DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 13     SAYI 154    25 Aralık 2011

Mahmut Selim GÜRSEL EL YAZMASI ESERLERİN YERLERİNDEN OYNATILMASI
Üzeyir Lokman ÇAYCI UNUTMAYIN Kİ DÜNYA SİZİN GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ DEĞİL
Mahmut Selim GÜRSEL ÇORUMLUNUN SAĞLIK İLE OYNANDI!
Mustafa TURAN BİR GÜNEŞİM BİR BABAM BİR DE TERLİKLERİM
Müslüm TUNABOYLU 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ
Mustafa Nevruz SINACI SORUN KİMLİK DEĞİL KİŞİLİK
Selma GÜRSEL DOMATES ÇORBASI
Rıza KOÇAK AHİR YAŞIM
Nihat İNCE ATATÜRK
 
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
EL YAZMASI ESERLERİN YERLERİNDEN OYNATILMASI
            El yazması eserlerin her ilin kendi bünyesinde ve bulunduğu rafta kalması gerekli olduğunu düşünüyorum.
            Bütün el yazmaların bir merkezde veya başka başka merkezlerde toplanmasının sakıncaları bulunmaktadır.
            Bu sakıncaların başında tabii afetler olar “SEL” ve DEPREM” yüzünden el yazmalarının toplanılmış olduğu kütüphane ile beraber bütün toplanmış el yazmalarının da tamamı zarar görme ihtimali vardır.
            Yine afet sayılabileceklerin başında olan “YANGIN” ise ana yapısı kağıt olan kitapların yanması ile birlikte ebediyen yok olarak tarih ve kültür hazinesi yok olabilecektir.
            Hırsızlık olarak da el yazma eserlerin toplanılan yerden “KIYMETLİ HIRSIZLARINA” açık bir vitrin olacaktır.
            El yazması eserlerin yerlerinden kaldırılmasından dolayı olabilecek kayıp ve deformasyonlar:
El yazma eserlerin yerlerinden kaldırılmasından dolayı deformasyona uğrar. Cilt ve Kâğıtlarında bozulmalara sebebiyet verilir.
Kitapların bazılarının “AHAR”LI olması kitap sayfalarının çatlamasına ve harflerin dökülmesine imkân tanır. 
El yazma kitapların bazılarının kâğıtları belirli nem ve sıcaklığa alışık olduğundan başka ortamlarda 3 saatten fazla tutulamazlar. Yufka ekmeği gibi kırılır ve dökülürler.
El yazma kitapların bazılarının mürekkep asit ayarı yüksek olduğundan kitap sayfalarında harf yanmaları olur ve harfler kâğıtları delerek yerlerini boş kalmasına ve kitabın dökülerek yok olmasına sebebiyet verir.
El yazması kitapların nem ayarları yıllarca durduğu rafların nem oranına alışık olduğundan başka ortamlarda çürürler.
El yazmaları yerlerinden kaldırılıp götürülürken kitapların “Mıklep” ve Muhafazaları kitapların üst üste konmasından dolayı kırılır ve deforme olurlar.
Bir hatıram:
Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan El Yazması eserler tasnif yapılması için Bakanlık Emri ile TUYOTOK tarafından istendi. O zaman ben Hasan Paşa Kütüphanesinde Müdür Yardımcısı idim.
Durumu Müdüre anlattım. Beraber Kültür Müdürüne gittik. Tasnifi yapacak arkadaşlar Çorum’a gelsi burada tasnifleri yapsın istedim. Gelmezler geldi. Vali yardımcısına kitapların gitmemesi için gerekin girişimde bulunulmasını talep ettik. O da bakanlık istiyor dedi.
Baktım ne yapsam kitaplar gidecek. Bari tek tek hepsini itina ile koliye koyalım dedim. O zamanki Tekel Müdürüne giderek durumu anlattım. Sigara kolilerinin boşlarından olanları gösterdi.  Baktım yabancı sigaraların kolileri uygun ve kitap ebadına yakın ebatta idi.
Kitaplar için sayım ve kontrol komisyonu kordum. Ben bizzat başlarında elimle kitapları tek tek kontrol ederek durumlarını belirterek kitapları elimle kolilere yerleştirdim. Tabi ki benimle beraber el yazmaları için nöbetleşe bulunan arkadaşlardan epey küfür yemişimdir.
Kitaplar Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün yolladığı resmi kamyona yükleterek çadırlarını örttürdüm. Şöför Çorumlu idi. Ona tembih ettim durmadan giderek aracın içindekileri teslim et ve oraya varınca bana telefon et dedim ve tutanağın bir nüshasını da zarf içinde ona verdim. Araç saat 10 civarında hareket etti. İçimden inşallah kamyon devrilmez ve inşallah yolda kamyon durdurulup da soyulmaz diye dualar ettim. Allah aracı ve içindekileri korudu. Sağ selamet vardıklarını ve kitap kolilerini mesai bitmeden teslim ettiğini bildiren şoförün bilgisi dâhilinde rahatladım.
Gel zaman git zaman kitaplar bir öğlen üstü aynı kamyonla geldiler. Gönderdiğimiz kolilere konulmuşlar ve sıra numaraları da üzerinde idi. Tutanakla koli olarak aldım diye imzaladım.
Kolileri tuttuğumuz tutanak üzerine kontrole başladık. Geçmiş gün tutanakta vardır. Biraz kitabın meşin ciltlerinin kırıldığını, biraz kitabın ise mıkleplerinin kırılıp koptuğunu birkaç kitabında muhafazaların yırtıldığını, birkaç kitabın da muhafaza asansörünün koptuğunu, birkaç kitabında orijinal mühürlerinin kesilerek alındığını tespit ederek el yazması kitapları depoya aldık. Rapor yazarak Bakanlığı hasar ve yıpranmaları belirttim.
Bir ay kadar sonra Bakanlıktan müfettişler geldi tespit ettiğimiz hasarlı kitapları incelediler bize bile sonucu bildirmediler.
