleri”nin ardından, son bölümde ise, Büyük Önderimiz Kemal ATATÜRK, Başbakan Celal BAYAR, CHP Genel Sekreteri  ve içişleri Bakanı YURDAKUL'UN resimleri yer alır.

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 7
 
Çorumlunun 29 Ekim 1938 tarihli 7. Sayısını Abidin VARAN’IN başyazısıyla başlar.”Cumhuriyetin 15. Yılında Çorum”un son beş yıllık kazanımlarını ve geldiği yeri anlatır.
 
"Dil Bayramı" yazısı Hikmet Turhan DAĞLlOĞLU'nunı Yazı şöyle başlar: “..26 Eylül,Türk dilinin istiklâle kavuştuğu gündür.1932 yılında Dolmabahçe Sarayında ilk Türk kurultayının toplandığı zamandan bugüne kadar tam altı yıl geçmiş bulunuyor Dilimizin bu kısa zaman içindeki gelişme ve güzelleşmesi karşısında duyduğumuz sevinç ve heyecan büyüktür...”, “..Dünya dilerine analık etmiş bir dilin büyük varlığını ancak ATATÜRK'ün dehası ortaya koydu,bu dilin yollarını aydınlattı, Türk dilinin tarihi hakları artık yabancı dillerin tasallutundan ebediyen kurtulmuştur . Türkçe nin Arapça,Farsça gibi iki yabancı dilin yardımlarıyla konuşulabileceğini  sananlar bu yeni ve büyük hakikat önünde derin ve tarihi hataya düşmüş olduklarını anlamışlardır...".
 
“Mülga Şer’iyye Mahkemeleri” inceleme yazısı H,F,TURGAL'IN.
 
H.Turhan DAĞLIOĞLU; ”Onuncu Asırda Çorum” yazısını bu sayıda da sürdürür. Bir belgeyi özet olarak alıyoruz: “..1578 tarihli bu belgede,Çorum'da büyük bir zelzele olduğunu,şehirde bir çok bina  arasında,Çorum’da Sancak Beyliği yapmış olan meşhur,Gülabi Bey'in inşa ettirdiği cami ile minaresinin harap olduğunu ve bunun tamiri için 7500 akça sarfı Lazım geldiğini bildirmektedir...” *
 
Halit KOÇAK'IN "Ceyhuni ve Çırakları" inceleme yazısı geçen sayının süreğidir. Bu sayıda da sonlanmaz, Ceyhuni'den bir dörtlük alıyoruz:
 
Tahammül gerektir adu taşına
Kan karıştı gözlerimin yaşına
Felek himmetini çalsın başına
Ceyhun bu fenadan göçtükten geri.
 
Ne zaman yaşadığı saptanamayan "Derviş Mehmet" adlı aşığı ve deyişlerini Ziya GÜREL alır bu sayıya. Çorum Alaca ilçesi İmat köyünden olan aşık Derviş Mehmet'in deyişlerinden bir dörtlük sunuyoruz:    
 
Gönüle bakarsan çok dala konar
Kendini bilmeden odlara yanar
Günahın var ise üstüne biner
Müşteri bulup ta satamam yoksa...”
 
Cevdet YAKUP “Başbuğ” şiirini, Abdulbaki ULUBAY DA “Cumhuriyet Şarkısı”nı yazar. Cumhuriyet şarkısının ilk beşliğini alıyoruz:
 
Doğduğun günde senin doğdu ilim, fen, sanat;
Doğduğun günde senin öldü cehalet, zulmet,
Doğduğun günde nihan oldu nazardan zillet;
Yaşa, binler yaşa ey sevgili Cumhuriyet.
Buldu sayende senin izzü saadet millet...”
 
Eşref ERTEKIN,"Çorumlu Kadifeoğlu" başlıklı yazısında bir ağıdı anlatır.
 
Çorum halk türkülerinden "Bir Güzelleme" ve “Ördek” .Notalayan ve derleyen Sadi LEBLEBlCİ. Bir bölümü şöyle Ördek türküsünün:
 
Aman ördek yeşil yeşil ördek
Hani senin eşin eşin ördek
Çift gittin de tek  mi geldin
Hani  senin eşin eşin  ördek.
 
“Yekbas Bağları”na ait bir destan.13 dörtlükten oluşan bu destandan bir dörtlük alıyoruz.
 
Yekbas güzelinin giydiği paça
Kesesin yokladım yoktur hiç akça
Her evin önünde bir bölük bahça
Ötüşür bülbüller Höke bağında.
 
Nazmi TOMBUŞ, "Çorum'da Aşar Vergisi" adlı yazısının bir yerinde şöyle der: “..Bu ağır vergi memleketin bütün üretim yeteneğini öldürmüş,en esaslı geçim kaynağını kurutmuş, halkı,özellikle vatanın,milletin en büyük dayanağı olan üreticileri aç,sefil ve perişan bırakmaştır...”
 
"Karahisar ve Temürlü'le Bir Gezi ve Toplanan Eski Paraların Tanıtımı"nı Neşet KÖSEOĞLU yapar, “Yer Adları” yazısı bu sayıda sonlanır.
 
Bunları izleyen bölümde, Çorum Halkevi çalışmalarının aylık dökümü verilir. Bunlar; kurslar, konferanslar ve dersler verilmesinin yanı sıra, yoksul hastaların muayenesi,yoksul öğrencilere yardım yapılması haberleridir.
 
Bunu Çorum çevresindeki ören yerleri ve höyüklere ait 23 resim izler Son bölüm yine ferman,vakfiye,mahkeme sicil ve tutanaklarına aittir.
 
*Bugün Çorum'daki büyük mahallelerden birisinin adı Gülabi bey Mahallesidir.
 
 
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 8
 
Çorumlunun 15 Kasım 1938 tarihli 8.sayısı,Türk Ulusu olarak en büyük kaybımızın (ATATÜRK’ÜN ölümünün) acısının salt  yüreklere değil,duygu ve düşünceler yoluyla sayfalara sindiği sayıdır.
 
Hikmet Turhan DAĞLlOĞLU'nun "Atam’a Ağıt"şiiri de aynı duygularla yazılmıştır. Beş beşlikten oluşan şiirin son beşiğini alıyoruz:
 
Bir dağa benzerdi yüksekti başı
Ağlıyor yurdumun toprağı taşı
Diner mi bu acı kanlı gözyaşı
Bir güneş söner mi atam
Gösterin tanrıyı sorup ta çatam...”
 
