DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 7  SAYI 83    25 Ocak 2006
Mahmut Selim GÜRSEL YANLIŞ HESAP BAĞDAT'TAN DÖNER DERDİK;YANLIŞ BİLGİ NEREDEN DÖNER ?
Ali EMİROĞLU ALAŞKANLIK DIŞILAR
Elena OGANOVA «ÇIĞ» KURGAN'A DA DÜŞTÜ
İsmet ÇENESİZ SORUMLULUK SAHİBİ OLMAK
Salim SAVCI NO SÖZCÜĞÜ
Veli KALLI YOZLAŞMA VEYA YOZLAŞTIRMA
İsmet ÇENESİZ KURBAN BAYRAMINDA;  
Üzeyir Lokman ÇAYCI BİBER YİYEN ACISINA KATLANIR
Yaşar KILIÇ YUSUF

 

 

 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YANLIŞ HESAP BAĞDAT'TAN DÖNER DERDİK;YANLIŞ BİLGİ NEREDEN DÖNER ?
            Bizlerin artık görevleri neler olmalı diye düşünürken;bazı taraftar ve bilgi eksiklikleri nedeni ile ilimize ait yanlış bilgilerle dopdolu birçok bilgi etrafta dolaşmaktadır.
            Bu bilgilerin pek çoğu araştırılmadan,bazı gerçekler saklanmak üzere olduğunu düşündürecek boyutları bulmakta.
            İlimizi tanıtan ÇORUM VALİLİĞİ ve ÇORUM BELEDİYESİ yemekler bölümünde her ne hikmetse UN HELVASI ile KARAÇUVAL helvasını karıştırmışlar. Bu sitelerde de aynen yayınlanmaktalar.
            Un helvası sitemde tanımı eşim tarafından hazırlanan sayfalarda bulunmaktadır. Ayrıca Karaçuval helvası da bu günkü diyet yapma modasına uygun olarak,iki beyazın kullanılmaması ile de tatlı ihtiyacını karşılayan bir helva çeşididir. Burada birinci beyaz olarak yağ maddesi bu helvada un kavurma da dahil olarak kullanılmamaktadır. İkinci beyaz şeker ise bu tatlıda hiç kullanılmamaktadır. Tatlandırıcı olarak kara pekmez olmazsa bu tatlı olmaz. Üçüncü beyaz ise bu tatlıda kullanılmasına karşın iyice bir kapta yağsız kavrulduğundan unda bulunan pek çok şişmanlatıcı unsurlar daha az faydalı hale getirilmektedir.
Aşağıda bulunan bilgi ile Çorum’un Karaçuval helvasının hiçbir ilişkisi yoktur.
Valilik sitesinde bulunan tarif:
Karaçuval Helvası : Un,  tereyağı,  pekmez şekerden yapılır.  Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir.  Kara pekmez,  toz şeker,  ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür.  İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre hindistan cevizi dökülür.
Çorum Belediyesinin sitesinde Çorum'un Eski Mutbah ve Yemekleri bölümünde de şu bilgi veriliyordu. Yalnız bu bilgi şu anda sitede gözükmemekte. İnşallah bu saçma tarifi kaldırırlar.
“20. Karaçuval helvası:Bira/ yağ ile un kızartılır. Pekmez ilâve siyle helva hâline getirilir. Sıkılarak küçük topaklar yapılır. Bu sitede her ne ise BİRA ilave edilmiş.”
Çorum Kültür Müdürlüğü sitesinde de: Fazladan: “Karaçuval Helvası : Un,  tereyağı,  pekmez şekerden yapılır.  Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir.  Kara pekmez,  toz şeker,  ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür.  İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre hindistan cevizi dökülür.” Bu sitede de Hindistancevizi ilave edilmiş.
 
