DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 8  SAYI 91    25 Eylül 2006

Mahmut Selim GÜRSEL RAMAZAN 
Mahmut Selim GÜRSEL BU GÜN KONUMUZ HASAN PAŞA KÜTÜPHANESİ
Mahmut Selim GÜRSEL BİLGİ İSTENİNCE VERİLİYOR
İsmet ÇENESİZ MUTLULUK VE HORMONLAR
Ö. Ertuğrul SOYOCAK SAĞ VE SOL
Salim SAVCI BAZI SÖZCÜKLERİ HİÇ SÖYLENMEMELİDİR
Güner KAYMAK- Mahmut Selim GÜRSEL İNTERNETTE SÖYLEŞİ BİR EL YAZMALARI VE ÇÖPLÜK ÇARŞISI
Hasan Lâtif  SARIYÜCE BATI TRAKYA’YA DOĞRU GÜMÜLCİNE’DE
Selma GÜRSEL PATLICAN YEMEĞİ
Hasan Latif SARIYÜCE MENEKŞELER
Şükrüye BEZGİN GİDİYORSUN
Paşa ÇETEN ARAF
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
RAMAZAN 
            Bu ay içinde Mübarek günleri idrak ederken 12 ayın sultanı başlayacak. 24 Eylül 2006 tarihinde sonra oruç tutanlar, oruçlu olacaklar.
Allah C.C. Kur’anı Kerim Bakara Suresinde şöyle buyurmaktadır:
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an-ın indirildiği aydır...”
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de bu ayla ilgili olarak:
"Bir kimse, inanarak ve sevabını sadece Allah’tan bekleyerek, Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır “Buharî, Savm,7.
Dünyamızın en güzel günlerinden bir gün de bu ayın içinde bulunan Kadir Gecesini de kutlayacağız.
 İnananlar için güzelliğin, hayırın, iyiliğin bulunduğu bu ay içerisinde de bazı zararlı şeylerden de uzak kalacağız. Alkol, sigara, çok yemek gibi alışkanlıklarımızı terk edeceğiz.
Bu ayda yapacağımız ibadetlerin Rabbimizin katında verilecek sevahları, diğer günlerden daha fazla olacağı için açıktır. Oruç Allah C.C. Emri ile tutulması ve kimin oruçlu, kimin oruçsuz olduğu dıştan bilinmediği için Allah’la kulu arasında olan bir ibadet olduğundan da değeri daha fazla olmaktadır.
Bizlerin sadece ağzımızla oruç tutmamamız, elimizle, dilimizle, hareketlerimizle de oruç tutmamız gerekmektedir. Alacağınız sevabı kat kat hak etmek için bu uzuvlarımıza dikkat etmemiz gerekmektedir.
Ramazan ayı içerisinde  hayır ve hasenatları bol bol yapmanın da, bu aya mahsus bereketten faydalanmak için bizlere sunulmuş bir imkandır. Bu imkanın kıymetini bilen müminler de zekatlarını bu ayda vermeyi adet edinmişlerdir. Zekat ibadeti de bilindiği gibi belirli mallar üzerine olan Allah C.C. fakirlere biçtiği bir hak ödeme şeklidir.
Bu ayda ayrıca bolca Kur’an-ı Kerim okumalıyız. Arapça Kur’an okumalı bilmiyorsan Kun’an Meali yada Kur’an tefsiri okuyarak dini bilgilerimizi geliştirmeliyiz.  İbadetlerimizi çoğaltmaya bakmalı ve Ramazan’dan sonrada bırakmamak için gayret göstermeliyiz.
İnananların; Ramazan Ayı’nın, milletimize, tüm Müslüman alemine hayırlar getirmesini, insanlığın hidayet ve barışına vesile olmasını diler; bu bereketli günlerden layık oldukları bereketi almalarını dilerken hepinizin mübarek Ramazan’ını kutlarım

 

 

 

 

