DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 6 SAYI 67    25 Eylül 2004

Mahmut Selim GÜRSEL GÖREMEDİKLERİMİZ
İsmet ÇENESİZ NEDEN GÖREV DEVAMLI YAPILMIYOR?
Atilla ALPAY ASMALI  ÇORUM  EVLERİ
Mesut ARTAR KAÇIŞ
Raşit YÜCEL GENÇ YAKLAŞIM
Ali EMİROĞLU YETER BE !
Salim SAVCI  BU KEZ BU ATILIMI BAŞARALIM
Muzaffer GÜNDOĞAR ÇORUMLU DERGİSİ 9-10,11, VE 12 SAYILARI
Paşa ÇETEN YALNIZ KALAN GÜNEŞ
Yaşar KILIÇ BEN DENİZİM !

 

 

 

 
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
GÖREMEDİKLERİMİZ
            Yeni bir dünya düzenine geçişin  programları yapılmaya başlandığını hepimiz hissetmekteyiz. Bu programların insanlığa faydası mı yoksa zararı mı olacak ileride yaşayanlar görecekler.
            Bu düzen içersinde Ülkemizin pozisyonunun ne olacağı daha belli değil. Avrupa Topluluğu bu yıl sonunda bizi alıp bünyesine almak için ön görüşme yapmamız için yaptırımlarını bu güne kadar sıralayarak bekletti. Bizden istediklerini kuzu kuzu yaptık. Beklide onlar demeden bu düzenleri biz kendimiz sağlamamız gerekliydi. Yinede bu düzenlemeler ülke yararına gözükmekte. Nüfus problemimizi ise halen ayarlayamadık. Dünya ülkeleri kendi nüfusu ayarlama imkanını insanları ile bulmakta,bizde ise bilinçsiz bir şekilde bazı kesimlerin uyduğu,bazı kesimlerin ise inadına çocuk yapmakta adeta dışarıdan direktif almışçasına çoğaldığını görüyoruz. Nüfus planlamasına uyan aydın kesimine karşın bazı kendisini etnik grup olarak gören kesim mantar gibi çoğalmaya devam etmekte. Bu artışın sonunda ülkede bir ayrımcılık politikasının güdülmesi kaçınılmaz olarak gözüküyor. Zaten projeleri hazırlanmış olan ülkemizin bölünme çabaları yeni değil. Bizleri önce  birbirimize düşürüyor,iç savaş yaptırıyor ve halende devam eden savaşın faturalarını Türkiye Hükümeti ödüyor,insani ve ailevi kayıplarını da Türkiye insanları çekiyor. Ne dersiniz,yanlış mı düşünüyorum  ?
            Dünyanın yeni düzenini ayarlayanların,palanlarında dünyayı iki veya üçe bölerek,kendi görüşlerini ve dinlerini öne çıkartma  amacı gözükmekte. Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübü olarak karşımızda sırıtmakta,Türkiye’yi içerisine alabilmek içinde Hıristiyan nüfusun artması gibi saçma bir ideolojisinin olduğunu düşünmekteyim. Hıristiyan dinini yaymak için misyonerlerin faaliyetleri artması,her mahalleye yeni uyum yasaları ile serbestleşen apartman ibadethanelerinin olabileceği serbestliği çerçevesinde apartman kiliselerinin yapılması ve gençlerin işsizlikleri göz önüne alınarak burulara para karşılığı din değiştirilmeye teşvik edilmesine kadar varan duyumların doğruluğu benim düşüncemin doğruluğunu tasdik etmiyor mu ?
            Bu yeni düzenin içerisinde biz de kendi yerimizi bulamayacak,yapamayacak kadar güçsüz müyüz ? Zannetmiyorum. İçten ve dıştan bizi devamlı yiyenler,yıllardır ülkenin zenginliklerini bitiremediler. Ayrıca Asya’nın petrol ve doğalgaz zenginliklerinin geçeceği tek güzergahta bizim emrimizde. Ayrıca bizim ırkımızın bulunduğu Asya devletleri,dürüst ve gerçekçi bir katılımı sağlayabilen ülke olarak bizleri görmeleri halinde bizimle beraber bu topluluğa katılma imkanlarının hiçte hayal ürünü olmadığı bilinmekte. Bizim ayrıca dinimizin bize verdiği bir topluluk ve birliktelik imkanımız da bulunmakta. Müslüman toplumlarını aynı coğrafya etrafında ve bölge birlikteliği olması da büyük bir avantaj değil mi ? Neden bunları bir arada tutamıyoruz ? Gerekçe basit. Önce biz kendi içimizde birlikteliği sağlamak için gerekenleri yapmak mı istemiyoruz,yapmaya çalışıyoruz da başka kuvvetler mi engel oluyor ?
            Bizim ülkemiz,zamanın ne getireceğini ve nelerin olacağını anlayamıyoruz. İleriye dönük projelerimiz yok denecek kadar az gibi gözüküyor. Ancak günü kurtaracak planlarla işi götürüyoruz.
            Bizim bu görüşlerimiz bizi bağlamasına karşın fazlalıklarının olmadığını da biliyorsunuz. Bu anlattıklarımın pak çoğunun eksikte olabileceğini biliyorum.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
NEDEN GÖREV DEVAMLI YAPILMIYOR?
            Türkiye’de her konuda olduğu gibi bürokraside de bulundukları ili abât eden veya berbat eden görevliler var. Ne yazık ki testiyi kıranla suyu getirenler terazinin aynı kefesine konduğu müddetçe bu böyle olmaya devam edecektir.  
            Amasya, Turhal ve Tokat’ın dağları, tepeleri, ormanları her geçen gün biraz daha yeşilleniyor. 1. ana sebep buralar iyi korunuyormuş. 2. sebep tüplü ocaklar. 3. sebep hayvanlar ormana katiyen sokulmuyormuş.    
            Birde Samsun’a girerken yeni açılarak tarla yapılan ve 10 sene öncesinde yemyeşil olan,  şimdi ise tarla olan veya çevresinde ki tarlaların genişletilerek her gün yok edilen, azaltılan ormanlara bir bakınız.
Hele Çorum! Benim talihsiz memleketim! (orman yönünden) Sungurlu, Çorum arası ve Hamamözü taraflarının hali yürekler acısı. Bakan yok, gören yok. Ankara yolundan her hafta gelip geçen milletvekillerinin bu durum nasıl dikkatlerini çekmiyor hayret ediyorum!? 
            Eğer birde TEMA olmasa, ağaç, yeşil sevdası olanlar olmasa ne olur bu Çorum’un hali…? 
            Asıl yazacağım, beni ve çevredeki yeşili seven insanları rahatsız eden konuya dönersek: 14.07.2003 tarihinde bir yazı yazmışım. Bu yazımın başlığı, “Kes Kesebildiğin Kadar- Yak Yakabildiğin Kadar” O yazımdan sonra aşağıda yine bahsedeceğim yerlerde bir takım faaliyetler olmuştu. Etrafı çevreleyen direkler düzeltilmiş, teller onarılmıştı. Daha sonra ise bu işe 4-5 ay daha sahip çıkıldı. Sonrasında ise yine eski tas eski hamam oldu.  
            O ormanlıktan istifade edenler ağaçta kesiyorlarmış. Bunu Çorum Orman Dairesi idaresi duymuyor amma sağır sultan duyuyor! 
            Yeniden yazıyorum; burası Çorum’a 4.km kadar mesafede ve kireç ocaklarının civarındaki Melikgazi yakınlarında yetişmiş kocaman bir ormanlık alan. Burasının etrafı telle çevrili ama yine de hayvanlar! içinde. Karaçalı ve  kızamık çalıları kökten sökülüyor. Sökülenler yakmak veya ağıl yapmak için kullanılıyor. Yetişmiş meşe dalları kazma kürek sapı yapılıyor.   Ayrıca bu bölge tenha olduğundan ve yeterli denetimler yapılmadığından  fuhuş yuvasına dönmüş durumda.
            Hikmetinden sual olmaz da, Sayın Valimiz bunu bir soruştursanız? Neler döndüğünü bir öğrenseniz? Hatta bir zahmet gidip bir görseniz büyük sevap kazanırsınız. Ama devamlı da kontrolü  yapılması gerekiyor. 
Ben bu yazıyla birlikte bu konuyu 6. defa yazıyorum. O çevrenin halkı bu konuda çok duyarlı. Orman Dairesini de arıyorlarmış ama “olur, bulurlarla” geçiştiriliyorlarmış. Oradaki görevliler değiştirilmedikçe bunun önüne geçilmez diyorlar.
            Biz kuruluşlara bin tane fidan diktireceğiz diye binbir dil döküp rica ederken orada her hafta binlerce fidan ve yetişmiş ağaç yok ediliyor. 
            Sayın ve muhterem Valimiz bu konuya lütfen el atınız. Bu konuyu halledeceğinize inanıyor saygılarımı sunuyorum efendim.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 

