DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 7  SAYI 84    25 Şubat 2006

Mahmut Selim GÜRSEL BİZE NELER OLUYOR?
Mahmut Selim GÜRSEL HEMŞERİMİZ,YAZARIMIZIN RUSYA’DAKİ BAŞARISI SÜRÜYOR! “TUNCER CÜCENOĞLU  RUSYA’DA ÇIĞ’IN GALASINA KATILDI.”    
Mahmut Selim GÜRSEL ATASÖZLERİMİZDE ZEMHERİ (ZEMHERİR)
Atilla ALPAY SİGARA HARAM MI?
Ali EMİROĞLU SÜMERLERDE TARİHÇİLER (Vakanüvisler)
Üzeyir Lokman ÇAYCI BÜYÜSÜN ÇİÇEKLER
 
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
BİZE NELER OLUYOR?
Bu günlerde küçükler büyükleri,büyükler küçükleri sevmiyorlar. Sevgileri adeta bir nefrete dönüştü. kuşak farkı görüşlerden artık vazgeçtim,SAYGI denilen şey kalmadı.
Sizce bunların nedenleri nelerdir ?
Kabahat büyüklerde mi; Küçüklerde mi ?
İnançsızlığa itilmekte mi ?
Sadece bu dünyayı düşünmekte mi ?
Sizce bunların dışındaki etkenler var mı ?
Kabahat hepimizde. Dünya nimetlerini daha fazla kazanmak ve dünyada daha refah yaşadığımızı zannederek güzel gözüken görünümlere kanmamız değil midir ? bu geçici hayatın müreffek ve modern yaşamını almamıza karşı değilim. Sadece para kazanma hırsımız ve “Helal haram ver Allah’ım;çoluk çocuk yer Allah’ım” felsefesini benimsememizden bu sıkıntılara girdiğimizi düşünememekteyiz.
Bu sıralarda çok yoğun olan ve geçmiş iktidarların yanlışlığının semeresi gözüken AT  yavrumuz büyüyerek gelişti. AT yavrumuzun artık kundaktan çıkarak serpilmeye başlaması birkaç on yılı buldu,artık yürüyor,konuşuyor. Fakat AT yavrumuzun başka AT ülkelerinde dolaşıp iş araması kısıtlı. Belki 2020 yıllarında yani birkaç on sene sonra AT yavrumuzun kendi çıkarlarını arayabilecek yaşa gelecek mi ? Zannetmiyorum. Çünkü AT yavrumuzu bizler laf salatası ile büyüttük,bilgi eksikliği ile emzirdik,kapalı kapı arkası lapaları yedirdik. AT yavrumuz da anlayamadı,gelişemedi,fikir beyan eder duruma gelemedi.
Nedir bu AT yavrusu derseniz,bir zamanlar kurucusu olduğumuz AT a Yunanistan’la gireme teklifini ret ettiğimiz zamanlar kundakta olan Avrupa Topluluğu’dur. Bu yavru Avrupa’da gelişti,serpildi fakat Ülkemizde bazı sebeplerden dolayı büyüyemedi. Halende büyümesi önlenmeye çalışılıyor.
Kurucusu olduğumuz bu birliğin içine girmezsek neler olur ? Bana göre hiçbir şey olmaz. Zaten Avrupa’dan aldığımız malları yine alırız,zaten Avrupa bizden kaç kalem mal alıyor ki? Biz AT dışında bulunan ülkelere yalvar yakar sattığımız mallardan kazandığımızı AT a adeta hibe ediyoruz. Zaten imtiyazlı ortak olarak Avrupalıların gözündeyiz. Bizden iyi sağmal olur mu ? Üstelik ülkemizin olmazsa olmazlarını da bazı kararlarla baltalamaktalar,bizim idarelerimiz de bu baltanın sapı veya eli olmaktan geri kalmıyorlar. Tarımı yok ettik,ekonomiyi sanal olarak ayakta tutuyor fakat insanlarımızı aç ve geçinemez hallerde görmek istemiyoruz. Küçük esnaf ülkemizin bel kemiği iken ortadan kaldırılması için adeta üzerine bazı yeni vergiler sindiriliyor. Kara para ortada cirit atarken,ak parayı da görebilmek mesele.  Hani AT gireceğiz derken asgari ücretin en düşük Avrupa ülkesinin ayarında olması gerekmez mi ? İşsizlik sigortası alanlar artık ülkemizde gözükse de bu bazı şartları yerine getirenlere uygulanan bir sosyal yara değil mi ?
İşin kolayına kaçarak,oyalama taktiği ile AT çerçevesinde verimleş kararlar ile ülkemiz belirsiz olmayan bir bataklığı adım adım çekiliyor. Büyük Komutan Atatürk Muasır medeniyete girin dememiş,ondan daha ileriye gidin demişti. 1950 yıllarında işçi olarak Avrupa’ya giden birisinin ağzından duymuştum. “Ben ülkemde burada çalıştığımın yarısı kadar çalışsam burada kazandığımdan daha fazlasını kazanırdım” Demişti.
Çalışmadan hiçbir iş olmuyor. Çalışırken de ailemizi,etrafımızı kollayacağız. Onlarında kendilerine göre bir üretici olmalarını sağlayacağız. Sadece çalışmamızla değil,bilgi ve kültürümüzle de barışık olacağız,dinimizi imanımızı para karşısında terk etmeyeceğiz. Bu vatanın bilinen potansiyelini hep beraber belirli bir ritimle ortaya koyacağız. Hepimizin önünde bazı engeller olacak,bunları birleşerek ortadan kaldıracağız ki ülke refah içinde olsun. Dış yardımlarla,başka gelirlerle,bu işler yürütülemez. Daha doğrusu “Taşıma su ile değirmen dönmez”

