DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 7 SAYI 74    25 Nisan 2005

Mahmut Selim GÜRSEL ERMENİLER KARARINA TEPKİ
Ali EMİROĞLU SÜMERLER’DE İLK SÖYLENECEK SÖZLER
Sakin  KARAKAŞ  ADATEPE 
Selma GÜRSEL BİZİ TANITANLARA TEŞEKKÜRLER
Muzaffer GÜNDOĞAR 39,40,41 ve 42. SAYILAR
Paşa ÇETE N GÖZYAŞI
Ayşe ÇOBAN KÜTÜPHANE
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ERMENİLER KARARINA TEPKİ
Evet;tepkiler hemen gözüküyor. Bizler tepkilerimizi niçin geç gösteriyoruz ?
Bizlere zulmedenler;kendi hatalarını örtbas etmek için bizleri zalim göstermeye çalışmıyorlar mı ? Şu anda tantanaları ile birçok devleti kandırarak “Türkiye’yi Kınama” kararı çıkarttıran Ermenilerin yaptıkları bu kararları çıkartan ülkelerce yok sayılmadı mı ? Yok sayılmaya devam edilmiyor mu ?
Bu gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarihi bir karar aldı. Bence bu kararın arkasında sıkı olarak durulması gerekmektedir. Ayrıca Ermenilerin oyununa gelen ülkelerin Türkiye’den sadece özür dilemesinin haricinde bu güne kadar vakur ve sabırla cevap vermeyen ülkemize maddi tazminatlar vermesi de talep edilmelidir. Ülkemize halen dost gözüken ve aşağıdaki dergimde çıkan tepkinin ses getirdiğini de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Mahmut Selim GÜRSEL FRANSA'YA CEVAP Arşivimiz
“03 Mart 2001 sayı 24 Çorumlu 2000 Dergisi
FRANSA'YA CEVAP
Mahmut Selim GÜRSEL
24. Sayıda yayınlanacaktır; diyerek aşağıdaki yazımı e-mail yoluyla Reisi Cumhur Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar ve Millet Vekillerinin e-mail adresi olanlara yolladım.  Mesajım pek çok milletvekillerini e-mail alanlarının dolu olduğu gerekçesi ile geri geldi. Her ne hikmetse MHP Genel Merkezinden yazımın virüslü olduğunu belirten cevap aldım. Sonuçta iki cevap aldım onları sizlerle paylaşmak istiyorum.  Cevap verenlere Çorumlular adına teşekkür ederim.
Biz, bize dost görünen düşmanlarımızdan korkalım. Neden korkalım derseniz, geçen günlerde Fransa'nın aldığı SÖZDE "Ermeni Soy Kırım Tasarısı" bizi oldukça üzdü.
Her devletin kırılacağı, üzüleceği bir duyarlı noktası, yumuşak karnı vardır. Fransa'nın yumuşak karnı ekonomisi, turizmi, tarihi değildir. Fransa'nın yumuşak karnı "FRANSIZ KÜLTÜRÜ"DÜR. Duyarlı, duyarsız her Fransız "KÜLTÜR" ile ilgilenir, korur, gözetir ve kollar.
Türkiye'nin, Fransa'ya karşı yapabileceğimiz dayanışma ancak "FRANSIZ KÜLTÜRÜNÜ" ret etmemizle, aldıkları karar çerçevesinden ricat ettirebiliriz.
Ne yapmamız gerekir? Sorusuna ise, şu önlemleri bütün Türkiye genelinde, gerekirse Kanun, gerekirse Bakanlar Kurulu Kararı ile en acil şekilde uygulamaya koymamız gerekir.
1- Fransızca Dil Eğitimini bütün okullarımızdan kaldırarak, inadına Fransızca yerine Ermenice Dilini koymak.
2- Ülkemizde bulunan Fransız Kültür kurumlarını acılan kapatmak.
3- Ülkemizde eğitim veren Fransız Eğitim Kurumlarını kapatmak.
4- Fransa ile ilgili bütün haberlere bütün Türkiye dâhilinde yasaklama getirmek.
5- Fransa ile ilgili bağlantıları olan okullar arası bilgi alış verişini kesmek  
vb. Eğer biz bu kararları birkaç hafta içerisinde uygulamaya koyma girişiminde bulunursak, Fransa geri adımını atar. Aldığı kararla örnek ülke vasfını Avrupa'da kaybeder. Bu kaybetme ile beraber, diğer Avrupa ülkeleri buna benzer tasarılarını rafa kaldırır.
Biz bu uygulamaların benzerlerini, diğer devletlerin yapacakları eylemleri susturma bakımından gerekli olan çalışmalara hemen başlayıp, ileride hemen uygulamaya koyabileceğimiz pozisyonda elimizin altında bulundurmamız gerekir.
Saygılarımla.
 
