DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 12     SAYI 137    25 Temmuz 2010

Mahmut Selim GÜRSEL RAMAZAN AYI
Mustafa Nevruz SINACI YA HAKKINI VERİN, YA DA, O DİPLOMALARI YAKIN
Mahmut Selim GÜRSEL GÜN OLA HARMAN OLA
Mustafa Nevruz SINACI YENİ BİR SİYASİ HAREKET Mİ!
İsa KAYACAN USTALARA KULAK VERMEK
Mahir ODABAŞI İHTİYAÇ HALİNDE YANGIN  TAHLİYE MERDİVENLERİ NE KADAR KULLANILABİLİR
Ahmet CANBABA KARAKOLA GİTSEM Mİ Kİ ACABA
Selma GÜRSEL UNUTMA BENİ
Üzeyir Lokman ÇAYCI KAPAR KAPILARINI DOSTLARINA
Ömer SEZER BEN VE YÜREĞİM
Rıza HARDAL BAKTIM ORTALIK KARMA KARIŞIK
Yaşar KILIÇ GİDELİM
 
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
RAMAZAN AYI
            Müslümanların en önemli aylarından bir tanesi olan Ramazan Ayında Müslümanlar ibadetlerini daha bir hazla yaparlar.
Allah C.C. Kur’an-ı Kerimde Bakara Suresi: 183. Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. Diyerek bize Oruç7u hatırlatmakta ve Bakara Suresi: 185. Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. Diyerek bize emreder.
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed S.A.V. :“İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır" buyurmuşlardır.
Ramazan ve Oruç için birçok Ayı Müslümanlar için ibadetlerin kabulündeki bereket için bu ayda yoğunlaşır. Kur’an-ı Kerim okunur, ibadetler bütün olgunluğu ile devam eder ve iyilikler ile yardımlar had sayfasına ulaşır.
            Müslümanlar; iradelerini kullanmaya çalışarak her türlü kötü işlerden sakınmaya çalışarak Ramazan Orucunun sadece aç kalma ile tutulmadığını bilirler elleri ile, ayakları ile, dili ile, kulakları ile, gözü ile de oruç tutarlar.
            Mazeretleri ve hasta olanlar; oruçlarının kefaretini bir veya birkaç fakire saka-ı fıtır kadar ya da daha fazla bir miktar parayı verirler. Yolcular seferi oldukları için isterlerse oruçlarını tutmazlar ve ilerideki bir zaman diliminde tutarak borçlarını kaza ederler. Yolculuk artık eskisi kadar meşakkatli bir olay olmadığı için oruç tutmaya mani değildir, istenirse tutanların daha büyük sevaplar kazanacağı aşikârdır.
Ramazan Ayında, dünyanın sayısız nimetleri içinde Allah’ın lütfüne mazhar olan insanın belli bir süre zarfında bunlardan kendini uzak tutarak, bir bakıma nimetin kadrini daha yakından bildiği, nimete ulaşamayan insanların halini anladığı ve paylaşmayı öğrendiği oruç ayıdır.
Ramazan Ayının; baştan sona bir feyiz, rahmet ve bereket zamanı olarak bildiğimiz bu günlerinde Müslümanlar iradelerini kullanarak “oruç” tutarlar, yemek, içmek, cinsi münasebetten, yalan söylemekten, kötü sözlerden uygunsuz sayılan beylere bakmaktan sakınırlar.
Ramazan Ayında sahurda oruç tutmak için uykularını bölerler ve yemeklerini yerler. Camilerde ve evlerde beş vakit namaz haricinde teravih namazı kılınır. Bu ayın içerisinde bulunan “Kadir” gecesini ararlar. Bol bol Kur’an okunur, Kuran’ı Kerim’i hatmederler yani baştan sonuna kadar her gün bir cüz okurlar. Mallarının zekâtlarını pek çok Müslüman bu ayda vererek bu ayın bereketinden faydalanmayı umarlar. Sadaka verirler, imkânı olanlar evlerinde fakir fukaraya iftar vermeye çalışırlar. Akşam ezanı ile de oruçlarını açarak Allah’a hatmeder.
Hepimize sağlıklı, sıhhatli bir Ramazan Ayı geçirmemizi diler, nicelerine ermemizi Allah C.C. den niyaz ederim.
Ramazanınız kutlu ve bereketli olsun.