Aradan birkaç yıl geçti geçmedi Hasan Paşa Kütüphanesi kitaplarının gideceği ve hazırlanması için yazı geldi. Durmuş Fikri Sağlar zamanı idi. Ben karşı çıktım. Göndermeyelim dedim. Karışma filan dediler. Ben siyasi parti il başkanlarını dolaştım. Hepsi el yazmalarını götürülmesin dediler. O zamanki bildiğim dernekleri dolaştım onlarda el yazmaları götürtmeyiz dediler. Gazetelere ve televizyonlar da beni destekledi. Bir kamuoyu yarattık. O dönemin bir Çorum Milletvekili hemşerimiz de neden kalması gerek bir rapor yazarsan ben bilgi sahibi olur ve ona karşı el yazması kitapların kalması için Fikri Beyle görüşürüm dedi. Arkadaşlarımın zor durumda kalmaması için üç sayfa el yazımla rapor hazırladım ve milletvekilimize verdim. Zaman geçince benim imzalı ve el yazısı raporumu Bakana sunmuş. Her ne ise el yazmalarımız Çorum’da kaldı.
Birkaç zaman sonra bu mücadelemin meyvesini gördüm. BENİ TATVAN’A MÜDÜR (!)  olarak atadılar.  Ben de emekliliğim istedim ve Çorum’dan emekli oldum.
Birkaç yıl sonra Çorum’da ilk defa olan bir yayınevi açtım. Çorumlu2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve edebiyat ağırlıklı dergimi yayınlamaya da başladım. Onlarca da yazarım oldu.
Bir gün Hakimiyet Gazetesine uğradığımda oturanları takdim etiler. Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan kitapların incelenmesini ve inceleme sonunda Milli Kütüphaneye devri için gönderilmiş proflardı.
Dergimde bu konuyu işleyen sayımda yazarlarımda görüşlerini belirttiler. Bende Çorumlu 2000'in 19. sayılı dergimde  “KABUĞU BAĞLAMIŞ YARAYI KAŞIMAK” ve “HAYDİ ÇORUMLULAR” yazılarımı yayınladım, Okumak isterseniz sitemde bulunan Kütüphaneler bölümünde  http://kutuphaneler.corumlu.com yazılar bulunmaktadır. 
Bu yazımda HASAN PAŞA KÜTÜPHANESİ İÇİN NELER YAPABİLİRİZ
1- Halkımızı aydınlatmak için Valimizin davetiyle Bakanımızı, Millet Vekillerimizi, el yazma kitaplar için yazı yazanları, kültürün ne olduğunu bilenleri, yardım verebilecekleri belirlediği bir tarihte Hasan Paşa Kütüphanesine davet ederek, El Yazması kitapları sergileyerek tanıtmak ve bilgilendirmek.
2- Toplantıdan hemen sonra Kültür Bakanlığına Çorumluların tepkisi bildirilmeli. Kitapların ilimizde kalması için girişimlerde bulunulmalı.
3- İl Halk kütüphanesinde görevli 3 Kütüphanecinin 2 si acilen ve devamlı Hasan Paşa Kütüphanesinde görevlendirilmesi.
4- Hasan Paşa kütüphanesinin dış güvenliği için kamera sistemine geçilerek,en yakın emniyet Müdürlüğüne bağlı karakol ile bir sonraki karakola irtibatlı alarm sistemi kurulması.
 5- Mevcut bekçi kadrosunda çalışan arkadaşı asli görevine iadesi ile eski bekçi kadrolarının yeniden ihdası.
6- Hasan Paşa Kütüphanesinin bünyesinde bulunan "Çocuk Kütüphanesi" bölümü aynı mahallenin bir sokak üstündeki "Mehmet Şadisoğlu Çocuk Kütüphanesi"ne yönlendirilmeli.
7- Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan Çocuk Kütüphanesi bölümü El Yazmalar İnceleme Salonu olarak tahsis edilerek araştırmacıların hizmetine sunulmalı.
8- Hasan Paşa Kütüphanesine teknik açığı kapata cak en az 3 bilgisayar,güç kaynağı,dijital kamera SD yazıcı,laser yazıcı,renkli laser yazıcı, kuvvetli bir scanner temin edilerek kitapların SD ye alınması sağlanmalı. Orijinal SD ler arşivlenerek, araştırmacının istediği kitap yeni SD ye aktarılarak arşivin çoğaltılması sağlanmalı. 
9- Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün hazırladığı El Yazmaları Tanıtım Katalogu getirtilerek bastırılmalı,El Yazmaları ile ilgilenen dünya kütüphanelerine ve üniversitelere gönderilmeli.
10- El Yazması Araştırmacı salonuna SD okuyucusu olan en az 8 bilgisayar,bilgisayar masası ve diğer mefruşatlarla döşenmeli. SD incelemesi yapan araştırmacı orijinal kitabı görmek istediğinde depodan çıkartılarak şimdiki El Yazması İnceleme odasında memur nezaretinde incelemesine sunulması.  
……Hemşehrilerimize verilen bilgilerin bazı yanlış anlamalara meydan verdiği kanaati ve 1992 tarihinde yine aynı yarayı kanatmalarından dolayı duyduğum üzüntü ile yazdım.   Saygılarımla.)
Şayet Çorum’da bil Bölge El Yazmalar Müdürlüğü kurulacaksa Hasan Paşa Kütüphanesi bu yer için en uygun yerdir.
Yukarıda bahsettiğim 4. Madde gerçekleştirilerek kamera sistemi Valiliğimizce yaptırıldı. Daha sonra  10 maddede ki talebim de  el yazma kitaplarım CD lere aktarılması yapıldı.
Daha sonraki zaman valiliğe verdiğim raporda yangın ve selden korunması için El Yazma Kitapların bulunduğu deponun dışından yangın ve sel ve depreme dayanıklı hale getirilmesi hakkında sunumum üzerine yanlış bir uygulama olarak kitaplar için korumalı çelik kasa odası 1 üste yapılarak kitaplar oraya taşındı.
Kütüphanede bulunan Latin harfli kitaplar yeni yapılacak veya Bölge Yazma Kütüphanesi için düşünülen yere götürülerek İl Halk Kütüphanesi olarak hizmete devam edebilir.
Bölge Yazma Kütüphanesi ise “HASAN PAŞA “ yazma kitaplara ve müdürlüğüne hizmet edebilir diye düşünmekteyim!