Gelen Cevaplar:
Sayın Selim,
Fransa'nın yaptığı son terbiyesizlik hakkındaki yazımı ilişikte size gönderiyorum.
Aslında kültürel bağları koparmak yerine maddi zarar verici davranışlarda bulunmak günümüz dünyasında daha can yakıcı ve etkili olmaktadır. Milletçe bunlar üzerinde yoğunlaşmak sesimizi duyurmak için iyi bir vesile olacaktır.
Saygılarımla.
Dr. Ahmet Tan  İstanbul Milletvekili   AGİTPA Türk Grubu Başkanı
AHMET  TAN  24.1. 2001
Yeni diplomasi..
Diplomasi artık yalnızca diplomatlara bırakılmayacak kadar önemlidir.
Fransız Meclisi'nin yaptığı edepsizliğin benzerini, başka ülke meclislerinin de yapabileceği artık gün gibi ortada.
Bu edepsizlikleri, geleneksel diplomasi ile, Dışişleri Bakanlığımızın meslek memurlarıyla önlenmek kolay değildir, mümkün de değildir. Çünkü o arsızlık ve edepsizler söz konusu ülkelerin Dışişleri Bakanlıkları ve diplomatlarından edepsizliğin benzerini, başka ülke meclislerinin de yapabileceği artık gün gibi ortada.
Bu edepsizlikleri, geleneksel diplomasi ile, Dışişleri Bakanlığımızın meslek memurlarıyla önlenmek kolay değildir, mümkün de değildir.   Çünkü o arsızlık ve edepsizler söz konusu ülkelerin dışişleri bakanlıkları ve diplomatlarından değil parlamentolarından, politikacılarından kaynaklanıyor.
Parlamenterler yani seçilmişler, dünyanın hiçbir yerinde atanmışları, yani diplomatları muhatap almak istemezler. Bunu doğru görmezler. Çünkü seçilmiş yasamanın, atanmış yürütmenin temsilcisidir.
Birbirlerinin eşiti değildirler. Bu yüzden müzakereye de oturamazlar, fazla gerekmedikçe aynı masaya dahi oturmazlar.
İyi ki de oturmazlar.
Türkiye'ye yönelik edepsizlik diplomasiden değil politikadan kaynaklanıyor. Hem de en ilkelinden iç politika ve en ucuzundan oy hesaplarından kaynaklanıyor.
Bir ülke politikacısının ve parlamentosunun yaptığı arsızlığa, "dur!" deme olanağına, ancak karşı ülkenin politikacısı ve parlamentosu sahiptir.  Bu nedenledir ki, önümüzdeki dönem artık, Parlamento Diplomasisi dönemidir.
Geçtiğimiz aylarda bu köşede parlamento diplomasisi üzerinde çeşitli nedenlerle yazılar yazıldı. Yeri geldiğinde konuşmalar yapıldı, demeçler verildi.
Türkiye'nin ve TBMM'nin parlamento diplomasisine önem vermesi gerektiği anlatıldı.
Parlamento diplomasisi aslında ne Türkiye için yeni, ne de dünya için. Ama nedense Türkiye iç politikanın cazibesi ve cerbezesiyle diplomasinin bu türüne pek kulak asmadı.
Oysa NATO'ya ve Avrupa Konseyi'ne girişle birlikte 1950'den başlayarak Türkiye en yetişmiş en güçlü kadrolarını Parlamento diplomasisinin hizmetine vermişti.
Rahmetli profesörler. Muammer Aksoy,Turan Güneş, Turan Feyzioğlu gibi  çok değerli milletvekilleri, Türkiye'yi parlamento  platformlarında temsil ettiler.  Belki de o dönem incelense parlamento diplomasisi alanında ülkenin uluslararası çıkarlarına üstün hizmetler sundular. O dönemlerde diplomatlarımızın uluslar arası başarısında onların desteklerinin büyük payı var.
Ne yazık ki Rahmetli Özal'la 1980 sonrası dönemde parlamento diplomasisine sırt çevrildi.
Ülkelerin parlamenterleri yalnızca ikili ilişkiler sırasında, bir araya gelmiyorlar. Onları uluslararası parlamentolar  var. Hem de elli küsur, yüz küsur yıldan beri var.
Dünya Parlamentosu niteliğindeki Parlamentolar arası Birlik 1889'dan beri onlarca ülkeden yüzlerce milletvekilinin ortak platformu. TBMM  ise bu  parlamentonun 1945'ten beri üyesi.
Millet vekillerimiz,  Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin ise 51 yıldan  beri kurucu üyeleri.
TBMM üyelerinin asli olarak görev yaptığı başka uluslar arası platformlar da  var:
Avrupa Parlamentosu Karma Parlamento Komisyonu'nda, NATO ve AGİT Parlamenter Asamblesi'nde ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblelerinde, her partiden çok sayıda TBMM üyesi görev yapıyor.
Evet, Fransa Meclisi'nin edepsizliğiyle başlayan yeni dönem artık Parlamento diplomasisi dönemidir.
TBMM artık parlamento diplomasisine önem ve ağırlık vermelidir.
Edepsizlik yumurtası kapıya geldiğinde, 48 saatlik ziyaretlerle parlamento diplomasisinin sonuç vermesi mümkün değildir.
TBMM Başkanlığı konuya eğilmeli, siyasi parti yöneticileriyle, Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle ve konunun uzmanlarıyla bir araya gelmelidir.
Bağımsızlık savaşı yapma onuru taşıyan TBMM artık,
 
 
 
Sayın Mahmut Selim Gürsel
ÇORUMLU 2000 Aylık Kültür, Tarih, Sanat ve Edebiyat Dergisi Sahibi
E-Mail: corumlu2000@yahoo.com
1 Şubat 2001 tarihli mesajınız için teşekkür ederim. Desteğiniz ve görüşleriniz çalışmalarımıza güç katmaktadır. Sözde Ermeni Soykırımı Yasasını Kabul eden Fransa için yapılacak tepki dayanışmasına ilişkin görüşlerinizin yer alacağı Derginizin 24. Sayısını, Başkanı olduğum Türk Demokrasi Vakfının aşağıdaki adresine ulaştırmanızı bekler iyi günler dilerim.
Bülent Akarcalı Başkan,
Türk Demokrasi Vakfı Ahmet Rasim Sok: NO:27 06550, Çankaya/ANKARA “
dergimizin tepkisinden sonra Internette de araştırırken tesadüfen aşağıda bulunan bülümü arama motorundan buldum:
 
TEPKİ OLUNCA NELER OLUYOR?
 
“(10/10) Esas Nolu Meclis Araştırması Komisyonu
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 13.40
            BAŞKAN: Ertuğrul YALÇINBAYIR (Bursa)
            BAŞKANVEKİLİ: Mustafa VERKAYA (İstanbul)
            SÖZCÜ: Ali Rahmi BEYRELİ (Bursa)
            KÂTİP: Bayram Fırat DAYANIKLI (Tekirdağ)
 
……Bu arada web sitemiz faaliyete geçti, web sitemizin faaliyeti cümlesinden olmak üzere, gelen rapor web sitemize yüklenmiş, bu arada Fransa’ya cevap bizim web sitemize geldi, bir vatandaş Fransa’nın kınanmasıyla ilgili kendisinin özel eylem planını arz etmiş, Çorumlu 2000 Aylık Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi sahibinin yazısı... Komisyonumuzla ilgisi yok.”
            İşte böyle. Bizler tepkilerimizi göstermeye devam edelim. Hepimiz bu tepkilerin arkasında duralım. Bu yazıyı yazarken bir kulağımda haberlerde idi ve Genel Kurmay Başkanlığı Arşivlerinden bir kitap yayınlandığını duydum. İstekte bulunacağım verirlerse fotoğraf ve yazılarının baskı CD nin tamamını sitemde aynen yorumsuz yayınlayacağımı bildireceğim.
 
 
 
 
ERMENİ BELGELERİ
http://www.devletarsivleri.gov.tr
 
 
 
Bitlis Vilâyeti'nden alınan 11 Mayıs sene [1]332 târîhli
telgrafnâmenin sûretidir.
 
C. [cevab] 9 Mayıs sene [1]331
 
1- Hudûd köylerinde ta‘arruz-ı nâgehânî ile bidâyet-i harbde kalan kırk bini mütecâviz ahâlî-i İslâmiyye cins ve sinn tefrîk edilmeyerek nâmûslarına ta‘arruz ile imhâ edildikleri, kaçabilen pek az efrâdın ifâdeleriyle sâbitdir.
 
2- Narman hudûdunda Rusya'nın Hot karyesi ahâlîsini mitralyözlerle kâmilen imhâ edip bazı hânelerden tek tük kadın ve erkek olarak kurtulanlar Erzincan'ın Mitini karyesinde iskân edilmişler. Hot'a civâr köylerin de aynı ta‘arruza hedef olduklarını ifâde ediyorlar. Ruslar İslâm tebe‘alarına ta‘arruzla harbe başlıyorlar.
 
