DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 7  SAYI 76    25 Haziran 2005
ÇORUM'DA DEPREM 05/04/2005 ile 25/11/2005
Mahmut Selim GÜRSEL 6. YIL BİTTİ 7. YIL HOŞ GELDİN
Mahmut Selim GÜRSEL TEKNOLOJİK  ÖZÜRLÜYÜZ
Mahmut Selim GÜRSEL YENİ BİR OYUNLA MI KARŞI KARŞIYAYIZ ?
Ali EMİROĞLU BORÇ KREDİLERİ
Salim SAVCI İLLERİMİZİN ADLARI İLE İL MERKEZLERİ
İsmet ÇENESİZ MARKA GÜÇTÜR
Muzaffer GÜNDOĞAR ÇORUMLU DERGİSİ 47,48,49-50 ve 51. SAYILAR
Atilla ALPAY AT PAZARLIĞI
Mustafa AKÖZ AZİZİM
Mehmet KURTBAŞ SENDEMİ ÖYLE SENDEMİ
 
 
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ÇORUM'DA DEPREM 05/04/2005 ile 25/11/2005
 
http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/sondepremler.asp
Adresinden
 
Süreye Bagli Büyüklük (Md)
Daha büyük bir depremin, sismometre üzerinde daha uzun bir süre için salinimlara yolaçacagi ilkesinden hareket edilir. Depremin, sismometre üzerinde ne kadar uzun süreli bir titresim olusturdugu ölçülür ve deprem merkezinin uzakligi ile ölçeklenir. Bu yöntem küçük (M<5.0) ve yakin (Uzaklik<300 km) depremeler için kullanilir.
Yerel (Lokal) Büyüklük (Ml)
Bu yöntem 1935'da Richter tarafindan depremleri ölçmek için önerilen ilk yöntemdir. Bu yöntem, havuza atilan tas örnegine dönecek olursak, tasin suya çarparken olusturdugu ses dalgalarinin suyun içerisine yerlestirilmis bir mikrofon ile dinlenmesine benzetilebilir. Ses kayidinda olusan en yüksek genlik degeri, uzaklik ile ölçeklenerek tasin büyüklügü hakkinda bilgi verecektir. Depremin büyüklügünü kestirirken de ayni ilke uygulanir. Bu yöntem de görece küçük (büyüklügü 6.0'dan az) ve yakin (uzakligi 700 km'den az) depremeler için kullanilir. Dogru degerlerin bulunmasi için sismometrelerin çok iyi kalibre edilmis olmasi esastir.
Yüzey Dalgasi Büyüklügü (Ms)
Bu yöntem ilk iki yöntemin yetersiz kaldigi büyük depremleri (M>6.0) ölçmek için gelistirilmistir. Havuz örnegine geri dönecek olursak, suyun yüzeyinde olusan ve halkalar seklinde merkezden çevreye yayilan dalgalarin en yüksek genliginin ölçülmesi esasina dayanir. Bu tür dalgalar yeryüzünde kaynaktan çok uzak mesafelere yayilabilirler. Diger yöntemlerin aksine bu yöntemin güvenilirligi uzak mesafeden yapilan ölçümlerde daha da artar.
 
 
Tarih      Saat      Enlem(N)  Boylam(E) Derinlik(km)  MD   ML   MS    Yer
2005.04.05 01:36:29  41.1393   34.9710        5.0      3.0  -.-  -.-   OSMANCIK (ÇORUM)
2005.04.09 02:40:04  40.6185   34.8420       18.9      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 01:28:05  40.7005   34.8602       13.3      -.-  4.7  -.-   ÇORUM
2005.04.30 01:31:01  40.6730   34.8298       21.1      3.1  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:05:32  40.6148   34.8468       55.9      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:09:32  40.6842   34.8818       15.8      3.6  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:54:37  40.6785   34.8600       14.8      2.9  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 08:18:00  40.6230   34.7777       36.0      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 20:00:52  40.6630   34.9348       28.3      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 21:36:00  40.6433   34.3912        6.0      2.7  -.-  -.-   İSKİLİP (ÇORUM)
2005.05.01 05:53:14  40.5903   34.8338       38.3      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 05:49:16  40.6635   34.8510       16.1      3.2  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 15:25:53  40.6533   35.0112       44.4      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 18:09:12  40.6777   34.8585       16.9      3.1  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 22:02:22  40.6593   34.9203       32.1      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.02 18:47:36  40.6963   34.4287       12.1      2.9  -.-  -.-   İSKİLİP (ÇORUM)
2005.05.06 02:00:46  40.6795   34.8865       20.8      3.4  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.11 08:10:28  40.6697   34.9068        9.8      3.2  -.-  -.-   ÇORUM
 
 
 
Değerli ziyaretçiler ; sitemizden alacağınız her türlü bilgiyi, veriyi ve haritayı, Telif Hakları Yasası gereğince B.Ü. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'ni kaynak göstererek kullanmanızı rica ederiz.
 
Tarih   Saat    Enlem            Boylam          Şiddet            Yer
03 09  968                41.15  34.75  IX        Kastamonu,Corum,Amasya
1598              40.40  35.40  IX        Amasya,Corum
                          
  NO                TARİH          OLUŞ ZAMANI (T.S.)         YER      ŞİDDET            MAG MS          CAN KAYBI                      HASARLI BİNA
21       21.11.1942    16:01 Osmancık   (ÇORUM)        VIII      5.5      2          150
77       14.08.1996    01:55  Mecitözü (AMASYA)          VI+      5.6      1          2606
 

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
6. YIL BİTTİ 7. YIL HOŞ GELDİN
Gürsel Yayınevi’ni 27 Mayıs 1998 tarihinde açarken idealimin pek çoğunu gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğimi bilemiyordum. Bu gün 2005’in Mayıs ayında ise bu ideallerimin pek çoğunu gerçekleştirdim. Çorum olarak bir ilkin sahibi olarak ta Çorum adına gururlanmaktayım. Bu gururumu belki gereksiz görebilir,belki de kınayabilirsiniz. Fakat,durum benim yaptıklarımla değil;bana güvenerek ve beni yalnız bırakmayarak kocaman bir altı yılda yaptıklarıma katkıları ile ortak olanlardır.
Yedinci yılda da,kendimce;arkadaşlarımla sizlere sanal da olsa bilgiler aktarmaya çalışacağım. Ben ÇORUMLUYUM ! Benim gibi kendisini ÇORUMLU hissedenleri unutmayacağım. Umarım sizlerde unutmazsınız.
Yedinci yıl için yapmaya çalışacaklarımı sıralamak istiyorum. Bu ayın sonunda “Çorum Yemekleri Selma GÜRSEL” in kitabının ikinci baskısını yapacağım. Gelecek ay bildiğiniz gibi Çorum Hitit Fuar ve Festivali kutlanacak;bu festival çerçevesinde yine hemşerilerimin katılımı olursa her yıl yaptığımız gibi bir tanıtım katalogu hazırlamayı düşünüyorum. Haziran Ayı içerisinde ise 14 sayı yayınladığımız ve sitemizde arşiv olarak yayınlanmakta olan “Sarı Çiğdem Şiir Defteri” sayfalarını sanal olarak yayınlayacağım.
Ayrıca  http://www.hititli.com sitemi geliştirmeyi sürdüreceğim.
Gürsel Yayınevi olarak yapamadıklarımı sorarsanız ? Diyeceğim şu: Yayınevimin birinci amaca;para kazanmak olarak düşünmüş ve bu kazanılan paralarla da kitap bastıramayan Çorumluların kitaplarını bastırarak gün yüzüne çıkartmak idi. Ne yazık ki bu benim yalnız yapamayacağım bir iş olarak göründüğü için siz hemşerilerimin gerekli katkılarını göremedim. Ne yazık ki Yayınevi sermayesini kediye yükledi ve bu idealimi gerçekleştiremedim. Bu isteğim hala geçerliliğini korusa da bu ekonomik krizler ve yokluklarla biraz daha ileri bir tarihe kalmış bulunuyor.
Gürsel Yayınevi sanalda olsa ömrüm yettikçe ayakta kalacaktır. “Sarı Çiğdem Şiir Defteri”nin devamını isteyen arkadaşlarımın istekleri ile bu ay içerisinde de idealimin başka bir semeresini görüyorum.
Saygılarımla.   