Yine Atatürk'ün ölümü nedeniyle Abidin VAROL’UN yazısı "Kaybın Akisleri"dir. Şöyle der yazısının bir yerinde: “..Ebedi istirahatgâhında,bu fani hayata yumduktan sonra da  müsterih olabilirsin. Çünkü, arkanda bıraktığın 18 milyon çocuğun senin eserini,senin rejimini,senin cumhuriyetini yaşatacak ve yükseltecektir...".
 
Sabiha Zekeriya SERTEL'İN .TAN"dan alınma bir yazısı:"Atatürk'ün Ölüsünü Bekleyen Subaylar"dır. Yazıdan bir bölüm alıyoruz: “..Siz bir türbedar,bütün bir istiklâl tarihini,milli hakimiyeti cumhuriyeti,terakkinin en yüksek umdelerini yaratan,bir ölünün türbedarısınız. Bugün cansız yatan bu vücudun içinde daha dün bütün hızıyla, kudret ve kuvvetiyle yaşayan bir inkılâp ulusunun,baştanbaşa bir kahramanlık destanı olan bir ölünün türbedarısınız...”
 
Eşref ERTEKIN,derlediği 47 maniyi alır bu sayıya Üç örnek alıyoruz.
Eller fincana kurban
Kollar mercana kurban
Şu Çorum'un içinde
Ben de bir cana kurban...”
 
Fındık altın tek olur
Çift eylersem yük olur
Seversen kızları sev
Memeleri pek olur...”
 
Gökte yıldız süzülür
Kızlar yola düzülür
Kız oğlanı görünce
Göğüs bağı çözülür.
 
Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU’NUN 'Onuncu Asırda Çorum" yazısı dizisi bu sayıda sürer. Yazının son paragrafını alıyoruz: “..Onuncu asırda mali teşkilatın ana hatlarını gösteren  belgeler,aynı zamanda bize halkın haksız yere bazı angariyelere maruz kaldıklarını,açık seçik bir şekilde göstermektedir. Nitekim bu hal Osmanlı saltanatının devamı müddetince açıklıkla devam etmiş,halkın salgıcı adını verdiği tahsildarlarla,zaptiye ve jandarma köyleri ve halkı asırlarca kasıp kavurmuştur...”
 
Eşref ERTEKİN, Cönklerden bir derleme daha yapar."Kırşehirli Şair İlhami"yi tanıtır, 9 sayfa tutan üç destandan bir dörtlük almakla yetiniyoruz:
 
            Sultan Aziz döneminden ses veren İlhami,toplumsal yozlaşmadan,bozulmadan dertlenir.
 
Alimler ilmiyle etmez ameli
Demez hiç kimse hak söze beli
Nasihat eylesem derler bu deli
Puşt ile deyyusa itibar şimdi.
           
Çorum’a ait notlar bölümünde, Cevdet YAKUP’TAN edebi bir röportaj serisi olarak nitelenen “Çalkara Köyünde Soku Başı” yazısı yer alır. Gazeteci-yazar olan Cevdet YAKUP, Çorum Mecitözü doğumludur.(1910) Milliyet, Son Posta, İkdam, İnkılap, Samsun, Kurun, Tan, Cumhuriyet, Yeni Asır ve Ulus gazetelerinde yazar, Yurt Mektupları,Şehir ve Köy Röportajları yayınlar bu gazetelerde. Oldukça arı duru, işlek güzel bir dili vardır.
"Çalkara Köyünde Soku Başı" yazısı şöyle başlar: “..Kızılırmak'ı arkada bırakalı çok oldu. Kelkit'in yakınlarından geçiyoruz. Önümüzde yeşile çalan bir ova ve  başımızda mor kanatlı Herek dağları...”, “..Doruklarda,tutuşmuş bir gönül gibi yana yana  palazlanan çamlar...” ,“..Gün vura vura,yanmış yüzlerin,Doksan Üç Cenginden kalmış ihtiyarların ve yüzlerinde göz izi olan tazelerin büyüsüne tutuluyorum...” ,“..Buğdayı kaynatıyorlar Güneşte kurutup,içi oyuk taşın ortasına dolduruyorlar,halka halka halkalanıyorlar. Sonra dibeklere vura vura eziyorlar. Bu oyuk taşa soku diyorlar...”, “..Manaca harikulade güzeldi. Yerimde duramadım. Yavaş yavaş aralarına karıştım. Gözleri ateş böcekleri gibi ışıl ışıl, ürkek  ve titrek. Beli ki o şarkın, o eşleri kalmamış yosmalarından. Saf temiz memleket kızları. Sakarya’da, Dumlupınar’da gülle taşıyıp can verenlerin soyundan! Dibeklerin biri kalkıp, biri iniyor...” ,“..Neşeli kahkahalar uzaklarda akisleniyor ve maniler başlıyor...”
 
Bahçe pezik değil mi?
Yürek ezik değilmi ?
Ben sevdim eller aldı,
Bana yazık değilmi ?.
“..Ve çalkara dağlarından,Çalkara kızlarına ses veren,dalga dalga ,yanık yanık türküler,maniler ...”, “..Dulmuş da hissedilmiş sevdaların gönlünde düğümlenip kalmış tatlı saraları...”
 
Neşet KÖSEOĞLU Karahisar Temülü'de İlhamiler'e ait araştırmalar sonucu bulunan birkaç parayı tanıtır bu sayıda.
 
Alacalı Aşık Haydar’ın "Atatürk'e Ağıt"ından bir dörtlük alıyoruz:.
 
Dediler Atatürk çok ağır hasta
Dağlar inileşir işlemez posta
İstanbul Ankara hep kara yasta
Bizi kara yasta koydu da göçtü",.
           
Çorum Halkevi'nin bir aylık etkinliklerinde, kurslar,dersler:yoksul öğrencilere öğle yemeği verildiği haberleri yer alır, Son bölüm yine fermanlara vakıfnamelere,mahkeme tutanaklarına ait belgelerin suretlerine ayrılmıştır.