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
UNUTMAYIN Kİ DÜNYA SİZİN GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ DEĞİL
TANIMAZLIKLAR AĞI
 Duruşunuzu gözden geçirin. Her davranışınıza genelge çıkartmayın
Ne kadar çok şeye bağlanırsanız yürümeniz o kadar güçleşir
İç büyümenizin, fiziksel dış büyümenizden daha çok  sizin keşiflerinize ışık olabileceğini unutmayın.
YANLIŞLIKLARLA ÖRÜLEN DUVARLAR
Yalanlarınız hırslarınızla beslendikçe içsel hayatınız zedelenebilir
Başkalarının yönlendirmeleriyle hareket  etmenizin devamlılığı kimliğinizi tanınmaz hale getirebilir.
İçinizde oluşturduğunuz dengesiz kurgularla dışa doğru yaşama süreci kişisel beklentilerinize ve büyümenize engel olabilir.
İÇLERİNDEKİ AÇLIKLARDAN HABERLERİ OLMAYANLAR
Sorumluluklar başkalarının varsayımlarıyla elde edilemez.
Seçenekleriniz size ait olmalı… Bilinçli adımlar atmalısınız…Gözden geçirilmemiş güç, yıkıcı ;  ani ve hesapsız kararlar da üzücü olabilir…
Bunları unutmayın
İÇGÖRÜSÜZ BİR YÜREK, REHBERSİZ BİR RUH
Tanımadığınız ve sonu görünmeyen bir yolda hesapsız yürümeniz çevrede bulunan köpekleri kuşkulandırabilir
Nereden ve neyin çıkacağını bilmediğiniz bir yönde
Sonsuzluğa gitmek gibi fikriniz olamayacağına göre ne yapmak istediğinize şimdiden karar verin.
Unutmayın ki dünya sizin gördüğünüz gibi değil.
 Paris, 06.05.2007
 
 

 03

Dergiye dönmek için tıklayın

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
 ÇORUMLUNUN SAĞLIK İLE OYNANDI!
Konu:  ÇEVRE SAĞLIĞI
İlgi:     T.C. Çorum Belediye Başkanlığı Su ve Kanalizasyon Müdürlüğü Başlıklı
Sayı M.19.0.ÇOR.0.26.314.99/1380 sayı ile Yağmur Suyu Bağlantısı Konulu tebligat
Halk Sağlığını tehlikeye atma, Çevre kirliliği ve Görüntü Kirliliği, önleme ile ilgili Kanun ve Kanun Maddeleri ile yönetmenlikler vb.
Bilgi: Çorum Belediyesi tarafından dağıtılan TEBLİGAT. Çorum Merkez İlçede bulunan bütün binalara dağıtılan tebligatta: İlgide belirtilen ve aşağıda izah ettiğim Cadde ve sokakların Yağmur Suyu Bağlantısı ile kirletilerek Çorum Merkez İlçede oturan Çorumluların sağlıkları tehlikeye atılmış yağmur suları tahliyesi için kullanılan boruların kesilerek alt kısımlarına takılan boru ile görüntü kirliliği sağlanmıştır. Aşağıda Çorum Bahçelievler mahallesinin bir kısmının görüntüleri resimlerle anlatılmaktadır.
            Çorum Belediyesi Başkan Yardımcısı Alper Zahir İmzalı T.C. Çorum Belediye Başkanlığı Su ve Kanalizasyon Müdürlüğü Başlıklı  Sayı M.19.0.ÇOR.0.26.314.99/1380 sayı ile  Konu: Yağmur Suyu Bağlantısı
“Yukarıda adresi bulunan binanızın çatı ve bahçe yağmur suyundan kanalizasyon bağlantısı olanların iptal edilerek 30 gün içende çatı ve bahçe yağmur sularının yola, bahçenize veya varsa yağmur suyu şebekesine deşarj edilmesi gerekmektedir.”
Denilmiş ve:
“Yağmur suyu bağlantılarınızı kanalizasyon şebekesinden iptal etmediğiniz takdirde Belediyemiz Meclisinin kararı gereğince tarafınızdan atık su bedeli ve idari ceza işlemi yapılacaktır.”

Bu bilgi ışığında ceza yemeyelim, diyen apartman yönetimleri veya ev sahipleri tarafından yağmur suyu borularının alt kısımları kestirilerek kalın PVC borular ile çatı bağlantıları çeşitli yerlere verilerek cezadan kurtulma girişiminde bulunmuşlardır.

Bu işlemler için verilen TEBLİGAT ta ÇORUM’DA İNSANLARIN barındıkları evlere ruhsat veren, kanalizasyonunu bağlayan Çorum Belediyesi çok önemli bir hususu görememişler ya da ÇORUM MERKEZ İLÇEDE OTURANLARIN SAĞLIKLARI ile ilgili olacakları kasıtlı ya da bilgisi olmayan idare olarak işleme koymuşlardır.