 

 

 
 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
ALAŞKANLIK DIŞILAR
            İnsanların alışkanlık dışıları hep anormal olarak karşılanır. Bir bayram bizim alışkanlıklarınız içinde evde geçirilir. Hele dini bayramlar söz konusu olursa;bunlarda başkalarının,yakınlarınızın da alışkanlıkları yer bulmak isterler. Genel olarak,bütün memleketlerde,dini bayramlarda aile buluşmaları adet olmuştur. O zaman siz bu alışkanlık dışında olmanız bile,başkalarının,yakınlarınızın alışkanlıklarını da hesap içi sayarak bazı zorlukları karşılamak durumundasınız. Biz bir şeyi ehemmiyet vermeyerek,içinizden geldiği gibi yaşayarak normal ölçüler içerinde olduğunuzu kabul ettiremezsiniz. Toplum içinde yaşamış olmanın gerekliliğini yerine getirmek zorundasınız. Bunları yazıyorum ki;Kurban Bayramı ve Yıl Başı Tatilini bahane ederek evlerinden uzaklaşmak isteyen insanların hareketleri normal değildir.
            Ben;bu size verdiğim nasihatlerin içinde olamadım. Evimden ayrılıp çocuklara gittim ama;ben aslında doğrusunu yaptım. Ben yalnız bir evde oturuyorum. Bayram ve yılbaşı tatilinde çocuklarımı yanıma çağıracağıma,yol sıkıntısına yalnız ben katlanıp,onların yanına gitmiş oldum. İyi de ettiğimi söyleyebilirim. Bizim çocuklardan küçük kızım hariç,hemen hepsi ya çalışıyor yada tahsilde bulunuyorlar. Tatilin başladığı akşam,onları yola düşürmek bir baba düşüncesi ile bağdaşamaz. En azından ben böyle düşünüyorum. Yaşlı bile olsam,bir çok insanın rahatı için,ben bazı şahsi sıkıntılara katlanabilirim. Galiba normal düşünen çoklarınız da benim gibi yapmış bulunuyorsunuz. Ayrıca,yollardaki trafik canavarına yalnız ben muhatap olmuş bulundum.
            Benim düşüncelerimde olmayanları da gördüm. Yine az sayılamayacak insan’da tatil geçirip sözüm ona kafasını dinlemek için otel ne kadar lüks olursa olsun,tek odaya hapis olarak;nasıl pişirildiğini bilmediğimiz yemekleri tüketmenin ne zevki olacağını ben bilmiş değilimdir. İnsanlardan bunu da tercih edenler olduğuna göre,demek ki;bunlardan da zevk alanlar bulunmaktadır. Milletin adını reddetmenin bile insan hakları arasında bulunduğunu iddia eden insanların yaşadığı bir devirde;eski alışkanlıklardan sıyrılarak dilediği gibi yaşamak isteyen insanların zevklerine karışmak istediğimiz de yoktur. Biz sadece fikirlerimizi okurlara intikal ettirmek istedik. Hiç olmazsa,maddi imkansızlıklar yüzünden evinde kalanlar içinde düştükleri üzüntünün ölçüsünü de kaçırmış olmasınlar.
            Meteorolojik uyarılara rağmen;İstanbul’da havalar şikayet edilecek kadar değildi. Yılbaşı eğlencelerini biz evimizde yaptık. Çorum’dan götürdüğüm hindiyi gereği gibi pişirdikten sonra,yemesinde de gereken kaideleri ihmal etmedik. Geç saatlere kadar kendi aramızda eğlendik. Televizyon değişiklikleri de bizi meşgul etti. Canlı eğlenceler kadar zevk aldığımızı söyleyebilirim. Sabah kalktığımızda da cüzdanlarımızın boşalmadığının farkında idik. Onun rahatlığını duyanlar bilir. Bir gecelik eğlencenin parası,insanın bir aylık kazancı olan ülkede eğlenmekten bahsedilemez. Aksine parayı ödeyenler eğleniyor değiller,onlar eğlenenleri seyrediyorlar. Bunlara eğlence demek bile hata olur kanaatim var.
            Size gezdiğimiz yerlerin yalnız isimlerini vereceğim. Eğer fırsat bulur İstanbul’a gitmek isterseniz,tıpkı bizim gibi şu gördüğümüz yerleri sizde görebilirsiniz. Sabancıların Atlı Köşkü ve sergilenen Picasso Sergisi;aynı yerde bizzat köşkte tertip edilmiş olan Sakıp Sabancı Koleksiyonu,Boğaz’ın Anadolu yakası gezintisi ve Çengelköy’de çay içimi,Haliç’te Min Türk adı verilen ve Anadolu’nun her yerinden toplanmış şaheserlerin minyatürlerinin bulunduğu park;yine Haliç’te sol cenahta bulunan Feshane ve şaheser park,sağ cenahta Rahmi Koç adına tertiplenen makine parkı,vakiniz olursa bir günde Pier Loti Tepesi.