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
YA HAKKINI VERİN, YA DA, O DİPLOMALARI YAKIN
Kendisini 'yasa bağımlısı' olarak tanımlayan Sayın Rektörüm ve on yıllık dava arkadaşım Galip Baran sordu: “Üniversite diploması, Türkiye’nin veya dünyanın en ünlü üniversitelerinin birinden alınmış olsa bile ne işe yarar?
Örneğin, senin gazetecilik, hukuk ve siyaset bilimi diplomaların ne işe yarıyor söyler misin?
Devam etti: O diplomalara rağmen çevreyi kirletiliyorsan, aşırı tüketiyorsan, trafik kurallarını çiğniyorsan, toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar ediniyorsan, vergi kaçırıyorsan, rüşvet veriyorsan/alıyorsan, iş ahlakının korunması için çaba göstermiyorsan, milli servete zarar veriyorsan, imar yasasına aykırı işler yapıyorsan, her şeyi devletten bekliyorsan, yani kısaca, 'KIRMIZIDA GEÇİYORSAN' bir başka deyişle, YOLSUZLUK YAPIYORSAN?...
Benimkisi “Teknikerlik” diploması. Ama ben, KIRMZIDA GEÇMİYORUM, YOLSUZLUK YAPMIYORUM, üstelik KIRMIZIDA GEÇENİ, YOLSUZLUK YAPANI, “kırmızıda geçeni, anında , yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarma”yı öngören, SOSYAL YAPTIRIM olarak bilinen bir yöntemle uyarıyorum (uyardıklarımın arasında, her rütbeden polisler, her rütbeden askerler, avukatlar, hakimler ve savcılar var) uyardıklarına kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını öneriyorum, bana DELİ diyenler de var. Oysa ben sıradan bir YASA BAĞIMLISIYIM.
Sözünü şöyle bağladı: "Haydi gel şu bir işe yaramayan, YOLSUZLUK YAPMANI önleyemeyen DİPLOMALARNI Kızılay Meydanı’nda yak…"
Elbette (kendimi tenzih ederek) Üstat Galip Baran'a hak verdim. İtiraz edemedim.
Zira, (ben) her ne kadar 'kendimi bildim bileli' kırmızıda geçmiyor, mümkün olduğu kadar geçenleri uyarıyor, 'Kırmızıda Geçmek' in gerçekte ne anlama geldiğini yıllardır yazılarım, söylev, konferans ve demeçlerimle halka açıklıyor, anlatıyor ve "iyi insan-iyi, ilkeli-onurlu ve sorumlu vatandaş" konusunda her derece ve düzeyde büyük bir mücadele veriyorsam da;
Adına kinayeten 'BİLGİ ÇAĞI' denilen bu zamanda, ülkemin, insanımın ve dünyanın (sözde) en saygın üniversitelerinden diplomalı bilim (ilim değil!), politika (siyaset değil!.) Sivil Toplum Kuruluşu (gönüllü kuruluş değil; güdümlü kuruluş), memurin, hükümet ve devlet eşhasının;
"Edindiği diplomadan dolayı hicap duymadan, insanlıktan utanmadan, adalet ahlakı ve hukuka saygılı olmadan ve (bana göre) Allah'tan korkmadan, bizzat kendi ve kamu vicdanına karşı hiçbir onurluluk ve sorumluluk hissetmeden..."
Nitelikli dolandırıcılık, gasp, irtikap, ayırma-kayırma, rüşvet-suiistimal, görevi kötüye kullanma ve yolsuzluk yaptığını; Vergi kaçırdığını; İmar mevzuatını ihlal ettiğini; Çevreyi kirlettiğini; Halka yalan söylediğini; Sözünde durmadığını; Emanete hıyanet ettiğini; Küresel barışı tehdit, ozon tabakasını tahrip, dünyada savaş ve milletler arasında fesat çıkartma, vahşi kapitalizm ve insanlık düşmanı küresel emperyalizme alet olduklarını; KISACA: 'her fırsatta insanlığın KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ ihlal ettiklerini gördükçe kahroluyor ve 'BİLGİ ÇAĞI'nın bilim ve insanlık düşmanı biçiminde tezahür eden uygarlığından utanç duyuyor!.., Dünyayı yaşanmaz hale getiren 'sorun' un "BENCİLLİK", kalıcı çözümünse "SENCİLLİK" olduğunu çok iyi biliyor; İnsanlığın bir an önce "BİLİÇ ÇAĞI" na geçiş yapabilmesini yürekten diliyorum.
Ama, kitlesel bir katılım ve anonim BİLİNÇ olmadan diplomama da kıyamıyorum!..
Bu yazıyı okuyan hukukçulara, mühendislere, akademisyenlere, devlet ve hükümet 'gişi'lerine soruyorum: Ne dersiniz? Siz de hak veriyor musunuz?
Veriyorsanız diplomanıza kıymaya hazır mısınız?
Yoksa, onun gibi "YASA BAĞIMLISI" olup DİPLOMACIKLARI kurtaralım mı?
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
GÜN OLA HARMAN OLA
            Zaman. İnsanlar için olduğu kadar canlılarında yaşamalarına yön veren, ayarlayan bir olgu. Gecesi var, gündüzü var. İnsanlar için Haftası, ayı, mevsimi, yılı var.  Diğer canlılar içinde mevsimler oldukça önemli.
            Belki pek çoğumuzun alışa gelen hale gelen “Gün Dönümü” Haziran ayın 21’inde başlıyor. Pek çok bitkilerin ömürlerinin bittiği ve meyvelerinin olgunlaştığı zaman dilimi!
            Görüldüğü gibi zaman dilimi çok çabuk geçmekte ve ilerlemektedir. Dergi çıkartmak ve yayınlamak bir grup ve gönül işidir. Yazar arkadaşlarımızı tarafıma güvenerek verdikleri yazıları ile dergimiz devam etmekte. Ömrümüz sağ, kesemiz uygun olduğu müddetçe de devam ettirmeye çalışacağım.
            “Söz ağızdan çıkar” Atalar sözünü bizzat uygulamaya çalışacağım.
            Aşağıda dergimizin amaç ve gerekli bilgileri hakkında sorulanları cevaplamak istiyorum:
            1- Dergimiz nedir?
            Dergimiz Yazlarımızın, Çizerlerimizin (Karikatürist, desinatör, resim) ile çekerlerimizin Fotoğraf sanatı ile meşgul olanların çalışmalarını hiçbir ücrete tabii olmadan ve her ayın 26’tısından 25’ine kadar yaptıkları etkinliklerin (Reklam olmamak kaydı ile) sizlere bilgilendirmek amacı ile kurulmuştur.
            2- Dergide bir ay içinde kaç çalışmaya yer verilmekte?
            Dergimizde basılı eserlerde olduğu gibi sayfa bastırma derdi ve külfeti olmadığından çalışmalar için bir sınırlandırma bulunmamaktadır.
            3- Bazı yazılarımızda ufak silinmeler olmakta neden?
            Evet çok azda olsa bazı arkadaşlarımızın yazılarında istemeyerek yazdıkları kişilere sataşma, aşırı yerme ve diğer ahlaka aykırı kelimeleri çıkartmak zorunluluğunda çalışmalar ufak tefek sansüre tabi tutulmaktadır.
            4- Telif ücreti neden vermiyorsunuz?
            Yayınevi olarak yazarlarımıza telif ücreti vermediğimizi söylüyoruz ve bu çalışmaları için de yayınlanmasını bildiren umumi bir not istemekteyiz. Bakınız: Bu imkânsızlığa karşı yazarlarımız dergimizin ve sitemizin ortaklık payına doğrudan ücretsiz katılımları sağlanmakta ve isimleri ile ilgili sitemizde sayfaları açılmaktadır.
5- Bu çalışmaları topladığınız Internet domainler, site barındırmaları ve diğer masrafları herhangi bir kuruluş veya dernek mi karşılamakta?
Hayır bütün masrafları ve giderleri kendi bütçemden karşılamaktayım
6- Sizin bundan çıkarınız o zaman nedir?
Hiçbir çıkar gözetmemekteyim. Halka hizmet Hak’a hizmet olarak yayınevimizi kurmuştuk sanal hizmetimizi de devam ettirmekteyim.
7- Sizin sitelerinizi oldukça fasla. Bu siteleri derli toplu gösteren bir sayfanız var mı?
Evet bu sitelerimizi ana sayfalarında giriş linklerini görebilirsiniz
 
 

