DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 12     SAYI 140    25 Ekim 2010

Mahmut Selim GÜRSEL ZAMAN İÇİNDE ZAMAN
Atilla ALPAY ORGANİZE SANAYİ  BÖLGESİNDE ÇALIŞMALAR!
İsa KAYACAN KÜLTÜRÜMÜZ İÇİNDEKİ BURDUR DOĞUMLULARDAN
Mahmut Selim GÜRSEL SİTELERİMDEN BİLGİLER
Mustafa Nevruz SINACI TÜRKİYE ANALİZİ
Ahmet CANBABA BAKKAL NASIL KURTULDU
Selma GÜRSEL BALKABAĞI TATLISI   
Erhan TIĞLI AYARIM
Dilek BİGA KAÇTI TREN
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
 ZAMAN İÇİNDE ZAMAN
            Türkiye jeopolitik konumu ile tarih içerisinde devamlı “benim olsun”, “bana hizmet etsin” görüşleri ile komşu devletlerin ve çevresinde bulunanların dikkatini çekmiştir.
Coğrafi yapısı ve akarsuları ile de mümbit ovaları olan Türkiye topraklarının verimliliği ile ve yetişen hububat çeşitliği ile de benim olsun, bana hizmet etsin olgusu ile devamlı karşı karşıya kalmış ve ileriki tarihlerde de bu talepler ile karşı karşıya kalacaktır. Türkiye’nin yer üstü zenginliklerinin yanı sıra yer altı zenginliklerinin de ayrı bir verimlilik ve getirisi bol madenlerle dolu olması da benim olsun. Bana hizmet etsin zihniyetinin en büyük etkenlerinden birisi olarak görmekteyim.
Ayrıca Türkiye bu benim olsun ve bene hizmet etsin görüşünde olan devletlerin devamlı işgalleri ve yerleşim yerlerinin de devamlı başka milletler tarafından kullanılmaları da çeşitli kazı alanlarına sahip bir alan olarak görülmektedir. Bu gün en verimli hizmetlerden olan turizm olgusunun en güzide alanlarından birisi olması da önemli bir sebeptir.
Bu gün Türkiye’nin başında bulunan en büyük problemler işte bu sebeplere dayanmakta ve Türkiye üzerinde içte ve dışta çeşitli oyunlar tezgâhlanmaktadır. Bu oyunların içerisine ne yazık ki milli değerlerimizle oynanarak, birlik ve beraberliğimizi parçalayacak oyunlara artık olağan gözü ile bakan bir ulus olarak “öküzün trene baktığı gibi” bakmaktayız.
Bütün ülkenin can damarları olan tarım yok edilmiş, tarıma bağımlı olan hayvancılık can çekişir duruma getirilmiştir. Hayvancılık ise ekilemeyen tarım alanlarında biten yabani otlar ile devam ettirilmeye çalışan bir besicilik ile ayakta durmaya çalışmaktadır.
İşte durum bu hale gelmiş ve bizler ise üretimi başka ülkelerin ürettiklerini pazarlayan sağlıksız ve GDO deposu ürünler ile beslendiğimiz bir toplum olarak devamlı hastanelere taşınmak ve yine yabancı kökenli ilaçları tüketen bir ülke durumuna düşmüş bulunmaktayız.
Dışarıdan getirdiğimiz tek ekimlik tohumlar ve birkaç haftada pazarlanama aşamasına gelen yiyecekler ile başımız dertte gözükmekte.
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
ORGANİZE SANAYİ  BÖLGESİNDE ÇALIŞMALAR!
Sanayi kuruluşlarında sigara ile ilgili  semirlerine  hiç ara vermeden  devam eden  Türkiye Yeşilay Cemiyeti Çorum Şubesi    geçtiğimiz günde   Organize Sanayi  bölgesinde fabrika  personeli seminer  vererek beş  personelin  daha sigarayı bırakmasına  vesile oldu. Sigara  alkol ve  bağımlılık yapan  maddeler hakkında fabrika  personeli konferans  salonunda  fabrika  personeli ve çalışanlarına  sinevizyon destekli bir seminer veren  Yeşilay Derneği olarak: “Sanayi  kuruluşlarında   zararlı  ve bağımlılık  yapan maddeler hakkında  insanlarımızı ve çevremizi bilgilendirmeye devam ediyoruz. Okulların  kapanması ile  birlikte  sivil ve ticari kuruluşlarda  çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu sanayi bölgesinde ziyaret ettiğimiz beşinci fabrika ve burada da çok sayıda personelin sigara içtiğine şahit olmaktayız.
İnsanlarımız bu zehirden kurtulmak istemekte ve zararlı yönlerini bu kadar bilmemekteler. Fakat bir karşı bilinç ve cephe oluştuğunu görmek artık bizler için son derece mutluluk verici olmaktadır.
Sigara içen bir fabrika çalışanının sigara molalarında kaybettiği süre yıl içerisinde birkaç milyara varan bir para kaybına ve değeri ölçülemeyecek katma değer ve eksikliğine sebep olmaktadır. İşyerleri artık bu konuda bilinçlenmekte hem çalışanlarının sağlığını hem de işletmelerinin karlılığını düşünerek sigara ile mücadeleye de önem vermekteler.
Bu günde burada beş kardeşimizin sigarayı bıraktığını ve artık içmeyeceklerini görüyoruz. Arkadaşlarının huzurunda söz vererek yemin eden ve bir daha sigara içmeyeceğini beyan eden bu kardeşlerimizi kutluyor ve yeni hayatlarında sağlık, mutluluk ve başarılar diliyoruz.”
Bu seminer  sonunda sigarayı  bırakan Kadir Yalçın,Savaş Aykaç, İzzet Karataş,Osman Halıcı ve Nuh Aksoy  isimli personele  Yeşilay  Derneğince  şükran belgeleri  verildi.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
 KÜLTÜRÜMÜZ İÇİNDEKİ BURDUR DOĞUMLULARDAN
Edebiyatımız içinde, Burdur çıkışlı isim ve imzalar olarak bilinen ve edebiyatımıza katkılarıyla onur ve gurur duyduklarımız vardır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanmakta:
1-Şeyh Sinani Rumi Burduri: Burdur’un yetiştirdiği büyük bilginlerdendir. Bursa’da Ahmet Paşa Medresesinde müderris olarak görev yaptı. 1505 yılında vefat etti.Tepe mezarlığında toprağa verildi. Elyazması dört eseriyle biliniyor.
2-Fedayi Mehmet Dede: 16. yüzyıl tasavvuf şairi olarak biliniyor. Divan-ı Fedayi adıyla yazdığı divan, Milli kütüphanede bulunmaktadır. Ölümü 1577 olarak kaydediliyor.
3-Molla Sinan Burduri: Hamit ilinin Burdur beldesinden olan Molla Sinan efendi, Bursa’da Beyazıtpaşa, Edirne’de Taşlık Medreselerinde müderrislik yaptı. 1627’de Medine-i Münevvere’de mollalığı ihsan olundu. Mısır’dan gemi ile Yembu iskelesine çıkarak yola devam ederken, yolda vefat etti. Cenazesi Medine’ye getirilerek Cennetül-Bekada toprağa verildi.
4-Servi ya da Derviş Servi: Divan şairi olarak 16. yüzyılda yaşadığı biliniyor.Servi adı takma addır.1597 yılında vefat etti.
5-Halil Hamit Paşa: 1736 yılında doğdu. 1785 yılında vefat etti. Tezkerecilik, Reisül küttaplık ve sadaret Kehtüdalığı (içişleri bakanlığı) yaptı. 1782’de Sadrazam oldu. Daha sonra Cidde ve Habeşistan Valiliği’ne atanması üzerine, görevine giderken Bozcaada’da başı kesilerek öldürüldü.
6-Halil Efendi Burduri(Muhaddis): Sayılı bilginlerden olan Muhaddis Halil Efendi, Burdur ili Gölhisar ilçesi Kızıllar köyündendir. Müderris olarak pek çok talebe yetiştirdi. 1852 yılında Burdur’da vefat etti, Demircioğlu mezarlığında toprağa verildi.
7-Küçük Şeyh Mustafa Efendi: Burdur Müftülüğü yapan Mustafa Efendi 1824 yılında medrese içinde yeniden yaptırdığı Kütüphaneye 500 ciltlik kitap koyarak vakfetti. 1827 yılında vefatla aramızdan ayrıldı. Yaptırdığı kütüphane binasının güneyinde toprağa verildi.
8-Hattat Osman: 18. yüzyılda yaşadı. Kendisiyle ilgili fazla bilgi bulunamamıştır.
9-Hattat Kayışzade Hafız Osman Efendi: Burdur medeselerinde yetişti. Hayatını, Kur’an-ı Kerim yazmakla geçirdi. 106 Kur’an-ı Kerim yazdı. İstanbul Merkez Efendi mezarlığındaki kabir taşına (M.1984) yılı kaydedilmiştir.
10-Mehmet Öğütçü (Hatip Hoca): Açık fikirli, yenilik taraftarı değerli bir din adamı olan Mehmet Ögütçü, “İslam Dini” adında bir kitap yayınladı. 20 Ekim 1945 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı.
11-Ömer Rıza Doğrul: 1893 yılında doğdu. Mehmet Akif Ersoy’un damadı olan Ömer Rıza Doğrul, kuvvetli kalemiyle, Türk kütüphanesine önemli hizmetlerde bulundu. “Asrı Saadet” adındaki büyük islam tarihi “Tanrı Buyruğu” adındaki Kur’an-ı Kerim tercümesi başta olmak üzere telif ve tercüme 70’den fazla eser yazdı. 13 Mart 1952 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı.
12-Mehmet Hatiboğlu: 1877 yılında Burdur’da, vaizlik ve müftülük yaptı. “Ana Kaynaklarına Göre İslam Dini” ve “Usul ve Tatbikat” adlı kitapları yayınlandı. 23 Ekim 1945 tarihinde vefat etti.
13- A. Hamdi Kasapoğlu: 1907 yılında Burdur’da doğdu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliği ve başkanlığı görevlerinde bulundu. “Halka Din Rehberi” adlı kitap başta olmak üzere değişik kitaplar yayınladı.19.05.1986 tarihinde vefat etti.
14-Prof. Dr. Halil İbrahim Kafesoğlu: 1914 yılında Tefenni ilçesinde doğdu. 1940 yılında Ankara DTCF’den mezun oldu. Değişik üniversitelerde Türk Tarihi profesörlüğü yaptı. İ.Ü Edebiyat  Fakültesi Umumi Türk Tarihi kürsüsü başta olmak üzere bu alanda değişik yerlerde hizmet verdi. 1965 yılında Kültür Ocağı Başkanı, İstanbul Milliyetçi Öğretmenler Birliği Başkanı oldu. 1976 yılında Altan Deliorman ile birlikte Lise 1 ve 2 tarih ders kitaplarını yazdı. Bazı kaynaklara göre 17 Ağustos 1984 bazı kaynaklara göre de 1987 yılında vefat etti. Tefenni Lisesinin adı 1990 yılında “İbrahim Kafesoğlu Lisesi” olarak değiştirildi.
