DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 8  SAYI 88    25 Haziran 2006

Mahmut Selim GÜRSEL TANITIMIN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ (!)
İsmet ÇENESİZ 6. BAHAR KONSERİ
Salim SAVCI O BENİM AĞACIMDI ! (Mustafa Kemal ATATÜRK)
Ö. Ertuğrul SOYACAK KENT PLANLAMASI
Ali EMİROĞLU ALTINA İMZANI AT!
Mahmut Selim GÜRSEL Hakan ERGÜN İLE BİR RÖPORTAJ
Mahmut Selim GÜRSEL BİLİNCE NE OLACAK?
Selma GÜRSEL KARAÇUVAL HELVASI
Özgür BİÇER KARARLI, GÖZÜ KARA
 
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
TANITIMIN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ (!)
Bu yıl yine erersek Çorum Fuar ve Festivali hazırlıkları yapılmaya başlandı. "26. Uluslar arası Hitit Fuar ve Festivali 5 Temmuz 2006 tarihinde başlayacak ve 10 Temmuz 2006 tarihinde son bulacak." Diye gazeteler yazdı.
Geçen yıl Çorum'da güzel iki tanıtım fuarı yapıldı. Yapıldı da;katılanlara sonuldu mu acaba memnun musunuz ?
Binincisinde;
Ben sordum,fakat medeni cesareti olmayan katılımcı temsilcileri fikirlerini söylediler,fakat...ziyaretçi....köyler... bu şikayetler oldukça çoktu.
Evet;yapılan işlerde muhakkak aksaklıkların olması olağan sayılan ülkemizde,karşı çıkacak veya itiraz edecek cesareti görememek çok can sıkıcı. Bu yüzdende bir sonraki etkinliklerde etkinliği yaparlara da ön bilgi vereceklerinin bilgisinden de yoksun olduklarını bilmiyorlar.
Ya etkinliği yapanların yapılan tenkitleri dikkate alacaklarına yapılan önerileri sanki bir karalama olarak görmeleri de ayrı bir dert. Halbuki yapıcı tenkitler bilindiği gibi bir sonraki yapılacak işlerde yaptığımız eksiklikleri tamamlamamıza yaradığını anlamamız gerekli değil mi ?
 
Geçen yıl;Çorum ve çevresini çok ilgilendirecek bir fuar organizasyonu oldu. Bir Çorumlu olarak hemşerilerimizi burada yeni teknolojiyi tanısın istedim. Kendime göre bir araştırma-soruşturma yaptım. Benim gördüğüm iki afişten başka bir tanıtım yoktu;birisi o firma ile tanıtıma katılan firmanın gubbeli camii yanındaki dükkanı ve birisi de Paşa hamamının karşısında bulunan bir dükkandı. Dükkana sorduğumda katılımcı olmadıkların afişi astıklarını söyledi. Yaklaşık 100 kişiye ile fuarı sordum,sadece 1 kişinin haberi olduğunu söyledi. Bazı o fuarla ilgili firmaların tanıdıklarım ile konuştun sadece birisinin haberinin olduğunu söyledi.
 
Tanıdık birkaç muhtarı aradım onlarında haberleri yoktu.
Evet bu ticaretti. Karşınızdakine sizi tanıtacağız diyerek belli bir katılım ücreti almak ve ziyaretçileri buralara yönlendirmek gerekli değil mi?
Bakalım bu yıl ne olacak?

Belki Çorum medyasında 17 Haziranda çıkan gazete haberlerini de basarak Çorum'da mahalli basından haberler diye bir broşür bile bastırabilirler. Belli bir ölçümde de birkaç bir ziyaretçi istatistiği verecekler.
 
Ben ve yazarımız Yaşar Kılıç’la birlikte ikindiden sonra gezelim dedik;gezdik. Bizden başka birkaç kişinin dışında katılımcılar oturuyorlardı. Resimlerden de gördüğünüz gibi,bekleşiyorlardı.
 
Yönetime bilgi verdiniz mi diye sordu;anlayamadığım birkaç söz söylediler. Bende önerilerde bulundu. Fuar açıldıktan sonra ziyaretçi çağırdılar.
Bizler ne yazık ki gerçeklerle değil,gerçek dışı bilgilere inanmaktayız.
 