            Görüyorsunuz ki;bir tatili dolduracak kadar benim gördüğüm yerleri yazmış bulunuyorum. Buraların her birinde bir tam günü rahat geçirebiliyormusunuz. Bu arada,güzelliğin ne anlama geldiğini de görüyorsunuz. Para olunca,bilgili insanlar da bulununca neler yaratıldığını da rahatlıkla görüyorsunuz. Adamlar bilgi sahibi olmayınca para insanı soytarıya çevirebilir.
            her akşam haberlerinde,trafik kazalarını takip ettik. Hiçbir ülkede trafik kazalarının bizdeki kadar acımasız olduğunda görüyorsunuz. Bunlar için artık ne yolları ve nede trafik kaidelerinin öğretilmediğini,öğretilmemiş olduğunu bahane edemezsiniz. Bunların dereceleri içine gireceğimiz AB ülkelerinden farklı değildir. Güzel yollar yapılmıştır. Polis teşkilatımızın da hatalarına rağmen,canla başla çalışıyor. Siz;kanun emri dışında kalmaktan izah edilmez vahşi bir zevkin içinde iseniz,sizi yaratanın bile faydası olmaz. İnsan yaratılmanın sorumluğunu tanımaz mısınız?
 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Elena OGANOVA Moskova Universitesi Türkolog;Tiyatrolog  
2 Aralık 2005 tarihinde bu yıl 63 üncü kuruluş yılını kutlamakta olan Rusya'nın en köklü tiyatrolarından Kurgan Dram Tiyatrosu'nda ünlü Türk oyun yazarı Tuncer Cücenoğlu'nun Rusya'da ikinci kez (İlki geçtiğimiz sezon Ufa Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmeye başlanmıştı) sahneye konulan «ÇIĞ» adlı oyununun birincisi gerçekleştirildi. 538 koltuğa sahip tiyatro salonu hıncahınç doluydu. Oyuna Tyumen, Çelyabinsk, Ufa, Şadrinsk kentlerinden tiyatro yönetmenleri de geldiklerine göre bu sahnelenme, salt Kurgan'ın değil, bütün Ural dağları ötesi bölgelerinin tiyatro hayatının olayı sayılabilir. «Çığ»'ın Kurgan'da sahnelenmesi birkaç yönden ilginçti. Öncelikle dikkatleri çeken, oyunun türüydü. Derin, dramatik ve umut dolu bir simgesel dramdı Çığ. Oyunun, seyircileri son derece duygulandıran, hatta onlara acı çektiren, düşündüren, onları sahne olayından uzak tutmaya olanak vermeyen dramatik yapısı da oldukça etkileyiciydi. Bu oyunun tiyatro repertuarına alınması ve sahnelenmesi tiyatronun attığı cesur bir adımdır. Bugünlerde seyircilerin tercihleri doğrultusunda kolayca algılanan komedya ağırlıklı oyunların Kurgan Dram Tiyatrosu genel repertuarında yer alması bunun göstergesidir.
«Çığ» sahnelenmesinin kayda değer başka bir yönü de ilginç reji çalışmasıydı. Dünyaca ünlü tiyatro yönetmeni Linas Mariüs Zaikauskas (Lituanya) Leningrad konservatuarından mezun olup kariyerine Kaunas müzik tiyatrosunda başladı. Uzun süren kariyerinin başlıca noktaları Vilnius'taki Rus dram tiyatrosunun (1992 - 1998) ve Polonya'daki Radom tiyatrosunun (1998 - 2001) baş yönetmenliğidir. 2001 yılından beri Zaikauskas serbest rejisör olarak çalışıyor. Böylesine büyük bir yönetmenin Kurgan'da çalıştırılması kuşkusuz en başta tiyatro müdürü Viktor Antipin ve ekibinin başarısı sayılabilir.
Konunun esası - yüksek dağlarla çevrili ve dünya ile ulaşım bağı kesilmiş bir köydeki insanların çığ düşecek korkusuyla giderek işkence halini alan yaşamlarını sürdürmeleridir (bu oyunun Rus yönetmenlerinin o kadar korktukları şark - Müslüman ruhu olmadığını, olayların her hangi bir ülkede her hangi zamanlarda yer alabildiğini, bundan dolayı kahramanların isimleri bile olmadığını hemen bildirmek isterim). Bu topluluğun insanları yılda sadece üç ay duygularını ifade edebilir, bayram kutlayabilir, doğum yapabilir. Her şey bir defa değişmezcesine hesaplanmış ve kararlaştırılmıştır... Aniden bir genç kadın hamilelik süresi dolmadan önce doğum sancıları çekmeye başlar... Topluluğun kanunlarına göre onu dünyaya gelmeyen çocuğuyla beraber diri diri toprağa gömecekler.