15-İbrahim Zeki Burdurlu: 1922 yılında Burdur’da doğdu. Gazi Terbiye Enstitüsü’nden mezun oldu. Lise ve Eğitim Enstitülerinde, Türkçe, Edebiyat öğretmenliği yaptı. Burdur Ortaokulu’yla, Burdur Lisesi’nde Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. İlk kitabı “Toprak İnsanları”nı 1945 yılında yayınladı. Şiir ve araştırmalarının yanısıra, masallar ve oyunlar da yazdı.
İbahim Zeki Burdurlu’nun “Burdur” adlı şiiri, burayı ince desenli halıları, zeybeği, türküleri, üzümleriyle anlatmaktadır. 1984 yılında İzmir’de vefat etti.
16-Fakir Bayburt: 1929 yılında Yeşilova’ya bağlı Akçaköy’de doğdu. 1948 yılında Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde ve bir yıl  ABD Indiana Üniversitesi’nde okudu. Köy öğretmenliği başta olmak üzere değişik görevlerde bulundu.
Sanata şiirle başlayan Fakir Bayburt, köy gerçeklerini işleyen romanlar, öyküler, makaleler, film metinleri, romanlar, yazdı.Yılanların öcü, Tırpan, Irazcanın Dirliği kitaplarından bazıları olarak sayılıyor. Değişik gazetelerde yazıları da yayınlanan Fakir Baykurt, 12 Ekim 1999 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı.
17-Hüseyin Akbaş: 1927 yılında Burdur’da doğdu. Gönen Köy Enstitüsü’nde okudu. Anılarını “Gerçek Düşünce ve Eğitim” adlı kitapta topladı.
18-Halit Asım Demirsoy: 1918 yılında doğdu. 1941 yılında vefatla aramızdan ayrıldı. Ölüm temini işleyen şiirlerini “Ölüm” adlı kitapta topladı.
19-Azime (Karabulut) Korkmazgil: 1933 yılında Burdur Ağlasun’da doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. Değişik eğitim kurumlarında son olarak da Ankara Eğitim Enstitüsünde öğretmen ve yönetici olarak görev yaptı. Öykü yazarı ve ozan  Hasan Hüseyin Kokmazgil’in eşi olan Azime (Karabulut) Korkmazgil 1986 yılından bu yana Ağlasun’da yaşıyor.
20-Özgül Özgüven: 1935 yılında Burdur’da doğdu. Ankara Tıp Fakültesi’ni bitirdi. “Yağmur Tutan Güzellik” adlı dördüncü şiir kitabını yayınladı.
21-Muammer Susuzlu: 04 Temmuz 1935 tarihinde Burdur’da doğdu. Orta ve lise eğitimini Burdur Lisesi’nde tamamladı. Değişik alanlarda çalıştı. “Yaşam” isimli şiir kitabıyla “Gülşen” adlı bir sanat dergisi yayınladı.20.07.2009 tarihinde vefat etti.
22-Prof. Dr.Ethem Ruhi Fığlalı: 08.12.1937 tarihinde Burdur’da doğdu. AÜ İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Muğla Üniversitesi’nde rektörlük yapan Fığla’lı çeşitli ansiklopedilere, ihtisas alanında 50 dolayında madde yazdı.
23-Mustafa Asoğlu: 1943 yılında Yeşilova ilçesinin Kayadibi köyünde doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünden mezun oldu. Van, Burdur ve Bingöl Sanat Enstitülerinde öğretmenlik yaptı. İlk kitabı, “Et, Ekmek-Karanfil” adıyla yayınlandı. “Ulusu” adlı kitabı milliyet yayınları arasında günyüzü gördü.
23-a) -İsa Kayacan: 20 Eylül 1943 tarihinde Burdur ili Tefenni ilçesi’ne bağlı Ece Köyü’nde doğdu. Ortaokulu Tefenni’de, Liseyi Ankara’da, Lisans eğitimini de AÖF Halkla İlişkiler bölümünde tamamladı.
Gazetecilik yaptı. Değişik alanlarda 126 ayrı kitap, Ece adlı bir sanat dergisini 28 sayı yayınladı. 3 bin 450 ayrı gazete ve dergide 31.12.2008 tarihi itibariyle 40 bin 350 makalesi yayınlandı.
Azerbaycan’dan iki fahri doktora, bir fahri profesörlük payesi alan Kayacan, 11 ayrı bakanın basan danışmanlığını yaptı. Doğum yeri Ece Köyünde, 8 bin dolayında kitap ve derginin yer aldığı “İsa Kayacan Kütüphanesi”nin kuruluşunu gerçekleştirdi.
Özellikle, Burdur’a yönelik “Burdur Hatırlamaları” ve “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları” adlı kitaplarıyla, ilgili çevrelerin dikkatini çekti.
İsa Kayacan 21 Mayıs 2009 tarihi itibariyle buraya bir not koymak istiyor:
-Mayıs 2004’te yayınladığım 20 bölümden oluşan 720 sayfalık “İşte Hayatım” adlı kitabımda belirttiğim, resmi görevlerimin yanında, gazete, dergi ve kitaplarla fazla uğraştığım için, çevreme, aileme fazla vakit ayıramadığımı bu nedenle sıklıkla eleştirildiğimi, bir gün rahmetli eşimin, Bakanlarla çalıştığım dönemlerden birinde sıklıkla geç geldiğim günlerden birinde, evdeki çalışma masama; “Karın olarak, bazı konuları görüşmek üzere, senden randevu istiyorum” kelimelerinin bulunduğu not bıraktığını üzüntüyle ama bir gerçek olarak hatırlarken;
21 Mayıs 2009 tarihinde, ilköğretim 4 üncü sınıfa giden torunum Nazlı Aykut’un buz pateni çalışması sonunda oradan çıkarken; “Dede, sen kitap yazmayı, gazetelerde yazmayı bırak artık. Emekli oldun. Herkesin dedesinin o kadar vakti var ki, onlar sevdikleriyle ilgileniyorlar..Sen, sevdiklerinle ilgilenemiyorsun.Ben seni daha fazla görmek istiyorum.” deyişini, ciddi bir ikaz olarak kabul ettim.Ama, neyi, nasıl yapabilecektim, Nazlı’nın eleştiri ve ikazının temelindeki gerekçeleri, beklentileri nasıl cevap verebilecektim!..
23-b) Osman Oktay: 1951 yılında Bucak ilçesinde doğdu. 1974 yılında AÜ DTCF’den mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığı’yla TRT’nin değişik kademelerinde görev yaptı.Değişik ödüller alan Osman Oktay, çocuk edebiyatıyla ilgili yazı ve yayınlarıyla dikkat çekti.Pek çok senaryonun altına imza koyan Oktay’ın Bilge Kağan, Manas Destanı, Göç Destanı adlı kitapları başta olmak üzere pek çok kitabı yayınlandı.
24-Arslan Özbey:1956 yılında Tefenni’de doğdu. AÜ- Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Radyosunda, eğitim ve kültür programları hazırladı, metin yazarlığı yanında, değişik ilçelerde Kaymakamlık görevinde bulundu.
25-Abdullah Aşçı: 06 Haziran 1921 tarihinde Burdur’da doğdu. İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. Hikaye, düz yazı ve şiirleriyle dikkat çeken Aşçı, 1960 yılında ilk kitabı “Bekar Adam”ı yayınladı. Abdullah Aşçı; “Yazar oldum. Gün gelir satar da olurum.” görüşüyle dikkat çekti.
26-Binnur Şener: 14 Aralık 1947 tarihinde Burdur’de doğdu. Annesinin istememesi üzerine ortaokuldan ayrıldı. Koyu bir Fakir Baykurt hayranı olan Binnur Şener ilk kitabını “Fakirin Kıyısında” adıyla yayınladı.
27-Atila Özer: 1949 yılında Burdur’da doğdu. Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinin İnşaat bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda Yrd. Doç. ve Açıköğretim Fakültesi Televizyonunda Grafik Bölümü Başkanlığı görevlerinde çalıştı. 1973 yılında karikatür çizmeye başladı.
Yurtiçi ve yurtdışında pek çok sergi açtı. Yarışmalarda birincilik, ikincilik, üçüncülük olanları başka olmak üzere değişik ödüller aldı.
28- Mustafa Balbay: 08.08.1960 tarihinde Yelişova’nın Güney kasabasında doğdu. Ege Ü.İleşitim Fakültesinden mezun oldu. Değişik gazetelerde yazarlık yaptı. Cumhuriyet Gazetesinin Ankara Temsilcisi olarak çalıştı. “Ülkelere değil savaşlara Düşmanım” adlı ilk kitabını yayınladı.
29- Dr. İrfan Akay: 1944 yılında Gölhisar ilçesinin Armutlu köyünde doğdu. 1961 yılında İ.Ü.Tıp Fakültesine girdi. Askeri Tıbbiye’ye başvurarak, öğrenimi askeri Tıbbiye’li olarak yaptı. Değişik kuruluşlarda çalıştı. Burdur Devlet Hastanesinde görev yaptı. Burdur Türk Ocağı Başkanlığı görevini yürüttü. Değişik gazetelerde sosyo-kültürel ağırlıklı yazılarıyla dikkat çekti.
30-Gülbahar Ünlü: 1963 yılında, Tefenni ilçesinin Yuvalak köyünde doğdu. İktisat fakültesinden mezun olduktan sonra değişik alanlarda çalıştı. Şiire olan aşkı yüzünden sekreterlik, hizmetçilik, seyyar satıcılık yaptı. Uzun süre İstanbul’da yaşayan Gülbahar Ünlü ilk kitabı olan “Tutkunun Gönüllü Sürgünleri”ni 1996 yılında yayınladı.
31-Sebahat Gümüş:14 Mart 1954 tarihinde Yeşilova ilçesinin Akçaköy’ünde doğdu. Liseyi öğretmen okulunda, yüksekolulu AÖF’de tamamladı. Değişik okullarda öğretmenlik yaptı. Merkezi Burdur’da bulunan Araştırmacı,Yazar ve Şairler Derneğinin Başkanlığı görevini yürüten Sebahat Gümüş, ilk şiir kitabı “Gizemli Duygular”ı yayınladı.
32-Müzeyyen Düdük: 1929 yılında İzmir’de doğdu. 12 yaşında şiir yazmaya başlayan Müzeyyen Düdük 2004 yılında “Gönüllerden Gönüllere” adlı ilk şiir kitabını yayınladı.
33-Ahmet Ali Bilgen: 1946 yılının son günlerinde Ağlasun ilçesinin Mamak köyünde doğdu. Muğla İlk Öğretmen Okulu’nu, arkasından Ankara Gazi Orta Öğretmen ve Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.
Gümüşhane’den Uşak’a Ankara’dan Burdur’a değişik yörelerdeki okullarda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak 28 yıl çalıştıktan sonra emekli oldu. Ahmet Ali Bilgen değişik gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.
34-Hanım Akçay: Burdur ilimizin Kemer ilçesinde dünyaya geldi. “Erkek çocuğu bekleyen aileme 1 Nisan şakası gibi, kız çocuğu olarak dünyaya gelmişim” diyen Hanım Akçay, Burdur Gençlik ve Spor  İl Müdürlüğü’nde masa tenisi antrenörü olarak çalıştı. Müzik öğretmenliği yapan Hanım Akçay’ın gazete ve dergilerde şiirleri ve köy çıkışlı roman denemeleri yayınladı.
 