M 1- (çatı ve bahçe yağmur sularının yola).. Verilmesinde DİKKAT edilmeyen en büyük HATA ne yazık ki binaların çatı yağmur sularının çatıdan aşağıya indirilirken yapılan projelerde BALKONLAR bu indirme borularından faydalanmış ve BALKON ATIK SULARI da bu borular ile tebligat öncesi kanalizasyonlara deşarj edilirken YOLA deşarj edilmesi için Belediye bu tebligat ile emretmektedir.

Bu uygulamanın zararları neler olabilir:
I) Balkon temizliğinde evlerin balkonları su ile yıkayarak YAĞMUR SUYU BAĞLANTISI ile yola ve kaldırımlara verilmeye başlanmıştır. Aşağıda çeşitli yerlerde bu su atıklarının resimleri bulunmaktadır.
a)Bu balkon atıklar kışın soğuk etkisi ile donarak olası trafik kazalarına ve insanların kayarak yaralanma ve sakatlanmalarına sebebiyet verecektir. Belediye bu sebepten dolayı ihmal ve sebepten dolayı sorumlu olacaktır.
b)Bu balkon atıkları bazı meskenlerde kaldırımların üzerine akması için hazırlanmıştır. Apartmanın herhangi bir balkonunun yıkanması sırasında atık su yağmur suyu borusu bağlantısı gereği buradan deşarj edilirken oradan geçen vatandaşları hijyenden yoksun su ile ıslatılarak kirletilecektir.
c) (Tüberküloz, Boğmaca, Difteri ve Legionella bakterileri, Streptokok ve Meningokoklar bu grupta en sık görülen bakterilerdir. Zatürre'ye neden olan tüm bakteri, virus ve mantarlar da hava yoluyla bulaşır. Stafilokoklar ile Şarbon, Ruam, Veba, Bruselloz ve Q Yangısı bazı durumlarda hava yoluyla da bulaşabilir.  )
İnsan tükürüğünde yaklaşık 600 değişik mikrop bulunduğunu, 1 santimetreküp tükürüğün yaklaşık 250 milyon mikrop taşıdığını ve Hastalık durumunda tükürüğün taşıdığı mikrop sayısını artacağını, yere veya balkona tükürme ile verem, kronik bronşit, zatürree ve grip gibi hastalıkların başkalarına bulaşabileceği bilinmektedir.
              Diyelim bu balkonlardan birisinin sahibi Hava ve tozdan bulaşan hastalığının ileri derecesinden muzdarip. Balkonuna hava almak için çıktı. Öksürük krizi gelmesi ile gayri tabii hasta mikrobu veya bakteriyi taşıyan balgam ve tükürük veya kusması üzerine balkon yıkanarak bu virüs veya bakteriler yapılan bağlantılar kanalı ile yaya kaldırımlarına ve yollara inecekler. Hava yaz ise su kuruyarak zararlılar toza karışacaklar. Bu toz ya rüzgâr yardımı ya da trafikte akan araçların tozu kaldırması ile de orada bulunanlara ulaşacaktır.

 

Örnek verecek olursak:
Çorum Göğüs Hastanesi Ocak-Şubat-Mart ayları verileri:
1261 Yatan Hasta Sayısı
22 081 Poliklinik sayısı
http://www.corumghh.gov.tr/Icerik.aspx?MenuID=370&IcerikId=0&Tip=0
Çorum Göğüs Hastanesi Nisan Mayıs Haziran ayları verileri:
1189 Yatan Hasta Sayısı
16 732 Poliklinik sayısı
http://www.corumghh.gov.tr/Icerik.aspx?MenuID=371&IcerikId=0&Tip=0
Çorum Göğüs Hastanesi Temmuz Ağustos Eylül ayları verileri:
251 Yatan Hasta Sayısı
13 122 Poliklinik sayısı
http://www.corumghh.gov.tr/Icerik.aspx?MenuID=372&IcerikId=0&Tip=0
Çorum Göğüs Hastanesi Eylül Ekim Kasım verileri yüklenmemiş durumda.
http://www.verem.saglik.gov.tr/content/files/yayinlar/raporlar/turkiyede_verem_savasi_2010_raporu.pdf
Türkiye’de Verem Savaşı 2010 Raporu 40. Sayfa
Çorum 2005 =129
Çorum 2006 =104
Çorum 2007 =108
Çorum 2008 =  88
Son verilere göre hasta sayısının azalması ve hastanede yatanların sayısının azalması ters tepkiye mi sebebiyet vermiş olabilir mi?
 
 II) Eski sistemde ise balkon ve apartman veya çatı bağlantıları doğrudan kanalizasyona ulaştığından yukarıda bahsi geçen kısaca belirttiğim a-b-c maddelerinin hiç birisi meydana gelmiyordu. Bu yollara ve bahçeye atık su deşarjı ile bu bulaşıcı hastalıklara ve çevre kirliliğine Çorum Belediyesi ön ayak olmuş bulunmaktadır.

III) yukarıda bilgi verilenler “Çevre Korunmasına İlişkin Önlemler ve Yasaklar
Kirletme yasağı: 8. Madde: Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili
Yönetmenliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler. Denilmesine rağmen Çorum Belediyesi EK SU ARITMA BEDELİ ile vatandaşı karşı karşıya koymaktadır.
ÇEVRE KANUNU  Kanun Numarası  : 2872
Atık su: Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş suları,
Atık su altyapı tesisleri: Evsel ve/veya endüstriyel atık suları toplayan kanalizasyon sistemi ile atık suların arıtıldığı ve alıcı ortama verilmesinin sağlandığı sistem ve tesislerin tamamını, 
M 2- (çatı ve bahçe yağmur sularının bahçenize varsa yağmur suyu)  Meydana gelecek kirletmenin sorumluluğu ve uygulanacak cezaların kime ödettirileceği:
Çevre Kanunu:
Kirletenin sorumluluğu:
Madde 28 – (Değişik: 3/3/1988 - 3416/8.md.)
Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.
Çevresel Kirlilik Etmenleri
1-Hava Kirliliği
2-Toprak Kirliliği
3-Su Kirliliği
4-Gürültü Kirliliği