3- Üç yüz otuz bir Şubatı'nın üçünde Bitlis'e mülhak Çukur nâhiyesinin Morh-i Süflâ muhâcirîni Bitlis'e gelirken Kazak askeri tarafından muhâsara ile oraya civâr mahalde bulunan askerlerimizin muvâcehesinde kılınçdan geçirilmişlerdir ki, ancak üç yüz kadın kurtulabilmişlerdir.
 
[4]- Van'ın Şatak köylerinde kalan İslâm ahâlînin bu son günlerde katli‘âm edildiği haber alınarak Ergani, Cinis karyelerinin nüfûslarıyla birlikde Ermeni ve Ruslar tarafından ihrâk edildiği Mekteb Müdîri Mutîullah Bey'in tahkîkâtıyla sâbit olmuşdur. Hoşablı Bahri Bey nezdine o havâlî muhâcirîninden gönderilen câsûslar da bu katli‘âmı te’yîd etmişlerdir. Arâzînin hâlî kalmasından ve erzâksızlıkdan müte’essir olan Rus kumandanı, Van'da on iki Ermeniyi i‘dâm ve iştirâk eden Rus efrâdını tecziye ile Hoşâb'da kalan Kürdleri teskîne tevessül etmişlerdir.
 
5- Bitlis'de Kürdleri Ruslara ısındırmak denâ’etinde kullanılan Bedirhânî Kâmil'in Çukur'da, Gölbaşı, Ağaçur Kotni, Pan [Pav], Çapkis, Meşkan, Kakito, Müştak, Siz, Zurnaçur [Zirnaçur], Kisham, Morh-i Ulyâ, Müsürüp [Müsürü], Bizatum [Bizatun], Tahtalı-yı Boy[r]an, Muş'un Martektuk [Mongok] ve civâr köylerinin ihrâk ve ahâlîsinin Ermenilerle birlikde Ruslar tarafından imhâsını te’sîr-i nüfûzuna ve teşebbüsüne mâni‘ olduğu şarla[ta]nlığıyla Prens Şahofski ile Rus kumandanına bildirmesi üzerine ele geçen efrâdı Bitlis'e karîb bir köyde ikâmet etdirmişler ise de açlıkdan kısm-ı küllîsi telef olup bir kaçı Mutiki [Mutki]'ye firârla ahvâli söylemişlerdir.
 
6- Van'da pederi Yüzbaşı Selim Efendi ile vâlide ve akrabâlarına vukû‘ bulan ta‘arruz-ı şenî‘i, muhâcirîn arasında aylarla [aylarca] dolaşmış, nihâyet Şırnak dağlarında yalnız gezmekde iken getirilen jandarma kumandanının beslediği sekiz yaşındaki Mehmed, vekâyî‘-i fecî‘anın şâhid-i ma‘sûmudur.
 
7- Uzak yakın hiç bir akâribi olmadığından dolayı Bitlis Dârü'l-eytâmı'na toplatılan beş yüze karîb etfâlin biraz müdrik olanları ne kadar vekâyi‘in şâhididir. Bunların yetmişi Diyârbekir Dârü'l-eytâmı'na gönderilmişdi. Ağır hasta olan ma‘sûmların Bitlis Hastahânesi'nde vahşiyâne itlâf edildiği mervîdir.
 
[8]- Muhâcirînin istîlâ edilen mahaller nüfûsunun üçde biri râddesinde[n] az olması, târîhinde bir misli daha görülmemiş katli‘âma ma‘rûz olmalarındandır ki, arâzî-i müstevliyenin ._ atılacak derecede hâlî bulunmasıyla müsbitdir. Şimdilik esîrlerin iştirâklerini ketm ile Ermenilerin cins ve sinn tefrîk etmeyerek Kürdleri imhâ etdikleri Siird'de ifâde olunmuşdur. Bu bâbda kumandanlık nezdinde ifâdât-ı mazbûtaları olacakdır.
 
[9]- Kosor(?)'un Pezentan karyesi bir ferd kurtulmamak üzere şenâ‘atden sonra ihrâk edilmişlerdir. Bulanık'ın Semerşeyh karyesi ahâlîsi şenî‘ ef‘âlden sonra katli‘âm olunmuşlardır. Çukur'un Müsürü karyesi ahâlîsinden on beş nefer kesildikden sonra, parça parça olunmuşlardır. Baltan [Balekan] karyeli iki kişinin, Meşkan karyesi önünde şehîd edilerek na‘şları kelblere yedirilmişdir. Çukur'da esîr edilip sevkedilen yüz sekiz kişiden on üçü Bulanık yolu üzerinde itlâf edilirken, diğerleri muhâfızlara ta‘arruzla firâr etmişlerse de Bitlis'de ve Surih karyesinde genç kadın ve kızlara şenâ‘at icrâsıyla dâhile sevk, ihtiyarlar ihrâk, sıbyân süngü ile itlâf olunmuşlardır.
 
10- Van polis müdîr vekîli olup, Bitlis Serkomiseri Vefik Efendi'nin sûret-i şehâdetini, Komiser Mehmed Efendi'nin mecrûhiyetini, ma‘sûmînin katlini Bitlis'den firârında Deliktaş'daki ilticâgâhından gördüğünü yazan Siird Jandarma Tabur Kumandanı Muvaffak Beyin hâtırât-ı mufassalası pek fecî‘ vekâyî‘i hâkîdir ki, posta ile gönderilecekdir.
 
11- Diyarbekir'deki Bitlis komiser ve polislerinin o sırada çıkan ahâlîyi bildiklerinden fecâ‘ate dâ’ir meşhûdât-ı vâkı‘alarının tanzîm etdirilmesi menût-ı re’y-i sâmîleridir.
 