 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
YENİ BİR SİYASİ HAREKET Mİ !
ANAP’la D(Y)P’nin birleşme ve bütünleşme çalışmalarının start alması nedeniyle 23 Temmuz 2009 Perşembe günü bir toplantı düzenlendi. Taraflar karşılıklı açıklamalar yaptılar.  Böylece, siyaset tarihine ‘kara bir cehalet, Demokrat Parti’ye hakaret, nisyan ve garabet’ ten mürekkep bir belge daha düştü. Duyuru/davet anonsunda ‘kinayeten’ şu ifadeler yer almakta.
“ANAP ve DP 26 YILLIK AYRILIĞA SON VERİYOR” D(y)P Başkanı Cindoruk: “Türkiye’nin uzun yıllar beklediği bir siyasi olayı gerçekleştiriyoruz” ve “yeni bir siyasi hareket ortaya çıkarıyoruz” dedi.
ANAP Başkanı Uzun’sa: “belirlenen tarihten önce bütünleşme süreci tamamlanacak”, “Türkiye’nin önüne yepyeni bir parti olarak çıkacağız”, “DP bütünleşmenin ismi olacak ve bütünleşilecek yapı haline dönüştürülecek” biçiminde konuştu. Sürece nazaran ilginç!
ACAİP VE GARİP BİR DURUM!
Gerçekte; Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı’na ANAP Genel Başkanlığı’nca teslim edilen 28 Mart 2006 tarih ve GES.005.04/1530 Sayılı resmi yazı, bildirim ve ekleri uyarıca:
1.Demokrat Parti’nin 08 Mart 2005 tarihli Olağanüstü Büyük Kongresinde, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 109., 110 ve ilgili diğer maddeleri ile Tüzüğün 25. maddesi gereği “Anavatan Partisi (ANAP) ile birleşmek üzere kapanma kararı verdiği,
2. Anavatan Partisi’nin 04.Haziran.2005 tarihli Olağanüstü Büyük Kongresinde ise; “Demokrat Parti’nin Anavatan Partisi’ne katılması ile ilgili olarak bilumum iş ve işlemlerin ifası hususunda  M.K.Y.K.’nun tam yetkili ve görevli kılındığı,
3. 28 Aralık 2005 günü Erkan MUMCU Başkanlığında toplanan MKYK’nun 10 sayılı kararı ile bu hususun deruhte ve ikmal edilerek, DP-ANAP birleşme ve bütünleşmesinin fiilen, hukuken ve resmen tamamlandığı,
28 Mart 2006 günü Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı, İçişleri Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesine verilen mezkür resmi yazı ve bildirimle “kesinlik” kazandığı ve durum DP dosyası, resmi evrak, kongre tutanakları, taraf beyanları ve basın bültenleri ile sabit olup fiilen gerçekleştiği (olup-bittiği, yaşandığı) halde!
4. Bütün bu “ikmal edilmiş/tamamlanmış, tekemmül etmiş” hukuk ve ahlaka uygun usul ve prosedüre rağmen; Sırf bir hile-desise, düzen ve seçmeni aldatma, yanıltma ve 2007 seçimlerinde kullanma amacıyla Mehmet Ağar ile Erkan Mümcu arasında vaki 05-14 Mayıs 2007 tarihli: DYP’nin kanunsuz olarak DP adını edinmesi ile sonuçlanan sanal “birleşme  bütünleşme” eyleminin mezkür partiler için hayali sükut ve hazimet nedeni olduğu; Dahası süreçte DP’nin tertemiz adı’nın kirli pazarlıklara alet edildiği, bilinen gerçeklerdendir.
Hani vaktiyle Aydın MENDERES, DP’ye ihanet ederken “Çarşıya kadar değil, pazara kadar değil, mezara kadar RP’liyim” demiş ve akabinde vahim bir kaza (felaket) ile malul ve tekerlekli sandalyaye mahkum olmuştu ya!.. İşte, ANAP ve D(y)P’de bu samimiyetsizlikleri, yahut art niyetli sahipleri yüzünden 7 yıldır mâkus bir tarih ve talihsizliği paylaşmaktadırlar.
Oysa, DYP. , DP’den aldığı 30.12.2002 tarih ve 02.08/009 sayılı resmi çağrı ve ihtarnameyi ne çabuk unutmuş? DP’nin adını edindiği halde “Yeter! Söz Milletindir” anlamına gelen amblemini niçin reddetmiş? Ve, Tüzük ve Programı’nı niçin “Kadim DP’nin dava, manâ ve misyonunu üstlenmemiştir?
Bizden hatırlatması: Demokrat Parti, adalet ve hukuk gereği  TC’nin De’Facto iktidarı,  tek ‘hukuki ve meşru’ siyaset kurumu; Fiili durumdan dolayı 27 Mayıs mağduru ve mazlumu; hain bir isyan ve ihanetin maluldur. Vaki iade-i itibar, henüz  hain ve kaatiller sorgulanmamış ve yargılanmamış olduğundan memnu ve muteber addolunamaz.
Neticede: DEMOKRAT PARTİ, Atatürk’ün vasiyeti, Demokrasi Şehitleri’nin emaneti “siyasette fazilet mücadelesinin” adı ve mabedidir. O’nunla oyun olmaz biline!
Kaldı ki Demokrat Parti hukuken ANAP’ın yeddi, sorumluluk ve vesayeti altındadır. Bu süreçte: 1993 “hırs, husumet, kapris ve taassup” tuzağına asla düşülmemelidir!
(*) Mustafa Nevruz SINACI : Siyaset Bilimci-Hukukçu, 7. ve 9. dönem DP Genel Başkan Yardımcısı, Araştırmacı-Yazar, BAK: http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
 USTALARA KULAK VERMEK
Şiirimizin zirvesinden seslenmiş, aramızdan ayrılmalarına rağmen, şiirleriyle bizimle merhabalaşmaya, selamlaşmaya devam eden ustalarımız var. Hemde sayıları bir hayli fazla.
Bu ustalarımızdan, rahmetli Behçet Kemal Çağlar… Ahmet Tufan Şentürk. Önce Behçet Kemal Çağlar’dan:
 
ŞEHİTLERE
12 dörtlükten meydana gelen, şehitlerimizin, şehitlerin mısralara döküldüğü duygularla zenginleşen Behçet Kemal Çağlar anlatımı. “Gökten üzerine titriyor atan/Önünde millet var, ardında vatan” mısralarıyla söze başlıyor ustamız.
Her bulutta saklı olan yıldırımlardan, hiçbir kaynağın, hiçbir suyun kandıramadığı, serinletemediği yüreklerin büyüklüğü birbir gözler önüne seriliyor, mısralar arasından selamlaşıyor bizimle. Ve dörtlüklerden biri:
 
Hayat hayaldeki her tadan güzel,
Bize tek ayak da kanattan güzel.
Bir tek müstesna var bu yeryüzünde,
Bir senin ölümün, hayattan güzel…
Ve ustalarımızdan, şiirimizin beş yıldızlı çınarı rahmetli Ahmet Tufan Şentürk’den;
 
