DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 6 SAYI 73    25 Mart 2005

Mahmut Selim GÜRSEL YENİ BİR DERGİMİZ DOĞUYOR !
İsmet ÇENESİZ SAYIN BAŞKAN İŞ EHLİNE VERİLMELİ;
Ali EMİROĞLU SÜMERLER’DE İLK SÖYLENECEK SÖZLER
Muzaffer GÜNDOĞAR 33,34-35,36-37 VE 38. SAYILAR
Atilla ALPAY ÇEÇENLER VE BİZ!
Salim SAVCI SEVGİ SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE
Mahmut Selim GÜRSEL ERMENİLER
Yaşar KILIÇ HARABELER KÖYÜ
Ahmet KURTBAŞ SENDEMİ ÖYLE SENDEMİ
Üzeyir Lokman ÇAYCI AĞZINA KADAR DOLU BİR DÜNYA
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YENİ BİR DERGİMİZ DOĞUYOR !
Yeni bir sanal derginin ön hazırlıklarını bitirdim. Sanal olarak yayınlanacak dergi için site kalıplarını ve yazıştığımız kimselerden aldığımız katkıları sitemize yansıtmış olduk.
            Yeni sitemizin doğma sebeplerinden bir tanesi,http://www.corumlu.com  sitemizde bulunan Tarih bölümünün içeriğinde ÇORUM 1997 adlı çalışmamda yayınladığım ve sonrada ÇORUM 2002 içimle çalışmamda da tekrarladığımı HİTİT bölümünü burada geliştirmek istememdi.
            Zaten 1989 senelerinde de HİTİTLİLER le ilgili bazı önerilerimi Rahmetli Turan KILIÇÇIOĞLU tarafından da benimsenerek,yeri gelmişken Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan Çorumlu Hattat ve Müellifler ile beraber aynı depoda bulunan EL YAZMA KİTAPLARIN da Çorum’da kalması için Turan beyin verdiğim bilgi dosyasını Kültür Bakanına bizzat götürerek El Yazması Kitapların Çorum’da kalmasına da büyük katkısı olan rahmetliyi burada Çorum Kültürü için verdiği katkıyı unutmamamız gerekmektedir. Gelelim bu paragrafta bahsettiğim HİTİTLİLER le ilgili bölüme: Turan ağabeye bir kütüphane haftasında Hasan Paşa Kütüphanesinde Hititli salonu kurulmasını da önermiştim. O da gerekeni yaparız demişti. O vefat etti,ben emekli oldum. Çorumlu 2000 Dergisini 6 yılı aşkın süre basılı olarak yayınladım,halende bu yazıları bu siteden yayınlayarak okuma ihtiyacı olan okuyucularımıza ulaşıyoruz.
            Amacım olan Hititli Kütüphanesini kuramadım. Fakat bu uhdemi Allah C.C. SANAL da olsa gerçekleştirme girişiminde bulunmamı nasip etti. Bu sitenin adresi de http://hititliler.buadresim.com olarak tüm dünyanın hizmetinde. Sitemiz iki bölümlü olup Türkçe ve İngilizce bölümlü yayınlamaya başladım bölüm sayfaları söyle:

NEDEN BU SİTE
ÇORUM
TURİSTİK HİZMETLER
HATTİLER
HİTİTLER
HİTİT İMPARATORLUĞU
ALACAHÖYÜK
BOĞAZKALE
YAZILIKAYA
ORTAKÖY ŞAPİNUVA
GAVURKALESİ
MÜZELERİMİZ
HİTİTLERLE İLGİLİ KİTAPLAR
ÇORUM 1997 Mahmut Selim GÜRSEL
ÇORUM TARİHİ Sevim ULUÇ
ORTAKÖY ŞAPİNUVA ARKEOLOJİ ARAŞTIRMALARI
HİTİTLERLE İLGİLİ MAKALE
Abdullah DURMUŞ
Ahmet ERTEKİN
Ali EMİROĞLU
Erdal ERALP
İbrahim YILDIZ
İsmail PAMUK
İsmet ÇENESİZ
Kamil AYCAN
Mahfi EĞİLMEZ
Mahmut Selim GÜRSEL
Mesut ARTAR
 
 
 
Nazmi TUĞRUL
Oğuz LEBLEBİCİOĞLU
Osman ÜNSAL
Raşit YÜCEL
Teoman ŞAHİN
Ümit UZEL
Zekai İŞLER

HİTİTLERLE İLGİLİ LİNKLER
DERGİ ARŞİVİ
DERGİ TANITIMLARINIZ
RESİM ARŞİVİ
YAZARLARIMIZ
KATKI VERENLER
SİZDEN GELENLER
BİZE ULAŞIN
BİLGİ

Elimizde bulunan İngilizce dökümleri de buradan elimden geldiği kadar yazarak İngilizce bölümünde yayınlamaktayım.
            Ömrümüz olursa,sanal olarak ta Nisan Ayında dergimizi yayınlayacağız
            İlgilenenlerin bilgisine sunulur.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
SAYIN BAŞKAN İŞ EHLİNE VERİLMELİ;
            Yaşanan bunca kötü olayların arkasındaki asıl sebep görevin hakkı verilerek yapılmaması ve o işin ehil ellere verilmemesidir. Vaktiyle o işe adam alırken taraf tutulması, yandaşların kayrılmasıdır. Birde testiyi kıranla suyu getirenlerin terazinin aynı kefesinde yer alması ve terfi sisteminin başarıdan ziyade otomatiğe bağlanmasındandır. Ayrıca prensipsiz, emeksiz ve plansız bir çalışma düzenimiz var. (Bu umumi bir açıklama)  
            Şimdi bunlara örnekler verecek olursak:
            1-) 10-15 gün kadar önce İnayetullah camine doğal gaz alınmaya karar verildi. Bunun için kazı çalışmaları yapılırken su borusu patladı. Patlayan su minarenin boyunca yükseldi. Hatta bir arkadaş tazyikli suyun kendisine çarpmasından son anda kurtuldu ve bayağı bir tehlike atlattı. Tabii, bu arada birkaç saatlik işte birkaç gün sürdü. Kazılan yeri bir görseniz; neler vardı neler. Telefon kabloları, elektrik kabloları, kanalizasyon boruları v.s…  
            Halbuki bunlar vaktinde, bir plan dahilinde ve beton bir tünel içinde yapılsa yaşanan bunca aksaklığın olmayacağı gibi bunca masrafta olmazdı. İkide bir her önüne gelende sokakları  köstebek çukurlarına döndürmezdi. 
            Bana göre yinede vakit daha da fazla geçirilmeden bu işe yiğit ve becerikli yetkililer bir el atsalar da, zararın neresinden dönülürse kardır hesabı bu keşmekeş bir düzelse.   
            2-) Yollarda Su Birikintileri: Azıcık bir yağmur yağınca asfaltlardaki su birikintilerinden sürücülerde yayalarda çok müşkül durumda kalıyorlar. Yayalar nerde ve nasıl yürüyeceğini şaşırıyor, sürücülerde ne yapacağını bilemez duruma geliyorlar. Çünkü su gölcükleri bir değil beş değil ki insanlar kendi kendilerine tedbir alsınlar.  
            Bu su birikintileri yüzünden trafik tıkanıyor.  Talebelerin, yayaların kısaca insanların üzerlerine kirli sular sıçrıyor. Tabii bu durumda hem yayaları hem de sürücüleri çok zor durumlara düşürüyor. 
            Oysa o asfaltlar dökülürken öyle bir tantana yapılır ki göreceksiniz. Asfalt döken işçiler, onun başında elinde telefonla bir çavuş, onunda üstünde birisi veya birileri ellerinde telefonlarla… bir tantana bir tantana.
Ama neticede hiç kimse işin hakkını vererek, mesuliyet duygusunu bilerek o işi yapmadığından  hemen bir yıl sonra yeniden bozulan yollar ve o bozulan yollarda oluşan su birikintileri. Vatandaşa yapılan bunca eziyet, boşa giden ve boşa harcanan bunca paralarda cabası. 
            Belediyede bu bölüme bakan sayın müdürümüzü baharla birlikte halk adına göreve davet ediyorum. Sayın Başkan ile Yardımcısı Beyi de yağmurlu bir günde Albayrak sokaktan İmamhatip’e doğru yürümeye davet ediyorum.
            3-) Yunus Emre İş Merkezinin (Pazaristanın) yanındaki paralı otoparka bir gidin de görün; çukurlardan neredeyse arabalar çıkamayacak. Çamur çaylak, parayla rezil olma buna denir. Belediye mi yapacak yoksa kiraya verdikleri kuruluş mu yapacak kim yapacaksa bir an önce bu çamur deryasından, su göletlerinden vatandaşı kurtarsınlar lütfen.  
            4-) Elektrik kesintileri: Asansörde kalan bir ihtiyar kurtulunca can havliyle beni arıyor ve, “Ben kalp hastasıyım. Neredeyse canım çıkacaktı, etme yaz!” Diyor. Yaz da, bu kaçıncı yazma!?  Aklına esen elektrik kesiyor. Sonra sorunca da bir sürü safsata. Bir sürü mazeret…
Vatandaşa hikaye anlatıncaya kadar artık laçka olmuş bu müessese kendine bir çekin düzen verse! Bu müessese milletten aldığı parayı helal ettirsin. Çoluk çocuğuna helal ekmek yedirsin.
Helal haram bilen adam da kaldı da sanki ! ONLAR ANTİKA OLDU ANTİKA! 
            Hangisini saysam,hangisini söylesem? Neleri söylesem neleri yazsam? Bunlara denizler mürekkep, ormanlar da kalem olsa yine yetmez.   
            Önce insan olursak ve hemen de eğitim dersek. HELALI HARAMI BİLİRSEK bir yelere geliriz. “Vakit geç, köy ırak” der bir dostum.  
            İşimiz zor ama bir yerlerden başlamalıyız. Gelecek kuşaklara daha rahat, daha müreffeh  bir Türkiye bırakmalıyız.
            Sevgi ve saygılarımla.               