 

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
HEMŞERİMİZ,YAZARIMIZIN RUSYA’DAKİ BAŞARISI SÜRÜYOR! “TUNCER CÜCENOĞLU  RUSYA’DA ÇIĞ’IN GALASINA KATILDI.”    
            Oyun yazarı ve dergimizin yazarı hemşerimiz Tuncer Cücenoğlu  Rusya’da 500 bin nüfuslu Kurgan kenti Devlet Dram Tiyatrosu’nun sahnelediği ve 2 Aralık tarihinden bu yana sergilenmekte olan Çığ (Lavina) adlı oyununun l8 Ocak’ta yapılan galasına Ankara Devlet Tiyatrosu rejisörlerinden Kemal Başar’la birlikte katıldığını öğrenmiş bulunuyorum.
Daha önceki sayımız olan 83. sayıda “Elena OGANOVA ÇIĞ KURGAN'A DÜŞTܔ yazısını yayınladığımız ve oyunun Rusça çevirisini Elena Oganova’nın yaptığı oyunu Litvanyalı yönetmen  Linas Zaikauskas sahneye koyduğunu ve Viktor  Antipin’in genel sanat yönetmenliğini yaptığı ve bu yıl 63 üncü kuruluş yıldönümü kutlanmakta olan “Kurgan Devlet Dram Tiyatrosu”nda ilk kez bir Türk oyun yazarının oyunu böylece sahnelenmiş oldu.
 
Rus izleyicilerin büyük beğenisiyle dakikalarca ayakta alkışlanan oyunu izleyen Cücenoğlu ve Başar oyun sonunda görüşlerini soran basın mensuplarına hem rejiyi hem de oyunculuğu mükemmel bulduklarını söylediler.
Basının ve izleyicinin  ilgisi karşısında  mutlu olduğu görülen Cücenoğlu ve Başar 20 Ocak günü de Devlet Akademik Dram Tiyatrosu genel sanat yönetmeni Vladimir Gurfinkel’in davetlisi olarak bir milyon iki yüz bin nüfuslu Chelyabinsk kentine geçtiler ve 23 Ocak tarihine kadar da orada kalıp kültürel bağlamda temaslarda bulunup Türkiye’ye dönmüş bulunuyorlar.
 Bilindiği gibi Cücenoğlu’nun Çığ adlı oyunu gene Rusya’da Ufa Devlet Tiyatrosu’nca  iki sezon önce sergilenmeye başlanmış ve başarıyla sürmekte olan bir oyundur. Çığ’ın Rusya’nın çeşitli bölgelerinde değişik tiyatrolarca da repertuarlara alındığı ve değişik yönetmenlerce sahnelenme  hazırlığına başlandığı da işin sevindirici bir başka yanı. Hemşerimize yazarımıza daha büyük başarılarını bekler, çalışmaların devamını dilerim.
Hepinize gönüz olmamasını dilediği zemherisiz günler geçiriniz derim.
Hemşerimize yazarımıza daha büyük başarılarını bekler, çalışmaların devamını dilerim.
Hepinize gönüz olmamasını dilediği zemherisiz günler geçiriniz derim.
 