Dâhiliye Nezâreti
 
Emniyyet-i Umûmiyye Müdîriyeti
 
ERMENİ PROBLEMİ
Ermeni;Ülkemizin bu güne kadar başına gelmiş en korkunç olayların yaşadığı bir zamanların beraberliğinden

 

 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
SÜMERLER’DE İLK SÖYLENECEK SÖZLER
Tabletlerin ve parçalarının bozuk ve eksik yerleri yeniden düzenlenip tamir edilmektedirler. Bu iş bazen hem çok uzuyor, bazen de imkansız oluyor.
Bozulmadan bulunmuş Sümer tablet ve parçalarının ise, tercüme edilmeleri bir sorun oluyor. Bu kadar yıl unutulmuş bir dilin grameri oldukça iyi tanınmıştır. Fakat vokalüstler sorun yaratıyor. Şöyle ki: Sümerolog kantex’in anlamını göz önünde bulundurarak, bir sözcüğün delaletini tayin etmeye çalışır. Halbuki burada söz konusu olan sözcüğe bağımlı veya bağlı olabilir. Bu çalışma yıpratıcıdır. Fakat son yıllarda, pek çok çeviriciler yetişti. Bunlara kıymet vermek gerekiyor.
Arna Bobel 1923’de Sümer Grameri üzerine bir eser yayımladı. Bu eser Sümerce için bir dayanak oldu. Bu eserde görünen elli kadar seçilmiş tablet’in geliş yeri Nippur şehrinin kazılarıdır.
Pennsylvania Üniversite profesörlerinden Edward Chiera; Sümer literatürü çözücülerindendir. Sümer Edebiyatı üzerinde derin ve açık görüşleri vardır. Nippur orijinli esas dokümanların Pennsylvania ve İstanbul tabletlerini kitabına almıştır. 1924’de İstanbul’a gelmiş elli kadar eser kopya etmiştir. Bu tabletlerin büyük çoğunluğu büyük oranlardadır. Bunlar iyi muhafaza edilmelerdi. Bu tabletler, alime yeni ufuklar açtı. Bu tabletlerden sonra, aynı insan Pennsylvania Üniversitesinde 200’den fazla tabletin kopyasını yapmıştır. Bu çalışmalar ilim adamlarının hizmetine sunulmuştur. Bu suretle Sümer Edebiyatının bir çok örnek koleksiyonları işlenmiş oldu.
Kramer’de bu ortaya konan dokümanlar sayesinde, sorunla ilgilendi. 1930 senelerinde Arna Poebel ile beraber çalışan Kramer formasyonunu derinleştirdi. Cheire,Kramer’i Chicago’ya çağırıp Asur diksiyonerinin başına geçmesini istedi. Kramer yaptığı kopyaları da beraberinde götürdü. Bu kopyalar üniversitede iki bölüm halinde yayımlandı. 1932 de Cheire ölünce Kramer onun yerine geçirildi. Ama neşredilen iki cilt Cheire’nin adını taşımaktadır. Tam aydınlığa erişmek için bu Nippur orijinli pek çok tablet ve parçasının kopyalanıp sonra da pek çok mütehassıs tarafından üzerinde çalışması gerekiyor.
Kramer;son iki yılının ilmi çalışmalarını ftografiye,eksiklerini tamamlamaya, çevirmeye ve yorumlamaya hasretmiştir. 1937’de İstanbul’a geliyor. Guggenmeim fonundan bir bur buluyor. İstanbul Eski Eserler tam yardım görüyor. Bütün memurlar,iş birliği içine giriyorlar. Nippur asıllı 170 tablet ve parçasını kopya ediyor. Bunları hem Türkçe ve hem de İngilizce neşredilerek alimlerin istifadesine sunuluyor. Daha sonra Krammer,eski görev yerine dönüp çalışmalarına devam ediyor. Eserleri kataloglara geçiriliyor, bu tabletler şimdilik tam aydınlanmış değiller. Bu tabletlerin hangi sorunlara karşilik oldukları edüt halindedir.
Krammer 1946’tı da tekrar İstanbul’a geliyor, içerikleri Mythe ve hikaye olan 100 tablet kopyalarını çıkartıyor. İstanbul’da kopya edilmeyi bekleyen yüzlerce tablet varmış. Bunlar yapılmadan da üzerlerinde ilmi çalışmalar yapmak mümkün gözükmüyor. Bu çalışmaların devamı için Bulbriglt bursu temin edilmiş. 1951-1952 yıllarında çalışmamaya üç kişi ile birlikte tekrar başlanıyor. Hatice Kızılay,Muazzez Çığ (İstanbul Eski Eserler Müzesinde Arşiv Uzmanı) ve Kramer kendisi bu üçlüyü teşkil ediyorlar. 300 yeni tablet ve parça kopya ediliyor.
Bu son seneler devamınca,birçok yeni Sümer takım eserleri ortaya çıkartılmıştır. 1948 de Chicoga Üniversitesinin doğu Enstitüsü ve Philadelphiea Üniversitesinin para kaynakları birleştiriliyor. Nippur’da ara verilmiş kazılara yeniden başlanması için bir kazı heyeti gönderilme karar alınıyor. Tam 50 yıl durmuş olan kazılar yeniden başlatılıyor. Yeniden günışığına çıkartılan tablet parçaları,Doğu Enstitüsünde T Hokild Jacobsen tarafından tetkike tabi tutuluyor. Bu zat tanınmış bir Astrologdur. Böylece Sümer edebiyatındaki pek çok boşluk doldurulacaktır. Pek çok tablet ve parça deşifre edilecektir.

 

 

 
 

 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Sakin KARAKAŞ
Sakin KARAKAŞ Hayat Hikayesi
ADATEPE 
              Her yörenin kendine özel doğal güzellikleri vardır ve bu doğal güzelliklerin kıymeti de yöre insanı tarafından bilinir. En iyi şekilde değerlendirmek için de çaba sarfedilir. Hatta bu güzellikler yöre ile özdeşleşir ve beldenin adı ile anılır olur. Örnek vermek gerekirse Ordu’nun Boztepe’si, Çaykara’nın Uzungöl’ü nün namı beldelerinin önüne geçmiş ve isimleri birlikte anılır olmuştur. Bu örneklerde olduğu  üzere at binenin kılıç kuşananın misali Karadeniz insanının becerisi, çalışkanlığı ve üretkenliği dikkatleri bu isimler etrafında toplamıştır.
            Peki bütün bu bilgilerden sonra bizim Adatepe’mizin nesi vardır. Ulaşım sorunu yoktur. Günün her saatinde  hatta geceleri bile Adatepe’nin eşsiz manzarası, doğası ve serin havasından yararlanma imkanı  vardır; Bu güzelliği görememek neden? Yazın sıcağında kavrulan Osmancık’ta memleket insanı serin bir yerler ararken kilometrelerce uzaktaki yaylara güç bela gitme telaşesine kapılırken hatta bazı yaylalarımızın yüksekliğinin ancak Adatepe yüksekliğinde olduğu bilinirken; toz toprak içerisinde yollarda perişan olurken, Neden Adatepe ile ilgili hiçbir tasarruf ve proje üretilmez.
            Güzel havası ve eşsiz doğası ile Adatepe mutlaka değerlendirilmelidir. Olmadığı söylenen suyu bulunmalıdır. Orman işletmesinden alınmalı ve korunmalıdır.Avcılar kulübünün Adatepe’ye saldığı sülünlerin çoğaltılması için önlem alınmalıdır. Orada yeterli altyapı ve tesisler oluşturulmalıdır. Sezonunda Cumartesi ve Pazar günleri servis konulmalıdır. Ağustos ayında Adatepe yayla günleri düzenlenmeli, bu durum bütün Türkiye’ye ilan edilmeli, Ülkenin dört bir yanındaki Osmancık’lıları bir araya getiren,hasret giderilen organizasyonlar yapılmalı, orada kurulacak sosyal tesisler sezonluk kiraya verilmeli, yolları ıslah edilmeli ve Adatepe bu millete armağan edilmelidir.  Aslında bu duruma armağan demek dahi doğru olmaz. Çünkü Adatepe’yi doya doya yaşamak her Osmancık’lının en doğal hakkıdır. 
Bu durum bir ayrıcalık değil bu memleketin insanına bir borçtur. Bu borcun en kısa zamanda ödenmesi gerekmektedir. Belki Adatepe ile ilgili birilerinin ön yargısı olabilir. Ancak önyargı denilen çağdışı yaklaşımlarla  Adatepe’yi göz ardı etmek acizlik ve beceriksizliğin ifadesidir. Adatepe en kısa zamanda ele alınmalı ve yukarıda verilen anahtar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Çünkü bu milletin Adatepe gibi bir güzelliği yaşamaya ihtiyacı vardır. Aslında gecikmiş olan Bu önemli ihtiyaca cevap verenleri Osmancık insanı asla unutmayacaktır. Çünkü tarihte Koyunbaba’nın menkıbeleri  başta olmak üzere pek çok önemli olaya tanıklık etmiş olan Adatepe boynu bükük bize bakıyor. Bu açıdan da Adatepe’nin kıymetini bilmek ve en güzel şekilde değerlendirmek gerekir.
            Saygılarımla
 