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 

 

 
 
 

 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
SÜMERLER’DE İLK SÖYLENECEK SÖZLER
Tabletlerin ve parçalarının bozuk ve eksik yerleri yeniden düzenlenip tamir edilmektedirler. Bu iş bazen hem çok uzuyor,bazen de imkansız oluyor.
            Bozulmadan bulunmuş Sümer tablet ve parçalarının ise,tercüme edilmeleri bir sorun oluyor. Bu kadar yıl unutulmuş bir dilin grameri oldukça iyi tanınmıştır. Fakat vokalüstler sorun yaratıyor. Şöyle ki: Sümerolog kantex’in anlamını göz önünde bulundurarak,bir sözcüğün delaletini tayin etmeye çalışır. Halbuki burada söz konusu olan sözcüğe bağımlı veya bağlı olabilir. Bu çalışma yıpratıcıdır. Fakat son yıllarda,pek çok çeviriciler yetişti. Bunlara kıymet vermek gerekiyor.
            Arna Bobel 1923’de Sümer Grameri üzerine bir eser yayımladı. Bu eser Sümerce için bir dayanak oldu. Bu eserde görünen elli kadar seçilmiş tablet’in geliş yeri Nippur şehrinin kazılarıdır.
            Pennsylvania Üniversite profesörlerinden Edward Chiera;Sümer literatürü çözücülerindendir. Sümer Edebiyatı üzerinde derin ve açık görüşleri vardır. Nippur orijinli esas dokümanların Pennsylvania ve İstanbul tabletlerini kitabına almıştır. 1924’de İstanbul’a gelmiş elli kadar eser kopya etmiştir. Bu tabletlerin büyük çoğunluğu büyük oranlardadır. Bunlar iyi muhafaza edilmelerdi. Bu tabletler,alime yeni ufuklar açtı. Bu tabletlerden sonra,aynı insan   Pennsylvania Üniversitesinde 200’den fazla tabletin kopyasını yapmıştır. Bu çalışmalar ilim adamlarının hizmetine sunulmuştur. Bu suretle Sümer Edebiyatının bir çok örnek koleksiyonları işlenmiş oldu.
            Kramer’de bu ortaya konan dokümanlar sayesinde,sorunla ilgilendi. 1930 senelerinde Arna Poebel ile beraber çalışan Kramer formasyonunu derinleştirdi. Cheire,Kramer’i Chicago’ya çağırıp Asur diksiyonerinin başına geçmesini istedi. Kramer yaptığı kopyaları da beraberinde götürdü. Bu kopyalar üniversitede iki bölüm halinde yayımlandı. 1932 de Cheire ölünce Kramer onun yerine geçirildi. Ama neşredilen iki cilt Cheire’nin adını taşımaktadır. Tam aydınlığa erişmek için bu Nippur orijinli pek çok tablet ve parçasının kopyalanıp sonra da pek çok mütehassıs tarafından üzerinde çalışması gerekiyor.
            Kramer;son iki yılının ilmi çalışmalarını ftografiye,eksiklerini tamamlamaya,çevirmeye ve yorumlamaya hasretmiştir. 1937’de İstanbul’a geliyor. Guggenmeim fonundan bir bur buluyor. İstanbul Eski Eserler tam yardım görüyor. Bütün memurlar,iş birliği içine giriyorlar. Nippur asıllı 170 tablet ve parçasını kopya ediyor. Bunları hem Türkçe ve hem de İngilizce neşredilerek alimlerin istifadesine sunuluyor. Daha sonra Krammer,eski görev yerine dönüp çalışmalarına devam ediyor. Eserleri kataloglara geçiriliyor, bu tabletler şimdilik tam aydınlanmış değiller. Bu tabletlerin hangi sorunlara karşilik oldukları edüt halindedir. Krammer 1946’tı da tekrar İstanbul’a geliyor, içerikleri Mythe ve hikaye olan 100 tablet kopyalarını çıkartıyor. İstanbul’da kopya edilmeyi bekleyen yüzlerce tablet varmış. Bunlar yapılmadan da üzerlerinde ilmi çalışmalar yapmak mümkün gözükmüyor. Bu çalışmaların devamı için Bulbriglt bursu temin edilmiş. 1951-1952 yıllarında çalışmamaya üç kişi ile birlikte tekrar başlanıyor. Hatice Kızılay,Muazzez Çığ (İstanbul Eski Eserler Müzesinde Arşiv Uzmanı) ve Kramer kendisi bu üçlüyü teşkil ediyorlar. 300 yeni tablet ve parça kopya ediliyor.
            Bu son seneler devamınca,birçok yeni Sümer takım eserleri ortaya çıkartılmıştır. 1948 de Chicoga Üniversitesinin doğu Enstitüsü ve Philadelphiea Üniversitesinin para kaynakları birleştiriliyor. Nippur’da ara verilmiş kazılara yeniden başlanması için bir kazı heyeti gönderilme karar alınıyor. Tam 50 yıl durmuş olan kazılar yeniden başlatılıyor. Yeniden günışığına çıkartılan tablet parçaları,Doğu Enstitüsünde T Hokild Jacobsen tarafından tetkike tabi tutuluyor. Bu zat tanınmış bir Astrologdur. Böylece Sümer edebiyatındaki pek çok boşluk doldurulacaktır. Pek çok tablet ve parça deşifre edilecektir.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 

 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 33
 
 
            1 Ocak 1942 tarihli 33. sayının ilk yazısı Cevdet BEZİRCİ’NİN. “Çorum’un Mahalli Oyunları”.
 
Anakara radyosunda yapılan “Çorum Folklor Gecesi” ile Halkevleri’nin kuruluşunun 10.Yıl kutlamalarına katılan Çorum Halk Oyunları ekibi, Halay, Bediriş, Türkmen Kızı, İğdeli Gelin oyunlarıyla ilgi toplar.
 