Konu tanımı Çevre Kanunu içerisinde şöyle belirtilmektedir: “Çevre Kirliliği: Çevre kirliliği ise insanı ve diğer canlıları olumsuz yönde etkileyecek ve/veya yok edecek çevre koşullarıdır.”
Ayrıca Çorum’da yapılan bu uygulama sağlık ve çevre kirliliği haricinde ayrıca “Görüntü Kirliliği” denilen olguyu da aşağıda resimlerle göstermeye çalışacağım.
Kirletenin sorumluluğu çerçevesinde resimlerde yolları kirleten mi sorumlu olacaktır?
Yoksa bu kirlenmeye sebebiyet veren Çorum Belediyesinin birimleri mi sorumlu olacaktır?
Çevre Kanunu: Cezai hükümler
İdari nitelikteki cezalar: Madde 20
i) Bu Kanunun ek 8 inci maddesi uyarınca yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı davrananlara 1.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.
j) Kanunda ve yönetmelikte öngörülen  yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya önlemleri almadan atıkları toprağa verenlere 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde her konut ve bağımsız bölüm için 600 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezai sorumluluk, müstakil konutlarda konutu kullanana, diğer konutlarda ise yöneticiye aittir.
s) Umuma açık yerlerde her ne şekilde olursa olsun çevreyi kirletenlere 100 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu maddenin (k), (l), (r), (s), (t), (u), (v) ve (y) bentlerinde öngörülen idarî para cezaları kurum, kuruluş ve işletmelere üç katı olarak verilir. Bu maddede öngörülen ceza miktarlarını on katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu Yetkilidir.

M 3- Benim oturduğum semt olan ve Çorum’un en yüksek emlak vergisini ödeyen bir yer olarak ve Çorum’un en popüler semtinin aşağıda google’den kopyaladığım yerleşim alanı üzerinde konumuzla ilgile bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.

Yukarıda gördüğünüz gibi 1 den 8 ze kadar rakam ve abcdefg harfleri ile işaretlenmiş yerler görmektesiniz.

Konu tanımı Çevre Kanunu içerisinde şöyle belirtilmektedir: “Çevre Kirliliği: Çevre kirliliği ise insanı ve diğer canlıları olumsuz yönde etkileyecek ve/veya yok edecek çevre koşullarıdır.”
Ayrıca Çorum’da yapılan bu uygulama sağlık ve çevre kirliliği haricinde ayrıca “Görüntü Kirliliği” denilen olguyu da aşağıda resimlerle göstermeye çalışacağım.
Kirletenin sorumluluğu çerçevesinde resimlerde yolları kirleten mi sorumlu olacaktır?
Yoksa bu kirlenmeye sebebiyet veren Çorum Belediyesinin birimleri mi sorumlu olacaktır?
Çevre Kanunu: Cezai hükümler
İdari nitelikteki cezalar: Madde 20
i) Bu Kanunun ek 8 inci maddesi uyarınca yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı davrananlara 1.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.
j) Kanunda ve yönetmelikte öngörülen  yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya önlemleri almadan atıkları toprağa verenlere 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde her konut ve bağımsız bölüm için 600 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezai sorumluluk, müstakil konutlarda konutu kullanana, diğer konutlarda ise yöneticiye aittir.
s) Umuma açık yerlerde her ne şekilde olursa olsun çevreyi kirletenlere 100 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu maddenin (k), (l), (r), (s), (t), (u), (v) ve (y) bentlerinde öngörülen idarî para cezaları kurum, kuruluş ve işletmelere üç katı olarak verilir. Bu maddede öngörülen ceza miktarlarını on katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu Yetkilidir.

M 3- Benim oturduğum semt olan ve Çorum’un en yüksek emlak vergisini ödeyen bir yer olarak ve Çorum’un en popüler semtinin aşağıda google’den kopyaladığım yerleşim alanı üzerinde konumuzla ilgile bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.

Yukarıda gördüğünüz gibi 1 den 8 ze kadar rakam ve abcdefg harfleri ile işaretlenmiş yerler görmektesiniz.

Yukarıda M (madde) 1 de belirttiğim (çatı ve bahçe yağmur sularının yola) Deşarj edilmesi sonucu resimde çatıları gözüken apartmanların hemen hemem hepsi çatılarının ve balkonlarının atık sularını Belediyenin emri gereği sokağa deşarj etmeye başlamışlardır.
Balkon ve çatı atık sularının deşarjı Bahçelievler Mahallesinin 1 caddesinde atık su kanalizasyonu yapılmış olmasına rağmen bütün apartmanlar sokağa akıtılmaktadır. Resimde a-b-c olarak gözüken yerde bulunan atık su kanalı Şenyurt Caddesinde 3 adet kanalizasyon ızgara bulunmaktadır. Bu ızgaralar 2. yol ayrımlarında biri si de yolunda bulunmaktadır. Sağda gözüken ızgaranın yanında PTT telefon alt yapı kapağı ve Şenyurt Caddesinin üzerinde bir PTT kapağı da atık su ve yağmur sularını içeriye alabilecek şekilde yapılandırılmış bulunmaktadır. Bu üçünün de içerisi yaprak, kağıt ve diğer atıklarla dolmuş bulunmaktadır. 
1-2 Arası  Şenyurt Caddesi olup resimlerle tespit ettiğim alanın a-b-c yağmur suyu ızgarası bulunmaktadır. Yaklaşık 14 bina bulunmaktadır.
14 apartmanın ortalama 10 balkon olarak düşünürsen 140 balkonun atık suyu da yağmur yağmadığı zaman 1. Sokakta köy vari akarak üzerimizi kirletmeye, atıklarla su ile sokağa inerek üzerimize sıçramaya ve kuruduğunda da toz olarak ciğerlerimize arzı endam ederek mikropların veya vürüs ile mantarların girmesine devam edecektir.
Bahçelievler 1. Cadde Bahar Caddesi ile Valilik Konutu arasında Cami hariç 23 apartman bulunmaktadır. Buna karşın bu arada d-e-f-g 4 adet kanalizasyon ızgara bulunmaktadır.
23 apartmanın ortalama 10 balkon olarak düşünürsen 230 balkonun atık suyu da yağmur yağmadığı zaman 1. Sokakta alt yapısı olmayan köy vari akarak üzerimizi kirletmeye, atıklarla su ile sokağa inerek üzerimize sıçramaya ve kuruduğunda da toz olarak ciğerlerimize arzı endam ederek mikropların veya virüs ile mantarların girmesine devam edecektir.
 