 

 
 

 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
ASMALI  ÇORUM  EVLERİ.
Çorum’ da  yaşayan herkesin yıllarca gözünden kaçmış  çok önemli bir ayrıntı  vardır ki  bunlar da    “ Asmalı eski Evlerimiz ”dir.
İnsanların  daha beton  kozalarda  yaşama  biçimini  bilmediği  bir elli yıl  öncesinden  kalan bu eski evlerdeki tarz-ı hayat ; aynı zamanda dünyanın da  en uygun ve en doğru; hatta  sağlıklı ve mutlu bir yaşama biçimiydi.
Evlerin  çoğu  tek katlıydı. Büyük bir at arabası kapısı ve  yanında  bir de insan girişine ait masif çamdan tek bir kanat bulunurdu.Fakat kimsenin  akıl  erdiremediği ; bu evlerin  dışına yani yol üzerine sokaklara ve bu eski  binaların bir kenarına  kimlerin bu “asmaları ”diktiğidir.
Başka illerin veya bölgelerin eski  evlerinde bu gelenek  pek yoktur. Varsa da hep içeride bahçede veya avludadır. Ama bizim Çorum  Evlerinde  binanın  dışına,sokaklara, duvarların dibine  bu asmalar  çubuklanmış ve yine duvara  bitişik bir şekilde  büyütülmüş; dal budak salınca da  daracık sokaklara salınarak karşı evlere  atılan tellere veya iplere  sarılmış ; bulunduğu bölgeye hem gölgelik getirmiş  hem de gelen  geçenin  yemesi  için  salkımlara  izin verilmiş.
Genellikle tek katlı ve toprak tuğlalardan veya kaba taş örgüden  oluşan duvarların önünde ana giriş kapılarının  bir kenarında  nazlı nazlı salınarak yükselen ve  zaten daracık sokağı kucaklayarak uzayıp giden  bu asmaların nasıl bir görgü veya düşünce hatta amaç neticesi dikildiği  hala meçhulumüzdür. Gelip geçenlere, sokaklara gölge yapması için mi, insanların oturup bir kenarda olmuş üzümleri yemesi, yapraklarını  toplaması için mi? Hayır ve hasenat  için mi? Bilinmez...Hatta bu asma sevgisi o kadar ileri gitmiştir ki  tarihi kunduracılar arastasındaki o dar sokakları bile asma dalları adeta sarıp sarmalar ve sevgiyle kucaklar.
Türklerde asmanın yeri ve önemi zaten malumumuzdur. Osmanlı dönemi mezar taşlarından sokak çeşmelerine kadar incir ve nar ile birlikte hatta selvi motifleriyle mütalaa edilir. Ama bu küçük taşra kasabasının asma sevgisini anlamak pek kolay olmamaktadır.
Ama bildiğimiz tek bir şey var. Tarihi Türk evlerini incelediğimiz otuz yıl boyunca ülkemizin hiç bir yerinde de böyle bir geleneğe de pek rastlamadığımızdır.
Bu inanılmaz  hadiseye bizim gibi tanık olmak isteyenler  Ulu camiden başlayan  bir çember çizerek aşağı sokaklara, kısmen Devane’ye, bilhassa Çöplük Arastasına, oradan da eski Gazipaşa Yavruturna, Yeniyol   Mahallelerine ve Kulaksız  sokağa bağlanan  yan sokaklarda  gezinebilirler. Burada kalan tek–tük, iskedoslu eski  toprak evlerin önlerinde; kapılarının  kenarındaki asmaları görebilir ve bir elli yıl  önceki  “ eski görgünün ve medeniyetin ” izleriyle  yeniden tanışabilirler.
Bir sokaktaki evlerin çoğunda bulunan bu asmaların oluşturduğu yeşil kent dokusunun güzelliğini bugün artık tahayyül dahi edemiyorum. Yemyeşil asmalı arastanın, serin gölgeli sokakların, demli bir bardak çayın tadının yıllarca unutulmayacağı çöplük arastası kahvehanelerinin keyfi kim bilir nasıl bir başkaydı. Hele eski Çorum; sanayii ve çevre problemleriyle kuşatılmamışken etrafı bağlarla çevrili nasıl güzel bir taşra vilayetiydi hatta Devlet-i Ali mutasarrıflığıydı.
Malzeme seçimi, peyzaj, plan, ergonomi, kullanım ve insan faktörünün en doğru şekilde değerlendirildiği, sağlıklı insanların, huzurevine gönderilmesi asla düşünülmeyen her zaman sevilip sayılan dede ve ninnilerle; birbirini seven insanlardan oluşan;  büyük ailelerin yaşadığı eski evler veya eski konaklarıyla bu şehir nasıl da aziz ve güzeldi.