Yazıda Cevdet BEZİRCİ şöyle der:  “....Halkevleri uyanık bulununuz .Mahalli oyunlar ve folklor işlerine yakın ilgi gös-teriniz.Ne büyük kaynaklara rastlayacak,neler bulacaksınız...", "...Türk'ün rönesans’ı yeni başlıyor desek hiç de abartmış olmayız...”
 
"Çorum'un Mülki Taksimatına Tarihi bir Bakış" yazısı bu sayıda sonlanır. M,Turhan DAĞLIOĞLU NUN bu yazısından bir bölüm alıyoruz. Aldığımız bölüm Mecitözü İlçesiyle ilgilidir: “...Burası hakkında Amasya tarihinde şu bilgi vardır. Kasaba, Avkat köyü civarında iki tepenin düzce olan sırtındadır.Bu kasaba; Avkatlı oğlu Hacı Ali Ağa'ya nispetle 'Hacı Köyü' denilmekle de meşhurdur .Gümüşhacıköy'ünden ayırt edilmek için buraya 'Avkat Hacı Köyü' de derler. Bu kasabanın yeri Danişmentliler devrinde Biladı Rum Kadısı Abdulmecid-i Hürrevi Malikanesi olduğundan 1135 tarihinden beri buraya 'Mecitözü' denilmektedir. Bu kasabadaki Türkler' in ekserisi 'Bayındır -Kayı' Trükleri'ndendir Avkatlı zade Hacı Ali Ağa 1727 tarihinden itibaren bu köyde ikamet ve kesbi nüfus ve iktidar eylemiştir. Mecitözü’ ne bağlı bugün Avkat köyü vardır. Burada 1874 tarihinde kaza teşkilatı yapılmıştır....”
 
Ankara'ya Çorum Halkevi Folklor Gecesi için giden ekibin içerisindeki Tarhanlı Kul Mustafa  için,Behçet Kemal ÇAĞLAR'IN yazdığı  "Kul Mustafa'ya" şiiri beş  dörtlükten oluşur. Buraya son dörtlüğünü alıyoruz.
 
Söyle Aşık Ömer bıraksın sazı,
Bülbülsüz geçirdik biz nice yazı,
Duyulsun redyoda söz ile sazı
Kul Mustafa çıkagelsin Çorum’ dan 
 
Dr,Tevfik BERKOl'un yazı dizisi "Zührevi Hastalıklar"ın ardından ;Eşref ERTEKİN'İN derlediği "Çorumlu Maniler" yer alır. Sayısı 1100'e ulaşan manilerden üç örnek alıyoruz:
 
Elde fincan gezdirir
Lali mercan dizdirir
Sana aşık olanlar
Bir kuru can gezdirir.
 
Gelepçekte sırnayım
Simini sıyırmayım
Senden başka seversem
Gençliğime doymayım.
 
Dağda karı neyleyim
Ahile zar neyleyim
Olursa vefalı olsun
Vefasız yar neyleyim.
 
Sabri Dil de "Çorumlu' dan" şiiriyle yer alır bu sayıda. Son dörtlüğünü alıyoruz:
 .
Bu yerde yetişir babayiğit  er
Yalnız vatan için can feda eder
Sevine sevine cepheye gider
Düşmanı dağıtır  bozar Çorumlu.
 
DR,TEVFIK BERKOL'UN uzun yazı dizisi "Çorum'da Yıl Çıbanı" bu sayıda sonlanır.
 
"Cönklerden Derlemeler"de Eşref ERTEKIN önceki iki sayıda yayınladığı "Destan" ın son bölümünü verir.
 
"Osmancıklı Aşık Kadir USLU”YU  Sıtkı AKTAN kaleme alır. Kadir USLU'NUN, lz'ani ile karşılaşıp atışmasından bir bölüm alıyoruz: 
 
lz'ani:
-Erzurum’dan beri çok aşık gördüm
Pamuktan,kazıldan çok çorap ördüm
Mısır tarlasında iz etmiş gördüm
Ayının kulağı Aşık Kadriya
 
Kadriya:
-Tekellüm bahçesi dikendir diken
Ayağına batar sakın girersen
Kalbur elek sele sepet örerken
Kırarsın kasnağı Aşık lz'ani.
 
Halkevi çalışmalarına, Dr. Adil ÖZKAN’ ın “Uyuz Hastalığı ve Tedavisi”yle ilgili bir konuşma metni izler.
 
Son bölümde: Melike  Hatun ve Arif Çelebi Vakfına ait bir ilâm ve bu ilâmın görül-düğü derkenarlar ve çıkarılan Defteri Amire sureti yayımlanır.
 
 
 
ÇORUMLU DERGİS SAYI:34-35
           
 
1 Şubat-Mart 1942 tarihli 34-35.sayı Hamit KOŞAY’IN “Alacahöyük Müzesi” yazısıyla başlar. Hamit KOŞAY, Maarif Vekilliği (Milli Eğitim Bakanlığı) Müzeler Md. Alacahöyük kazısı Müdürüdür.
 
Yapılan kazı çalışmalarını değerlendiren Hamit KOŞAY ,yazısının son bölümünde şöyle der:  “...Ören  yerlerinin tanzim olunarak açık müze haline konması ,henüz ayakta duran anıtların korunması, klavuz  kitapların neşri, sanat duygusunun yükseltecek  model ve resimlerin ucuz olarak satışa çıkartılması,yurdun arkeoloji haritasının tanzimi,eski eserlerin tasnif ve tescili ve saire Maarif Vekilliği'nin önem vererek üzerinde durduğu meseleleri teşkil etmektedir...”
 
"Çorum'da Benimsenen Bazı Kelimeler ve Rakamlardan" yazısı İhsan SABUNCUOĞLU NUN, yazısına konu ettiği ilk kişi 'Nurettin Bey'dir: “.....Birinci Dünya savaşı yıllarında Çorum'a Mutassarrıf olarak gelen 'Nurettin Bey' Çorum'un teşkilatlı bir hastahaneye, şimdiki parka,telefona ve Alaca'yı bucaklıktan ilçeliğe kavuşturan kişi olduğu için Çorumlularca saygı ve sevgiyle anıldığını yazar...”
 
Sıtkı AKTAN' ın önceki sayıdan süren,Osmancıklı “Aşık ve Şair Kadir USLU”YU anlatan yazısının ikinci bölümü yayınlanır.Yazının bu bölümünde de Aşık Kadriya' nın:Aşık Ceyhuni' yle karşılaşması verilir. Yazının sonunda Ceyhuni’ yle atışması yer alır.
           
Bir bölümünü alıyoruz.
           
Ceyhuni :
-Ayıklar içinde sen de er isen
Çiçekler içinde nilüfer isen
 Senin için hazırladım yer isen
 Laklaki helvası Aşık  Kadriya
 
Kadriya:
Fikirden yaptırdım sana bir çörek
Kuruntudan pilav yanında keşkek
Yalandan yağ ile asılsız börek
Hayal pastırması Aşık Ceyhuni.
     
