DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 7  SAYI 77    25 Temmuz 2005

 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
DOSTUMUZ MU;DÜŞMANIMIZ MI ?
               Bu sıralar; bir ayrımcılık ve parçalama çabaları ortalıkta kol gezmekte. Bu çabaların arkasında yatıp emellerin  neler olduğunu hemen herkes biliyor. Bilenlerin güvendikleri tek şeyin Rabbimizin bize yazdığı yazı olarak gözüküyor. Çaba gösterme gereği duymuyorlar, itirazda bulunmuyorlar. Birkaç kişi göstermelik danışma kurulları olabiliyor, bu danışmanların güya verdikleri bilgi ve şiirlerle işleri yürütüyoruz, bazı itirazları olanların birde bakıyoruz ki o itirazları sanki ben yapmışım gibi heç itirazlarının arkasında durmadıklarını hayretle izliyoruz.
            Ülkemizde halen bir Anayasa var. Bunda birkaç ufak tefek düzeltmeler yapılması ile bazı aksaklıkların çıkabileceği gözükmekte. Bazı özgürlükler bazılarınca yanlış anlaşılmakta ve bilinçli olarak da yanlış yorumlanarak halkın midesi bulandırılmakta, kafası karıştırılmakta.
            Ülkemizde olan bir isyanı dış mihrakların istedikleri yöne çekmekte bir moda oldu. Güneydoğuda tarih boyunca devamlı kargaşa ve çapulculuk çıkmıştır. Bunu incelerseniz bütün tarih kitaplarında ap açık bulursunuz. O zamanın Mecut Devletine karşı bir kafa tutma olayı orada bulunan ağalık yönetiminin eseridir. Bu sebeple şimdi sunulan KÜRT PROBLEMİ olarak gösterilen sistemin oradaki zaten ÖZGÜR olan halka faydadan çok PKK nın bir iktidar probleminin eseri olarak gözükmektedir. Bu farkı gözden kaçıranlar dikkatlice konuyu incelemeleri gerekmektedir.
            Kökenlerimiz itibarıyla buralarda yaşayanların birbirlerinin evlatlarını PKK sayesinde yok etmeleri yüzünden kırgınlıkları bulunması normaldir. Var olan bir devlet topraklarında başkaldıran her kim olursa olsun Devletin Bekası için şerleri yok etmesi asıl vazifelerinden birisidir. Bu vazife esnasında kandırılmış olsun, bilerek olsun baş kaldıranların yok edilmesi ve bu yok etme vazifesi içerisinde Vatanı için hayatını veren ŞEHİTLERİN ailelerinin de yok olduğunu düşündükleri evlatların ŞEHİT edenlere tepkilerini göstermeleri normaldir. Vatanına karşı gelerek olmayan bir ideal için vatanını bölmeye kalkanların arkasından Vatandaşlarımızın ağlamaları abestir. Evlat acısı olarak karşı gelenlerin ana ve babaları da yetiştirdikleri evlatlarına Vatan sevgisi vermemelerinin acısını elbette böylece çekmiş olmaları da normaldir.
            Bu ülkenin bölünmesi ve parçalanması için bazı adına aydın denen ve ülkemizin yok olması için çalışanların yaşayan TÜRK HALKINI kökenleri itibarı ile sınıflara ayırdılar, mezheplere ayırdılar zaman içerisinde ülkemiz insanlarına MOZAİK dediler ve demeye devam etmektedirler. Mozaik suni bir taştır zaman içerisinde eriyip parçalanması çok kolaydır, ülkemizin vatandaşları bir granit bütünlüğünde bulunmaktadır. ŞAYET BU ÜLKEYİ BEĞENMİYORSANIZ BURADAN GİDİNİZ.

 

 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
RENKLER VE ZEVKLER
           İlimizde bu yılda yapılan 25.Hitit Fuar ve Festivali çerçevesindeki etkinlikler geçen birkaç seneye göre gayet iyi ve çeşitlilik göstermiştir.
            Benim bu etkinliklerde program haricinde ufak bir katkımın bulunması dileği ile aşağıda ön sözü bulunan sitemi ve sitemde bulunan hemşerilerimi tanıtan dergi formatında bir çalışmayı ücretsiz dağıttım.
“TANITIM
            Bu etkinlikten iki hafta önce TARIM Fuarı ilimizde yapıldı. Bu etkinliğe katılanların pek çoğu Çorum dışından gelmiş firmalardı. Bu satırları okuyanların pek çoğu bu etkinliği görmeyip,duymadılar. Benim dolaştığım reyonlarda bulunan firmaların hemen hemen hiç birisi ziyaretçi açısından  pekte memnun değillerdi. Tanıtımın yeterince yapılmadığından söz ettiler.
            Evet. Bu tespite bende katıldığımı buradan beyan edebilirim. Ben bile Tarım Fuarının olacağını Ticaret Odasını ziyaretimde öğrendim. Katılımı yapan organizasyonu arayarak,Çorum’un Tarım Fuarı hakkında bilgisi olmadığını,tanıtımın yapılmadığını,geldiklerinde beni ararlarsa benimde kendilerine katkılarım olacağını söyledim. Geldiklerinde beni aramadılar. Ben yinede bir Çorumlu olarak gittim ve bazı tenkitlerde bulunarak,tanıtımın yapılmadığını,bu fuarın şehirde oturanlardan çok toprakla uğraşanları ilgilendirdiğini,köylere ulaşıp ulaşmadıklarını sorunca aldığım cevap beti şok etti. Tarım Müdürlüğüne,Tarım Kooperatiflerine ve ilçelere bilgi verdik. Bizim için ziyaret katılımı yeterli olur cevabını aldım. Ben yine de biraz katkımız olsun diyerek;fuar alanında 34 reyonun resmini ikinci günden itibaren sitemizde yayınladım. Bin beş yüzün üzerinde de e-maille tarım fuarını ve yapılacak fuar etkinliğini bilgi olarak yazdım.
            Bu gibi etkinliklerin;ilimizi tanıtması bakımından oldukça iyi ve etkili bir yol. Yalnız;burada yapılan ticari bir faaliyet olarak;hem satıcının,hem de tüketicinin bu etkinlikte bulunması gereklidir. Çünkü tanıtım yapan firma,belirli bir ücretle malını tanıtmaya geldiğinde bir miktarda geliş,konaklama ve gidiş masrafları ile tanıtımını yapabilmek için broşür,dergi ve başka basılı materyallere de para harcaması gerekmektedir. Bu etkinliğe firmayı davet eden yani;katılımı yapan organizasyonun da en büyük görevi firmaları tanıtıcı reklamın yanında,mahalli ve çevre illerde de etkinliği duyurması gereklidir. Tek taraflı bir ticaretle,firmaları toplamak iş değildir. Gerekli tanıtım yapılarak ziyaretçileri de bu etkinliğe dahil etmesi gereklidir.
            Geçen sene yapılan doğal gaz etkinliğinde katılımı yapan organizasyon girişi paralı yapmış olduğundan ziyaretçi sayısı oldukça düşük kalmıştı. Halbuki;Çorum halkı geçen sene Doğal Gaza geçme telaşında olduğundan,bilgi alabilme heyecanı ile fuar alanına gitmiş,girişin paralı olmasından dolayı maddi külfetten dolayı kapalı alana girmeden etrafı dolaşıp geri dönmüşlerdi. Bu bakımdan ziyaretçiyi kınamak yersiz olduğunu düşünmemiz gayet normaldir. Beş kişilik ailesi ile gelen bir aile reisi içeriye girmektense ailesine mısır,çekirdek veya dondurma almayı evla görmesi hiçbir şekilde kınanamaz.
            Bu yılki etkinliği hep beraber göreceğiz.
            Zevklerle,renkler tartışılmaz olduğundan,beğenme veya beğenmeme sizlerin zevkine kalmış bir algılamadır.
            Hepimizi memnun eden bir katılım olmasını dilerim.
            Elinizde bulunan sitemi tanıtan etkinlikte,katkıda olanları,fuara katılanları da sizlere tanıtmak istedim. Ayrıca eşim Selma GÜRSEL’in hazırladığı ÇORUM YEMEKLERİ kitabının bilgilerini de yayınladım. Bu anıtımın kalıcı olmasını da sağlamış oluruz diye düşündüm. Bu tanıtım ücretsiz olup,Çorum Halkına bir armağandır.”
            Bu çalışma ile birlikte görebildiğim festival etkinliklerini fotoğraflayarak FESTİVAL 2005 bölümünde yayınlıyorum.