 
Çorum da böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapması güzel bir şey de;bir kaç kişinin gelip gitmesi hem katılımcıyı,hem de ziyaretçiyi memnun etmesi ve Çorum'un bu sadece buraya getirilerek ÇORUMLUNUN İLGİSİZ GİBİ GÖSTERİLMESİNE karşıyım. Yapacaksanız gerçek tanıtımları yaparak Çorum'u ve Çorumluyu bilgilendirin. Ziyaretçi toplamak için açılıştan sonra arabalarla tellalları önce çıkartın,fuar açıldıktan sonra davet etmeyin. Çorumlu  onurludur davet edilmediği yere de gitmediği gibi geç davet edilen yere de Çorumluğun verdiği onurla gitmez.
İkincisinde; ise giriş ücreti kondu. Tabi mali açıdan girerken alınan biletlerin toplanması ile de o günün parası ile kaç kuruş toplandı,kaç tanesinden Belediye rüsumu alındı,kaçının vergisi verildiği de bana göre meçhuldür. Eğer böyle bir seri numaralı giriş bileti olmadığı da malumdur.
Evet bu yıl da ilimizde festival ve fuar açılacak. Naçizane tavsiyem ise:  Bu gibi etkinliklere katılanların daha dikkatli olmaları ve eksiklikleri ise yöneticilere söylemeli ve onlara verdikleri eksik hizmetlerin de ücretlerini geri istemelerini salık veririm. Tabii karar katılımcıların.
Ben bildiğimi söyledim “Anlayana sivri sinek az. Anlamayana davul zurna az”
Bu toprağın insanlarını birde katılımcı değiller imajını verdirmeyelim.

 

 

 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
 6. BAHAR KONSERİ
            Yine bir Bahar Konser’ini daha geride bıraktık. TSO TSM korosu Türk sanat müziğinin bir birinden güzel eserlerini seslendirdi. Şahane sesler, şahane müzik, güzide insanlar ve şahane bir Şef. Şef, Çorumun yetiştirdiği ender müzik adamlarından, büyük sanatçı Enver Leblebicioğlu.   
            06.05.2006 gecesi konserde söylediğim bir sözü burada tekrarlamak istiyorum, Şef Enver Leblebicioğlu bu müzik topluğunu yönetmekle kalmıyor aynı zamanda müziğin şiirini yazıyor. 
            Şehir dışında olmam ve İstanbul’dan Antalya’ya gidecek olmama rağmen sırf bu konseri izlemek için özel olarak Çorum’a geldim..
TSO TSM topluğunun Cumartesi günkü konserini izleme olanağı buldum. Ne iyi etmişimde gelmişim. Bu güzide topluluk bizlere şahane bir müzik ziyafeti sundu. Şahane bir geceydi. İcra ettikleri müziğin güzellikleriyle bizleri dertlerden, yorgunluklardan uzaklaştırdılar. Bizlere enerji verdiler. Konseri izleyenleri o eşsiz nağmelerle  kah duygulandırdılar kah neşelendirdiler. Bizlere 8 aylık bir emeğin mahsulünü sundular. Kusursuz denilebilecek bir konserdi, mükemmeldi doğrusu. Kendilerine sonsuz teşekkürler.   
            Davetiye verilenlere,  eğer gelemeyeceklerse bildirilmeleri rica edilmesine ve bunun için de ayrıca mailler gönderilmiş olmasına rağmen gelmeyen, böylece de, davetiye bulamayıp gelemeyenlerin hakkını yiyenlere söyleyecek söz bulamıyorum artık. Bundan sonra böyle durumları önlemek için biletlerin makul bir ücret karşılığı satılmasını öneriyorum.       
            Bu yılki konserde dikkatimizi çeken bir konuda daha önceki konserlerde görmeye alıştığımız ama bu konserde katılamayan, kemanda Ali Çağlar ve söylediği gazellerle koroya renk katan İlyas Karamanlı hafız idi. Bu güne kadarki katkılarından dolayı kendilerine kalbi teşekkürlerimizi sunuyor sonraki konserlerde kendilerini tekrar aramızda görmek istiyoruz.   
            Koroda ki herkes şahaneydi. Darbukada 42 yılını dolduran Bahri Tokyay kardeşimiz darbukanın döşüne hem vurup dövüyor hem de işin tadını çıkartıyordu. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu.
Sunucu Ruziye Hamında görevini güzel ve eksiksiz yaptı. O ne güzel ses, o ne güzel sunuştu. Kendisine buradan teşekkürler ediyoruz. Türkiye’de emsalinin çok az olduğuna inandığım bu güzide koromuz bu güne kadar Çorum’a kazandırdıklarıyla bir bakıma Çorum’un konservatuarı niteliğindedir.  Bize göre bu koro Çorum’un bir incisi, bir altını ise gereken değer verilmeli ve sahip çıkılmalıdır. (Altının kıymetini sarraf bilir.)  TSO TSM Korosu  Çorum TSO’nun dolayısıyla   da Çorum’undur. Bu koro Çorum’un  yüz akıdır. Gerek TRT’de gerekse de diğer illerde Çorum’u en güzel şekilde tanıtmakta ve  en güzel şekilde reklamını yapmaktadır.  
            Bu güzide topluluğa verdikleri bu güzel konserden dolayı sonsuz teşekkürler ediyor daha nice konserlerde beraber olmak dileğiyle saygı ve sevgilerimi sunuyorum efendim.