Kemal TERLEMEZOĞLU “Çorum Halayına Dair “ başlığı altında Çorum Halayını anlatır.*
 
"Halk Şiirine Dönüş" yazısı Abdullah ERCAN‘IN. “....Bugün milli topluluğumuzda şiir bir yeniden kuruluş halindedir...” ,“....Karacaoğlanlar ,Dadaloğulları,Köroğulları, bu yeni kuruluşun temel taşını koyan ve ilk harcını atan ustalardır. Bu temel üstüne kurulacak şiir,iyi olacaktır,doğru olacaktır . Zira bu temel milli temeldir...” Bu yazının ardından bir de şiiri yayınlanır Abdullah "leyla" adlı şiirin son dörtlüğünu alıyoruz.
Sevenlerin emeği var sevilende
Bülbül kanı durur gülde,dikende
Ercan’ın feryadı diyor ki bende
Aşıklık Mecnun’ dan aşkındır Leyla...”
 Dr. Tevfik BERKOL’ un “Zührevi Hastalıklar “ yazısı bu sayıda da sürer.
 "Perişan"  şiiri Kemal SAYIN’IN. Karacaoğlan’a nazire yapar. Yedi dörtlükten olu-şan şiirin son dörtlüğü şöyle:
 
Kemali eder ki sözüm yok artık,
Zevki sefasında gözüm yok artık
Ben bir kuru dalım özüm yok artık;
Yare ninni diyen diller perişan .
Halkevi Başkanlığı aracılığıyla  Ziraat Enstitüsü Yüksek Müdürlüğü'ne sunulan hayvanlara  ilişkin söylenmiş atasözleri. Derleyen yine Eşref ERTEKİN. Birkaç örnek alıyoruz.
Tay yetişmezse,ata paha yetmez.
At ölür gönü,yiğit ölür ünü kalır.
İki tımar bir yem yerine geçer.
İnesin gönül inesin,attan eşeğe binesin.
Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
Kurt kocayınca köpeklere gülünç olur
Sudan çıkan balık ateşten korkmaz.
Karıncanın armağanı,çekirge budu olur.
 
Sıtkı AKTAN' ın "lstırap" şiirini,Eşref ERTEKİN'in derlediği "Çorumlu Maniler" izler işte üç örnek:.
Iraflarda bal kabak
Gerdanı altın tabak
Horoz çenen çekilsin
Ne çabuk ettin sabah.
 
Karşıda karaçalı
Kararıp durma çalı
Ben sana varır mıyım
Sümüklü sıracalı.
 
 Mani bilmem basından
Ölüyorum yasından
Ak memeler gel eyler
Düğmeler arasından.
Eşref ERTEKİN,tükenmez bir enerjiyle “Cönklerden Derlemeler”i sürdürür.
 Çocuğu olmayan bir bayan ağzından söylenen “Anonim Bir Ağıt” yine onun derlemesi. Kırk dizeden oluşan ağıttan bir beşlik alıyoruz:        
Küçücük kazanda yemek pişiyor
Oynayan çocuklara gönlüm düşüyor
Doğurmasam kocam beni boşuyor
N'olur Mevlam n'olur ihsanın yok mu
EI kadar et versen 0 bana çok mu ?.
Dr,Tevfik BERKOL,"Saçların Kepeklenmesi ve Tedavi Şekli" konusunda yazar
Son bölümde belgelerin yayınlanması sürer.
*Kemal TERMLEMEZOĞLU uzun yıllar Çorum Devlet Hasta anesinde Cerrahlık ve Başhekimlik yapmıştır.7 Şubat 1993 tarihinde vefat etmiştir.
 

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 36-37          
Çorumlunun 1942 yılı Nisan Mayıs 36-37 sayıları bir arada çıkar. Bu sayının ilk yazısı Cevdet BEZİRCİ’NİN .”Köy Okullarında 23 Nisan Bayramı”nı görerek yaşayarak yazmış.
 Çorum’a yakın köylerden gelen 15 köy çocuğun,Çorumlu çocuklar tarafından konuk edilmesi ; onlarla birlikte bayram sevincini ve coşkusunu yaşaması anlatılır.
         Cevdet BEZIRCİ: Çorum Valisi Muzaffer AKALIN’IN  çevre köy öğretmenlerinin ve halkın isteklerine uyarak,Çorum'daki bayram kutlamaları sonrasında (öyle sonu) çevre köy okullarını gezdiğini,çocukların ve halkın bayram sevincini onlarla birlikte paylaştığını yazar. Yazısını şöyle sonlandırır: “....Arlık karanlık basmaya,ortalık kararmaya başlamıştı.İçimiz sevinç ve gurur dolu olarak köyden ayrıldık...”, “....Bugünü yaratanlara bu mutlu günlere onları yetiştirenlere halkın bağlanışını görüp de minnet ve şükranla dolmamak mümkün mü ? Bunlar milli bağlılığın,vatan sevgi-sinin ne güzel örnekleri idi..."  
H,Turhan DAĞLIOĞLU ,"Hicri Onuncu Asırda Çorum" adlı yazısında iki belge daha yayımlar. -
Birinci belge,Aşiretler arasındaki kavgalara ait olup Çankırı,Karasaray  kadılıklarına yazılmış 1613 tarihli hükümdür. 
İkinci belge Zeamet sahiplerinden Süleyman’ın 21499  akçalık zeametine ait olup, 1615 tarihli hükümdür.
 “Objektif Hukuk ve Sanat” yazısı Kemal SAYIN’IN. Sanatla hukuk arasında benzerlikler kuran  Kemal SAYIN şöyle der yazısının bir yerinde; “....Bir sanat eserinden yalnız zamanı değil,geleceği de tesirinde bırakacak bir güzellik ararız. Kanunlar da bu nitelikte birer sanat eseridirler. Zira onlardan da uzun zamanlara uygulanacak ve değişen görüşlere  mümkün olduğu oranda göğüs  gerecek bir esneklik ve dayanıklılık ararız..." , "....Kısaca,denilebilir ki,objektif hukuk en geniş anlamıyla muazzez bir sanat eseridir..." 
Nuri UĞUR,"Çorumlu Hacı Hasan Paşa"yı anlatır bu yazısında Yedi Sekiz Hasan Paşa olarak da anılır,Çorum  saat kulesi Çorumlulara onun armağanıdır. (İlerideki sayılarımızda Hacı Hasan Paşa konusunda ayrıntılı bilgi verilecektir. )
 Eşref ERTEKİN'in derlediği "Çorumlu Maniler"den üç örnek alıyoruz yine:
Üzümün asmasıdır
Karanfil basmasıdır
Hem salınır hem bakar
Şu kimin yosmasıdır.
 .
Penceresi parmaktan
Su getirir ırmaktan
Kuzum bir şeftali ver
Al kırmızı yanaktan.
 