DEVAM EDECEK

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 

 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
GEL DE GÖRME GERÇEKLERİ GÖRMEK GÜZEL
            Çorum;Güzel şehrim. Burada yeni bir yapılanma oluyor. Yeni bir ısınma alternatifi sunuluyor. Doğal gaz.
            Gaz Dağıtım Şirketi;bilerek veya bilmeyerek bazı yanlışlıkları yapıyor. İnsan bunları görünce de  görmezlikten gelemiyor.
            Geçenlerde Doğalgaz Şirketinin gazetenin birinde bir reklamında konut ısınmasında bir örnekleme verilmiş. Gaz almakta yavaş davrananlara ,gaz vermek (!) için alenen yapılan bir işlem olarak gözüküyor. Bu ilanda örnek olarak gösterilen fatura deniz kenarında bulunan bir büyük ilimizin bir ilçesine ait. Bu örnekleme yanıltıcı ve bilgi dışı olarak adeta ben buradayım,bak da gül demiyor mu ? Bu şirketin yenirde olsam;Ankara içinde bir ilçenin hem de kotu bakımında en az 5 derece farkı olan Çankaya ilçesinden örnekleme verirdim. Çorum’un kış iklimine en uygun yer orası olabilirdi diyorum (!)
            ***
            Şehrimizin her tarafı köstebek yuvası haline geldi. Bu ilimiz için çok güzel bir gelişme. Yine gözüme takılan;kazı yapanların,”verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz” yazısı. İnsanın cevaben “bana mı sordun (!)” diyesi geliyor.
            ***
            Bu ayın beşinde İskilip,sanayi,Hıdırlık kavşağından geçerken,ana boruların  kaynak Gaz Şirketinin elemanları çalışıyorlardı,resimlerini çektim. Orada ya dozerde çalışan,ya da kamyon şoförleri oturuyorlardı,bana takıldılar:
            Amca bizi niye çekmedin ? Cevaben:
            Gençler sizi resmetseydim,firma sizi oturur vaziyette görünce mesainizden keserler diye çekmedim. Dedim.
            Demek ki;Devlet dairelerinde işi bir iki kişi yapar,diğerleri de onların yaptıkları ile maaş alırlar. Bu sistem sadece resmi dairelerde değil,özel sektörde de oluyormuş (!)
***
Bu ayın altısında Cumartesi Pazarının hemen önünde yapılan kazının kapatılmış hali ile duruyor. Arabamı park ederek bir doğalgazcı ile görüşmeye giriyordum,ayağımın yarısı bir çukurcuğa neredeyse girecekti. Baktım;gaz için kazılmış bir kanalın örtülmüş hali. Yalnız geçen yağmurdan önce yapılmış,gevşek yerden de giren su oradan akmış gitmiş. Girdiği yer bir insan ayağı şeklinde,içi ise oldukça geniş. Bir araba,ya da benim gibi şişman biri tam destekli bassa görün olacağı. Yine de Allah bu gibi görünen kazalardan bizi korusun.
            Gaz; Çorum için güzeli yapmak,güzeli bulmak hepimizin görevi.
            Çorum’a hizmet getiren Çorum Gaz şirketi en sonunda gaz için doru ve kesin kazı yapmayı öğrendi galiba.
            Gazi Caddesi’nde 14 Ağustos 2004 tarihinde yaptığı kazı çalışmasını fotoğrafladım.

             Bence gerçek boru döşenmesi bu olmalı. Kazı yapılan sokağın her iki tarafında bulunan binaların abone olup olmadıklarına bakılmaksızın hizmet kapılarına kadar götürülmelidir.

            Şimdiye kadar yapılan,ana dağıtım borularını döşeyerek,abone olan her ev için ayrı kazı yapılarak,devamlı sokakların köstebek yuvası gibi ayrı ayrı yerlerde kazılması hem bizler için çok zor,hem de diğer hizmetleri veren kurumlar için oldukça zor gözükmekte değil mi ?

            Evet beyler. Sokaklarımızı lütfer nizamı içinde kazın. Bizleri devamlı toz içinde bırakmayın. Bizler sizin yaptığınız işlere karşı değiliz fakat,sizin plansız çalışmalarınızın ceremesini de çekmeye mecbur değiliz. Her gün camlarımızı sildirmeye,kapılarımızı tozdan açmamaya,evimizi havalandırmaya kalktığımızda toz bulutlarının evimize dolmasına,arabası olanların arabalarının amortisörlerinin patlamasına,kaportalarının çukurlara girip çıkmasından dolayı yıpranmasına,lastiklerinin ömründen önce eskimesine ve her gün arabalarının bir parmak tozdan kurtulması için yıkattırılmasını önleyin.

            Her sokakta,bu eziyetlere bir haftalık süre ile yaşayalım. Ama her gün kazılması, o sokakta oturanların tamamının aboneliğinin bitmesinden sonra asfaltlanmasına karşıyız.