 

 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
 BİZİ TANITANLARA TEŞEKKÜRLER
Bu satırları okuduğunuz sitede yayınladığım ÇORUM YEMEKLERİ bölümde bulunan, tarafımdan hazırlanan, eşim tarafından resimlenen yemekleri, site okuyucularımızın isteği üzerine kitap haline getirdim.
Kitabımı; Çorum basınından tanıtanların olduğunu duydum. Çorum’da eşimin söylediği gibi, seni tanıtırlar da tanıttıklarını sana bildirmezler. Çorum Basını Çok Mütevazıdır . Dediğine bende şahit oldum. Biri iki gazetede kitabımın çıktığından bahsetmişler. Bizde hangilerinin olduğunu kesin bilmediğimizden onlara gıyaben teşekkür etmeyi bir borç bildim.
Kitabımı e-maille isteyen bir bayana kitabımı yollamıştım. Sağ olsun kitabımı ulusal SOFRA Merkez Dergisi’nin 16. sayısının 12 sayfada tanıtım bölümünde kitabımı tanıtmışlar.. Dergi sahibi ile bütün çalışanlarına buradan tekrar teşekkür ederim. Dergileri çok güzel ve kaliteli olarak hazırlanmış. Yeni yemek tarifleri ile her eve lazım olacak yemeklerin tariflerini vermişler.

 

 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
ÇORUMLU DERGİSİ 39
  
Çorumlunun 1 Ağustos 1943 tarihli 39.sayısı, Nazmi TOMBUŞ'UN "Altıncı Büyük Kurultay intibalarından" yazısıyla başlar. Yazı şöyle sonlanır: “...Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tek partili bir meclis ve liderlerin şahsi arzula-rıyla değil,hür ve serbest reylere sahip 18 milyonluk bütün Türk varlığı fertlerinin iştirakiyle eşsiz bir demokrasi ve serbest bir halkçılık cihazıyla işliyor...”
 
“Erkek ve Kız ve Sanat Okullarındaki Sergiler” yazısında Ortaokul Müdürü Ziya ATAMAN,şöyle der : “...Altı oda dolusu emek mahsulleri .Bunları kim yapmış,kim yaptırmıştı? Ne vakit hangi binada ve hangi malzeme ile? Cevapları eşyanın üzerinde hazır .Yapan ve yaptıran yaratıcı güç Türk kızı,Türk kadını. Yerli bezlerden en ağır çay takımları, ince ,zarif hesap işleri,yatak  takımları,iç çamaşırları, pijamalar eski bozuntulardan yepyeni ve zarif roplar..." , "...Daha dün bir cıvatayı  bile Avrupa’dan, bekleyen bizler,birkaç ay içinde cıvata yapacak aleti de kendi elleriyle yapan bir neslin karşısında  yalnız  hayranlık değil,aşırı bir sevinç ve iftihar duyduk..."
 
"Ahiler  Ahilik Nasıl Bir Teşekküldür" incelemesi Nazmi TOMBUŞ' un,Şöyle başlar yazısına: “...Ahilik umumi teveccühü kazanmak,mensuplarını çoğaltmak için dini esaslara dayanmış,bütün müstahsiller ile zanaat erbabını,sermayedar esnafı da içine alarak,İslâm cemiyetlerindeki iktisadi faaliyeti teşkilatlandırmış ve 'Fütüvvet Tarikatı' adını almış cömertliği,yiğitliği,civanmertliği esas prensip olarak kabul etmiş,içtimai,ahlaki bir kurumdur...”der.
 
            “Cönklerden Derlemeler” bölümünde iki Köroğlu türküsüyle birlikte iki türkü alır, Eşref ERTEKİN.
 
Köroğlu' dan bir dörtlük alıyoruz.
 
Sabah namazları kalkar göçümüz
Uğrun uğrun döğüş ister içimiz
Köse Sefer,Demircioğlu üçümüz
Üçümüzde nam sahibi Köroğlu.
 
Afet KABAK’IN “Te’sis” yazısı geçen sayının süreğidir. Bu sayıda sonlanır.
 
Derlemeci Eşref ERTEKİN'İN derlediği "Çorum'da Söylenen Bilmeceler"den birkaç örnek alıyoruz:
 
Dört terkli beş değil,sudan başı hoş değil.(sabun)
Ana bir kız doğurur,ne ayağı var ne başı (yumurta)
Kız bir ana doğurur,hem başı var hem ayağı.(tavuk)
Bir küçücük el yastık,içine tatlı bastık. (iğde)
Tekne nedir tekiş nedir,gül bekarı gümüştendir. Ne yerdedir ne göktedir,cümle alem içindedir.(ayna)
           