 
Çorumun kavakları
Dökülür yaprakları
Çığ düşmüş güle benzer
Yarimin dudakları.
"Halkevi Bir Çorum Gecesi Yaptı" yazısı Cudi EGE'NİN.  Yazı şöyle başlar : “...Halkevimiz 14 Haziran 1942'de Çorum'a teşrif buyuran Sayın Orgeneral Kazım ORBAY şerefine bir 'Çorum Gecesi' tertip etti,Bunu iki gece tekrarladı..." ,"...Yapılan Çorum Gecesi'nde milli ve mahalli olmak üzere üç oyun oynadı...", “...Bu oyunlar, 'İğdeli Gelin,Çorum Halayı,Dillala' ...”, “...Çorum'a özgü 25'e  yakın oyun saptadık...", “...Gönül arzu eder ki,onları salonlarda, sahnelerde, meydanlarda genç çocuklarımız  tarafından oynarken seyredelim...”
 “Çorum'da Söylenen Bilmeceler”i derleyen Eşref ERTEKIN'dir. Manzum bir bilmece:
            Ol nedir ki dört ayaklı canı yok
Sanırsın ki bir deridir kanı yok
Günde yedi türlü diller bitirir
Güllerin bülbülü nalanı yok
Yüz bin hançer vurur isen göğsüne
Hançere göğsün gerer noksanı  yok.(Gergef,çevre ve işlenen nakış)
Muammer L.ORAL, Şükrü Enis REGܒNÜN 1942 yılında  Remzi Kitapevince çıkarılan,ederi 40 kuruş olan "Buğu" adlı şiir kitabını tanıtır. Şöyle der yazısında: “...Genç şair hepimizin yaşadığı mukaddes ve en güzel çocukluk anılarını nasıl anlatıyor...”   
Ömrümüzden kopan her yıl
Yeni bir alın çizgisi
Çocukken topaç çevirdiğim
                       günleri hatırlatır.
Ay ışığında cami avlusu..
“.....Herşeyden  önce  şairde pürüzsüz bir şiir dili,göz yaşlarında bile başı önüne eğmeyen bir vakar ve titiz bir mukavemet görülür. Duygularını kolay ve samimi bir şekilde ifade edebilmiştir...”
 Celal DİNÇ ,"Çorum ve Çorumlu" başlıklı  bir  yazı yazar,Bir de şiir ekler yazısının altına.
 Eşref ERTEKIN'se "Cönklerden Derledikleri"nden ,'Molla Hünkar Kızı Benli Sultan için bir deyiş”, Kul Ağa'nın bir destanı, Kul Tacettin'e ait bir destan ve Türküler alır bu bölüme.
3,Cilt burada sonlanır.
 
 
ÇORULU DERGİSİ SAYI 38 
            Çorumlu Nisan-Mayıs 1942 yılı 36/37. sayılarından sonra yayımına bir yıl ara verdikten sonra,1 Temmuz 1943 tarihinde verdikten sonra 38. sayısıyla yayın yaşamına yeniden başlar.
             Bu sayının ilk yazısı ,İsmail CEYHAN’I “Yolumuza Devam Ediyoruz” yazısıdır. Şöyle der İsmail CEYHAN:   “...Cenk meydanlarında kan gövdeyi götürdüğü şu yıllarda harp dışı kalan her mil-let,bu selin altında kalmamak için durmadan sınırlarda süngü, gönüllerde milliyet barajları kuruluyor.  
Balkan Harbi'nde kıvılcımlanan , İstiklâl Savaşı’nda alevlenen Türk Milliyetçiliği 1939'dan beri  dumanlı ülkelerin ışık kaynağı oldu. Bu kaynak Türk Topraklarında  milliyet yolunu tutanları selamete getiren bir nur, yoldan sapanları yakan bir ateş karakteri taşır...”, “....Çorumlu,yolunu bu ışık  gören bir dergi olmakta devam ediyor...”
 Nazmi TOMBUŞ, ”Ahiler-İcazetname ve Fütüvvet Şeceresi” yazısında ele geçirdiği bazı icazetnameleri  incelemiş. Şöyle der yazısında: “.....Elimize geçen fütüvvet şecerelerini de havi olan bir ahi şeyhi icazetnamesini dergimizin belgeler kısmında aynen neşre başladık. Bu belgeler görebildiğimiz emsalinin en eski tarihlisi olduğundan mevcut bazı varsayım ve görüş ayrılıklarının izah ve birleşmesine  yarayacağını umarız. İcazetnamelerin asılları 1321 hicret yılında 84 yaşında ölen eski Çorum Müftülerinden ' Tekkeli Hoca' oğlu Hacı İbrahim Nuri Efendi'nin evrakı arasından çıkmıştır...'"
 Dedikten sonra icazetnamelerin tanımını yapar .Nazmi TOMBUŞ şöyle sonlar yazısını: “...830 tarihli icazetnamedeki tarikat silsilesine fazla olarak ' Ahi Enam' ve 'Ahi Mahmuz' , isimleri eklenmiştir... " ,“...Üç icazetnamenin de bir aileye yani baba,oğul ve toruna ait olduğu icazet alanların künyelerinden anlaşılmaktadır...”          
Bu yazıyı “Ahi Kasım “ icazetnamesi tercümesi ile Farsça bir şiir tercümesi izler. Bir örnek olması açısından buraya alıyoruz:
Senin o güzel gözlerin inci delmektir.
Güzel huyun söz kabul etmektir
Senin ilim ve amel ve zühdün nedir.
Az yemek,az söylemek az  uyumaktır.
14 dörtlük  (52 dize) ten oluşan “Çorum Halayı” Sabri DİL’İNn. Şiirden rasgele iki dörtlük alıyoruz: 
Sağ  baştan uca kadar on bir yiğit dizildi,
On biri de koç yiğit, on biri de güzeldi,
Heey...heeey sesleri gece ta göklere yükseldi
Halayların içinde başta Çorum Halayı.
 
Eş ve dost bağdaş kurmuş yer yer iki geçeli,
Kim düşünür bu anda son nefesi eceli,
Sabri DİL bir hayli var halayları seçeli,
Halayların içinde başta Çorum halayı.
İsmail CEYHAN "Odalar" başlığı altında Çorum'da "Tekkeli Hoca Oğlu'nun Odası"nı anlatır, Oda sözü Çorum'da selamlık yerine kullanılırdı. Bu odalar Çoktan tarihe karıştı artık. Ama,yazı bizi yarım yüzyıl öncesinin odalarında,o odaların gizlemli dünyasında gezdirir. Yazıdan kısa bir  alıntı yapıyoruz:“....Yerden bir karış kadar yükseklikte asırlık sedire oturduk. Sedir yastıklarının oda ile yaşıt olduğunu öğrendim. Zaman ne boyalarını soldurabilmiş,ne dokusunu eskitebilmiş.120 yıl önce (1822) yastık yüzlerinin ipliğini becerikli elleriyle eğiren ve kumaşlarını zevkin bütün inceliklerini gözden kaçırmadan dokuyan Topal Emine Hoca’yı o an tezgahının başında görür gibi oldum...”, “...Karşı duvarın  sağ köşesinde,ocak yanında rafın altında asılmış iki asa duru-yor. Bunlardan birisi, Bay Eşref ERTEKİN'İN dedesinin babasının şeyhi  olan Kerem Issı’ ya aitmiş. Asanın üstü burma burma. Bu asanın uzak diyarlarda yetişen burmalı bir ağacın dallarından yapıldığı söyleniyormuş. İkinci asa Bay Eşref ERTEKİN'İN dedesinin annesinin babası şair ve alim Yusuf Bahri' ye aitmiş, Üst ucunda siyah bir topuz,alt ucunda sivri bir demir var..."
 Afet KOBAK,"Tesis" yazısıyla kurumları üç gurupta anlatır. Bunlar:Sosyal kurumlar hastahane, okul,dispanser gibi. Dini Kurumlar: İslâm ve cemaat vakıfları gibi ve Aile kurumları.
Bahri MİYAK’ ın, " Bedri Rahmi EYÜBOĞLU" ile yaptığı 'Bir Sanat Konuşması' ilginç bir yazıdır. 
Bedri Rahmi EYÜBOĞLU,Halk Partisi'nin açtığı resim yarışmasına eser hazırlamak için 1942 yılında bir süre Çorum'da çalışmıştır. Türkçe öğretmeni Bahri MIYAK, Bedri Rahmi EYÜBOĞLU' yla Çorum'un Ilıca bağlarında güzel bir gün geçirirler. Söyleşileri sanat, resim, şiir üzerinedir, B.R. EYÜBOĞLU' nun  "Yaradana Mektuplar"ı yeni yayımlanmıştır ve gündemdedir. 
Bahri MIYAK, Bedri Rahmi EYÜBOĞLU'YLA ilgili ilk izlenimlerini şöyle anlatır: “...Daha ilk görüşmemizde bana kocaman ve bütün vüs'ati ile açılmış bir dost eli uzandı ve dost dudaklardan ismimim harfleri büyük bir sempati ile döküldü.
Kavak ağaçlarının havuz başına serdiği serin gölge ehramında bütün samimiyetiyle konuştu. Gerçekten onda,başındaki sanat hummasının tamamen aksine,ılık bir samimiyet ve mahviyet havası vardı. Dostluğunda oğlumuz Mehmed’ in sayfiyetini buldum.
Neler söyledi ? Bunlar bir mecmua sayfalarına geçmeyecek kadar kırık dökük şeyler: Kırık dökük. Elmas kırıntıları gibi,Onları kendime saklıyorum..."
Yazısının süreğinde de şöyle der  Bahri MIYAK:  “...Şimdi büyük bir hayranlıkla hatırladığım şeylerden,birçok şeylerden bahsetti:biz hemen yalnız ve  zevkle dinledik...", "...Dakikalarca,toprağın kokusunu,usareyle dolan tohumun mesut gerinişini,iten tohumun doğum ızdırabını,sıkan toprağın baba olma sevincini velhasıl tekmil bir hayatı aynı zamanda içine alan bir zevk ve güzellik dünyasında yaşadık..."
 Resim,şiir konusundaki düşüncelerini de aktarır  Bedri Rahmi EYÜBOĞLU'NUN . İlginç,ilginç olduğu kadar da belge niteliğinde bir yazı.
 "Cönklerden Derlemeler"de halk türkülerinden üç örnek sunar Eşref ERTEKIN, Biz iki dörtlük alıyoruz:  
A  sevdiğim geçmez oldun buradan
Selamı sabahı kestin aradan
Sana bir güzellik vermiş yaratan
Alemleri kırar mısın sevdiğim
 