Çorum’un veya kısaca  orta Anadolu’nun alameti farikası sayılabilecek “Ev planı”; bahçe içinde dışarı kapalı; harem ve selamlıklı, divanhaneli yani açık sofalı farklı yaşama birimlerinden ve  birlikte yaşanan ortak mekanlardan oluşan; büyük aileler için düşünülmüş bir  yapı ve müştemilatlar manzumesiydi.
Asmaları gibi bu bahçedeki ulu dut ağaçları da, hatta türlü-kokulu çiçekleriyle cennetten bir köşeyi  andıran bu evlerde yaşayan insanların yaşama sevinçlerini ve psikolojilerini hiç tahayyül edebiliyor muyuz.
Şimdi ise insanların; argo bir yaşama biçimi içerisinde, altmış bin otomobilin direksiyonlarına  geçerek yerli-yersiz  kornalarıyla  yayaları, hamile  hanımları ürküttükleri sinirli ve kaba bir yontma taş çağındayız.
Etrafımız, egzost gazları, tavuk çiftlikleri ve çöp dağlarının  yangınları  ve  kokularıyla, çimentolaşmış baca gazlarının  siyah dumanlarıyla kaplı. Asfalt ,zift,nikotin, sigara ve alkol dolu ciğerlerimizle eski asmalı evlerin  nezaheti  edebi, vakarı ve asaletini, temizliği ve ferahlığını  bu gün ki Çorumluların son bir kere daha hatırlamalarını hatta  saygıyla  anmalarını  diliyorum.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mesut ARTAR
Mesut ARTAR Hayat Hikayesi
KAÇIŞ...
            Kaçarız... Kimi zaman kendimizden... Kimi zaman başkalarından... O an için kaçış belki bir yol, belki bir kurtuluş gibi  gelir. Bu kaçış bizi rahatlatır mı? Ve gizlenebilir miyiz? Kendimizden nereye saklanırız? Saklanmak için de bahaneler mi ararız.. O şöyle demiş olsaydı – ben şimdi böyle yapmayacaktım gibilerden... Vicdan sorgusuna çekilmemek için,İçimizi rahatlatmak için- haklı göstermek için bin bir çeşit neden mi buluruz?...
            Kaçışlar beni üzer... O an için “hayır” deyemeyip, söz verip – ondan sonra da kaçışta kurtuluşu arayanlar...”Hayır” demek o kadar zor mudur? Müsait değilim, işim çok yoğun – yapamıyorum – desen ne çıkardı? Karşı taraf mutlaka analardı. Ama hayır – bizler söz verip – kaçmayı tercih ederiz. Bunu bir gelenek haline getirmişiz. Gayet normaldir kaçmak.. Kendinden kaçarsın, sevdiğinden kaçarsın, sevenlerinden kaşarsın, evinden kaçarsın, eşinden kaçarsın, işten kaçarsın.... Bir sürü kaçış.. Ve bir sürü neden..
            Bu gün ben de kaçmak istedim işte.. Düşüncelerimden kaçmak istedim. Cevabını bulamadığım sorularımdan kaçmak istedim. Oysa “neden” diyebilirdim... Ama diyemedim. Çünkü karşıdaki de belki benim bu sorumdan kaçıyordu...
            “Gerçek acıdır – meyvesi tatlı” derler – ama ben gerçeği bulamadım.. Öğrenemedim.. Belki yanımda idi, karşımda idi de...göremedim..
            Kafam karmakarışık bu gün. Dün de öyle idi.. Bir önceki gün de.. Düşünceler, sorular, kendi kendime verdiğim cevaplar. Beynimi bulandırdılar, kaçışımı hızlandırdılar.. İşte bu gün ben de kaçmak istiyorum... Belki kaçış için farklı bir yer seçtim sadece.. Benim diğerlerinden ne farkım var ki...Kaçtım işte. ..Buraya kaçtım.. Yazabileceğim, isyan edebileceğim, sesimi kimsenin duyamayacağı bir yere.. Yazacaktım, neden arayacaktım, cevap bulacaktım- ama yine de kaçmış olacaktım...
            Kendi kendime – bunca mert kişiler bile bazen kaçışı seçerlerse – ben niye kaçmayayım ki dedim... Evet, kaçışım için bahane hazırdı. Mertler kaçar da ben niye kaçmayayım.. Ben mert, delikanlı değilim ki.. Ürkeğin tekiyim.. Korkağın tekiyim.. Korkuyorum.. Hata yapmaktan korkuyorum.. Sevdiklerimin sevgisini kaybetmekten korkuyorum. Birilerini üzmekten korkuyorum. Bu korkular da bir kaçışa neden değil mi? Korkuyorum işte.. korkularım da beni kaçışa sürüklüyor. ...
            Evet bu gün ben de kaçtım.. . ama kaçışım doğru cevabı bulmama yardımcı olmadı.. Ama söz veriyorum – bunu cevabını bulacağım ve... korkağın teki de olsam mutlaka kaçmamayı seçeceğim...