Bu simgesel dram bir sürü hayatî sorunları düşündürüyor bize: korku nedir, korkusuz yaşam mümkün mü, insan fazileti nedir, gerçek erkek nedir, kocanın karısına karşı sorumluluğu nedir, annelerin ve çocukların karşılıklı sorumluluğu nedir, kişisel çıkarların toplum çıkarlarıyla ilişkileri nedir? vb.
Zaikauskas'ın Radom tiyatrosunda Lehçe sahnelenmesi ve Ufa gençlik tiyatrosunda Başkortça sahnelenmesini takiben «Çığ»'ı üçüncü defa sahneye koyması çok önemli ve anlamlı. Rejisörün iddia ettiği gibi bu üçüncü sahnelenmesi ötekilerden çok değişik olup birkaç enteresan yeni uygulamayla bazı detaylar daha net ve belirgin çizilir ve en önemlisi durumun dramatik niceliği güçlendirilir... Rejisör oyunun devinimi iki yeni dramatik sahne koymakla güçlendiriyor. Bunlar genç kadının intihar etme teşebbüsü ve köydekilerin topluluğun bir üyesini istemeden de olsa durdurulamayan öksürükten dolayı öldürmeleridir.
Yazarın tasarımı (kulak patlatıcı sessizlik, insanın düşünme yeteneklerini felce uğratan korku...) rejisörün sahnesel buluşlarla ve amaca uygun dekoru ile vurgulanıyor (dekorcu Margarita Misyukova (Ufa) - onun Zaikauskas ile yaratıcı işbirliğini sonucu üzerinde beraber çalıştıkları birkaç oyun): halı ve kilimle (tiyatronun önündeki «Tiyatro eski halılar ve kilimler satın alıyor» reklamı aylardır Kurganlıların dikkatini çekerdi) döşenmiş yer ve duvarlar, bezle sarılmış sandalye ayakları, içinden Arjantin tangosunun parçası duyulan kulaklık, sessizce işlevini gören televizyon, topluluğun «sessiz» başkanının kullandığı özel ses aktarıcı alet... Durumun gelişiminde değişik sahnesel uygulamaların ve tabii ki oyuncuların güzel çalışmalarının katkısıyla seyircinin korku duygusu ve aynı zamanda bağırmak tutkusu giderek artıyor. Bununla beraber Zaikauskas oyunu son derece lirik bir ruhla zenginleştiriyor. Bu lirik niteliğin en çarpıcı epizodu - «Frida» filminden alınan büyücü müziğin eşliğinde yapılan genç kadının intihar etme teşebbüsünü takip eden ümit dolu genç çiftin dans etmesidir. Yönetmenin bu oyunda kullandığı kendi yaratıcı metodunu şiirsel gerçekçilik olarak tanımlaması da çok doğrudur bence.
Oyunda Kurgan Dram Tiyatrosu'nun önde gelen oyuncuları oynuyor:
Yaşlı kadın - İ. Golubniçenko / T. Terehova, yaşlı erkek - R. İskakov, genç kadın - N.Glazkova (doğal göz yaşlarıyla ağlayabilen ve bugünlerde çok seyrek rastlanan aktrislerden biri)/ A.Sarayeva (Zaikauskas Çelyabinsk dram okulunun ikinci sınıfında okuyan öğrenciye de şans verdi bu oyunda), genç erkek - K.Redin / V.Aleksandrov/ N.Borodin (o da Çelyabinsk dram okulunun ikinci sınıf öğrencisi), erkek - V.Çukin, kadın - E. Şubyonkina, ebe - L.Bajina/ L.Savina, başkan - S. Rad'kov, kadın üye - İ.Golubniçenko / T.Terehova, erkek üye - A.Kononov. Bazı oyuncular daha güçlü bazıları daha zayıf görünüyor amma unutmayalım ki «Çığ», sahnelenmesi açısından çok zor bir oyun metni (Zaikauskas'a tekrar alkışlar!) : Bütün replikaların fısıltı bir şekilde söylenmesinin yanı sıra oyuncular ağır bir yükle görevlendirilir... Oyunun gelişiminde aktörlerden (ve bizden!) derin psikolojik çalışmaları ve sonsuz özveri gerektiren her an dramatik olaylar canlandırılır. Bu bakımdan kahramanlarının duygularını mükemmel yansıtan ve şüphesiz sahne alanının liderleri olan E. Şubyonkina, R.İskakov ve S.Rad'kov'un çalışmalarını kaydetmek isterim.
Genelde oyuncuların uyumunun çok güzel bir müzik yarattığını söyleyebilirim. Oyunun finalinde genç, orta ve yaşlı kuşağı temsil eden üç erkek var gücüyle bağırmaya başladığında benim içimden de bağırmak geliyordu. Oyun sona erince bütün salondakiler ayağa kalkıp alkış tuttukları zaman rejisörün son süs öğesi olarak ortaya koyduğu - sahneye çıkan 14 kişilik Kurgan asker orkestrasının ayakları dans ettiren müzik parçasını bitirip ağız birliğiyle "A-A-A-A" diye bağırmaları unutulmazdı... Umarım ki bu inanılmaz güzel çığ sesinin yankıları uzun zaman duyulacak bütün dünyada... Hem de Ural dağlarını aşa aşa!