A  sevdiğim kimler verdi öğüdü
Ben sevdikçe  senin gönlün büyüdü
Ezel benden başka dostun yoğudu
Şimdi benim olmaz  mısın sevdiğim...”
 
"Çocuk Oyunları"'ndan  “Hodak Oyunu” A. TALU’NUN .Bugün bu oyunları bilen belki de parmakla gösterilecek kadar azdır.
"Çorum'da Söylenilen Bilmeceler" bu sayıda da sürer.
Dağdan gelir takır takır,ayakları sanki bakır,(kaplumbağa)
Dağdan gelir,taştan gelir ;eyerlenmiş arslan gelir,(sel)
Aktır tarlası,karadır buğdayı;el ile çekilir,dil ile sökülür,(kağıt,mürekkep,yazı)
Yer altında kürklü koca,(soğan)
Yedi delikli tokmak,bunu bilmeyen ahmak (baş)
Bir küçücük kumbara ,zahre (zahire) çeker ambara.(kaşık)
 Son bölümde yine;1204'te yazılmış Koyunbaba Türbesi’nde oturan şeyhe ait mukarremame ile Ahi Kasım' ın Ahi şeyhliği icazetnamesi yayınlanır .

DEVAM EDECEK

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
ÇEÇENLER     VE   BİZ  !
Geçtiğimiz günlerde  bir kanalda  Çeçenler’e ait seyrettiğim bir haber programı üzerine  bu satırları kaleme almaya  ve duyduğum ızdırabı bir kere daha dile getirerek; üzüntümü sizlerle paylaşmaya  karar  verdim.
Programda  Çeçenlerden dünyaya terörizm ihraç eden insanlar  olarak bahsediliyor ve sanki bir Avrupa ülkesinin herhangi bir tv kanalında  bu konu dile getiriliyordu.
Tabii  millî  politikalarımız  gereği  İslâm dünyası ile “küs” olduğumuz  için programcılardan da iyi niyet beklemek pek hakkımız  olmasa gerektir.
Bir kere  ülkemizdeki  beş milyon Çerkez ve ilaveten de  fakir bendeniz gayet tabii  olarak Çeçenlerle aynı kabileden ,aynı boydan ve aynı soydanız.  Menşeimiz de yüce Türk Milletidir.Tabiiyetimiz de her ne kadar T.C. olsa da  yüreğimiz  Çeçen  kardeşlerle  birlikte  atmaktadır. Tüm Müslüman Ademoğulları gibi bizde,onlar da Yüce Allah’ın  Kulları CC ve Kâinatın Efendisinin  SAV in de  ümmetiyiz.
Çeçenlerin veya  Kafkas  halklarının İslâm’a  dahil olmaları Halife Mervan zamanına yani Hz. Ali’ R.A‘ ın hilafetinden sonraki döneme rastlar.Bu itibarla Çeçenler su katılmamış bir İslam  inancına geleneğine,adabına ve  terbiyesine  sahiptirler. Bizim  günlük hayatta alışageldiğimiz gayrı İslamî hal ve hareketler onlar  tarafından asla hoş görülmemektedir. Hâlâ Çeçenya  köyleri  Sultan 2. Abdülhamid’e  hutbe okurlar.
Kafkasya’da ilk istilacılar Moğollar olmuş; sonra İran Şahları buralara  göz koymuş  son olarak da Rus çarları bölgede çok uzun zaman Müslümanlara zulmetmişlerdir.
Yüzyılın başında Sovyet Rusya’nın  Musul, Kerkük  ve Türkmenistan üzerindeki yayılım hattının bir diğer ayağı kendi gri-soğuk ve  karanlık steplerinden  sıcak denizlere ve mavi-gökyüzüne  sahip  ülkelere  inmek  olmuş; bunun  için de uzun yıllar  esaret  altında  yaşayan bu Hacı Murad’ların ve İmam Şamil’lerin torunlarıyla  karşı karşıya gelmişlerdir.
Deli Petro gelmiş geçmiş en büyük Rus Çar’ ı  olduğu halde peşinden gelenler Gorbaçov,Yeltsin  ve Putin de   hep  aynı Çarlık ruhu ile  hareket etmişler ve Çeçenistanı kendi iç meseleleri zannederek Müslüman kanı dökmüşlerdir. Hatta “geçen 2000 yılı yılbaşı gecesi Putin’ in Çeçenistan Cephesini  ziyaret etmesi ve askerlerine birer kasatura hediye etmesi ve moral desteği vermesi”  konuya verdikleri önemi göstermektedir.
Kanunî Sultan Süleyman zamanında 15.yy da  Endülüs Emevilerinin  son temsilcileri olan Benî  Ahmer Devletine yardım edilememesi Avrupa’dan Müslümanların  atılmasına  sebep olmuş ; Abdülhamid Han zamanında da Şeyh Şamil’e  destek verilememesi Rusların bölgeye iyice  çöreklenmesine  ve Müslümanları  Sibirya’ya  göçe zorlayarak , topraklarını  işgal etmelerine sebep olmuştur.
Ülkemizdeki hükümetlerin  ekserisinin yıllar boyunca küçük hesaplar  peşinde olmaları ve büyük dış politikalar  üretememeleri bu akrabalarımızın ve soydaşlarımızı müstevlilerine şiddetle ezdirmiştir.Misak-ı Millî sınırları diyerek çizdiğimiz hattın arkasında  kalan akrabalarımızın ve milyonlarca  şehit kanı dökerek aldığımız ve  yüzlerce yıl bizim olan bu toprakların ve üzerinde bıraktığımız insanların  hukukunu sormaya ;hakkını  aramaya da  kimse cesaret edememiştir.
Kafkas halkları için  Türkiye’ye  gelmek küçük Hacc‘dır. Ve bütün Kafkasyalı kardeşlerimizin  hemen hepsinin  Türkiye’ ye karşı beslediği  plâtonik aşkı ve gönülden  bir bağlılığı mutlaka vardır.
Bugünkü  Rusya’nın  ahalisinin  büyük bir kısmı Yahudilerdir. Orada  beyaz Ruslar, Almanlar ve bölgesel halklar alt birimlerdir ve  gizli olarak yönetimde  büyük etkileri olanlar da yine  bu Yahudi asıllı Ruslardır. Think-thank denilen ve beş yüz yıl sonrasını planlayan kuruluşlarda hep Yahudi  bilim adamları  çalışır.
On yılda beş yüz bin şehit veren  Kuzey Kafkasya Milletinin  ızdırabı mutlaka ki bizim de millî ızdırabımız olmalıdır. Rusların ikide birde  yüzümüze  vurduğu “ Kürt Kartı” ile bu konunun  hiçbir alâkası  yoktur. Onların  zulmettiğimizi öne sürdüğü Kürtler bir Türk boyudur, ama Çeçenler hiçbir zaman Ortodoks ,Bolşevik,Beyaz Rus hatta –haşa- ateist olmamışlardır.