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Raşit YÜCEL
Raşit YÜCEL Hayat Hikayesi
GENÇ YAKLAŞIM
            Aksiyon’un temel taşıdır o.
            Genç.
            Eğer,fıtratı iyi kanalize edilmezse neticeleri korkunçtur.
            İdealizmin kaymağı müspet taktir ve yaklaşım değil ise hem kendisine,hem de dünyayı dar eder.
            Cezaevlerinin,
            Hastanelerin,
            Mahkemelerin,
            Ve kabristanların simasında gençliğin sıra dışı taşkınlıkların eserleri görünür.
            Onu sadece mide ile bağlayan hayat ortamları genci bir robottan farksız bir yola sürükleniyor.
            Bu açıdan “Genç Yaklaşım” önemli.
            Onu “Adam” yerine koymanın adıdır “Genç Yaklaşım”
            O;bir derginin adıdır.
            Kendisi yenidir ama,yaklaşımı çok eskidir.
            Onu ne gayri meşru herkes ve isteklere sevk eder,ne de iddialarını havada bırakır.
            Gencin heyecanına gem vurmak değil,onun enerjisini pozitif mecraya sevk etmektir.
            Kendi dünyasında canlandırdığı hayata yansıtmaktır.
            Hayatı anlamaktır,
            Hayatı sorgulamaktır,
            Hayatına bir yön ve program yerleştirmektir.
            Gençtir.
            Bilimin bütün fonksiyonlarını dillendirmektir.
            Mesleğini icra ederken,kendisini ihmal etmemektir.
            İlk sayısını gördünüz mü ?
            Çok güzel.
            Baskısı ve mizanpajı fevkalade
            Yazarları da genç.
            Referansları odur.
            Çağın bilim ve teknolojisi ile kucaklaşan dinin,ne denli güzelliklere sahne olduğu ve olacağı bellidir.
            Avrupa’nın en dinamik gençliği bizim ülkemizde.
            Onu şuursuz boşluktan kurtaracak unsurlar lazım.
            Onu dinlemek,
            Onu anlamak,
            Onu izlemek gerekir.
            Onu bizim kısır dünyamız ile kıyaslamak gerekir.
            Yol açmaktır.
            Adımlarına dikkat etmek,ona köstek olmaktır.
            Önce dinlemek,
            Önce düşünmek,
            Önce hak vermek,
            Sonra onun şekillendirdiği güzel dünyayı alkışlamak,onunla iftehar etmektir.
            Ona fırsat verin,
            Onu anlayın yeter.
            Dünyaya açık,
            Türkiye’ye açık,
            Kalbinize açık,
            Sizin dünyanıza dost.
            Bir boşluğu doldurduğunu yakından göreceksiniz.
            Seveceksiniz,
            İlgi ile izleyeceksiniz,
            Belki bir yazarı da siz olacaksınız.
            Kendinizi bulacaksınız.
            Orta yaşlı iseniz,çocuğunuza veya yakınlarınıza tavsiye edeceksiniz.
            Satırların dost olmadı,insanlara dost olacaktır.
            Bana ne ? Demeyin.
            Bana be ! Deyin.
            Bu milletin ve bu Dünyanın başına bela olan gençlere bir yoldur.
            Zaman ihtiyarladıkça;Kur’an gençleşiyor sözünün muhatabı Genç Yaklaşım’dır.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 

 

 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
YETER BE !
            Bu AB giriş sorunu asaplarımızı bozdu. Benim rüyama bile girdiği geceler oluyor. Demek ki;bir noktada Vietnam Sendromu anlayışı içinde,ABD bile haklı çıkıyor. Zavallı Amerikan askerlerinden bu sendroma müptela olanların neler çektiği düşünülmeyi değer ve insani duygulardır. Amerikalı her noktada sivri ve haksız olmaz ya (!)
            Önceki yazımızda Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları konseyinin,şartlı müzakere tarihi vereceğine işaret etmiştik. Bizde evliyalık filan yok. Görünen köy kılavuz istemez de onun için böyle serbest konuşuyoruz. Ve demiştik ki:”İşi oluruna bırakalım;müzakerelere devam edilsin. 15 sene sonra nesiller de girişecektir. Ak Parti de asla iktidarda olmayacaktır. 15 sene Türkiye için pek çok iktidarlara vesile olacaktır. Ümidimiz ve temennimiz gideceklerin akıl ve fikir içinde ve demokratik şartlarda gitmiş olmalarıdır. CHP hep kalıcı olmayacaktır. Yeni Kenan’lar gelmeyeceğine göre,onu kapatacak da bulunmayacaktır. Bunun böyle olması gereklilik gereğidir. Gereklilik demek,çağdaşlık demektir. Ortaçağ kafasıyla çağdaşlık olmaz,devamlılık ta olmaz.
            Biz Türkler;AB hayallerinin bize getireceği avantajlar hayalinden biraz uzaklaşıp hayata normal gözlerimizle bakmamız gerekiyor. Hayallerimizin pek çoğu,herkes gibi normal şart ve zaman içinde AB’ye girmiş olsak bile olmayacaktır. Onların fert başına düşen yıllık geliri ile bizimkisi arasında beş ila on misli fark vardır. Bu farkı kaldırmak için bütün Avrupalıların sırf insani maksatlar içinde bize kese açıp hizmet bekleyecekleri hayali olmaz ve bunu düşünmek ayıptır da. Herkes;refaha kendi gayretleriyle ve memleketinin imkanlarını kullanarak erecektir. Ayrıca;memleketin imkanını aklıyla kullanacaktır. Sen aklını rafta bırakıp,hislerine ve inançalarınla yola çıkarsan,hayallerin hiçbir zaman hakikat olmayacaktır. Avrupalılar mutluluklarına benim yukarıda yazdığım düşünceleri takip ederek gelmişlerdir. Buna hayır diyen olabilir mi ? İnsan olunca,o zaman elinde tek imkan akıldır. İzan bile akıldan sonra gelir. Başka bir imkanı yok ki ! Bunu da kafatasına ben değil,seni,hepimizi yaratan koydu. İşte bunun için akıl kullanmak farzdır diyen ben,sağlam zemine basıyorum.
            Söylediğime inanılmasını istiyorum. AB sorunu,AB sendromu olmuştur. Hayatımızın safhasında da bizi karmaşaya sürüklemiştir. 15 sene sonra bizim nüfusumuzun dörtte biri hayatını terk etmiş olacak. Hele yaşlıların bu yazdığımda dikkate alarak kendilerini yıpratmaktan uzak durmalıdırlar. Sorunlarımızın her biri A Birliğinin sorunundan ayrı olarak ele alınıp,hal çareleri aranmalıdır. Bu sorunlarımızın hiç birinin AB sorununa bağlanması istenmektedir. Sorunlar yerinde durmazlar ya ? Bunlar halledilecekler ve zamanı gelince AB sorunu iyi veya kötü bir noktaya getirilecektir. İlla içinde olacağımız zehabından ve ayıbından kendimizi kurtarmak gerekiyor. Daha önce de demiştik ki :”Biz bu Vatan üstünde,bin seneden beri  Avrupa’ya ve Avrupalıya rağmen varlık gösterip geliyoruz” Zaten;dayanaksız yaşama vasfını kaybedersek bunu bulacağımız bir çare yoktur.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
BU KEZ BU ATILIM BAŞARILI OLMALIDIR
            Milli Eğitim Bakanlığı 2004-2005 yılına:
            Mesleki Eğitimde Öğretim Sisteminin Güçlendirme Projesi (Kısaca MEGEP) ile giriyor.
MEGEP 30 ilde 104 pilot okulda uygulamaya başlıyor.
Alınacak sonuçlara göre,gelecek öğretim yılında MEGEP yaygınlaşacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığımızın 1953-1954 öğrenim yılında 3 okulda:
Muş Muhtelif Gayeli Ortaokulu
Nevşehir Muhtelif Gayeli Ortaokulu
Mustafa Kemalpaşa Muhtelif Gayeli Ortaokulları denemesi olmuştur. Bu denenenin sonucu alınmadan,bu okullar Erkek Sanat enstitüsüne çevrilerek uygulamaya son verilmişti.
Milli Eğitim Bakanlığı bu kez 30 ilde 104 pilot okulda 4 yıllık lise düzeyinde bir denemeye girişiyor. Bu atılımı kamuoyunun yeteri kadar benimseyip,benimsemeyeceğini bilemiyoruz. Ama;çok geniş kapsamlı bu girişimi,bu satırların yazarı Muş Muhtelif Gayeli Ortaokul Müdürlüğü yaptığı için o günkü heyecanıyla yaşatılmasını diliyor.
Başarının bir belirginliği vardır. O da;inanarak sebatla uygulamanın yürütülmesidir. Çünkü;bu kez kesin sonuç almak zorundayız.