HALK ŞAİRLERİ VE OZANLARI
1-Vecai(Aşık Vecai): 1794 yılında Burdur’da doğdu. Lirik ve halk şairi olarak tanındı.Yaşadığı dönemde eserlerini bağlama eşliğinde seslendirdiği biliniyor.
2-Haki: Hakkında fazla bilgi yoktur. “İnsanoğlu” adlı koşmasının sonunda, kendini tanıtma imzasından, “Haki hal olduğu andır-Haki yeksan olunca” sözünden bu mısraların Haki’ye ait olduğu anlaşılıyor.
3-Şemsi Baba: Burdur’un Konak mahallesinden bir halk şairidir.Torunu Mustafa Şemsi de dedesi gibi halk şairi olup saz ve ud çalmıştır.Şemsi Baba, saz çalan ve muamma açan irticalen şiir söyleyen bir halk şairidir.
4-Kemali Baba: Burdurlu olduğu sanılmaktadır. Burdur’da yaşamış bir halk şairi olan Kemali Baba’nın üstüne fazla bilgi yoktur.Burdur’da yaşamış evliyalar hakkında bir”methiye”si bulunmaktadır.
5-Hayri Sine(Aşık Enis): 1931 yılında Burdur’da doğdu. Uzun süre “Aşık Enis” mahlasını kullandı.Değişik kuruluşlarda çalıştı, reji ve operatör asistanlıklarında bulundu. Kendi matbaasında el pedalıyla “Gurbet Öyle Acı ki” adlı kitabını yayınladı.
6-Osman Akkoç: 1944 yılında Gölhisar ilçesinde doğdu.Değişik kuruluşlarda çalıştı. Orman Genel Müdürlüğü kuruluşlarında Orman Muhafaza Memuru olarak görev yaptı. Bilinmeyen yöre türkülerinin hikaye ve sözlerini toparladı.Milli Eğitim Müdürlüğü, Halk Eğitimi Müdürlüğü, Burdur İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce şiirlerinin yer aldığı “Gölhisarlı Halk Şairi Osman Akkoç” adlı şiir kitabı günyüzü gördü.
7-Memiş Acar (Feryadi): 1945 yılında Yeşilova, Armutlu köyünde doğdu.(Feryadi) mahlasını kullandı.Değişik yerlerde polis olarak görev yaptı. “Yedikapılı” adlı ilk şiir kitabını 2004 yılında yayınladı.
8-Ali İrşi(Ozan İrşadi): 1951 yılında Burdur’da doğdu. Düzce Orman Tekniker Okulunu 1970 yılında bitirdi.Ankara Meslek Yüksekokulundan mezuniyetiyle Yüksek Tekniker olan Ali İrşi’nin yayınlanmış kitapları var.
9-İbrahim Can(Aşık Sarı): 05 Ekim 1953 tarihinde Yeşilova ilçesinin Büyükyaka köyünde doğdu.13 yaşında bağlama çalmaya başladı. Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünde çalışan İbrahim Can, 1979 yılında I.İnsuyu Festivalinde seslendirdiği ”Tezgahında Dokur Halı” türküsüyle tanındı.
10-Aşık Ömer Erkan: 1957 yılında Dirmil’de (Altınyayla’da) doğdu. Kadir Turan, Mahmut Kılınç,Aziz Karakaya,Mehmet Yıldıran,Ali Tekin gibi ustalarla çalıştı.Bağlama, Sipsi, zurna ve davul çalan Aşık Ömer Erkan’ın kendisine ait türküleri bulunmaktadır.
 