Çorum Halkevi’nin altı aylık çalışma raporunun ardından,Mazlum Kenan  KÖSTEKÇİ’NİN ölümünden altı yıl sonra basılan,tek şiir kitabı “Zakkum Çiçekleri”ni,Bahri MİYAK tanıtır: Mazlum Kenan KÖSTEKÇİ 1910 yılında Çorum’da doğar. Mıntıka Ziraat Ameliyat Mektebini bitirir. Öğretmen  olmak için Ankara Köy Öğretmenliği Kursu’ndan ehliyetname alır. Bir süre öğretmenlik yapar.1930 yılında Sivas de akciğer tüberkülozuna yakalandığı için orada okuyamaz. Ankara Gazi Öğretmen Okulu'na geçip orayı bitirir. İstanbul'da görev yaparken yeniden hastalanır. Burgaz, Heğbeliada sanatoryumlarında; Haydarpaşa,Cerrahpaşa  hastanelerinin verem servislerinde tedavi görür. Akciğer ameliyatı geçirip Çorum'a gelir .Hastalığı yeniden nükseder.1936 yılında henüz 26 yaşındayken ölür. Devrekli Rüştü ONUR' la yazgıları ortak gibidir. 
Mazlum Kenan KÖSTEKÇİ şiir yazmaya, hastalandığı  yıllarda başlar. Yaşamının dört beş yılına sığdırdığı şiirlerinin hemen tümünü , tedavi amacıyla yattığı sanatoryum ve hastahanelerin koğuşlarında yazar. Zaman zaman yaşamının güzelliğine dört elle sarılır, umutlanır. Zaman zamanda umutsuzluğunun koyu karanlığında , ölümün ürpertici soğuk-luğunu duyumsar ruhunda. Yaşamla  ölüm arasındaki o kıldan köprünün üzerindedir. İşte o kahredici bekleyişi, bekleyişin acılarını; zaman zaman umudu,en çok ta umutsuzluğu şiirleştirir. Ona ‘Zakkum Çiçekleri’ adını verir.
 
Bahri MİYAK. Kitabın adıyla ilgili şöyle der: “...Kitabın adı bize sunulan iksirin lezzeti hakkında apacık bir fikir veriyor. Zakkum Çiçekleri .Hele kapağın üstündeki iki mısra,onları ilham eden ruh sızılarını adeli  sancılar kadar hissedilir,adeta elde tutulur hale koyuyor:
 
Istıraptan doğdular,şiirlerim acıdır,
Mısralarımda elem ilhamın kırbacıdır.
 
“....Okuyucu  ruhunun pencereleri, İbrahim Alaattin GÖVSA’NIN  bir başlangıcı ile, zakkum tarhlarının hüzünlü güzelliğine açılıyor...”
 
Şiirlerinden de alıntı yapar Bahri MIYAK. Genç şairin muhayyelesi de hisleri kadar zengin ve engindir.
 
Tatlı tatlı sallanan dalgalar bir beşiktir,
İçinde uyumakta ayın baygın ışığı.
 
“.....Bu hasta ruhun loşluğunu  titrek  ışıklarını  müstabelin karanlıklarına salan pırıltılarda seziyoruz. "Şamdan" bu şiirden aldığım hazzı okuyucularıma da tattırmaktan kendimi alamayacağım.

 

Bileklerimden sarkan sapsarı ellerimi,
Gördükçe gözlerime inanmaz oluyorum,
Bu hasta yatağımda yıkık emellerimi,
Hüzünle düşündükçe boşalıp duruyorum,
 
Bu on sarı parmağı son günüme saklayıp,
Camlaşan gözlerimle onlara bakacağım.
Son bir hızla ruhumu tepemde yakalayıp,
On kollu şamdan gibi başımda yakacağım.
 
 Son satırlarında da şöyle der Bahri MİYAK: “...Çorum'un velüt bağrından kopan  Mazlum Kenan KÖSTEKÇİ his dünyasında ,ölümün nefesiyle söndürülmüş  muhteşem bir şamdandır...”
 
“Çorum Haberleri”nde :Lozan Zaferi’nin kutlandığı, Ticaret Vekili’nin Çorum’a geldiği bildirilir.
 
Son bölümde: Çorum’da bulunan Ahi Menteşe Zaviyesi’ne ait elde edilen belgeler-den Beyazıt Veli bin Mehmet tuğrasıyla bir ferman; Ahi menteşe’ ye  ait  İbrahim bin Ah-met tuğrasıyla ,cülus münasebetiyle tecdit  edilmiş diğer bir berat ve Ahi Menteşe' ye ait Abdülmecit bin Mahmut tuğrasıyla bir berat: ayrıca, Arapça Elvançelebi vakfiyesi yayımlanır.
 

 

 
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 40
 
 
            Çorumlunun 1 Eylül 1943 tarihli 40. Sayısı, Ferit DEDEBAŞ’IN  “30 Ağustos” yazısı ile başlar. Yazının ilk paragrafı şöyledir:    “...Yükselişi yıkılışından ayrılan kutlu ayın,batışı doğuşu kıskandıran mutlu günü...”
 
30 Ağustos' u destansı bir dille anlatan Ferit DEDEBAŞ'IN yazısından bir bölüm alıyoruz: “...Bugün ‘Türküm’ dedikçe göğsünü gerebilen her şahıs damarlarında o günü taşıyor,hayalinde o günü yaşıyor. 30 Ağustos, 'Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa vardır ve o satıh bütün vatandır!.' diye haykıran  bir sedanın aksi, layüs 'el bir emrin infazıdır. 30 Ağustos, vatanın göklerinde çınlayan bir ses üzerine atını arabasını, çiftini çubuğunu, yiyeceğini içeceğini, varını yoğunu cepheye koşturan necip bir milletin muradına erdiği şeref günüdür..."
 
Nazmi TOMBUŞ. "Büyük Kurultay İntibaları" yazısıyla "Ahiler " yazısını bu sayıda da sürdürür.
 
 "Cönklerden Derlemeler"de Eşref ERTEKİN, 37 dörtlük (148 dize)ten oluşan Mükemmel Destanı Zafer’le ,Bir Varsağı, Kerim Dede ve Türküler' i yayımlar. Kerim Dede'den son dörtlüğü alıyoruz:
 
Kerim Dede nesne gelmez elinden
Ayrılığı yaman gördüm ölümden
Yavru bazı uçurmuşum kolumdan
Uğradığım yurda bakıp giderim.
 
Türkülerden birer dörtlük alıyoruz:
 
Şu çayırdan gelir çifte kumrular
Nedir o koynunda yamru  yumrular
Sakla görmesinler gönlü vurgunlar
Ben görmeden güzel divane oldum.
 
İkinci türkü:
 
Yanağın benzettim kırmızı güle
Ben seni sevmişem vermezem ele
Dahi pek küçüksün var büyü hele
Büyüyüp geldikte sevdalandırır
 
Yar bana kaşların anam siyahtır
Saçların aman aman incidir dişlerin aman.
 
“Taaddüdü Zevecata Dair “ yazısı Ferit DEDEBAŞ’IN. Yazı şöyle başlar: “...Önceleri birden fazla alınan kadının ve erkeğinde kendisini bunların topunun birden kocası farz ve kabul etmesidir...", “...Yazımızın emeli ne tamamen tariz ve tenkit ve ne de  büsbütün medhü sena olmayıp,okuyuculara -iyi veya kötü- bir fikir ve bu sırada tarihe gömülmüş bir müessesenin mahiyetini tetkik imkanı vermek olacaktır...”der.
 