 

 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ATASÖZLERİMİZDE ZEMHERİ (ZEMHERİR)
Zaman içinde; mevsimler gelir geçer ve bu zaman dilimleri belirli sıcak,ılık,soğuk ve ılık olarak birbirlerini takip eder, Dünyamızın dört mevsimi devamlı tekrarlar durur. Bizimde ömrümüz olduğu müddetçe bu mevsimleri yaşarız.
            Bu yıl yaşanan kış mevsimi Türkiye açısından yaşanan en şiddetli kış olarak ilan edildi. Hatta; kuzey kürede bulunan Amerika kıtasında bulunan Kanada da yaşayan teyzemin kızı ile e-posta ile mesajlaşırız 09-02-2006 tarihinde yolladığı mesajında “Kanada’da son iki güne kadar Antalya’nın bahar havası vardı. 100 senedir böyle bir hava olmamış burada. Şikayet etmedik ama hayra alamet değil. Dünya ısınmaya başlıyor. Buzullar çözülmeden Türkiye’ye gelsek mi ne dersin? Saka bir tarafa; bakalım dünyanın öbür taraflarında ne olacak.” diye yazmıştı.
Bende Türkiye’de son yüz yılın en soğuk günlerini yaşadık diye yazmıştım.
Bildiğiniz gibi atalarımız mevsimlerin belirli zamanlarına, kendilerine göre vakit dilimlerine belirli isimler vermişlerdir. “Zemherir” halk arasında; 21 Aralık gündönümünden sonraki gün olan  22 Aralık ile  Ocak’a kadar süren şiddetli soğukların bulunduğu zaman dilimine verilen isimdir.
            Bu senenin kışı en şiddetli 100 yılın soğukları ile birleşince, dünya bir nevi buzul çağının birkaç gününü yaşamış oldu. Bu soğuk günlerin atalarımızın dediği “zemherir” günlerinde gözükmesi ile onların söyledikleri atasözleri ve deyimlerin ne kadar doğru olduğunu biz modern çağda yaşayanlara tekrar hatırlatılmış oldu. Bu yıl yaşanan zemherir fırtınası (Zemherir fırtınası: bu tarihler arasında olan fırtına adıdır.)olmadı ise soğukların kesiciliği ve havanın soğukluğu fırtınayı aratmadı.
            Bu soğuk günleri geride bıraktığımız tarihte bu satırları yazarken bazı zemheri zühefalarını da (Zemheri zürefa’sı [zarif] :kışın şıklık olsun diye, ince ve açık renk elbiselerle gezen kimselere denilirdi.) pek çok gördük. Bu şahıslar İnşallah ileriki günlerinde sağlık problemleri yaşamazlar dileğinde bulunmaktan başka yapacağımız yoktu.
            Bu soğukların ne kadar şiddetli olduğunu atalarımız şu sözle gelecek kuşaklara uyarı olarak söyledikleri bir de atasözümüz ise zemheririn şiddetli geçmesinde de çiftçiye faydalı olabileceğini söyleyen atasözlerimiz de bulunmaktadır. ”Zemheri ya iti öldürür, ya çiftçiyi güldürür.” Demişlerdir ki; kışın şiddetli geçmesinde it yani köpek açlıktan daha çok soğuktan donarak öldüğü görülmüştür. Çiftçiyi güldürmesi ise şiddetli zemherir olunca kar yerden normal zamanından geç kalkar, toprak ve ağaçlarda geç uyanarak ileriki aylarda olacak olan sayılı soğuklardan korunmuş olduğundan çiftçinin meyve ve ekini bereketli olduğu görülmüştür.
            Geçmiş yıllarda zemheririn ılık geçtiği, bizleri fazla üşütmemiştir yine bu gibi günler içinde atalarımız “Zemheri hoş giderse kömüş göle yatar.” Burada söylenen de bilindiği gibi “kömüş” yani manda su gördüğü zaman fırsatı (yaratılışı itibariyle) gereği hemen suya girer. Zemherir zamanında havaların güzel gittiği günlerde göle sulamaya götürülen mandalar hemen suya girdikleri bilinmektedir.
Çorum’da bilinen ata sözlerimiz;” Zemheride gece açılır gün bozulursa yıl azgındır” denilmiştir. Zemheri günlerinde devamlı aynı ayarda soğuk giderse gelen mevsimlerin de düzgün olarak devam edeceği, gece bulutsuz ve soğuk olup; gündüz ılık ve yağışsız olursa gelen mevsimlerinde düzensiz olacağı yılında azgın yani zorlu geçeceğinin işareti saymışlardır.
Başka iki atasözümüz de: Ağustosta beyni kaynamayanın, zemheride kazanı kaynamaz.”,” Ağustosta gölge gezen, zemheride karnını ovar.”, Ağustos ayı bilindiği gibi çiftçinin tarlada hasat ve harman zamanına denk geldiğinden, bu aylarda çalışmayan çiftçilerin zemherir de aç kalacağını bildiren atalar sözümüz söylemektedir.
Görüldüğü gibi; atalarımız şiddetli soğuklarımızın bizlere faydalarını, zararlarını gözlem ve tecrübeleri ile iletmeye çalışmıştır. Bizler ise atalar sözlerimizi dikkatli olarak anlamaya ve ne söylediklerine baktığımız zaman bizleri yönlendirecek, faydalanacak, gözümüzün önüne bakmamızı sağlayacak bilgilerin yüklü olduğunu görürüz. Hiçbir atalar sözümüz boşa söylenmemiştir, eğer boşa söylendiğini düşünen babayiğit varsa bildirsin, bizde bilelim. Bilindiği gibi bilginin yaşı, zamanı yoktur.
Numaraları tıklayarak bir hafta içerisinde yağan kar manzaralarını sizlerle paylaşmak istedim
Hepinize gönüz olmamasını dilediği zemherisiz günler geçiriniz derim.

