DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 9  SAYI 106  25 Aralık 2007

 
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ÜÇ DİNİ BAYRAM KURBAN BAYRAMI HANUKAH VE YENİ YIL
            Kurban.
Bütün semavi dinler ve semavi olmayan dinlerde dini vecibelerden birisi. Şu an kaldırılmış diğer semavi dinler de “Kurban” bulunduğunu hepimiz bilmekteyiz.
            Kurban; aslında bir cana kıymaktan daha çok; o kıydığı canın maliyetine kıyabilme olarak düşünmek gerekmektedir. Belirli bir geçerli alım satım gerecini kullanarak, aldığınız canlıyı belli bir amaç için yok etmek dememiz daha doğru olur.
            Düşünebiliyor musunuz; bir miktarı değeri öldürüp yok etmektesiniz. Yani o aldığınız canın maddi yönünü kendi nefsinize ağır gelen malı kaybetme korkusunu görerek ve isteyerek yapma aracı.
            Dinim olan Müslümanlık ta da “kurban” vecibesi Allah’ı Telalanın bize yolladığı kitabımız Kur’an-ı Kerim dede bazı ayetlerde buyuruyor:
“Bismillâhirrahmânirrahîm
6:118. Allah'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılarak kesilenlerden yeyin.
6:119. Üzerine Allah'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.
6:121. Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlar olursunuz.
22:28. Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansanlar . Artık ondan hem kendiniz yeyin,hem de yoksula, fakire yedirin.
22:34. Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!
22:36. Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.
5:27. Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi)”
108:2. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.”
            NOEL:
            Belli bir takvim yılı içerisinde senenin belli bir diliminde 365 günün sonucu olan bir gün.
            Bu günü Allah C.C. Müslümanlıkla yürürlükten kaldırmış olduğu Hıristiyanlık ve Musevilik Dininde Kasım ve aralık Aylarında belirli günlerden olan “Hanukah*” ve ”Noel**”  kutlamaların da genellikle, İsa’nın doğumunun canlandırıldığı oyunlar sahnelenir.
Noel ağaçları süslenir, ışıklı ev, bahçe, cadde süslemeleri yapılır, hediyeler alınır, tebrik kartları verilir ve Noel arifesinde “Noel Baba”nın gelişi simgesel olarak canlandırılır. Yaygın Noel temaları, iyi niyet, sevecenlik ve ailenin birlikte zaman geçirmesi olarak sıralanabilir.
Bu Hıristiyan adetleri ne yazık ki Müslümanlarca da tatbik edilmeye başlaması kültür ve dini deforme olmasına bağlayabiliriz.
YENİ YIL:
“Hicri Yeni Yıl ***”da Muharrem Ayının hilali ile başlayan gündür. Miladi Yeni Yıl Aralık Ayının sonuncu günü ile Ocak ayının il gününün başlaması arasında kutlanan bir gün. Bu günü yeni bir yılın başlangıcı olarak görmemiz ve olarak kutlamamız gereklidir.
Allah C.C. Dileseydi hepimizi tek dine inanan ve tek Peygamberin ümmeti yardı. Hepimizin sağlık,sıhhat ve afiyetle bu günlere girmemizi dilerim.
* Hanukah Bayramı Eski Ahit’in Kislev ayında 8 gün süreyle kutlanan bir bayramdır. Kislev ayı Kasım sonu ile Aralık ayının ortalarından sonraki bir tarih arasına gelir.
** Noel, her yıl Hıristiyanlarca 25 Aralıkta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralıkta Noel arifesiyle başlamış olur, ve bazı ülkelerde,26 Aralık akşamına kadar devam eder. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde Noel tatili yeni yıl tatiliyle birleştirilir. Bazı Doğu Ortatoks Kiliseleri, Jül Sezar takviminde 25 Aralıkta denk gelen 6 Ocak Noel olarak kutlarlar. İsa’nın gerçek doğum günüyle ilgili çeşitli rivayetler olsa da geleneksel olarak 25 Aralık Noel olarak kutlanır.
*** Muharrem ayının hilâli ile başlayan Yeni Hicri Yıl . Hicri Takvim Hz. Muhammed (SAV)'in Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanmasını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim; Hicri Şemsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır.