            İyi çalışmalar her zaman övgüye değerdir.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ
            Gürültü kirliliği hava kirliliğinden bin kat daha beter bir durum. Sayın yetkililer milletin çektiği yeter. Önce,” kanunlar niçin yapılır?”  sonra da, “tatbik edilmeyen kanunlar ne işe yarar?” diye düşünelim.
            Bizde kanunlar çıkartılır ama çıkan kanunların %50’sine kanunu çıkartanlar bile uymadığından, “dosyalansın belki bir gün, bir uygulayan olur” denip bir tarafa konur. Yürekler acısıdır ki, o kanunları uygulayanlar,  bu defa yine o kanunları çıkartanlar tarafından  cezalandırılır ve tayinleri hani cezalı il ve ilçeler vardır ya, oralara yapılır!
            Biz burada, Çorum halkı adına artık sağırları bile rahatsız eden Çorum’un gürültü kirliliğinden bahsedeceğiz ve yetkililerden halkımızın bu rahatsızlığına bir çare bulmasını isteyeceğiz.  
            Trafik polisimiz motosiklet üzerinden anons yapıyor, “2. sıra park eden arabaları lütfen kaldırınız.” Yani diyor ki; “1. sıradakiler durabilir!”  Buralarda park yasağı levhaları yok mu? Var! Bu ne demek? Kanun var ama uygulayan yok! O zaman halk diyor ki; “Hükümet nerede? DEVLET nerede?”
            Ben Belediye seçimlerinden önce iki defa yazdım. Hangi başkan adayı, “her yıl 2-3 tane katlı otopark yapacağım” diyorsa ona oy veriniz diye. Kaç tane otoparkın yapılmasını bırakın kaç tanesinin temeli atıldı? Sokaklar otopark olarak daha ne zamana kadar kullanılacak?
            Çorum trafiğine her gün 250 civarında araç çıkıyor sanıyorum. Ama yollar aynı, otoparklar aynı. Artık bu durum çekilmez oldu. 
                        Trafik ve Onun Yarattığı Gürültü Kirliliğiyle Birlikte Diğer Çarpıklıklar:
1-     Plakasız, eksozu özel olarak sökülmüş motosikletler.
2-     Yolda giderken araçların beşte birinde yapılan telefon görüşmeleri.
3-     Trafik lambalarının ayarsızlığından dolayı her lamba da “dur, kalk” yapmak.           Halbuki Samsunda, İzmir’de  10-15 km. gidiyorsunuz ama yine de kırmızı ışığa yakalanmıyorsunuz. ( Yolda kaç km. hızla gideceğiniz yazılı tabii.) Bunun Türkiye çapında ne kadar yakıt tasarrufu sağlayacağını bir düşünseler sayın Hükümet ve Belediye başkanlarımız.
4-     Trafik lambalarının 10-15 metre yakınına park eden arabalar.
5-     Yaya yolları sanki dükkanların sergi yerleri. Bunları seyreden, bakıp geçen görevliler.
6-     Standartlara uygun olmayan kasisler yüzünden her gün yüzlerce arabanın elden çıkan ön takımları. İşin aslına uygun yapılmadığından israf edilen yüzlerce, milyarlarca liralık milli servet . Hatta hastanelik olan insanlar.
7-     Belediye hudutları içinde bile yakılan anızlar. Yol boyundaki otları yakanlar ve bu yüzden yanan, kuruyan yüz binlerce fidan.    
8-     Keyfince, istediği gibi korna çalanlar. Hasta, ihtiyar, çocuk düşünmeden keyfince ambulansların sirenlerini kullanan ambulans şoförleri.  
Çiğnenen ve neden yapıldığını bir türlü anlayamadığımız yüzlerce, binlerce kanunlar.
                        KANUNLAR NEDEN YAPILIR?
                        DOSYA VE KANUN KİTAPLARINDA DURSUN DİYE Mİ KIYMETLİ YETKİLİLER?
            Yine de ümitliyiz. Bir gün bunları adil olarak uygulayacak genç neslin kuracağı hükümetler başımız da olacak diye.
Hoşçakalın. Sevgi ve saygılarımla.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Suhubi Ulvi CIRUL
Suhubi Ulvi CIRIL Hayat Hikayesi
İTFAİYE TEŞKİLATI YENİDEN DÜZENLENMELİDİR
            Ben;emekli itfaiyeciyim. Zor anlarda başkalarının canını kendi canına tercih eden bu kutsal mesleğe olan aşkım ölene keder devam edecektir.
            Görevde bulunduğum süre içerisinde asrın felaketinde çalıştım. İnsanlarımızın çektikleri sıkıntıları yürekten hisseden birisi olarak gördüklerimi ve düşündüklerimi yazdım ve yine düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
            Geçen asrın felaketi ve sonrası gelişen olaylar gerekse itfaiyede çalıştığım süre içerisindeki izinlerim süresinde ülkemizde bulunan itfaiye teşkilatının gezdim. Gördüğüm bu eksiklikler için itfaiye teşkilatı mutlak suretle yeniden yapılandırılmasının gerekli olduğunu savunuyorum.
            Ülkemiz 17 Ağustos 1999 da ki asrın felaketine hazırlıksız yakalanmıştı. Önlemler alındı,depremle ilgili hazırlıklar yapıldı,teşkilatlar güçlendirildi denildi ve yapıldı da. Ama 02 Şubat 2004  tarihinde Konya’da Zümrüt apartmanının çöküşü sonrasında yapılan aksaklıklar düşünmemiz gereken bir konudur. Elbette tüm kuruluşlar elinden geleni yapmıştır ama olabilecek afetlere karşı daha bilgili,süratli ve iyi organizeli önlemler alınmalıdır.
            1a) asrın felaketinden sonra Sivil Savunma teşkilatları araç,gereç ve personel yönünden güçlendirilirken,bu sevindirici bir durum olmasına rağmen herhangi bi kaza kurtarma ve afet oluşumunda ilk müdahaleler itfaiye tarafından yapılmakta,Sivil Savunmadan daha sonra yardım istenilmelidir.
            Bu şekilde bir çalışma ise anında veya kısa sürede müdahale edilmesi durumlarında gecikmeye sebep olmaktadır. Bu tür gecikmeleri özellikle trafik kazalarında,suda boğulmalarda,insan ve diğer canlıların arama,kurtarmalarında görmekteyiz.
            1b) Arama,kurtarma yapan ekipler bir arada çalışma durumunda olduklarında yetki ve bilgi karmaşası yaşanmakta,kurtarmalarda gecikmeler ve organizasyon bozuklukları yaşanmaktadır.
            1c) Orman ve arazi yangınlarında  da ilk müdahale özellikle de arazide oluşan ot,anız,bağ,bahçe yangınlarına itfaiye genelde yalnız olarak katılmakta,orman yangın araçları ancak ormanlık alanlara sıçradığında müdahale edilmektedir. Orman yangın riski az illerde bu güzide araçlardan yeteri kadar istifade edilememektedir. Halbuki; arazi şartlarına göre dizayn edilmiş bu arozözler tüm arazi  yangınlarında kullanılabilir.