GÖNÜL FERMAN DİNLEMİYOR
O bir usta. O bir çınar. O’nun her kelimesinde, her mısrasında anlam var, mesaj var. O’nun gençliğiyle, delikanlılığıyla tüm güzellikler iç içe, koyun koyuna. “Gönül Ferman Dinlemiyor” adlı, başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana gelmiş. Hemde 2004 yılında kaleme alınmış. Ahmet Tufan Şentürk’ün delikanlılık günlerinde yani.
Sabahın erken saatinde, saatin beşinde, başında bir rüzgar esmeye başlar Ahmet Tufan Şentürk’ün. “Seni görürüm düşümde/Gönül ferman dinlemiyor” diye söylenmeye, mırıldanmaya devam eder o çınar, o gönül dünyamızın ustası.
Tereddütleri vardır. Sıkıntılıdır. “Nereden çıktın karşıma?” diye sorar. Çünkü başına çok işler açılmıştır. Gönül kapısının açık kalması gerektiğini savunur artık. Ve bir gerçekle baş başa kalır, yüzyüze gelir:
 
Erken kaybettim eşimi,
Taşlara vurdum başımı,
Düşünmez oldum yaşımı,
Gönül ferman dinlemiyor…
Bu iki ustamızın ardından, yaşayan şairlerimizden Abdülkadir Güler hocanın “Görmeğe geldim” adlı şiirindeki mısralara bakalım:
 
GÖRMEĞE GELDİM
Abdulkadir Güler, yaşayan şairlerimizin ünlülerinden. Söke’de yaşıyor. “Görmeğe geldim” başlıklı şiiri yedi dörtlükten oluşuyor. Yüce peygamberimize karşı duyulan Abdülkadir Güler özlemi vardır mısralarda.”Alemlere rahmet hem de ekseni/Allah’a bin şükür tanıdık seni” diye devam eden Abdülkadir Güler anlayışı ve arayışı mısralarda sürüp gider. Bir dörtlüğünde şöyle seslenir:
 
Aşık Ceylani’yim bildim ilk defa,
Saadet güneşi, sonsuzluk vefa,
Kıl şefaat Ya Muhammed Mustafa,
Huzuruna varıp ermeğe geldim..
Şairlerimizin kalemlerine sağlık. İlk iki şairimizin ruhları aydınlık, mekanları cennet, Abdülkadir Güler hocanın da ömrü uzun ve sağlıklı olsun efendim.
 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahir ODABAŞI
Mahir ODABAŞI Hayat Hikayesi

İHTİYAÇ HALİNDE YANGIN  TAHLİYE   MERDİVENLERİ NE KADAR KULLANILABİLİR ?