 
 
 
 
 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
AKIL KULLANILMAYINCA
            Her şeyde;rehberin akıl olması gerekir. Elimizde tek imkanımız var. Yaratan büyük bir nimet olarak aklımızı bize ihsan etmiştir. Aklımız beynimizin içinde bulunuyor. Hayvanların her cinsinde beyin mevcutta,akıl mevcut diyemiyoruz. Eğer bu akıl,yaratan tarafından konmuşsa,yaratanımıza çok şey borçluyuz. Eğer akıl beyin içinde zamanımıza gelmişse,geleceğin insanlarının çekeceği var demektir. Bu yaratıkların hepsinin beyni içinde akıl gelişirse,insanların bazı cins hayvanların emri,hakimiyeti altına gireceği düşünülemez mi ? Bunları çözme yoluna girmiş biyoloji ilimlerinden bir şeyi henüz tanımıyoruz.
            Şu ermeni tehcir sorunundan dolayı,şimdi herkes bizi sıkıştırıyor durumda. Aklına esen,sabah erken kalkan,meclisinde sözde Ermeni soykırımı hakkında bir kınama kanunu çıkartıp karşımıza dikiliyor. Özür dile ve neticelerine katlan ! Türkiye’nin yerini harita üzerinde tanımaktan aciz insanların memleketleri bile bunu yapıyor. AB parlamentosu son kozu oynadı. Eğer Türkiye içine girerse,çıkartılan sözde soykırım yasasını otomatik olarak tanımış olacak. Ardından tam 85 sene geçmiş ve bu olayları bilen insanların hepsi ölmüş. Elde inanılır bir vesika yok. Sorgulama yeniden devam ediyor.
            Bu olay,tehcir olayı,herkesin gözü önünde,Amerikan Kızıl Haçı nezaretinde ülkenin bir yerinden bir başka yerine bu insanların nakli olayıdır. Bunlar devlete isyan etmişler,orduyu arkasından tehdit etmişler ve silahsız yerli Müslüman Türk Halkı,organize ve silahlı olarak katliam tatbik etmişlerdir.. bu söylediklerimize itiraz edenlere,bu olayın bin senelik hayatında niçin olmamış olduğu sorulmalıdır.
            Ermenistan küçük bir devlet. Rusların ve İngilizlerin bir uydu devleti bile denilebilir. Fakirlik dolayısıyla,şimdiki Ermenistan bir milyon Ermeni göç etmiştir. Türkiye’de bile gizli göç olduğu söyleniyor. Ermeniler yaşam mücadelesi veriyorlar. Halbuki bu Ermeniler,birlikte yaşadığımız bin yıllık hayatta,hem Türkiye’nin hem de Dünya’nın en zengin insanları olarak yaşadılar. Hiçbir şikayetleri olmadı. Saraya kadın vermede,Türklerden ileride oldular. Şeytana uymasalar müşterek vatan içinde yaşayıp gider olacaktık. Sonra onların hak sanatları ve hem de politika hayatları vardı. Devletin hariciye teşkilatı onların elinde bulunuyordu.      
            Bu Ermeni sorunu işgal esnasında İstanbul’da kurulan mahkeme delil yetersizliğinden reddedilmiştir. Sonra Malta’da bir mahkeme kurulmuş yine delil yetersizliğinden ret edilmiştir. Ayrıca bu sorun ne Sevr ve nede Lozan esnasında müzakere gerekli görülmemiştir. O zamanların hepsinde Türkiye kimseyi tehdit edecek durumda değildir. Türkiye 1950 den sonra demokratik hayatın içine girince,Ermeni sorunu tekrar hayatiyet kazanmış ve Türkiye sorgulanır duruma getirilmiştir. Bu sorgulama dönemleri tekrarlayan kronik bir durum almıştır.
            38 hariciye mensubumuz,Ermeni militanlarınca ve pervasız şekilde katledilmiştir. Bu katil olayı ülkelerde,tıpkı Talat Paşa mahkemesinde olduğu gibi üstünkörü mahkemeler yapılmış ve bu olayları suç saymayanlar bile olmuştur. Bir suç,bir başka suçla karşılanmayacağına göre,sözde soykırım olayı olmuş olsa bile ne Talat Paşanın ve ne de hariciye mensuplarımızın katledilmeleri hukuk dışı düşüncelerle bertaraf edilmez. Suç şahsidir.
            Niçin bu Ermeni katilleri susmuştur ?  Üç beş serden geçti,onların metotlarıyla onların karşısına çıktığı için mi pabucun pahalı olduğu anlaşılmıştır. Şirretlik başka türlü nasıl önlenecektir ?
            Ermeni şımarıklığı Azerbaycan’da kendisini göstermiştir. Bir milyon Azeri göç ettirilmiş,ülkenin beşte biri işgal edilmiştir. Hem Türkiye ve hem de Azerbaycan Ermenilerle anlaşma yolları arıyorlar. Kıbrıs’ta zaten uyuşma yolu aramaya çalışıyoruz. Böyle anlaşma yolu arama yolu bulunur mu ? Ermenilere göre bu arayış 100 sene sürebilir. Ermenistan’da bu sorun başıma bela oldu diyecek bir cumhurbaşkanı çıkmaz. Azerbaycan’ın topraklarının bir kısmı resmen  Ermeni topraklarına katılmıştır. Topraktan istifadeyi Ermeniler yapıyorlar. Göçebe hayatını Azeriler yaşıyorlar. Bizde Ermenilerden anlayış bekliyoruz. Ahmaklığın sınırı yok ki ?
            Ben diyorum ki;bizim devlet,devlet adamlarından hep yoksun,yoksun olduğu zaman sorgulanıyoruz. Cumhuriyet döneminin en çok sorgulandığı zamanında şimdi içinde bulunduğuz zamandır. Devletin kudretli olması bir şey değiştirmiyor. O kudreti gerek barışta ve gerekse savaşta ehliyetle kullanacak devlet adamlarına da ihtiyac bulunuyor. Bu yazdıklarımız her devlet için geçerlidir.

 