            2a) Mademki herhangi bir afette ve kurtarma operasyonlarında ilk önce itfaiye çağrılmakta,doğrusuda budur. Öyle ise neden itfaiyeler araç,gereç yönünden modernize edilip güçlendirilmiyor ? Personel iyi bir eğitimden geçirilip tüm felaketlere karşı bilinçlendirilmiyor ?
            2b) Ayrıca araç,gereç ve kullanılan malzemelerde aynı standart ve uyumda malzeme kullanılmadığından il ve ilçeler arası yardıma gidildiğinde sıkıntı yaşanmaktadır.
            2c) İtfaiye personelinin bazısı işçi,bazısı memur statüsündedir. Bu ise ücret başta olmak üzere bazı konularda sıkıntıya sebep olmaktadır. Personelin kılık,kıyafeti ayrı il ve ilçelerin haricinde aynı ildeki personel içinde farklılıklar göstermektedir.
            2d) 110 nolu yangın ihbar telefonları görüşmeleri kayıtlı hale getirilmeli,görev harici kullananlar ve lüzumsuz meşgul edenler cezalandırılmalı. Bu şekilde yanlış ihbarın ve haberleşmeden kaynaklanan gecikmelerin önüne geçilir. 110 nolu yangın ihbar telefonu tüm Türkiyede aynı olduğundan bazen bir ilden arama yapıldığında başka bir il ve ilçe itfaiyesi telefonu çalmakta,bazen de hiçbir itfaiyeye ulaşılmamaktadır. Bu aksaklığın giderilerek ister cep,isterse sabit telefonlardan arandığında aranan yara en yakın itfaiye merkezi ile iletişimin sağlanması ve aranan yerinde hangi il veya ilçeye ait olduğunu arayan kişiye bildirilmesi
            2e) İtfaiye telsiz görüşmelerinin güçlendirilmesi ve telsiz sayısının arttırılması
            2f) Apartmanlar her geçen gün daha çok talkı olarak yapılmasına karşın bir tek il ve ilçede bu kadar yüksek binalara müdahale edecek otomatik merdivenli araç bulunmamaktadır. Bir çok ilde tam teşekküllü kaza,kurtarma aracı da bulunmamaktadır.
            2g) Suda boğulmalara karşı tüm itfaiyede 24 saat hazır bulunan ekipmanıyla birlikte dalgıç bulundurulması.
            2i) Aşırı yağışlar bazı mekanlarda kısa yükseklikte su baskınlarına sebep olmakta,eldeki mevcut olan motopomplarla tahliye daha yüksek seviyedeki suları alabilen kapasitedeki alıcılar yardımıyla olmaktadır. Bu motopomplara ilaveten,sıfır seviyeden su çekebilen jeneratörlü motopomplardan takviye edilmesi.
            2j)Konutlar artık betonarme yapıldıklarından konut ve küçük çaplı işyerlerinde meydana gelen yangınlar gene de küçük çaplı olmaktadır. Mevcut arozözlerde ki büyük hortum çaplı sistemlere ilaveten uzun mesafelere eksiz olarak açılabilen küçük çaplı hortum ve kendinden tetikli püskürtme olarak su verebilen sistemlerden konulması ve küçük çaplı tüm yangınlara bu sistemle müdahale edilip,aşırı suyun verdiği zararların önüne geçilmesi,hem bu şekilde daha az su ile daha kısa sürede söndürme gerçekleşmiş olur. 
            2k) Trafik sıkışıklığında ve dar sokaklarda yangınlara ulaşabilmek için küçük tonajlı manevra kabiliyeti yüksek,seri arozözlerden istifade edilmesi.
            2l) Patlama haricindeki hiçbir yangın ilk anda büyük değildir. Evlerde,iş yerlerinde,araçlarda çıkan yangınlara özellikle ve önemle belirtiyim uygun seçilmiş kontrol ve bakımları zamanında yapılmış,uygun yerlerde bulundurulan ve kullanışlı,ilgilileri tarafından iyi bilinen yangın söndürme tüpleri ile müdahale ile itfaiyeye telefon açılıp haber verilme sürecinde yangın söndürülebilir.
            Burada önemli olan,yangına ilk anda anında paniğe kapılmadan müdahaledir. Yine de itfaiyeye mutlaka haber verilmeli ama zararları da en kısa sürede önlemeyi bilirsek bu bizlerin lehinedir. Bu konu özellikle yangın söndürme tüpü üretici ve satıcı tarafından halkımız bilinçlendirip özendirilebilir.
            Belediyelerin birçoğu kısıtlı bütçe imkanlarıyla çalıştıklarından itfaiye hizmetlerine gereken maddi desteği vermedikleri için modern araç,gereçlerden alamamakta,alınan makine,araç ve teçhizatın tek elden alınmadığı için teşkilatlar arasında standart ve uyum sağlanamamakta,yeterli sayıda personel bulundurulamamakta. Böyle olunca da bazı küçük beldeler de 24 saat yeterli sayıda personel hizmeti verilememektedir.
            Belirttiğim bu olumsuzluklar iyice gözden geçirilerek daha da iyi düşünceler varsa onlarda görüşülüp,tartışılıp,sayabileceğim ve sayamadığım tüm eksiklikler tamamlanıp tüm afetlere daha güçlü ve bilgili bir şekilde müdahale edebilmek için benim görüşüm:
            İtfaiyelerin belediyelerden alınarak,İçişleri Bakanlığına bağlı olarak içerisinde Sivil Savunma Müdürlükleri ile ülkemizdeki tüm arama,kurtarma birlikleri ve orman yangın ekiplerinin bir arada bulunduğu büyük bir teşkilat haline getirilmesi.
            Bu teşkilatın jandarma teşkilatı gibi tüm il,ilçe,belde ve gerekli tüm yerlerde teşkilatlanarak yarı askeri bir teşkilat halinde bulunduğu bölgeyi çok iyi bilen yüksek düzeyde itfaiyecilik ve Sivil Savunma eğitimi almış,adına itfaiye subayı veya uzmanı diyebileceğimiz idarecinin komuta ve idaresinde bir teşkilat oluşturulması.
            Teşkilatın alt kadrosu ise,askerlik hizmetini yapacak gençlerimizin jandarma eri gibi askerliğini itfaiye eri olarak yaptırılacak sürekli ve genç bir kadro oluşturulmalı.
            Herhangi büyük afetlerde veya terhis olan bu gençlerimizin itfayeciliği bilen biri olarak bir anlamda gönüllü itfaiyeci olarak sivil hayatta karşılaştıkları yangın vb. gibi olaylara bilinçli bir toplumda kendiliğinden oluşmuş olur. Arlıca;olağanüstü durumlarda personel ihtiyacı olduğunda terhis olanlarda göreve çağrılarak eleman sıkıntısı da çekilmez.
            Bu şekilde kurulacak bir teşkilatla hem aynı veya birbirine benzer işler gören ekipler ve teşkilatlar birleştirilerek herhangi bir afette emir komuta,bilgi,beceri ve koordine karmaşası yaşanmayacak,kadro sıkıntısı çekilmeyecek,kadrolar askeri disiplinle çalışacağı için daha disiplinli olacaktır.
            Araç,gereç ve ekipmanlar direkt devlet bütçesinden karşılanacağı için daha üst düzeyde teşkilatlanma olacağı için yeterli sayıda modern,kaliteli ve standart bir şekilde karşılanacaktır.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 