Behçelievler 1. caddede ise resimde g 1. cadde 1 Sokak Valilik kavşağı bir adet bulunmakla beraber resimde 6 numara ile gösterilen Bahçelievler 1. Sokak Resimde gösterilen 5 numara Bahabey Caddesi arasında hiç kanalizasyon ızgara bulunmaktadır.

Bahçelievler 1 Caddede Valilik konutu, Hasan Paşa Kütüphanesi ve Kız Meslek lisesi dahil 19 Bina bulunmaktadır. 19 binanın 3’ü resmi bina olarak bulunması ve balkonunun olmaması düşersek 16 apartmanın ortalama 10 balkon olarak düşünürsen 160 balkonun atık suyu da yağmur yağmadığı zaman 1. Sokakta köy vari akarak üzerimizi kirletmeye, atıklarla su ile sokağa inerek üzerimize sıçramaya ve kuruduğunda da toz olarak ciğerlerimize arzı endam ederek mikropların veya vürüs ile mantarların girmesine devam edecektir.
Behçelievler 1. caddede ise resimde f 1. Cadde 2. Cadde kavşağı bir adet Kanalizasyon ızgarası bulunmakla beraber resimde 7 numara ile gösterilen Bahçelievler 2. Cadde  Resimde gösterilen 5 numara Bahabey Caddesi arasında hiç kanalizasyon ızgara bulunmaktadır.
Bahçelievler 2. caddede ise google uydu görüntüsünde 17 konut gözükmektedir. Ortalama 10 balkon olarak düşünürsen 170 balkonun atık suyu da yağmur yağmadığı zaman 1. Sokakta köy vari akarak üzerimizi kirletmeye, atıklarla su ile sokağa inerek üzerimize sıçramaya ve kuruduğunda da toz olarak ciğerlerimize arzı endam ederek mikropların veya virüs ile mantarların girmesine devam edecektir.
Behçelievler 1. caddede ise resimde e 1. cadde 2 sokak kavşağı bir adet Kanalizasyon ızgarası bulunmakla beraber resimde 8 numara ile gösterilen Bahçelievler 2. Sokak Resimde gösterilen 5 numara Bahabey Caddesi arasında hiç kanalizasyon ızgara bulunmaktadır.
Bahçelievler 2. caddede ise google uydu görüntüsünde 16 konut gözükmektedir. Ortalama 10 balkon olarak düşünürsen 160 balkonun atık suyu da yağmur yağmadığı zaman 1. Sokakta köy vari akarak üzerimizi kirletmeye, atıklarla su ile sokağa inerek üzerimize sıçramaya ve kuruduğunda da toz olarak ciğerlerimize arzı endam ederek mikropların veya vürüs ile mantarların girmesine devam edecektir. 
Merak edenler de Bahabey Caddesi, Bahar Caddesi, Şenyurt Caddeleri ile Çorum’un diğer cadde ve sokaklarını inceleyebilirler.
 Ve google den Bahçelievler de kaç binanın bulunduğunu çatılarından sayabilir ortalama balkon hesabını bulabilirler.
M6- Apartman atık sularını çeşitli şekillerde sokağa deşarj için yapılan çalışmaların hangisi doğru resimleri:
M7- Alt yapı eksikliğinden Çorum Belediye kanalı ile alt yapısı olmayan köy görünümüne başladı. 02-03 ve 04 Aralık 2011 tarihinde burada bulunan resimler çektim.
M8- Alt yapı olan fakat Belediyenin Apartmanlara bağlantılarının hazırlanmadığı bir çalışma ile ortalık köy görünümüne dönmüştür. Belediye yağmur kanalizasyonlarını yaparken de ben bu konuyu belirtmiştim. 1 Cadde için yapılan Yağmur Kanalizasyonu için döşenen büzlerin yeterli olmayacağını sitemde belirtmiş yapılan kazının derinliği kadar genişliğinde hafriyat yapılarak bir insan geçebileceği genişlik ve yükseklikte yapılmasını o tarihte alt yapı olarak yapılmamış olan Doğal gaz, elektrik ve içme suyu şebekelerinin buradan konutlara yol verilmesini beyan etmiştim! Yine Gazi Caddesi ve İnönü Caddesinde döşenen plastik boruların sel sularını kaldıramayacağını 04/07/2011 tarihinde “YAĞDI YAĞMUR ÇAKTI ŞİMŞEK! “ başlığı ile yazmıştım. (Valilik ve suyun boşalacağı yerin alt yapısı için kazılması yapılmaktadır. Bu borular buraya gelen suyun uymayan bir debisi ili baş edebilmesi için en az iki sıra konularak belki gelen suların bir kısmı yer altında yapılan bu hizmetle bertaraf edilebilir. Daha iyisi ise burasını biraz daha geniş tutarak 2x2 metrelik bir beton tünel ile akıntının tamamı yer altına verilebilir.) 