 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
SORUMLULUK SAHİBİ OLMAK
Aşağıda bahsedeceğim konularla ilgisi olanların hepsi dersek biraz mübalağa olur amma %80’i maalesef böyle diye tahmin ediyorum.
Doğruluğa, hakka hukuka gelince mangalda kül bırakmıyor, sözü sırayı kimselere vermiyoruz.
Talebe oldukları çağlarda pırlanta gibi saf ve temiz olan gençler meslek sahibi oldukları zaman birden değişiveriyorlar. Vatan, millet, fakir fukara edebiyatı gidiyor yerine “vatandaşı 3 kuruş daha fazla nasıl kazıklarım” hesabı başlıyor.
Mesela doktorları ele alalım; eğer cerrahsa bıçak parası, başka ihtisasa sahipse muayene parası ve devletin yatağını satma parası almadan bir şeyler yapmaya yanaşmıyor. Hipokrat yemini falan ilk birkaç seneden sonra bitiyor yerini para hırsı alıyor. (Para deniz suyu gibidir içtikçe içini yakar, daha fazla içersin derler ya aynen öyle)
Yüksek öğrenim sahibi iyi mevkilere gelmiş ve devletten kredi almış olan insanların çoğu devlete olan borcunu ödemiyormuş. Kendinden sonra bu kredilere ihtiyacı olabilecek insanların çektiği sıkıntıları düşünmüyorlar yazıklar olsun böylelerine! Bunu bir Fransız, bir İngiliz yapar mı? Hiç sanmıyorum!
Bu kredi yurtlarında da hesap kitap işleri iyi değilmiş. Kendisine oğlunun aldığı kredilerle ilgili hiçbir ihbar gelmeyen bir vatandaş oğlunun aldığı parayı ödeyebilmek ve kaydını bulabilmek için iki sene uğraşmış. Zaten bu yazıyı yazmakta oradan aklıma düştü.
Bunun gibi devlet kurumlarından ve çeşitli vakıflardan burs alanlar öğrenim hayatı bitip maaş almaya başladıkları zaman bir fakir öğrenciyi okutmuyorlar. Yüzlercesinde bunu gördüm. Sadece bizim soyadımızı taşıyan bir yakınımız bir şeyler sahibi olur olmaz hemen bir öğrenciyi okutmaya başladı. Tahmin ediyorum bunu sürekli yapacaktır.
KAN VERME ORGAN BAĞIŞI: Bir çok yerde kan ve organ bağışıyla ilgili yazı ve afişler görürüz. Levhalar asılır, “Bir ünite kan verin hayat bulun. Bağışlanan bir organ bir candır” gibi. Doğru da peki bağışlayan var mı?
Geçenlerde bir yerde okudum yapılan bağışlar devede kulak. Rakamlar pek aklımda kalmaz ama böbrek nakli bekleyen 20 bini aşkın insan varmış. Sağlam insanları bırak organ nakli olup sağlığına kavuşanlar için bile hastaneden çıkınca her şey bitiyor. Unutuluyor o acı günler.
Bu konuda Tv’ler gazeteler yeteri kadar yazar mı? Bilgi verir mi? Çorum mahalli gazeteleri lütfen bu işe ciddi olarak el atınız. Yazınız yine yazınız. Organ bağışı yapanlara rozet verilmeli onlarda bu rozetleri yakalarında gururla taşımalıdırlar.
Şimdi soruyorum önce kendime. Neden bağışlamadım organlarımı? (Bunda devletin suçu büyük. Yapılacak bir sürü işlem var ama nasıl yapılacağı anlatılmıyor. İnsanlar ne yapması gerektiği konusunda yeteri kadar aydınlatılmıyor. Halbuki devlet hastanesine gidip bir imza atınca organ veren kişinin işi bitmeli. Bundan sonraki işlemleri hastane takip etmeli.)
Şimdi sormaya devam edelim, gelmiş geçmiş ve de şimdi ki millet vekillerimiz organ bağışlamış mı? Varsa bildirsin kendisinin elini öpmeye gideceğim ve bu köşede adını yazacağım.
Hangi sağlık bakanı, hangi başbakan, hangi reisi cumhur, hangi artist, hangi sanatçı organını bağışlamış? Bağışlananlar da devede kulak.
“Organ nakli yapılmalı ve helaldir” diye, fetva veren müftüler, din adamları, Diyanet İşleri (gelmiş geçmiş) başkanları nerede? Bu konuda söz söylemesi gereken etkili ve yetkili Proflar, Doktorlar, Sağlık Müdürleri nerede, nerede?
Palavra laf çok ama sözünde duran yok! Hak dostu Mevlana ne diyor? “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” insana, insanlığı öğreten bu sözü yaşayanlardan olalım.
Yeni yılın tüm insanlar için yeni umutlar, umutlarla birlikte güzellikler getirmesini diliyorum.
Saygı ve sevgilerimle.
 