 
 
 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YENİ BİR OYUNLA MI KARŞI KARŞIYAYIZ ?
            Ermeni problemi gündemini korurken;bizlerin bun karşı çeşitli tezleri ortaya sürmemizde şartlanmış Hıristiyan topluluklarını acaba yeterince ikna edip bilgilendirebiliyor muyuz ?
            Zannetmiyorum.
Zannedersem siz okuyucularımızda aynı kanaatte olduğunuzu tahmin ediyorum. Şöyle dediğinizi duyar gibi oluyorum. Neden bizlerin bu tezlerini acaba bir anti tezle çürütmüyorlar da bildikleri teraneleri bizlere okuyarak yandaşları ile “Bremen Mızıkacıları” gibi hep bir ağızdan Ermeni Soykırımı da,soy kırımı teranesini söylüyorlar ?
            Bizlerin artık biraz daha uyanık olarak;onların kendi tutturdukları ve ülkelerinde uygulamaya başladıkları kanunlarla eş değer kanun tekliflerini vermemiz ve Büyük Millet Meclisimizde aynı ters tepkili Kanunları çıkartarak yürürlüğe koymamızın ne gibi bir sakıncalarının olduğunu havsalam almamakta. Ayrıca bana göre yine bize karşı Ermenileri savunduklarını zanneden ülkelerin tarihlerinde bulunan açıkları bularak onları herhangi bir toplum,herhangi bir dünya olayı,herhangi bir hayvan katliamcısı olara bizlerde abideler ve kınama ve lanetleme günleri tahsis etmemiz gerekmez mi ? En basit Fransızların Lejyon erlerinin yaptığı Afrika savaşlar incelenmeli,Kanada’nın fok yavrularına yaptıkları katliamları kınamalı,İsviçre’nin bankalarında barındırılan Türk veya Türk ismi taşıyan mudilerinin Dünya Bakalar birliğine müracaat edilerek bu mevduatların Türkiye’ye getirilmese bile Türk Vatandaşı olarak kendisini tanıyan ve buralara hesap açanlarca mevduatlarını Türkiye’ye getirmeleri,getirilmese bile başka ülke bankalarına paralarını transfer etmeleri bile büyük bir tepki sayılamaz mı ?
            Evet ! Ey Milletim artık uyku mahmurluğunu üzerinizden atın. Dikkat edin,bu günden yarınlarınızı elinizden almaya kalkanlar var. Bunlara taviz vermeyin. Birkaç kuruş tek ülkemin insanı az kazansın,Allah’u Te’ala başka bir yerden nasipler açar. Madenlerimiz bize yeter. Yeter ki siz isteyin.
 

 

Çorum'da bir konserde arka fonda bulunan istavrozların ne işi var acaba? Hangi yönetici bu fonu kullandı? Bir bilen varsa cevaplayabilir mi?

 