 

 

 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Sakin KARAKAŞ
Sakin KARAKAŞ Hayat Hikayesi
TÜRK BAYRAĞI BİRA KUTULARI ÜZERİNDE VE AYAKLAR ALTINDA
             Bir bira firması Türk milli takımına sponsor olmuş. Sponsorluk anlaşması yapıldıktan sonra milli takım loğolu ve bayraklı armalar bira kutularının üzerine yerleştirilmiş. Sonunda Türk bayraklı bira kutuları tezgâhlardaki yerini almış. Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor. İşin normal olmayan tarafı ise kutuların boşaltıldıktan sonraki durumu. Bilindiği üzere bira kutuları boşaltıldıktan sonra çöpe gidiyor. Ülkemizde ise genelde çöpe gitmeden önce bu tür atıklar ayaklar altında geziyor. Ben ayaklar altında bira kutusu görmedim diyen yalan söyler. Yurdum insanı hemen her gün bir yerlerde ayaklar altında bir bira kutusu görür. Hatta memleketin varoşlarında bira kutusu ile top oynayan çocuklar vardır. Hatta varoşlardan yetişin bazı meşhurlarımızda mutlaka bira kutusu ile top niyetine oyun oynamıştır. Şimdi o bira kutularının üzerinde artık bayrak var.
            Niyet ne olursa olsun buradaki sakıncalı durum görmemezlikten gelinemez. Benim bayrak, vatan ve millet anlayışıma göre bira kutusu üzerinde bayrak resmi olmamalıdır. Bayrağın yere düşmemesi gerekiyor. Bayrağa sahip çıkmak aklıselim her Türk vatandaşının birinci derecede önceliği olmalıdır kanaatini taşımaktayım. İnşallah bu yazı yetkilileri harekete geçirir. Adına ister suç duyurusu deyin, isterseniz sağduyu deyin. Ancak bira kutusu üzerindeki bayrakları lütfen kaldırın.
            Milli takıma bira firması sponsor olur mu? Bu konu ise enine boyuna tartışılmalıdır. Konu ile ilgili tartışma programları yapılmalıdır. Bu konu benim uzmanlık alanım değil ama böyle bir program olursa her Türk vatandaşı gibi ben de oturum izlerim.
            Milli takım ile kulüp takımlarını  ayrı tutmak gerekir düşüncesindeyim. Benim düşünceme göre bira firmaları kulüp takımlarına sponsor olabilir. Ancak milli takımda durum farklıdır. Milli takım millidir. Yani bayrak gibi önemli ve kutsaldır. Bu nedenle alkollü içki imali ve pazarlaması yapan firmaların milli takıma sponsor olmaları bence sakıncalıdır. Milli takıma bira firmasını sponsor alanlar ve olanlar ne akla hizmet bu işe giriştiler hala anlayabilmiş değilim.
            Milli takıma bira markasını sponsor aldığınızda işte böylesine sakıncalı durumları da millete açıklamak ve bu sakıncalı durumun altından kalkmak durumundasınız. Bir öğretmen olarak şimdi bana bir öğrencim sorsa. Öğretmenim bu bira şişesini çöpte buldum. Üzerinde de bayrağımız var. Vicdanım kabul etmedi aldım ve getirdim. Şimdi bu kutuyu ne yapayım derse ben ne cevap vereceğim.
Eğer bütün bu açıklamalara rağmen bir sakınca görmüyorsanız oldu olacak bir kaç rakı firmasını da sponsor olarak alın da kadro tamamlansın. Kutulardan sonra şişelerin üzerine de bayrak konulsun. Yetmedi Milli formaların üzerinde bayrağın yanına rakı şişesi koyarsınız olur biter. O zaman millet belki daha çok içer.  Millet içtikçe de milli takım belki kazanır.

 