 

 

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
Çorumlu Dergisi Sayı 9-10
 
Aralık-Ocak 1939 tarihli 9-10.sayı “Yeni İlbayımız” (Vali) başlıklı yazıda Süreyya YURDAKUL’UN emekli olması nedeniyle yerine Salih KILIǒIN Çorum İlbaylına atandığı bildirilir.
 
Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU’NUN "Onuncu Hicri Asırda Çorum” yazı dizisi bu sayıda da sürer. Bu sayıda yayımladığı belgelerden birisini özet olarak  veriyoruz: “..Bu Çorum Sancağında yakalanan eşkıyanın  bir kısmının küreğe konması,bir kısmının da Kıbrıs adasına sürülmesine dairdir. Hüküm 1575 tarihli olup Çorum Beyi Mehmet Bey'e hitaben yazılmıştır. Çorum sancağında yakalanan eşkıyanın Kıbrıs’a gönderilmesi bir mesele olmuştur. Bunları Kıbrıs'a kimse götürmek istememiştir. Kıbrıs adasının fethinden sonra adayı iskân etmek, Osmanlı İmparatorluğu'nun esas siyasetinden biri olmuştur. Adayı Türkleştirmek üzere birçok aşiretler gönderilmiş bundan başka - Anadolu ve Rumeli'nin muhtelif yerlerinden cezalı konuda birçok haksızlıklar da yapılmıştır.
 
“Mustafa Vazıh, Çorumludur” araştırması İhsan SABUNCUOĞLU'NUN. SABUNCUOĞLU; bu araştırma yazısıyla Çorum'un 200 yıl öncesinin tarihi olaylarına ışık tutar.
 
Neşet KÖSEOĞLU da Çorum’un 350-400 yıl öncesinin mahalle adları konusunda bu gün var olanlarla karşılaştırmalı olarak bir araştırma yapar.
 
Derlediği ve notaladığı üç halk türküsüyle Sadi LEBLEBİCİ bu sayıda da yer alır.”Güzelleme”,”Coştum”,”Anam anam”.  Güzellemeden bir bölüm alıyoruz:
           
Her nereye varsam seni bulurum
Meğer sensiz karar edip dururum
Bir acaip gezişinden bilirim
Bunca milletlerde bir can içinde
 
Aşık hayallerden olmuşsun hayal
Süzülmüş ballardan olmuşsun zühal
Dişlerin incidir kaşların hilal
Menendin yoğumuş cihan içinde...”
 
Bundan sonraki sayılarda, şiirleriyle sık sık karşılaşacağımız eğitimci-şair Recep Rahmi TANKAYA, "Sevgili Atam" şiiriyle ilk kez yer alır bu sayıda.15 dörtlükten oluşan uzun şiirinin son iki dörtlüğünde şöyle seslenir Atatürk'e:
           
Andımız var biz izinden yürürüz
Bıraktığın emaneti koruruz
Hepimiz birimiz için ey Atam
Emin 0l ki canımızı veririz,
 
Açtığın çığırdan dönmeyiz geri
Azmimiz ileri, her an ileri
Ruhunuz şad olsun sevgili Atam,
Evladın yükseltir bu cennet yeri.
 
Aşık Haydar'dan "Dünyaya" Adlı deyişlerini, Cevat Hakkı TARIM'IN Kırşehirli şair İlhami hakkındaki yazısı izlenir.
 