 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
KULAKSIZ SOKAK , 1973...
Eski  kışlardan  bir kış  olmuş, hava sühuneti-sıcaklığı-nakıs –eksi-kırklara kadar inmişti. O zamanki  adı “Şubeye  giden Kulaksız Sokak’ta olan resimdeki ana caddeye  bağlanan ve Kulaksız camiinin bulunduğu bu sokaktaki eski evler de  günlerce yağan  karın altında  kalmış o zamanki   eski Çorumlular da  büyük bir sıkıntıya duçar olmuşlardı.
Mamafih çocuklar  için durum böyle değildi .Onlar için kış kartopu, kardan adam, yokuşlardan aşağı kaymak ve eğlence demekti.
Fakat evlerdeki  tuvaletlerin ve su tesisatlarının  donması herkesi  mahalle camilerindeki  çeşmelere mecbur etmiş ve o yıl  büyük bir  felaket yaşanmıştı.
Yağan  kar yolları  kapatmış  sadece  Gazi  Caddesi ve Yeniyol açık kalmış geri  kalan bütün sokaklarımız buzla kaplanmıştı. Elektrik tellerinin de kopması üzerine  fırınlar ekmek çıkaramamış ve kışla fırınından gelen  ekmekler sırayla ve kuyrukla dağıtılabilmişti. Gökyüzü  simsiyahtı. Kelimenin tam anlamıyla bir kara kıştı. Sokaklarda  kayıp düşenlerin ve kollarını  bacaklarını  kıranların  haddi hesabı   yoktu.
Kağnı arabaları ve faytonlar hala tedavüldeydi.Resmi daireler makam arabaları olan faytonlardan yeni kurtulmuşlardı. Bir mark üç-beş liraydı ve insanlar  doları, repoyu,borsayı ve hormonlu sebzeleri ve bilgisayarı henüz bilmiyorlardı. Tarlalar ve bağlar hâlâ  insanların dostuydu. İki dönüm bir bağı olan aile  dışarıdan  sadece  tuz,gazı yağı ve kelle şeker alarak aylarca  hayatını idame ettirebilirdi.Bağ bozumları  bütün canlılığıyla  yaşıyor ve Pekmez sofralardaki saltanatını  hâlâ sürdürüyordu.
Televizyon ise henüz gelmemiş eski komşuluklar  gece ev ziyaretleri ve misafirlikler henüz bitmemişti.
GLOBAL ISINMA  ile dünya atmosferi daha  BÜYÜK BİR HARARET KESBETMEMİŞTİ. ve o zaman bilinmeyen  ozon tabakası   bile sapasağlamdı. Elinde tahta bavuluyla  Alamanyaya giden Briyantin bıyıklı Çorumlular diğer hemşerilerimizle beraber oradaki Türk kolonisinin  temellerini  daha yeni  yeni atmaya  başlıyorlar ve Ford  fabrikalarındaki  cıvataları büyük bir kuvvetle sıkıyorlardı..
İşte böyle bir günde  yazılmıştı üstteki tarihi yazı.
Altta ise otuz beş yıl  sonra  aynı sokağın artık cadde haline gelmiş ve  genişlemiş yeni durumu  görünmektedir.
Eski tek katlı ahşap kireç badanalı sırasıyla Karto’ların, Kavukçu’ların, Davut Cemallerin evlerinin  yerini  beyaz eşya  dükkanları ve cam kaplı  yüksek iş hanları  almış  bulunuyor.
Eski kışlar ise  çoktan  mazide  kaldı...
Saygılarımızla...

 

 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
SAYIN MİLLETVEKİLLERİMİZ;
Çorumlu arıcıların istekleri doğrultusundan yola çıkarak bu yazıyı yazıyorum. Çorumlu arıcılar devletin çıplak arazilerine akasya fidanı dikilmesini böylece arı kovanlarından kaliteli ve bol miktarda bal alınacağı uyarısını yapıyorlar. Benden de bu konuyu “Pazartesi Yazıları” isimli köşemde yazmamı istediler
Bu köşede 10 senedir, “Yeter ki biz fidan yetiştirelim onu bir diken mutlaka bulunur” diye defalarca yazdım.
Bu Akasya dikme konusunu Ağaçlandırma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Rüstem Eren’e anlattım. Rüstem Eren, “Bırak Akasya fidanını, fidan yok fidan!” dedi. Şimdi yetkililer fidan yok dedim diye bana bozulacaklar.
Öncelikle şunu Çorumlu olarak öğrenmemiz lazım! Bir memleketin gelişmesi için Devlet adamlarının, devlet memurlarının, iş adamlarının ve o memleketin halkının UFKU GENİŞ VE HEDEFLERİ BÜYÜK OLMALIDIR!
“Fidan var” diyenlere şimdi soruyorum! Bu gün itibariyle Çorum’da dikilebilecek 1 milyon fidan var mı? Varsa kaç liraya satıyorsunuz? Sizin satmış olduğunuz o fiyatlara ne fidan alabilir nede fidan dikebilir insanlar.
Fidanların köylere bedava verilmesi lazım. Halka da en fazla 100 bin liraya verilmelidir. Bu amme hizmetidir. Oysa devlet nice paraları nice yerlere israf edip duruyor bunu hepimiz biliyoruz.
27.05.2005 Cuma günü Çorum Haber’de küçücük puntolarla “Kent Orman Oluşturuluyor” diye bir haber vardı. (Bu konuda yerel basın da yeteri kadar duyarlı değil.)
Orman İşletme Müdürlüğünce, Sıklık mevkiinde piknik alanları, oyun alanları, otopark, yürüyüş parkuru, kültür fizik alanları ve seyir tepesinin olacağı belirtildi, deniyordu. Çevre ve Orman Bakanlığının oluşturacağı bu Kent Ormanına ilk etap da 20 milyar çıkartılarak çalışmalara başlanmış. Aynı haberde ormandaki zararlılara karşı karınca kullanılacağı yazılıyordu.
Bu işler için 100 milyar liraya ihtiyaç var diyordu sayın Orman Müdürümüz Süreyya Doğan Bey. Başta Orman İşletme Müdürümüz olmak üzere bu işte emeği geçen herkese binlerce kez teşekkürler.
Gelelim bizim ufkumuz geniş olacak konusuna:
1-) 20 milyar 3 milletvekili maaşı. (Rakamlara bakınız sanki oyuncak!)
2-) 100 milyara büyük şehirlerde 2 odalı ev vermiyorlar. Çorumda da 100 milyarın üzerinde daireler alınıp satılıyor.
Bizim basın mensupları sormamış ya, ben soruyorum. Bu alan kaç yüz bin dönüm? Ballandıra ballandıra anlattıkları yer 100 bin dönüm bile değildir. Bir yetkili çıkıp bildirirse yine bu köşe de yazarım.
Sayın AKP İl Başkanı Av. Mehmet Karadağ bu konuyla ilgilenmeli diye düşünüyorum.
Konu güdükte olsa güzel!
Şimdi size bir çalışmanın neticesini ve bu neticeyle birlikte KAHRAMANMARAŞ’TAKİ ağaçlandırma ve arıcılıkla ilgili yapılan çalışmaları ve bu çalışmaları yapan insanların hedeflerini kısaca anlatayım. (Durup dururken bir memleketin adı Kahraman çıkmıyor biliyor musunuz? )
Arcılar Derneği Başkanıyla telefonda 4-5 defa konuştum. Milletvekili Mehmet Ali Bulut Beyde lütfedip beni aradılar.
Şimdi Kahramanmaraş’ta olanları yazıyorum. İşte insanların ufku böyle olmalı. (Yoksa bizim gibi 3-5 adım ötesini göremeyenlerden olursunuz.)
Şu anda Maraş yaylalarında, kazalarında ve köylerinde 250 bin arı kovanı var. Bunun 150 bini Maraşlıların. 100 bini de Türkiye’nin muhtelif yerlerinden geliyormuş.
Vaktiyle dikilmiş ve şu anda yetişmiş olan, 60-70 bin dönüm parça parça akasya ağaçları var. Bu akasya ağaçları 3 çeşit ve 10 ar gün arayla çiçek açıyorlar.
Bizde bu düşünceden yola çıkarak yaylaları ağaçlandıralım diyorum. Orman Müdürlüğünce (önümüzdeki sene) yeni ağaçlandırılacak 70-75 bin dönüm araziye Akasya dikilmesini öneriyoruz.
Kahraman Maraş Arıcılar Derneği Başkanı Sayın Mahir Katılmış, “Millet vekillerimiz bu konuyla ciddi şekilde alakadar oluyor. Sadece bu sahada ilave 30-35 bin arı olacak. Arılar çalışacak biz bakımını yapacağız. Şu anda dünya ya zaten satıyoruz. Bal satacağız bal” diyordu.
Size başarılar diliyorum Sayın Mahir Bey. Bize de uyanın Çorumlular! Hedef büyültün, ufkunuz geniş olsun diyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
BALTACI MEHMET PAŞA VE TARİH
Baltacı Mehmet Paşa adı nerede geçer, O’nun nereli olduğunu bilen çok azdır.
Ama Baltacı Mehmet Paşa’nın Purut’ta Rus Çariçesi Katarina (esas adı çamaşırcı Marta) ile bir çadırda bir araya gelmeleri, Katerina’nın sayesinde Rus Ordusunun Prut bataklığından kurtardığı bugüne dek söylenip gelmiştir.oysa gerçek bu değildir.
Uydurulan efsane öyküler hep hayal ürünüdür. Tarih konuşturmaya başlanmıştır. Bunu da Tarihçi Sayın Murat Baradakçı ile Gazeteci Sayın Erkan Afyoncu, Hürriyet Tarih Dergisinde açıkça ortaya koymuşlardır.
Çorum Haber Gazetesi 26-27 Aralık 2002 sayılarında gerçekleri aynen aktarmıştır.
Baltacı Mehmet Paşa’nın hemşehrileri Osmancıklılar, bu gerçeği öğrendiler.
Baltacı Mehmet Paşa’ya sahip çıktılar. Heykelini diktiler. Bu yeterli değildir.
Baltacı Mehmet Paşa için lehte-aleyhte yazılan tüm yazıları toplamalıdır. Sidilere geçirilmelidir. Osmancık Kalesinin üzerinde bir müze veya kütüphane kurulmalı, Çorumlu, Osmancıklı Baltacı Osman Paşa tüm yönleri ile kamuoyuna,turistlere tanıtılmalıdır. Dahası da var. Baltacı’nın kemikleri Limni Adasından Osmancık’a getirtilmelidir.
Bu girişime Osmancık Belediyesi Başkanının öncü olacağına inanıyorum. Hele yine sevgili hemşerimiz,Sayın Sakin Karakaş’ın bu çalışmada öne geçeceğini görür gibiyim.
Baltacı Mehmet Paşa’ya tüm Çorumlu ve Osmancıklıların sahip çıkacağına inanıyorum.