Her sohbetin bir nedeni, her yazının bir amacı vardır. Temel nokta söylediğimiz değil, iletebildiğimizdir. Alınmayan mesaj boşa gitmiş mesajdır. Büyük başarıların sahipleri, küçük işleri titizlikle yapabilme gayreti ve çabası içinde olabilen kişilerdir.Çünkü, küçük işleri iyi yapmak, büyük işleri iyi yapmaya giden yoldur.En güzel otobanları yapıp ta, yola kaplumbağan  girmesini engelleyecek set koymazsanız, o otobanda araçların kaza yapma riski her zaman vardır.Kaza anında insanlar otobanın güzelliğini değil, kazanın oluş sebebini konuşur, keşkeler çoğalır ve eleştiriler başlar.
   Efendim ikamet ettiğimiz apartmanda, çalıştığımız kurumda, gezdiğimiz şehirlerde şöyle bir çevremize baktığımızda; binalarda yangın tahliye merdivenleri ile ilgili üç husus görmekteyiz.
   Birincisi zorunluluk olmadığı için yangın tahliye merdiveni yok. Ancak gelişmiş ülkelere baktığımızda, açık mahallerde, sinema, kahvene, okul ( dershane - camii ) kart şartı aranmaksızın yangın merdiveni istenir. Birinci kattan sonra her evde yangın merdiveni istenmesi lazım, zira birinci ve ikinci katta yangın çıkarsa üçüncü kattakiler nasıl tahliye edilecek diye sorgulayan konunun uzmanları var. Bende aynen katılıyorum.
İkincisi her an kullanılabilir yangın tahliye merdiveni var. Bu gruba tavsiyemiz, yılda en az iki defa işi ciddiye alarak tüm personelin veya apartmansa tüm aile fertlerinin katılımı ile tatbikat yapmaları. Zira her tatbikatta bizlerin ve çevremizdekilerin öğreneceği bir şeyler vardır.
Üçüncüsü ise, fiziksel olarak mevcut olup, ihtiyaç halinde fonksiyonel olarak pek kullanılma imkânı olmayacak göstermelik, zorunluluk olduğu için öylesine yapılmış yangın tahliye merdiveninin olduğunu görmekteyiz. Bu durum biz sivil savunmacıları derinden üzmekte olup; belki bizlerinde bunda bir sorumluluğu var diye düşünüyorum.’’Zamanında davranmasını bilmedikten sonra, olumsuzluk yaşandığında konuşmanın hiçbir faydası yok’’ der, Fontaine. Bir başka filozofta ‘’sadece yaptıklarımızdan değil, yapmamız gerekirken ihmalkârlık nedeniyle yapmadıklarımızdan da sorumluyuz’’ demiş. Eflatun ise     ‘’bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar, çirkindir ‘’ ifadesiyle insanları duyarlı olmaya çağırmıştır. Bu nedenle, üçüncü grubun içerisinde yer alan yangın tahliye merdivenlerinin irdelenmesinin gerektiğini düşünüyorum ve bu bağlamda, ihmalden dolayı içine düştüğümüz çukurlardan, ancak ihmalimizi acilen telafi ederek kurtulabiliriz.
   Hiçbir zaman gerçek olmasını temenni etmediğimiz, şöyle senaryo kuralım. Soğuk bir kış günü, her taraf don ve siz 6 katlı bir apartmanın 5 katında ikamet ediyorsunuz. Apartmanınızda yangın tahliye merdiveni  var. Fakat tabiri caizse dört tane demir tutturulmuş  ve sundurma üzerinde bırakılmış, alt kısmında koruyucu muhafazası yok,  bir gün lazım olur hesabı yapılmadan sadece günü kurtarmak niyetiyle rast gele  yapılmış. Bu zamana kadar da hiç ihtiyaç olmamış. Aynı  zamanda araçlar apartmanın etrafına rast gele park ediyor ve ihtiyaç halinde itfaiyenin yaklaşması çok zor. İşin aksilik yönü kış olması nedeniyle, araç sahipleri bulunuyor ama bu seferde araçlar çalıştırılamıyor. Aileniz  beş kişiden oluşmakta olup; çocuklarınızdan bir tanesi özürlü, eşiniz kilolu ve tansiyon hastası, ayrıca yaşlı babanızda misafir olarak bulunmakta. Gece geç saatlere kadar  güle oynaya oturdunuz, sohbet ettiniz.Sabah aynı mutluluğu  devam ettirmek üzere yataklarınıza çekildiniz.Gece 03.00 sıralarında temizlik görevlileri sokaktaki çöpleri alırken yanık kokusu hissetti ve yangın mı var acaba diye çevreye baktığında sizin apartmanda alevlerin parladığını gördü ve koşarak  kapıların tüm zillerine basıp, aynı zamanda yangın var! Yangın var! diye gücünün yettiği kadar bağırmaya başladı. Yanındaki arkadaşları hemen itfaiyeye haber vermeye çalıştı ama panikle numarayı unuttu. Gürültüye uyanan yan apartmandakiler itfaiyeyi arayıp haber verdiler.Siz bu arada uyanıp, bu saatte  hayırdır inşallah diye kapıya koştunuz müthiş bir yanık kokusu ile beraber herkesi uyarabilmek için, korna sesleri çalmaya başladı.Eliniz ayağınız dolaştı, hemen hanımı ve çocukları uyarmaya çalıştınız fakat çocuklar uykunun derinliği ile gözlerini açamıyor.Kapıya yöneldiniz ama inmeniz imkansız alevler yükselmiş, dumanlar  her tarafı  sarmış.Hanıma seslendiniz sakın kapıyı açma, oradan inemeyiz.Yangın tahliye merdiveninden inelim diye.Babanızı da yanınıza alarak koştunuz mutfaktan girişi olan yangın merdivenine, fakat  hırsız girer korkusuyla   kilit vurulmuş, hadi onu kırarak açtınız ama bu seferde merdiven girişini kiler gibi kullanıyordunuz, ne kadar fazlalık varsa orada saklanıyordu hadi onları da kaldırıp attınız aşağı.Büyük çocuğunuz tutunarak  birinci kata kadar indi.Oradan aşağı aldılar.Sizde inebilecek konumdasınız ama önce çocukları ve hanımı kurtarmak istiyorsunuz, tabi birde yaşlı babanız var.Bu arada aşağıda toplanan kalabalık acele edin, acele edin alevler her tarafı sarıyor   diye haykırıyor.Hanım koş çabuk in diye uğraşıyorsun, fakat kilolu ve tansiyon hastası olan hanım  ben ölürümde buradan inemem diyecek, şayet zor şer kendi  inmeyi göze asla da, özürlü çocuğunu indiremeyecek ve bu sefer annelik şefkatiyle, ben özürlü çocuğumu burada asla bırakamam  sen kendini kurtar diyecektir.O halde soruyorum size, o özürlü masum çocuğu,  annesini ve yaşlı babayı orada biraz sonra gelecek olan ateşin içinde bırakmaya hakkımız var mı? Şu ana kadar bu soruya evet cevabı alamadım (!)
    İkinci olumsuz senaryomuz ise, ülkemizde zaman zaman depremlerin yaşandığını hesap ederek oluşturalım. Yaşadığınız İl’de, İlçede kışın ve gece vakti yaklaşık 7 şiddetinde bir deprem meydana geldiğini, depremin soğuk bir mevsimde meydana gelmesi ve sobaların, kaloriferlerin yanması ayrıca, doğalgazın da kullanılmasıyla beraber şehrin farklı noktalarında yangınlar başlayacaktır. İtfaiye, çok sayıda yangının bir anda oluşması nedeniyle, müdahalede yetersiz kalacak ayrıca, orada çalışan personelin evinde yangın veya deprem sebebiyle ölüm, yaralanma varsa ondan tam verim alınamayacaktır. Muhtemelen elektrikler hemen kesilecek ve alternatif aydınlatıcı yoksa göz gözü görmeyecektir. Eğer alt katlarda tehlike yaratacak şekilde yangın başlamışsa normal merdivenlerden inme şansımız olmayacaktır. Bu durumda tehlikeli olmasına rağmen, kötünün iyisi hesabıyla ya yangın tahliye merdivenlerinden inmeye çalışacağız, (ailemizdeki özürlü - hasta – hamile - yaşlı bireyleri hesap ederek, ne kadar inmeyi başarabilirsek)  ya da itfaiye görevlilerinin gelmesini bekleyeceğiz. Tabi yoğun ihbar nedeniyle itfaiye bize ulaşıncaya kadar, alevler ulaşmazsa…
2007 yılında İlköğretim ve Lise son sınıflardan oluşan 650 öğrenci ile doğal afetler konusunda  bir anket çalışması yapmış ve bu çalışmada  iki soruda yangın tahliye merdivenleriyle ilgili olarak sormuştum. Birinci soru, bulunduğunuz apartmanda yangın tahliye merdiveni varsa, ihtiyaç halinde kullanılabilir olduğuna inanıyor muzsunuz idi.Evet diyenlerin oranı % 31 çıktı.İkinci soru ise, bulunduğunuz apartmanda yangın tahliye merdiveni varsa, aile bireyleriyle beraber tatbikat amaçlı olarak hiç indiniz mi sorusu idi. Evet  diyenlerin oranı sadece % 6 çıktı.Bu da gösteriyor ki; bu noktada hem güvensizlik var, hem de tatbikat yapmamak gibi bir eksikliğimiz var.
Gelişmiş ülkeler baktığımızda,itfaiye ikinci planda kalır.Yangına önce evlerde müdahale edilir, yani binanın sorumlusu dahili söndürme imkanını kullanır  ve itfaiye gelinceye kadar çoğunlukla yangın  söndürülür.
Bu olumsuz senaryo ve bilgilerin  ışığında, yangın tahliye merdivenleri hakkında şu değerlendirme ve önerileri  yapabiliriz.
Temel afet bilincinin aileden başlayıp, okulda geliştirilip, günlük yaşamda da doğru olarak uygulanması noktasında çalışmalar yapılmalıdır. Bu bilinç oluşturulursa, yasal zorunluluk olmasa bile insanlar ailelerini veya bir özel kurumsa  çalışan personellerini düşünerek  kullanılabilir yangın tahliye merdiveni yapmaya çalışacaklardır.
Yazılı ve görsel basında olası afetlere, yangınlara karşı alınması gereken  tedbirlerin, örnek uygulamaların ve tatbikatların zaman zaman işlenmesi toplumda ‘’ temel afet bilincinin ‘’ oluşmasına büyük oranda  katkı sağlayacaktır.
Ön tekerleği arka tekerlek takip eder demiş büyüklerimiz. Bu sebeple,  öncelikle  resmi kurum ve kuruluşlardaki yangın tahliye merdivenleri örnek olmalı ( güvenli tahliyeye engel  teşkil edecek hiç bir husus bulunmamalı) ve yılda en az bir defa ilgili kurumun en üst amiri ve tüm personelin  katılımıyla tahliye tatbikatı yapılmalıdır.
Özel dershane, yurt, otel, ticaret merkezleri vs. de yasal zorunluluk gereği yangın tahliye merdiveni istenmişse mutlaka her an kullanıma hazır konumda bulundurulup, zaman zaman  (gerekirse uzman rehberliğinde ve bilgilendirilerek) tatbikat yapılmalıdır.      Apartmanlardaki yangın tahliye merdivenleri ihtiyaç halinde çocuk, yaşlı, hamile, özürlü vs. insanlarında  ihtiyaç duyabileceği hesap edilerek  kullanılabilir durumda olmalıdır. Tahliye merdivenlerinde izinsiz değişiklik yapılmamalı, kiler gibi kullanılmamalı, daireden tahliye merdivene giriş kapısı açık bulundurulmalı (içerden kolayca açılabilecek şekilde olmalı- güvenlik gerekçesiyle sağlam bir kilitle kilitlenirse anahtar panikle o an bulunmayabilir ve kapı açılamaz)
Apartman toplantılarında, en az yılda bir defa olmak üzere, olası yangınlara hazırlık olarak yangın tahliye tatbikatının yapılması gündeme alınmalı.Eğer, yangın tahliye merdivenlerinin güvenli olarak kullanılamayacağı hususu öne çıkarsa, yukarıda izah ettiğimiz senaryonun ışığında ; …….neticede hepimiz bu apartmanda kalıyoruz, zamanında niye  yapılmadı husunu bir tarafa bırakıp,  çözüm üretmemiz lazım. Çünkü ihtiyaç halinde birimizin eşi, çocuğu zarar görürse hepimiz vicdanen sorumlu oluruz. O halde, darılma değil, dayanışma zamanı deyip, birlik beraberlik içinde  yangın tahliye merdivenini acilen herkes tarafından kullanılabilir konuma getirelim  diyebilmeliyiz.
Yasal zorunluluk olmasa bile; Cuma ve bayram namazlarında camilerin genelde tamamen dolu olduğu,küçük yangınların hemen büyümesine etki edecek malzemelerin  bulunduğu veya  pencerelerin demirli olması nedeniyle, olası yangınlarda can ve mal kaybının olmaması için, özellikle üst katlara çıkış ve inişi sağlayan tek merdiven olan camilerde  üst kattan güvenli tahliyeyi sağlayacak yangın tahliye merdivenlerinin yapılması faydalı olacaktır kanaatindeyim.
Okul, yurt,dershane,otel,hastane,iş merkezleri vb. yerlerde bulunan yangın tahliye merdivenleri gece – gündüz herkes tarafından görülebilecek ve  dikkat çekecek  şekilde ikaz işaretleriyle işaretlenmelidir.(Bazı binalardaki tahliye merdivenlerine odalardan, sınıflardan vs. ulaşılabilmekte olup, aynı zamanda  odanın kapısı ya  kilitli veya tahliye merdivenine içerden ulaşılacağına dair  ikaz işareti yok) Cehalet bilmemek değil, bilmediği halde bildiğini zannetmektir.İnsanlar tanımadığı bir iş merkezine, hastaneye, otele vs. gittiklerinde ilk olarak binayı tanımaya çalışmalıdırlar.Öncelikle kendi güvenliğimiz için, bakan değil, gören gözlerimiz olmalı.Zira bir İlimizde otelde yangın çıktı, beşinci katta kalan müşteri panikle kendini balkondan aşağı attı ve hayatını kaybetti.Halbuki, otelin yangın tahliye merdivenin girişi kendi kaldığı odadan açılmaktaydı.Buna önceden dikkat etmediği için, mevcut tahliye merdivenini kullanamadı.
‘’Yangından korunmak için küçük küçük masraf yapmaktan çekinmeyiniz. Zira büyük büyük gemileri, küçük küçük delikler batırır ’’ diyen filozofun sözünden hareketle, binalarda yangın tahliye merdivenleri mutlaka her zaman  herkes tarafından güvenli olarak kullanılabilecek şekilde olmalıdır. Afetlere, yangınlara hazırlık için titiz yönetim, ciddi denetim ve eğitimden taviz vermemek gerekir.Çünkü, afet tedbirlerine karşı ilgisizliğin faturası malla başlayıp, canla son bulabilir. Tedbir almak kadar, akıllılık yoktur. Denizi geçip ,dere de boğulmayalım! milyarlar vererek inşa ettiğimiz binalar için, milyonlardan kısarak veya  bir şey olmaz, boş ver, aman sende diyerek yangınlarda insanların can ve mal kaybına uğramasına sebep olmayalım!
’’ Derin bilgi, rahatsızlığı, rahatsızlıktan önce; tehlikeyi, tehlikeden önce; yıkımı, yıkımdan önce; felaketi felaketten önce sezebilmektir !" ‘’Bana güç veren, doğru olanı yaptığımı bilmektir’’  sözü ışığında, Milli Eğitim Müdürlüğü  sivil savunma uzmanlığı olarak amacımız; Ülkemiz ve Çorum’da yaşanabilecek  olası afetleri, yangınları can ve mal kaybına sebep olmadan, afiyette atlatabilmemiz  için, şimdiden işi ciddiye alacak, kafa yoracak ve  gelecekte etkili ve yetkili olduğunda daha hassasiyet gösterecek bir neslin yetişmesine katkıda bulunabilmektir! 
‘’ Yangın tahliye merdivenleri, yangın anında zarar görmeden binayı terk etmek için iyi gelir, tabii herkes tarafından güvenli olarak kullanılabilecek şekilde olup; zaman zaman tatbikat yapılırsa ’’

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
KARAKOLA GİTSEM Mİ Kİ ACABA
El ettiler durdum. Erkek arka kapıyı nazik bir şekilde açtı, kız arkadaşını bindirdi ve kendiside benim yanıma oturdu:
-Mesa Koru Sitesi” dedi. Bende içimden çok sevinmiştim. Böyle uzun yol her zaman çıkmazdı. Ne de olsa Kızılay'la, Koru sitesi arası bu trafikte insanın en az kırk beş, elli dakikasını alırdı. Taksimetreye bastım, gazladım. Bir iki dakika geçmedi, yanımdaki:
-Eee! Anlat bakalım Şoför abi, şöyle iyi bi yanından ” Bende, başımdan geçen  bir olayı anlatmaya başladım.  Pür dikkat kesildi,  can kulağıyla dinliyordu.
Gene bir gün iş dönüşünde durağa gelirken yoldan biri; acele işi var gibi el etti. Yumuşak bir frenle Yanında durdum. İki arkadaştılar. Biri uzun boylu atletik yapılı, diğeri az kısa ve kilolu idi. Uzun boylusu ön koltuğa,  benim yanıma oturdu. Kısa olanı bana:
-Oran’a Dedi. Hani şoför olmasan da Ankara’yı bilmesen:’Ben de senin orana‘ dersin al başına belayı. Önde oturan arkadaki arkadaşı ile münakaşa etmeğe başladı. Demek ki taksiye binmeden önce de tartışmaları vardı.  Taksiye bindikten sonra da tartışmaları devam ediyordu. Önde oturan uzun boylu olanı arkadakine:
-Koyarım abi! Dedi. Arkadaki de:
-Koyamazsın! Dedi. Ben böyle tartışma mı olurmuş, koyarsın, koyamazsın diye düşünürken’ arkadaki:
-Ben abi kapımın önüne araba koydurtmam! Dedi. Bende adamların boş yere günahlarını alacaktım ki işi çözdüm. Uzun boylu olanı Kuğulu'da inecekti ama arkadaşı Oran'da oturduğu için:
-Olmaz abicim, önce seni Oran'da indirip sonra ben dönüşte Kuğulu'da inerim. Dedi. Kısa ve şişman olanı Oran da indirdik. Dönüşte ön koltukta oturan:
Şoför bey taksimetreyi kapat, nasıl olsa Kuğulu’ya ineceksin dönüş ücreti yazdırma bana” demez’ mi, bende:
-Olmaz! Dedim.  Hay demez olaydım da dillerim çekileydi. Adamda bunu mu bekliyormuş ne?
-Yav  gardaşım nasıl olmazmış, bal gibi olur. Senin elinde. İstesen olmaz mı yani ? Ben:
-Olmaz! Dedim. O:
-Olur! Dedi. Olurdu, olmazdı derken silahını çekti, arkadaş ne yapacaksın al başına belayı. Bizde delikanlı geçiniyoruz ya, üstelik de şoförüz. Bu arada:
-Çabuk üzerindeki paraları boşalt! Demez mi hani paraları vermek bir yana, soyulduğumuzu duyarlarsa arkadaşlar vallahi beni tefe koyarlar. Sen bizim şoför milletini bilmezsin. O zamanda Oran şehri yeni kurulmuş; in yok, cin yok yollarda. Bende üzerimde ne var ne yok kuruşuna kadar adama verdim.
İçimden de dua ediyordum, bu kadarla kurtulayım bari diye. Sonra birden üzerimden abandı, benden yanı olan kapıyı hızla açıp itekleyiverdi beni dışarı. Tabi ben bi güzel yuvarlandım yere. Vakit gece yarısı ve bana bağırarak:
-Üç saate kadar ortalıkta görünme, sonra git arabanı Cebeci’deki Kan bankası'nın önünden al! Dedi ve gazladı gitti. Sözünün eridir belki, dediğini yapar diyerek polise de haber vermedim.
Gece karanlıkta yayan Kan bankası'nın oraya kadar yürüdüm. Epeyce sağda, solda vakit geçirdim. Baktım üç saat geçmiş, dediği yerde arabam yok. Bir iki saatte öylesine bekledim belki gelir diye. Ne gelen vardı ne giden. Sonra gittim karakola soyulduğumu, arabamın uzun boylu, bıyıklı, esmer biri tarafından gasp edildiğini anlattım.  Polisler ifademi aldılar. Aradan iki gün geçti arabamı Sitelerde terkedilmiş olarak buldum. Emekli bir kişiyim, bütün yatırımımı  ‘aha’ bu taksiye yaptım. Allah'tan her hangi bir yerinde hasar yoktu. Buna da 'şükür', dedim.
-Eee! Dedi, kızın arkadaşı:
-Sonra ?
-Sonrası ne olacak, o karakol, başka karakola da. Bildirmiş arabamın gasp edildiğini. Moral bozukluğundan işe de gidemiyorum.
Ertesi gün polisler çalıştığım durağa gelmişler beni sormuşlar. Bakmışlar ki ben yokum; bu sefer arkadaşlarımdan ev adresimi almışlar. Eve geldiler. Hadi, beni evden alıp doğru karakola götürdüler. Gaspçılıktan yakalanmış üç, beş kişiyi bana gösterip:
-Senin arabanı gasp eden bunlar mı? Dediler Bende:
-Hayır, Komiserim bunların hiçbiri değil! Dedim. İkide bir:
-Dikkatli bak; bunlardan biri olabilir! Diyorlar, bende her defasında:
-Bunlar değil” diyorum. Sonra beni salıveriyorlar:
-Lazım olunca biz seni tekrar çağırırız. Diyorlar. Aradan ya birkaç saat geçiyor, veya bir gün, önce taksi durağına, beni bulamayıp, sonrada eve geliyorlar. Hadiii tekrar karakola.  Bu seferde başka karakollar çağırmaya başladı. Hiç çalışamıyorum, hastalandım, moral sıfır! Ekip arabasıyla karakola gidip bana gene bir sürü kişi gösteriyorlar hiçbiri olmadığı için, beni salıveriyorlar. Nasıl dönersem döneyim eve. Günah olmayacağını bilsem gösterdikleri kişilerden birisine:
-Aha bu benim arabamı gasp eden! Diyeceğim ama İnsanın vicdanı razı olmuyor.  Karakoldan yayan yapıldak eve geliyorum. Tabanlarım şişmiş. İnsanın uykusu da kaçıyor, uyu uyuyabilirsen. Bu işin gündüzü, gecesi olmuyor ki ne zaman bir gaspçı yakalansa, muhakkak karakoldayım.
Esasında polisler de bıktı bu işten ama onlarında vazifesi bu demek. Sistem böyle işliyor. Daha sonra önüme albüm koymaya başladılar:
-Bunlardan bir tanesini söyle de kurtul! Dediler. Esasında ben değil kendileri kurtulacaklardı. Gayet iyi anlıyorum ama anlamazlıktan geliyorum. Ama ben hiçbirini yapmadım. Şikayet etmek akıl karı değilmiş arkadaş. Bana arabamı sattıracaklardı.
Mesa Koru sitesine gelindiğinde yanımda oturan:
-Tamam, şoför gardaş, bayanı burada indirecez! Dedi. Ben durdum, delikanlı inip kızın kapısını açtı, vedalaştılar, sonra tekrar öne; yanıma oturdu:
-Ümit köye! Dedi ve sonra:
-Eee anlat, anlat hele! Bende:
-Yani senin anlayacağın gaspçılar bulunamadı. Ben gene bir hayli karakol, karakol dolaştım dosya kendiliğinden kapandı da çağırılmaktan kurtuldum. Ümit köy'e gelmiştik:
-Burada da ben ineyim! Dedi. İndi cebinden iki milyon çıkarıp:
-Buyur şoför bey!
-Ne bu? Dedim.
-Ne olacak Para görmüyon mu?
-Görüyorum görmesine de taksimetrede on sekiz milyon yazıyor,  on altı milyon daha vereceksin! Delikanlı:
-Onlar gaspçıydı, paranı vermemişler üstelik arabanı götürmüşler. Bizde öğrenciyiz, bizden de bu kadar. Hadi yaylan bakalım! Der demez ben arabadan dışarı çıkıp:
-Nasıl vermezmişsin! Dememe kalmadı nereden çıktıklarını bilemediğim gençler sekiz on kişi oluverdiler. Ne arada gelmişlerdi,  ne zaman gelmişlerdi farkına bile varamadım. Tek kelime etmeden bindim arabaya sonra:
-Hadi size de öğrenci kıyağı olsun bari! Dedim. Sonra bir ara ‘karakola gitsem mi ki’ diye düşündüm. Bu memlekette şoförlükte yapılmaz diye düşündüm. Dalmışım az daha kaza yapacaktım. Arabayı satsam mı ki diye düşündüm. Hala düşünüyorum...

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
UNUTMA BENİ (Züğürt Baklavası) 
MALZEMESİ: 2-3 porsiyon-Ev ekmeği yada yarım ekmek,1 su bardağı toz şeker,1,5 bardak su,1 kaşık margarin veya tereyağı,mercimek  büyüklüğünde limontuzu.
Ayrıca ev ekmeği sulanmadan ufak parçalara bölünerek de yapılabilir
Bayat ekmek bıçakla doğranarak ufak bir tepsiye konulur. Doğranmış ekmeklerin üzerine ceviz serpilir. Sulandırılmış pekmez veya şekerli su bir taşım kaynatır yağ kaynayan şekerin içerisine atılarak bir taşım daha kaynatılır. Şerbet ılıması için bekletilir.
Tepsideki kırılmış ekmeklerin üzerine kaşıkla ılıyan şekerli su yedirilerek dökülerek bekletilir. Servis tabaklarına konulunca istenirse üzerine tarçın ekilerek yenilir.
Buna züğürt baklavası da denilir. Ekonomik bir tatlı olduğu ve çabuk hazırlandığı için revaç bir tatlıdır. Ayrıca bu günlerde bayat ekmeklerin değerlendirilmesi için de ekonomik ev hanımlarının vaz geçilmez tatlısı olabilir. 