 

 

 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
NO SÖZCÜĞÜ
            Bu satırların yazarına sorulan soru:
            No;size ne anlatıyor ? Oldu. Cevabini şöyle verdim:
            No;Nobilyum elementinin simgesidir.
            Bir de adreslerde çok kullanıldığını görüyorum. Ama;bir sözlüğe bakmak gerekir. Dedim. Türk Dil Kurumu Sözlüğünü açtım.
            No: Kim. Nobilyumun simgesi sayfa 885.
            Bunun dışındakileri aradım. Bir şey bulamadım. Hemen kapı numaraları aklıma geldi. Orada da No’ya rastlamadım. Bulduklarım şunlardır.
            Numara: a,Fr./1. Bir şeyin,bir dizi içindeki yerini gösteren sayı;
            Numara: a ve s.
1-Numarası olan (Yerler numaralı gibi)
2-Belli numarası olan (İki numaralı ev gibi)
Numara sözcüğünü “ Fransızca’dan almışız. Kapı numarası yerine de No: kısaltmasını oturtmuşuz. Bal gibi,hepimiz de kullanıyoruz.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde Numara yerine Nu: kısaltmasını almış. Ama bunun Nu:2 gibi yazılmasını Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu istiyor. Bu yanlışlığı gördükleri için,onları kutlamak gerekir.
Yorum yapmadan sunuyorum
 

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
 
 
 
 
 
Veli KALLI
YOZLAŞMA VEYA YOZLAŞTIRMA
Tremblay en France – 03.01.2006
ETKİNLİKLERİN HIRİSTİYANLAŞTIRILMASI
Yılbaşı etkinliklerini devlet televizyonları dahil  bütün televizyonlar « Noel Baba » süslemeleriyle kutladılar. Yani  Fransız televizyonlarındaki görüntülerle bizim televizyonlardaki görüntüler hemen hemen aynı idi. Hatta soyunma bakımından bizim kızlarımız batılı kızlardan daha fazla soyundular… Ahlakın korunması, kendi kültürümüzü yansıtma gayretleri adeta rafa kaldırılmış durumda… Yozlaşmalara ve kültür bozulmalarının yaygınlaşmasına  karşı yetkililerden en ufacık bir hassasiyet dahi  göremiyoruz.
Halbuki biz millet olarak tarihiyle, kültürüyle Türk ve Müslüman olma özelliğimizi koruyarak yılbaşı kutlamaları yapmamız gerekirken  aksine batı kültürüne ağırlık vermemiz ve bunu her yıl koyulaştırarak, derinleştirmemizi ve geleceğe taşımamızı ben « oldukça endişe verici sorumsuzluklar olarak » görüyorum.  Fransızların geçmişte olduğu gibi  kendi kültürleri olan  hıristiyan ve batı kültürüne uygun kutlamalar yapmaları ise  Batı ülkelerinde yozlaşmalara fırsat verilmediğinin bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.
 