 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
AKIL FİKİR VE İYİ NİYET
Başlıkta bir araya getirdiğimiz üç nosyon, bazı çetrefil noktalarda anlaşmak için, tartışmalarımızın esasını teşkil etmeleri gerekir. Bunlardan uzak kalınınca, herkes gibi, bizim vatandaşlarımız da bocalayacaklardır.
Bir yazarımız, Yugoslavya’da bir münasebette bulunurken, verilen resepsiyona bir gazetecimiz de davetli bulunuyor. O zamanın Devlet Başkanı ve Yugoslavya’nın kurucusu Tito, eşi ile birlikte, herkesle çok nazik bir şekilde ilgilenirken, bizim gazeteciye de rastlıyor. Tito ve sayın eşleri, gazetecimize iltifatlarda bulunuyorlar. Türk olduğu anlaşılınca da, Tito sözlerini Atatürk’e getiriyor. Atatürk’ü sevdiğini söyleyen Tito, yeni Türk Devletinin kuruluşu, eğer, kendisininki gibi, federatif olsa idi, daha akıllıca bir şey yapılmış olacaktı, gibi fikir beyanında bulunuyor. Gazetecimiz Ali Sirmen de, bunu zamanın göstermesinin daha iyi olacağını söylüyor.
Ali Sirmen, bizim, Fethiyeli Mehmet Yerguz’un Fransa’dan arkadaşıdır. Mehmet Yerguz, herkesle, sıradan kimselerle arkadaş olacak bir genç değildi. Arkadaşımın, Nevzat Yerguz’un oğlu olduğu için, ben Mehmet’i çocukluğundan beri iyi tanırım. Siz de, Ali Sirmen’i yazılarından tanıyorsunuz. Zaman Ali Sirmen’in doğru düşündüğünü göstermiştir. Tito’nun Federal Devlet yok olmuş, yem olmuş, Atatürk’ün Üniter Devleti yaşamaya devam ediyor. Kimin daha haklı olduğunun tartışılmasına ihtiyaç kalır mı?
Allah’ın verdiği akıl kullanılmayınca, insanlar arasında fikir ve iyi niyet te olmayınca, tartışmada, odan ortaya çıkacak mücadelede devam edecektir.
Eski yazılarımızdan bazılarında, Dünyada her şeyin söylenmiş ve hatta düşünülmüş olduğunu söylemişimdir. Yine de ısrar ediyorum. Eski söylenenler, yeniden ısıtılıp ortaya getirilmektedir. Ancak büyük kafa sahibi bazı istisna insanlar, insanlara yol gösterebiliyor. İşte bizim Türkiye’de pek te itibar bulmuş olmayan büyük insanımız, bu hakikatları görmüştür. Devleti de federal değil, üniter sistem üzerine kurmuştur. Devletin ayrışmasından güya çıkar bekleyenler ise, Federal sistem heveslerini canlı tutmak istemektedirler.
Pek çok ülkede; çeşitli insan grupları, çeşitli etnik köken sahibi insanlar yaşamaktadırlar. İnsanlar, niçin ayrışmayı, ufalmayı, gelecek tehlikelere zayıflayarak muhatap olmayı isterler de; etnik kökenlerini dağılmış olduğu ülkelere yakınlık göstermezler? Bizim kürtler için bu sözüm geçerlidir. Suriye, Türkiye, Irak, İran ve Ermenistan’da yaşıyan kürt ekalliyetinin insanları, bu beş ülkenin birbirine yakınlığını ve hatta, federe devlet olmalarını istemezler?
Bu devletlerin geçmişleri ve tarih içinde birer medeniyetleri var. Bunlar etnik edildiklerinde, hem tarihlerinin ve hem de medeniyetlerinin de birlik noktaları vardır. Bu var olan vasıflar, bu devletlerin ayrışmalarından çok, bir birlerine yakınlaşmalarının yardımcısı da olurlar. Eski Osmanlı, şimdiki İngiliz milletler topluluğu bu maksada uygun teşekküllerdir. Sanıyorum ki, böyle birliktelikler, insanların daha mutlu olmalarının, daha varlıklı olmalarının sebebi de olacaktır. Savaşlar, servet yok eden vasıtalar olduklarına göre; savaşların oldukları bölgelerde zenginlik görülmeyecektir. Fakirliğin mutluluğu ise, romanlara konu olmaktan öteye geçmiş değildir.
Halkın ve hatta milletin yol göstericileri aydınlardır. Kürt aydınları ve bunlarla birlikte Ermeni aydınları oturup düşünmelidirler. Ayrılık taraftarı her aydın düşünmelidir. Bu gün olduğu gibi, osmanlı’da olduğu gibi, bir devletin sahibi olarak, barış içinde yaşamay ve zenginleşmeye mi devam etmelidirler; yoksa, Mareşal Tito gibi ayrışmanın öncülüğünü yaparak, yeni efendilere uşak olma yolunu mu tercih ederler? Bunların düşünceleri kendilerine aittir.
 