 

 

 
 
 

 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
SİGARA HARAM MI?
Yıllardır dinlediğimiz bu  bitmeyen tartışmalara bu tarihi günde aldığımız önemli haberle son ve tarihi bir nokta koymak istiyorum.
Ülkemiz insanlarının üçte ikisi iyi sigara içer. Alman ve İtalyan lütgatlarına bile “ Türk gibi sigara içmek ” deyimini yerleştirecek kadar bizimle millileşen bu zararlı alışkanlık artık daha da korkunç bir hal almış ve en az on yedi milyon vatandaşımıza öldürücü bir son darbeyi indirmek üzere laboratuvarlarda özenle hazırlanmıştır.
Otuz-kırk yıl önce filtreli sigarayı bile içemeyen Türk insanı bu zehire nasıl alışmış veya nasıl bulaşmıştır.
Yurtdışına gidip de orada Türk sigarası bulamayan insanlarımız bir müddet sonra kazançlarının önemli bir kısmını yabancı sigaraya yatırıp içindeki kimyasal maddeleri spermlerindeki kromozomlara yerleştirince onların torunları olan bugün ki Almancıların bile marlboro içmesi bilimsel bir gerçeklik olmuştur.. Adamlar bunun için laboratuvarlar kurmuş, bilim adamları kiralamış, karşı çıkanları yok etmiş ve var güçleriyle çalışarak dünyayı paylaşmışlardır.
Ülkemizde bu sigaraların bulunmaması ve kaçakçılığın önlenememesi bu insanlarımızın kimyasal sosu ve bağımlılık yapıcı narkotikleri barındırmayan yerli sigaraları da içememesi sonucu Tekel ; 2000 ve 2001 gurubu sigaraları imal etmeye mecbur olmuş, Amerikalı uzmanlardan yardım istemiş, içine önce TOZ ŞEKER, KAKAO VE ETİL ALKOL koymuş, yetmeyince de oradan ithal soslar getirilmiş ve bu marlboro taklidi sigaralara iyice yerleştirilmiştir. Tabii insanlarımızın içine de kanser tümörleri ve damarlarının içine de pıhtı, zift, nikotin, 4000 tür zehirli madde...
İstihbaratımıza göre AB nin emirleriyle en temiz sigaralarımız olan Maltepe ve Samsun ‘ un içine de toz şeker, kakao ve alkol yerleştirilmek üzereymiş...
Yani artık sigaradaki yine tekelin ürettiği Etil Alkol yani beyaz ispirto bal gibi bulunmakta ve tiryaki hangi sigarayı eline alırsa alsın, çektiği ilk nefeste 900 derecede ısınmış alkol buharını da içine çekmiş olmaktadır. Bu ağızda soğuyarak hemen alkole dönüşmekte ve tükürüğe de karışarak mideye inmektedir. Bu suretle de Müslüman haram’ı içmiş bulunmakta ve günah işlemektedir.
Daha soluk borusuna, yemek borusuna, mideye, akciğere yapışan yanmış şekeri ve kakaoyu, faili ve formülü meçhul ithal Amerikan soslarını konuşmuyoruz.
İnanmayan aldığı bir paket sigarayı açar açmaz koklasın eğer anlamıyorsa her adım başındaki tekel bayilerinden birisine koklatsın.
Bugün bu yazdıklarımız  sigaraya cevaz veren bazı hoca efendilerimize; kanser araştırmacılarımıza, Sağlık Bakanımıza otuz milyon tiryakimize ve ilgililere üzüntülerimizle ithaf olunur.
Saygılarımızla...

 

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
SÜMERLERDE TARİHÇİLER (Vakanüvisler)
            Sümerlerde sözcüğün ciddi anlamda tarihçi (Vakanüvis)  yetişmemiştir. Sümerlerde tarih bu günkü anlamda anlaşılmamıştır. Bu gün olayların devamı birbirini takip ettiği ve birbirlerini etkilediği üzerinde bileşilmiştir. Bu olaylar bizzat üniversal bu olaylar bizzat üniversal kanunlara tabidir. Dogmatik bir noktadan hareketle özel üniversal görüşle yönlendirilerek Sümerler tarihi olayların hayatta kaldığına inanıyorlardı. Her şey yapılmış ve hazırlanmış olarak dünyada var olduğu fikri hakimdi. Memleketlerinde çok şehir ve zengin devletler vardı. Bunlarda zengin köyler ve bakımlı çiftlikler bulunuyordu. Bu köy ve çiftlikler zengin teknik vasıtalarla politik, ekonomik ve dini kurumlarla donatılmışlardı. Bunların hepsi yaratan tarafından Sümerlere bahşedilmişlerdi. Bunlar, zamanın başlangıcından beri böyle bulunuyorlardı. Tanrıların istekleri idi. Bunlar hiçbir ilim adamının kafasında bu ülkenin önceleri bataklık ve ıssız bir toprak parçası olduğu canlanmıyordu. Bunlar sadece ve yalnız mutlu olan, onun için yaratılmış devletlerdi. Ancak uzun zaman sonunda değişiklikler meydana geldi. Pek çok nesil bu oluşumda emeğinin geçmiş olduğu anlaşıldı. Anlaşıldı anlaşılmasına ama bunlar Sümer tarihçilerinin üzerinde etki yapmadılar. Asıl modern sayılacak tarih anlayışı ortaya çıkmadan önce, her varlığın ve nimetin kendi tanrılarının bir lütfü olduğu fikri hakim kaldı. Sümerleri ayıplayacaklar, şimdi bile bu zihniyette pek çok insanın hatta insanlar gruplarının yaşamakta olduğunu düşünmelidirler.
            Modern tarih anlayışında objeler tarif edilir, sınıflanır taktikten genelliğe doğru yükseliveren ve işleri kendi kendine yürür. Bunlar metotları teşkil ederler. Fakat bu genel tanımlar Sümerlerde yoktu. En azından eserlerinde anlatılır ve anlaşılır durumda değillerdi. Pek çok sahada bu tespit ediliyor. Kazılarda gramer formları üzerinde listeler gösterilen tabletler bulunmuştur. Bu kataloglar, gramerlerin tasnifi üzerinde derin bilgiler veriyor. Listeler üzerinde bilgiler varda, hiçbir yerde kaideler bulunmuyor. Hatta; ortaya çıkarılmış pek çok matematik dokümanlar da durum aynı. Cetveller, problemler, izahlara açıklık getiren bir genel kanun, bir mütearife (xiome) herhangi bir teoriye rastlanmıyor. Hatta ağaç, nebat, hayvan ve taş isimleri ihtiva eden listelerde bulunmuştur. Sümerli tabii ilimler profesörleri bunları yazmışlardır. Bu envanterlerin prensiplerini anlama imkanlarımız yok. Aşikarı bunlar hakiki ilmi bir anlayıştan hatta; botanik, zoolojik yahut mineralojik kanunlar içtihatlarından gelmiyorlar. Bulunmuş hukuk koleksiyonları da var. Toplanmış ve listelenmiş bu kanunlar yüzlerce dir. Bunların hiç birisi genel anlamda jüridik bir düzenleme göstermiyor.