 

 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
FETHİYE’DE LAZ HAKİM
            Fethiye’yi ve orada yaşamış yaşlıca hakimi,hakimin Karadenizli olduğunu bilmeyenler;benim yazacaklarımı kafadan yarattığımı ve hikayeciliğe başladığımı sanırlar. Herkes mesleğinde başarı için gayret sarf ederlerse isabetli olur ve başarı şansıda bulur. Hikaye yazmak edebiyat işidir. Bu kadar yaşı hekimliğe sarf edipte şimdi hikayeci olmaya kalkışılmaz. Yazacaklarım doğru ve yaşanmış olaylardır. Hakim de doğrudur,hakimin anlattıkları da doğrudur. Eğer hakimin anlattıklarını kendisi bir araya getirmişse işte o hikayecilik olabilir. Hakimin edebiyata olan aşinalığını bilmiyorum.
            Karadenizli olan ve “Laz” lakabı ile anılan hakimin adını unuttum. Bunları bir hata olarak kabul ederim. Olay sizleri ilgilendireceğini düşünerek sizlere nakletmek istiyorum. Zaten kimse Fethiye’de hakimi adı ile anmazdı. Hakim lakabı ile meşhur olmuştu.
            Hakim;orta boylu,kelli felli,beyaz saçlı,çabuk yürümeyi seven bir zat idi. Altmış yaşlarında vardı. Herkes gibi evlenmiş,çoluk çocuk sahibi olmuş,bunları yetiştirmiş,ev bark sahibi etmiş,kendisinin eşiyle yalnız kalıp da  tam huzura kavuşacağı,kendi kazancını kendisi için sarf edeceği zaman gelince,karısı ölmüş. İnancımıza göre Allah’tan gelene karşı gelinmez. Hakim de boynu bükük oturmuş. Ölüm sahası kendisinin karar vereceği saha değil. Kendisi zaten hukuk hakimi idi.
            Hakimin aklına,tanıdıkları;belki de kendi çocukları yeniden evlenmesi fikrini sokmuşlar. Yarı acılarını,yarı da isteklerin etkisinde kalan haki,yeniden evlenmeye karar vermiş. Evlenmişte. Bir insan ve hele yaşını başını almış bir hakimin evlenirken bunları göz önünde bulundurmaz mı ? Bizim  laz hakim sanki ilk defa evleniyormuş gibi hareket etmiş. Kendisine göre çok genç,boylu,poslu,herkesin güzel vasfını esirgemeyeceği bir kadınla evlenmiş. Evlenmişler ve acılarını unutarak mutlu da olmuşlar ki iki çocuk daha yapmışlar. Çocuklar sık sık hastalanırlar ve doktorları da benim. Fethiye’de o zaman çocuk mütehassısı yoktu. Ben oldukça işe yaradığımı hatırlarım.
            Hakim Yaşını,başını almış bir insandı. Bana öyle geliyor ki;dairede işini bitiren hakim,doğruca evine geliyordu. Eşini ve çocuklarını görüyor ve beklide ufak tefek mutfak işlerine de yardımcı olmak istiyordu. Hakimin şehir kulübünde pek görmezdik. Bazen tek başına kordonda veya Fethiye’nin tek caddesinde gezdiği görülürdü. 
            Genç eşi de elbette gençliğinin gereği,kabul günlerine gitmek için kocasının eve gelişini dört gözle beklerdi. Yazlığım bu nakli mazi fiilin şeklini, şuhudi mazi olarak düşünmelisiniz. Beni bunları ev içinde bilmiş ve görmüş olmam mümkün değil. Çocuklar hasta oldukça eve çağrılırdım veya hasta muayenehaneme getirilirdi. Benim kadeh arkadaşım değildi. Anlattık ya;hakim kimse ile içli,dışlı değildi. Ben;hakimin en çok gördüğü insanlardan birisi idim. Hasta olmadığı zaman da muayenehanemde çay içilir,ufak tefek çekiştirmeler de yapardık. Hasiyet ölçülerini ikimizde bilirdik.
            İşte bu muhterem hakim,bir akşamüzeri iki çocuğunu da hasta olarak muayenehaneme getirdi. İfadesine göre eşi,kabul gününe gitmiş ve o çıktıktan sonra iki çocuğun da aynı anda denilebilecek şekilde ateşi çıkmıştı. Altmışın üstünde yaşı olan bir insanın hem de günün yorgunluğunun üstünde olarak iki adet çocuğu kollarında taşımının ne olduğunu yaşamış olanlara bunları anlatmak zordur. Onun için,işin bu kısmını kısa keserek asıl soruna gelmek istiyorum. Bana geldiğinde;bu aklı selimi olan hakim,kendi kendisine küfrediyordu. Küfürlerini buraya yazmaya kalksam,benim aklımdan şüphe etmeye kalkarsınız. Kendi hakkımda şüphe uyandırma istemem. Şu kadarına işaret edeyim ki;hakim bir Laz’ın yapabileceği bütün küfür cinslerini bizzat kendisinden esirgemiyordu. Kan ter içinde kalmıştım. Kendisiyle meşgul olacağıma hekimliğin gerekenini yaptım, çocuklara iyi bir muayene tatbik ettim. Kitapta okuduklarımın hiç birisini ihmal etmedim. Çocuklar agin olmuşlardı. İkisinin de ilk tedavilerini yaptım. O zaman pencilin’i çok kullanıyorduk. Şimdi de inançlarım değişmedi.
            Çocuklar rahatlayıp muayene masasının üzerinde uyudular. Hakimde sinir buhranlarından kurtuldu. O zaman;benim sormuş olmama rağmen kendisine yaptığı küfre,küfürlü cevap teşkil edecek bir hikaye anlattı. Hikayenin aslı şu:
            “Üç  Türk ölmüşler. Üçü de gerekli olabilecek evrakı müsbiteyi üzerlerine alarak Ahrette Canab-ı Hakkın karşına gelmişler. Allah’ımız gereken soruları bu Türk ve Müslüman olanlara sormuş.
            Birincisi: Yaşını,dünyada bıraktıklarını söyledikten sonra evlendiğini,iki çocuk yetiştirdiğini,karısı ölünce bir daha evlenmediğini,Tanrıya ifade etmiş. Cenab-ı Hak da Cennete götürülmesini ve Hz. Peygamberimize komşu edilmesini söylemişler.
            İkincisi de;soranlara cevap vermiş ve evlenme imkanı bulamadığını açıklamış. Tanrı fazla ilgilenmeyerek, cehenneme götürülmesini emretmiş. Burası demokratların tabiri ile ‘Mahkeme-i Kübra’ dır. Dünyada olduğu gibi yalancı şahit de  peydahlanmaz.  Tanrı her şeyi bilir. Adam da itaat ederek Cehenneme yollanmış.
            Sıra üçüncüye gelince;adam gurur içinde birinci evliliğinden iki çocuk büyüttüğünü, karısı ölünce ikinci defa evlendiğini ve iki çocuğu da ondan olduğunu söyleyince: Allah’ımız bu kulu Cehennemin ikinci katına götürün emrini vermiş.
            Tanrı emrine karşı gelinmez. Yalancı şahidi el verse bile kullanamaz. Emre itaat edip giderken birden geri dönüp,ötekilere olanları tekrar ettikten sonra bu Tanrı kararının sebebini öğrenmek istediğini söylemiş. Cenab-ı Hak da azarlayacağına kuluna kırmadan izah etmeyi tercih ediyor:        
            Birinci kulum evliliğe ve çocuk yetiştirmeyi biliyor. Dünyada çektiği belli. Tanrı kullarına ikinci cezayı reva görmez. Onun için onu Cennete yolladım diyor. İkinci kulumun evlenmediğini ve hiç eza çekmediğini,çekmenin ne demek olduğunu öğrenmesi için Cehennem cezasına çarptırdım. Üçüncü kulum ise;birinci defa denediği halde ikinci defa evlenip yine çocuk yapma yoluna gitmiş. Bu kulumun dünyada ıslah olmadığını ve bu sebeple  Cehennemin ikinci katına koyduğunu açık seçik ifade ediyor.”
            Elbette ki Müslüman ölülerde cezalarını çekiyor.
            Hakim sükunet bulunca,bu hikayeyi anlattı ve kendisinin ikinci evlenmem düşüncesine benzeyip benzemediğini sordu. Doğru düşündüğünü söyleyecek halim yok ya.
            Aslında hakim yaşama bağlı bir insandı. Evliliğinde ikinci evliliğinde çocuklarının dahili olmuş olmasıydı. Eşenden,çocuklarından ve ev yaşantısından da mutlu görünümü vardı. Ancak;bir sıkıntı anında nasıl konuşulacağını iyi bilen bir şahsiyete sahipti. Bütün bunları evliliğinden ve eşinden şikayet etmek için söylemiş değildi. Bunun bir espri olarak alınacağını da idrak edecek durumu vardı. Her konuştuğu insana göre konuşmasını değiştirme ve ayarlama kültürüne de sahipti. 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
KÖY KALKINMAYINCA ÜLKE KALKINMAZ