 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
BU GÜN KONUMUZ HASAN PAŞA KÜTÜPHANESİ (*)
Cumhuriyet Döneminin ilk kütüphanesi, yukarıda ismi geçen kitaplıklarda bulunan kitaplar birleştirilerek halkın istifadesine sunulması için Çorum'da bazı çalışmalar yapılmıştır.<1>  Çorum'da bulunan kitapların önemi ve Çorum için gerekliliği belirtilerek <2> çeşitli girişimler neticesinde, kütüphane hususi inşaat komisyonu kurulmuştu. <3> Komisyon, Çorum'un çarşı ve Hükümet binasına yakın olan bir akarın arkasında bulunan kullanılmayan arsaya kütüphane binası yapılması için karar verildi.<4>  
Kütüphanenin temel atma töreninde, Çorum'un ileri gelenlerinin tamamı bulundu. <5>  Törende, Hoca Kamil Efendi, kütüphanelerin ve kitapların ehemmiyeti ve önemi hakkında konuşma yaptı. <6> Konuşmasının sonunda, istikbalin münevver gençlerini şimdiden selamlarım diyerek konuşmasına son verdi. <7>  Merasime o tarihte görevli bulunan İçişleri Bakanı Cemil Bey, Sağlık Bakanı Refik Beyde bulunmuşlardır.  Bina için sarı taşları köylüler parasız getirmişler, ustalar da bazen para almadan çalışmışlardı. Devrin mimarlarından olan amcam Abdülmuttalip Usta tarafından planı ve yapımı üstlenilmişti.
Binanın  bitiminden sonra, bütün kitaplıklardan birleştirilen kitaplar, binanın ikinci katına  bulunan  dört oda bir salon olan kısmına taşındı.  Birleştirmeyi gerçekleştiren Dr. Mustafa   Cantekin'dir.  Üç  kitaplığın  ikisi  Maarif Müdürü Şefik Bey, Üçüncüsünü de Vali Cemil Bardakçı tarafından yıktırılmıştır. Kitaplıkların birleştirilme kararından sonra üç kitaplığın vakıfları, Evkaf Müdürlüğünce satılmıştır.<8>   Kurulan kütüphanenin adı, “Milli Kütüphane“ olarak verilmiştir.<9>  
Kütüphanenin açılışı o zamanki İçişleri Bakanı Cemil Bey tarafından yapılmıştır. Binanın; (halen Belediye Başkanlığı binası olarak kullanılan yerin) amacı dışında kullanılması çok acıdır.  Halk tarafından yapılan bina kitapların bir araya getirilerek Çorum'a hizmet vermesi için yaptırılması alt kısmının uncu dükkânları olarak yaptırılarak buranın geliri ile kütüphanenin hizmetlerinin görülmesi amacı güdülmesine rağmen, çeşitli ihmal ve idarelerin tasarrufu ile değiştirilmiştir. Bina kısaca; üst kat dört oda ve salon, kütüphaneye tahsis edildi.  Türk Ocaklarının açılması ile o zamanki Vali tarafından iki odası Türk Ocaklarına tahsis edildi.<10>
Sonra ki dönemlerde kütüphane aynı binanın odasından odasına taşındı, bazen üst katta, bazen alt katta çalışmalarını sürdürmeye çalıştı,1942 tarihinde kendi binasından atılarak bir yıl kadar, Şimdiki Emniyet Sarayının eski yerinde bulunan İnkılâp İlkokulunun bir odasına gönderildi. O zamanki duyarlı aydınlarımızın girişimiyle 1945 tarihinde kendi bina sının alt katının iki odasına taşındı, okuma salonu eksikliği ile görevine devam eden kütüphane,1951 tarihinde Halkevlerini kapatılması ile ilgisizlik nedeniyle bina hazineye devredildi. Bina bir süre Cumhuriyet Savcılığı ve çeşitli resmi dairelerin hizmetini verildi, 1958 tarihinde Adliye Sarayının bitiminden sonra Savcılıktan boşalan iki odaya el yazma kitaplar ile Arap harfli matbu kitaplar konuldu.  Büyük odalardan birisi boşaltılarak okuyucu salonu yapıldı, aynı tarihte ödünç kitap verme servisi (iare) kuruldu. <11>
1956 tarihinde yukarıda bahsedilen sıkıntılar neticesinde yeni bir kütüphane binasının yaptırılması için Çorum Genel Kütüphane Yaptırma Derneği kuruldu. <12>
Belediye tarafından Bahçelievler Mahallesinde Çorum Belediyesine ait 913 m 2 lik arsa sembolik bir fiyata derneğe satıldı, dernek kurum ve şahıslardan teberru ettiği 50.000 liralık bir yatırımla Devlet tarafından verilen projeye uygun olarak binanın su basmanı nı yaptırtabildi. Derneğin gelir bulamaması neticesinde inşaat uzun bir süre yaptırılamadı,25 Mayıs 1960 tarihinde görevde bulunan merhum Mehmet Varinli binanın yapılabilmesi için, özel idarece yaptırılmasını sağlamış, binanın bitirimi kısa zamanda bitirilmiş, binanın kullanımı süresiz kütüphane olarak kullanılmak kaydıyla tapu kaydı yapılmış,23 Nisan 1963 tarihinde kütüphane binası halkın hizmetine açılmıştır.
Kütüphane binası yarım bodrum ve zemin kat olmak üzere iki katlı sayılacak bir binadır. Binanın bulunduğu arsa 913.22 m2 olup oturduğu arsa alanı 440 m2 dir.  Zemin Katta  174.52 m2 lik  bir  çocuk  okuma  salonu, bir yetişkinler okuma salonu,53 m2 lik idari personel odası,iki memur odası,bir iare (ödünç verme) odası bulunmaktadır. Bodrum katta 127 m2 lik kitap depolarında; bir büyük boy ki-tap deposu,bir orta boy kitap deposu,bir küçük boy kitap deposu  ile  bir el yazmalar kitap deposu bulunmaktadır. 39 m2 bir boş oda ile 25.60 m2 hol ile,68.88 m2 lik kalorifer dairesi bulunmaktadır.
Kütüphanenin  açıldığı yıllarda  kütüphane   binası halkın  ihtiyacını karşılayacak düzeyde iken, sonraki yıllarda Çorum  için  yetersiz  kaldı. 1980 tarihinde Çorum Belediye since yeni yerleşim alanı projesinde bulunan arsa Kütüphane Müdürlüğüne devredilmiş, Kültür Bakanlığının tek tip projesi ile yeni yerleşim  yerinde  kütüphane binası yaptırılmış, binanın bitiminden sonra İl  Halk  Kütüphanesi Müdürlüğü yeni binaya taşındı.
Bahçelievler de bulunan eski kütüphane  binasının adı 7 - 8  Hasan Paşa isminin verilmesi için Bakanlıktan izin istenmiş,7 - 8 unvana giriyor gerekçesi ile (sanki paşanın unvan olduğu düşünülmeyerek ) eski kütüphaneye Hasan Paşa adı verilmiştir.
İl Halk Kütüphanesi bünyesinde mükerreriyle 75.000 ciltlik kitabın tamamına yakın ile Arap harfli El Yazma ve Matbu kitaplar Hasan Paşa Kütüphanesinde kalmıştır.
Kütüphanenin ayrılması ile Hasan Paşa Kütüphanesinin idaresi Müdür Yardımcısı olarak  bana  devredilmişti. 9.10.1992 tarih ve 1992/9 sayılı Kütüphaneler Genel Müdürlüğü Genelgesi  ile El Yazma kitapların merkezde toplanması gerekli olduğu belirtilmekte idi. 
Şubat 1993 tarihinde Kütüphaneler Genel Müdürlüğünce Çorum'da ve diğer illerde bulunan El Yazma kitapların daha  iyi  korunması için  demirbaştan düşülerek Milli Kütüphaneye devrini istemişlerdi. O zamanki Kütüphane Müdürü olan arkadaş Kayserili olduğu için kitaplar için kılını bile  kıpırdatmamış, işi  oluruna bırakmıştı. Kendisine birkaç sefer yazma kitapların kalması için rapor yazalım dedimse de idari  zihniyet yüzünden  her hangi bir girişimde bulunmaya  cesaret  edememişti.  Bir Çorumlu olmamın verdiği telaş ve üzüntü ile, Çorum'da bulunan bütün derneklere, siyasi parti temsilcilerine ve Çorum'da yayın yapan radyo ve basına telefonla ulaşmaya çalıştım.
Bu çabamı kaile alan Çorum Radyosu idarecisi Mustafa Damar'ın başlattığı kampanyaya gazeteler Cemiyeti başkanı Mehmet Yolyapar, Hakimiyet Gazetesi, kampanyaya katılarak El Yazma kitapların gitmemesi gerekliliği hakkında yayınlar yaptılar. Çorum İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Aydın Hoşbaş El Yazma Kitapların gitmemesi gerekliliği hakkında mahalli basına demeç verdi. Millet Vekilimiz Adnan Türkoğlu tarafından kitapların korunduğu hakkında bir rapor yazmamı istedi, kendi el yazımla raporu hazırlayarak Türkoğlu'na verdim. İl Başkanı Saffet  Cerit'de  basın ve radyodan El Yazma kitapların Çorum' da kalması gereğini belirten demeçler verdi.
Rahmetli Belediye Başkanımız  Turan  Kılıççıoğlu bu konu ile ileteceğini tarafıma telefonla bildirerek bir rapor  ile kitaplar  hakkında yazışmaları içeren bir dosya hazırlamamı istedi. Hemen o gün tafsilatlı bir rapor ile yazışmaların fotokopilerini hazırlayarak, Müdürü ikna ederek belediyeye gidip dosyayı rahmetliye takdim ettik. Bütün bu Çorumluların uğraşları boşa gitmedi.
17 Mart 1993 tarihinde Bakanlık yazısı ile ata yadigârı olan kitaplar Çorum'da kalmasını sağladık.
Çorum  İlahiyat  Fakültesinin  17Kasım 1993 tarihinde açılması ile bende El Yazması Kitaplar için tekrar bir telaş ve kaygı başladı. Kaygımın sebebi, El Yazma kitapların Fakültenin 4 yıl sonra mezuniyete hazırlanan  öğrenciler  tarafından  tez hazırlamak amacıyla araştırma ve okuma gereği  duyacağı, bu  kitapların Çorum yufka ekmeği gibi kağıtlarının gevrekliği, her  şahsın kitap kıymeti bilmesinin mümkün olamayacağı, kitapların  dikkatsizliği nedeniyle kasti olarak kütüphanelerin  büyük   bir problemi olan sayfa yırtılması korkusu, tezhiplerin ve cilt kapaklarının çalınabileceği kaygısı ile çareler aramama sebep oldu.
Araştırmalarım neticesinde bu probleme de bilgisayarı bir çare olarak bulmam bir günlük izin alarak Ankara'ya giderek, bir bilgisayar firmasından projemin uygulanabilirliği hakkında detaylı bilgiler aldım.
26 Kasım 1993 tarihinde, bilgisayar firmasından aldığım bilgiler ışığında, Kütüphaneler Genel Müdürlüğü, Ankara Milli Kütüphane Başkanlığı, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi ile Konya Bölge Yazmalar Kütüphanesi Müdürlüğüne şahsi mektupla görüşlerini sordum. Sağ olsunlar;30 Aralık 1993 tarih ve 1411 sayılı, Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü Muammer Ülker imzalı yazıda:
"..El yazma kitapların sağlıklı bir şekilde  bilgisayara  video  kamera  ile  mümkün olmakta  ve  çıktı alınabilmesi için bir lazer yazıcısının olması gerekmektedir....."  diye görüş bildirdiler.
Ertesi  gün Ankara  Milli Kütüphane Başkanlığından 31 Aralık 1993 tarih ve 6533 sayı ile  Daire  Başkanı Orhan Doğan imzalı bir cevapta;
"...Dikkat edilecek konu  bu  işin  skayner  ile yapılmasıdır....."  cevabı projemin olurluluğunu kazandırmakta idi.
Konya Bölge  Yazmalar Müdürü Halil Etgüer'den gelen mektupta, bilgisayar kullanmadıklarını  mealinde olup, bu teknolojiyi kanaatı bende hasıl oldu ise de bu teknolojiye ilgi duyduklarını anlatan
".....Bilgi ve iş tecrübesi için kurumumuza  gelmenizi, mümkünse optik okuyucuyu da beraber getirilerek pratik yapmanızı öneririm..." Demekteydi.
Bu olumlu cevaplar beni oldukça sevindirmişti. Hemen  telefonla  rahmetli  Turan  Kılççıoğlu'nu arayarak müsaitse görüşmek istiyorum diye randevu alıp hemen yanına gitmiştim.
Turan beye projemi takdim edip incelemesini istedim,rahmetli hemen bir sayfalık  raporumu okuyup:
-Çok güzel,bu rapor dağıtımlı olarak  yazılmışsın,bakalım  ne  cevap  gelecek diye bana şaka yaptı.
-Ağabeyciğim cevaplar burada diyerek kendisine takdim  ettim.
Mektupları titizlikle inceledi,yüzünde bir gülüm seme peyda oldu:
-Selim ! kültür faaliyetleri için 1994 bütçesinden  sana  200.000.000 Tl.  veririm,Genel Müdürün görüşü gelince yanıma gel,bu işi olmuş bil,kalanı Çorumlu hayır severlerden bizzat  ben isterim dedi.
 Mektupları bana  iade  ederek  raporu  alıkoydu. 1994  tarihi  içerisinde beklediğim cevap Genel Müdürden gelmedi fakat, çalışmalarım  için  Bakanlığımız  beni taktir ve taltif ederek Müdür olarak Bitlis Tatvan Kütüphanesine  sürgün  etti.
Allah'tan  emekliliğe  hak  kazanmış durumda olmam nedeniyle kendi isteğimle emekli oldum.
Bu  gün Hasan Paşa Kütüphanesinin idaresi bir şef, birkaç memurla idare edilmektedir. 1999  tarihli  istatistiklere göre ; 40.000 kitap kayıtlı bulunmaktadır. Kütüphane Kültür Bakanlığı Kütüphaneler Genel  Müdürlüğü Çorum İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğü olarak çalışmaktadır.<13 >
Yukarıda bahsi geçen olaylar gerçeklere dayanmaktadır. Yazma kitaplar için Çorumlu benimle beraber direndi. Benim yaptıklarımı onayladı. Milletvekili, Belediye Başkanı bu konu hakkında konuştu. Kültür Bakanlığı ilk olaydan sonra Turan Kılıççıoğlu tarafından onaylanan ve Hasan Paşa Kütüphanesine binasının deposunun orta boy kısmına Saç üç adet tavana bağlı kitap rafı yapıldı. Ellerindeki imkânlar ve işlerinin boşluğunda yapılan bu raflardan sonra da yazma kitaplar rafına saç kaplı kapı yapılacaktı. Turan Ağabey vefat etti, seçilemedi, benim tayinim çıktı uğraşamadım yapılan işler yarım kaldı.
İnsanlar ve makamlar fanidir. Kalanlar ise yapılan işlerimizdir. Bazıları anılarda yaşarlar, bazıları da insanlara hizmet vermekte devam ederler.
Benim pek çok önerim; dergimde yazarak şöyle yapılsa dedim ve zaman içerisinde yapıldığını gördüm. Bu benim ve bu işi yapanların bildiğinden başka esas bilenin Allah C. C. Olduğunu söylemeden edemeyeceğim.
1- Bekçilik sisteminin kalktığını onun yerine KAMERALI SİSTEMLE KÜTÜPHANENİN KORUNMASININ GEREKTİĞİNİ YAZDIM. Oldu. Sebep olandan Allah razı olsun.
2- EL YAZMA KİTAPLARI CD YE ALALIM DİYEREK ÖRNEK BİR ÇALIŞMAYI VALİLİĞE SUNDUM. Vali beyin Hüseyip Poroy’a havale ettiğini öğrendim, ÇORUM HASAN PAŞA EL YAZMALARI bir firmaya çekim için verildiğini ve halen kütüphane personelleri tarafından CD ye alma işlerini devam ettiğini biliyorum. Sebep olandan Allah razı olsun.
3-Yazma kitapların bir üst kata çıkartılması için yapılacak çalışma ise teknik olarak düzgün olsa da kitapların PATALOJİK ve yerlerine alışmalarının oranın havasına uyum sağlamalarının dikkate alınmasının gerektiğini düşünmeleri lazımdır. İyi biliyorum ki;el yazma kitapların üst kata çıkartılarak en iyi şekilde muhafazası için yapılacak sistemin havalandırması da dahil olsa bile EL YAZMA KİTAPLARIN YANMASINA sebebiyet verilecektir. Bu Eski Belediye Binasından Hasan Paşa Kütüphanesine taşınınca da meydana geldiği görülmüştür.
El yazma kitaplar aynen bir bitki gibidir. Bilindiği üzere kitap ve kitapta kullanılan bütün malzemeler hepsi canlılardan üretildikleri ve birer hücre yapılarının olduğu malumdur. Bu canlılıkları bizlerin fark edemediği şekilde halen devam etmektedir. Bu kitapların belirli nem, hava sıcaklığına uyumları bugünkü depoda mevcuttur. Yaklaşık kırk dört senedir (23 Nisan 1963) aynı depoda muhafaza edilmektedir. Benim zamanında bayındırlık müdürlüğüne yaptırdığımız keşif ve Kütüphaneler Genel Müdürlüğünden istediğimiz ödenekle yapılan ve halen kullanılan depoların saç kapakla kapatılma işlemi büyük bir imtihan geçirmiş ve Çorum’un meşhur ölümlü sel taşkını olarak bilinen selden depoya su girişi olmamıştır. Kapaklar sel sularını def etmişlerdir. Bence bu kapakların bir eksiği vardır ki o da çok kolay bir şekilde yapılır. O da bu kapakların elden geçirilerek lastik contalarla kasaları da dahil olarak yenilenmelidir.
Bu ten canda kaldıkça, elimden geldikçe, yazma kitaplar için ve doğru bildiğim şeyler için çalışmak bana bir görev  olduğunu da sizlere burada söz verebilirim.
 
(*) Daha Önce Çorumlu 2000 dergimizde yayınlanmış bilgiler ışığında tekrar
<1> Vaz'ı esasi  resmi  başlıklı yazısızını bazı kısımları: "...kıymettar  pek  çok asar-ı ihtiva eylediği halde kasabamızın muhtelif  ücra  mevkilerde  adeta  müsni  ve  metruk denecek vaz'ı müessifte  kalmış  olan  kütüphaneler , muhteviyatın    evradı-ı
Memleket ve erbabı ilmi ve marifet için şayanı istifade ve toplu bir halde bulunması,vakit vakit zihniyetleri işgal eder...” 6Haziran 1339 (1923) Çorum Gazetesi.
<2> Vaz'ı esasi  resmi başlıklı yazısızını bazı kısımları: "...Milli ve umumi olan büyük zaferin şerefiyle istihsalini  müteakip da hile ve  sahayı ilim-i marifetle munafir olan en zar-ı erbabı hizmet,irfan cereyanları arasında kütüphanelerin artık daha ziyade ihmale mütehammil olunmayacağını...”     6  Haziran  1339 (1923) Çorum Gazetesi.
<3>  "...Çorum  Milli Kütüphane inşaa heyeti şu zatlardan mü-teşekkildi. 1. Ahmed Cevdet  Paşa  (Mutasarrıf) 2.Tülekzade Nuri (eşraf),3. Evkaf Müdürü Salim, 4.Gökeşmezade Mehmed Ağa,   5. Kamil  Hoca,  6.  Ölçek zade Hasan Efendi (Belediye Başkanı),7. İstanbullu zade Sıddık Efendi (Meclis İdare azası) Naci Önder” 5.12.1951 Yeni Çorum Gazetesi.
<4>  Vaz'ı  esasi  resmi  başlıklı  yazısı 6 Haziran 1339 (1923) Çorum Gazetesi.
<5> Vaz'ı  esasi  resmi  başlıklı  yazısı  6 Haziran 1339 (1923) Çorum Gazetesi.
<6> Vaz'ı esasi resmi başlıklı yazısı;"...Kütüphanelerde  beşeriyetin  alanında ağlayan gözler vardır.  Kütüphanelerde uluhiyete doğru yükselerek açılmış müstakil yollar vardır. Kütüphanelerde  beşeriyetin  mürebbii hakiki ve mürşidi  maddi ve manevisi olan kitaplar vardır..." 6 .6 1339 (1923)
<7> Vaz'ı esasi resmi başlıklı yazısı:“... Kalbimizden  yükselen edevatı  hayriyemizin dergah-ı uluhiyetinde karini olması tazanuratiyle sözüme son verirken,istikbalin erbabı kemali olan mü nevver gençleri de baki kalbimle numune-i imtisal olmak üzere şimdiden selamlarım..."6 Haziran 1339 (1923)
<8> 5 Ağustos1341 (1925) Yeni Çorum Gazetesi. Naci Önder.
<9>  Bir anımı hatırladım;Emekli olduktan sonra Çorum  Festivali  bünyesinde  verilen   konferanslar dahilinde Çorum'la ilgili olanında,  bir  konuşmacı "...Ahmed Feyzi ve Süleyman Feyzi' nin kitaplarının  Milli  Kütüphaneye  verildi  diyerek konusunda  belirttikçe, ben  renkten renge giriyordum. Konuşmacı tesadüfen  önümdeki  sıraya  oturdu, eğilerek  kitapların  gittiği yerler hakkındaki  bilgiyi  nereden edindiğini sordum,Kütüphane Müdürlüğünden  verildiğini  söyleyince benim hazırlamış olduğum yukarıda da  konusu  olan  bilgilerden  faydalanarak hazırladığım bir  çalışmadan  aldığını tahmin ettim. Dedim ki;zannedersen o çalışma dosyasında herhalde benim adımın yazılı olması lazımdı dedim,  yanında  bulunan  dosyayı  gösterdi, cidden  benim  hazırladığım  bir  konuşma  metininden alınan fotokopi idi.   Dedim ki :  Bakın  ben  konuya vakıf kişiler  için hazırladığım bir konuşma metini  olduğu için dip not  koymamıştım,ayrı yeten dosyayı  iyice  tetkik  etmemişsiniz çünkü bu ismi geçen Milli  Kütüphane  Çorum'da  Cumhuriyet  döneminde açılan ilk kütüphanenin adıdır, bu  konuşmaları  sizden   isteyerek  kitap  haline  getirirlerse bu yanlışlık Ankara Milli Kütüphane çağrışımı yapmaktadır,metininize bu konuyu açıklayan bir dip not koyunuz demiştim. İnşallah bu uyarım dikkate alınmıştır.
<10>5 Ağustos 1341 (1925) Yeni Çorum Gazetesi. Naci Önder. <11>Çorum İl Halk Kütüphanesi arşivleri.
<12> Çorum İl Halk Kütüphanesi arşivleri. Dernek üyeleri: Baha Çorbacı oğlu Belediye Baş.,A. İlhan Erdemli Kütüphane Md. Şevket Turpoğlu Avukat,Nurettin Tayşu Avukat, Halit Bayrak Öğretmen, Ahmet Küreli Gazeteci,İhsan Aşık Mütahit.
<13>Çorum il  Halk Kütüphanesi Müdürlüğü     

 

 

 
 

 
 
 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
BİLGİ İSTENİNCE VERİLİYOR !
Bolu Emniyet Müdürlüğüne yazdığım e-posta; Ayşe Çoban Hakkında bildirilen trafik kazası sonucu ölümü hakkında istediğimiz bilgi Bolu Emniyet Müdürlüğü’nden gelmiştir.
Burada Bolu emniyet Müdürlüğüne tekrar teşekkür ederken Hüseyin Çoban’a ve Akrabalarına tekrar baş sağlığı diler,Ayşe Çoban ve R.Okan Çoban’da da Allah’tan rahmet dilerim.
Çorumlu Dergisi ve Sarı Çiğdem dergisi yazarlarına da baş sağlığı dilerim.
 
Tue, 12 Sep 2006 15:11:59 +0300 bilgiedinme@bolu.pol.tr
            19 KY249  plakalı araçta Bolu Metro Tesisleri önünde meydana gelen kaza ile ilgili olarak  yapılan araştırmada  05.06.2006  cumartesi günü 15:45 sıralarında ilimiz Tem  Otoyolu Metro tesisleri civarında sürücü
Hüseyin ÇOBAN’ın  sevk ve idaresinde 19KY 249 plakalı Renault Clio marka
Otomobilin önünde seyreden  Sürücü Murat KAYA ‘nın sevk ve idaresindeki 33 P 5969  plakalı kamyonun arkasından çarparak direksiyon hakimiyetini  yitirdiği ve  kendisine göre solunda kalan demir oto korkuluğuna iki kez  çarparak  araçta  bulunan  R.Okan ÇOBAN’ın  ölümü Ayşe ÇOBAN’ın yaralanması ile kazanın oluştuğu tespit edilmiştir.
            Kazada  Sürücü Hüseyin ÇOBAN’ın 2918 sayılı Trafik kanunun 84 .
maddesinde yer alan sürücü  asli kusurluluk hallerinden  04-ARKADAN ÇARPMA“ kuralını  ihlal etmesi nedeniyle  kusurlu bulunduğu, diğer sürücünün ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı  Bölge Trafik Denetleme Otoyol Büro amirliği görevlilerince tanzim  edilmiş 05.08.2006 tarihli Trafik kaza tespit tutanağından  anlaşılmıştır.
           Bilgilerinize rica olunur.
 
Tue, 12 Sep 2006 13:37:17 -0700 (PDT) "Çorumlu2000Dergisi" corumlu2000@yahoo.com   
İlginize teşekkür eder;çalışmalarınızda başarılar
dilerim
Mahmut Selim GÜRSEL
Emekli Kütüphane Md. Yar.
 
Ayşe ÇOBAN
İLMEZ MİSİN ?
Yürü behey fani insan,
Varım diye yitmez misin ?
Topraktan oluşur bu can,
Tohum olsan bitmez misin ?
Yaratanı bilmez misin ,
Sen bu sırra ermez misin ?
Doğduğunda çırıl çıplak,
Ağlayınca buldun kucak,
Ana kucağı sım sıcak,
Ak sütüne yetmez misin ?
Ana nedir bilmez misin,
Gonca güller dermez misin ?
Damarında dolaşan kan,
Emanettir sana bu can,
Bu dünyada misafire han,
Ölüm kabul etmez misin ?
Yaratanı bilmez misin,
Kul olduğunu görmez misin ?
Ömür boyu sürdün cefa,
Mazlumlara ettin sefa,
Bak çevrene,son bir defa,
Tahta at’la gitmez misin ?
Yaratanı bilmez misin,
 
“Tahta at’la gitmez misin ?” Dediğin gibi sıran geldi ve bindin gittin. Yerinde rahat et. Allah Rahmet Eylesin

 

 
 

 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
MUTLULUK VE HORMONLAR;
        İnsanoğlu beğenilmek ister. Bu onun doğasında vardır. Erkekler yakışıklı, kadınlar da güzel olmayı isterler. Yalnız kadınlar bu işe biraz daha fazla  önem verirler. Hemen her gün makyaj yaparak ve giyimleriyle beğenilme   içgüdülerine hizmet ederler. Tabi kadınlar bunu yaparken türlü çeşit çileler  de çekerler.  (Yüksek topuklu ayakkabı giymek, ağda yapmak vb.)
        Kadın ve erkekler de bu durum bilhassa 17-18 yaşlarında iken başlar. Eğer bu yaşlarda karşı cinsle alakadar olunmuyor, karşı cinse karşı bir şeyler  hissedilmiyorsa ve de gönülde birileri yoksa bunda bir aksaklık var  demektir.
        Bu durum aldığı terbiyeden olur, kafa yapısından olur veya en önemlisi vücutta her türlü hükmü veren, duygularını yönlendiren, insanı bitkin,yorgun, hissettiren yada coşturan, koşturan, adına hormon denilen maddelerin  eksikliğinden olur. (Mesela insanda ki mutluluk hormonu hayata renk katar.)
        Hormonlar insan vücudunda çok çeşitli olaylara yön verirler. İnsan vücudunda üzüntülere sebep olan,  hayatı zehir eden hormonlar da vardır.
        Aslında cehennem ve cennet dünyada var. Şöyle bir çevremize bakarsak,kimileri ömrünü azap içinde geçirirken kimileri de huzur ve mutluluk içinde  geçiriyorlar.Ahrette ki cennet ve cehennem insanların yanması,ruhlarının  azap veya  mutluluklar yaşayacakları yer olsa gerektir.
        Mesela evli bir insan eşine vakit ayırmıyor, ona sevgi ve saygı beslemiyorsa, hayatını kendi isteklerine göre düzenlerken, eşinin istek ve   arzularına zaman ayırmıyor, istese de bir türlü bu alışkanlığı edinemiyorsa,  yani ona bunu yaptırmaya iten güç içinden gelmiyorsa bunun en büyük  sebeplerinden biri yine hormonlardır.
        Hormon deyip geçmemek lazım. Hormon 1 cm’lik biberi bir gecede 15 cm yapıyorsa. Biraz ölçüsü kaçırıldığı zamanda bir gün önce buzdolabına normal  ölçülerde  koyduğunuz bir patlıcanı bir gün sonra kapağı açınca 3-4 misline  çıkmış olarak buluyorsanız ve evin hanımı bu durum karşısında düşüp  bayılıyorsa, hala hormonunun gücünü  küçümsemek  insanların kendisini  aldatması olur.
        İnsan vücudu hiçbir zaman sırrı çözülemeyen, hiçbir zamanda çözülemeyecek olan mükemmel bir mekanizmadır. Bu mükemmel mekanizma Allah’ın azametinin   bir göstergesi olarak ebediyen kalacaktır.
        Milyarlarca insanın aynı uzuvlara sahip olduğu halde birbirlerine benzememeleri, ve yine bu kadar insanın parmak izlerinin birbirine benzememesi bu mükemmel mekanizmanın örneklerindendir.
        Teknoloji geliştikçe insanlarda yeni yeni şeyler icat etmeye devam edeceklerdir. (Aslında onlar bize yaratıcının çok önceden bahşettiği ama  bizim daha yeni yeni görebildiğimiz şeylerdir.) Bu yeni icatlar işlerin bir  kısmını kolaylaştırırken bir çok sıkıntı ve hastalığı da beraberinde  getirmektedir. Her 10 kişiden birinde bel fıtığı, her 15 kişiden birinde de  guatr hastalığı olması gibi.
        Guatr hastalığı bazılarını kürdan gibi inceltirken bazılarının da ensesiyle boynunu bir yapıyor. Ama her ikisine de dünyayı zehir ediyor. Yüksek  kolesterol bile Guarttan  olabiliyor.Yine müthiş bir sinir, sıkıntı, ter, ağlama nöbetleri ve hayata küskünlük de bunlardan bazıları.
        Katkısız ve hormonsuz yiyecekler. Temiz hava, sessiz yerler, çiçek, orman,ve doğayla baş başa olunca vücut gençlik hormonlarını daha fazla salgılıyormuş. O zaman da insanlar 100 yaşında bile genç ve dinç olabiliyorlarmış.
        Şimdi çoğu insanımızın, bilhassa da sosyetenin,“sıkılıyorum, çok bunaldım,hastalığımı ” desem, yoksa tutkusu mu desem, yine bu durumda hormonların  yüzündendir. (Birde artık evlerde yapacak iş kalmadı  ondan oluyor sanırım.)
        Unutmayalım ki bu günün ihtiyarları da bir zamanlar gençti. Ve şunu gençler
hiçbir zaman unutmasınlar ki onlarda inşallah bir gün ihtiyar olacaklar  Rabbim  herkese hayırlı, sıhhatli ve huzurlu  ömürler versin.
        Yaşlı insanların en büyük sorunlarından biri olan ve kadınlarda menopoz sonrası, erkeklerde ise 55 yaş sonrası oluşmaya başlayan ve halk arasında kemik erimesi olarak bilinen hastalıkta yine hormonların sebep olduğu bir durumdur. Yaşlılığın doğal süreci olarak vücuttaki hormonların azalmasıyla  ortaya çıkan bu hastalığa vaktinde müdahale edilmese ve gerekli tedbirler  alınmasa şiddetli ağrılar, kemiklerde sertleşme ve kırılmalar başlıyor. Bu  durum bilhassa hanımlarda daha çok görülüyor. Zamanında gerekli hormonların  takviyesiyle vücudun daha fazla yıpranması engellenerek bu hastalığın önüne geçilebiliyor
        Hormonlar dışardan vücuda çok verilse de az verilse de hasta edebiliyor. Hormon ihtiyacını karşılamanın en iyi şekli tabi ki doğal yollardan almak ama gerekli olduğu özel durumlarda da uzmanlar bu konuda  vaktinde müdahalelerle iyi sonuçlar alıyorlar ve yaptıkları gerekli tedavilerle  insanlara yardımcı oluyorlar.
        İhtiyarlamadan geçliğin kıymetini bilen akıllı insanlardan olunuz !
        İnsanları para uğruna hormonlarla zehirleyen sözde insanları da Allah ıslah etsin, ıslah olmayanlara da hükümetler gerekli en sert cezaları versinler  diyorum. Ne demiş atalarımız, “Nush ile uslanmayanı etmeli tektir,tekdir   ile uslanmayanın hakkı kötektir!”
        Mutlu olun, mutlu kalın efendim!
        Sevgi ve saygılarımla.
        SEVDİGİM SÖZLER:  “Akıllı ile tartışma, akıllı bir şey söyler altta kalırsın,   akılsız ile tartışma, akılsız bir şey söyler kaldıramazsın.” (N.K)

 

 

 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ömer Ertuğrul SOYACAK
Ömer Ertuğrul SOYOCAK Hayat Hikayesi
SAĞ VE SOL
              Sağ ve sol kavramları, sizin bu kavramlara yüklediğiniz anlama göre farklılık gösterebilir.Sağ adımla evden çıkmak ,yatağın sağından kalkmak deyişleri başka türlü nasıl anlamlandırılır.Genelde sol, değişimden yana olmak sağ ,mevcudu korumak geleneksel olmak olarak anlamlandırılabilir. Günümüzde bu kavramlar oldukça karmaşık hale gelmiştir .bazen bu ayrımın ne olduğunu konusunda ciddi tereddütler oluşturmaktadır.Bazen sağcılık veya solculuk aileden miras kalma  bir olgu gibi karşımıza çıkmaktadır.Burjuva ,feodal düzene göre sol,işçi sınıfına göre sağdır.
              Her kavram ortaya atıldıktan sonra tarihsel süreç içerisinde değişir gelişir, yada daralır yok olur.Sosyal demokrat bir bakanın uygulamaya koyduğu ekonomik tedbirlerle ilgili uygulamanın kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan bir hükümetçe aynen devam ettirilmesi, bazı kavramlar üzerine düşünmemiz gerektiğini belirler .Dindarlık sağda ,din karşıtlığı solda demek değildir. Ancak kamuoyuna bazen art niyetli olarak bu yönde mesaj verilmektedir.Devlet müdahalesi tüm .rejimlerde söz konusudur. Ancak niteliği farklıdır yeni sağ (liberal-muhafazakar) ekonomik alana devletin müdahalesini istemez ama toplumun sosyal düzeni için ister.
              Bu gün Sol  C.H.P “Ekonomi ve siyaset anlayışımızın odağında insan vardır.biz halkımızla birlikte devleti sosyal ,siyaseti demokrat , ekonomiyi üretken ve yarışmacı hale getireceğiz “ demektedir.O zaman C.H.P solu piyasa ekonomisini kabulle devletin müdahalesini piyasada asgari düzeyde isteyerek ,ferdi ön plana çıkararak geleneksel sol söyleminden farklı bir şeyler söylüyor bu hangi soldur? Tarihsel süreç içinde değişen sol’un sosyal demokrat bir yaklaşımımıdır?
              Sosyal demokratlar; Sosyal devleti oluşturan işleyişlerin mümkün olduğunca yaşatılmasını, ancak temelde kapitalist sistem içinde kalınması istediğinde , sosyal demokrasi nin tarihi gelişim içinde soldan sağa kaydığını ifade etmiş olmuyor muyuz?.şimdi neye göre sol neye göre sağ ! solun ve sağın tekliği düşünülmeyeceğine göre gelişim solu sağa ,sağıda sola mı çekmektedir
              Ulusal kurtuluş mücadelesini veren ,Türkiye Cumhuriyetini kuran C.H.P 1965 yılında ortanın solunda olduğunu ,1970 yıllarda sosyal demokrat olduğunu söyleyerek siyaset alanındaki etkinliğini değişime uyarak sürdürmüştür.C.H.P nin batıdaki sosyal demokrat partilerinden köken farkı vardır.Kemalizm ile Sosyal demokrasinin beraberlik sağlayacağı en önemli alan değişim ve yenilikten yana olmaktır
              Fransız devrimi ile ortaya çıkan siyasal yapılanmada halk lehine değişiklik yapmak isteyenlere solcu denildi. 19y.y sanayi devriminin yarattığı işçi sınıfı sorunlarına çözüm için sosyalist gruplarla ve işçilerle örgütlenerek kapitalist sisteme karşı çıkmaları sol kavramını kurumsallaşmasını ve kitlelerce benimsenmesini sağlamıştır. Sol 1917 de Sovyet devrimi ile iktidara gelmiştir. İkinci dünya savaşın dan sonra bir çok ülke komünist rejime geçmiştir.1949 da ki Çin devrimi solculuğu az gelişmiş ülkelere taşımıştır.
              1989 Yılında duvarların yıkılması ile yeni dünya düzeni küreselleşme yaygınlaşmaya başlamıştır..Sol buna karşı tepki eylemleri koymuşsa da, Sermaye teknolojiyi de yanına alarak değişim ve yenilikçiliği sol’un elinden almaya başlamış. Buna karşın sol yeni projelerle sağın karşısına çıkmalıdır.
              Sol fikrin temsilcisi olan  C.H.P 1960 li yıllarda özgürlük, 1970 li yıllarda işçi hareketleri ile,değişim ve gelişimden yana olan olarak etkin olmuştur .Modern toplumlarda siyaset merkez sağ (muhafazakar,liberal) ve merkez sol (sosyal demokrat) akımlarına dayanır .Her iki Kanat dan birinin zayıf olması yöneten demokrasi konusunda zaaf yaratır.Bu bakımdan Ana muhalefet ülkemizde gelişen sosyal,siyasal ve ekonomik sorunlara karşı  kendi projelerini toplumun gündemine sokarak halkın güvenini daha fazla artırmalı, çağdaş sol içerikle “ Anadolu solu,Sosyal liberal sentez,Kemalizm ve sosyal demokrasi sentezi ”gibi ufuk açıcı kavramları günümüzün ülke ve dünya şartlarını değerlendirerek toplum gündemine sunulmalıdır.
Bu tartışmalara ülkemizin gerçekten ihtiyacı vardır. Tartışmasız tek sesli demokrasi sistemin yapısına aykırıdır.Gelişen sosyal siyasal ve ekonomik konulara da muhalefet göstereceği tepkiyi  sadece söylemle değil belirgin ülke şartlarına uygun projelerle destekleyerek topluma kendini daha net anlatmalıdır.
              Bize bu kavramları tartışma imkanı veren cumhuriyetimizin, değiştirilemez temel ilkeleri; laik,demokratik ,sosyal bir hukuk devleti olmasıdır. Özgürlük içerisinde gelişmeyi ve çağdaşlaşmayı bu temel ilkeler gerçekleştirir.Toplumda bunun bilincindedir.

 

 

 
 

 

 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
BAZI SÖZCÜKLERİ HİÇ SÖYLENMEMELİDİR
            Bir söyleşili aktarmaya çalışacağım:
            - Dostlar;demokrasinin olduğu ülkede,herkes doğal olarak hakkını,yasalar içerisinde kullanabilir. Bu çok seslilik bile o ülkeye,canlılık getirir. Sorumlular uyanır. Bir hak söz konusu ise o da zamanla verilebilir.
            - Dostum;çok yuvarlak konuştun. Bunları herkes biliyor. Görüşünü açıkça söylesen iyi olur.
- Yasalara göre herkes toplantı yapabilir. Görüşlerini açıklayabilir. Bunun örneğini Ankara Sıhhiye de gördük. Gösteri yapanlar;bordolarını yaktılar.
- Bordoyu yakmak bir eylemdir. Karşıyı uyarmaya yarayabilir.
- İşte burada,bir sorumlu kişi kalktı;okulların açıldığı günlerin heyecanı ile “bordo yakın,kendinizi yakın” öğrenciler sizi bekliyor. Dedi.
- Dostum,bu sorumlu kişi özür diledi ama bence,bu yakın sözcüğü ölçüşüz bir sözdü. Söylenmemeli idi.
- Sizler onu,bunu bırakın da beni dinleyin. Bu sorumlu kişiyi,o makama getiren kişi,hemen o kişinin işine son vermeliydi. Çünkü o makam:
- Velinin,öğrencilerin,öğretmenlerin gözünde her şeydi !

 

 
 
 

 

 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
Güner KAYMAK- Mahmut Selim GÜRSEL İNTERNETTE SÖYLEŞİ EL YAZMALARI VE ÇÖPLÜK ÇARŞISI
Güner KAYMAK: Üstat merhaba! Nasılsınız hocam?
Mahmut Selim GÜRSEL: Merhaba Güner kardeş!
Güner KAYMAK: Belediyenin anketine karşı Çöplü için sitenizde de anket yapmışsınız; haberi de duyurdum. Ankete yazılı olarak mı katılabilirler mi?.
Mahmut Selim GÜRSEL: Allah Razı olsun Çorumlu dediğin sizin gibi olmalı; iline sahip çıkmalı. Anket bir zaman dilimi içinde bitecek bu dilim içinde ankete yazılı olarak katılabilirler e-posta ile katılanlar oldu fakat bana yazılı olarak (mektupla) ulaşan olmadı.
Güner KAYMAK: Çöplünün yıkılmak istendiğini yerine yer altı pazarı mı ne yapılacakmış. Gerçek niyet ne acaba?
Mahmut Selim GÜRSEL: Evet bundan önceki başkanda öyle yapacaktı. Dergi o zaman basılıyordu; şu soruyu sordum: Yozgat yelden, Çorum selden yok olacak deniyordu; Bir 23 Nisan günü bayramı bu alanda yaparken nisan yağmuru başlar, Çorumlular ve bütün okulun çocukları yeraltı çarşısına girer. Melikgaziden de bir sel gelir. Sel suyu yeraltı çarşısına dolar, Çorumluları çoluk çocuk boğarsın Başkan sende bu efsaneyi gerçekleştirirsin mealinde bir yazı yazmıştım.
Güner KAYMAK: Sizce nasıl olur çöplü kaldırıyormuş? Kaldırılması doğru değil bana göre. Yusuf Ziya Leblebici de buna karşı. Çarşıyı başka yere yapsalar?
Mahmut Selim GÜRSEL: Silim kent yaptın oraya yap çarşı yapmak istiyorsan dedim; Bu da eskiyi devam ediyor. Bunda bir rant var.
Güner KAYMAK: Doğrudur ! Muhakkak.
Mahmut Selim GÜRSEL: Bu rant için canım çöplü arastasını feda edecekler. Bak biliyor musun bilmem bizim çocuk yok  Bana ne be çocuklarına geleceğini göstermeyenler karışmıyorlar da sana ne  diyorum.
Güner KAYMAK: Bilmiyordum hocam!
Mahmut Selim GÜRSEL: Yine köpek ciğer dayanmıyor böyle işlere bulaşıyorum.
Güner KAYMAK: Hakkınızda hayırlısı buymuş.
Mahmut Selim GÜRSEL: Ondan iyi bilecek değiliz. Bakalım Mevla’m Neyler; Neylerse güzel eyler!
Güner KAYMAK: Amenna!
Mahmut Selim GÜRSEL: İsmail Hakkı Erzurumlu söylemiş.
Güner KAYMAK: Hocam ne kadar imza lazım? Çöplüğün kalkmaması için.
Mahmut Selim GÜRSEL: İmza adedi önemli değil. Duyarlılık önemli.
Güner KAYMAK: Çok duyarlıyız!
Mahmut Selim GÜRSEL: Adamların politikası malum bir şey diyorlar, tepkiyi görünce sesleri çıkmıyor!
Güner KAYMAK: asla müsaade edilmeli geçmişi olmayanın geleceği olmaz!
Mahmut Selim GÜRSEL: Hani? Olmazsa olmaz çizgiler vardı,
Güner KAYMAK: Aslına uygun restore edilebilir!
Mahmut Selim GÜRSEL: Hani nerede o saldıran ülkeye konan postalar;
Güner KAYMAK: Çan saati gibi!
Mahmut Selim GÜRSEL: Hani nerde o sözler? Sessiz halkı bulmuşlar,
Güner KAYMAK: Haklısınız.
Mahmut Selim GÜRSEL: Ses çıkarmazlarsa bildiklerini yapıyorlar!
Güner KAYMAK:  Papaz Cübbesi moda oldu hocam. Papaz Cübbesi giyen; Filistin’i Lübnan’ı, İslamiyet’i zor savunur.
Mahmut Selim GÜRSEL: Bir zamanlar bir kültür bakanı vardı!
Güner KAYMAK: Politikadan anlamam amma; gördüklerimiz bunlar!
Mahmut Selim GÜRSEL: Aklına birkaç kişi Yazma kitapları bir çatı altında toplayalım diye fikir vermiş
Güner KAYMAK: Evet!
Mahmut Selim GÜRSEL: O da tamam yazın el yazması kitapları yollasın kütüphaneler diye ferman çıkartmış; Bu ferman Çorum’a da geldi. Serde Çorumlu olmak var. Giydim cenk elbiselerini o zaman da Kütüphanede Müdür yardımcısıyım;
Güner KAYMAK: Evet!
Mahmut Selim GÜRSEL: Kütüphane Müdürüne dedik; gel karşı çıkalım yollamayalım bu kitapları dedim aklını çeldim, Rahmetlik Turan Kılıççıoğlu’na götürdüm aldım götürdüm. Konuyu anlattım; El yazma kitapları atalarımızın bize emaneti ağabey diye izah ettim. Turan ağabey rapor hazırlayın bakanla konuşurum dedi. Aynı parti adamı ya!
Güner KAYMAK: Evet!
Mahmut Selim GÜRSEL: Neyse raporu hazırladım. Müdüre verdim imzala tık yok. Adam Kayserili ona ne Çorum'dan. Neyse dosyayı kaptım gittim Turan Ağabeye; Altına Mahmut Selim GÜRSEL Kütüphane Müdür Yardımcısı diye yazdım raporu imzaladım verdim. Bir saat sonra Adnan Türkoğlu aradı o da Çorum Milletvekili ya; İktidara ortak karşı partiden.
Güner KAYMAK: Evet!
Mahmut Selim GÜRSEL: Bana; Ağabey kitaplar hakkında bir bilgi veren yazı hazırlarsan bakanla pazartesi Bakanla görüşeceğim. Daktilo ile yazsak zaten rapor verdi diye kütüphane çalkalanıyor. Oturdum el yazımla raporu yeniden yazdım. O zamanlar fotokopi filan da yok. Neyse bizim uyanık Adnan raporu  okuyup Bakana  durmuşa vermiş. Turan ağa da Benim raporu Bakana götürmüş.  Bende nasıl olsa deşifre oldum dedim.  Kütüphaneden telefonla bütün il başkanlarına: Dedelerimizin kitapları gidiyor diye feryat figan ettim. Saffet Cerit işin peşine koştu.
Güner KAYMAK: Allah razı olsun. İyi yapmışsınız hocam!
Mahmut Selim GÜRSEL: Çorum Televizyonunda toplantılar yapıldı, el yazma kitaplar götüremezler sözleri verildi. Hatta Çorum televizyonun biriside kampanya açtı. Radyolar bas bas bağırdalar, on on beş gün gazeteler yazdı. Derken yazma kitaplar Çorum'da kaldı. Geçen öğrendim: Allah razı Olsun Bir Kayserili Müdürün sayesinde EL YAZMASI KİTAPLAR kalmış diye söylediler. GÜLDÜM!. Ne diyeyim ki. Kul bilmediyse Allah bilmiyor mu?
Güner KAYMAK: Evet hocam! Allah biliyor ya kul yanlış bilse ne olur?
Mahmut Selim GÜRSEL: Neyse bir müddet sonra bakanlık bizi taltif etti  TATVAN'A Kütüphane Müdürü olarak sürdü sene 1994. Vekiller, bana destek verenlerden tıs çıkmadı. Bakanlığa gidip oradan emekliliğimi istemedim. Tatvan’a gitmedim Çorumdan emekli oldum.
Neyse Gürsel yayınevini açtık. Bir gün gazetede Çorum'da kalan el yazmaları bakanlıkça götürülecek diyorlar diye bilgi geldi. Dergim “Çorumlu 2000 Dergisi Yıl 2 Mayıs 2000 Sayı 16 ” ÇORUM’DA KÜTÜPHANELER” başlığı ile bir makale yayınlamaya başladım. “Çorumlu 2000 Dergisi Yıl 2 Haziran 2000 Sayı 17” makale devam etti. “Çorumlu 2000 Dergisi Yıl 3 Temmuz 2000 Sayı18 ”
Birkaç Prof kütüphaneyi ve kitapları inceleme bahanesi ile Çorum’a geldiler. Tesadüf bende onlar gazetede demeç verirken oradaydım. Gazetede yazılanlara da 22 sayıda basılı olarak cevap verdim.  “Çorumlu 2000 Dergisi Yıl 3 Ağustos 2000 Sayı19” Yazımıza ara vererek “KABUK BAĞLAMIŞ YARAYI KAŞIMAK” isimli bir reddiye yazdım. Burada o Profların gazetelerde yazdıkları ile Çorum’dan fikir yürütenlere cevap yazdım. Ayrıca aynı sayıda İsmet ÇENESİZ “ÇORUM’DA ESKİ ESERLER ”,Emekli İskilip Kütüphane Müdürü Metin KALYONCU “ YAZMA ESERLERİN KADERİ VE KÜLTÜR BAKANLIĞIMIZ”; Ümit UZEL “BIRAKIN TARİHİMİZ BİZE KALSIN ”, Dr. Ali EMİROĞLU “TAŞ YERİNDE AĞIRIR ”,Raşit YÜCEL “EL YAZMA ESERLERİMİZ ” makalelerini yayınladım. “Çorumlu 2000 Dergisi Yıl 3 Eylül 2000 Sayı20 ” ” ÇORUM’DA KÜTÜPHANELER” ve  “HAYDİ ÇORUMLULAR! ” yine aynı sayının içerisinde “ağabeydin ÇETİN “ EL YAZMA KİTAPLAR TÜRK TARİH-TÖRESİ-UYGARLIĞI-EĞEMENLİĞİ ” makalesini yayınladım, Dergimizin okuyucusu Zafer TERLEMEZ “BU AYIN OKUYUCU MEKTUBU ” “Çorumlu 2000 Dergisi Yıl 3 Ekim 2000 Sayı21 ”” ÇORUM’DA KÜTÜPHANELER” ve aynı sayıda Hacı CELEBCİ “EL YAZMASI KİTAPLAR”  yayınlandı.
Güner KAYMAK: Hayırlı hizmet veriyorsunuz.
Mahmut Selim GÜRSEL: Hemen bir ağabeyimiz vardı; yazarım. Oğuz Leblebicioğlu onu aradım. Ağabey bir yazı yazalım da kitapları götürmesinler dedim. O da ben yazmam fakat ağabeyim yazar işte telefonu dedi. İstanbul’u aradım. Dr. Nevzat LEBLEBİCİOĞLU telefona çıktı:
-Ağabey yazma kitapları götürüyorlar dedim.
-Evet dergindeki yazını okudum. Bir mektup yazarsam onu yayınlar mısın dedi.
-Evet! Yayınlarım dedim.
-Yalnız o bahsettiğin 16-17-18-19-20-21.sayılı dergiden varsa mektupla yollamak isterim dedi. O zaman Bende Reis-i Cumhur’a, Başbakana, Meclis Başkanına, Kültür Bakanına, kütüphaneler Genel Müdürlüğüne, Çorum Valisine, Çorum Belediyesine, Çorum İl Kültür Müdürüne yollarmısın dedi.
-Yollarım dedim.
- Ağabey mektubunuzda Vakıf senedinde kitaplar Çorum'da kalmak kaydı ile dedenin kitaplarını isteyin dedim. Dergim den de telefonla ulaştıklarıma da aynı çağrıyı yaptım. Dedelerinin Çorum'da olan EL YAZMA KİTAPLARINI Çorum’dan gittiği takdirde bağışı yapanların torunlarının kitaplarını istemeleri hakkı var diye yayın yaptım.
“BU AYIN OKUYUCU MEKTUBU ‘ATALARIMIZIN MİRASI ek 18’” Dr. Nevzat LEBLEBİCİOĞLU adı ile bana gönderdiği mektubu yayınladım ve diğer yayınladım dergileri göndermeden adreslerini tek tek yazarak poşetleyerek Dr. Nevzat LEBLEBİCİOĞLU gönderdim. O da “ Çorumlu Dergisi sahibi Sayın Mahmut Selim GÜRSEL Beyden de bir ricam olacak. Eski bir kütüphaneci olarak büyük dedeme ait kitapların bir listesini tarafıma göndermesini diliyorum.  Diye İstanbul’dan mektup yazarak oralara gönderdi bende bu güne kadar "El Yazma Kitapların" halâ götürülmesi önlenmedi ise; bu liste geldiğinde; Kanuni mirasçıları olarak bizlerin Kanunun bize verdiği Mirasımızı isteyeceğiz. “ diye yazmış mektubun bir suretini bana yolladı bende dergide yayınladım.
Böylece de el yazma kitaplar Çorum’da kaldı
Aradan Bu günkü valide sağ olsun kitapları sahiplenmiş. El yazma kitapların korunması için çelik oda yapıyormuş.
İşte benim el yazması kitaplar içir verdiğim çabalar. Beğendin mi; okuyucularımız da beğenecek mi?
Son olarak da Çöplü için de uğraşıyorum.
Güner KAYMAK: hayırlı uğurlu olsun güzel  hizmet veriyorsunuz.
Mahmut Selim GÜRSEL: Teşekkür ederim!

 

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Hasan Latif SARIYÜCE
Hasan Latif SARIYÜCE Hayat Hikayesi
BATI TRAKYA’YA DOĞRU GÜMÜLCİNE’DE -I-
İpsala’dan Selanik’e kadar yol boyunca önemli bir endüstri etkinliği göze çarpmıyor. Yer yer ormanlara rastlanıyorsa da Yunanistan’da orman, bizim ormanlarımız gibi yaralı. Yanmış, seyrekleşmiş, yenilenmemiş. Eskiden ormanlık olan tepeler kelleşmiş. Özellikle Selanik’ten batıya doğru uzayan dağlık alanlarda yangınların ormanları büyük ölçüde ortadan kaldırdığı görülüyor. Yanmış alanlarda önemli bir ağaçlandırma çabasına rastlanmıyor.
Selanik’e yaklaşırken Ege denizinde Kalkidikya yarım adasının zor seçilen burnu görülüyor. Atos dağıdır orası. Hagion Oros manastırları var orada.. Yunanlıların Hagion Oros, (kutsal dağ) bizim Aynaroz dediğimiz yer. Bin yıldır varlığını sürdürüyor. Orada Yunanistan’dan bağımsız, nüfusu yalnız erkeklerden oluşan, aralarına hiçbir dişi hayvan bile sokmayan bir Rum keşişler cumhuriyeti var. Genişliği 314 km kare. Yunan hükümetinin otoritesi burada geçerli değil. Gerçi Yunan hükümeti buraya bir vali atıyor ya, yönetim yetkisi valide değil, papazların seçtiği yirmi konsülün elindedir. İlk kez 968 yılında kurulmuş Aynaroz papazlar manastırı. Osmanlılar buralara egemen olduğunda manastırlar bölgesini bir ilçe sayıp yönetici atamışlar. Fakat bu son derece tutucu papazların keyfine dokunmamışlar. Varlığını hep korumuş Aynaroz. Aynaroz sınırları içinde pek çok manastır var. Bunlardan yirmi kadarı eski çağların korsanlarına karşı tahkim edilmiş, inilmesi çıkılması zor mekânlardır. Keşişler dünya işleriyle ilgilenmezlermiş ama ekimle, dikimle, bazı sanatlarla uğraşır, dini kabartmalar yapar, pazar ve panayırlarda bunları satarak gelir elde ederlermiş. Sevimli seyyahımız Evliya Çelebi, bizim gibi Aynaroz’a uzaktan bakıp geçmemiş. Kara sakallıların homurdanmasına aldırmamış, içeri girip görmeyi başarmış. Papazlar az yiyip az uyurlarmış, öyle pek yağlı ballı yemekler yemezlermiş ama zenginliklerine diyecek yokmuş. Evliyamız Seyahatnamesinde Aynaroz’un bir bolluk ve zenginlik kenti olduğunu söylüyor. İngiliz ansiklopedisi de Evliya’yı onaylamaktadır. Burasının Bizans sanat eserleriyle, ilk ve orta çağlardan kalma el yazmalarıyla dolu olduğunu belirmektedir.
Kimi zaman deniz kıyısına yaklaşarak kimi zaman uzaklaşarak  Selanik’e doğru gidiyoruz. Yol bakımlı. Dikkat ediyorum, yol kıyısında sık sık haçlı küçük anmalıklar görülüyor. Bunlar trafik kazalarında ölenler için dikilmiş. Kilise maketi gibi şeyler. Tepelerinde birer haç. Göğüslerinde ölenlerin adları yazılı. Yakınları ölenler için dikilen anmalıkları sık sık ziyaret ederek mumlar dikiyorlarmış. Bunların çokluğuna bakıyorum, Yunanlılar da nerdeyse bizdeki kadar trafik kazası yaşamışlar diye düşünüyorum.
Sonunda saat 17 00’ye doğru Selanik’e varıyoruz. Acaba gene İzmir’e mi döndük diye küçük bir kuşku uyandı içimde. Gerçekten İzmir’i andırıyor Selanik. Yalnız konumuyla değil evleri, ağaçları, havasıyla da İzmir’i andırıyor. Ne var ki biraz içine girip dolaşınca İzmir’den farklı yönleri de olduğu ortaya çıkıyor. Kent oldukça bakımlı ve temiz. Çoğu iki katlı, İzmir’deki Rum evlerinin benzeri evlerden oluşan kıyı mahallelerin sokakları bile tertemiz. Kıyı mahallelerin bir sokağından geçerken orta yaşlı bir kadını, sağ elinde çalı süpürgesi, sol elinde faraş, evinin önünü süpürüyor gördük.
İndiğimiz dört yıldızlı otel, beş yıldızlı ayarında tv, buzdolabı, klima var. Öbür Balkan ülkelerinde de otellerde klima var ama hiç biri doğru dürüst çalışmıyordu. Yatakları kaliteli. Akşam yemeğinde çorba, tavuk, salata, hafif tatlı yedik. Yemeklerin bizdekilerden farkı porsiyonlarının oldukça yeterli oluşuydu. Ne var ki tavuk, Türkiye’de yemek zorunda kaldığımız tavuklardan daha berbattı. Tatsız, saman gibi bir şeydi.
Devam Edecek

 

 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
PATLICAN YEMEĞİ
1 kilogram patlıcan
250 gram kuş başı et
1 baş kuru soğan
 
2 domates
2 veya 3 yeşil biber
1 yemek kaşığı saçlı
istenildiği kadar yağ
Yarım yemek kaşığı tuz
İsteğe göre pul biber
            Patlıcanları ara ara soyulup diklemesine dörde dilimlenip iki santim kadar doğranır. Doğranan patlıcanın üzerine bir parça tuz serperek ovularak yıkanır. Hem patlıcanın acısı ve karası böylece çıkar, çekirdekleri varsa ayrılmış olur. Bol su ile yıkanır.  
            Tencereye yağ konularak kuru soğan doğranır. Kuşbaşı  et atılarak kavrulur. Domateslerin kabuğu soyularak doğranır, yeşil biberler de doğranarak tencereye konulur.
 Tencereye salça ilave edilerek karıştırılır üzerine süzdürülmüş patlıcan konur.

 

 
 
 
 
 10

Dergiye dönmek için tıklayın

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Hasan Latif SARIYÜCE
Hasan Latif SARIYÜCE Hayat Hikayesi
MENEKŞELER
Vadinin kuzey yakası,
Gür yapraklı meşeler,
Çağırır beni,
Mor menekşe ormanı.
Bir sevgilim vardı,
On beşti yaşı.
Menekşe toplardık,
Kara tavuklar uçardı.
Yürüyüp gittim,
Menekşeler kokuyordu.
Köy değirmeni yıkılmış,
Eteğindeydi bayırın.
Bir demet menekşe topladım,
Gözlerinin rengi
Mor mu siyah mıydı?
Aradan kırk yıl geçti.
Büyüsün oralarda
Mor menekşe ormanı.
Koklarken hatırladım,
Bir sevgilim vardı.
Hasan Lâtif SARIYÜCE
“Düş Yağmurları” (İzmir/Kültür Kitap Yayınları)

 

 

 
 
 
 
 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Şükriye BEZGİN
Şükriye BEZGİN Hayat Hikayesi
GİDİYORSUN
Gidiyorsun işte,içinde binlerce şüphe...
Gözün arkada,yüreğin burada.
Gidiyorsun yapayalnız uzaklara...
Artık sen ve hayallerin,
Sen ve düşüncelerin
Beraber olacaksınız.
Artık,yapayalnız kaldığını hissedeceksin;
Yaban ellerde.
Sevdiğin başka yerde,sen başka yerde.
Gidiyorsun;yüreğinde
Binlerce dertle.
Gidiyorsun uzaklara
Yalnızlık korkusuyla.
Gidiyorsun.          
İçine akıttığın göz yaşlarınla.
Gidiyorsun ardından bakakalan;
Yalnız,yapayalnız.
Bir kadın .
İçinde sensizliğin korkusu,
Uzaklaşmanın öfkesi,
Kendini kaybetmiş bir delinin
Panikliği...
Biliyorsun bu kadın,
Üstadın dediği gibi:
“Sen de
Hep
İmkansızlığı sevdi.
Umutsuzluğu değil”
Ve sakın unutma !
Bu kadın
Hâlâ
Umudunu yitirmedi.
Ankara 09.06.1994

 

 

 
 
 
 
 12

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Paşa ÇETEN
Paşa ÇETEN Hayat Hikayesi
ARAF
O günün korkularını duyuyorum
Düşünmek bile istemiyorum yaşadığım anı
İnancım ki, ülkemde kayıp mezar
Görevin hala kokmuş bir başın. Dalkavukluğu
 
Gül gibi açmıyor damarlarımda kanım
Çıkardılar ruhumdan bütün rütbeleri
Sonsuzluk denilen bir çöldeyim ki,
Benliğim kinle zulüm arasında
 
Aslını unutmuş özüm, sabrım parça parça
Korkak bir damlayım, korkum topraktan
Sayım tükenmiş. taşınmaz olmuşum
Ölüler uyanır belki, dirilmem gerek benim
 

 

 

 
 
 
 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.