Macide ATAMAN:Şair Nezihe BÜKÜLMEZ' İLE İstanbul'da bir görüşme yapar .Bir de şiirini yayımlar: "Güller Diken 0Idu" Şiirin son dörtlüğünü alıyoruz:
 
Kırk bahar geldi, geçti gamlı bir hazan gibi
Bülbüllerin sesini dinledim figan gibi
Meğer bir acı yokmuş cihanda hicran gibi
Bu yıl da sensiz güller gözüme diken gibi.
 
Nazmi TOMBUŞ da,Çorum’un Eski Mutbah ve Yemekleri “nde :Aşevi,Ocak köşesi,Medine, Tencere, Iraf ve Haymalık başlıkları altında bilgiler verir.
 
Derlediği “Çorumlu Maniler”e iki sayı ara  ara veren Eşref ERTEKİN, bu sayıda yeni manilerle yine okur karşısındadır. İşte üç örnek.
 
Ak üzüm taneleri
Damlıyor şireleri
Oğul balına benzer
O yarin memeleri
 
Dam başında yakacak
Yarim posta kalkacak
Ben askere gidiyom
Memeni kim sıkacak.
 
Armudun  dalı suda
Birin kes birin buda
Öptüm öptüm uyardım
Ela gözler uykuda.
 
"Çorum Haberleri"nin ardından,Osmancık'ta Koyunbaba zaviyesine ait belgelerle,Abdalata'ya ait Arapça vakfiye suretleri  yayımlanır.
 
 
 
 
ÇORUMLU DERGİS SAYI 41
 
Çorumlunun 1 Teşrin (Ekim) 1943 tarihli 41,sayısı Ortaokul Müdürü Ziya ATAMAN'IN,"Bizim Tes!isimiz" yazısıyla başlar. Yazının son paragrafını alıyoruz: “.....Partimiz bütün enerji kaynağını yurt ve halktan aldığı gibi,yurt ve halk partiyi bugün birbirinden ayırtetmek imkansız oldu. İşte bizim teslisimiz !. Biri üç,ve üçü bir olan hakikat güneşi: ‘Yurt,halk ve parti !...”
 
Ferit DEDEBAŞ, 9 Eylül 1943 tarihinde CHP’nin kuruluşunun 20.yıldönümü olması nedeniyle "Partimiz" başlıklı bir yazı yazar. Bu yazıda Atatürk İlkeleri’ni açar ve irdeler. Ve yazısını şöyle noktalar: “...Bugün kelimenin tam manasıyla Türk'üz, Türkçüyüz ve daima da Türkçü kalacağız..."
 
“Ahiler” yazısı dizisinin bu sayıda 4. bölümünü veren Nazmi TOMBUŞ, “Terim ve Törenler Mahfil, Şet-Bel ,Bağlamak, İşaretler ,Rumuzlar, Dereceler-Mertebeler, Tarikate Alınması Memnu olanlar, Tardı Mucip Suçlar, Cefne, Bir Nadüşt  Nasıl Yola Girer” başlık-ları altında sürdürür yazısını. Süreği gelecek sayıdadır.
 
Yaşar Nezihe BÜKÜLMEZ, "Ölsem Diyorum” şiiriyle ruhunun hüzünlü  karamsarlığını yansıtır. Bir dörtlüğü şöyledir şiirinin.
 
Baharı çiçeksiz,yazı güneşsiz
Geçen bu hayatı istemiyorum;
Hazanı da geçti neş'esiz eşsiz;
Bari kış gelmeden ölsem diyorum.
 
Kemal ONSUN' un Afet KABAK' a adadığı yazısı,"Muassır Ahlak' ın Men' şei Üzerine Bir Tetkik" yazısı gelecek sayıya sürer.
 
“Çorum’un Eski Çocuk Oyunlarından,Naç Oyunu”nu Lütfi ÜNSAL yazar. Bu oyunun sayışmasını almakla yetiniyoruz: “...Naç kıç (ayak) kırk üç,kırk dört, kırk beş, kırk altı, kırk yedi,kırk sekiz, kırk dokuz, elli,bahası belli, ala dana kara dana,şükür bizi yaratana, innela incik hala değirmenci konyala, aynız  buynuz kız, bimurt, iki murt,Üç murt,dört murt,beş murt,altı murt,yedi murt,sekiz murt,dokuz murt,on murt, commurt,çık git kör  murt, ensesine,mensesine, tütün koydum Ali dayının kesesine. Herru merru,çık git  körro...”
           
Eşref ERTEKİN, bu sayı için cönklerden Sivastopol Destanı’nı almış. Mehmet Radi Efendi’ye ait olan bu destan 38 dörtlükten oluşur. Şöyle başlar:
Sene bin iki yüz atmış dokuzda
Uyandırdı gaflet AI-i Osmanı
Gel Serdar-ı Ekrem ey Ömer Paşa
Cem eyle askeri tiğ'i temrani.
 
Destan şöyle sonlanır:
           
Ömer Paşa der ki hiç durmaz dilin
Sivastopol gitti kırıldı belin
Ne ayağın tutar şimdi ne elin
Felek orta yerden kırdı urganı
 
İnşallah daha çok ederiz bayram
Şükür bu suretle bulduk ihtimam
Bin iki yüz yetmiş ikide temam
Radi söylemiştir iş bu destanı.
 
Nazmi TOMBUŞ, "Çorum'un Eski Yemek ve Mutbahları" yazısıyla bu sayıda mutfak eşyalarını tanıtmayı sürdürür.
 
Eşref ERTEKİN’İN derlemelerinden olan "Çorumlu Maniler" den üç örnek veriyoruz.
 
Gel sobamız yakalım
Keyfi keyfe çatalım
Kuş tüyünden yatağa
Sarılalım yatalım
 
Hey güldüren güldüren
Güller verip  güldüren
Yar midir gölge midir
Şu bahçede gül deren.
 
Deryadaki kayıklar
Suda oynar balıklar
Ezemdeki kemikler
Yar yar diye sayıklar.
 
            “Çorum Haberleri” nde : Çorum’un yakında şimendifere kavuşacağı duyurulurken, yeni Vali Sarp ÖGE’NİN de 26.9.1943 günü Çorum’a gelip göreve başladığı bildirilir.
 
Belgeler bölümünde: Osmancıkta Koyunbaba Zaviyesi vesikaları,Abdalata köyün-den gelen Arapça vesikalar yayımlanır.
 