 

 
 

 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
 KONUŞMAK, GÜZEL YAZMA
“Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı”
Evet başı kestiren de söz, savaşı kestiren de söz! 
“Gelinlere Bal yedirdik, tatlı dilli olsun diye”
“Tatlı dil güler yüz”
“Dinlemeye doyamıyorsun, ağzından Bal akıyor”
Yukarda saydıklarımız, güzel konuşmayla ilgili söz ve deyişler.
Konuşmaların en güzeli kısa ve öz olanıdır. Konuşma muhatabını sıkmamalı, kısa ve öz olmalıdır. “Konuşma, kalpten kalbe akan bir yoldur” denir. Konuşma aynı zamanda insanlardaki zekanın da bir göstergesidir. Bir atasözümüz vardır, “ Söz kalpten çıkarsa kalbe ulaşır, ağızdan çıkarsa kulaktan öte gidemez” diye.
Konuşmak ile güzel konuşmak aynı şey değildir. Hani bir söz daha vardır,  “Ağzı olan konuşuyor” diye. Halbuki işin aslı öyle değildir, konuşmak bir sanat ve bir Allah vergisidir. Güzel konuşanlar güler yüzlü olurlar, mutlu olurlar ve aynı zamanda başarılıdırlar. Bu saydıklarımız birbirleriyle bağlantılı şeylerdir efendim.
Ya susmak ve dinlemek! Bunu başarmak konuşmaktan da daha önemli ve daha zordur. “Çok dinlememiz ve az konuşmamız için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır” diyor, Diogenes.
Söz silahtan çıkan mermi gibidir, ağızdan çıktıktan sonra bir daha geri dönmez. Bununla ilgili yine bir atasözümüz vardır, “ Boğaz kırk boğumdur, otuz dokuzunu yut, birini söyle” diye.
Konumuzun biraz dışında ama birde yalnızlık vardır ki bu hepsinden beterdir. Geçen gün televizyonda yalnızlıkla ilgili şöyle bir konuşma duymuştum. Bu konuşma beni çok etkiledi. Şöyle deniyordu, “ Yalnız yaşayanlar (yalnızlar) kendi SESİNİ BİLE ÖZLER!”
Güzel konuşmayı, iyi dinlemeyi bilenlerden olalım efendim.
Güzel Yazma: Güzel yazmak öncelikle bir kabiliyet, Allah vergisi, sonrasında ise biraz gayret ve de çok okumayla gelişen bir alışkanlık durumudur diyebiliriz.
Okuma yazma oranını Türkiye’de, yüzde’ye yada binde’ye  vurduğumuz zaman bana göre, Türkiye’de okuyanlar azalıyor, yazanlar ise çoğalıyor. Gazetelerin başlıklarına şöyle bir göz atanları ve sadece sayfayı karıştıranları ben okumuş saymıyorum. Eğe okursanız, bir gazete bir saatte bitmez.  Onu okuyan, güzel okumasını bilen, kitap okuma alışkanlığı da edinir. Herkesin kitap alabilmek için her ay para ayırmak gibi bir imkanı yoktur. Ama işte burada kütüphaneler ne güne duruyor? Bu gün yaşı 25’i geçmiş kaç insanımız kitap alıp okumuştur. Benim tahminim bu sayı yok denecek kadar azdır.
Buna karşılık yazan insan sayısında ise bir hayli gelişme gözlemliyorum. (Mesela bu yıl Türkiye’de bir yazarımız Nobel Edebiyat ödülü bile aldı) Tabi ben gözlemimi Çorum’da ki yazar arkadaşlarımı kıyaslayarak yapıyorum. Çorum’da bir çok mahalli gazete çıkıyor. Bu yerel gazetelerimizin hepsinde çok güzel yazılar çıkıyor ve bu yazılarda güzel konulara değiniliyor. Bu günlük yazıların yanında çok güzel roman, hikaye ve şiirler yazan arkadaşlarımız da var.
Son 3-4 yıldır kitap yazan ve kitaplarını bastırma başarısı gösteren yazar arkadaşlarımız da göz ardı edilemeyecek oranda. Arkadaşlarımızın yeni çıkan kitaplarının içi kadar dışları da güzel. Son zamanlarda çıkan kitapların kapak resimleri de bir hayli “Al beni”’li. Başarılarınız daim olsun diyorum sevgili arkadaşlar.
Yazan, okuyan, dinleyen bir toplum olmak ne güzel. Herkese kucak dolusu saygı ve sevgilerimi sunuyorum efendim.    