            Yazımın başlığını nereden aldığımı açıklamak istiyorum:
İKİ HEMŞEHRİNİN KARŞILAŞMASI
            Çorum’un çok yakından tanıdığı değerli hemşerim  Sayın İsmet Çenesiz bir gün önceden haber vererek 30.06.2004 günün Ankara’daki iş yerime geldi. Yazılarından tanıdığım Sayın İsmet Çenesiz ile kucaklaşarak tanıştık. Söyleşiye başladık. Çeşitli konularda görüş alışverişi yaptık. Bu arada değerli hemşerim Sayın İsmet Çenesiz iki kitap armağan ettiler
            Yüreğimin Sesi Şiiler 208 Sayfa. Gül resimli cici bir kapak
            Hayallerimdeki Köy-Sefa Köy öykü 96 sayfa Kapak Bağ Evi
            Ben de kendilerine kitaplar verdim. Öykücülüğümle ilgili yazıları da ekledim.
            Hayalimdeki Köy Sefa Köy gerçeklere dayanan bir öyküdür. Her köyün kalkınabilmesine;köy ileri gelenleri (ağalar),köy muhtarları,köy öğretmenleri,köy imamı (Hoca sözcüğü üniversitede kullanıldığı için imam sözünü seçtim) dörtlüsünün yer aldığı,gerçek olaylarla aktarılıyor. Çok beğendiğim cümleyi alıyorum:
            “Köy Kalkınmayınca Ülke Kalkınmaz” Sayfa 41
            Şimdi sıra ile:
            Ağalar
            Muhtarlar
            Öğretmenler
            İmamlar konusunu  işlemek istiyorum. Ama bunu dünün,bu günün,geleceğin dörtlüsü olarak ele alacağım.
            A-DÜNÜN DÖRTLÜSÜ
            1-Ağalar: eskiden her köyde sözü özüne uygun,varlığı yerinde insanlar var idi. Köylü bunlara ağabey sözcüğünden alınan “ağa” sözcüğünü verirdi.
            Ağa;mal varlığıyla övünmez,eline,diline,hatta beline de sahip çıkar. Köylünün köydeki devlet dairelerindeki işlerini takip eder. Her konuda köyün,köylünün yararını düşünürdü.
            “Hayalimdeki köy-Sefa Köy” Öykü kitabında bunun en önemli örnekleri yer almaktadır.
            2-Muhtarlar: Eskiden her köy,devlet dairelerinde muhtarların adıyla anılırdı. Muhtarlar;köy sorunlarını çözerken tarafları dinler,onları barıştırırdı. Devlet dairesinde köyün sorunlarını izler sonuca ulaştırmaya çalışırdı.
            “Hayalimdeki köy-Sefa Köy” Öyküsünde muhtarın diğer üçlüyle nasıl iyi, olumlu örnekler verdiğini bulacaksınız.
            3-Öğretmenler: Eskiden her köy,köylerinde ilkokul açılması için ağasıyla,muhtarıyla,imamıyla canla başla çalışırdı. Köyde ilkokulun açılmasını gerçekleştirdi. Köylü dayı ben okuyamadım,oğlum,kızım okusun isterdi. Öğretmenler gelirler,köye yerleşirler köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretir,köylülerin okuması olması için okuma,yazma kursları açarlardı. Köylü öğretmenim derdi. Öğretmene inanırdı. Öğretmeni içtenlikle severdi,sayardı,saygıda kusur işlemezdi.
            “Hayalimdeki köy-Sefa Köy” Öyküsünde köy öğretmeni ne denli başarılı olduğunu göreceksiniz.
            4-İmamlar: eskiden köy imamı,köy için çok şey ifade ederdi. Köylü imamını sever,dini konularda bilmediklerini imamdan öğrenirdi. İmam da camide,toplantılarda köylünün safında olurdu. Bunun iyi örneğini verirdi.ağalarla,muhtarlarla,öğretmenlerle birlikte hareket ederdi. Bunun en iyi örneğini verirdi.
            “Hayalimdeki köy-Sefa Köy” Öyküsünde imamın ne denli köylünün yanında olduğunu göreceksiniz.
            B-BU GÜNÜN DÖRTLÜSÜ:
            1-Ağalar: Bir zamanlar ağalar köylerde çok söz sahibi idi. Şimdi köylü okur,yazar oldu. Gazetelerden TEVE (tivi) değil den çok şey öğrendi. Ağalardan daha çok şey biliyor,işlerini yürütüyorlar. Ağaları hatır için dinliyorlar.
            Ağaların yerini bazı köylerde,yüksek öğrenim görüp köye yerleşen kişiler doldurdu. Ama onlarında dönemi sona eriyor. Çünkü köylü,her şeyi kendi açısından değerlendiriyor. Yalnız ve yalnız kendisine inanıyor.
            2-Muhtarlar: Şimdiki muhtarları köylü,kendi görüşünde olanlara yer vererek seçiyor. Her konuda kendi yararını düşünüyor. Olmazsa karşı bile çıkabiliyor. Buna karşın,muhtarın yeri inkar edilemez. Köylü kendisini anlayan muhtarı arıyor. Bulduığu da oluyor. Bulmadığı da oluyor.
            3-Öğretmenler: İlköğretim okullarının sekiz yıla çıkmasıyla pek çok küçük köylerde okullar kapatıldı. Merkezi yerlerdeki ilköğretim okullarına taşımalı eğitim girdi. Öğretmenlerde köylerden kentlere taşındılar. Taşımalı öğretmen oldular. Öğretmenler yalnız okullarını bildiler,sınıflarını bildiler. Köylülerden uzak düştüler. Yalnız köylülerle çocukları için görüşmeye başladılar. Hatta öğretmenler aldıkları maaş kadar öğretmenlik yaptılar,yapıyorlar.
            4-İmamlar: İmamlar,camilerdeki görevlerini yapıyorlar. Köylülerden dini bilgi almak isteyenlere yardım ediyorlar. Hatta tatillerini kullananlar oluyor. Vakit namazlarını,bu işten anlayan köylüler yürütüyorlar. Camilerin temizliğinde de aksamalar oluyor.
            İmamlar da köyde oturmamaya başladılar. Bu köylünün hoşuna gitmiyor.
            C:GELECEĞİN DÖRTLÜSÜ:
1-Ağalar: Köylerdeki ağaların,söz sahibi olmaları yerini Kalkınma Vakıfları doldurabilir. Çünkü vakıflarda kişiler yoktur. İlkeler ve amaçlar vardır. Vakıflar iyi yönetilebilirse,köyler için çok yararlı olabilirler.
2-Muhtarlar: Köylerdeki muhtarlar yüksek öğrenim görmüş olmaları düşünülmelidir. Yalnız seçilen kişi,köylünün safına inebilmeli,köyün yararında birlikteliği sağlamayı bilmelidir. Hatta muhtarların vakıf toplantılarına dinleyici olmasında yarar vardır.
3-Öğretmenler: Köylerimizdeki öğretmenlerin neredeyse çoğunluğu üniversite mezunudur. Öğretmenleri iyi bir maaşla köylerde oturmak şartıyla lojman kirasız verilmelidir. Öğretmenler arasında seçilen bir kişinin vakıf toplantılarına katılması sağlanmalıdır. Dahası da var. Köy öğretmenlerine sözleşmeli öğretmen alınmalı,her yıl sözleşmeleri yenilenmelidir.
4- İmamlar: Köy imamlarının eski saygı değerliliği kazandırılmalı,imam olanağı getirilmeli,vakıf toplantılarında imamlarında bulunması sağlanmalıdır. Köy imamı,bilgisiyle ön saflara geçirilmesidir.
            Bu yazıda,dünü,bu günü,geleceği düşünerek dörtlü için görüşle sergiledik. Diyelim bu gibi öneriler öne geçsin.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
PES DOĞRUSU
            Durmadan yazıyorum. Yayın hayatında  iki yazım imla kılavuzu  var:
            1- Eski  T.D.Kurumunun yeni T. Dil Derneğinin Yazım Kılavuzu
            2- Yeni T.D.Kurumunun İmla kılavuzu
            İsteyen,istediğinden yararlanıyor. Onu kullanıyor. Birliktelik bozuluyor.. Türkçe’miz boyunduruktan kurtulsun derken,bir değil iki boyundurukla karşılaşıyor.
            Bu da yetmiyormuş gibi birde blok sistem boy veriyor. Nerede ise tüm sınav kazanma kitapları blok sistem kullanıyor. Dahası var. Beğendiğiniz gazete ve dergilerin bazısı da blok sistemine yer veriyor. Türkçe’mizde var olan satır başı kavramın da canına okunuyor. İş bununla da bitmiyor. Bir yeni blok sistem daha türedi. Satırbaşı yok ediliyor. Blok sistem sağda (bize göre) boy veriyor. Satırbaşını kaldıran iki blok sistem daha da yaygınlaşırsa diye endişe duyanlara ben de katılıyorum.
            Milli Eğitim Bakanlığı,Yazım (İmla ) Kılavuzu işini çözümlemeli,Türkçe’miz perişan edilmemeli !...
            Tek yazım kılavuzu’nu getirebilenlere şimdiden teşekkürler.