 
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 42
  
            1 Teşrin (Kasım) 1943 tarihli 42. sayı “Cumhuriyetin 20. Yılında Duyuşlar” yazısıyla başlar. Yazıdan  kısa bir alıntı yapıyoruz: “...İnsanlığını unutmuş ve kana susamış bir  cihan ortasında, başımıza defne ve meşe dallarından bir çelenk,yaralı muzdarip dünyanın yaralarını saracak dertlerini sağaltacağız. Dünya bir daha öğrenecektir ki,düşmanına bir kartal olan Türk,dostuna her zaman anne güvercin şefkati gösterir...", “...Yurdun kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu ölmez Atamızı minnet ve şükranla anarken, istiklâlimizin ve şerefimizin ve barışımızın koruyucusu, Büyük Şefimiz, yıllarca gözümüze ışık gönlümüzde inanç olarak yaşasın...”
           
“Ahiler” yazı dizisinin 4.cüsünü yayımlar Nazmi TOMBUŞ.
           
Yaşar Nezihe BÜKÜLMEZ’ den bir şiir daha alınır.
           
Kemal ONSUN’ un “Muassır Ahlakın Menşei Üzerine Bir Tetkik” yazısını bu sayıda da sürer.
 
Bu sayıda , Eşref ERTEKİN’ in derlediği  "Çorumlu Maniler"in sayısı 1244 de ulaşır.İşte üç örnek daha.
 
Kaya dibi kar imiş
Yel vurmuşta erimiş
Yedi türlü meyveden
En tatlısı yar imiş.
 
Sarı yazmalı yarim
Gönül ezmeli yarim
Sen orada ben burda
Nasıl gezmeli yarim.
 
Karşıdan giden atlı
Altında kilim katlı
Anam babam sağ olsun
Hepisinden yar tatlı.
 
Çorum  ilinde yetişen alim ve şairlerden Kara Müftü' yü  İhsan SABUNCUOĞLU anlatır .Kara Müftü 40 yıl Müftülük yapmış bir bilge kişidir.
 
"Cönklerden Derlemeler" de Eşref  ERTEKIN bu sayıya,Koç Köroğlu,Varsağı,  Ni-yazi adlı bir şairin kuşlar destanı,Mecnun adlı bir şairin koşmasını alır. Varsağının son bölümünü alıyoruz:
 
Beni götürdün ilimden
Sunalar uçtu gönlümden
Beni koyma yar dilinden
Ağlama gönlüm inleme gönlüm
Eğlen bir zaman.
 
Kuşlar destanından da bir dörtlük alıyoruz.
 
Tavusda cennetten  çıktı da ağlar
Papağan coşup da su gibi çağlar
Kumru, öttüğünde inliyor bağlar
Üğü derviş gibi hu çeker her an.
 
Bir dörtlük de Hayvanlar destanından alıyoruz.
    
Tavusda cennetten  çıktı da ağlar
Papağan coşup da su gibi çağlar
Kumru, öttüğünde inliyor bağlar
Üğü derviş gibi hu çeker her an.
 
Bir dörtlük de Hayvanlar destanından alıyoruz.
           
Atların üstüne gaziler biner
Ona binip cümle maksuda erer
Katır çok dayanır her işe gider
Karışınca yolda yürür kervane.
 
           "Çorum'un  Eski Yemek ve Mutbahları” nda Nazmi TOMBUŞ, bu konuyu; Yemekler, Çorbalar, Aş çeşitleri, Hamur işleri başlıkları altında anlatır.
 
"Tarihte Bir Güneş" başlığı altında,Göktürkler' den bir destanı anlatır. Macide ATAMAN. Destanın son bölümünü alıyoruz: “.....Kutlu Han 27 kişi ile dağa çıktı. Çin’e meydan okudu. ‘ Tutsaklararına bile ortak gözüyle bakan bu büyük ulus tutsak edilir mi ? Atamın kurt başlı bayrağını açıyorum . Bu bayrağın altında atamın insanlık töresi yaşayacaktır . Haydi tutsak Türkler, amacımız Göktürk ülkesi,ileri ! ‘ diye haykırdı. 27 yiğit birdenbire 70 oldular. Savaşa tutuştular,yanık bağırlı yiğitler savaşta arslan kesildiler,düşmanlar kırıldı,bunlar arttı. Sayıları beş bin olunca Kutlu,Han ilan edildi.  
Türkler sel oldu,dört bucağa coştu, Ana yurt kurtuldu,Türkleri tutsak eden Çinliler Türklerden aman  dilediler. Taçları başlarında kalsın diye baç verdiler .Göktürk Hakanlığı güneş oldu. Dünyanın taçlı başları gelip baş eğdiler,dize gelip diz öptüler..."
 
"Çorum Haberleri" nde :Atatürk’ün ölümünün 5. yılı nedeniyle anma töreni yapıldığı; Doktor Vasfi TOKER’İN öldüğü bildirilir.
           
Belgeler bölümünde:Osmancık’ta Koyunbaba Zaviyesine ait vesikalar ,Abdalata Zaviyesine ait bir vakfiye sureti yayımlanır.
 
 
DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Paşa ÇETEN
Paşa ÇETEN Hayat Hikayesi
GÖZYAŞI
Gözyaşı,
Bir kuş olur da uçarmış
Uzaktan uzağa
Müminlerin dualarında
 
Toprak,
Bağrını açar da ağlarmış
Bülbüller ağaç dallarında
Gözyaşı dökermiş
 
İklimlerin en güzeline
Ortasında beyaz bir atlısın
Hoş tatlı bir rüzgarla
Yakından uzaklara
Yayılırmış gözyaşı,
 
Gözyaşı,
Akşamın kızıllığı
Mavinin kirpiklerinde
Denizleri boyamış
Halka halka dalgalar
Yanana gidermiş
Gözyaşlarında
 
Gözyaşı,
Bir kuş olur da uçarmış
Beşikten mezara
Ayrılık yok,ölüm yok
Sevgilinin diyarında
Medeniyet kurarmış
“Allah bir,Peygamber hak” diye.

 

 

 

 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ayşe ÇOBAN
Ayşe ÇOBAN Hayat Hikayesi
KÜTÜPHANE
Kütüphane deyince aklıma tarih gelir.
Tarihin kıymetini ancak yaşan bilir.
Vatan ve Millet için düşünüp de yarını,
Şehitler kanı kokan bu cennet diyarını.
Oku da öğren yavrum ! Al kitabı yanına,
Şimdi nöbet sendedir,çiğnetme düşmanına
Eğer ölürsen Şehit,kalırsan Gazi bize,
Sütümüz helal olur,emek görünmez göze !
Çalışın ey yavrular ! Çalışın bu hanede.
Umudumuz sizsiniz olmayın meyhanede,
Ufuktan doğan güneş gibi parlak ve sıcak,
Yürüyün ileriye dünyaya açın kucak.
Nice aydın yazarlar gece,gündüz demeden
Çalışmış bizler için,sıcak lokma yemeden.
AYŞE ÇOBAN diyor ki : Atalardan hitaplar,
Dolaplarda kalmasın bilgi dolu kitaplar.

 

 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
 

 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.