Çeçenya’daki  savaş  Çeçenlerin  bağımsızlıklarını  ilan etmeleri üzerine  çıkmış görünse de  bir yüz yıl süren baskı,istibdat ve dikta  rejiminin aslında son perdesidir. Rusların nüfusu bir milyonu aşan bu küçük devlet üzerindeki  emelleri  biraz da eski balistik  ve nükleer füzelerinin  hâlâ burada  bulunmasıdır. İkincisi  Müslüman olmaları; üçüncüsü de sıcak denizlere inme projeleri  ve yayılmacı  politikalarının yolu üzerinde  bulunmalarıdır. Beş yılda 150 bin şehit veren bu kahraman soydaşlarımızdan geriye kalanlar İnguşetyadaki  mülteci kamplarında-bez çadırlarda yaşama savaşı veren- perişan bir haldeki  çocuk,yaşlı ve kadınlardır.
Yanmış yıkılmış, hemen her tarafı enkaz yığınlarıyla , karla ve buzla kaplı bu soğuk ülkede  sadece savaşan Çeçen mücahidleri olup onlar da   şehadet şerbeti sırasına girmekte ve Livâ-ül Hamd sancağına gönüllü  yazılmış  olarak ellerine buzdan yapışmış silahlarıyla uykusuz-duraksız,aç- susuz  ebedî   bir nöbette  ülkelerini  savunmaktalar.
Gerçekte Türkiye’de Ruslarla bu veya başka bir vesile  ile en ufak bir anlaşmazlık derhal  doğalgaz musluklarının  kısılmasına sebep olacak ve bir kış gecesinde iki milyon  Ankaralı zatürree  den yataklara düşecektir. Bu terörist ülkeye karşı böylesine bir göbek bağı ile bağlanmak son derece yanlıştır. Büyük millî  politikalar  geliştirmedikce böyle hain düşmanlarımıza  muhtaç  olmak, soydaşlarımızın ezilmesine göz yummak,  bizim gibi insanların  son derece  canını  sıkmaktadır.
Bugünkü nesil Moskof ve  Ermeni  mezâliminden, Maraş müdafaasından ve Bulgar zulmünden  bîhaberdir. Tek verilen  savaş’ı Sakarya’ da  zannetmekte ve yıllardır sürdürülen eski Yunan ve Roma efsaneleriyle  süslü-  aslında milli  olmayan- bir eğitim  sistemi  ile   koca bir şanlı tarihi ve millet  düşmanlarını da  unutmuş görünmektedir.
Ülkemizde bulunan  TV kanalları  yılbaşı derdine  düşmüş, magazin ve paparazzi dalavereleriyle  milleti meşgul etmektedirler.  İçlerinde  Çeçenistan’a, Afganistan’a,Irak’a, Filistin’e muhabir gönderecek kadar  vatanperver olanları nerede ise hiç yoktur. Cesur  muhabir kıtlığı had safhadadır. En muhafazakar bildiğimiz  kanallar  bile eldeki görüntülerini CNN in Rusya cephesinden girerek elde etmekte haberleri de  Sovyet haber ajanslarından almaktadırlar.
Orada Besmele ile namluya  sürülen bir  havan  mermisi bin dolardır.Ülkemize giriş yapmak isteyen 150 Çeçen aile pasaportları ve vizeleri olmadığı  için geçen yıl  sınırdan geri çevrilmiştir.192 sivilin  öldüğü tiyatro baskınında kimyasal gaz kullandı diye kimse bu ülkeye ses çıkaramamakta ve Birleşmiş Milletlerdekilerin bile nutku tutulmaktadır. 20 milyonluk Irak’ı  yok etmek  üzere oraya-buraya  konuşlanan sığır çobanlarının kanlı biftek, hamburger yiyen,kola,viski ve insan kanı ile beslenen 150 kiloluk  insanlarının keyifleri ve  rahatları için-bu günlerde- 20 milyon Müslüman’ın kanı  dökülecek ve ülkelerinin altı üstüne getirilecektir.
Karşımdaki  camlı dolapta Kafkas Gazisi  Dedemin resmi  ve madalyası hâlâ durmakta…Kerkük,Musul,Yemen,Süveyş,Trablusgarp Medine ve Sîna  cephesi  şehitleri çöl kumlarıyla örtülü kabirlerinde  torunlarından Fatiha  beklemektedirler.
Ve Çerkez  asıllı  bu satırların  yazarı fakir bendeniz de mübarek  Şevval’in son günlerinde  Çeçenler, Filistinliler,Iraklılar,Türkmenler ve cümle  Müminler için  dua’ ya durmaktayım…
Müslümanları muvaffak ve muzaffer eyle Ya Rabbi…

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 

 

 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
SEVGİ SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE
Sevgi;sözcüğünü bilmeyen yoktur. Buna karşın TDK sözlüğünü açalım. Sayfa:1042’den okuyalım:
SEVGİ: A) İnsanı bir şeye;ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu. Olduğuna bir nokta koyalım.
Bir deyişe göre de sevgi:Sevgi beslemekle,sevgi duymakla başlar.
İnsanoğlu;canlı ve cansızlar arasında yaşar. Onlardan birisine duyarlı olmasına çalışır. Dolayısıyla onu sevmeye başlar.
Sevilen canlı;insan veya hayvan olabilir. O da bunun karşılığını davranışıyla,konuşmasıyla,çeşitli sesler çıkartarak sergiler. İşte bu ortam;bir sevgi ortamıdır. İnsanları mutlu eder. Buna karşın insanoğlu,sevgisinin var olduğunu bilir ama,çeşitli nedenlerden etkilenir,sevgisizliğin örneğini de verebilir. Ama insan;en gelişmiş canlı olduğu için ne yapıp yapmalı,ırk,cins,din,renk,mezhep farkı gözetmeden bireylere yaklaşabilmelidir. İşte bunun gerçek adı İNSANLIKTIR.
Gördükleri,dinledikleri,okuduklarıyla bir doğru çizen insanı herkes sever,hatta sayar bile.
Ana,baba,öğretmen,hatta her birey,bir öğreticidir. Bir yerde de eğitimcidir.
Öğreticilerin,eğitimcilerin sevgi ortamını yaratmalarını beklemek yerine,herkes bu güzel duyguya sahip çıkmalıdır. Çünkü sevgisiz hayat;yağmur almayan tarlaya benzer. Tark tark yarılabilir,ürün vermez olabilir.
Ürün almak istiyorsak,yağmur gibi her alana sevgi yağdırmamız gerekir diyoruz.
 