 

 

 

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Paşa ÇETEN
Paşa ÇETEN Hayat Hikayesi
ŞEHİR
Tıpkı bir yılan gibi kabuk atıyor
Şehir
Ölümü perdeleyen
Hayatı zorlayan şehire iyi bak
Zulüm ve küfür yükseliyor
Dudaklarımın arasına harcını koyuyor Şehir
 
Dağlara çeken
Göğe çağıran ruha bir bak
Adalet ve nurun yurdundan savrulmuş
İnsanı hangi şehir sarmalar ki
İsyanın her adımını izliyor
Şehir
 
Yine bir eksikliği çoğaltıyor
Su alıyor benliğim
Şehir azgın bir deniz

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Şükrü GÜLTEPE
Şükrü GÜLTEPE Hayat Hikayesi
BAHARIN GELİŞİ
Bahar gelip sarı çiğdem açınca
Kelebekler dallarından uçunca
Çiftçilerde tohumunu saçınca
Ne güzeldir,ilkbaharın gelişi
 
 
Derelerden sular çağlayıp akar
Güneşin sıcaklığı insanı yakar
Menekşe kokulu bağların kokar
Ne  güzeldir ilkbaharın gelişi.
 
Çoban kavalını dertli çalıyor
Koyun kuzusundan ayrı kalıyor
Dostluk muhabbetle sevgi oluyor
Ne güzeldir ilkbaharın gelişi
 
Kul RIZA’sın ahvalini görelim
Sazla,sözle muhabbetler kuralım
Kamera çekimleri sunalım
Ne güzeldir ilkbaharın gelişi
 
Gültepe güllerin baharda açar
Gönül bir sevdadır gelinde geçer
Umut hayallerin başımdan bir bir uçar
Ne güzeldir ilkbaharın gelişi
31 05 2004

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.