 

 

 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
KAPAR KAPILARINI DOSTLARINA
İnsan nereye girerse girsin
Hangi çıkmazlarda
Kalırsa kalsın
Güneşin ışığından kaçamaz…
 
Yağmur, rüzgâr etkiler
Üşür soğuk havalarda…
Nufus cüzdanı üzerindeki
Vesikalık resmi gibi,
Farklılaşır bazı halleri...
 
Kendi içindekilerle yorumlar
Dışındakilerini
Sevmediklerini beğenmez
Beğendiklerini sevemez
Kapar kapılarını dostlarına...
 
Davranışları
Ve konuştukları farklılaşır
Zaman zaman...
Filmin « son » yazmasından
Öncesinde kalır düşüncesi
Yarı uykulu gezer
Gezerken unutur gerçekleri
Kapar kapılarını dostlarına...
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Magnanville – Mart 1999
 

 

 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ömer SEZER
Ömer SEZER Hayat Hikayesi
BEN VE YÜREĞİM
Yürüdüğüm bu yollar neden kapanmış?
Edilen sözler yürekten değil.
Her yokuşta sırtında birini taşımak varmış,
Kan ter kalsan da düzde yine yalnızsın.
Tıpkı benim gibi.
Tıpkı yüreğim gibi.
Gidiyorum; gidiyorum sözlerle bağlanan yolların sonu görükmez.
Gemiler limanları çoktan terk etmiş aynı senin gibi.
Şimdi martı uğultularında dubalar gibi yalnızım,
Sarsa da bir kol boynuma tende sıcaklığını hissetsem.
Renklerimde yok oldu karardım. İçimde bir dışımda biri;
Düşüyorum yukarıdan aşağı hız kesmiyor ömrü girdap,
Sayamıyorum günleri mecalim yok ben yıkık bitap.
Sorsan herkes yanında herkes arkadaş;
Ve hayat üç beş tellalla uğraş!.
Küçük bir kuşun kanatlarında uçup gitti umutlarım,
Büyük ızdıraplarım oldu yetişemedim.
Ha bugün ha yarın derken;
Giden hep bendenmiş anlayamadım.
Küçük bir çocuğun ağlayışlarında irkildim.
Ve sulu gözlerle baktım gözbebeklerine.
Neden ağlar çocuklar doğarken dedim?
Melekler anlatırmış dünya pislik bir mekan!
Ağlama çocuk! Dedim. 
Her sebepten bir neden bulacaksın sende büyüyünce,
Kirpiklerim yapış yapış,
Şu çocuğa umut veren bana bak,
Oğlumla yaşama bağlandım,
Baktım babam boylu boyunca yatıyor.
Babama çare olamadım.
Sadece bir oyuncakla kandırmak değildir küçük bir çocuğu sevindirmek;
Düşününce ne kadarda boş bir hayat.

 

 

 
 
 
 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Rıza HARDAL
Rıza HARDAL Hayat Hikayesi
BAKTIM ORTALIK KARMA KARIŞIK
Araştırdım şu dünyanın halini
Baktım ortalık karma karışık
Kime sordumsa hal ahvalini
Baktım ortalık karma karışık
 
Dünya iyi ama sağlam direk yok
İnsan iyi ama acır yürek yok
Timi aç ölüyor kimisi de tok    
Baktım ortalık karma karışık
 
Kimi zengin açlık nedir bilmiyor
Kimi fakir rezillikle ölüyor
Ortadoğu cayır cayır yanıyor
Baktım ortalık karma karışık
 
Gülcü güçsüzleri ezip geçiyor
Kimi konuyor da, kimi göçüyor
Kimi konyak, rakı, şarap içiyor
Baktım ortalık karma karışık
 
Dünya döner çarkı felek dönmez mi?
Bu belalar boynumuzdan inmez mi?
Birlik olsak bir yaşasak olmaz mı?
Baktım ortalık karma karışık
 
Vuran vurana da, kıran kırana
RIZA sus diyorlar hesap sorana
Bakmıyonmu ortalıta talana
Baktım ortalık karma karışık
15/06/2009 Çorum

 

 
 
 
 12

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Yaşar KILIÇ
Yaşar KILIÇ Hayat Hikayesi
GİDELİM
Karanlıkta giden gafil
Aç gözünü,behey cahil,
Yalan dünya için sefil
Olma;Mevla’ya gidelim.
 
Gel nefisine olma köle,
Yanma nara bile bile,
Bu dünyada Şeytan ile,
Kalma Mevla’ya gidelim.
 
Pişmanlık her geçen gün
Klavuzsuz bir gemisin,
Yazık meçhule yelkenin
Salma Mevla’ya gidelim.
 
Miskin YAŞAR bak kendine,
Kor düşmüş eteklerine,
Dönmeden mahşer yerine
Ağla Mevla’ya gidelim.
29 / 11 1983

 

 
 
 
 
Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.