ÖZÜMÜZE YÖNELİK YOZLAŞTIRMA HAREKETLERİ
TRT İNT’in  15.11.2005 tarihindeki programında geçen konular dikkatimi çekti. Saz ve klarnet üzerine konservatuarlara girmek isteyen gençlerimize imtihanda İngilizce bilip bilmedikleri sorulmuş… Bilmeyenler imtihan dışında bırakılmışlar.
Milli çalgımız olan saz ile İngilizce bilmenin ilişkisini ben bir türlü anlayamadım.
Yine TRT’den bahsedeceğim. Sağ olsunlar onların sayesinde çok güzel belgeseller izliyoruz. Ama gel gelelim bunlar Yunan Müziğiyle sunuluyor. Yani Türk tarihinin ve kültürünün  Yunan Müziğiyle Türk Milletine sunulmasıyla  hangi amaca hizmet edildiğini ben bir türlü anlayamadım? Bunu bana kim izah edecek? 
« İnsanlarımızın kendi ulusumuzun değerlerine yönlendirilmeleri yerine yozlaştırmaya götüren bu tür uygulamalar ilk anda anlaşılamayacak bir çarpıklığı da gözler önüne seriyor. »
Adeta batılılaşmanın yolunun kendi ülkesine farklı bakıştan geçtiğini zannedenler var. Türk olduklarından utananlarla Türkiye’de doğdukları halde Türkiye düşmanlığı yapanlara gösterilen Batılıların ilgisinden de ülkemize karşı içten bir psikolojik savaşın başlatıldığını görüyoruz.  Bize karşı kullanılan maşaları yüceltme ve bunlardan kazanç elde etme gayretlerinde bulunan medyamızın da faaliyetleri gözlerimizden kaçmıyor.
İsveç’de bayan bir gazeteciyi konuşturmuşlar, ben kendi kendimden Türk olduğum için utanıyorum, diyor. Bu ifadenin kaynağını bana açıklayabilir misiniz ?
 
DİLİMİZE YÖNELİK YOZLAŞTIRMA HAREKETLERİ
Diğer hassas alanlarda olduğu gibi dilimizin de devletin en üst kademelerine kadar yaygınlaşan uygulamalarla tahrip alanında bulunduğunu görüyoruz.
Fransa’da « Fransız dilini koruma kanunu var »,  Amerika’da « İngilizce’yi koruma kanunu var… »  Biz ise dükkanlarımızın isimlerinden, çocuklarımızın isimlerine kadar bize layık olmayan kendi kültürümüzden kopuk isim yozlaşmalarının içerisindeyiz. En ufacık bir denetleme yok. Herkes halinden memnun. Olan Türk  Kültürüne ve Türk Diline oluyor.
Önümüze gelen bir çok kişi televizyonlarda « teşekkür ediyorum » deme yerine « mersi » diyor. Ben şahsen bunlardan rahatsızlık duyuyorum.
TV8’de 26.12.2005 tarih inde  ana haberlerin sunumunda « Yarın ara verildi… » denildi. Bilindiği gibi  yarın bulunduğumuz an için gelecek zamanı ifade etmektedir. «di » li geçmiş zaman gelecek için kullanılamaz. Bu sebeple bahsi geçen ifade :  « Yarın ara verilecek… » şeklinde olması gerekirken « Yarın ara verildi… » denildi. Anlaşılıyor ki konuşma metinleri gerektiği şekilde televizyonlarımızda denetlenmiyor. Böylece konuşma dilimizi yakından etkileyici yayın organları insanlarımıza kötü örnek olmaya devam ediyorlar.
Dikkatimi çeken bir husus da yarışma gibi bazı programların televizyonlarımızda kilise çanlarından oluşan müziklerle sunulması. Eh ne diyelim Müslüman mahallesinde demek ki salyangoz satanlar müşteri bulabiliyorlar ki bu şekilde uygulamalarla karşılaşıyoruz.
Kanal 7 Televizyonunda 02.01.2006 ana haberde konuşan Dr. Murat Soysal : « kuş gribinin Rezervoarı kuşlar » ve « antiviral ilaçlar »  « antigripal ilaçlar » gibi  ifadeler kullandı.
Halkımızın kaçta kaçı ifade edilen bu yabancı kelimeleri anlıyor, bu hiç düşünülüyor mu ?
Bu tür konuşmalar aşağılık kompleksinden mi kaynaklanıyor? Yoksa kendilerini kabul ettirmek için bir yol olarak mı görülüyor?
 