 

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Salım SAVCI
Salim SAVCI Hayat Hikayesi
ÇOCUK KALBİ
Dünya çocuk klasikleri arasında yer alan:
Çocuk Kalbi – Edmondo De Amicis’in eseridir. (100) temel eser arasında M.E.B.’ca tavsiye edilmiştir.
Çocuk Kalbi kitabını aslına uyarak, kendi anlatımımla dile getirdim. (220) sayayı buluyor. Şimdi bu kitaba yazdığım önsözü aktaracağım:
Önsöz
Çocuk Kalbi’ni okuyanlar:
-Annenin, babanın, öğretmenin önemini, tam anlamında, çok güzel bir anlatımla öğrenebilirler.
-Babanın, annenin, ablanın yazdığı mektuplar, aile bağlarının nasıl kök saldığına tanık olurlar.
-Hele, sınıflarda öğrenciler aylık öykülerle, bir ulusun kurtuluş savaşında geçen gerçek olaylarla örnekleriyle okurlar, onların bıraktığı vatana, bayrağa sahip çıkarlar.
Çocuk Kalbi’ni okumamış olanlar:
-Baba, eksiklerini tam olarak bilemez.
-Anne, anneliğini tam anlamında yapamaz.
-Öğretmen, öğrencisinin ne denli önemli bir varlık olduğunu tam olarak kavrayamaz.
Kısaca söylersek; Çocuk Kalbi kitabı, her evin rafında bulunursa, okuyacak kişiyi bekler.
Tüm iyilikler, geleceğimizin garantisi olan çocuklarımızın olması dileğiyle, sevgilerimle!
Yanına Hazırlayan / Salim Savcı
Bu kitabın bakımını yüklenecek kişilere, kurumlara en büyük kolaylığı göstereceğim. Türkiye dağıtımını da yürüteceğim. Sevgilerimle!

 

 
 
 
 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
GO HOME AMERİKA,HINAUS AB
Merak edenler için açıklıyorum: Makale başlığımız “Avrupa (AB) dışarı” ve “Enine Dön Amerika” anlamına gelmektedir.
Peki neden böyle bir başlık ? Açıklayayım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin AB ile yakınlaşması üzerinden takriben 60; AB’ye katılma ve ciddi anlamda entegrasyon sürecinin başlamasının üzerinden de (1963-2007) tam 44 sene geçti. Bu zaman zarfında çok hükümetler görüldü. Koalisyonlar geldi geçti.
Sözde kalkınma, gelişme ve “muasır medeniyet seviyesine ulaşma” yolunda mesafeler alındı. Veya alındığı sanıldı. Millet ne anlasın ki. Hükümetler öyle dedi. Bizde öyle sandık !..
Ta ki, 30.08.2006 tarihinde Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı görevini devralana kadar. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bu vesile ile yaptığı açıklama ve değerlendirmede:
“Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır tehditler içeren döneminden geçmektedir” deyinceye kadar.
Aslında bu değerlendirme sadece Genelkurmay Başkanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin değil, Türk Milletinin büyük kesimlerinin yerleşik kanaatidir. Devletin varlığı ve milletin bölünmezliğine yönelik mevcut hayati tehdidi tek başına yaratan sadece bu iktidar değildir.
Hayati tehdit büyük bir sürecin sonunda oluşmuştur.
Şu anda sadece süreç hızlanmış bulunmaktadır, o kadar.
2007 yılı sonlarına doğru yayınlanan “AB Raporu” ile dünkü Brüksel bildirisi dikkatle incelendiği vakit görülecektir ki: Mevcut iktidarın izlediği politikalar Mustafa Kemal Atatürk ün “gaflet, delalet ve hatta hıyanet diye nitelendirdiği” yanlış politikalar olup, birçok noktada iktidar önderlerinin kişisel-siyasal ve partisel menfaatlerini, yabancı güçlerin menfaatleri ile birleştirdiği görülmektedir.
Bu anlam ve bağlamda Türkiye, hayati tehdit sürecinin zirvesine gelmiş olmaktadır.
Türkiye’ ye yönelik olarak zirveye ulaşmış tehditleri temel olarak dört başlık altında toplamak mümkündür.
Bunlar sırası ile:
İç politik tehditler,
Dış politik tehditler,
Ekonomik tehditler, (ve)
Toplumsal tehditlerdir.
Bu tehdit ve tehlikelerin başlıca kaynağı ve dayanağı ise: AB ve ABD’dir.
Sürdürülen politikaların Türkiye için oluşturduğu hayati tehdidin değişik boyutlarını şu şekilde açıklayabiliriz:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni ve Türk Milleti menfaatleri açısından oluşan kaos. Milli Devlet yapısına muhalif konum ve Milli Devlet yapısından çok etnikli ve federal devlet yapısına dönüşmeyi hedefleyen bir strateji.
2. Dış politikada Türkiye çok boyutlu bir çöküş dönemine sürüklenmiştir. AB tam üyeliği süreci AKP den Önce 57. hükümetin attığı adımlarla Türkiye’nin menfaatleri aleyhine raylar üzerine oturtulmuştu. 57. hükümet döneminde AB tam üyelik sürecinin hızlanmasının nedeni, tarihin çöplüğüne gittiğini fark eden bir lider ve siyasi parti’ nin Anap’ın oylarını arttırmak için Türk toplumunu AB taraftarları ve karşıtları olarak ikiye bölerek AB taraftarlarının oyları ile meclise girme çabasıdır. Bu yolda çok yanlış yapılmıştır.
3. Ekonomik Tehditler had safhaya ulaşmış bulunmaktadır. Millet perişan haldedir.
4. Sözde, anarşi-terör ve tedhiş örgütünü kınayan ve yasa dışı ilân eden AB, bunların elebaşılarına AB Parlâmentosunda söz hakkı vermiştir. Bu, tam bir iki yüzlülük, kirli oyun ve çifte standarttır. Şimdi, onurlu-erdemli ve basirete kalan tek şey:
“Avrupa Dışarı ve ABD evine dön” demekten başka bir şey değildir.
http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com.tr

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
TAVUK 
1 Bütün Tavuk
1 Adet Orta baş soğan
1 Kaşık Tereyağı
1 Kaşık Salça
Bir miktar tuz
İstenirse baharat
İstenirse sosun içine domates rendelenir.
            Alınan temizlenmiş tavuk güzelce yıkanır. Tavuğun iç bölümleri de itina ile yıkanarak tencereye konularak tencerenin alabildiği kadar soğuk su ilave edilir. Kabuğu soyulmuş soğan bütün olarak tavuğun üzerine konulur ve istenildiği kadar tu atılarak ateşte pişmeye bırakılır.
             Tavuk pişerken sosu için bir tavada tereyağı eritilir. İçerisine salça ilave edilerek yağ ile karışması sağlanır. Pişen tavuğun üzerine bu sos dökülerek ve bir miktar daha pişirilerek parçalanır ve sıcak olarak servis yapılır.

 

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Güner KAYMAK
Güner KAYMAK Hayat Hikayesi
GÜLERYÜZLÜ SEVGİLİM
Gül yüzlü sevgilim yıpratma beni
Ağarır saçlarım belim bükülür
Yalnız bırakma bir başıma beni
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Aşkımızı anlamaz eller ne bilsin
Bahçemde acılan çiçeksin gülsün
Dön artik meleğim yüzümüz gülsün
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Gidişin yüreğimde yara açıyor
Aşkının ateşiyle sinem yanıyor
Bilmeyenler beni deli sanıyor
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Yad ellere derdimi nasıl söyleyim
Kime yalvarayım eman dileyim
Dünya'nın malini sensiz neyleyim
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Aşkımıza kuyu kazan kahrolsun
Bizi ayırmak isteyene yuh olsun
Bu gidişin ilelebet son olsun
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Sensiz olamam ben biliyor musun
Aşkımıza kıymet veriyor musun
İki gözüm beni seviyor musun
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Ozan Güner hasretinden sarardı
Vefasız yar hiç halimi sormadı
Başım döndü iki gözüm karardı
Akar gözyaşlarım sağanak dökülür
Amsterdam 24.01.2004
 

 

 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Şükriye BEZGİN
Şükriye BEZGİN Hayat Hikayesi
AŞKIN HAKİKİ YOLU
Hani aşk’ı hakikinin yolu
Aşk’ı mecaziden geçerdi ?
Tüketilmiş onca mecazi aşklar
Tükenirken beni de harcamışlar.
Ezip geçmişler üstümden
Paspas niyetine.
Yine de gözümde hâlâ
Aşk’ı mecazide 
Çorum 2000 

 

 

 
 
 
 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Paşa ÇETEN
Paşa ÇETEN Hayat Hikayesi
GÜL DUDAKLARIN KALDI
Düştü ömürden bahar
Sevdalardan kül kaldı
Bırakıp gitti her şey
Gül dudakların kaldı
 
Yaşlar çekildi gözden
Heyecan uçtu sözden
o dağlar gibi nazdan
Gül dudakların kaldı

 

 

 
 
 
 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.