 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
BORÇ KREDİLERİ
            Bu yazıları okuyanlarımızın yanlış bir düşünce içinde sürüklenmelerini istemem. Ben tıp tahsili yaparken,bize özel olarak ekonomi dersi de vermediler. Özel ekonomi dersleri ABD’de varmış. Her meslekten insanlar buraya yazılıp kendilerine yetecek kadar ekonomi bilgisi edinirmiş. Bizden ABD’de ekonomi tahsili yapanların ekserisi de böyle imiş. Yoksa ABD’de yarım yamalak bir İngilizce ile en zor tahsil olan ekonomi fakültesini bitirip de memlekete dönenler düşünülmemelidir. Bunlar olsa bile çok az sayıda olacaktır ve beklide Amerika’dan geri gelmek istemeyeceklerdir. Bu insanlara orada ihtiyaç olduğu bilinmelidir. Ben bu yazdıklarımı kitaplardan okudum. Sonrada üzerinde düşünce bana ilgi çekici olarak gözüküyorlar. Bu bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Maksadım bundan ibarettir.
            Bu yazdıklarımı da Amerika’nın eski Başkanı Bill Clinton’nun kitabında okudum. Clinton kendiside benim gibi ekonomi tahsili yapanlardan değil. Oda bunları başka mütehassıslardan öğrenmiş. Bu öğrendiklerinin tatbik emrini de vermiş. Bunların faydalarını da bizzat tespit etmiş. Clinton için doğru olanların,bizim için yanlış olacağı niçin düşünülsün ?
            Clinton’dan önce Başkanları Reagan ve Baba Bush zamanında Amerikan Devletinin bütçe açıkları rakamlara sığar cinsten değiller. Reagan zamanında bütçe açığı tam 990 milyar dolar. Bush Başkan olunca bu açık ok gibi fırlayıp üç katına çıkıyor. Bu ne demektir ? Tam üç buçuk kat borçla kapatılıyor.
            Bu  bütçe açıkları borçla kapatılmadığına göre her yıl bütçe açığı borçları için ödenen faiz tutarı,milli savunma ve sosyal yardım kuruluşlarına ayrılan paradan sonra olmak üzere üçüncü bütçe rakamlarını teşkil ediyor. Amerika böyle bir yol tutturmuş gidiyor. Görünüşte o kadar kötü değil. Büyüme hızı Reagan zamanında 2.5,Baba Bush zamanında 3.5 olarak belirleniyor. Ayrıca insanlarda yaşantısında pek şikayet edenlere rastlanmıyor. Herkes biraz mutlu gibide gözüküyor.
            Bu ekonomik hareketliliği temin eden bol kredilerin bulunuşu,otomobil,ev satın alma,çeşitli tüketim kredileri insanların iştahını açınca para dolaşımı artıyor. Bilhassa özel teşebbüse açılan bu krediler iş hayatının açıldığı intibaını bile veriyor. Bir cins zenginlik görüntüsü de alınıyor. Bunların olabilmesi için milli gelirde  artmış olması gerekiyor. Vergi artırımına gidilmediğine göre bu mali zenginlik dolayılı yollardan edinilen vergi birikiminden oluyor. Başka,bizim alıştığımız tabirlere göre dolayılı vergilere başvuruyor. Bu dolayılı vergiyi verenlerde zenginler değil,orta ve fakir sınıf ödüyor. Ekmek ve su parasını hangi sınıf çok kullanıyorsa,o sınıf daha fazla vergi ödeyecektir. Vergiyi daha çok ödeyen sınıfta daha çok fakirleşecektir. Daha fazla fakirleşen sınıf insanlarının isi hem kendilerinin ve hem de çocuklarının geleceği kararmış,karartılmış olacaktır. İşte bunların etkilerinin görünür duruma gelmesi Clinton’nun Başkanlık seçimleri sırasında ortaya çıkmıştır. Clinton’un aldığı tedbirler ise eski başkanların aldıkları tedbirlerin tam aksidirler. Bütçe açığı azaltılacak ve bunun için gereken tedbirler alınacaktır. Masraflar kısılacaktır. Masraflar kısılırken eğitim ve sağlık gibi ana hizmetlere kredi eksikliği hissettirilmeyecektir.  Tüketim kredileri azaltılacaktır. Bunun ortaya getireceği özel kesim hareketi yavaşlatılması,faiz tasarrufun kalkınmaya aktarılmasıyla telafisi temin edilecektir. Bu cins kalkınma kımıldanması geçici değil kalıcı olacaktır. Bill Clinton bu yolla işin içinden çıkmayı başarmıştır da. Kendisinden öncekilerin yaptıklarına Keiynes isimli ekonomi ustasının fikirleri öncülük etmiş bulunuyor.
            Bu keiynes ismi bizde ilk önce Ecevit tarafından kullanıldı. Ecevit ismi kullandığında izahat vermekten çekindi. Clinton bu işi hukuk tahsili yapmış olmasına rağmen biliyor. Keiynes fikirlerinin getirdiği tehlikeleri ölçülebilecek kadar olgunluğa sahip bulunuyor.
            Aslında bu Keiynes fikirleri isimden bahsedilmeyen Rahmetli Turgut Özal tarafından kullanılmadı. O zaman Çorum’da az nispette olanları iyi hatırlıyorum. Herkes para içinde yüzüyordu. Mesleği olsun,olmasın teşebbüslere giriştiler. Bunların çoğu battı ama asıl mesleği olanların da gelişmesine engel oldular. Herkes istediği tüketim teşvik kredisini bulabiliyorlardı. Bunlara paralel olarak da bütçe açıkları artmaya devam etti. Bütçe açıklarının kapatılması da tıpkı Amerika’da olduğu gibi hep borçla kapatılıyordu. Bu keiynes fikirlerinden Türkiye geçmiş değildir. Hem bütçe açıkları ve hem de dış ticaret açıkları düşüncesiz şekilde devam ediyor. Bizim tıpkı Amerika’da olduğu gibi ödemek zorunda olduğumuz faiz miktarı nerede ise devletin gelirlerini yutacak seviyeye gelmiştir. Borç ve bütçe açıklarının giderek artmasına dikkat edenlerde yok. Devlet yönetenlerin başka imkanlarının veya alternatiflerinin de olmadığı anlaşılıyor.
            Bu iş nerede bitecek ? Bizim ABD gibi büyük varlığımız da yok. Kimsede borcundan vazgeçecek değil. Siyasi baskılarda tıpkı borç baskıları gibi artmaya devam ettiği gibi görünüyor.  Bizde bunlardan,bu açıklardan ve faizlerden ülkeyi kurtarmak için ortaya soyunmak isteyen de yok.
            ABD’de dolar düşüyor. Amerikan borcunu ödemek için bunun bir hareket tarzı olduğunu düşünülebilir mi ? Bizde bunları da her yıl geriye gittiğidir. Bu ülkede bende yalnız  değilim. Bekliyoruz !

 

 

 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
Bu satırları gelen mektuptan aktarıyorum:
“İlerimizin adları,aynı zamanda çoğunlukla il merkezi oluyor. Dört ilimizin adı ile il merkezi aynı değil. İnanın ben bu farkı biliyorum ama arkadaşlarımın çoğu bilmiyor.
Hatay=Antakya
İçel=Mersin
Kocaeli=İzmit
Sakarya=Adapazarı
Seyhan=Adana
Hatay;bir bağımsız devlet iken ülkemize katıldığı için onun adının Hatay olarak kalması,il merkezinin de Antakya olması aynen yaşatılmalıdır. Bu tarihi görevdir.
İçel adı;Kocaeli adı,Sakarla adı o yörelerde ilgi toplayabilirler ama Mersin,İzmit,Adapazarı adına hayır diyen olmayacağını sanıyorum.
Bu dileğimin coğrafyacılara ulaşmasını diliyorum.
Dahası da var. En son iller haritasında İçel,Seyhan adı yoktur. Hatay,Kocaeli,Sakarya adları vardır.
Bu da bunun tuzu,biberi oluyor. Herkes bir telden çalıyor. Oysa bu adlar,yasada böyle ise böyle yaşatılmalıdır.
Birlik,beraberlik deriz,mangalda kül bırakmayız.
Yalan mı ?
Birliktelik bu mudur ?

 

 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
MARKA GÜÇTÜR
(Anadolu Avrupa Toplantıları 2005 Çorum Buluşması)
Bu Toplantı Türkiye’de onuncu, 2005 yılının ise ikinci toplantısı. Türkiye’de markalaşmanın çok büyük ihtiyaç olduğu ve markalaşmayan her şeyin çok ucuz satılacağı gerçeği anlatıldı.
Doğan Yayın Holding’in bu büyük hizmetinden dolayı müteşekkiriz. Bunca işinin arasında AYDIN DOĞAN Beyefendi’nin Toplantı’ya iştiraki ; samimi , içten ve güzel konuşması Çorum halkını mutlu etmiştir! Teşekkürler.
Bu toplantının yapılmasın da büyük uğraşı ve emeği geçen herkese başta da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Sn.  Ateş Amiklioğlu’ na  teşekkür ediyorum.
500 kişilik salon Çorum halkı tarafından tamamen doldurulmuştu. Toplantının Türkiye’ye daha da ziyade ÇORUM’a çok yararlı olduğu ve olacağı kanısındayım  Keşke bu toplantılar 20-25 sene öncelerinden yapılsa ve Türk İşadamları da bu bilgilere yıllarda sahip olsalardı. Belki bugün Türkiye’de hatta Çorum’da birçok marka oluşabilirdi. Hatta ve hatta Çorum’un kendisi marka olurdu.
Sayın Aydın Doğan Bey konuşmasında “Gelin Çorum’u şehir markası olarak tanıtalım “ dedi ve yanımızda olacağını belirtti.
Memleketi Gümüşhane’ye aşık biri olarak düşündüğüm sayın Aydın Bey’ de mutlaka bilir ya insan iki şeyi unutmazmış: Biri doğduğu şehir birisi de Anasının yüzü. Ben de her zaman Çorum ve Anam derim.
Sayın Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı M. Hilmi GÜLER pek çok müjde verdi. Bir an önce gerçekleşir inşallah. Yılan hikayesine dönen Obruk Barajında elektrik üretilemediğinden 5 milyar m³ suyu boşa denize akıttığımızı kendileri söyledi. NEDEN  anlamıyoruz ve bunu kabullenemiyoruz Çorum halkı olarak?
Reklamcılar Derneği Başkanı Ayşegül Molu “ Aslanlar gece avlanır, tarla farelerine bakmaz, büyük avların peşindedir. Siz de artık büyük düşününüz ve karanlıktan şikayet edeceğinize bir mum yakın” diyordu.
Markayı , bir dairenin yarısı gibi düşünürsek a) Marka  b) Kaliteli üretim.
Marka olmak için 4 koşul, 1-) Kalite 2-) Hizmet 3-) İlk olmak 4-) Farklı olmak.
Türkiye’de Mavi Jeans ve Arçelik’in iyi bir örnek olduğu belirtildi. 
Ethem Sancak ; Çorum’da markalaşma yolunda, 1-) Hititler  2-) Leblebi  3-) Bil’s gömlekleri  4-) Ece Banyo’da bunu başarmak üzere dedi. Sayın Ethem Sancak başarılarını ve nasıl marka oldukları anlattı. Kendisi, “Hedef Alliance” ismiyle ilaç dağıtımı işiyle ilgileniyor. “Boğulursan büyük denizde boğul- Marka Ölümsüzlüğü Aramak – Küreselleşmek – Bir şeyi büyük yapmak” gibi sloganlarla sözlerini bitirdi.
            Ertuğrul Özkök, “Ucuz emek pazarı olmaktan kurtulmak lazım – Marka yaratmalı – Müteşebbislik ayrı bir yetenek – Müteşebbis insanlar marka yaratmaya namzet olurlar” diyordu.
Merzifon Havaalanının sivil hava trafiği için çok önemli olduğunu ve bölgeye açılıra büyük yarar sağlayacağını bir daha gördük. Hava kuvvetlerinin onayı alındığını artık işin siyasilerde olduğunu duyuyoruz. Umarız ki bu yıl içerisinde havaalanımız açılır.   Mehmet Ali Birand hazırlayıp sunduğu, “Anadolu’daki Avrupa Toplantıları Özel” CNN Türk’ten 13.05.2005 tarihinde sat 17:00 de yayınlanmıştır. Usta ve Üstat Televizyon Yapımcısı  Sayın Birand ufkumuzu açtı.
            Katipler Konağı’nda, keyifle Çorum’a ait özel yemekler yendi. Çorum Organize Sanayi Bölgesi’ne oradan da Ece Banyo’ya gidildi. Konuklara Ece Banyo gezdirildi. Sonra Sayın Aydın DOĞAN ve ekibi Merzifon Havaalanından saat 17:30’da uğurlandılar.
            Toplantıyı organize edenlere ve toplantıya iştirak edenlere en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Çorum’un tanıtımına ve Marka olma hızına hız katacak olan bu toplantı herkese hayırlı uğurlu olsun efendim.
Sevgi ve saygılarımla.

 

 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 47
 
 
Çorumlunun 1 Nisan 1944 tarihli 47 sayısı "Geçmişte Mart" yazısıyla başlar.
 
16 Mart'la,18 Mart'ı değerlendirir Bahri MİYAK bu yazısıyla. Özetle şöyle der:
           
“.....Birisi semaya yükselen bir süngü ucu gibi dik ve mağrur,diğeri aşağı çevrilmiş tüfek namluları gibi acı ve perişan. Biri Dünyaya kafa tutuşun tarihi, diğeri bir hainliğin 18 Mart ve 16 Mart...”Yazı şöyle sonlanır.
 
“.....Gerekirse 18 Martlar yaratmaya her zaman kadiriz. Bunun için ikinci bir 16 Mart'ın aldatıcı  havası yurdumuzun ufuklarında esmeyecektir..."
 
Neşet KÖSEOĞLU,geçen sayıda başladığı "Elvançelebi" yazısını bu sayıda da sürdürür.
 
Elvançelebi çevresine ait belgeleri şöyle sınıflandırır:
 
1-İslâm devrinden önceki taş belgeler,
2-İslâm devrine ait taş belgeler,
3-Vakfiyeler 
4-Keramik koleksiyonlar
5-Türk devrine ait sanat eserleri.
           
Selçuklu devrine ait taş belgelerin incelenmesinden sonra köye adını veren Elvan Çelebi’yi tanıtır.*
 
            “Çorum Tarihinde Kadın Elbiseleri” tanıtım yazısı Eşref ERTEKİN’in. Önce kumaşları tanıtır.
           
“.....1-Atlas,2-Canfes,3-Üsküfe, 4-Sevai, 5-Çitari, 6-Meydani, 7-Kutnu, 8-Hurşadiye, 9-Bindallı,10-Sobalı, 11-Kadife, 12-Yanardöner, 13-Hoplim, 14-Mantin,15-Gürso,16-Hare, 17-Yün Basma,18-İbrahimiye,19-Kenefi,20-Mavibez ve bunların çeşitleri...”
 
“Çorum’un Baş Hastalığı” başlığı altında Nurettin KUTLUK “Sıtma Hastalığı ve Korunma Yolları”nı yazar.
 
Enver ERTUZÜN'ÜN "Sandal" adlı yazısını,"Yollar" adlı şiiri izler. Son dörtlüğü şöyle:
 
Her hatıradan bir iz,her göğüsten bir nefes
Bütün dünya sussa da bu yollardan eksilmez ses,
Her yolun başlangıcı yeni bir şevk ve heves,
Gönüller ateş alır yollarda gide gele.
 
Son sayılarda sürekli görülen Recep Rahmi TANKAYA, bu sayıda da iki şiiriyle yer alır,Bunlar: "Türkler Eğitim Bölgesine Selam" ve "Abdalata Eğitmen Bölgesine Veda" dır, Veda şiirini alıyoruz:
 
Baharında güller açar
Dallarda kuşlar uçar
Gönüllerde neşe saça
Bahçede bağlardan ayrıldım
 
Bahçe yaptık dizi dizi
Unutamam hiç birinizi,
Zaman kavuşturur bizi.
Yardan,ağyardan ayrıldım.
 
Yıldız gibi şirin köyler
Yavrucaklar şarkı söyler
Rahmi der ki gönül eğler
Sıra dağlardan ayrıldım.
 
SIVACIOĞLU, iki şiiriyle yer alır bu sayıda;”Yolculuk” ve “Akşam”.Akşam’ı alıyoruz buraya.
 
Uzaklardan akseden
Gurbete doğru giden
                       
Araba gürültüsü
Ve bir hicran türküsü
 
Bahçelerde yükselen
Neredesin Eminem sen.

 

Süküt sardı her yeri
Akşamın etekleri
 
Tozlu yolda süründü
Gölgelere büründü
 
Koyu yeşil ağaçlar
Ve karşıki  yamaçlar
 
 
"Köy Etütleri” köşesinin konusu “Sarimbey” dir. Y.Z. Mühendisi Enver ERTÜZÜN' ün Sarimbey  köyünü anlatan yazısının süreği gelecek sayıya kayar.
 
İhsan SABUNCUOĞLU,"Çorum'da Maarif Hayatı"'nı konu olarak almış yazısına, Geçmiş dönemlerde,Çorum'daki eğitim olayını inceleyen SABUNCUOĞLU,tarihsel belge-lerle bizleri aydınlatır,Ayrıca H,1317 tarihi itibarıyla Çorum, Sungurlu, İskilip ve Osmancık' taki medreselerin adı,yeri,öğretmenleri,öğrenci sayısı ve kurucularıyla birlikte verir.
 
"Cönklerden Derlemeler" de Eşref ERTEKİN,Şemsi'nin bir mersiyesini alır Şemsi' nin,Bektaşi şairlerinden olduğunu sandığını da ekler.

*(Türk şair ve mutasarrıflarından olan Elvan Çelebi Baba İlyas’ın  soyundan gelen Aşık Paşa'nın  oğludur,Bulunan tek yapıtının adı ‘Menakıb-ul Kudsiyye fi Menasıb ül-Ünsiyye' adlı 2081 beyitten oluşan  kitabıdır,Elvançelebi köyünde Elvan Celebi’nin yaptırdığı,Elvan Çelebi zaviyesi (1352) Osmanlı döneminin ilk zaviyelerdendir. Yapı opluluğu,zaviye,türbe, ve camiden oluşur. Türbenin süslemeli ahşap kapısı bugün Çorum Müzesindedir.)M.G

 

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 48 
 
Çorumlunun 1 Mayıs 1944 tarihli 48, sayısı Ortaokul MÜDÜRÜ Ziya ATAMAN'IN "23 Nisan" yazısıyla  şöyle başlar: “....Bir bahar günüdür,Temiz göklerin derin maviliklerinden daha derin,önde hiçbir engel tanımadan ilerisini gören bir çift mavi göz,bu temiz bahar sabahının altın ışıkların-dan daha sarı nurlu saçlarla süslü vakur bir baş,bu bahar sabahında asırlardan beri Türk Milleti'nin üzerine çökmüş kara bulutları iradeli elleriyle yırtarak,Cumhuriyet kabesi Anka-ra'da,Milletin kalbinin attığı Büyük Millet  Meclisi'nin yüksek kürsüsünden gür sesiyle haykırdı.
 
 'Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir,
O gün lekesiz,berrak bir bahar günü idi,O gün 23 Nisan’dı... "
 
 ".....Tabiatın en canlı,en şetaretli,en güzel demleridir...”
 
 “.....Biliriz ki gülün çocukluğu gonca, günün çocukluğu sabah,yılın sabahlığı baha-rdır. 23 Nisan da Cumhuriyettir çocukluğu, sabahı goncalığı, bahardır...”
 
Neşet KÖSEOĞLU'nun “Elvançelebi” yazısının 3,bölümü yer alır bu  sayıda. KÖSEOĞLU,Elvançelebi sülalesini açıklamalı olarak gösteren bir şema ekler.
 
Eşref ERTEKiN'in “Çorum Tarihinde Kadın Elbiseleri” yazısının süreği bu sayıda da sürer,eski gelin giyimlerini,biçim ve modalarını şu başlıklar altında verir.
 
“.....1-Üçetek Entari, 2-Bağlama  Şalvar, 3-Paça, 4-Delme, 5-Ceket, 6-Salta, 7-İçlik, 8-Sıktırma, 9- Gömlek,l0-Fistan.11-Mes, l2-Pabuç,13-Fes, l4-Püskül, l5-Peştemal, l6-Peçe, 17-Peçe Bağı,18-Çeki, 19- Kıvrak,20-Cenber 21-Hamam Bohçası,22-Hamam Takımı, 23-Dülbent, 24-Çar, 25-Katır ,26-Çizme. 27- Çorap, 28-Çarşaf  29-Hamam Kesesi, 30-Kıskı, 31-Elekçek, 32-Keçik, 33-ipek Harç..."
 
Enver ERTÜZÜN'ün “Köy Etütleri”nden Sarimbey incelemesi bu sayıda da sürer. Sarimbey' i  sosyal ve ekonomik yönüyle inceler. Bunu yine Enver ERTÜZÜN'ün “Beraber” şiiri izler.
 
Şiirin son bölümünü alıyoruz.
 
Bir ulusun rahatının,bugün başlangıcıdır;
Çiftçi,her memleketin başındaki tacıdır.
Bilgi. kültür,şuurdan geliyor sana haber,
Korkma ey çiftçi dayı: İnönü'yle beraber
Rüzgar yanında hiçtir, deniz, dağ, taş deme aş;
Zaferle sona erer Türk'ün açtığı savaş.
 
SIVACIOĞLU' da “Bahar” ve “Teselli” şiiriyle yer alır bu sayıda. Teselli' nin son bölümünü alıyoruz.:
           
Ne olur bu rüyayı bana gösteren peri
Dertlerim uyanmadan beşiğimde gecenin.      
Göster artık yıllarca gözlediğim o yeri
Çözeyim düğümünü esrarlı bilmecenin...”
 
İhsan SABUNCUOĞLU, ”Çorum'da Maarif Hayatı” yazısının ikinci bölümünü yayınlar. Cumhuriyetin kuruluş yılı olan 1923'ten,1943 yılına değin geçen 20 yıllık süre içinde eğitim- öğretimdeki gelişimi karşılaştırmalı olarak gözler önüne serer ve şöyle sonlar yazısını: “.....Şimdiye kadar verilen rakamlara dikkat edilecek olursa,Cumhuriyet rejminin bize ne nimetler sunduğu kolayca anlaşılır...”
 
İkinci kısmı teşkil eden notlardan:Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL'e yazılan bir  mektup yayınlanır. Mektuptan alıntılar yapıyoruz:
 
Çorum:25.9.1943
Hasan Ali YÜCEL
Çok Saygı Değer
Maarif Vekilimiz.
 
            Okulların yeni ders yılına girişleri dolayısıyla çocuklarımızın, ana ,babalarına ve velilerine hayırlı öğütlerinizi radyolardan dinlemiş ve gazetelerden okumuş bulunuyoruz...”, “.....Öğütlerinizin arasında,okul sayısını artırmak hususunda ki Milli Şef'imizin isteklerini müjdeleyen kısımlar biz Çorumluları daha çok umutlandırmıştır ki :artık Çorum' umumuz  liseye kavuşacak,çocuklarımız lise tahsili için gurbet yollarında sürünmeyecektir...”, “.....Milli Şefimiz 'İmkan husulünde lise hakkındaki arzularımızın tatminine çalışılacaktır tebşirlerinin iki seneden beri başımızda tutuyor, gönlümüzde saklıyor ve imkan husulünü özlüyorduk.
İşte bu müjdenizle,bu imkan husulü günlerinin yaklaştığını seziyor ve yüceliği, siz Yücel’imizden bekleyerek, sağ olmanızı diliyoruz...”
                       Çorum Halkından
                                                                                                   İ.S.   V.S.
 
Eşref ERTEKİN’İN“Cönklerden Derlemeler” de,bir başka Kul Mustafa’nın şiirlerini, Divanını, Hüsnü,Kız Kulu Oğlu'nun Tarihi,deryaya attıkları Yunus Dede’ ye tarihtir, Kul Halil Mecnun türküsü yer alır.:
 
Mecnun türküsünden ilk dörtlüğü alıyoruz.
Mecnun’ a  sordular Leyla nicoldu
Leyla gitti adı dillerde kaldı
Mecnun' un muradın Halık verdi
Var git Leylam var git Mevla'yı buldum
Leyla deyu deyu murada erdim...”
 
“Çorum Haberleri” yle bu sayı sonlanır.
 
 DÖRDÜNCÜ CİLDİN SONU

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 49/50
 
Çorumlu'nun 1 Temmuz 1944 tarihli 49/50,sayısının ilk yazısı Prof Dr Hıfz Veldet  VELİDEDEOĞLU'NUN  “Sevr'den Lozan'a" yazısıyla başlar.
 
Yazıdan bazı alıntılar yapıyoruz.
 
“.....Sevr antlaşması Osmanlı Hükümeti bakımından aczin ve ihanetin ve o zamanki düşmanlarımız bakımından da zulmün ve gafletin bir belgesi olarak tarihte yaşayacaktır. Onu teklif edenler tarihin en şerefli yapraklarını doldurmuş olan Türk gibi asil bir milletin bütün haklarından mahrum etmek istedikleri ve bu  milletin bir antlaşma ile öldürülüvere-ceği zannına düştükleri için haksız ve gafil ; onu kabul edenler ise, asırlardan beri bütün varlığını kendilerinden esirgemeyen bu milleti düşmanlara teslim etmekten başka çare göremedikleri için aciz ve hain idiler.
 
Mudanya bu gaflet ve ihaneti silahla cezalandırdı:Lozan'daki yılmaz irade haksızlığı hakla düzeltti...”
 
“....Sevr bilinmeden Mudanya'nın, Mudanya bilinmeden Lozan'ın  ve  bunların hepsi
bilinmeden de Türkiye'nin cihanda kazandığı bugün kü şerefli durumun ve haiz olduğu hakların değer ve manası asla anlaşılamaz. Kendi şerefini bilmeyen adamın şerefsizliğe düşmesi, kendi hakkından haberi olmayanın haksızlığa kurban gitmesi nasıl kolay olursa, fertlerin ruhuna milli şeref ve milli haklar aşılanmamış veya bunları unutmuş olan milletle-rin de içinden çekerek başka milletlerin kölesi haline gelmesi aynı derecede kolay olur...”
 
“.....Lozan Antlaşması Türkiye'yi bir Afrika müstemlekesinden farksız gören bu yurt-ta öz yurttaşlardan üstün hak ve imtiyazlara dayanarak milletin ekonomik bünyesini sömü-ren Frenk tipini ebediyen ortadan kaldırmıştır...”
 
“.....Asırlarca çiğnenen haklar Lozan'da kazanıldı,Türk'ün kayıtsız şartsız istiklali Lozan'da dünyaya tanıtırdı. Türkiye Avrupa devletler  topluluğuna,eşit haklar esasına dayanarak ilk defa Lozan'a girdi ve Türk'ün lekelenmek istenen şerefi orada kurtarıldı...”
 
Neşet KÖSEOĞLU'NUN “Çorum'da Oğuz Boylar"' yazısı 43 sayıdaki yazısının süreğidir. KÖSEOĞLU,bir yığın oymak adı sıralar. Bunların bir çoğu bugün köy ve yer adıdır . Oğuz aşiretine doğrudan bağlı olduğunu söylediği bu oymaklardan ayrılan soyları sıralar. Kayı boylarından ayrılan soyları on adet olarak belirler. Bunlardan Çorum'da bulunanlar:
 
1-Keçili                     köy                             İskilip' te
2-Karakeçili              köy                             İskilip' te
3-Çoban                   köy                             Mecitözü'nde
4-Halilli                     köy                             Alaca'da
5-Hırka                     köy                             Alaca’da       
 
Salur Oymağından  ayrılanlar:
 
1-Yalvaç
2-Karaman
3-Keçiağa
 
Bayat Oymağından ayrılanlar:
 
1-Doğanlar
2-Doğanlı
Yazı şöyle sonlanır.: “...Alparslan'la birlikte gelip Anadolu içlerine yayılan bu büyük boyların önemli bir kısmının Çorum bölgesinin Türkler eline geçmesindeki geniş çalışmalarını bu açıklamalar ortaya koymaktadır...”
 
“En Güzel Şiir" ve “Semai" SlVAClOĞLU'NUN. En güzel şiirden bir dörtlük alıyoruz:
 
Gözlerinde sevda perisi güler,
Baygın  bakışların bir ümit verir;
Sevgilim bu halin kalbi büyüler,   
Sevgilim bu halin en güzel şiir.
           
“Çorum Tarihinde Kadın Elbiseleri” yazısı bu sayıda sonlanır.Yazının sonunda, kadınların süs için kullandıkları ziynet eşyasının bir listesini verir.Bu da 22 çeşittir. (Bir örnek vermek gerekirse, o zaman bir altın500 kuruştu.)
 
İsmail CEYHAN,Türk Dil Kurumun. Lügat Kolu çalışmalarıyla hazırlanan ve “Kar-puz" maddesine kadar iki parça halinde yayımlanan geri kalan bölümünde yayınlanacağı duyrulan  Türkçe sözlüğü tanıtır ...”
 
“23 Nisan" şiiriyle Recep Rahmi TANKAYA, 54 yıl öncesinin bayram coşkusunu ve sevincini günümüze yansıtır. Şiiri şöyle sonlanır;
 
Ey vatandaş, nur saçan bu mutlu günü tanı,
Bu mutlu gün kurtardı esaretten vatanı.
 
Peşinden “Hamamözü” üzerine bir şiiri yer alır. İki dörtlük de bu şiirinden alıyoruz:
 
Bağlarında türlü meyve doludur,
Çorum ile Osmancık’ın yoludur
Gümüşhacıköyünün de koludur.
Güzel gördüm,güzel Hamamazü' nü.
  •  
  • Rahmi der yurdumun her yanı güzel
    Lakin Hamamözü özel  mi özel,
    Güz gelince bağlar dökse de gazel
    Güzel gördüm, güzel Hamamözü' nü.
     
    Eşref ERTEKIN'İN "Cönklerden Derledikleri"nde Altılı Bir Fahriye, Bektaşi şairlerinden Veli'ye ait üç şiir,iki adet Köroğlu şiiri yer alır.
     
    Eyi günde sadık dostlar çok olur
    Başa bir hal gelse küllü yok olur
    Varlıkta uğruna dönen çok olur
    Gönül belledin mi sadık dostunu.
               
    Velim eder Hacıbektaş Velim var
    İntikam tanrısı Sultan Balım var
    Hasiretiz, ayrılık var ölüm var
    Gönül belledin ki sadık dostunu...”
     
    Son bölüm; Karahisari Timurlu' ya ait ve Aşiretler arası şekavete dair vesikalardan oluşur.
     
    ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 51
     
    Çorumlu 1 Ağustos 1944 tarihli 51.sayısı “Lozan Barışı” başlıklı yazıyla başlar. Yazıdan bir bölüm alıyoruz: “...Kılıç ve kalem aynı kudret ve maharetle kullanan savaş medeniyetlerinin kahramanları, Lozan salonlarında da eşsiz bir barış eri olmuş milletine bu mutlu günü hediye etmiş olan...”, “..Milli Şefimiz İsmet İNÖNܒ ne şükran ve minnetler sunarız...”
     
    İsmail CEYHAN'IN,”Köylerden İzlenimler” yazısı bu sayıda da sürer.
     
    "Kavacık Köyü" yazısını  55 yıl öncesine göre oldukça arı bir Türkçeyle yazan İsmail CEYHAN’IN dil  bilinci de oldukça iyi. Yedi sayfa tutan bu yazısında Kavacık köyünün eğitim sorunuyla ilgili bölümünü noktasına bile dokunmadan olduğu gibi alıyoruz: “...Kırk evli Kavacık köyü okulsuzdur. Köylüler çocuklarını Çorum'da okutabilecek maddi durumda değildirler. Bütün köyde,bozuk ve ezbere bir klişe halinde imzasını çize-bilen altı kişiyi geçmez. Okumaya karşı duyduğu hevesle,rast geldiğimize sorarak harfleri öğrenen,az çok birbirlerine çatan on beş yaşında bir çocuktan başka adının harflerini tanıyan yok....”
               
    Neşet KÖSEOĞLU, bu kez de Çorum’da soyadlarını araştırır. Yazısı şöyle başlar: “...Vakit buldukça hazırlamakta olduğum  ‘Çorum Yer Adları’ kitabında Çorum kasabasının mahalle,insan ve yer adlarıyla,sülale adlarına çok önem vermiş ve hiç bir adın ihmal edilmemesine çalışılmıştır...”, “...Çorum’un eski vakfiye, berat ve mahkeme, tapu, evrak sicillerinde tesadüf ettiğimiz soyadları şunlardır..." der ve peşinden 41 parça adı açıklamalı olarak sıralanır.
     
    "Çorum Tarihinde Kadın Elbiseleri” yazısının 4. bölümünü sunar Eşref ERTEKiN.  Takı olarak kullanılan altın çeşitlerini yazar.
     
    "Cönklerden Derlemeler"de,ele geçen bazı Bektaşi nefeslerini yayımlar Eşref ERTEKİN. Miraç Name-i Şah Hatai, Derviş Hatayi, Nuksani, lrfani örnek olarak verilir bu sayıda. İrfani' den iki dörtlük alıyoruz:
     
    Eğer ister isen aşıkı sadık
    Her kişinin yari kendine layık
    Ara yerden eksik olmaz münafık
    Eksik değil güle bir diken derler
     
    İrfani gülmezse sen de gülmezsin
    Sevda ne olduğun sen hiç bilmezsin
    Bin mana söylesem sen inanmazsın
    Sana Türkmen değil Terkiman derler.
     
    Recep Rahmi TANKAYA, "Uğurludağ" şiiriyle bu sayıda da yerini alır.
     
    Yaylanın sağı,solu
    Altın başakla dolu,
    Selam verip geçiyor
    Çorum-Çerikli yolu
     
    Yemyeşil dik yamaçlar
    Türlü türlü ağaçlar,
    Fildişiyle taranmış
    Sanırım sırma saçlar,
     
    Kartal en yüksek yerin
    Kış ayazdır,yaz serin,
    Seni;gezince Rahmi
    Ah çekti derin derin
     
    Dr. N. KUTLUK “Kızılırmak” Remzi KÜÇÜNEN’DE “Sonbahar”,"Gönül" ve “Zafer" şiirleriyle yer alırlar. Zafer şiirinin son iki dizesi şöyle:
               
    Yurt uğruna şehitlik erin son rübbesidir,
    Bu ses benim değildir ,bir şehidin sesidir.
     
    Eşref ERTEKİN, derlediği "Çorum Atasözleri"ni yayımlamayı sürdürür. Ancak, atasözlerinin  arasına deyimleri de karıştırmış. Deyimlerden birkaç örnek veriyoruz:
     
    Çalıyı tepesinden sürümek.
    Çalar almaz.
    Deli tavuk gibi dolaşmak.
    Öküz altında buzağı aramak.
    Tekeden süt sağmak.
     
    Şimdi de atasözlerinden örnekler veriyoruz.
     
    Çirkefe taş atma,üzerine sıçrar.
    Çirkin bürünür,güzel görünür.
    Dirgene dayanmayan porsuk harmana gelmez.
    Dadanmış kudurmuştan beterdir.
    Dostun belası düşmandan çetindir.
     
    Temmuz ayında Halkevi Çalışmaları bölümünde,spor ve müzik konusundaki etkinlikler anlatılır.
     
    Son bölümde:Çorum'a tabi Firuz ve Akviran karyeleri halkının sipahileri Mehmed'den şikayetine dair belgeler yayımlanır.
     
    DEVAM EDECEK

     

     
     
     
     
     
     
     09

    Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

    Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

    Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

    Atilla ALPAY
    Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
    AT PAZARLIĞI
                ABD nin Irak’ ı işgali   öncesinde  Amerika’ya çağrılan  Dışişleri eski  Bakanına-Sn.Yaşar Yakış’ a- Başkan Buş’ un söylediği şu sözler  aylar geçtiği halde  içimden bir türlü  çıkmıyor.
    Aslında  içimden  çıkmayan eloğlunun söylediği  değil de  bizim bir türlü  veremediğimiz cevaptır.
                Basından yakaladığımıza göre ; Sn.Yakış, Buş’a “Biz buraya  at pazarlığı  yapmaya geldik”demişti. Başkan da ona  ben Teksaslıyım ,at pazarlığını  sizden iyi bilirim ” diye cevap  vermişti de .. Bizim dışişleri de diğerleri  gibi bunun da altında  kalmışlardı.
    Bu lafın ne alemi vardı o zaman bilmiyorum  ama ben olsaydım orada  şöyle cevap verirdim.
                Siz ikiyüz yıllık  bir devletsiniz. Bizim ise yazılı tarihimiz en az ikibin yıllıktır. Biz At’a taa Orta asya’dan beri biniyoruz. İnanmazsan  uydundan Çin seddinin fotoğraflarına  bir bak. Bu Türk akınlarına karşı  yapılmış  yeryüzünün dört bin km. gelen en uzun duvarıdır.;bu biiir.
                Esas ata binenler senin dedelerinin katlettiği,kökünü  kazıdığı, bu  kıtanın eski sahipleri olan kızılderililerdir. İnkalardır, mayalardır, azteklerdir; bu ikiii.
                Sonra  biz şimdi senin  işgale yeltendiğin bu toprakları dört yüzyıl elimizde tutmuş bir milletin  torunlarıyız, buraları nasıl fethettik  biliyormusun, At sırtında…Hatta  yaya yürüyerek…Bu üüç..
    Bak Topkapı  Sarayındaki  tablolara, bütün  ecdadımız at  üstünde..İnanmazsan Yunan’a  sor, denize nasıl dökülmüşler  Türk süvarilerinin önünde…Bu dööört.!
                Ya da aç tarih kitaplarına bak, Almanya  önlerine nasıl  gelinmiş, Budin,Uvyar, Estergon nasıl fethedilmiş, kim atını denize sürmüşte   Konstantiniyeyi  fethetmiş…Sınırları  atların nal izleri çizmemişte  kim çizmiş acaba  bir fikrin var mı . Bu  beeş !
    Hatta  Dedem -Allah  rahmet eylesin-  süvari zabiti  Hasan Nafi Efendi at sırtında  İşkodradan /Balkanlardan- Kafkas Cephesine  nasıl gitmiş C-47 lerle mi !
                Bak bu da onun  hâlâ sakladığım gümüş kırbacı ve atı “Kekliğin ” fakfon kaşağısı…Bu da altı..
                Demek  sen teksaslısın ha…At pazarlığını iyi  bilirsin öyle mi .
                Atatürk’ün, onu anlamaya  çalıştıklarını  sananların hep unuttukları bir dış politika düsturu-kanunu- vardır. Bunu ne o kocaman unvanlı  dış politika  profesörleri anlatır, ne de kırk yıllık  hariciyeciler hakkıyla bilir..
    Mustafa  Kemal Paşa  kimsenin  ayağına  gitmemiştir.Milli  Mücadeleden önce Libya’da Bingazi’ de, Derne’ de, Balkanlar’da,Sofyada hep zabit olarak bulunmuş, Veliahd İzzettin Efendi ile Almanya’ya  gitmiş, Karlsbad’da kaplıcalarda tedavi  olmuş ama Reisicumhur seçilince de   kimsenin ayağına  gitmemiştir. (Tarihe  bakınız , hep onun ayağına  gelenlerin  Dolmabahçe rıhtımında çekilmiş    resimleri vardır.)
                Tarık bin Ziyad ,Cebelitarık’ ı geçip İspanya kıyılarına gelmiş ve  atını  denize sürerek  şöyle  haykırmıştı;
                -Yarabbi!
                Arada şu okyanuslar olmayacakdı da  senin şanını dünyanın öteki  ucuna  kadar taşımazmıydım.!
                -Ah ah ki ne ah…!
                Biz bu  lafların  altında  kalacak millet miydik !
                -Ya da kimsenin ayağına  gidermiydik.
                -Ey, at pazarlığını iyi  bildiğini zannedenler…
                Biz bu zaferlerin ve atların  tüccarı  değil, Sahibi, binicisi ve süvarisiyiz. Dün öyleydi,yarın da öyle  olacak, inşallah
                Bugün işgal ettiğin yer; Halifem Harun Reşid” in dünki masal şehri, Ve ecdadımdan Sultan Dördüncü Murat Hanın “Güzelce Bağdat’ı”dır.
                Memalik-i  İrakeyn de ; Dicle-Fırat arası  Maveraünnehir
    Benim doru arap atlarımın yaylağı, Veya Seyislerimin köyü veya  tavlasıdır.
                -Bu coğrafyada  AĞA BENİM…
                Şimdilik aradaki  okyanuslara  dua et.
                Selâm ve saygı ile…
     
    (*) Bu tahrir, united states nam küffarın Memalik-i Irakeyn’i cebren işgali sonrasında ve  Kerkükdeki  Evlad-ı Şuheda Kahraman Asakiriyemizi ve aziz Zabitanı  derdest   ederek eski Osmanlı Memaliki Güzelce Bağdat’a  mecburi tebdili hevaya daveti evvelinde  kaleme alınmıştır. Tevafuktur inşaallah…Baki selam...
     

     

     
     
     
     
     10

    Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

    Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

    Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

    Mustafa AKÖZ
    Mustafa AKÖZ Hayat Hikayesi
    AZİZİM
    Gurbetten bana köyü soruyorsun
    Bağ bahçe,uğraşıyoruz azizim.
    Köylülük hali bu,sende biliyorsun,
    Çayır tepe ekiyoruz azizim.
     
    Gelelim köyün ağasına beyine.
    Hiç kimse doğru bakmıyor köye
    Çok vay kattık geçen yılın vavına
    Tuh be deyip geziyoruz azizim
     
    Rahmet okuttu bu yıl geçen yıla,
    Bayram,Mavlüt çağrıldı karakola,
    Nalsız koca eşekle çıktık yola
    Çüş deyip gidiyoruz azizim.
     
    Geçen günde ağa beni çağırda,
    Neredesin diye epeş bağırdı,
    Bu yıl beyin atı,katır doğurdu,
    Piç deyip de bakıyoruz azizim.
     
    Bizlere çamaşır koçta kuyruk
    Ağır yük oluyormuş onu da duyduk,
    Biz bıyık kestik,horozdan tüy yolduk
    Gık diyerek ötüyoruz azizim.
     
    Yuhladılar sünnetçi ile hocayı
    Ayırt edemezsin karı ile kocayı
    Saçları aynı,giymişler bol paçayı
    Çuf be diyip yürüyoruz azizim
     
    Sevinçle,şerefi kefene sardık
    Sonra musalla taşına yatırdık,
    Bıyıksız,saçı uzun hoca aradık,
    Vah diyerek gömüyoruz azizim
     

     

     
     
     
     
     11

    Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

    Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

    Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

     

    Mehmet KURTBAŞ

    SENDEMİ ÖYLE SENDEMİ
    Sevdalandım pek yoruldum
    Öldűm öldűmde dirildim
    Bulanık aktım duruldum
    Sendemi öyle sendemi
     
    İnsan hali dedim geçtim
    Rűzgarlara  derdim açtım
    Göz yaşlarıyla tanıştım
    Sendemi öyle sendemi
     
    Hoş görű yolunda gittim
    Taş atana ekmek tuttum
    Gönűl yaylasında gittim
    Sendemi öyle sendemi
     
    Arayan soran olmasın
    Sırımı kimse bilmesin
    Yaradanım dert vermesin
    Sendemi öyle sendemi
     
    Geçen gűnlerim hep ezik
    Üzűlűrűm yazık yazık
    Kurtbaşım sabırdır azık
    Sendemi öyle sendemi 06-01-2005    
     
     

     

     
     
     

    Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

    Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

    Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

     

    Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
    corumlu2000@gmail.com
    Mahmut Selim GÜRSEL  
    yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.