Çorum Belediyesi bu hatanın bir an önce kapatılması için öncelikle yağmur kanallarının yapıldığı cadde ve sokaklarda yağmur ve balkon atıklarını yola vermiş apartman veya konutların atık borularını yolda bulunan kanallara yolun altından yönlendirmesi gereklidir. Kış mevsimi geçince sokağa yönlendiğimiz balkon atıklarımızdan çok ciddi salgın hastalıklarına Çorum Merkez ilçe halkı açıkça kitlesel olarak zarar göreceğiz.

Çorum Belediyesi bu çok ciddi insanlara zarar veren uygulamayı yaptırtabilmek içinde ev ve apartman sahiplerini zorlayıcı ve bilmedikleri bir ceza türü ile de "Belediyemiz Meclisinin kararı gereğince tarafınızdan atık su bedeli ve idari ceza işlemi yapılacaktır.” diye korkutulmuştur.
Hizmetin kötüsü olmaz fakat hizmetin yetersini olursa yapılan masraf ve hizmet göstermelik olarak kalır. Ayrıca alınan vergilerle yapılacak harcama masrafları çarçur edilerek  “israf” edilmiş olunur. Bu benim görüşüm. Sizlerde görüşlerinizi yazarsanızcorumlu2000@ttmail.com adresime adınızı soyadınızı ve TC kimlik nonuzu yollarsanız önerinizi adınızla yayınlarım.
Bu görüşüm bana aittir. Katılmak isteyenlerin yazacaklarını belli bir ufak şartla bu sitede yayınlarım.
Bu mesajımı aşağıda bulunan idari birimlere dağıtımı yapılmıştır.

YAZIMIZDA BULUNAN 70 YAKIN RESİMLER

 ÇEVRE DERGİMİZDE YAYINLANMAKTADIR İLGİ DUYANLAR BURAYI TIKLAYARAK DERGİMİZE GİDEBİLİRLER

Bu bilgiler aşağıda bulunan e-postalara da gönderilmiştir:

DAĞITIM

cumhurbaskanligi@tccb.gov.tr
bimer@basbakanlik.gov.tr
ozelkalem@basbakanlik.gov.tr
ozelkalem@icisleri.gov.tr
mahalli@mahalli-idareler.gov.tr
illeridaresi@icisleri.gov.tr
erdogan.bayraktar@cevresehircilik.gov.tr
recep.sahin@cevresehircilik.gov.tr
yahya.kesimal@cevresehircilik.gov.tr
vsdb.izleme@saglik.gov.tr  
corum.ih@icisleri.gov.tr
corumcbs@adalet.gov.tr
corum@saglik.gov.tr
baskan@corum.bel.tr
alperzahir@corum.bel.tr
cev@corum.bel.tr
imr@corum.bel.tr
su@corum.bel.tr 
tmz@corum.bel.tr
fikir-dergisi@googlegroups.com
corumvecorumlular@googlegroups.com 

 
 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa TURAN
Mustafa TURAN Hayat Hikayesi
BİR GÜNEŞİM BİR BABAM BİR DE TERLİKLERİM
Yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığım “Hz. Peygamber’e Hürmetimiz Mekke- Medine’ye Hizmetimiz” adlı 16. Kitabımı bitirmek üzereyim inşallah. 300 küsur sayfalık bu eserin son rötuşlarını yaparken ve Edebiyatımızda Peygamber Sevgisi ve Na’tlar bölümünü düzenlerken “Güzeller Güzeli”ni anlatan güzel bir na’t’a rastladım. İlk okumaya başladığımda gözlerim buğulanıvermişti.  Okudukça yanaklarıma doğru süzülüverdi gözlerimden inci, mercanlarım. Na’t’ın sonuna geldiğimde ise, hıçkırıklar içerisindeydim.
İstedim ki, aynı duyguları okuyucularım da yaşasın. Belki biraz nesir havası da olsa, ben bu çalışmayı en güzel na’t kabul ediyorum.
Eminim ki, benim yaşadığım duyguları sizler de yaşayacaksınız.

İstedim ki, aynı duyguları okuyucularım da yaşasın. Belki biraz nesir havası da olsa, ben bu çalışmayı en güzel na’t kabul ediyorum. Eminim ki, benim yaşadığım duyguları sizler de yaşayacaksınız.
           Medine’de doğan ve yedi yaşına kadar da orada yaşayan ve babasını Cennetü’l- Bâki’ye defnederken terliklerini de gömen Muhammed Nebi Doğanay’ın, bu nefis ifade ve duygularını gelin bir de birlikte okuyalım:
 