 

 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muzaffer GÜNDOĞAR
Muzaffer GÜNDOĞAR Hayat Hikayesi
ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 52
  
            Altı aylık bir ara vermeden sonra 1 Şubat 1945 tarihinde yeniden yayımına başlar Çorumlu 52.sayısının ilk iki sayfasında Çorumlu yazar ekibinin, Çorum Halkevi konağı ve Halkevi sosyal etkinliklerini görüntüleyen resimleri  yer alır.
 
Bunu Ortaokul Müdürü Ziya ATAMAN’IN  “1. İnönü Zaferi” yazısı izler. Yazıdan bir alıntı yapıyoruz; “...Mustafa Kemal ve O’nun  vefalı ve değerli arkadaşı İsmet Paşa, Anavatan semasının mukaddes havasında bütün hıyanetlere ve tehditlere rağmen insan kudreti dışın-da bir gayretle çalıştılar,her zorluğu yendiler .Ve dünyaya 9 Ocak 1921 günü 1.İnönü Zaferiyle; ‘Türk ölmez,egemenliğiyle, ülküsüyle o yaşıyor ve yaşayacaktır. Türk vatanına sokulmak isteyen her mütecaviz ,Anayurt’un haremi ismetinde boğulacaktır’  hakikatini duyurdular...”
 
"Çorum'da Soyadları" ,geçen sayıdaki yazının süreğidir. Neşet KÖSEOĞLU soy-adları  sayısını bu sayıda 105'e ulaştırır .
 
“Çorum  büyüklerinden  Hacı Hasan Paşa" yı Nazmi TOMBUŞ tanıtır. ' Beşiktaş Muhafızı  Yedi-Sekiz Hasan Paşa' da olarak anılan Hasan Paşa'nın iki de resmini alır bu sayıya: “...Hicri 1247 yılında Çorum'un Gülabibey mahallesinde doğan Hasan Paşa,basit bir  jandarma eriyken, II. Abdulhamit' in sadık bir adamı olarak mareşalliğe kadar yükseldi. İmzasını eski  Türkçe'yle 7-8 yazıp birleştirerek attığından,halk arasında Yedi-Sekiz Hasan Paşa olarak  anılmıştır. Çok iri yapılı güçlü bir adamdı. Padişah tarafından Beşiktaş Muhafızlığına getirildi . Uzun süre kaldığı bu görevi sırasında 20 Mayıs 1878 tarihinde ki Çırağan  Vak'asında çevresine topladığı birkaç yüz kişiyle Çırağan Sarayı’na saldıran, II. Abdulhamit’i tahtan indirip yerine V. Murat’ı tahta çıkarmak isteyen Ali Suvavi’yi, elindeki sopayla başına vurarak öldürdü, ayaklanmacıları dağıttı. Böylece Padişah'ın oturduğu Beşiktaş çevresini tam bir güvenlik altına alarak , II. Abdulhamit' in tahtını uzun yıllar sadakatle koruduğu gibi, bu hizmetine karşı kendi konumunu da güçlendirdi. Bir süre sonra da müşirliğe yükseltildi. Bektaşi tarikatına girdi. Özellikle oruç yiyenlere ve sarhoşlara kar-şı çok sert davranır,onları ünlü sopasıyla döver,sonra salıverirdi..."
 
Macide ATAMAN'ın,"Dilek" adlı yazısı Türk tarihinin gerçek anlamıyla araştırılıp okullarda öğretilmesi yönündedir. Yazı şöyle başlar: “...Tarihimiz,dünyanın en eski ulusu olan Türk'ün başından geçenleri belirtmesi bakımından tarihlerin en yaşlısı,egemenlik tacını bütün tarih boyunca başında şerefle taşımış bir ulusun tarihi olmasıyla tarihlerin en şereflisidir. Fakat acı ile söyleyelim,ne yazık ki bu şeref dolu ciltleri biz kendi elimizle bir kenara atıvermiş,adeta unutulmasına, bilinmemesine emek harcamışız...”, Şöyle sonlanır: “...Batı bilginleri Türk tarihinin karanlık düğümlerini çözebilmek için büyük emekler verdiler.Orta Asya'ya ilim heyetleri gönderdiler,yer yer kazılar yaptılar, Çin,Yunan, Bizans,  Arap kaynaklarını incelediler. Bu çalışmaların tarih ilmine büyük hizmetleri dokunuyor ve tarihimiz aydınlanıyor. Türklük etrafında saygı artıyor,inançlar değişiyor...”, “...Batıda,kütüphaneler Türk tarihi ile değerli eserler kazandı...", “...Bu değerli eserle bizi başka bir dile boyun eğmeden kurtaracak,tarihle daha yakından tanışmamızı temin edecektir,Bu mutlu günü diliyor ve bekliyoruz..."
 
Eşref ERTEKİN, "Cönklerden Derledikleri" yle Bektaşi Nefes ve Şairlerinden,'Şah Hatayi,Seher Abdal,İsyani, Düai Yemini'yle birlikte bir de türküye yer verir.
 
Türküden iki dörtlük alıyoruz.
 
Yüce dağlar boran değil kış değil
Yavrudan ayrıldım gönül hoş değil
Gurbet ile dayanamam iş değil
Yol ver dağlar koyma beni yolumdan
 
Yüce dağlar hiç olur mu boransız
İmana gel kanlı zalim imansız
Gurbet ile dayanılmaz mekansız
Ayrılışım vatanımdan ilimden.
 
Belgeler bölümünde :Ahmet ve Hoca Yusuf Vakfına ait vesikalar karar suretleri, mahkeme suretleri yayımlanır.
 
Son bölümde Nazmi TOMBUŞ’ un yazdığı  "Radyofonik Tarihi Piyes'. yayımlanır . Piyesin konusunu şöyle anlatın Nazmi TOMBUŞ: “...1075-1706 M,yıllarında cereyan etmiş bir olaydır ki, 'Nikonya'nın Danişmendliler tarafından Bizanslılar' dan zaptından sonra 'Çorumlu' diye adlandırılması sebebini belirtir. Tarih  rivayetleriyle halk geleneklerinin uylaşmasına çalışılmıştır...”
 
Bu sayı,bu piyesle sonlanır.
 
 

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 53
 
 Çorumlunun 1 Mart 1945 tarihli 53. Sayısı Bahri MİYAK’IN Halkevleriyle ilgili bir yazısıyla başlar. “Halkevleri Ülkü Birlik ve Beraberlik Kaynağıdır” Yazının girişi şöyledir: “...Bundan 13 yıl önce 19 Şubat 1932’de yurdun 14 bahtiyar bucağında,kültür ve ülkü meşaleleri halinde 14 Halkevi: İnönü'nün  kudretli eliyle Atatürk’ün dehasından nur almıştı...”, “..Bugün bu çerağlardan 800 den  fazlası milli bütünlük içinde, özenli bir kültür çalışması için karanlıklara nurlu ışıklarını salmaktadır...”
 