TÜRK HALK ve SANAT MÜZİĞİ ALANINDA
1-Ahmet Yamacı:1926 yılında Tefenni illçesinde doğdu.Gönen İlköğretmen okulunda okudu.1944 yılında Ankara Radyosunda açılan imtihanda bağlama dalında birinci oldu. 1954 yılında İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Korosu şefliğine atandı. TRT’de Bilimsel Araştırma ve repertuar kurulu üyeliği yaptı.Binden fazla türkü ve oyun havası derledi.
Tefenni Teke Zortlatması’nı, Tefenni yöresinin deyimiyle “Şelpeyi” radyoda ilk lanse eden Ahmet Yamacı 21.03.1987 tarihinde İstanbul’da vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.
2-Hamit Çine: 04 Nisan 1926 tarihinde Burdur’da doğdu.Lise tahsilini İstanbul Haydarpaşa Lisesinde yatılı olarak tamamladı.14 yaşında bağlama çalmaya başladı.Liseyi bitirdikten sonra Hukuk Fakültesinde bir yıl okudu.Sonra, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sanayi İşletmeciliği bölümünden mezun oldu. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarında öğretim görevlisi olarak çalıştı. Burdur valiliği yayınları arasında günyüzü gören “Burdur’dan damlalar” adlı kitabı, teke yöresi folklorunun ansiklopedisi niteliğindedir.
3-Salih Urhan: 1926 yılında Yeşilova ilçesinde doğdu.Babası Ali Urhan yöresinin en iyi bağlama çalanlarından olduğu için, küçük yaşta bağlamayı tanıdı.1939-1945 yılları arasında Isparta Gönen Köy Enstitüsünde okudu.
1969 yılında TRT’nin açmış olduğu yetişmiş sanatçı sınavına kabak kemane ile katılan Salih Urhan başarılı bulundu ve yıllarca TRT’de kabak kemanesiyle görev yaptı.2004 yılında yayınladığı “Öyküleri ve Notalarıyla Gurbet Havaları” adlı kitabıyla dikkat cakti.
4-Sümer Ezgü: Annesi Burdurlu babası Trabzonlu bir öğretmendir. Sümer Ezgü 1960 yılında dünyaya geldi. Çocukluğu, Burdur ilimizin Bucak kasabasında geçti.
Ortaokulu Bucak’ta liseyi Burdur’da okudu. Sümer Ezgü 1977 yılında başladığı 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisinin Hentbol bölümünden mezun oldu.Halk oyunları ve Türk Halk Müziği koro çalışmalarında bulundu. TRT Ankara radyosunun açtığı ses sanatçısı sınavını kazanarak göreve başladı. “Bağlamada tavır” dersleri aldı.
1981 yılında TRT’ye profesyonel ses sanatçısı olarak girdi. TRT başta olmak üzere değişik TV kanallarında programlar hazırlayıp sundu. Ankara Ü. DTCF Fakültesinde halk müziği dersleri verdi.
5-Rahmi Uğur:1907 yılında Burdur’da doğdu.Devletin değişik kademelerinde çalıştı. Müzik, folklor ve tarih alanlarındaki araştırmalarıyla dikkat çekti. Burdur tarihini yazdı. Burdur folkloru içinde yer alan halk kültürü ve oyun havalarını, gelenek ve göreneklerini yansıtan önemlilerini , notaya almak suretiyle derleyerek bir eserde topladı.
6-Kemal Caner: 31.12.1951 tarihinde Yeşilova’da doğdu.1976 yılında  Elektrik Mühendisi oldu.TRT’nin açtığı TSM sınavını kazanarak Ankaralı oldu. Sonraki yıllarda TRT’nin İstanbul Radyosunda çalışmaya başlayan Kemal Caner, pek çok bestesiyle TRT repertuarının zenginleşmesini sağlayanlar arasında yer aldı.
7-Şahin Akay: 01.05.1960 tarihinde Gölhisar’ın Hisarardı köyünde doğdu.Lise  eğitimini Gölhisar’da tamamladı. 1981 yılında TRT’nin açtığı ses ve saz sanatçısı sınavına sipsi dalında katıldı ve başarılı oldu.1987 yılında kaval dalında gösterdiği başarısıyla TRT İzmir Radyosu sanatçıları arasında yer aldı.
8-Ferhat Erdem: 1963 yılında Gölhisar Çatak köyünde doğdu. Liseyi Gölhisar’da bitirdi. Konya Kültür ve Turizm Müdürlüğünde Folklor Araştırmacısı olarak çalıştı.TRT Ankara Radyosunda açılan yetişmiş ses sanatçısı sınavlarındaki başarısından sonra, “Sipsi ve kaval sanatçısı” olarak çalışmaya başladı.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 

 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
SİTELERİMDEN BİLGİLER
Merhabalar!
Yeni bir bölüm açtım.
http://corumlu.com
 
Dergilerimiz:
http://dergisi.info
 
 KUR'AN-I KERİM MEALİ
http://aramamot.buadresim.com/kuran/kurangiris.htm
KUR'AN-I KERİM'DE ARAMA MOTORUNA GİRMEK İÇİN BURAYI TIKLAYINIZ !
tıklayarak giriniz
açılan arama sayfasında en az üç harf arama konusunun yazarak arayabilirsiniz
Örnek:
OKU

URL:  Kur'an-ı Kerim Meali.html
".. dememeniz için (böyle yaptık). 7:174. Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz. 7:175. Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. 7:176. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı .."
".. hakkinda bilmediginiz bir şeyi mi söylüyorsunuz? 10:69. De ki: Allah hakkinda yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler. 10:70. Dünyada bir miktar geçim (saglarlar), sonra dönüşleri bizedir; sonra da inkâr etmekte olduklari şeylerden ötürü onlara şiddetli azabi tattiririz. 10:71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) h .."
".. hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine, eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık. 17:13. Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. 17:14. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter. 17:l5. Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek de .."
".. kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. Onların (göklerde ve yerde olanların), O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez. 18:27. Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın. 18:28. Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına .."
".. İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir. 29:44. Allah, gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yarattı. Şüphesiz bunda, iman edenler için (Allah'ın varlık ve kudretine) bir nişâne bulunmaktadır. 29:45. (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. 29:46. İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de .."
".. bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir). 73-el-MÜZZEMMİL Bismillâhirrahmânirrahîm 73:1. Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)! 73:2. Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. 73:3. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt. 73:4. Ya da bunu çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku. 73:5. Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz. 73:6. Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir. 73:7. Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var. 73:8. Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel. 73:9. O, do .."
".. ıların aşağısına attık. 95:6. Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. 95:7. Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir? 95:8. Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir? 96-el-ALAK Bismillâhirrahmânirrahîm 96:1. Yaratan Rabbinin adıyla oku! 96:2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. 96:3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. 96:4. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. 96:5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti. 96:6. Gerçek şu ki, insan azar. 96:7. Kendini kendine yeterli gördüğü için. 96:8. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir. 96:9. G .."
".. leyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. 95:7. Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir? 95:8. Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir? 96-el-ALAK Bismillâhirrahmânirrahîm 96:1. Yaratan Rabbinin adıyla oku! 96:2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. 96:3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. 96:4. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. 96:5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti. 96:6. Gerçek şu ki, insan azar. 96:7. Kendini kendine yeterli gördüğü için. 96:8. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir. 96:9. Gördün mü şu men edeni, 96:10. Namaz kılarken bir kulu .."
(8 sonuç)

Ayrıca:

TÜRK VE DÜNYA EDEBİYATÇILARI

http://aramamot.buadresim.com/dos20yazar/yazargir.htm

bölümünden

TÜRK VE DÜNYA EDEBİYATÇILARI TASRİFLİ ARAMA MOTORUNA GİRMEK İÇİN BURAYI TIKLAYINIZ !

tıklayarak giriniz

açılan arama sayfasında en az üç harf yazarak yazar arayabilirsiniz tasnif nosunu görebilirsiniz

Örnek

GÜL Yazınız
URL:  TÜRK VE DÜNYA EDEBİYATÇILARI FİHRİSTİ.html
".. Atilla  1935-   813.43 ALPÖGE Gülçin    -   813.43 ALPSAL Aysel 1934-  ....."
".. y.y.   811.23 ASKERî Halvetî Gülâboğlu  XVIII. y.y.  811.24 ASKERî ....."
".. FTİ Ali       -1677    811.24 GÜL GÜLDAŞ Ayhan İsmail 1943-   812.43 G ....."
".. GÜLSOY Ayhan  1956-   811.44 GÜLŞEHRİ Ahmet  XIV. y. y. 811.23 GÜLŞEN ....."
".. EHRİ Ahmet  XIV. y. y. 811.23 GÜLŞENİ İbrahim     -1533   811.24 GÜLTA ....."
".. 1874-1935   812.42 İBR İBRAHİM Gülşeni      -1533   811.24 İBRAHİM Hakk ....."
".. 1973    810.43 [3-8] KABADAYI Gülçin   -   813.43 KABAK Abraham Aba  ....."
".. Müfide  1957-   811.44 SEVİNÇGÜL Ökkeş 1959-   813.44 SEVÜK İsmail ....."
".. 1897-1967   811.43 SEZAİ Hasan b.Gülşenî  1669-1736   811.31 SEZAİ Samipa ....."
".. 1985  810.43 [1-2-3] TANRIKULU Gülçin   -   813.43 TANRIKULU Hüseyin  ....."
".. Güngör 1938-   811.43 TEKDAĞ Gül    -   811.43 TEKDOĞAN Mehmet Turan ....."
(11 sonuç)
 
DOS 20 KİTAP TASNİFİ
http://aramamot.buadresim.com/tamdos20/dos20gir.htm
DOS 20 KİTAP TASNİF ARAMA MOTORUNA GİRMEK İÇİN BURAYI TIKLAYINIZ !
tıklayarak giriniz
açılan arama sayfasında en az üç harf kitap konusunun tasnif nosunu bulabilirsiniz yazar arayabilirsiniz
ÖRNEK:
YOL yazarsanız
".. yol kaplamaları 625.85 Alfait yol mühendisliği 625.85 Alfonso XII. .."
".. yol mühendisliği 625.85 Alfonso XII. İspanya Kralı İspanyol tarihi 946 .."
".. yol mühendisliği 625.734 Arklı (kemerli) oyunlar 794.822 Arktik .."
".. yol mühendisliği 625.795 Aykırılık mantık 160 Aylantusgiller 583.24 .."
".. yol mühendisliği 625.734 Bentler 627.42 Bentonit 553.61 Bentonit .."
".. yol mühendisliği 625.84 Betonarme 666.893 Betonarme bina inşaatı 693.5 .."
".. yol mühendisliği 625.85 Bivalvia 594.11 Biwalar 787.85 Bıyıklar 646 .."
".. yol mühendisliği 625.734 Borular (Pirinç üflemeliler) 788.95 Borular .."
".. yol mühendisliği 625.734 Börülce 641.356 592 Börülce bahçe ürünü 635 .."
".. yol mühendisliği 625.792 Buz kırma hizmetleri 387.54 Buz kontrolü yol .."
".. yol mühendisliği 625.763 Buz mineraloji 549.522 Buz oymacılığı 736.94 .."
".. yol mühendisliği 625.82 Çakma tıp 616.524 Çaldıran Meydan Savaşı, 1514 .."
".. yol (Demiryolu)385.312 Daimi yol (Demiryolu)mühendislik 625.1 Daimi .."
".. yol (Demiryolu)mühendislik 625.1 Daimi yol (Demiryolu)taşımacılık .."
".. yol (Demiryolu)taşımacılık hizmetleri 385.312 Daire geometrisi 516.184 .."
".. yol mühendisliği 625.77 Dinlenme araları çalışma ekonomisi 331 .257 6 .."
".. yol yüzeyleri 625.8 Döşemelik kumaşlar 677.616 Döteronlar 539.723 2 D .."
".. yol mühendisliği 625.734 Drezinler 385.34 Drezinler mühendislik 625.24 .."
".. yol mühendisliği 625.723 Düzlem trigonometri 516.232 Düzlemler .."
".. yol mühendisliği 625.733 Haftalar zaman aralığı 529.2 Haggai (Kutsal .."
".. yol taşımacılığı 388.413 122 İşbirliği 158.5 İşbirliği sosyal .."
".. yol mühendislik 625.83 Kalaverit mineraloji 549.32 Kalay 669.6 Kalay .."
".. yol mühendisliği 625.763 Kale (Satranç taşı) 794.143 Kalecilik Futbol .."
".. yol bakımı 625.761 Kaplanlar 599.744 28 Kaplanlar büyük hayvan avcılığ .."
".. yol mühendisliği 625.763 Kar küreme demiryolu mühendisliği 625.17 Kar .."
".. yol mühendisliği 625.763 Kar küreyiciler demiryolu mühendisliği 625.22 .."
".. yol mühendisliği 625.763 Kar paylan 332.632 21 Kar paylan gelir .."
".. yol kaplamaları 625.85 Katran yol kaplamaları kaldırım mühendisliği .."
".. yol kaplamaları kaldırım mühendisliği 625.885 Katran yol kaplamaları .."
".. yol kaplamaları yol mühendisliği 625.85 Katranlı zift mineroloji 549 .."
".. yol mühendisliği 625.85 Katranlı zift mineroloji 549.528 Katsura ağacı .."
".. yol mühendisliği 625.733 Kaya çökmesi madencilik 622.28 Kaya dolgu .."
".. yol mühendisliği 625.733 Kaya mekaniği demiryolu mühendisliği 625.122 .."
".. yol mühendisliği 625.732 Kaya taşıma yol mühendisliği 625.733 Kaya t .."
".. yol mühendisliği 625.733 Kaya tırmanıcılığı 796.522 Kaya tuzu 553.362 .."
".. yol mühendisliği 625.733 Kazıklı temel atma (Temel mühendisliği) 624 .."
".. yol mühendisliği 625.734 Konfederasyon Antlaşması (ABD tarihi) 973.318 .."
".. yol mühendisliği 625.795 Koruyucu devletler siyaset bilimi 321.08 .."
".. yol yöntemi (Yönetim) 658.403 2 Kriyobiyoloji 574.191 67 Kriyobiyoloji .."
".. yol mühendisliği 625.86 Makadamya fıstığı 583.932 Maka-Njem dilleri .."
".. Yol kesişmeleri) 625.163 Makas kirişiyle desteklenmiş inşaat 624.38 .."
".. yol mühendisliği 625.77 Piknik yemeği pişirme 641.578 Piknikler 642.3 .."
".. yol sistemleri 388.42 Rehberlik eğitim 371.4 Rehberlik insanlı uzay u .."
".. yol taşımacılığı 388.413 122 Siouan dilleri 497.5 Sioux dili 497.5 .."
".. yol mühendisliği 625.734 Suyolunu değiştirme mühendislik 627.123 .."
".. yol mühendisliği 625.725 Tasarımı koruma 346.048 4 Tasarımı koruma .."
".. yol mühendisliği 625.82 Taş heykel malzemesi 731.2 Taş heykeltraşlığı .."
".. yol mühendisliği 625.732 Toprak nemi 631.432 Toprak oluşumu 551.305 .."
".. yol mühendisliği 625.733 Toprak sınıflandırması 631.44 Toprak yollar .."
".. Yol) 388.31 Trafık akışı kent 388.413 1 Trafık araştırmaları kent 388 .."
".. yol mühendisliği 625.82 Tuğlalar 666.737 Tukanlar 598.72 Tukanlar .."
".. yol yüzeyler 625.8 Yapay zeka 006.3 Yapay zeka mühendislik 621.399 Yap .."
".. yol mühendisliği 625.82 Yassıada Duruşmaları Türk tarihi 956.103 6 .."
".. yol mühendisliği 625.88 Yaya kaldırımları 388.411 Yaya patikaları 388 .."
".. Yol bakımı 625.761 Yol güvenliği 363.125 Yol kenarındaki alanlar m .."
".. Yol güvenliği 363.125 Yol kenarındaki alanlar mühendislik 625.77 Yol .."
".. Yol kenarındaki alanlar mühendislik 625.77 Yol kenarındaki bariyerler .."
".. Yol kenarındaki bariyerler 625.795 Yol kenarındaki işaretler açık hava .."
".. Yol kenarındaki işaretler açık hava reklamcılığı 659.134 2 Yol m .."
".. Yol mühendisleri 625.709 2 yol mühendisliği 625.733 Yol onarımı 625 .."
".. yol mühendisliği 625.733 Yol onarımı 625.761 Yol parası taşımacılık .."
".. Yol onarımı 625.761 Yol parası taşımacılık hizmetleri 388.049 Yol .."
".. Yol parası taşımacılık hizmetleri 388.049 Yol parası yollar 388.114 .."
".. Yol parası yollar 388.114 Yol silindirleri mühendislik 629.229 2 Yol .."
".. Yol silindirleri mühendislik 629.229 2 Yol silindirleri onarım 629.287 .."
".. Yol silindirleri onarım 629.287 92 Yol silindirleri sürme 629.284 92 .."
".. Yol silindirleri sürme 629.284 92 Yol taşımacılığı 388.31 Yol taşımac .."
".. Yol taşımacılığı 388.31 Yol taşımacılığı hukuk 343.094 Yol taşımacılığ .."
".. Yol taşımacılığı hukuk 343.094 Yol taşımacılığı kamu yönetimi 350.878 .."
".. Yol taşımacılığı kamu yönetimi 350.878 31 Yol taşımacılığı kent 388 .."
".. Yol taşımacılığı kent 388.413 1 Yol taşımacılığı merkezi idare 351.878 .."
".. Yol taşımacılığı merkezi idare 351.878 31 Yol taşımacılığı uluslararas .."
".. Yol taşımacılığı uluslararası hukuk 341.756 8 Yol taşımacılığı yerel y .."
".. Yol taşımacılığı yerel yönetimler 352.918 31 Yol testleri otomotiv 629 .."
".. Yol testleri otomotiv 629.282 5 Yol yağlan 665.538 8 Yol yatakları .."
".. Yol yağlan 665.538 8 Yol yatakları demiryolu mühendisliği 625.123 Yol .."
".. Yol yatakları demiryolu mühendisliği 625.123 Yol yatakları kentleraras .."
".. Yol yatakları kentlerarası demiryolları 625.65 Yol yatakları yerel .."
".. Yol yatakları yerel demiryolları 625.65 Yolcu gemileri amaç 385.5 .."
(79 sonuç)
 
Ve
http://corumlu.com
http://dergisi.info
link yolu site girişleri
Selamlar! 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

 

 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
TÜRKİYE ANALİZİ
Analiz, kimilerine göre ‘Türkiye’nin yakın gelecekteki suluboya resmidir.’ Bu nedenle analizi bilgilerinize sunmak ve sizlerle paylamak istedim.
İşte: LE MONDE Türkiye Muhabiri Guillaume Perrier’den; Türkiye analizi!
“Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.
Bu ülke korkulduğu gibi, ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren “kültürel bölünme”.
Bu artık iyice keskinleşti.
Bir yanda; ayakkabılarını sokak kapısı önünde çıkaran, kadınları başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları tam bir baskı altında yasayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, futbol izleyen, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç kari koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli, kalabalık, bir kitle var.
Diğer yanda ise; kız lisesi-Kolej yelpazesinde eğitim görmüş, en azından bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dans etmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okuyan, müzik zevki pop şarkılarla, klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızlarının flörtüne göz yuman, Kadınları modern görünümlü, şarabın kalitesinden pek anlamasa da, kadın erkek bir arada içki içebilen, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendisini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da, batı standartlarına yakın bir grup var.
Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden kopuk.
Onları, Batı’daki sınıflar arasında ortak zevk alanları yaratan, müzik, resim, heykel tiyatro ve sanat gibi, birleştirici kültürel zeminler yok.
Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden çok farklı. Hattâ birbirine düşmanca.
Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış.
Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi.
Kalabalıklar ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.
İkinci grup ise azınlıkta.
Ve artık bir daha secim kazanma ihtimalleri yok. Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor.
Daha Batılı olan “ikinci grup”, Batı’nın siyasi değerlerini kabul ederse, bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için, git gide Batı’ya ve Batı’nın demokratik değerlerine düşman oluyor.
Yaşam tarzı olarak Batı’ya düşman olan birinci kesim ise, iktidarı ancak Batı’nın kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için, Batı’yla ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.
Bu kültürel parçalanmada “ordu” önemli bir role sahip,
Eğer, birinci grubu desteklerse ve batı’nın demokrasisi burada kabul görürse, ordu da iktidarını kaybedecek.
Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan ordu, kendi iktidarını sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor. Bu iki grup, siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar.
Birinci grup ekonomik olarak da güçlü artık, Anadolu’da üretim yapıyor, malini diş dünyaya satıyor. Para kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.
İkinci grup ise parasal olarak da kuvvetli değil artık. Mevcut iktidarın da baskısıyla giderek ekonomik kazançlarını kaybediyor.
Dış dünyayla iş yapan, dışarıdan borçlanan büyük burjuvazi, Türkiye’nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan entelektüel kesim.
Devletin yapısının değişmesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektiğini düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekçileri.
 “Yargı, ordu ve bürokrasinin önemli bir kısmı, ikinci grubun arkasında.
Bu İkinci grup, siyasetle demokrasiyle, iktidarı elinde tutmasının mümkün olmadığını kavradığından, şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözüm peşinde!
Mevcut Cumhurbaşkanı’nın seçimi; kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu.
Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor.
Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor. Cuntalardan söz ediliyor.
Peki, darbe olursa ne olur ?
Yaşam tarzı Batı’ya daha yakın olan ikinci grup, orduyla birlikte iktidara gelir. Fakat, Batı’nın desteğini kaybeder. Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar. Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu politikalarını, desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında.
Ama Amerika’nın önünde de ciddi engel var.
“Demokrasi getireceğim” diye Irak’ı işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye’deki “darbeyi” niye desteklediğini açıklayamaz. Ve Irak faciasından sonra ikinci bir “zorlamayı” gerçekleştirecek gücü yok. İstese de istemese de darbeye karşı çıkacak. Silahını ve parasını Batı’dan alan bir ordu ve ülke, Batı’dan koptuğunda ne yapacak? Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabını buldular.
Türkiye’de darbe olursa! Dünya, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş, yeni bir oluşumla karşılaşacak. Türkiye, olası bir darbeden sonra, Rusya ve Iranla ortaklık kurmak isteyecek. Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak. Rusya’yla Iran‘ın elindeki doğal gaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye’yi ayakta tutmaya yeter.
Ama Rusya-Türkiye- Iran bloku. Dünyanın bütün dengelerini değiştirir.
Ortadoğu’nun kontrolünü tümüyle ele geçirir. Avrupa’yı küçük kıtasına hapseder.
Kafkasları, Afganistan’ı, Pakistan’ı kendi gücüne katar. Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar. Petrol kaynaklarına egemen olur. Çin’le işbirliği yapabilir.
Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya’dan oluşan “Batı” nın, dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir bicimde azaltır.
Yeni blok asker, enerji ve para acısından çok güçlenir.
Böylece, Türkiye’deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.
Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa, sanırım, bu çatlamadan çıkar.
“Asla böyle bir şey olmaz” diyebilirsiniz.
Niye olmayacağına dair elinizde çok kuvvetli veriler varsa, söyleyin.
Ama, ya olursa... ki.... bana çok mümkün geliyor.
O zaman ne yapacaksınız ?
Bugün Türkiye’de kamplaşan ve bölünen insanların da...
Türkiye’yi Avrupa dışına itmeye çalışan, Eski bir imparatorluk olmanın bir yanıyla; çok görkemli, bir yanıyla; çok zayıf mirasına sahip olan bir ülkeye küstahça davranan,  işbirliği yerine “başöğretmenlik” yapmaya kalkan Avrupa’nın da... Türkiye politikasında “ikili” oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan Amerika’nın da... Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.
Türkiye’de yaklaştığı görülen kanlı bir çatışmanın,  bütün dünyayı yakması sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.
04 Ekim 2010 Pazartesi

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
BAKKAL NASIL KURTULDU
Büyük bir Grosmarket de gözüne bir yazı ilişmişti.  ‘Bakkallar nasıl kurtulur’ diye. Bakkallar süper marketler karşısında ölüme mahkûm edilmişlerdi demek. Kurtuluşunu da gene süpermarketler düşünüyordu. Çevrede o kadar kurtulacak şeyler var ki çoğalt çoğaltabildiğin kadar. Emekli nasıl kurtulur, memur nasıl kurtulur, esnaf, köylü, çiftçi nasıl kurtulur. Daha da önemlisi Memleket nasıl kurtulur a kadar gidiyordu iş. Bu sanki Asiye nasıl kurtulur gibi bir şeydi demek. Hükümet memurun yakasına yapışmış, memur kurtulmaya çalışıyor. Kimi üç ay kalmış emekli olmasına  ‘bir emekli olayım’ kurtulacağım diyor. Neden kurtulacaksa! Çalışırken elektrik, su, doğalgaz, hastane kuyruğu vardı, bilmiyor ki garibim birde ‘emekli maaşı’  kuyruğu girecek devreye. Hadi bakalım kurtul kurtulabilirsen. Vergi kıskacına girmiş küçük esnaf; belki yirmi çeşit vergi. Birde bilinçsizlik var. Yığılmış kalmış vitrinlerde satılmayan mallar. Hele  ‘baharat’ cinsi küçük poşetlerdeki mallar, tarihleri geçmiş öyle duruyor raflarda. Müşteri bir şey alırken ayına, gününe bakıyor.
Fikri Bey nerede yeni açılan bir dükkân görse o dükkanı göz hapsine alır, tanıdığı pazarlamacıları yeni açılan dükkana gönderir, pazarlamacılara müşteri bulduğu için de komisyonunu alırdı. Ayrıca pusuya yatmış aslanlar gibi avını bekler, pazarlamacılardan aldığı ‘tiyo’ya göre hareket ederdi.
Fikri Beyin büyük grosmarketteki gözüne ilişen, ‘bakkallara verilen öğüt’ niteliğindeki yazı belleğinden hiç çıkmamıştı.
Sıddık Efendinin oğlu Fatih’inde gözü esnaflıktaydı. Hele bir emekli olsun  ‘o bilecekti’ ne yapacağını. Evlerinin karşısındaki apartman inşaatının bitmesine çok az kalmıştı. Alt kattaki dükkanlardan birini gözüne kestirmiş, her işe gidiş gelişte, dükkana alıcı gözüyle bakar, hayaller kurardı. Bu arada da dükkanın iç ölçülerini almış, kafasından nereye ne koyacağının hesabını çoktan yapmıştı.
Fatih emekli olmadan apartman inşaatı bitmiş, dükkanın bir başkası tarafından tutulmaması için,  ikide bir babasına ısrar ediyordu ‘bir an evvel dükkanı açalım’ diye. Babası Sıddık Efendide:
-Olum ne acelesi var hem bir emekli ol bahak! Dedikçe Fatih 
-Baba  açalım, ben emekli olana kadar  Yavuz’la  sen bakarsın dükkana.  Sabahları işe  gidinceye kadar sen, işten gelince de ben bakarım. Dükkana sen bakarsan, emekli olduğun için vergiyi az ödermişiz.” deyince  babası Sıddık’ta ‘olur’ demişti. Dükkan Sıddık Efendi adına kiralanır. Bütün işlemleri oğlu Fatih yürütür, babası dükkanın kendi adına açıldığının farkında bile değildir.
Sıddık  Efendi bankadaki  faizde yatan parasını çeker, borç olarak oğluna sermaye  yap diye  verir. Oğlu da birkaç ay sonra nasıl olsa emekli olacak, aldığı emekli ikramiyesini  babasına verip  borcunu kapatacaktır. Oysa Fatih  eline geçecek paranın üzerine biraz  koysa  oturduğu semtten bir daire alırdı. Ama onun kafası bakkal dükkanındadır. Yakınlarında başka dükkanlar vardır ama  ‘Allah herkesin kısmetini ayrı verir’ diye düşünür. Babasından aldığı parayla, dükkanın içini donatır. Artık pazarlamacılar Fatih’in  ayağına kadar gelmişler, pazarlayamadıkları ellerinde kalan malları Fatih’e satarlar. Çok geçmeden  Fatih nakit para sıkıntısı çekmeye  başlamıştır. Kendi  aylığını dükkana  harcadığı gibi babasının emekli maaşı da  alınan malların taksitine gitmektedir. Fatih gece geç saatlere kadar dükkandadır. Neyse ki sabahları babası açmaktadır dükkanı. Fatih akşamdan akşama uğramaya başlar  dükkana. Dükkanın satılmayan mallarla dolması  ve ellerinde dükkanı çevirecek sermayenin azalması  Fatih’in moralini bozmaktadır. Fatih’te  artık  akşam bir iki saat  bakıp dükkana, kasada beş kuruş bile bırakmadan ne var ne yok alıp, öyle gider olmuştu evine. Ertesi günde hep aynı şeyler tekrarlanıyordu.
Aradan zaman geçer, Fatih emekli olur. Emekli ikramiyesiyle babasına olan borcunu öder. Esnaflığın memurluktan daha zor olduğunu kavrar. Günde on beş,  on altı  saat çalışmanın  bıkkınlığı ile  sık  sık  dükkanı kardeşi Yavuz’a  ve babasına bırakıp gitmektedir. Esnaflık artık Fatih’in canına tak etmiştir. Ya  Babası  Sıddık Efendinin? O sanki halinden memnun mudur? Konuştuğu her müşteriye oğlundan dert yanmaya başlar. Fatih’in esas mesleği  şoförlüktü. Bir cahillik etmiş bakkal dükkanı açmış,  doldurmuştu satılmayan malları dükkanına. Kazandığı para ev kirasına ve arabasının benzin parasına gidiyordu.
Sıddık Efendinin okuma yazması olmadığından mahallenin çocukları  dükkana  yalnız Sıddık amcaları  olduğu  zaman doluşurlar, kimisi cips alır, kimi  sakız,  çikolata alır, parasını istediğinde:
-Sıddık amca deftere yaz  birazdan getireceğim” derler.  Sıddık Efendi de  çocukların yanında okuma yazma bilmediğinin anlaşılmaması için  veresiye defterini çıkartır,  kimin ne aldığını  aklında tutmaya  çalışarak yazıyormuş gibi yapıp deftere çizik atardı. Sonrada :
-Çabuk getirin parasını” diye birde tembih ederdi çocukları. Büyük insanlar bile biliyordu  Sıddık Efendinin okuma yazmasının olmadığını.  Çoğu kapıcılar da  aldığı şeyleri:
-Sıddık amca deftere yaz” deyip çıkıyorlardı  dükkandan. Herkesin sütüne kalmış bir şeydi  ödeyip ödememeleri. Herkes dükkanın başında Sıddık amcalarının olmasını isterlerdi.
Sıddık Efendinin kafasına yazdığı, kırmızı tişörtlü sakız, beyaz tişörtlü on yumurta, iki ekmek, kapıcı Kamil  apartman için aldığı on  ampul ve temizlik maddelerinin parası  haricinde,  kasada biriken  on beş  milyon lirayı da  akşam  oğlu Fatih geldiğinde almış üstelik babasına:
-Baba  hepsi bu kadar mı satışların?” dediğinde  Sıddık Efendi  kapıcının neler aldığını, kırmızı tişörtlü  çocuğun sakız, beyaz tişörtlü çocuğun da  on yumurta iki ekmek  aldığını  söyler. Fatih de:
-Hangi kırmızı tişörtlü çocuk baba? Beyaz  tişörtlü çocukta kim? Her zaman böyle mi  yapıyorsun?  Borçlarını ne zaman ödeyecekler?”  diye sorar.  Babası Sıddık:
-Ben onları biliyom olum, alırım onlardan. Esas sen dükkanının başında dur da  iyi işlet dükkanını “ dedi.
Sabah erkenden dükkanı açan Sıddık Efendi o gün dükkanına gelen çocuklardan  birine:
-On yumurtayla iki ekmek almıştın olum getdin mi parasını”  deyince  çocuk:
-Ne yumurtası!  Sıddık amca ben  yalnız ciklet aldım” dedi.  Sıddık efendi:
-Üzerinde  beyaz tişörtün vardı  ben bilmem mi  sendin olum.” dedi. Çocuk:
-Şimdi beyaz tişört giydiğime bakma Sıddık amca,  dün kırmızı tişörtüm vardı üzerimde,  ben yalnız sakız aldım. Al sakızın parasını”  deyip  Sıddık amcasına yirmi beş bin  lira  verdi ve dükkandan gene  bir şeyler alıp,  “parasını akşam veririm” dedi. Çocuk  çıktıktan sonrada üzerindeki  beyaz tişörtü belleğinde tutmaya çalışıyordu Sıddık Efendi.
Sıddık Efendi artık aklında renkleri de  karıştırmaya başlamış, kimin ne giyip de ne aldığını artık bilememektedir.  Oğlu  akşam dükkandan hesabı almaya geldiğinde de  münakaşaları eksik olmaz.
Fatih  emekli  olup dükkanı iyiden iyiye  babasına bırakmıştır. Kendisi her gün şoförlükle ilgili  gazete sütunlarında iş arar. Bir gün ‘bir makam şoförlüğü  aranmaktadır’ ilanı gözüne ilişir. İlanda ki kuruluşa müracaat eder ve hemen işe başlamasını söylerler.
Fatih artık  makam şoförü olarak bir özel sektörde çalışmaktadır. Dükkana akşamları hesap almak için  uğrar.  Dükkanın içinde mallar iyice boşalmaya başlamış, Sıddık Efendi  pazarlamacılardan aldığı malların parasını da ödeyemez duruma gelmiştir. Bazen pazarlamacı dükkana  alacağı için geldiğinde Sıddık Efendi:
-Akşamüzeri gel” diyor, pazarlamacı:
-Olur mu  amca her gün aynı şeyi söylüyorsun hangi akşamüzeri geleyim.  Bu akşam  son gelişim olsun”  deyip çıkıyor, bazı pazarlamacılara da,  dükkanına  alış veriş için gelen tanıdık  müşteriden:
-Akşam biriken hasılattan paranı öderim şu pazarlamacının işini bir  halledelim” deyip  para alıyordu. Müşteri akşam dükkana parasını almaya geldiğinde de:
-Bu gün senin paranı  ödeyecek kadar hasılat olmadı” deyip ertesi güne bırakıyordu. Ertesi günde, bir başka günden kalan  pazarlamacılar alacakları için geldiklerinde, elinde  avucunda ne varsa onu veriyor, bir şekilde borcu  günden  güne çoğalıyordu. Alacaklıların üçü beşi  akşam  geldiklerinde de başlıyor bir curcuna. Sıddık Efendi bunalıyor:
-Yav  hepiniz birden nerden çıktınız. Ben aha senden aldım”, diğerine dönüp:
-Senden ne zaman  para aldım arkadaş?” dediğinde, müşteri de:
-Etme, eyleme  Sıddık amca,  benden alıp ta  sütçüye vermedin mi,  üç gün önce? Deftere de yazdığını söyledin.  Hadi aç bakalım defteri” der.  Sıddık Efendi  yazmadığı belli olmasın diye:
-Pekiy öyleysem doğrudur. Günahı vebalı senin boynuna”  deyip, adama parasını veriyordu. Bunlar Sıddık Efendinin hep cepten ödediği paralardı. Ayın sonu  gelmeden  emekli  maaşını da  bu şekilde bitirmiştir. Sıddık Efendi tüm bu durumları da müşterilerine bir güzel anlatıp  oğlundan dert yanar olmuştu. ‘Kansızlar işletcez  diye açtılar dükkanı  sonnada benim başıma bırahtılar. Olu mu  canım bu bana’  deyip  müşterilerin kendisine  haklısın Sıddık amca demelerini beklerdi. Koskoca adam acınacak durumlara düşmüştü.  ‘Kendi kazancımı harcayamıyom, çoluk çocuğun maskarası oldum’ diye içi içini yiyordu. İyiki gecekondu arsasını mütahite  vermişti de  iki daire sahibi olmuştu.
Bir gün oğlu  Fatih’e:
-Dükkanı ne yapacaksanız yapın” dediğinde öğrenmişti,  dükkanın kendi üzerine olduğunu. Oğlu babasının adına dükkan işletiyordu ama  Sıddık Efendinin bundan haberi yoktu. Sonunda  ufak oğlu Yavuz’a, ‘devren satılık’ yazısı yazdırdı, gazeteye  ilan verdiler. Sıddık Efendi iki milyar istiyordu gelen müşterilerden. Gelenler şöyle bir bakıyor çekip gidiyordu. Komşusu  Can:
-Sıddık amca ne verirlerse ver kurtul” demişti de:
- Olumu Can Efendi, şindi alaman şu böyük buz dolabını iki milyara. Ben buzdolabı fiyatına veriyon aha bütün bu malları.” Sıddık Efendi  dükkanını bir övüyorki sormayın. Aradan onbeş gün geçiyor  bir müşteri  bir milyar veriyor.  Sıddık Efendi:
-Olumu canım bi buçuk vedilede vemedim”diyor.  Müşteri gittikten sonra komşusu Can:
-Verseydin ya Sıddık amca,  gün gelecek bu fiyata da müşteri bulamıyacaksın.” Dediğinde:
-Ölemi!  du bahak, Allah bizi biliyo” diyor. Bu arada  pazarlamacılarda  tanıdıkları Fikri Beye haber vermişler  müşteri olarak  Fikri Beyde çaktırmadan dükkanı göz altına almıştı. Sıddık Efendi gelen müşterilere dükkanı vermeye vermeye  en son bir müşteriyle münakaşa eder. Müşteriye:   “ -Yaharın gene vemen  beş yüze. Beş yüze olumu  canım” der. Tesadüfen  Can beyde  dükkandadır. Can  müşteri varken  eğilip Sıddık amcanın kulağına  sessizce:
- Bak bunu da  bulamayacaksın  ver kurtul”  demişti. Sıddık Efendi birden parlayıp Cana çatmış:
-Hep sizin yüzünüzden  veremedük  dükkanı” deyip,  müşteriyi kovmuştu dükkandan. Komşusu  Can bir gün pencereden baktığında dükkanın önünde bir hareketlilik  görür. Bir  pikap gelmiş  buzdolabını  yüklüyorlar. Can  üşenmez iner aşağı  Sıddık Efendinin oğlu  Yavuz’a sorar:
-Kaça devrettiniz dükkanı?” diye. Yavuz:
-Yalnız iki yüz milyona  buzdolabını sattık, biriken kira borcuna karşılık rafları dükkan sahibine bıraktık” der. Bu arada  bir yığın tarihi geçmiş baharatlar,  konserveler,  ufak tüplerdeki kalem uçları  gibi satılmayan malları da dışarı yığarlar. Mahallenin çocukları,  konu komşu alır malları da Sıddık Efendi  ‘kurtulduğunu’  sanır dükkandan. Aradan beş altı ay gibi bir zaman geçer, dükkanda kiralık  yazısı  halen durmaktadır.  Dükkanın çevresinde  bir adam dolaşır. İki ellerini siper ederek  dükkan camından içeri bakmaktadır. Adam dükkanın ne kadar zamandır boş olduğunu bilmektedir. Sıddık Efendinin kiraladığı fiyattan daha da aşağı dükkanı kiralar. Adam  dükkana fazla masraf yapmaz. Rafları,vitrinli dolabı, meşrubat soğutucusu  mevcuttur. Güzelce bir temizlettirir  ve dükkanın altındaki depoyu sürümü çok olan mallarla tıka basa doldurur.  Vitrinli koca  buzdolabını da getirip yerine  yerleştirir, kanuni işlerini halleder  işletmeye açar dükkanı.
Peşin aldığı malı veresiye vereceği zaman, fiyat hanesini boş bırakıp  müşteriden parayı alacağı zamanki  zamlı fiyatı  uygular müşteriye.  Yeni dükkan sahibi  Fikri  Beydi. Müşteriyle arasına bir mesafe koymuş, kendi sisteminden asla taviz vermiyordu. Gazetenin haricinde, domates, soğan, salatalık,  patates  gibi  ürünler koydu. Zaten bakkalı devralırken kazanmıştı. Sıddık Efendi çok yakınlarında açılan başka marketten dolayı şok olmuştu zamanında. Müşterilerine de market açıldı da ondan  işletemedik dükkanı diyordu. Fikri Beyin her fikri müşterilerinin hoşuna gidiyordu. Bakkal müşterisinin çok çeşit gibi bir beklentisi yoktu. Bunu bakkallar nasıl kurtulurdaki  yazıda da okumuştu.
Grosmarketin  yaptığı bakkala mal koyma deneyinde  1250 çeşit malın  425 adedi  işlem görmesine rağmen  bu 425 ürünün  163  çeşidi cironun % 90 ını oluşturuyor  diğer satılamayanlarda stokta  bulunuyor.  Sıddık Efendi stoktan kaybetmişti. Evinin tam karşısındaki arı gibi çalışan bakkalına baktıkça üzülüyordu. Bir gün bakkaldan alışveriş yaparken  bakkalın yeni sahibi Fikri Bey  Sıddık Efendiye:
-Beni tanıdın mı amca?” dedi. Sıttık Efendi:
-Yooh  ne biim canım kimsin.
- Bana bir milyara  dükkanı devretmemiştin ya  işte ben o kişiyim. İki yüz  milyona  buzdolabını  aldım. İki yüz milyona da içini raflarıyla birlikte devraldım. İçinde bir aylık kirası da dahil.” Sıddık Efendi  dokunsalar ağlayacaktı. Birde Sıddık Efendiye  vergi  çıkıp gelmişti  işlettiği zamandan kalan. Hiç bir şey söylemeden  sessizce ayrıldı dükkandan.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
BALKABAĞI TATLISI   
MALZEMESİ: İstenildiği kadar kabak,ceviz içi,bir miktar şeker 
Bal kabağı,satırla parçalandıktan sonra kabuğu soyularak büyük bir kazana konulur. Üzerine biraz toz şeker,bir çay bardağı soğuk su konarak ateşe konulur. Ilık ateşte pişirilen kabak kendi suyunu çekince tabaklara konularak üzerine ceviz serpilerek yenilir.

 

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Erhan TIĞLI
Erhan TIĞLI Hayat Hikayesi
AYARIM
Vazoma gül koyarım
Sana benzeyen güle
Gözüm gibi bakarım
Sensin ekmeğim aşım
Yeşeren yirmi yaşım
Hep sevgiyle bak bana
Bozulmasın ayarım
Sensiz geçen günleri
Yaşanmamış sayarım

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Dile BİGA
Dilek BİGA Hayat Hikayesi
KAÇTI TREN
Hayallerin gerçek olsa
Güzellikle dolup taşsa
Bunun sonu ölüm olsa
Kaybettin ya bulamazsın
 
Beni bana unutturdun
Çıkmazlara yol tutturdun
Yok ki, artık yerim yurdum
Arama hiç bulamazsın
 
Kaçtı tren var el salla
Yine de kal sağlıcakla
Yine de kal sağlıcakla
Yar sözünü kestim balla
Kaçırdın ya bulamazsın
 
Bilesin ki; bu son çığlık
Bu son feryadımdır artık
Yalın ayak yakam yırtık
Gönderdin ya bulamazsın

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

 
 
 
Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Dergiye dönmek için tıklayın

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.