“Bir ilkbahar gününde, güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmışım.
Doğduğum hastahane, Ravza'nın hemen yanı başında olduğu için, duyduğum ilk koku,
Sen'in bahçenin gül kokuları olmuş.
Babam gelip de, daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım mescidinin ezan sesiyle
şereflenmiş.
Kırk günlük olduğumda ilk ziyaretimi de Hâne-i Saadet'ine yapmışım.
Hemen hemen yaptığım her ilkte, Sen varsın.
Daha konuşmayı öğrenmeden,Sen'i sevmeyi öğrenmişim.
İlk adımlarımı Ravza'nın mermerlerinde atmış ve
Rabb'imle ilk buluşmamı, ilk secdemi Sen'in mescidinde yapmışım.
Evini her ziyaret edişimizde Sen'i görmesek bile, varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda
da hüzünlenirdik.
Çocuklar evde sıkılınca isterler ki, babaları onları parka, eğlence yerlerine götürsün.
Medine'de yaşadığımız sürece, bunları hiç istemedik babamızdan.
Canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç?
Sanırım Medine'deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı.
Çünkü burada hiçbir yerde olmayan Gül Bahçesi ve bahçenin "Biricik Efendisi" vardı.
Vaktimizin çoğu, o bahçede geçerdi. Sen'in bahçenin mermerlerine ayakkabıyla basamazdık.
Yalın ayak dolaşırdık mermerlerin üstünde.
Korkardık belki bahçenin güllerine basmaktan kim bilir.
Yazın mermerler ayaklarımızı yakar, bu hoşumuza giderdi.
Babama sormuştum bir seferinde:
Babacığım Medine neden bu kadar sıcak?
Evlâdım, (dedi)Medine'de iki Güneş var da ondan.
Nasıl olur babacığım, Güneş tek değil mi?
Babam gülerek: Doğru yavrum, bütün dünyayı ısıtan bir tane Güneş var.
Bir de âlemleri aydınlatan ve ısıtan öyle bir Güneş daha var ki;
O da (sas) Medine'de olunca sıcaklık iki kat oluyor.
Babamın bu cevabı çok hoşuma gitti. Gerçekten mermerler ayaklarımızı ısıtıyordu;
Sen'in sıcaklığın içimizi daha çok ısıtıyordu.
Medine'den ayrıldıktan sonra belki ayaklarımız üşümedi; ama içimiz bir türlü ısınmıyor.
Çünkü gönlümüzün Güneş'ini orada bırakmıştık.
Artık O'nun (sas) evine, bahçesine gidemiyor, mermerlerinde yalın ayak koşamıyorum.
Artık O'nun (sas) evine, bahçesine gidemiyor, mermerlerinde yalın ayak koşamıyorum.
Gerçi ışığın tâ buralarda da bizi aydınlatıyor; ama içimi ısıtması için Ravza'na koşmam lâzım.
Bahçende yürürken güzel ezanlar okunurdu, sanki Bilâl-i Habeşi okurdu.
Biz de mescide koşar, babamın yanında namaz kılardık.
Bazen o an yanımıza usulca bir kedi sokulurdu.
Babam: ‘İncitmeyin sakın, onlar Ebû Hüreyre'nin (ra) kedileri.’ derdi. Biz de onları severdik.
Çarşamba günleri Uhud'a gider, Sen'in çok sevdiğin amcanı ziyaret ederdik.
O bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn Tepesi'ne çıkar, oradan Uhud'da yatan 70 şehide selâm verirdik.
Uhud da, Ravza'n gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesiydi sanki.
İşte benim yedi senem ki; en değerli, en güzel yıllarım,
Sen'in Köyünde, Gül Bahçende, savaştığın yerlerde,
Sen'inle dopdolu geçti.
Sen'i görmesem de, Sen'inle yaşamaya o kadar alışmıştım ki,yanından ayrılırken, sanki bir parçam orada kalmıştı.
Buraları bana gurbet oluverdi.
Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim, ama hep, "Büyüyünce gidersin." diyorlar.
İşte sırf bu yüzden hemen büyümek istiyorum.
Yanına gelince büyümüş bile olsam, bahçendeki mermerlerde yalın ayak dolaşacağım.
Tâ ki Güneş'im, içimi ısıtıncaya kadar.
Hasretinden, gönlüm üşüyor.
Belki hasretin herkesin içini yakar; ama beni üşütüyor işte.
Çünkü benim ruhum, doğduğumdan beri, sevginle ısınmaya alışmış.
Sıcaklığına o kadar muhtacım ki; ne olur sana gelemesem bile, Sen beni hiç bırakma, evimizi şereflendir.
Işığınla gecelerimize nur ol, sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver.
Benim adım Nebi. Bu ismi bana, Sen'i çok seven biri koymuş.
Diğer adım, Muhammed. Bu ismi de Köyünde bıraktığımız babacığım vermiş.
Ben de Sen'in gibi babasız büyüyorum.
Ama Sen, asla yetimliğimizi hissettirmiyorsun.
Medine'den ayrıldığımızdan beri, hep yanı başımızdaymışsın gibi hissediyorum.
Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum.
Sen'i tanıdığım ve sevdiğim için Rabb'ime binlerce kez teşekkür ediyorum.
Babamı kabre koyarken, ağabeyimin terlikleri onun kabrine düştü ve orada kaldı.
Ben o terlikleri çok kıskandım.
Çünkü ağabeyimin terliği hep babamla kalacaktı.
“Bir Ulü’l-emr idin emrine girdik, Ezelden bey’atli hâkânımızsın Az idik sayende murada erdik, Dünya ve ahiret sultânımızsın” dizelerini yazarken gözyaşı döken ve ne
meşakkatlerle senin şehrin Medine’yi cansiperâne savunan İdris Sabih ve Fahrettin Paşa’nın meramları, bizim de merâmımızdır ya Rasülallah!
“Ya Nebi! Şu halime bak! Nasıl ki, bağrı yanar gün kızınca sahrânın, Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicrânın” mısralarıyla sana duyduğu hasreti dile getiren Mehmet Akif’in hasreti, bizim de sana olan hasretimizdir ya Rasülallah!

"Gubâr-i pâyine almam cihânı Ya Rasülallah, Değişmem mûyine heft âsumânı Ya Rasülallah.” (Ayağının tozuna karşı cihanı verseler almam, bir kılına yedi kat gökleri
değişmem) sözleriyle sana olan sevgisini izhar eden Ebubekir Kâni’nin, sevgisi bizim de sana olan sevgimizdir ya Rasülallah!
Sultan Ahmet: “N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şâh-ı Rasül’ün” mısralarını yazmış ve ömrünün sonuna kadar tacında taşımıştı. Sen, bizim de
başımızın tâcısın ya Rasülallah!
“Gönlüm sana âşık, sana hayrandır Efendim. Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim" sözleriyle hayranlığını dile getiren Ali UIvi Kurucu’nun sana olan hayranlığı, bizimde hayranlığımızdır ya Rasülallah!
“Ey yetimler yetimi! