DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 11     SAYI 125    25 Temmuz 2009

Mahmut Selim GÜRSEL ÇORUM HİTİT FUAR VE FESTİVALİ
Mahmut Selim GÜRSEL ÇOK BİLEN
Üzeyir Lokman ÇAYCI DÜNYA TEZGÂHINDA OYALANIRKEN GERİYE DÖNÜP BAKMAK GEÇMİYOR İÇİMİZDEN
Mahir ODABAŞI LÜTFEN ‘’BURASI TÜRKİYE’’ DEMEYİNİZ
Atilla ALPAY MİRAÇ KANDİLİ VE SIGARA YASAKLARI KUTLAMASI
Hüseyin Hüsnü GÜREL TBMM DİLEKÇE KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA ANKARA -I
Mustafa Nevruz SINACI SİVİL DARBE VE ŞİFRELER
İsa KAYACAN BİYOGRAFİ ZENGİNLİĞİNDEN KÜLTÜR ZENGİNLİĞİNE
Selma GÜRSEL BEZELYE
Adile TÜRKMEN ÖYLE GİT
Dilek BİGA KÜLLENMEDİ HAL OLDUM
Ahmet CANBABA ACILARA AĞIT
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ÇORUM HİTİT FUAR VE FESTİVALİ
            Tanıtım. Çok yanlış bir söz var buna katılmıyorum. “Reklâmın iyisi, kötüsü olmaz” Reklâmın iyisi iyi, kötüsü kötü bilgileri verir.
            Söze gelince; İlimizi tanıtalım. Teraneleri bazı özel kutlamalarda söylenir, nutuklar atılır ve o andan sonra bir daha her nedense anılmaz.
            Ben demekten hiç haz etmediğim halde kendimce ilimizi tanıtmaktayım.
Birkaç sitemin olduğu sizlerce malumve geçen ay http://istatistik.buadresim.com 43820 tekil kişi ziyaret etmiş. Aşağıda bulunan grup üyelerimin toplamının tekilinde biraz fazla!
            Gelelim Fuar ve Festival etkinlikleri her ne hikmetse; her yıl daha da sönükleşen ve kimliğini yitiren bir etkinlik daha yaşadık. Bilmiyorum ki söyleyeyim babından etkinliklerden sadece açılışı yapılmadan önce Sanayi Sergisini resimleyerek sitemizde 4 gün resimleri üst dönen bölümde yayınladım. Görenler göndü, görmeyenler ise görmediler. Bazıları da gördükleri halde görmediler. Bütün bun gören veya görmeyen, görmemezlikten gelenler kendileri ile yüzleşmeleri gerekir.
            Bildiğiniz gibi:
Çorumlular grubuma
Grup Adresi: http://groups.google.com/group/corumvecorumlular
Grup e-posta adresi: corumvecorumlular@googlegroups.com
Üye sayısı: 3000
 
Ayrıca
Fikir Dergisi grubuma
Grup Adresi: http://groups.google.com/group/fikir-dergisi
Grup e-posta adresi:  fikir-dergisi@googlegroups.com
Üye sayısı: 30246
 
33246 e-postasına aşağıdaki mesajı gönderdim.
 
 
29. ULUSLARARASI ÇORUM HİTİT FUAR VE FESTİVALİ
Hayırlı ve uğurlu olsun Mahmut Selim GÜRSEL
29. ULUSLARARASI ÇORUM HİTİT FUAR VE FESTİVALİ PROGRAMI
08 TEMMUZ 2009 ÇARŞAMBA
15.00
Atatürk Anıtına Çelenk Sunulması
15.30
Sanayi Fuarı Açılışı
Leblebi Yarışması ve Ödül Töreni
Mehter Gösterisi
Halk Oyunları Gösterisi
17.30
KORTEJ GEÇİŞİ-Gazi Caddesi (Hürriyet Meydanı-Saat Kulesi)
Saygı Duruşu-İstiklal Marşı
Protokol Konuşmaları
Mehter Takımı Geçişi
Halk Oyunları Ekipleri Kortej Geçişi
Esnaf Odaları Kortej Geçişi
ASKF Kortej Geçişi
20.30
Destarensemble Klasik Türk Müziği ve Gösteri Sanatları Topluluğu
Konseri ve Sema Gösterisi (Devlet Tiyatro Salonu)
09 TEMMUZ 2009 PERŞEMBE
10.30
Halk Oyunları ekipler Valilik ziyareti
11.00
Halk Oyunları ekipler Belediye Başkanı ziyareti
12.30
Halk Oyunları Gösterisi (Alaca)
13.00
Hifsad Çorum Fotoğrafları sergisi açılışı (Güzel Sanatlar Galerisi)
14:00
Çocuk Tiyatrosu-Nasrettin Oğlu Seyfettin (Tiyatro Bizbize lopluluğu)
(Devlet Tiyatro Salonu)
15.00
Halk oyunları mahalle gösterisi
Yerel Sanaiçılar Konserleri - Nergis AY-Özge Arslanbay Yer: Cumartesi
Pazarı.
17.30
Halk oyunları mahalle gösterisi. Yer Adliye binası yanı.
20.30
HALK  KONSERİ (Turhan Kılıçcıoğlıı Stadyumu)
KoIbaslı ekibi
Gökhan Ertek
Serap Sapaz
Cemalettin Kurtoğlu
Ferhat Göçer
21.00
Halk oyunları göslerisi (Gazi Caddesı)
Halk oyunları göslerisi (Fuar alanı)
10TEMMUZ 2009 CUMA
10:00
Halk oyunları Gösterisi (İskilip)
14.00
Çocuk Tiyatrosu Keloğlan Taş Devrinde (Devlet Tiyatro Salonu)
17:00
Âşıklar Şöleni
Şeref Taşlıova - Aşık Borani - Sürmeli Can Kaya - Rıfat Kurdoğlu -
Müslüm Koygun (Mahzuni Şerif Parkı)
18.00 - Halk oyunları mahalle gösterisi Yerel Sanatçılar Konserleri
Yer: Mehmetçik Parkı
21.00
Halk oyunları gösterisi (Gazi Caddesi)
Halk oyunları gösterisi (Fuar Alanı)
11 TEMMUZ 2009 CUMARTESİ
10:00
HalkOyunları Gösterisi (Osmancık)
13.30
Hâkimiyet Gazetesi Leblebikeyfi mizah sayfası Editörü Erdoğan Oruç
Karikatür Sergisi. Yer: Devlet Tiyatro Salonu Fuayesi
14.00
Gölge (Talha Bora Öğe) Stand- Up gösterisi (Devlet Tiyatro Salonu)
18.00
Halk oyunları mahalle gösterisi.
Yerel Sanatçılar Konserleri Yer: Bosna Parkı
21.00
Halk oyunları gösterisi (Gazi Caddesi)
Halk Oyunları Gösterisi (Fuar Alanı)
12 TEMMUZ 2009 PAZAR
10.00 - Halk Oyunları Gösterisi (Boğazkale Sungurlu Gösterisi)
16.00 - Hitok OtoDrag Yarışları (Fen Lisesi Önü)

 

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ÇOK BİLEN
            Bildiğiniz gibi dergimizin sizlere bilgi verdiği ve sizleri dergi ile ilgili bilgilerin yenilendiğini bildirmeye çalıştığım
Grubumuza her nasılsa kayıt olunmuş bir okuyucumuz beni bazı hatalarımı görerek kendince cevap vermiş. Türkçe kelimeleri kullanmamızı tavsiye eden bu arkadaşın yazısında yazım hataları olduğu gibi; yazdıklarının kaç tanesinin Türkçe olduğundan bile bi-haber olduğu gözükmektedir. Ayrıca kendisinin yazdıklarını da hiç kontrol etmeden göndermiş.
Aşağıda ismi bizde saklı olarak şöyle yazmış:
19 07 2009 tarihinde Saat 11.20
“Günaydın Çorum Fikir Dergisi yöneticileri,
“İsteğim dışı bana da ulaştırılan iletinize bağlı öbekte biraz gezindim, Türkçe adına. Bir kesit olarak algılayıp dile getireceğim yanlışların düzeltilmesi dileğim var:
“Türkiye’de Emlak”, “Siz de katılın” derken doğru yazmışsınız da, “Sizde katılınız” ve “Sizde bulunmak isterseniz…”  derken ‘de’ neden bitişti acaba?
"Bu yaptığınızı Çorumlu yapmaz!.."
Türkçe yazmayı sürdürürken araya bir “subdomain” sıkıştırmanız neden acaba?
Bu bölümü yazanın kendisini ifade etme yeteneğinde bir bellek silinmesi mi oldu?
Bu tümceyi yazanın tam orada da Türkçe düşünmesini salık veririm. Genelde olması gereken konusunda yardımcı olurum ama burada olmayacağım. Madem bir kazanç amaçlı öbek oluşturmuşsunuz, bir de Türkçeyi düzgün kullanan yurttaş istihdam edin ya da görevlendirin. Yine de bir yardım daha yapayım, ‘link’ yerine genel kabul gören ‘ilişim’ sözünü kullanın. Kandil aşkına, Türkçe adına”
İmzası: Sağlık adına sağlıklı düşünüp sağlığa önem veren -  Türkçeye çok duyarlı bir araştırmacı, yazar, çevirmen – 2 kitap çevirmeni isimlerini veremeyeceğim reklam olur- M…. Sivil Toplum Birliği Platformu Kurucu ve Eşgüdümcü Başkanı - Tüm Çeviri İşletmeleri Derneği Kurucu Gen Sekreteri, en yaşlı-genç bilgesi - Türkçeyi, havayı, suyu, toprağı, zamanı, enerjiyi akıllı kullanmaya çalışan yurttaş  - Not: Bugün ilk iletim size gidiyor; bilin Türkçenin ne kadar önemli olduğunu!..
            Bu sağlıklı düşünen, Türkçeye duyarlı” ne yazık ki Türkçe birkaç kelimeden başka yazamayan” bilge arkadaşı buradan REKLAM etmeyi düşünmüyorum “O kendisini bilir” zaten aşağıdaki bölümü de kendisine yazıyı dergimize yükleyince tıklayarak yollayacağım.
Yolladığım cevap:
İnsan kendi hatasını nedense görmezde başkasın hataları ile uğraşır?
1-sizin iletiniz de her nedense bizim goole nin SPAM’A (elektronik posta sağanağı, mesaj sağanağı) bölümüne gelmiş.
2- Fikir Dergisi Yöneticileri yoktur. Yazarları vardır. Yöneticisi sadece benim.
3- İsteğin dışında geldi ise şu an itibarı ile http://groups.google.com/group/fikir-dergisi e-posta gönderisinden çıkartılmış bulunmaktasınız. Bunu sizde yapabilirdiniz!
4- Bizim sadece e-posta listemiz yapılanları bilgilendirme için kurulmuştur. http://groups.google.com/group/fikir-dergisi ise http://fikir.dergisi.info 10. alını tamamlamış bulunmaktadır. Diğer dokuz sayı yazarlarımızın yazılarını da inceleyebilirsiniz. Üye olma mecburiyeti yoktur.
5-"Bu yaptığınızı Çorumlu yapmaz" Acaba ÇORUMLU size ne yaptı? Çok merak ediyorum! Çokkk İktisatçı, Turizmci Sağlık adına sağlıklı düşünüp sağlığa önem veren ,Türkçeye çok duyarlı bir araştırmacı, yazar, çevirmen, Tüm Çeviri İşletmeleri Derneği Kurucu Gen Sekreteri, en yaşlı-genç bilgesi, Türkçeyi, havayı, suyu, toprağı, zamanı, enerjiyi akıllı kullanmaya çalışan yurttaş vb. imzanız var da ondan sonrum.
6- Domain "etki alanı -tanım kümesi -1) alan, ilgi alanı, 2) tanım alanı (işlev) "olarak çevrilmiştir ki bu kelime ile bağdaşamaz. Domain sadece bir hedeftir. Domaini aldıktan sonra değiştirme imkânınız olamaz. Yönetim alanında ise her türlü düzenlemeleri yapabilinsiniz. İlgi alanı ile de alakası aynı isimleri anlatan pek çok isim veya kelime bulunmaktadır ve subdomain Türkçe karşılığı bana biraz daha kelime bilimcileri düşündürse gerek diyorum
7- SALIK (Ucu zincirli Topuz) her halde SAĞLIK demek istediniz(!)
ÖBEK (Yaş ve yapıları aynı olan kişilerin veya topluluğuna denilir.) Bizim öbeğimiz değil e-posta topluluğumuz vardır ki burada 90 yaşında da 18 yaşında da cinsiyetleri karışık kişiler de bulunmaktadır.
8- LİNG karşılığı olarak verdiğin örneğe insanlar değil “kazlar” bile güler.
9- En önemlisi iki adınız var . Ha sahi unuttum adınızı Türkçe mi?
Hamiş: http://fikir.dergisi.info dergimizde adınız verilmeden bu cevabı yayınlayacağım
Mahmut Selim GÜRSEL

 

 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
DÜNYA TEZGÂHINDA OYALANIRKEN GERİYE DÖNÜP BAKMAK GEÇMİYOR İÇİMİZDEN
Ellerin, ayakların ve kalplerin kontrolden çıktığı bir çağda, ne asa, ne Musa, ne de Kızıldeniz fark ediliyor!
Paranın, çıkarın, makamın ve nefsî arzuların insanları ve değerleri savurduğu bir dönemde ALLAH’I (C.C.) ve Peygâmberi (S.A.) sadece mübarek gecelerde veya günlerde anar olduk Gırtlaktan aşağıya inmeyen dini söylemlerin, iman gerçeklerinin, kendimizi aldatmaktan öteye gitmediğini görüyor ve gözlemliyoruz. Karnı tokların açları görmediği, zenginlerin din kisvesi altında gösterişe yeltendiği, adaletin, vicdanın kavrulduğu zamanımızda, hatalarını ve günahlarını hırslarla besleyen aldananlar topluluğunu desteklemek ya da beslemek yadırganmaz oldu.
Vatan, millet, toprak, bayrak, tarih gibi benzer değerler ve din aşağılanırken melekler hâlâ yerlerindeler. Peygamberimiz (S.A.) hâlâ bazı temiz yüreklere sevgisini belirtircesine ayağa kalkarak selam vermeyi sürdürmektedir.
Siyasetin kararttığı kalplere rağmen Kur’an-ı Kerim nurunu saçmaya devam etmektedir.
Kalp gözleri perdelenenler; nerede ve niçin bulunduklarını ya da düşünmesini bilmeyenler mezarlıklara, kendi çehrelerine, kaybettiklerine, tükettiklerine bakmayı da akıllarının uçlarından geçirmiyorlar. Onlar sadece kendilerini tatmin etme yolunda, bir yerlerde görünerek ya da kendilerine ait olamayanları birilerine vererek ALLAH’I aldatamayacaklarını bilmek zorundadırlar.
Haydi bir ömrünüze sığıştırdıklarınız gibi bir kelimeye sığıştırarak anlatın kendinizi!
Siz dinin ve hayatın neresindesiniz?

 

 
 

 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahir ODABAŞI
Mahir ODABAŞI Hayat Hikayesi
 LÜTFEN ‘’BURASI TÜRKİYE’’  DEMEYİNİZ!
Efendim yazının başlığını okuyunca bu da ne demekmiş, güzel ülkeme  ‘’burası Türkiye’’ demeyecekmişiz de ne diyecekmişiz, dediğinizi duyar gibiyim.Elbette haklısınız ama, benim sözüm Ülkemizde, İlimizde, İlçemizde, köyümüzde kısacası çevremizde ne kadar olumsuzluk görürsek, duyarsak hemen peşinden ‘’burası Türkiye’’ cümlesini ekliyoruz. Böylece bu yanlışlık,olumsuzluk normal bir davranış gibi algılanmaya başlıyor.Yazılı veya görsel basında da zaman zaman  bu yanlışlığa üzülerek şahit oluyoruz.Ev de haber dinlerken, gazete okurken veya sohbet ortamında  bir konuyu tartışırken, böyle bir cümleyi duyan o küçük çocuklarımızın bilinç altına Türkiye olumsuzlukların yaşandığı ve gelecekte de yaşanacağı bir ülke imajı yerleşiyor.İsterseniz deneyin, çocukların yanında konuştuğunuz  bir konuyu bir iki ay sonra çocuğunuzla tekrar konuşun, muhtemelen o çocuk size burası Türkiye baba diyecektir.Güzel ülkemin adını, olumsuzluklarla özdeştirmeye hiç birimizin hakkı yoktur.Aksine nerede bir güzellik, titizlik, hassasiyet varsa; evet burası Türkiye, elbette böyle olur dememiz daha şık değil mi ? Eminim ki, hepimiz bunu arzu ediyoruz.
Olumsuzluklarla beraber kullandığımız burası Türkiye  cümlelerinden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum;
Bir ilçeye bayramda giderken 18  yolcu kapasiteli araca, 28 kişi biniyor kaza ve sağlık açısından çok tehlikelidir diye, müdahale etmeye çalışıyorsunuz, şoförden önce yolcular bayramlarda olur o kadar, bi şey olmaz,  burası Türkiye diyor.
Lokanta yemek yiyeceksiniz, garson çorbayı getirirken parmağının ucu çorbanın içine giriyor, değiştirir misiniz dediğinizde önce yanınızdaki arkadaşınız, o kadardan bi şey olmaz burası Türkiye diyor.
Pazardan domates alıyorsunuz, pazarcı poşete koyarken yere bir iki tane düşürüyor ve hemen içine geri koyuyor, değiştirin olmaz diyorsunuz,önce yanınızdaki diğer müşteri o kadar kibar olma, burası Türkiye diyor.
Resmi aracın kırmızı ışık ihlali yaptığını görünce, bu kadarda olmaz diyorsunuz, yanınızdaki hemen burası Türkiye diyor.
Olası yangınlarda, depremlerde  toplu ölümlerin olmaması için, camilerin kapısının dışarı açılması gerekir diyorsunuz.Önce cemaat bi şey olmaz burası Türkiye diyor.
Yangın ihbar cihazına basıyorsunuz, üç dakika çalışması gerekirken, ya üç saniye çalışıyor ya da hiç çalışmıyor, söküp baktığınızda kablo çıkmıyor.Öneminden bahsettiğinizde, haklısınız ama burası Türkiye diyor.
Bir kurumda sıranızı beklerken, duvarda yangın dolabı gözünüze ilişiyor ve merak edip birazda dikkat çekmek için açmaya çalışıyorsunuz ve hemen bir yetkili geliyor ne yapıyorsunuz diye, merak ettim burası ne diye sorduğunuzda havalandırma diyor ve siz ben sivil savunma uzmanıyım deyip, buranın yangın dolabı olduğu ve herkes tarafından kolay görülüp, ihtiyaç halinde kullanılabilmesinin gerektiğini söylediğinizde,uyardığınız için teşekkür edip, gereğini hemen yapacağına burası Türkiye deyip makamına gidiyor.
Bir kuruma gidiyorsunuz, yangın hortumunu açtığınızda su gelmiyor.yetkiliye sorduğunuzda gelmesi lazım diyor ve araştırdığınızda su bağlantısının olmadığını ve hiç denenmediği için bu zamana kadar bilinmediğini görüyorsunuz ve öneminden bahsederken, oradakiler hemen burası Türkiye  diyor.
Yoldan insanlar yürüyor, temizlik görevlisi sokakları tozutarak süpürüyor.İkaz edeyim dediğinizde önce yanınızdaki arkadaşınız boş ver  burası Türkiye diyor.
Bir esnafa uğradığınızda ulaşılmayacak yerde  yangın söndürme cihazı gözünüze ilişiyor ve kullanımını biliyor musunuz diye sorduğunuzda, ruhsat alırken istediler bizde aldık attık oraya bi daha soran olmadı diyor ve siz öneminden bahsettiğinizde burası Türkiye diyor.
Bir yerde olabilecek tehlikeyi önceden görüyor ve dilekçe veriyorsunuz ama dört ay cevap alamıyorsunuz sonra orada uyardığınız olay çocuğunuzun başına geliyor ve bir dilekçe daha veriyorsunuz hemen gereken yapılıyor.Bunu paylaştığınız insanlar haklısınız ama burası Türkiye diyor.
Yolda araçta yangın çıkıyor,50 tane araçtan bir tanesinde yangın söndürme cihazı çıkıyor ama oda boş ve haber spikeri haberi burası Türkiye diye tamamlıyor.
Dışarıda vedalaşıp, araca bindikten sonra tekrar kornaya basılıyor ve bunun çok yanlış olduğunu söylediğinizde, yanınızda Almanya da çalışmış bir işçi, Almanya da olsa yasak ama burası Türkiye diyor.
Düğünlerde müzik sesi son ayar açılıyor,siz evinizde rahatsız oluyorsunuz. Gece yasak saati başladığında , uyardığınızda özür dileyeceği yerde burası Türkiye o kadarcık katlanın diyor.
İnşaatın çevre koruması başlangıçta vardır ama zamanla kaldırılır. Sonra yarısı yola gelecek şekilde birkaç ton demir rast gele bırakılır ve oradan geçen özürlü bir vatandaş  zarar görür siz kızar ve eleştirirsiniz ama çevrenizdekiler hemen burası Türkiye der.
Araçta yolculuk yaparken yediğimiz bir meyvenin artığını yola atanı görünce kızarız ama yanımızdaki hemen burası Türkiye der.
Fırına ekmek almaya gittiğinizde, ustanın hem hamurla meşgul olduğunu hem de sığara içtiğini görünce tepki gösterirsiniz ama  patronunda elinde sığara vardır ve burası Türkiye der.
Aldığınız ekmeği gazete kağıdına saran bakkalı, sağlık açısından tehlikelidir diye ikaz ettiğinizde, bu zamana kadar bi şey olmadı, burası Türkiye diyor.
İhtiyaç halinde kesinlikle özürlülerin, yaşlıların, çocukların kullanamayacağı yangın tahliye merdivenini görünce,bunun  bunun mutlaka kullanılabilir duruma getirilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorsunuz, önce o apartmanda kalan vatandaş burası Türkiye diyor.
Ana cadde üzerine rast gele park eden araçlar nedeniyle,arkada korna çalarak bekleyen otobüsleri, ambulansları görüyorsunuz ve oradaki kalabalık burası Türkiye diyor.
Cadde de yürürken cep telefonuyla yüksek sesle küfürlü konuşan insanları görüyor ve rahatsız oluyorsunuz, yanınızdaki, gülerek burası Türkiye diyor.
Bir afet sonrası dağıtılan yardımlardaki kargaşalığı, izdihamı görüyorsunuz ve üzülüyorsunuz ama yardımı dağıtan görevlide  burası Türkiye diyor.
Acil numaraların çok fazla bir şekilde gereksiz yere meşgul edildiğini öğreniyor ve çevrenizdekileri uyarmaya çalışıyorsunuz ama onlarda burası Türkiye diyor.
Yangın  tatbikatında gazetelerden oluşan küçük ateşi söndürmeye çalışıyorsunuz, bazen yangın söndürme cihazı tetiğe bastığınızda  - fıss diyor ve  çalışmıyor.Öğrenciler bağırıyor.Hocam burası Türkiye diye.
       Temennimiz  yukarıda bir kısmını saymaya çalıştığımız olumsuzlukların  tersine,gördüğümüz her olumlu ve güzel işlerde ’’ burası Türkiye – elbette en güzeli bizde olur ’’ diyebilmek .
Ne dersiniz, önce eğitimciler olarak hep beraber bunu söylemeye gayret edip, ona göre tüm işlerimizde daha çok hassasiyet  göstermeye çalışalım mı ?
 

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
 MİRAÇ KANDİLİ VE SIGARA YASAKLARI KUTLAMASI
Tüm yurtta 19 Haziran tarihinde uygulamaya başlayacak olan yeni sigara yasası ile hemen tüm kapalı alanlarda sigara içme yasağının başlayacağını ve bu suretle içmeyenlerin de rahat nefes alabileceğini belirten Türkiye Yeşilay Cemiyeti Çorum Temsilcisi olarak yasanın hayırlı olmasını diliyorum.
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihin aynı zamanda da miraç kandiline rastlamasının çok önemli bir tevafuk yani ilahi rast gelme olduğu ve bu yasa cumhuriyet tarihinin en önemli yasasıdır. Zira otuz dokuz milyon sigara tiryakisi bununla sigaraya elveda demek zorunda kalacaklardır. Onların açısından zor gibi görünse de içmeyen ve temiz hava solumak isteyen geride kalan vatandaşlarımız için bu çok sevindirici bir gelişmedir.
Öte yandan yasanın yürürlüğe girdiği tarih de “Miraç Kandili”ne denk gelmektedir. Bu çok sevindirici aynı zamanda da ilahi bir rast gelmedir. Hele şu mübarek üç aylarda böyle bir yasa vesilesiyle sigarayı bırakmak artık bir vatandaşlık görevi olmalıdır. Zira içilmesi yasaklanan ürün tümüyle yabancı ülkelerin ürettiği ve canımıza kastederek bizi kanser ve kalp hastalıklarına duçar eden kainat çapında korkunç bir zehirdir. Bunlara verilen para ve getirdiği hastalıkların tedavisine ödenen rakamlar korkunçtur. Artık sigarayı bırakmak milli bir görev olmalıdır. Öte yandan içilen bu sigaralar yüksek miktarda alkol ihtiva etmektedir. Bir paket sigarada bir yemek kaşığı alkol vardır. Bu uygulama son yirmi senedir sürdürülmektedir. Devletin ünlü sigara ve içki üretim kurumu Tekel yabancılara satılmıştır ve artık yoktur. Para devlete gitmemekte ve doğruca yabancı zehir tüccarlarının cebine oradan da mermi ve bomba olarak Müslüman kardeşlerimizin üzerine yağmaktadır.
İçinde bulunduğumuz üç aylar tüm kötü alışkanlıklardan arınacağımız ve sonunda da Ramazan’la ihya olacağımız çok kutlu bir zaman dilimidir. İçkiler ve alkol türleri zaten Müslümanlar için haramdır. İçine alkol katılan sigaralarda artık haram sınıfına girmektedir. Bu itibarla hem bu sigara yasası, hem de üç aylar; hem de idrak etmekte olduğumuz miraç kandili münasebetiyle artık bu zehirden kurtulalım ve bu kötü alışkanlığımızı bırakalım. Hem paramız cebimizde kalsın, hem haram işlemeyelim, hem sağlımızdan ve canımızdan olmayalım, hem de yeni çıkan yasayı çiğnemeyelim.
Bu mübarek günün hürmetine tüm tiryakileri sigaraya ve başka kötü alışkanlıklardan kurtulmaya ve tövbe ederek temiz ve sağlıklı Müminler olmaya çağırıyorum.
Hem yeni Yasamız Milletimize hayırlı olsun ve miraç kandilimizde kutlu olsun.
 
NOT: Türkiye Yeşilay Derneği’nin yeni Sigara yasasının yürürlüğe girmesi münasebetiyle bugün 20 Temmuz 2009 da Gazi Caddesi eski adliye önünde bir sergi açacaktır. Her yıl dünya sigarayı boykot gününde-31Mayısta-açılan serginin bu yıl yeni sigara yasasının yürürlüğe gireceği tarihte açılması kararlaştırıldı. Türkiye Yeşilay Derneği Çorum Şubesi münasebetiyle yeni Kanun metnini fotokopi olarak dağıtacaklarını, sigarayı bırakmak isteyenlere ücretsiz cd ve broşür vereceklerini ve sigaranın zararlarının anlatan panoları ile halkı bilgilendireceğiz. Tüm Çorumlular sergimize davetlidir. Atilla ALPAY

 

 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Hüseyin Hüsnü GÜREL
Hüseyin Hüsnü GÜREL Hayat Hikayesi
TBMM  DİLEKÇE KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA ANKARA
 KONU: Marmara Bölgesi ile Erzincan ovasında yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen korkunç afetler ve Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağı varlığı Hk.
İLGİ : TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığının 05.11.2008 / 2396 No’lu Kararı Marmara bölgesi ile Erzincan ovasında deprem hareketi başlamadan önce  yeraltından bomba gibi patlama ve gürültülü sesler işitilmektedir. Depremler ile ilgisi olmayan bu patlama seslerinin sebebini hiç kimse araştırmamıştır.
Dünyada yalnız Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında yeraltında kil tabakaları arasında düdüklü tencerelere benzer kapalı ortamlarda doğalgaz patlamaları ve suya doygun zeminlerin bulunduğu yerlerde meydana gelen sıvılaşma olayları dünyada benzeri olmayan çok korkunç afetlere sebep olmaktadır.
Deprem hareketleri başlamadan çok kısa süre önce doğalgaz patlamalarından ileri gelen bu afetlerin deprem olayları ile hiçbir ilgisi yoktur.
Doğalgaz patlamaları ve deprem olayları birbirinden farklı ve başka başka olaylardır.
501 sene önce 1509 İstanbul depreminde Yavuz Sultan Selim’in babası Osmanlı Padişahı II. BEYAZIT döneminde dünyanın öküzün boynuzları üstüne oturduğuna ve öküzün boynuzlarını oynatması ile depremlerin meydana geldiği hurafelerine inanılıyordu.
Osmanlı Padişah’ı II. BEYAZIT hurafelere inanmamış İstanbul’un muhtelif yerlerine 400 kuyu kazdırmıştır. Bu kuyular ile yeraltı düdüklü tenceresine 400 delik açılmış;bu kuyular denge bacası görevi yaparak yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen muazzam basınçları ve sıvılaşma olaylarını önlemek suretiyle İstanbul sarsıntılardan az masrafla kurtarmıştır;(EK 13-23).
Osmanlı Padişahı mezardan kalksa;  suya doygun zeminlere ulaşacak şekilde; 10–20–50-100 m. gibi az derinlikte ve 80–100 cm. gibi geniş çaplı kuyular açarak; Marmara bölgesi ile Erzincan şehrini çok korkunç afetlerden çok az masrafla ve kolayca kurtaracaktır.
Yeraltı düdüklü tencereleri muazzam büyüklükte olduğundan ufak çaplı artezyen ve sondaj kuyuları bu konuda çok az faydalı olduğundan; kuyuların geniş çaplı açılması gerektir.
Marmara Bölgesinde ve Erzincan ovasında depremler esnasında bazı yerlerden alevler göklere fışkırmakta; etraf nur gibi ışıklanmakta, gökyüzü kızıl renge bürünmekte, Erzincan ovasında gökte alev ile yanan doğalgazın ısısı ile bu ovada trilyonlarca m3 çok soğuk hava ısınmakta, ovadaki karlar erimektedir
Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında yeraltında doğalgaz patlamaları ile kıyametler koparcasına çok korkunç afetlerin meydana geldiği ve Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağı varlığı konularında tarafımdan düzenlenen 10.10.2008 tarihli RAPOR ve bu konuda 32 yazılı belge 10.10.2008 tarihli dilekçeler ile Yetkili ve İlgili Makamlara sunularak; Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konulara ilgi gösterilmesi istenilmiştir.
Devamı Gelecek sayıda

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
SİVİL DARBE VE ŞİFRELER
Bazı asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasına ilişkin, iktidar tarafından, sinsi bir gece yarısı baskını, gizli amaçlara matuf ve AB tarzı yapılan operasyon; Gerçekte oyun’un bir parçası olan çevrelerde “sanal” bir şaşkınlık yarattı.
Bunlar, genellikle adalet ve hukuk tanımayan ve “kanunculuk” yapan kesimlerdir.
Sorsanız; Askeri Yargıtay’ın “Adalet Devletin Temelidir” ilkesi ile Sivil Yargıtay’ın “Adalet Mülkün Temelidir” söylemi arasında ne fark var diye! Hangisi ne anlama gelir, mana, medlul (içerik-muhteva) maksat nedir bilmezler. Yahut merhum Mustafa Muğlalı Paşa utancı dâhil (d…) gibi bilirlerde, işlerine gelmediği için söylemez, doğru dürüst bir lâf da etmezler.
Peki, neden ve niçin? Çünkü adalet, hukuk ve hak 27 Mayıs’la birlikte infaz; Ordu’nun kadim subay ve üst subaylarının kahir ekseriyeti kovulmaktan beter bir biçimde terhis edildi. Yetmedi, askeri okullar boşaltıldı. Koskoca TSK subaysız ve generalsiz kaldı. Rivayet değil hakikattir: Cebri terhis yoluyla orduyu terk’e icbar edilenlerin tamamına yakını “Peygamber Ocağı” şuuruna sahip, Mareşal Fevzi ÇAKMAK ekolü’ne dâhil ve beş vakit namaz kılan, imanlı-şuurlu yani aydın, münevver ve mütedeyyin, gerçek Türk ve Müslüman Askerleri idiler. Sonra yapılan yasa düzenlemeleriyle ‘askerlik’ sıradan bir mesleğe dönüştü. 2300 yıllık sağlam ve sarsılmaz gelenek “inanç, kök ve ırk temeline dayalı” akait ilga edildi.
ESAS MESELE ŞU Kİ:
Alçakça yıkılan demokrasinin hazin enkazı üstüne monte edilen güdümlü ve gayri milli örtülü faşizm, oligarşi ve despotizmin, bundan böyle “halka karşı” korunma ve kollanma ihtiyacı hâsıl olduğu içindir ki; Anti-demokratik amaç ve içerikli pek çok kurum ve kuruluş oluşturuldu. Örneğin 6.04.1914 tarih ve 233 sayılı geçici kanunla kurulu Divan-ı Temyiz-i Askeri de, “Askeri Yargıtay”a dönüştürüldü. Önceleri bu sadece bir kuruldu. Adli (sivil) üyeleri dahi vardı. Sonra, bir paçavra kadar dahi hukuki değeri olmayan 61 dayatmasıyla kurumlaştı!... .
İLGİNÇ TARİHÇE:
6.04.1914’de, Divan-ı Temyiz-î Askerî adıyla dar çerçeveyi şamil kurulan dairenin görevi; “Savaş Mahkemeleri (Divan-ı Harp) ve disiplin kurullarınca verilen kararları temyizen incelemekti” 6 Eylül 1916 tarih ve 809 sayılı Kanunla kapsam genişletildi. Tek olan temyiz kurulu ikiye çıkarıldı. Ayrıca, bazı yenilikler de getirildi. TC kurulduktan sonra, 20.05.1922 tarih ve 237 sayılı Kanunla mezkür daire “Askerî Temyiz Mahkemesi” adıyla Ankara da teşkil edildi ve başkanlığına Org. Nihat Anılmış getirildi. 22 Mayıs 1930 tarih ve 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 284. maddesiyle “Askerî Temyiz Mah.” adı yasallaştı ve 27 Mayıs’a kadar usul ve esasları yürürlükte kaldı.
Bu süreçte “askeri sahada, asker arasında ve münhasıran (sıkıyönetim, olağanüstü hal ve savaş hariç) kapsam içi suçlara ilişkin” geçici Askeri Mahkeme ve disiplin kararlarına temyizen bakılırdı. Diğer bir anlamda ve esas itibarıyla: Yargı usulü tekti ve adli idi Askeri Temyiz sadece özel mahkemeler, disiplin kurulları ve yarısı sivil bir heyetten ibaretti.
Askerî Yargıtay bugünkü adı ve yapısına, 27 Mayıs kalkışmasından sonra, sözde kurucu meclisçe hazırlanan 9.07.1961 kabûl tarihli Anayasa ile kavuştu. 61 Anayasası Askerî Yargıtay’ı yüksek mahkeme olarak düzenledi, 141'inci madde gereği 24.12.1962 tarih ve 127 sayılı Kanunla kaim teşkilât yapısı; 8.7.1972 tarih ve 1600 sayılı Kanunla tekrar düzenlendi. 11.12.1981 tarih ve 2563 sayılı Kanunla MGK bazı değişikliklerle Askeri Yargıtay’ı 1982 Anayasası’nda aynen korundu. Sıkıyönetim mahkemeleri 1991’de kaldırıldı. 27 Mayıs 1993 tarihinde dairelerin üye sayısı altıya; 2001’de, 5 olan Daire sayısı 4’e indirildi. Buna mukabil Dairelerin altı olan üye sayısı yediye yükseltilerek teşkilâtlanma biçimleri tamamlandı.
Gerçek bu..
Yani ikili yargı (çifte standart) sistemi 27 Mayıs ‘dikta rejimi’ damgalı ve halk partisi patentlidir. Kast-ı mahsusla ikame sistem kaht-ı rical’le aslına iblâğ olunamaz!.. Hakikat ve adalet ancak; Umur-u devlet ve siyasette fazilet ile kaim olabilir. Zira TC de, “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin” olduğu; “milli devlet” ilkesinin hayata geçtiği ve “güç’ü hak’lılar (bizatihi millet) teslim aldığı” takdirde ancak “adalet” hayat bulabilir.
http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com.tr

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
BIYOGRAFİ ZENGİNLİĞİNDEN KÜLTÜR ZENGİNLİĞİNE
Araştırma ve incelemeler sonucu, ortaya konulanların önem ve anlamı ortaya çıkmalı, kalıcılığı, kalıcılıkları konuşulmalı, gözlenmeli.
 
İHSAN IŞIK
Bir biyografi zengini, bir kültür zengini olan İhsan Işık, 1952 yılında Diyarbakır’da doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra, İstanbul liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde ve Başbakanlıkta Danışman olarak çalıştı. Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü olarak görev yaptı. Yazarlar Sözlüğü, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (3 cilt), Türkiye Edebiyatçılar Ansiklopedisi (10 cilt), Encye lopedia of Turkish Authors (3 cilt) adlı eserleriyle Türkiye’nin önde gelen biyografi ve ansiklopedi yazarları arasına girdi. Yayınlanan değişik kitapları da bulunan İhsan Işık, Elvan Yayınlarının yöneticiliğini sürdürüyor.
 
10 CİLTLİK BİYOGRAFİ ZENGİNLİĞİ
            İhsan Işık 10 ciltlik “Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedi”sini yayınladı. 2. baskılı bu ciltler içinde toplam 10 bin 366 yazar hakkında geniş bilgiler yer aldı. Bu serinin 11. cildi bin yeni edebiyatçıyla Nisan 2009’da günyüzü görecek.
İhsan Işık, zor bir çalışmayı sürdürüyor ve sonuçlandırıyor. Bunca isim ve imzalı bilgileri toplayacaksınız, genel bir plan içerisinde biyografilerini şekillendireceksiniz, fotoğraflarıyla sayfalardaki yerinden, okurlarıyla-araştırmacılarla buluşması, raflardaki yerini almaları için gayret gösterip, nefes almadan çalışacaksınız. İhsan Işık’ın yaptığı iş zor ve sorumluluk isteyen bir hizmet alanıdır. Bu yüzden O’nu kutlamalı, alkışlamalı ve ne kadar yapabiliyorsak, desteklemeliyiz.
Şimdi, 10 ciltlik ansiklopedilerde yer alan, binlerce isim ve imzalardan, ciltler itibariyle bazı isimler, cilt ve sayfa numaralarını vermek istiyorum:
- Rıza Akdemir (cilt 1,s.157-158)
- Aysel Al (cilt 1, f. 228)
- Fakir Baykurt (cilt 2,s.616,17,18,619)
- Mustafa Ceylan (cilt 2,s.835,836)
- Zeki Çelik (cilt 3,s.918)
- H.Rıdvan Congur (cilt 3,s,963,964)
- Melahat Ecevit (cilt 3,s.1138,1139)
- Abdülkadir Güler (cilt 4, s.1515,1516)
- Ayhan İnal (cilt 5, s.1816,17,18,19)
- Hayrettin İvgin (cilt 5,s.1867,1868)
- İsmail Kara (cilt 5, s. 1959)
- İsa Kayacan (cilt 5, s.2102,2103)
- Rasim Köroğlu (cilt 6,s.2278,2279)
- Kaya Özdemir (cilt 7, s.2847)
- Ahmet Tufan Şentürk (cilt 8,s,3339,3341)
- Nail Tan (cilt 8,s.3392,3394)
- Fatma Uçarlar (cilt 9,s.3646,3647)
- Celil Garipoğlu (cilt 10, s.4047)
- Elçin İskenderzade (Bkz. Türk Dünyası Yazarları)
 
ÜÇ AYRI KİTAP
İhsan Işık aracılığıyla bana ulaşan kitaplar:
1- İhsan Işık (şiirler–1968–2008, önce söz ettiğim 88 sayfalık, İhsan Işık şiirlerinden oluşan kitap.
2- Denizin Estiği Nehir: Güzin Balpetek’in 88 sayfalık şiir kitabı. Elvan Yayınları arasında günyüzü görmüş.
3- Bir Yürek İnsan: Zübeyde Gökbulut Sunguroğlu’nun 184 sayfalık şiir kitabı. Elvan Yayınları arasında, okurlarıyla buluşum, buluşturulmuş.
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
BEZELYE

1,5 kilo kabuklu bezelye
200 gram et
1 baş kuru soğan
1 fincan zeytinyağı veya 1 kaşık tereyağı veya margarin
1 yemek kaşığı salça
İstenildiği kadar tuz ve baharat
Kemiksiz et kuşbaşı şeklinde doğranır. Alınan bezelyeler ayıklanarak içleri çıkartılır. Çıkarılan bezelyeler iyice yıkanarak süzgeçten geçirilirler. Bir tencereye et ve kuru soğan doğranır ateşin üzerine konulur. Et biraz ateşte çevrilir üzerine sıvı yağ dökülür istenirse tereyağı veya margarin konulur. Karışım hafif kızarana kadar haşlanır. Salca ilave edilerek karıştırılır bezelyeler bu tencereye ilave edilerek istenilen kadar tuz ve baharat ilave edilir daha önce hazırlanmış olan sıcak su ile bezelyeleri kapatacak kadar su konulur kısık ateşte pişirilerek tabağa alınır etrafına roka, maydanoz gibi yeşilliklerle süslenerek sıcak servis edilir.

 

 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Adile TÜRKMEN
Adile TÜRKMEN Hayat Hikayesi
ÖYLE GİT
Duydum ki ellere gönül vermişsin
Perişan halimi bil de öyle git.
Kalbime ektiğin gülü,çiçeği
Kökünden koparıp öyle git.
 
Tükenmez sanırdım aşkı sevdayı,
Artık neylemeli sensiz dünyayı,
Bendeki mektubu ve hatırayı,
Tenha bir köşede alda öyle git.
 
Kolay mı unutmak seni yıllarca,
Resmine bakarım efkarlanınca,
Akşamlar yaklaşıp gün kararınca
Gönül havuzuna dal da öyle git.
 
Olur ki geliriz bir gün yan yana,
Duygular dönüşür bir çağlayana,
Koskoca bir ömür verdim ben sana,
Gözlerime bakıp gül de öyle git.

 

 

 
 
 
 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Dile BİGA
Dilek BİGA Hayat Hikayesi
KÜLLENMEDİ HAL OLDUM
Söylenecek yüzlerce söz gururuma set oldu
Dilimden dökülmedi y a yüreğime dert oldu.
Sustuk adımız namert, çok konuşan mert oldu.
Birikmiş, bir yığın gerçek, söylenmedi lal oldu
 
Her ne yapıp ettiysem, el dilinde laf oldu
Haklı iken mecnun bile deli oldu, saf oldu.
Sanırım biz gibilerin günahları af oldu,
Yem yeşil bir ağaç idim, güllenmedi dal oldu.
 
Buz dağıyken duygularım, volkan oldu, lal oldu
Demirci narıyken gönlüm, dövülmeden nar oldu.
Tilkiydi ya sözüm ona, bir kargaya av oldu
Okyanuslar akıttım ya küllenmedi hal oldu

 

 

 
 
 
 12

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
ACILARA AĞIT
Ömrümüzce gittiğimiz bunca yolun sonunda
Rüyalarımı çaldılar gerçekler bana kaldı
Nasıl bir zamandı buruk aşkı terk ettiğimiz
Ve içimde hırçınlaşan hislerim donakaldı
 
Yüreğimizde yeşeren fikirler henüz hürdü
Tutsak olan her günümüz nasıl bizce özgürdü
Erken uyandık güneşle geceler kısa sürdü
Acılara ağıt yaktık sevdamız sona kaldı
 
Kandırılmış yığınlarda ben bir  orta direğim
Yarınlarıma umutla  bakan halktan bireyim
Nasıl surlarla çevrilmiş, hapsedilmiş yüreğim
Karanlığın gölgesine az daha kana kaldı

 

 
 
 
 
Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.