KIBRIS’A BİR BAKIŞ
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde araçların dümenleri İngiltere’de olduğu gibi hep sağda… İç içe olduğumuz, hatta « yavru vatan »  diye isimlendirdiğimiz Kıbrıs’ta bir İngiliz ağırlığını görebiliyoruz ama araçların dümenlerini sola çevirecek bir Türk ağırlığını ne yazık ki göremiyoruz. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp ta bu çarpıklık neyin nesidir diye bu konuyu ele almadı ?
Bütün bunlar bizim özümüze dönmemiz için önemli adımlar atmamızın gerekliliğini gösteriyor.
Yozlaşmaların diğer yozlaşmaları da beraberinde getireceğini unutmayalım.
İnşallah zaman zaman bu tür konuları dile getirmeye çalışacağım.
Hepiniz saygıyla selamlıyorum.
 

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
KURBAN BAYRAMINDA;               
Yine seni gördüm rüyam da.
Şiir gibiydin.
Makyajsız beyaz güller gibi
Makyajınla penpe güller gibiydin.
 
Şiiri okurken ağladın
Ben seni, ağla diye dünya ya
Getirmedim.   
Hep gülesin, neşeli olasın
Budur benim mutluluğum.
                                                   
Öğleden sonra geldin.           
Bayramdı o gün.                    
Sen bayramlar kadar sıcak,   
Ve bir o kadar da güzeldin.   
Sen benim kara kızım,        
Sevgili MİNEM'DİM!                  
04/09/2001-HAMAMÖZÜ
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
BİBER YİYEN ACISINA KATLANIR
Endamınıza hayranım
Ulu orta çıkışlarınız
Beni mest ediyor...
Korkusuzca yürümenize
Devam edin...
Unutmayın :
İster siz yiyin
İsterseniz başkalarına yedirin
“Biber yiyen acısına da katlanır.“
 
Geriye bakmayın hiç
Döktüklerinizi
Düşürdüklerinizi
Merak etmeyin
Nasıl olsa toplayan bulunur…
 
Siz önünüzdeki fırsatları
İyi değerlendirin
Yalpalamadan…
Çalkalamadan yürüyün!
 
Herkes sizi “efendi zannetsinler”
Korkularından da olsa
Karşınızda
Gerdan kırıp
Boyun eğsinler.
Unutmayın :
İster siz yiyin
İsterseniz başkalarına yedirin
“Biber yiyen acısına da katlanır.“
 
Ağırlığınız
Sağırlığınız
Ve boyunuzun ölçüsü
Nasılmış
Bir görsünler…
 
Zarafetiniz
Letafetiniz tarihe geçsin...
 
Gelişiniz alımlıydı
Gidişiniz çalımlı olsun.
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris – 02.01.2006
 

 

 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Yaşar KILIÇ
Yaşar KILIÇ Hayat Hikayesi
YUSUF
Yusuf, yakın kokuların sultan
Gözlerim çarmıha gerildi böyle
O'nun kanıyla kirlenmiş karanlığınız
Hey o buğday başakları görüyorum
Açlık yakalamış alçaklığınızı
 
Susamış çiçeklere cari veren O !
Heyecan gel gir çıkma kalbimden
Dostlara yayılıyor acıların ucu
Rüzgar iki huylu, yağmur ciddi
Sürgündeki varlığım dön yurduna
 
Yapraklarım örtmüyor dallarımı
Ölümsüz şehrin kılavuzuyum nasılsa
Telaşımda baharla kucaklaşma anı
Kuyu, kuyu ver Yusuf'umu
Yusuf özlemler sultanı
 

 

 
 
 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.