Yazı şöyle sonlanır: “...Mazinin ufuklarından bir çelik kalkan gibi tam ve bölünmez bir kütle halinde doğduk; istikbalin semasında bir güneş gibi bir ve birleştirici bir unsur halinde ileri,daima ileri; zafere, daima zafere gidiyoruz”
 
Çorum büyüklerinden “Beşiktaş Muhafızı Müşir Hasan Paşa”nın  yaşam öyküsünün 2. Bölümü yayınlanır.
 
Macide ATAMAN’ ın “Yiğide Kılıç, Köleye Kırbaç” yazısında İskitler' le ilgili tarihsel bir olayı anlatır.
 
Lütfi ÜNSAL, “Kuşsaray  Köyünden Derlediği Bilmeceler”i almış bu sayıya. Birkaç örnek veriyoruz.
 
Tek gezer çift yürür,alemin karnını doyurur.(öküz)...”
Ağzından yer,burnundan kusar.(ibrik)..."
Birkaç çöpün çatağı,beyoğlunun yatağı.(beşik)...”
Ayna gibi ışılar,yılan gibi fışılar.(tırpan)...”
Allah’tan küçük, Peygamber’ den büyük(Kur'an)..."
Dünyayı tutar,denizi tutmaz,(kar)..."
 
"Cönklerden Derledi"ği Bektaşi nefes ve şiirlerinden,Aşıki, Ali, Subutu' nun şiirlerinden  örneklerle dört tane de türkü alır Eşref ERTEKIN bu sayıya. Türkülerden iki örnek alıyoruz:
 
Sevda derler bilmez idim
Ardı sıra yelmez idim
Gözün yaşı silmez idim
Geldi başıma neyleyim
 
Memeler dönmüş turunca
Boyu uzun beli ince
Benim bir tanem deyince
Yandım kül oldum neyleyim.
 
Bir başka türkü.
           
Alemde bir yarimi bana verseler
Bu fani dünyada malı neyleyim 
Bir imdat olursa Mevla’mdan olsun 
Hak bana yardımcı kulu neyleyim.
 
Benim bir yarim var karşımda yatar
Ateşim yanmadan tütünüm tüter 
Yarimin dudağı bal bana yeter
Arının verdiği balı neyleyim
 
Yüce dağ başında laleler biter 
Yarimi görünce yüreğim atar 
Yarimin yanağı gül bana yeter
İllerin verdiği gülü neyleyim.
 
Son bölüm: Mevlevi Şeyhi İzzet Dede ve Mütevellisi Sait Efendilerin vakıflarının müstesna  olarak idare edilmesi hakkında 1325 tarihli istidaları zahrındaki muameleleri ve Emir Ahmet Medresesi Müderrisi Şevket Efendi' nin yedindeki vakfiye sureti yayımlanır.
 

 

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 54
 
Çorumlunun 1 Nisan 1945 tarihli 54,sayısı Ziya ATAMAN'IN "İkinci İnönü"  başlıklı yazısıyla başlar. İkinci İnönü Zaferi'ni,yaratıcısı  olan eşsiz kahramanın ağzından verdikten sonra, şöyle  sürdürür yazısını: “...İnönü Zaferi,bir savaşın utku  ile taçlanmış bir safhası değil ölüme mahküm edilmiş bir  milletin ters bahtını değiştiren bir mucize idi. İnönü Zaferi,hakkın zulme galebesi ,ruhun maddeye üstünlüğü,ihtirasın imana yenilgisidir..."
 
 “Sıtmalılara Sağlık Öğütleri"ni:Nazmi TOMBUŞ'UN, geçen sayıdan süren "Hacı Hasan  Paşa'nın Yaşam Öyküsü" izler. Hasan Paşa' yı daha iyi tanımak için yazısından bir bölüm alıyoruz: “...II: Abdulhamit  tahtan indirildikten sonra,Yıldız' daki jurnaller gözden geçirilmiş-ti,Bu  incelemede Hacı Hasan Paşayı suçlandırabilecek bir belge elde edilememiştir.  
Beşiktaş Karakolu'nda yaptığı söylenilen işkence ve dayakların hırsız,haydut, yankesici  makulesi kötü adamlara mahsus olduğu,şahsi veya siyasi kanaatlerinden dolayı hasiyetli,namuslu  kişilere böyle fena muamele yapılmadığı,şair Tevfik Fikret merhumun başından geçen şu vakıa  ile  de gerçekleşiyor.1314-1315 senelerinde idi, Robert Kolej Müdürünün oğlu İstanbul’a  gelmişti, Şerefine çay ziyafeti verilecekti, Fikret de refikası İle davetli idi,Mektebe giderlerken  kendilerini takip eden bir polis hafiyesi jurnal etmiş, Fikret' i Hasan Paşa çağırttırmıştı 'Oğlum ben seni severim,Karını kardeşini mektebe filan götürme,nene lazım,'  demiş,hatırını hoş ederek serbest  bırakmıştır. 
O zamanlar eşini erkek yanına ve hususi bir Hıristiyan ve ecnebi cemiyeti içine çıkarmak ne demek olduğunu,bunun ehemmiyeti derecesini yaşlıca okurlarımız takdir eder sanırım,Meşrutiyet  devrinde bile eşi ile ecnebi toplantısında bulunan bir Türk zabi-tini, Enver Paşa ordu hizmetinden  çıkartmıştı...”
 
Basri GOCUL, Deli Dumul' un "Azrail’le  Öfkelenişi" şiiri manzum bir destandır.
 
Bahri MIYAK önceki sayılarda yayımlanan güzel yazılarından sonra, "Kıskançlık'  adlı  öyküsüyle çıkıyor karşımıza. Usta işi,oldukça etkileyici,güzel,konulu,yöresel bir öykü. Öykünün giriş bölümünü alıyoruz: “..Mehtap,gökyüzünden erimiş gümüş tozu zerreleri halinde yağıyor.Şehir bu nur  yağmurunun yan şeffaflığı içinde keskin gölgeler halinde oldukça uzaklardan görünüyor-du.Bu esrarlı  ışık sağanağının altında Çorum,iri tüveyçli, müskir bir çiçek gibi renk ve ko-ku içinde  yüzüyordu. Şehrin üzerinde kesif taze ve yapışkan bir şıra ve şarap kokusu esiyordu. Hoş bir rayiha  ve toz ışıkla çizilmiş bu Eylül mehtabı,ahenkli  bir ritimle bezeniyordu...”
 
            Sadi LEBLEBİCİOĞLU’NUN Hasan GÖZGÖRMEZ’DEN derlediği, Çorum Çayhatap türkülerinden "Minnik Kuş"  verilir bu sayıda. Türkünün  sözlerinin ikinci bölümünü  alıyoruz.
           
Gidiyom Çorum üstü
Minnik kuş minno yar
Mendilim suya düştü
Arslan yarim durma gel
           
Mendilimi alırken
Minnik kuş minno yar
Gönül o yare düştü
Aslan yarim durma gel.
 
Merzifonlu  İskender Haki ERGİN’İN Çorum Valisi Sahip ÖRGE’YE  şiir diliyle yazdığı "Özel Dilekçe" si. Yedi dörtlükten oluşan bu şiirden iki dörtlük alıyoruz:
 
Keyfim için,ben gelmedim Çorum'a 
Em aradım,marazıma çor' uma 
Bu işte yok mudur ,milli koruma ? 
Cepte para tende can azalmıştır.
 
Kul Haki,dostlara sözüm hediye,
            Hor bakmayın üçe beşe yediye.
Hastahane benden,şimdilik diye
Bilmem neden otuz lira almıştır.
 
“Mecitözü İlçesi Köyleri Halk Şairleri Ağzından Belirlenen Yerli Destanlar” ı Lütfi ÜNSAL derlemiştir.
 