İlhami'nin asıl adı Sait'tir,1326 yılında öldüğü belirtildikten sonra bir de şiirinden örnek verilir. Bir dörtlüğünü alıyoruz buraya:
           
İsmim Sait mahlasım İlhami
Sürmedim dünyada devrani demi
Kendime eş ettim şu derdi gamı
Gelmedi ecelim ölemi bildim...”
 
Eşref ERTEKIN'IN derlediği mani sayısı, bu sayıya aldığı 44 maniyle 446'ya ulaşır, Genç yürekleri kıpır kıpır heyecana kesen manilerden üçünü alıyoruz buraya.
 
Gergefin nakışları
Çıkamam yokuşları
Yarime selam edin
Şu Çorum'un kuşları.
 
Harman yeri yaş yeri
Adilem yavaş yürü
Koynundaki memeyi
Bana ver de boş yürü.
 
Gelepcekte sarmayım
Yar elinde sırmayım
Yar elime geçerse
Öpeyim ısırmayım..
Son bölümde yine 1004 tarihli  sicilden derlenen belgeler önemlerine göre yayınlanır, Bunları  tam 23 sayfa tutan fermanlar izler, Bunların Arapça suretleri de alıntılanmıştır.
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 11
 
15 Şubat 1939 tarihli sayının ilk yazısı, Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU'NUN geçen sayısının süreği,"Onuncu Asırda Çorum" yazı dizisi bu sayıda da sürer. Belgelere dayalı olarak tarihsel bağlamda 16,yüzyılı anlatır DAĞLIOĞLU,  Üç belgeyi kısaca şöyle alıntılar:
Belgelerden biri Çorum Beyi Behram Bey’e yazılan bir hükümdür ki 1584 tarihlidir ve Vezir Osman Paşa'ya para hazırlanmasına” dairdir. İkinci vesika (belge) ise ordu ile gelen kırk katar deveye arpa ve saman tedarikine dairdir. Bu da 1584 tarihlidir. Üçüncü belge ise Veziri azamla gelecek askerin et ihtiyacı için koyun hazırlanmasına dairdir ve1585 tarihlidir. 16.ıncı yüzyılda İran'la yapılan savaşlar, Anadolu'yu harap ettiği gibi,devlet bünyesini de onulmaz biçimde sarsmıştır...”
 
Neşet KÖSE0ĞLU,"Yeni Bulunan Paraları bu sayıda da inceler. Bu paraların 16 tanesi gümüş akça olup,10 tanesi2,Beyazıt zamanına,6 sının Yavuz Sultan Selim dönemine,4 tanesinin de Şah İsmail'e ait olduğu saptanır.
           
“Evliye Çelebiye Göre Çorum Havalisi” yazısı Neşet KÖSEOĞLU'NUN. Yazısının giriş bölümünde şöyle der: “..Evliya Çelebi büyük seyahatine (gezisine) H,1050 yılında Bursa'dan başlamıştır...” , “..Evliya Çelebi Defterdar Zade Mehmet Paşa ile H.1050 yılı Recebinde Erzurum gezisine çıktı. Bu seyahat esnasında Sapanca, Bolu,Tosya yolu ile Çorum’un Osmancık ve Hacıhamza kasabalarından geçmiştir...”, “..1057 yılı Zilkadesinin 18.günü Evliya Çelebi Erzurum'dan İstanbul'a dönerken Çorum'a uğramıştır. Direklibel'den Osmancık yolu ile gitmek istemişlerse de, fazla miktarda (bir gecede beş karış) kar yağdığından geçemeyerek Gümüş'e gelmişler ve burada üç gün kaldıktan sonra Dankaza yolu ile Kırkdilim'e, büyük müşküllerle Kırkdilim yolu ile de Çorum'a gelmişlerdir...”,
 
“Mendil”,”Güzeller”,”Oy oy”  Sadi LEBLEBİCİ'NİN derleyip notaladığı Çorum halk türkülerinden üçüdür. "Oy Oy"un sözlerinden bir alıntı yapıyoruz.
           
Suya gider helkeleri çatmalı oy  oy  oy
Ağrınca da (ağırlığınca) altın ile tartmalı oy oy oy
EI görmeden ağ kıdıktan öpmeli oy oy oy
Elin öptüğü yeri nitmeli oy oy oy.
 
Eşref  ERTEKİN'in Çorum manileriyle yine ilk gençlik sevdalarına doğru kanatlandırıyor bizleri.
 
İncecik iğne misin
Mülayim sürme misin
Bir acaip kokun var
Çorum'dan alma mısın.
 
Kaşlarını eğemem
Hatırına değemem
Kırk yıl yarsiz otursam
Üstüne yar sevemem.
 
ince bele mest olsam
Yar ile serbest olsam
El yanında küsülü
Tenhalarda dost olsam.
 
Aşık Halil "Atatürk'e Ağıt" var iki dörtlük şöyle:
 
Türkiye üstünde nur gibi doğdun
Bunca savaşlarda düşmanı boğdun
Emsalsiz dünyada menendin yoğdun
Gökte melek yerde insan ağladı..
 
Aşık Halil ağlamanın zamanı
Bizler göremedik ol adil kânı
Ankara şehrinde hoplar civanı
Kara geyip cümle âlem ağılasın.
 
"Aşık Haydar İstanbul'dan Samsun'a" deyişlerini, cönklerden derlemeler bölümünde, Eşref ERTEKiN'İN derlediği
 
"Su Yolcu" Hafız El-fazi'nin deyişleri izler. Nereli olduğu bilinmeyen Hafız EI-fazi'nin 24 dörtlükten oluşan "Ne Güzel Uymuş” şiirinden bir dörtlük alıyoruz:
 
Ekmekçiye kürek camcıya elmas
Sakaya arkalık, kırba, sünger, tas
Berbere ustura sitil, taş, mikras
Kahveciye fincan ne güzel uymuş..
 
İhsan SABUNCUOĞLU,"Hesap Veriyoruz "başlıklı yazısıyla Halkevi çalışmalarının iki yıllık dökümünü verir. Bundan sonraki çalışmalar konusunda da okurları bilgilendirir. Yazının sonu on ikinci sayıya kayar.
 
Çorum'dan Haberler ise, Halkevi Başkanı Ferdane B0ZD0ĞAN0ĞLU,Çorum Halkevi'nin bir aylık çalışmasını değerlendirir.
 
Toplantılardan, sergilere, kurslardan yoksul  öğrencilere yemek verildiğine dair haberlerdir bunlar.
 
Çorum'un Elvançelebi köyündeki tarihi caminin değişik fotoğraflarından sonra,son bölümde 15 sayfa tutan mahkeme sicillerinin,fermanların,vakfiye suretlerinin yayını sürer.

 

ÇORUMLU DERGİSİ  SAYI 12
 
Beş ciltten oluşan Çorumlunun 1.cildi 12.sayıyla sonlanır 1ö Mart 1939 tarihli 12 sayının ilk yazısı M. Fuat KÖPRÜLܒNÜNDÜR. Yazı Ankara Halkevi dergisi olan; Ülkü'den alınır M. Fuat KÖPRÜLÜ: “Halkevlerimizde Tarihi Araştırmalar Nasıl Yapılmalıdır” başlıklı yazısıyla bu konuda yol gösterir. Özetle şöyle der: “..Milli ve yöresel tarihimizin uzmanlarca,bilim adamlarınca ortaya konmuş gerçekleri, yayınlarla,konferanslarla geniş halk kitlesine,aydınlara,gençlere yaymakla mümkündün...’ , “..Halkevimizin yöresel tarih konusunda kendi çevrelerinde yapacakları araştırmalar yeni yeni birçok belgeler elde edilebilir. Bunları bilimsel koşullara uygun olarak yayımlamakla milli birliğimize büyük hizmetlerde bulunabilirler. Sözgelimi, Anadolu'nun büyük küçük merkezlerinde el yazmalardan oluşan genel kütüphaneler yahut koleksiyonlar vardır. Bazı eski ailelerde, bazı meraklı kimselerde bir takım yazma kitaplara rastlanırı. Bunları inceleyerek,bugün Avrupa’da yazma kitapların sınıflandırılması konusunda  uyulan belli kurallara göre sınıflandırılabilirler" ,  “..Tarih incelemeleri için önemli kaynaklardan biri de yazıtlardır. Halkevlerinin tarih şubeleri, her şeyden önce kendi yörelerindeki yazıtların estampajlarını almak suretiyle bir yazıtlar arşivi oluşturabilirler ...”, “..Bütün bunlardan sonra yöresel tarih için en önemli belgeleri,şeri mahkeme sicilleridir. Anadolu'nun herhangi bir merkezinde bu gibi sicil defterlerine rastlanabilir. Onların yöresel tarihini aydınlatacak bu belgelerdir. Bunların bilimsel yöntemlerle, yani inanılabilecek biçimde basımı,tarih araştırmacılar için birinci derecede önemlidir...”
            Son olarak şöyle der: “..Halkevleri bilimsel içerikli eserlerini Ankara,İstanbul gibi büyük merkezlerde bastırmalıdır. Değersiz beş on eseri yöresel yayınevlerinde ilkel teknikle kötü bir biçimde  bastırmaktansa, ciddi bir eseri,güzel bir baskıyla ortaya koymak daha iyidir..."
 
“Çorum Sancak Beyi Karayazıcı" yazısı Neşet KÖSEOĞLU'NUN. Bu yazısını özetliyoruz:  “..17.yüzyıl başlarında Çorum’da eşkıyalık hareketleri bütün hızıyla sürmektedir. Devlet yönetimi Anadolu'daki Celali İsyanlarıyla başa çıkamayınca onlara sancak beyliği gibi yönetim görevi de verir. Yine de önü alınmaz eşkıyalık hareketlerinin.
Bölük yazıcısı olan Karayazıcı Türk olmayan paşaların hareketleri yüzünden devlete isyan etmiş. Amasya çevresinde 70.00O askeri vardır. Ortaköy’ü de  saltanak merkezi yapmıştır. Amasya Müsellimi Zülfikar da 5000 piyade 3000 süvariyle kendisine katılır ...”
“..Devlet kendisiyle başa çıkamadığından Amasya Sancakbeyliği verilir. Sonra Sivas Sancakbeyi Mehmet Paşa'nın önermesi ve Şeyhülislama 30.000 altın rüşvet verilmesi karşılığında Çorum Sancakbeyi olur (1601).Kısa sürede verdiği rüşvetin birkaç katını Çorumlu'dan çıkarır. Eşkıyalık olayları yakma,yıkma,yağmalama biçiminde sürer. Halk canından bezer.1604 de Tavil Halil yönetimindeki Celali  sekbanları çevre sancaklarla birlikte Çorumlu da yakıp yıkarlar. Halk korkusundan dağlara sığınır..."
 
“10.Yüzyılda Çorum”  yazısında H,Turhan DAĞLIOĞLU beş belge daha yayımlar. Biz buraya sadece 10 Zilhicce tarihli belgeyi alıyoruz: “..Osmancık'ta olan bir yangında Mehmet Paşa evkafından büyük hanla,30 dükkan yanmıştır...”, “..Bu hanın yeniden inşasının 12,000 akçaya,dükkanlardan her birinin yapılmasının da altışar yüz akçaya çıkacağı hesaplanmıştır. Bunların yapılması hükümet merkezinden rica olunur. Fakat öncelikle vakıf mütevellisinin hesabının kontrol edilmesi ve ondan sonra inşaata başlanılması emredilmektedir...",
 
Neşet KÖSEOĞLU yine bu sayıda ikinci yazısıyla “Çorum Gazi Beydili”yi anlatır. Şöyle der: “..Biz Beydili’nin Çorumlu olduğunu,Dördüncü Murat devrinde yaşadığını,yanlız şair değil aynı zamanda muharip gazi olduğunu ve Bağdat Seferi'nde bulunduğunu bu parçadan anlıyoruz...” Söz konusu parça: “..Bağdat'ın fethinde bulunan Gazi Beydili  Fermayet  Ez Kazi Çorum..."dur.
16 dizilik olan bu şiirin son dörtlüğünü alıyoruz.
 
Kulun Beydili der hak ya hadi
Hatalardan sakla Sultan Murad’ı
İnşallah açarız bizler Bağdad’ı
Ancak gece gündüz zahmeti vardır..
 