 

 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
 O BENİM AĞACIMDI ! (Mustafa Kemal ATATÜRK)
         Mustafa Kemal Çankaya’da bir bağ evinde kalmaktadır. Çankaya ile Ulus’taki Meclis Binasına giden yol üstünde,bir tek salkım söğüt ağacı vardı.
         Mustafa kemal;bu salkım söğüdün önünden geçerken çocuklar gibi sevinir. Yanında kim olsa:
         -Bak,bak ! İşte bu benim ağacım. Der. Akşam dönüşünde de bu konuşma yenilenir.
         Herkes bu salkım söğüde Mustafa Kemal’in ağacı gözüyle bakar.
         Günlerden bir gün,Mustafa Kemal,arabadaki konuğuna:
         -Bak,bak bu benim…” Der. Ağacın yerinde olmadığını görür gözlerine inanamaz. Şoföre:
         -Hemen dur. Der. Arabadan iner,yoldan geçen işçilere:
         -Buradaki ağaca ne oldu ? Diye sorar. İşçiler:
         -Onu kestik Paşam! Derler.
         -Neden ? Der. İşçiler:
         -Yolu genişletiyorduk. Mühendis beylerin buyruğuna uyduk. Cevabını verirler.
         Mustafa Kemal arabaya döner. Ellerini yüzüne kapatır,için için ağlar.
-O benim tek ağacımdı. Diye.
Nezihe Araz /Bir Zamanlar O Da Çocuktu. Adı Mustafa İnkılap Yayınları 1999

 

 

 
 