Kuşsaray köyünden Hasan SAKLAVCI’NIN destanından iki dörtlük alıyoruz. Çiçek  hastalığı  nedeniyle söylenmiştir:
 
Çiçek hastalığı  pek zalim geldi
Küçücük yavrular sararıp soldu
Üç günün içinde çok yavru öldü
Çok analar ağlar gülmez bu sene
 
Çiçek hastalığı evvelden kadim
Elleme yavruya koç kurban edim
 Türküyü ben yaktım  Hasan' dır adım
Çok analar ağlar gülmez bu sene.
 
Diğer bir destansa Mecitözü Ortaköy, Göpsen Köyünden Göncük BEKTAŞ'TAN alınmıştır. İki  dörtlük de bundan alıyoruz.
 
Mestane gözleri hilaldir kaşı
Daha yirmi üç yirmi dört değmedi yaşı
Ah edip ağlıyor Hüseyin kardeşi
Ölüm yakışmıyor İrızam sana
 
Kapısının önü bağ ile bostan
Uçurduk İrıza’yı altın kafesten
Göncük Bektaş elbet der ona destan
Ölüm yakışmıyor İrizam sana.
 
Eşref ERTEKİN’İN “Cönklerden Derlediği",Bektaşi Nefes ve dört koşma ile, Efsanevi bir ninni alır bu sayıya. On bir dörtlükten  oluşan bu ninniden iki dörtlük alıyoruz:
 
Taştan bebek belediğim
AI bağırdak doladığım
Seni Hak'tan dilediğim
Mevlam sana bir can versin,Ninni.
 
Kamilimin benzi kanlı
Yetmiş üç ananın sinni
Beytullah' da kara donlu
O da sana himmet etsin,Ninni.
 
Son bölümde,vakıflarla ilgili belgeler yayımlanır.
 

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 55
  
Çorumlunun 1 Mayıs 1945 tarihli 55 sayısının ilk yazısı yine Ortaokul Müdürü Ziya ATAMAN'IN. Yazısının konusu "23 Nisan". Yazıdan kısa bir alıntı yapıyoruz: “...Sevinelim ve coşalım. Bugün, 'Milli Egemenlik' meşalesinin Ankara Kalesi'nin yalçın kayalarında akisler yankılandırarak cihanın gözünü kamaştırdığı günün mesut yıldönümüdür .İlk Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa,Millet Meclisi'nin büyük kürsüsünden bugün haykırmıştır...", "...'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.", "...Bugün Türk,padişahın kulu değil kendi kendisinin sultanı olmuştur. Kendine buyruk olan  Türk'ün ilk işi yurduna sahip olmak olmuştur...", “...Sınırlarda,sınır dışında ve sınır içinde ve hakikatte savaştık,savaştık ve kazandık...", “...Bugün sınırlarımız içinde her şey bizimdir...",“...Dünyanın dört bucağı ölüm ve sefalet içinde inlerken,kan nehirler halinde çağ-larken biz  tarihimizin mutlu bir gününü cennet yurdumuzda kutluyoruz..."
 
Dr,Fazıl ERCİYAS. "Sıtma Hakkında" bilgi verdikten sonra korunma yöntemlerini açıklıyor ve yazısını şöyle bağlıyor: “...Bataklık arazide suyu çekmek için kanallar açmak, sivrisinek yumurtalarını yiyen balıklar üretmek, bataklık araziye fazla su çeken fıstık,okaliptüs ağaçları dikmek de yararlıdır...”
 
Bahri MIYAK' ın geçen sayıda başlayan "Kıskançlık" adlı öyküsü bu sayıda sonlanır.
 
“Bektaşi duaları”nı Nazmi TOMBUŞ derlemiş. Yazısı şöyle başlar: “...Atmış yıl önce yazılmış bir Bektaşi Babası cönkünden derlediğimiz  Gülbank, Tercüman ,Nutuk başlıkları  altındaki Türkçe duaları folklor bakımından yararlı  bulduğumuzdan aşağıya yansıtıyoruz.  
Türlerini, sadece başlıklarıyla veriyoruz: “...’Lokma Tercümanı',’Sofra Gülbankı',’Çırağ Gülbankı', ’Çırağ Uyandırma Tercü-manı', ‘Çırağ  Tercümanı’, ‘Gülbank', Şerbet Tercümanı',’Sofra Gülbankı’,’ Tıraş Tercüma-nı’,’Dört Kapu Selamı’,’Nutku Rehberi', ‘Sancak,Mersiye Selası', ‘Tiği Bent Tercümananı', ’Teslim Tercümanı’,'Hırka Tercümanı’,’Taç Niyazı Tercümanı’,’Tennure Tercümanı','Dolak Tercümanı’,’Eşik Tercümanı',’Tercümanı Menküş','Meydan Tercümanı'...” 
Lokman Tercümanı'nı örnek olarak alıyoruz: “...Bismi şah:Evvel Allah diyelim, Kadim Allah diyelim, geldi Ali sofrası ya şah diyelim,şah  versin biz yiyelim,evliya keremine,cömertler,gerçek erenler demine Allah ! eyvallah,Hu,dost...”
 
Ömer ÇİĞDEMTEPE adlı Ortaokul öğrencisi de "Dağlar" şiiriyle yer alır bu sayıda.
 
Eşref ERTEKİIN'İN "Cönklerden Derledikleri" yine Bektaşi nefes ve şiirleridir Nihani  Baba,Nihani mersiyesi, Virani' ye ait büyük bir mersiye yayımlanır. Nihani Baba’dan örnek olarak bir bölüm alıyoruz...”
 
Muhammed Mustafa sırrı Aliyel Murtaza hakkı
Hatice Fatma binti Hasan hulki rıza hakkı
Şehideyni saideyni  Hüseyin  Kerbela hakkı
Ali Zeynel eba Bekır imam Cafer rıza hakkı
Medet ey sırrı Murteza şir'i hak nak-di Ali
Kutb-ül aktab kutb-ül ekber Hacı Bektaşi Veli.
 
Çorum Halkevi'nin Nisan ayı etkinlikleri : Kurslar,(Avrupa Savaşı'nın sona ermesi nedeniyle) gösteriler yapılmış,konuşmalar ilgiyle izlenmiştir.
 
Bu sayı,kağıtsızlık nedeniyle bir formla eksik çıkarılmıştır.
 
Son bölüm:Muzaffer Paşa Camii yanındaki türbede metfun Safi Mehmet Efendi  Vakfiyesi, Beyler Çelebi türbesindeki,Türbedarlık Beratı,Beyler Çelebi Vakfı hakkında bir  ferman, Beyler Çelebi hakkında ayrıntılı belgelere ayrılmıştır.
 

 

 
ÇORUMLU DERGİSİ  SAYI 56
 
Çorumlu,9 aylık bir ara vermeden sonra 24 Şubat 1946 yılında yeniden yayın yaşamına döner. Bu 56.sayının ilk yazısı Ziya ATAMAN'IN "Halkevlerinin 14. Yıldönümü" yazısıdır. Yazıdan kısa bir alıntı yapıyoruz: “...Bugün,inancın,ülkünün,birlik ve sevginin ,milletçe kaynaşma ve dayanışma tapınağı olan Halkevlerinin kurulduğu gündür..." "...Devrimci, Milliyetçi, Halkçı,Cumhuriyetçi,Devletçi,Laik tekler birleşir bir olur,binler milyonlara çıkar.14 yıl önce bugün 34 Halkevi’nin açılış törenini asil hisle kutlarken kuvvetli bir inançla inanıyorduk ki bu Cumhuriyet mihrapları kısa bir zamanda üreyecek, türe-yecek Cumhuriyet nurlarını en uzak bucaklara ulaştıracaktır. Öyle oldu. Bugün yalnız ilimizde 7 Halkevi,32 Halkodası'nın kuruluş  yıldönümünü coşkun bir heyecan ve büyük sevinçle kutluyoruz..."
 