“Çorumlu Maniler” bu sayıda da sürer. Eşref ERTEKİN’İN derleyip bu sayıya aldığı 28 maniyle bizleri yeni yetmeliğin  tozpembe düşlü günlerine götürür yine.
 
Karanfil deste gerek
Destesi dosta   gerek
Şu Çorum'dan kız seven
Gayetle usta gerek.
           
Karanfilim ez beni
Dülbendinden süz beni
Ben bir fındık altunum
Gerdardanına diz beni.
           
Kaşların katar katar
Kipriklerin ok atar
Lebin bakkal dükkanı
Yanakların bal satar.
 
“Çorum'un Halk Türküleri" denilince yine akla Sadi LEBLEBİCİ  gelir. Derlediği ve notaladığı iki türkü var bu sayıda. "Akkoyun" ve "Oydah"  Akkoyun’dan bir bölüm:
           
Akkoyun kuzulayınca
Yaralar sızılayınca
Seni nerde bulayım
Gönül arzulayınca hey..
 
“Çorum'a ait Atasözlerini Eşref ERTEKiN derler. Konusu, tarım ve toprağa ait olan atasözlerinden birkaç örnek veriyoruz.
 
Arpa kırk günde hem biter hem yeter.
Göl yerinden su eksik olmaz.
Ananın bastığı cüce (civciv) ölmez.
Dirgene dayanmayan harmana giremez.
Yiğit tarla çavdar getirmez.
Meyveli ağaca taş atan çok olur.
 
İhsan SABUNCUOĞLU’NUN “Hesap Veriyoruz” başlıklı yazısı geçen sayının süreğidir.  Halkevlerinin iki yıllık çalışmalarını içeren yazı çok yönlü bilgiler içerir. İzlenen çalışma programının aldığı son biçimi şöyle yazar SABUNCUOĞLU : 
1-Selçukiler zamanı Çorum
2-0smanlılarla Selçukiler zamanı Çorum
3-Çeşitli zamanlarda Çorum mülki  teşkilatı
4-Halk Edebiyatı ve saz şairleri
5-Kitabeler
6-Tarihi değeri olan belgeler
7-Yer adları
8-Şive özellikleri ve dil derlemeleri
9-Gelenek ve görenekler
10-Etnoğrafya malzemeleri
1l-Aşiretler ..."
 
Yeni belgeler bölümünde, bulunan bir madalyanın resimlerini, H,1208 yılında depremle yıkılan Çorum Ulu Caminin tamiri için Çorumlu alim ve şair Yusut Bahri ile Çorum büyüklerinin Çapanoğlu'na başvuru dilekçelerinin suretleri yer alır.
 
Son bölüm yine  önceki sayılarında süren mahkeme tutanaklarının, vakıfnamelerin suretlerine ayrılır. Çorumlu'nun 1,cildi burada sonlanır
 
DEVAM EDECEK

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Paşa ÇETEN
Paşa ÇETEN Hayat Hikayesi
YALNIZ KALAN GÜNEŞ
Her fikir bedenimizde bir demet gül
Karanfiller rengini içine akıtır.
Umudun yüreğinde çırpınıyor ay
Canımda patlayan bomba senden şerefli
Bak çığlıklar gerili kalbimizde.
 
İşkenceler ibadetimiz,zindan cennetimiz
İnsanı uykusundan ölüm uyandırır
Kabustan geliyorum,vahşeti içiyorum
Merhameti yılanın vicdanına asıyorum
Kader olan günleri sokmaya gidiyorum.
 
Kan ve göz yaşlarımızdan medeniyet su içiyor
İnsanlık su almış gemi; alçaklığa batıyor
Dünyanın seyir defterine düşüyor tarih
Cinayetlerde hürriyetin parmak izleri var.
Ateş denizinde can simidimiz karınca !
 
Karanlığın beyninde ihanetin tacı
Dağlar kendi içinde rütbeli ve itaatkar,
Rüzgardan gümüş yüzüğü gölgelere takıyorum,
Ey şuur! Seninle gereken yerde olmalıyım
Karanlığın boğazına ateş olup duruyorum.
 
Devir: Canımıza basan bir kara firen
Sende isyanımızı doğuran zaferimiz ol
Bak toprak karnını açmış vaktini bekliyor
Kim bilir hangi sevgiliyi koynuna alacak
Bir yıldız düşüyor kirpiklerimizden.
 
Nehirlerin şaha kalktığı yerden bakıyorum
İki yeşil renk bir oluyor ayrılırken
Eskimez yeniye yerleşiyor fecrimiz
Alevler ortasına ekilen feryadımız
Aşktan yeşeren beyaz yağmur gibi şanlı
 
Sır kendini hakka adıyor,
Bir el dudaklarımızdan kilidi açıyor
Suları bağlıyor dokuz yerinden
Ecel, korkusundan nasılda eriyor
Rabbim dilerse güneş dürülüp huzura geliyor.
 
Ruhumun içine girdim bir yoldan
Sekiz kapılı ilahi yapıdan

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Yaşar KILIÇ
Yaşar KILIÇ Hayat Hikayesi
BEN DENİZİM !
Dünya denilen fanide dalgalı bir denizim
Hırçınlaşırım bazen,mahzunum,kimsesizim.
Cehennemi söndürür,su çekiyor dehlizim,
Depremle kükrerim,tüsinamı ensemde.
 
Timsahlar cirit atar,balinalar kudurur,
Dalgalar azgınlaşır,canavarlar doğrulur.
Bermuda üçgenim var gelen gemi vurulur,
Ölümün intizarın korkusu var darbemde.
 
Çıldırsam fırtına kıymetini andırır.
Arzın derinliğinde lavları uyandırır.
Azrail görev alır,şimşekleri yandırır,
Dönülmeyen yolculuk,yıldırımlar heybemde.
 
Orkestrayı andırır,dalga martı sesleri.
Kayalara gemimin çarpışma akisler
Pusula,rota,dümen yok kaptanın hisleri
Mani olamam buna,acımak istesem de.
 
Karışmayan perde var. Prangalar vurulumuş.
Deniz atı,arsları,ahtapotlar savrulmuş
YAŞAR fırtına diner derler sular durulmuş,
Sur düdüğü ötünce giderim gitmesine.
10.06.2003

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.