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ERMENİLER
            Ermeniler. Osmanlı tabasının  şımarık çocukları. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğunda en etkili ve en yetkili  yerleri kapmışlar,Osmanlı’nın iyi niyetini kendi emelleri için rahatça kullanmışlar ve Anadolu’da zaman içerisinde her türlü muafiyetler içerisinde zenginleşmişler ve Anadolu topraklarının bütün sathını kendi aralarında adeta pay ederek atalarını olduğu şehirlerin dışındaki şehirlere de yerleşerek adeta imparatorluk içinde görülmeyen bir imparatorluk kurmuşlardı.
            Zaman içerisinde bilindiği gibi Ermenilerin de bir zayıf bulunan karnını bulan dış mihraklar Osmanlı topraklarında adeta dokunulmaz bir hayat yaşayanların içinden geçirdikleri atalarından kaldığını iddia ettikleri ve aslında Anadolu Tarihinde hiçbir zaman devlet kuramamış olmalarını bildikleri halda Dünya devletlerinin can çekişen Osmanlı’sından toprak beyanlarının tam zamanı olduğunu düşünerek önce Osmanlı Padişahına suikast girişiminde bulundular. Daha sonra ise  ülke dışında bir Osmanlı paşasını katlederek iddialarını adeta kanla tasdik ettirmeye çalıştılar.
            Eh;Osmanlı kendi tebaasının hıyanetine her halde iyi yaptınız,aferin diyecek hali yoktu ya. Karar alınarak Anadolu’da bulunan Ermenileri toplu olarak bir yerlere yerleştirerek daha dikkatli olarak kontrolünü sağlama düşünceleri ile  Anadolu’nun güneyine götürülmesi kararı mucibince Anadolu’dan toplanarak mecburi tehcir (göç ettirme) işlemine girişmiştir. Anadolu’nun o günkü imkanları sonuna kadar kullanılarak Osmanlı Ermenileri götürülmüştür.
            Kinin sonu olmaz denildiği gibi;Ermeni kini bitmemiş ;Daha sonraları ise Osmanlı İmparatorluğunun yedi düvelden ülkesini savunduğunda da Ermeni tebaası  tarafından arkasından hançerlenmesi ve bu da yetmemiş gibi Ruslarla işbirliğine girişmesi yetmiyormuş gibi sonraları da Fransız ordularında asker olarak Türkiye’de bulunmalarına ne diyorsunuz ?
            Sonrada 38 hariciye vatandaşımızı katletmişlerdir. Halen kendilerini haklı olarak görmeleri ise bir şarlatanlıktan başka bir şey değildir. Bu şarlatanlıkları halen devam etmesinin sebebi ise Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bilinen Ermeni komitacılarının katlettikleri,yaktıkları ve topluca çoluk çocuk gömdükleri Müslüman Türk evlatlarının tespit edilen mezarlarının kendilerinin olmadığını nasıl ispat edersiniz diyebilen ve Ülkemizde eğitimini öğretmen olarak yapmış ve şu anda Cevizkabuğu Programında da Ermeni din adamı olduğunu söyleyen ve Malatyalı olduğunu beyan eden kişinin kendi ağzından duymamız her halde şarlatanlığın da daniskası olarak durmakta. Aynı kişinin bir programa gelirken olmayan belgeleri bilseydim getirirdim diyebilme yüzsüzlüğü de  Türkiye’mize mahsus  bir kara mizahı olarak görebiliyor musunuz ?
            Ermeni vatandaşlarımızın hepsinin aynı görüşte olduğunu söylememiz yanlış olur. Yukarıda bahsi geçen programa katılan ve sunucu tarafından sizin kimliğini mealinde sorulan soruya :
            -Ben: ERMENİ TÜRK VATANDAŞIYIM ! Diyenler de bulunmaktadır.
            Bizim Ermenilerle bir alış verişimiz yoktur. Onlar eğer kendilerini Türk olarak görüyorlarsa başımızın üzerinde yerleri bulunmaktadır. Şayet kendilerini sadece Ermeni olarak görüyorlarsa Türkiye’de ne işleri var. Zaten onlar zorlanarak,istekleri dahilinde göç etmeyi severler. Buyursunlar gitsinler. Onlara nereye gidiyorsunuz diyecek bir Türk vatandaşının da olacağını zannetmemekteyim. Türküm diyenler ancak bu vatanda yaşarlar. Yaşanan bu vatanın ismi de zaten herkesin bildiği gibi TÜRKİYE dir. Türkiyeli falanım,Türkiyeli fişmanım diyenlerin Türkiye’de ne işleri var ? Bunlar ancak Türkiye’yi tarihin içinde olduğu gibi parçalamaya,yok etmeye çalışanlar olarak görmemizde bir sakınca var mı. Var diyen bana yazsın.
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Yaşar KILIÇ
Yaşar KILIÇ Hayat Hikayesi
HARABELER KÖYÜ
Harabeler köyü;şu civarda,yukarıda.
Nede olsa insan bir iç çeker de,
Gece yıldız,mehtap,bazen bakar da
Nice insan susmuş,sesiz bu köyde,
Gaflet ile hüzün,sessi,bu köyde,
Herkes bir alem;sessiz bu köyde.
 
Bağırıp gezdiler devri zamanda,
Paşa yetim,efe hep bu viranda.
Han aslım burdaymış,Aşık Kerem’de,
Teller susmuş,Kamber sassız bu köyde,
Ferhat ile Şirin sazsız,bu köyde,
Leyla ile Mecnun,sazsız bu köyde.
 
Kimi zalim,kimi doğru yoldaymış,
Mal delisi,kimi bülbül güldeymiş,
Kimi bezginliği kız,oğuldaymış,
Evlatları susmuş,kızsız bu köyde,
Çocukları yoktur,kızsız bu köyde.
 
Aşık YAŞARİ’yem söyle bildiğin.
Salalarda duyulurken öldüğün.
Yalan olur,söylediğin,güldüğün.
Avaz sesli,diller sözsüz bu köyde,
Şakan diller artık sözsüz bu köyde,
Bülbül diller susmuş,sözsüz bu köyde.
17.11.1976

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet KURTBAŞ
Ahmet KURTBAŞ Hayat Hikayesi
SENDEMİ ÖYLE SENDEMİ
Sevdalandım pek yoruldum
Öldűm öldűmde dirildim
Bulanık aktım duruldum
Sendemi öyle sendemi
 
İnsan hali dedim geçtim
Rűzgarlara  derdim açtım
Göz yaşlarıyla tanıştım
Sendemi öyle sendemi
 
Hoş görű yolunda gittim
Taş atana ekmek tuttum
Gönűl yaylasında gittim
Sendemi öyle sendemi
 
Arayan soran olmasın
Sırımı kimse bilmesin
Yaradanım dert vermesin
Sendemi öyle sendemi
 
Geçen gűnlerim hep ezik
Üzűlűrűm yazık yazık
Kurtbaşım sabırdır azık
Sendemi öyle sendemi 06-01-2005 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
AĞZINA KADAR DOLU BİR DÜNYA
Yükü sırtında geçmişin
Büklüm büklüm
Yollarını aşarak
Ben nereden nereye gelmişim?...
 
Karla örtülü bekleyişler
Dantel gibi işlenirken
Şiir bağında
Nedense ben
Acılara gülmüşüm!...
 
Merak ettiğim şeyler
Döndükçe etrafımda
Zamanında ben
Aşk tarlalarına
Şiir ekmişim...
 
Akreplere,
Yılanlara rağmen
Susamışım çok kere
İnsanca yaşamaya...
Bizim için örülen
Duvarları aşmaya...
 
Çok etkiledi beni
Düzenbazlıklar...
Her defasında
Düşünce körlüğünü
Renk körlüğünden
Daha çekilmez görmüşüm...
 
Yükü sırtında geçmişin
Büklüm büklüm
Yollarını aşarak
Ben nereden nereye gelmişim?...
İstanbul 05.04.2000
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
 
 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 
 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.