Nazmi TOMBUŞ yine Çorum üzerine yazar."Kentimiz Niçin Çorum Diye Anılmış" Yazıyı buraya özet olarak alıyoruz: 
Kent Bizans yönetiminde iken 10. yüzyıl sonlarında  “Nikonya. diye anılır.16.yüzyıldan önceki tarih kitaplarında ve tarihi belgelerde Çorum'un adı “Çorumlu” olarak geçmek-te;16. yüzyıldan sonda ise Çorum, bazan da Çorumlu diye anıldığı görülmektedir. 
Melik Ahmet Gazi, Nikonya’yı (Çorum’u) Bizanslardan aldıktan sonra yerli halk Müslüman olmayı kabul eder. Sonradan vazgeçerek Türkler aleyhine harekete geçerler.Melik Ahmet Gazi’ye tuzak kurma girişiminde bulunarak verecekleri bir yemek şöleninde zehirlemek isterler. Ancak bu amaçlarını gerçekleştirilemeden şiddetli  bir deprem sonucu kale ve Çorum kenti yerle bir olur,Melik Ahmet Gazi olacakları düşünde görmüş,gerekli önlemi alarak kurtulmuştur .Çorum'un eski halkının bu kötü niyetlerinden dolayı onlara ‘Cürümlü’ denilmiş,bu da zamanla halk dilinde .Çorumluya dönüşmüştür,denir.
 Halk ağzında diğer bir söylentiye göre de ‘Çorum’ Rum Cevri terkibinden Farsçası olan ‘Cevri Rum’ sözünden türemiş oluyor,denir. 
Bir başka halk söylentisine göre ise:çevresinin küçük dağ ve tepelerle çevrili olmasından dolayı ‘Çevrim’ denilmiş,bu sözcük,Arap harfleriyle yazılış benzerliklerinden dolayı halk ağzında sonradan ‘Çorum’ olmuş,denilmektedir. 
Bu söylentilerin hepsi kelime türemesine dayanan varsayımlar olarak nitelenebilir. 
Kentin,Türk dönemine geçişinden sonraki isminin nasıl olduğu konusunda bir görüş de, Melik Ahmet Gazi'nin fetihten sonra buraya Türkmenler'in Alayuntlu Çorumlu Oymağını reisleri İlyas Beyle birlikte yerleştirilmesi ile bağdaştırılır. Bundan sonra kent, Çorumlu oğlunun yurdu,kışlağı ve yaylağı olarak tanınmış, Çorumlu olarak anılmıştır. Hicri 1000 yılına kadar olan belgelerde ve yazışmalarda Çorumlu olarak geçen ismin,bu tarihten sonra Çorum'a dönüştürüldüğü benimsenmektedir.
 Evliya Seyahatnamesinde ise: “...Suyu ve havası hoş olduğundan Yakup Mirza yüzlerce hastayla gelip tamamı iyileştiği için ‘Çor'em’ denilmiştir.(Bilindiği gibi Çor hasta,Em ilaç anlamındadır.)
 
Eşref ERTEKİN, halk ağzından derleme bir öykü ve destan yayımlar: “Yüz yıl önce Çorum'da geçen yürekler acısı bir macerayı tasvir eden destan” olarak giriş yapar yazısına. Biz kısaca özetliyoruz: Necip, yakışıklı,yiğit bir genç adam ;eşi ise dünya güzeli bir melektir. Necip gurbete gittiğinde,eşini emanet ettiği komşusu Necip' in karısına göz koyar. Necip' e mektup yazarak,karısının kötü yola düştüğünü bildirir,eşini boşatır. Sonra kadını kandırıp kendisini alır, Necip gurbetten döndüğünde gerçeği öğrenir. Felç geçirir,yatağa düşer. Ölüm döşeğinde Necip' in söylediği deyişlerden birini alıyoruz:
           
Çekildi barhanam yüklendi göçüm
Bilirim günahım affeyle suçum
Necip’ i görmeye gelmedin niçin
Necip sana kurban can kurban derim söylemez..
 
Başındakiler; ölmeden,bir kez olsun görsün diyerek kadını gizlice Necip' in yanına getirirler. Necip'le kadın karşılıklı deyişlerle duygularını dile getirirler. Deyişlerden son bölümü alıyoruz.
 
Aldı Necip:
Kaldır nikabını göreyim yüzün
Döküldü  göheri görmüyor gözüm
Söyle de duyayım  ol şirin sözün
Necip sana kurban can kurban derim söylemez.
 
Aldı kadın:
Ak ellere al kınalar yakmadım
Sen gideli evden barktan çıkmadım
Necip yarim deyi ile bakmadım
Küstüm sana bu dünyada barışmam.
 
Kadın onu bağışlamaz,son anlarını yaşayan Necip orada ölür.
 
Fahri ÇÖPLÜ'NÜN "Çorum'da Arıcılık" yazısını, Eşref ERTEKİN'İN Çorum'un Göcenovacığı köyünden Hasan oğlu Halil Tuncay'ın başından geçenleri anlattığı yazısı izler.
 
"Halkevleri Çalışmalarına Toplu Bir Bakış"ta Ankara Halkevi yayın organı "Ülkü"nün "Çorumlu" dergisi hakkındaki yazısından alıntılar verilir. Biz de buraya bu alıntıların bazılarını kısaca alıyoruz: “...1942 yılı, İkinci Kanun (Ülkü' nün 7. Sayısından), "Ankara Halkevi sahnelerinde Çorumluların oyunlarının ve türkülerinin çok beğenildiği..." yazılır.
 
“.....Ülkü' nün, Mayıs 1942 tarihli 12,sayısında Behçet Kemal ÇAĞLAR, 'Halay' şiiriyle seslenir...”
 
Sağda:Şark,imbiğinden dökülen meyler sızar:
Solda:kolunu çarka kaptırmış Avrupa var
Gel çek beni elimden,sağım,solum uçurum
Ruhumu badireden kurtar artık ey Çorum...” şiiriyle yer alır.
 
Aynı sayıda, Ceyhun Atıf KANSU ‘Oyunlar’ şiiriyle yer alır.
 
Açılın,şöyle bir açılın beyler
Başlıyor dağlar,yaylalar oyunu,
Elele tutuştu şehirler köyler
Kurban edin yurda,kesin koyunu
 
Vur ey Çorumlu vur inlesin davul,
Saz oldun gönlümde vurdun çalındın,
Oyunda birleşir babayla oğul,
Bir şenlik içinde süzülür alay.
 
Türkmen kızı, söğüt dalı mısın sen?
İncı inci, hafif hafif salındın
Bağlama adını döktü tellerden,
Saz oldun gönlümde vurdun çalındın.
 
Unutma sevgimi iğdeli gelin,
Mendilinde sakla isteklerini,
Adımı çiziyor gül beyaz elin,
Türkülerine koy dileklerini.
 
1939 yılı,(Ülkü'nün Mayıs 75,sayısında Çorumlu için şöyle denir : “.....Çorumlunun tarih, edebiyat, sanat ve sair sahalarında bir Halkevi Dergisi'nin yapabileceği işleri muvaffakiyetle ve ciddi bir şekilde başaran varlığıyla övünebileceğimiz bir Halkevi Dergisi  örneği olduğunu her nüshamızda söyleyebiliriz...”, “...Çorumlu Dergisi ile ilgili,16 ayrı alıntı yapılır..."
 
"Aslanın Hikayesi” Nazmi TOMBUŞ'UN manzum destanıdır.
 
Aslan simgesiyle: önce Osmanlı İmparatorluğunu,onun yıkılmasıyla da,yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve onun başarısını anlatır.Bu destanın son dörtlüğünü alıyoruz:
 
Bu dinç baş bu  aslana çok yakıştı, çok uydu  
Narasını cihanda herkes yeniden duydu,
Herkes su genç aslandan tekrar korktu ve ürktü.
Çünkü onun dinç başı kahraman Atatürk'tü..."
 
Şube etkinliklerini,vakıflara ait belgeler izler.
 