 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ömer Ertuğrul SOYACAK
Ömer Ertuğrul SOYOCAK Hayat Hikayesi
 KENT PLANLAMASI
                Bir şehrin sosyo ekonomik düzeyini şekillendiren üç ana unsur vardır.Kentin planlanması, devlet ve özel sektörün yatırımları,sivil toplum kuruluşlarının uyarıcı ve yönlendirici faaliyetleridir. Kenti planlaması kentin vizyonunun (gelecekte varılmak istenen yer )  tespitidir. Bu tespit her alandadır; tarım,hayvancılık ,sanayi,ticaret, turizm ,madencilik,ulaşım vb bir çok alanı sayabiliriz .Biz bu yazımızda imardan bahis etmek istiyoruz .Bu günü anlamak için önce dünü bilmek gerektiğine inanıyorum .
              Çorum imarına ait ilk çalışmalar 1933 yılında göreve gelen Belediye Reisi Baha Bey tarafından Nafıa müdürü mühendis Nusret Beye yaptırılmıştır.Bu plana göre şehir Albayrak Gazipaşa okullarından ve kaleden geçen cadde esas tutularak eski ve yeni  olmak üzere şehir iki kademede planlanmıştır. Kuzeyde kalan kıraç alanlar yeni iskan alanları olarak gösterilmiştir.Ancak planı yapan mühendisin ihtisası Dahiliye Bakanlığınca uygun görülmediği için plan tasdik edilmemiştir.
              1934 Yılında Belediye Reisi seçilen Pertev bey in Macar Mühendise hazırlattığı imar planına göre eski hükümet binasının etrafına çarşı ve eski Çorumda ufak meydanlar tanzim ettikten sonra eski Çorum’un etrafını yeşil bir bantla ( kale ,Ulu mezar) kuşatmakta ve bu bantta spor tesisleri oluşturmaktadır.Bu bant  dışına yeni Çorum’u planlamaktadır.
              1942 Yılında Baha Bey tekrar Belediye Reisi olunca, Pertev Beyin Macar mühendise yaptırdığı planı uygulamadan kaldırarak Menteş adlı mühendise yeni imar planı hazırlatmıştır.Bu imar planına göre saat kulesi merkez kabul edilerek her biri 24 m genişlikte beş istikamette ana yollar ( Samsun, Mecitözü,Ankara, İskilip , Osmancık ) merkez meydanda birleştirilmiştir. Diğer ara sokaklar  9-12 m kabul edilmiştir. Planın onayı için yapılan meclis toplantısında Çorum Belediyesinin mali durumunun müsait olmadığı gerekçesi ile   Ankara ve Samsun yolunun 24 m açılması diğer yollardan vazgeçilmesi görüşü benimsenmiştir. Proje müellifi önce  plan aynen uygulanmazsa bu işten çekileceğini bildirmiş ancak sonradan bazı belediye meclis üyelerince  ikna edilmiştir. Ve plan bu şekli ile tasdik edilmiştir. Osmancık caddesi 1960 ihtilalinden sonra açılmıştır.
              İmar planını sadece imar planı yapımcısının ve Belediyenin işi olarak görmek,sonunda konut alanı,yeşil alanı,ulaşımı ,otoparkı,yaya yolu ,bisiklet yolu ile kitlenmiş bir kent çıkarır karşımıza,  çağımızın anlayışı katılımcılıksa imar planı yapılırken halkın talepleri alınmalı ve halkın çözümleri dinlenmelidir. Geleceğin tanımlanması yapılırken öncelikle o yörede yaşayan insanların ,sivil toplum örgütlerinin katılımı sağlanarak, onların öneri ve uyarıları alınmalıdır.Her şeyi bilen belediye anlayışından yerine halka danışan belediye anlayışının seçilmesi halkta alınan kararlara sahiplilik duygusu uyandırır.Acaba halka sorulsa idi aşağıda belirtilen  bazı uygulamalar böyle mi olurdu?
              Albayrak caddesinin genişliği,Küçük sanayisinin yeri,Üniversiteyi oluşturacak fakültelerin yeri ( mühendislik, veteriner, iktisat ) ,Emniyet sarayının yeri,Mevlana oto parkı ,Yunus Emre iş merkezi,Özel idare iş hanı (kültür sitesi), çok farklı kat uygulamaları, eski dokudaki uygulamalar, bu listeyi uzatmak mümkün dür ve burada yapılan tespitlerdeki  amaç şehrimizin geleceğine ilişkin yapılacak çalışmalarda  dünü hatırlatmaktadır.
            Kentin planlamasının önemli unsurlarından biri olan imar uygulamaları için belediyemiz ivedi olarak nazım imar planı çalışmalarını başlatmalı ve bu çalışmaları Çorum halkı ile birlikte yürütmelidir.2005 Yılında başlatılan konut seferberliğinden çorumda yeterli ölçüde faydalanabilmesi için arsa üretimi konusunda belediye şehrin önünü açmalıdır . Şehrimizde de tercih edilmeye başlanan site tipi yerleşim için yeterli ve müsait arsa  sıkıntısı çekilmekte daire karşılığı arsalarda rayiçler % 45 - %50 civarlarında seyir etmektedir.  Bu sonuçta daire fiyatlarına yansımakta, Ayrıca konut seferberliğinde pastadan yeterli payı almamızı zorlaştırmaktadır.Belediyemiz kent dönüşüm projesi olarak sadece saat kulesinin etrafını düşünmeyip daha kapsamlı düşünmelidir eski dokular  ve eski deprem yönetmenliğine göre inşa edilen yapılarda içeren kent dönüşüm projesi tüm sivil toplum örgütlerinin katılımı ile tartışılmalıdır.Yatay gelişim yanı sıra düşey gelişimden çekin ilmemelidir.
              1942 Yılında hazırlanan  mali yetersizlik gerekçesi ile tasdik edilmeyen plan o zaman tasdik edilse idi geçen zaman içerisinde bu yollar meydanlar oluşacak ve bugün o meydanı oluşturmak el öpülecek ve heykel dikilecek   bir olay gibi düşünülmeyecekti bu günde içinde aynı şeyler geçerlidir bizler yarının Çorum’unu şekillendirecek imar planın yapmazsak ,yapıp da uygulayamazsak gelecek kuşaklar ataları olan bizleri onlara bıraktığımız mirasa bakıp kim bilir  nasıl anacakladır..

 

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
ALTINA İMZANI AT !
         Sayın Meclis Başkanımız İsveç seyahatinde,İsveç Parlamentosu önünde bir konuşma yapıyor. Bu nezaket konuşmaları,zama zaman her memlekette olur. Bizi sorgulayan ülkelerden birinin meclisi önünde yapılan bu konuşmanın,ülkemizin basınında yeterince yer almamış olması üzücüdür. Konuşmanın ülkemizin basınında yeterince yer almamış olması üzücüdür. Konuşma çok güzeldi ve hem de çok orijinal vasıflar taşıyordu. Bizim basın için neyin çok ehemmiyet taşıyacağını bile kestirmekte bazen zorlanıyoruz.
         Meclis Başkanımız Sayın Arınç;İsveç Parlamentosunda sorgulanıyor. Ermeni Soykırım olayının ne vakit kabul edileceğini soruyor. Terör olaylarına da dokunuluyor. Yeni çıkacak kanunda ileri gidilmesini bile soruyor.
         Sayın Arınç’ta;işgal ettiği makamın şerefine yakışır şekilde soruları cevaplandırıyor. Türkiye’nin soy kırım gibi bir suçu işlemediğine kendisinin de inanmadığını,kendi arşivinin de açık bulunduğunu,her devlet arşivinin de açılmasının gerektiğini,arşivleri yetkili insanlarca tetkik edildikten sonra yine kendi kararların yetkili tarihçilerce verilmesi gerektiğini anlatıyor. Parlamentodaki milletvekillerinin,tarih yapma ve yazma yetkilerinin bulunmadıklarını ilaveden de geri kalmıyor
         Ayrıca Sayın Arınç;Türkiye’nin laik demokratik bir cumhuriyet olduğunu ve insanların istedikleri inanca sahip olabileceklerini ekliyor. Devletin,dininin olmadığnı ve her inanca eşit mesafede bulunduğunu yapıştırıyor.
         Atatürk;mezardan ayağa kalkmış olsa,başka türlü konuşamazdı. İsmet Paşa’nın böyle bir imkanı olsa,o da aynı biçimde konuşurdu. Bende,Sayın Arınç yanılıp ta beni müşavir olarak götürmüş olsa ve yerine konuşmama da izin verse bunlardan başka düşünmez ve konuşmazdım. Hani diyorlar ki;bu iktidarla bu muhalefet hiçbir noktada anlaşamıyorlar ?  Bütün bunlar ortadan silinmiş oluyor mu ? Sayın Meclis Başkanımız bu konuşmalarına göre,laik bir insan olmuş oluyor mu ? Devlet kurucusu gibi konuşmuş olan bir insan laik değil midir?
         Dışarıda;İsveç’te olan konuşmasına göre Sayın Meclis Başkanımız Arınç en ileri bir laik insandır. İnsanlar laik olmazlar saçmasında da benimseyeni değildir.
İnsanlar;Cumhuriyetçi olabildiklerine göre,kralcı olabildiklerine göre,insanlar laikte olurlar. Laik insanların inançsız olduklarını iddiaya kalkmak sadece cehaletin işareti olmaz,aynı zamanda münafıklığın da işareti olur. Bu söylediğimiz anlamların hepsi,insanlar içindir.
         Dışarıda,bu kadar açık ve net konuşan,hiçbir şüpheye yer bırakmayan Cumhuriyetçi görüntüye bürünen Sayın Arınç’ın şimdiye kadar içte konuşmaları laik insan imajı veriyor mu idi ?
         Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’i  eşleriyle birlikte bir dış seyahate uğurlarken;kapalı eşleriyle bulunmaktan nasıl rahatsız olduğu hatırlardan silinir mi ? Müşkül durumda kalmasına ve bunu itiraf etmesine rağmen,Sayın Arınç Cumhurbaşkanımızın düşüncelerini paylaşmış mıdır ? Kendisi içteki konuşmalarında hiç kendisinin laik olduğundan bahsetmiş midir ? Eşini,çağdaş kıyafet giyinmeye davet etmiş olduğunu duydunuz mu ?
         Tutulan yolun çıkar yol olmadığını Sayın Arınç anlamış durum gösteriyor. Açık durum almaya cesareti var ise ve nede istek sergiliyor. Bu iki inanç bir arada ne kadar taşıyabileceği de anlaşılmaz bir soru olarak kalıyor. 

 

 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi

Hakan ERGÜN İLE BİR RÖPORTAJ

      Merhabalar.Bu ay sizlere;kendi çabaları ve girişimleri ile bir ekol olan Barış Manço’nun yolunda ilerleyen ve onun eserlerini yaşatan genç bir arkadaşımızı bu söyleşide tanıtmaya çalışacağım:
     Mahmut Selim Gürsel: Hakan Bey! Kaç yılında doğdunuz ve aslen nerelisiniz ?
     Hakan Ergün: Merhabalar. 1978 yılında Üsküdar’da gözlerimi dünyaya açtım ve aslen Malatyalıyım.
    
      Mahmut Selim Gürsel:Müzik hayatına ne zaman ve nerede başladınız ?
      Hakan Ergün: Müzik yaşamıma 13 sene önce, alanında isim yapmış devlet sanatçılarından
TSM, THM, Musiki, şan ve solfej eğitimi alarak başladım. Müzik için benim çocukluk aşkım diyebilirim. Küçük yaşlardan beri kendimce söyler,yorumlardım. Fakat piyasaya atılmak aklımda yoktu. Beni müzik alanında ilerlemeye yönlendirenler, arkadaşlarım ve çevremdeki insanların ısrarları
oldu. Aslında iyi ki de oldu diyebilirim, zorlu bir yol olduğundan kimsenin şüphesi olmasın, ama işime aşığım.
     
     Mahmut Selim Gürsel: Topluluğunuz var mı,varsa arkadaşlarınızı kısaca tanıtır mısınız ?
     Hakan Ergün: Sabit bir topluluğum yok, konserlerde etkinliğin boyutuna göre, dışarıdan müzisyen arkadaşlarla çalışıyoruz.

 

     Mahmut Selim Gürsel: Sizlerin ideali olan,kendisini örnek seçtiğiniz sanatçı var mı ?
     Hakan Ergün: Elbette. Müziğe beni bu denli aşık kılan bir isim var elbet. Birçoklarına olduğu gibi bana da ilham olan isim, Barış Manço. Bizler Barış Manço, Cem Karaca gibi üstatların müzikleriyle yoğurduk kendi müzik kültürümüzü. Bu isimler müzik tarihimizde unutulmayacak eserlere imza attılar. Ayrıca Barış Manço kendisini ifade ederken, müziğin onun için sadece felsefesini insanlarla paylaşmak için bir araç olduğunu ifade ederdi. Barış Manço, gerek şarkılarıyla gerek kişiliğiyle birçoğumuza
örnek teşkil ederdi. Onun felsefesi, sevgi ve barışı dünyaya aşılamak, bu ikisi ile üstesinden gelinemeyecek problem kalmayacağını insanlara anlatmaktı. Şarkıları dinamik, aynı eksen etrafında dönmeyen, şimdiki piyasa şarkılar gibi değil, içinde bir anlam, felsefe barındıran, topluma
ve yaşayışa ışık tutan eserlerdi.

 

     Mahmut Selim Gürsel: Örnek Seçtiğiniz sanatçının eserlerini okuyor musunuz ?
     Hakan Ergün: Tüm konserlerimde ağırlıklı olarak Barış Manço repertuarı okuyorum. Bu zaten benim kendime edindiğim misyonun bir parçası. Aslında parçası demek doğru olmaz, bu misyonun çıkış noktası. Ancak bu noktada zorlandığımız zamanlar oluyor. Bazı insanlar derinlemesine
incelemeden, kendilerince haklı olarak benim bu ismi basamak olarak kullandığım fikrine varıyorlar. Ancak 6 sene içerisinde yaptığımız çalışmalar incelenirse, nerede hangi organizasyonda nasıl bir emek
sarfettiğimi, bunun karşılığında bir talebim olup olmadığını,organizasyonların bağımsız ve tarafsızlığını görebilirler. Bugüne kadar düzenlenen organizasyonlara katılım göstermenin yanısıra, kendimiz de
arkadaşlarımız ile okullarda bu tip etkinlikler düzenleyerek, bizim kadar şanslı olmayan yeni nesillere, Barış Manço gibi bir üstadı tanıtmak, şarkılarını sevdirmek, felsefesini aşılamak için halen yoğun çaba
göstermekteyiz. Tek sitem etmek istediğim nokta şu ki, insanlar Barış Manço, Cem Karaca gibi üstadların isimlerini yaşatmak, unutturmamak için çok da çaba sarfetmiyor açıkçası; ancak unutturmamaya çalışanlara engel  olmasınlar.

 

     Mahmut Selim Gürsel:Üretenlerin eserleri hepsi aynı ayarda ve sevgi ile anılır,sizin kendinize ait öne çıkan bir çalışmanız var mı,ayrıca parçalarını zevkle okuduğunu sanatçının en sevdiğiniz parçası hangisi?
     Hakan Ergün: Parçalarımın sesimi iyi yansıttığını düşünüyorum. Emekte zaten ayımcılık yapamıyor insan, hele ki emeğini duyguyla üretiyorsa. Ancak ben değerlendirmelerimi, hangi parçada sesimi ne kadar verimli kullanabildiğime göre yapıyorum. Buna göre beni en iyi yansıtan parçamın “Son Veda” olduğunu düşünüyorum.

 

     Mahmut Selim Gürsel: Bildiğim kadar ilk topluluk olarak ilk konserinizi hatırlıyor musunuz ?
     Hakan Ergün: Elbette. Kadıköy meydanında düzenlenen Barış Manço doğum günü kutlaması ve yine Barış Manço’nun evinin balkonunda verdiğim konser, sahne hayatımın en unutulmaz ilklerindendi.

 

     Mahmut Selim Gürsel: Bu söyleşi 15 Mayısta Çorumlu 2000 Sanal dergimde yayınlanacak,bu tarih hesabı ile en son katıldığınız etkinlik hangisidir?
     Hakan Ergün: En son Kadıköy’de, Engelliler haftası kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte Yılmaz Morgül ile aynı sahneyi paylaştım.

 

     Mahmut Selim Gürsel:albüm çalışmanız var mı;yakında albüm çalışması yapacakmısınız ?
     Hakan Ergün: Şu an parçaların kayıtları bitmek üzere. Kendi imkanlarımızla ilerleyebildiğimiz kadar ilerliyoruz; ancak bu çalışmanın bir albüm içerisinde müzik marketlerde, raflarda yerini alabilmesi için sponsor desteğine ihtiyaç duymaktayız. Her şey neredeyse hazır gibi, bizler de heyecanla bekliyoruz.

 

     Mahmut Selim Gürsel: Albüm çalışması yapacaksanız hangi parçalara ağırlık vereceksiniz ?
     Hakan Ergün: Anadolu Rock soundunda, kültürel motifleri modern kalıplar içersinde barındıran, güzel mesajlar taşıyan bir albüm hazırlıyoruz. Burada amaç şöhret olup ekranlarda görünmekten ziyade, insanlara müzikal anlamda kalıcı lezzetler bırakmak. Bizler de parçalarımızı ve soundumuzu buna göre belirliyoruz.

 

     Mahmut Selim Gürsel: Size göre sanatkar olmanın sırrı nedir ?
     Hakan Ergün: Sanat, sanatçının duygularını estetik kalıplarla geniş kitlelere ulaştırma biçimidir. Buna göre sanatçı olmanın sırrı, bence duygudur.

 

     Mahmut Selim Gürsel:Yine size göre sanatçı olmanın en zor zamanı ne zamandır ?
     Hakan Ergün: Zor diye bir şey yok aslında. Bu işe aşık olmayan, üstesinden gelemez, fazlasıyla yıpranır, ancak sanatına aşk ile bağlı insan bu zorlukları görmezden gelebilir. Bu nedenle ben kendi açımdan zor diye bir şeye inanmıyorum. Sabır...

 

     Mahmut Selim Gürsel: Bildiğim kadar Internet teknolojinden faydalanmayı biliyorsunuz;siteniz var mı ?e-postanız var mı,e-postanıza ne sıklıkla e postası geliyor,sakıncası yoksa cevaplar mısınız ?
     Hakan Ergün: bir websitem var ve e-posta hesabı olarak hakan@hakanErgün.com kullanmaktayım. E-posta trafiğim oldukça yoğun. Günde en az on defa kontrol etmem gerekebiliyor. Zaten internet günümüzde olmazsa olmaz denilecek bir teknoloji, bir yayın organı. Ben de websitem vasıtasıyla çok güzel insanlarla tanışıyor, geniş kitlelere ulaşıyor, güzel paylaşımlarda bulunuyorum.

 

     Mahmut Selim Gürsel:Belli olmaz;eğer sizi ÇORUM’A davet eden birileri çıkarsa bu davete grubunuzla gelmeyi düşünür müsünüz?
     Hakan Ergün: Tabi ki. Müziğin ve paylaşımın olduğu her yerde bizler de varız. Zaten bunun için yola çıkmadık mı?

 

    Mahmut Selim Gürsel: Teşekkürler Hakan. Son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz birşeyler var mı?
    Hakan ERGÜN:İnsanlar müzik anlamında taleplerinin çizgisini yükseltmeli diye düşünüyorum. Ve Barış Manço, Cem Karaca gibi Zeki Müren gibi ve ismini burada telafuz edemediğimiz, Kültürümüze büyük imzalar atan ustalarımızı ve eserlerini unutmamalı, yeni kuşaklara bir şekilde aktarmalı diyorum. Buna ek olarak Lütfen incelemeden, anlamadan dinlemeden kimseye sert eleştirilerde bulunmayın, çünkü o insanlar, birçoğunuzun üşendiği şeyleri   gerçekleştirmeye canla baş koymuş olabilirler.

 

     Mahmut Selim Gürsel:Bu söyleşi için teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim.
     Hakan Ergün: Bu keyifli sohbet için ben teşekkür eder, başarılarınızın devamını dilerim.

 

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
 BİLİNCE NE OLACAK?
            Bilmek!
            Bilince ne olacak?
            Bilmezsem ne kaybederim? Bilsem ne kazanırım?
            Öğrenmek.
            Önemli olan verilen bilgiyi öğrenmek istemeyen kişiye zorla kabul ettirmek gibi bir zorunluluğumuz ve mecburiyetimiz yok.
İnsanlar bildiklerini, anlatırlar, gösterirler, yazarlar ki; diğer bilgiye ihtiyaçları olanların bilgi dağarcığına bildiklerimizi aktarabilirim.
            Bilgi sahibinin de bilgisini verme mecburiyeti de yok. Fakat bildiğini anlatmaları, göstermeleri, yazmaları gerekli değil midir?
            Bilgi paylaşılmadıkça bilgi olmaktan çıkar görüşüme sizlerinde katılacağını düşünmekteyim. “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “
            Bilgi ile ilgilenmeyenlerimiz de olabilir. Onlar için bir şey söylemeye hakkımız var mı?  Hayır, onlara bir şey söylemeye hakkımız yok. Neden? Derseniz ki; bilgi zorla öğretilmez, ilgisi olmayana da bilgi veremezsiniz. Belki yaşınıza başınıza bakarak sizi dinler gözükse de ilgisi dâhilinde ki bir bilgiyi öğrenmek istemez. Beklide öğrenme kapasitesi düşüktür, bu da bizi ilgilendirmez. Ya da; ilgi alanı dışındadır, bu bilgileri almak istemez.
            Bazıları da, bilmezsem ne kaybederim? Bilsem ne kazanırım? Diye sorarak bilgiyi öğrenmek için düşünürler. Bence; bilmek insan olarak bize verilen kabiliyetimize katkısı olan bir olgu olmakla beraber, bizi olgunlaştırır ve öğrendiğimiz yeni bilgilerle gerek olduğunda bilinçli davranmamıza imkân vermesi açısından önemlidir.
            Öğrenmek. İşte, bu bizim için en önemli yetenekle ilgili bir kelime. Her şeyi öğrenmek istememiz bizlerin yaratılışında olan bir veri. Bu veriyi her birimiz çeşitli şekil ve işlerde kullanırız. Kimimiz sanatkâr, kimimiz zanaatkâr oluruz. Mesleğimiz ile ilgili öğrenmek istediklerimizden başka bizi ilgilendiren konularla da merakla izleyenlerim olabilirler. Bazen bu merak onlara yeni mesleklerde kazandırabilir, hayatlarında yeni bir sayfa açabilirler.
            Öğrenmenin yaşı ve zamanı yoktur. Hepimizin merak ve ilgi alanlarını geliştirmek için öğrenciliğimizi bitiremediğimizi biliyoruz. Bu öğrenciliğin sinir ve mekânının sonsuzluğu karşısında da bazen şaşırıyoruz yukarıdaki soruları kendimize sorabiliyoruz. Bilmek! Bilince Ne olacak? Bilmezsem ne kaybederim? Bilsem ne kazanırım? Diye kendimize sorular soruyoruz.
            Bilmek ve öğrenmek. Kendi imkânımızla ve diğer imkânları kullanarak elde edeceğimiz değerli bir işlem. 11/06/2007

 

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
KARAÇUVAL HELVASI
MALZEMESİ: 2 bardak un,yarım bardak kara pekmez,0,5 (yarım) bardak su
Unu yağsız olarak kısık ateşte bir tavada karıştırılarak kavrulur.
Kavrulan un soğuyunca ince elekten elenir. 
Elenen unun içerisine pekmez ve su katılarak elle yoğrulur.   
Elde edilen helva yumurta büyüklüğünde elle sıkılarak tabaklara konulur ve servis yapılır. 

 

 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Özgür BİÇER
Özgür BİÇER Hayat Hikayesi
KARARLI, GÖZÜ KARA,
Ümit dolu olmalı insan
Nice zaman
Uzanabildiğin en uzağa
Uzatmalı elini, beynine sınır koymamalı ki.
Sevgiyle,
Emekle  büyütmeli,
Yaşam sevincini.
Kendine sınır koyma üstat!
Kanadına tak bir güvercinin,
Sevgi yüklü ezgilerini.
Uçur güvercinlerini bir, bir sonra
Kanatlansın, kanatlansın, kanatlansınlar.
 ÇORUM 19.04.2002                                   

 

 

 
 

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.