            Tarihte yeniden dönülürse, tabletlere ve saraylara bağımlı histarorafların topladıkları güzel yazılar listelerinde hemen hiçbir şey görülmüyor. Doğru metodik ve yükseltici bir tarih anlamı çıkmıyor.
            İnsan esprisinin sanatın insan düşüncesini iyi yönlendirildiği ve iyi anlaşılmasına yardımcı olduğunun idrakini anlaması daha yenidir. Sümerlerde Lepreux ve Grekler de görüldüğü üzere komple Tarih eserlerine rastlanıyor. Sümerler bir çok cins edebi tarz yarattılar ve geliştirdiler. Efsane (Mythes) Kahramanlık hikayeleri, dini marşlar (Hymnes) ve acındırma nağmeleri, denemeler, atasözleri (Proverbes) ve şurada, burada bilhassa epope’ler de tarihi denilebilecek hatıralar. Fakat tarih edebiyatı denilebilecek bir bulgu yok. Adak heykelleri, dikili taşlar (Steles) kozalaklar (Cones) silindirler, vazolar tabletlerdeki yazılar tarihi eserler maiyetinde anılabilirler. Göze çarpan olaylar kontanporon ve izoledirler. Bazıları öncelerdeki olayları ilgilendiriyor. Tarih sayılabilecek bu olayların tespiti ,İsa’dan önce 2400 yıllarına ait bulunuyorlar. Bunlara benzeyen başka vesikalar dünya literatüründe görülmüyor.
            Bu bahsettiğimiz primitif tarihçileri AGASH da yaşıyorlardı. Bu şehir Sümerlerin ortasında bulunuyordu. UR-NANSHE tarafından kurulmuş aktif bir hanedanın merkezi durumunda idi. Küçük oğul kahraman RANNTTUM tarafından geliştirilmiştir. Hatta bir ara bütün Sümer ülkelerinde hakimiyette temin edilmiştir bu kurulan hakimiyet kendisinden sonra LAGASH ın yıldızı sayardı ve URGKAGİNE etkisiyle söndü. Bu sonuncu UR-NANSHR dan sonra 8. hükümdardı.  Akıllı bir reformcu olan bu prens UMMA Kralı LUGALZAGGİSİ nin kafa tutmasına dayanamadı, battı. Kendisi de AKKAT’IN büyük SAROO’U tarafından öldürüldü..

 

 
 
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
BÜYÜSÜN ÇİÇEKLER
Sarılsınlar
Zamanın ince tellerine,
Tanısınlar derinliklerini
Yaşamanın...
Ulaşsınlar
Şiirsel görüntülere.
Zaten
Gürültüler,
Toz yığınları
Tedirgin ediyor onları...
Sadece bu da değil
Kuşkuları...
Karşı koyamıyorlar
Saldırgan böceklere.
Titreşimlerinde
Özlülükleri ;
Kıpırdayışlarında
Erdemlikleri gizli onların.
İpuçları sezgilerinde
Dostluklarının...
Yerlerinde
Güzel ve anlamlı onlar...
Oyuncakları değil
Tutkuların.
Dokunmayın da
Büyüsün çiçekler.
Paris, 08.03.2000

 

 

 
 
 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.