 

ÇORUMLU DERGİSİ SAYI 57
 
 
30 Mart1946  tarihli 57. sayı Macide BÜYÜKATAMAN’IN "Bir Adımla Yüzyıllar" yazısıyla başlar. BÜYÜKATAMAN, Ergenokon’dan  günümüze Türklüğün destanlar yaratarak gelişini anlatır. Yazıdan kısa bir alıntı yapıyoruz: “.....(Türk’e) kudretli önderler hedef  verdi. Kılığını,dinini,yazısını,inancını ve görünüşünü  düzenleyen  Türk,efsanevi bir kudretle gerçeğin ortasında dimdik ve dinç duruyor. Bir hamlede yüzyılları aştı..."
 
"Çorum'da Ahilik" Nazmi TOMBUŞUN yazısı. Ahilik üzerine yaptığı araştırmalarını,Ahilik kurumuyla ilgili belgeleri şöyle sıralar.
 
1-Emir Hasan oğlu Ahi Ahmet vakfiyesi,
2-Ahi icazetnamesi,
3-Beyler Çelebi' nin Abdalata zaviyesi vakfiyesi
4-   Ahi Menteşe vakfına ait fermanlar... "
 
Yazı şöyle sonlanır: ".....Şimdi ören bir halde bulunan  Tabakane’ deki ‘Ahi Evran’ tekkesi vaktiyle Ahi mahfili idi. Esnaf toplantıları burada yapılırdı. Bir yatır olmasına karşın  bu tekkeye çok saygı  gösterilirdi..."
 
"Köyde Eğitim Davamız” yazısı gezici Başöğretmen  Osman TUNCER'İN Eğitim-öğretim konusunda istatistiki bilgiler de verir. Yazısından bir bölüm alıntılıyoruz.
 
“.....İı merkezine bağlı 154 köyde nüfusun yüzde yirmisini teşkil eden ilköğretim çağındaki 10850 çocuğun,3189'u köy okullarında okumakta ve devamları yüzde yüz sağlanmaktadır.1945 yılında köylerimizde Özel İdare' den maaş alan öğretmenlerden başka 63 eğitmen,19 köy enstitüsü mezunu öğretmen çalışmaktadır..."
 
Aşık Sadık,"Halkevi Destanı"nı yazar. Son dörtlüğü şöyle.
 
Şimdi dostlar eğlenelim gülelim
Gönlümüzden pası,kiri silelim
Aşık Sadık der ki şunu bilelim
Çok yardım görmüşüz Halkevimizden.
 
"Cönklerden Derlemeler”de Eşref ERTEKİN,eski bir zamana ait Fukara Destanı ile Bektaşi Nefes ve şiirlerinden Virani' ye ait 9 şiire yer verir. Şair  Rızai’nin “Fukara Destanı” ndan birkaç dörtlük alıyoruz.
 
Rençberde kalmadı koşmaya öküz
Aldığı pahalı sattığı ucuz
Hafta sekiz amma teklifi dokuz
lşte böyle müflis kaldı fukara.
 
Yüz kuruşta otuz iskontolara
İşerini hemen Allah onlara
Rençberler  eleğin astı duvara
Katı müşkül dertte kaldı fukara.
 
Şahnalar harmana gelir gezerek
Yarı koymaz yer,yurt yemlik diyerek
Öküz tohum vermiş sanki müşterek
Ekin ekmeden de kaldı fukara.
 
“Çorum’da Dokumacılık”  yazısına şöyle başlanır: “...Bu ayın 7. günü ‘Çorum  Dokumacıları Küçük Sanat Kooperatifi “ senelik kurul toplantısını yaptı.Okunan yönetim  kurulu raporuna göre ,486 tezgahla çalışan bu kurumun,475 kadın 7 erkek üyesi vardır .Üyelerin hepsi gerçek dokumacıdır...", “....Kooperatif 10 bin lira kadar bir sermaye ile 1942 yılında işe başlamıştır,Şimdi elinde  seksen bin lira sermayesi ve yedek akçesi vardır..."
 
Belgeler bölümünde:Koca Mehmet Paşa ve Beyler Çelebi vakıflarının birleştiği bir köyde vuku bulan bir münazarayı halle ait vesika, Beyler Çelebi vakfı hakkında bir vekaletname, Beyler Çelebi evkafına ait berat yer alır...”
 
"Arı Sırları" yazısı Ziraat Muallimi Fahri ÇÖPLÜNÜN. “Arının Hayat Tarzı ve Üremesi,Arı Yuvası Kovan,Çerçeveli Kovanlara Arı Konulması,Arıların Beslenmesi, Kovanların Yoklanması,Peteklerin Önemi ve Muhafazası, Arı Oğulu “başlıkları altında arıcılık'ı anlatır.
 
 

 

 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YENİ BİR KİTAP DOĞDU
Genç ve serbest üslupla yazılmış bir şiir kitabı Arkadaşımın yanında iken tarafıma imzalandı. Şair arkadaşın isme Özgür BİÇER şiir kitabının ismi de “TİTREYEN TOMURCUKLAR” idi.
Her zaman ve her yazara yaptığım teklifi ona da yaptım. O’da tereddüt etmeden teklifimi benimsedi. Sitemize şiirleri ile katkıda bulunacak yeni bir idealisti daha kazanmış oldum.
Şairin kitabınını ön sözünde belirttiği : “Hayat felsefesini şöyle tanımlıyor;’üretmediğin gün yaşamadığın gündür.’ ”
Şiir bende aşağıdaki etkileri yaptı:
Her şair gibi yeni kelimeler arayışı ve kullanma temayülünde gözüküyor.
Şairimiz;hem eğitmen,spor,hem müzik,hem de şiirle uğraşması onun fıtratından gelen bir meziyeti.
Bizim yaşımızda bulunanların içinde bulunduğu sıkıntıların pek çoğunu yaşamamış olması da gençliğinin gereği.
Yaşamının baharında olması da onum umutsuz aşk tasvirlerini olgunlukla karşılamasına karşın hayatını yada hayatının bir kısmını yok etmesine kadar varan duygularla yüklü.
“Hayır dersen eğer bana
                        Kızmam,
                        Üzülmem,
Hiçbir şey  söylemem.
Sadece  ölürüm
             Bir tanem
                  Sadece
                     Ölürüm…”
            Şiir kitabını okuyan kişiler şairin umutsuz bir aş için adeta bu dizeleri yazdığını anlıyor. Birkaç şehir ve meçhul kişilere yazılmış kıtalar bulunmakla birlikte;kitabı bastırma cesareti bile bu kitabı yayınlatan kişiye gıpta ile bakan yüzlerce ve hatta binlerce kişini olması da cabası.
            Şairimizin şiirleri ay be ay SARI ÇİĞDEM ve ÇORMLU 2000 AYLIK KÜLTÜR SANAT VE EDEBİYAT DERGİMDE sizlerle birlikte olacak.

 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İhsan TOMBUŞ
İhsan TOMBUŞ Hayat Hikayesi
ENELER
Karanlık günlerde yağmur içinde
Bir an şimşek gibi çakan seneler,
Maziyi bırakıp çamur içinde
Coşkun bir sel gibi akan seneler
 
Tarih sarıyor siyah bir tüle
Yakıyor,yanıyor,dönüyor küle
Gençleri eğliyor hep güle güle
İhtiyar kalpleri yakan seneler
 
Yeniyi eskitmek bütün sanatı
Eritir mum gibi tıpkı hayatı
Ağlatır,güldürür şu kainatı
Atiye ümitle bakan seneler
12 Temmuz 1947 Çorum

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 

 10 Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Zeliha GÖK
Zeliha GÖK Hayat Hikayesi
CAN FEDA
Al bu can feda olsun sana
Kıyabilirsen al hançeri parçala
Bu kadar büyük olur mu dersin
Hançerin verdiği yara
 
Sen bir kalemde silen yalan
Hani ne var elle göster tutulan
Ne yana baksam kahpe mizan
Kolay mı verilir sevmeden bu can
 
Burası dünya bomboş bir han
Kim hancı kim yolcu geçen yoldan
Bu sayfa son sayfa gidiyor devran
Sana bin kez feda bu can

 

 
 
 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.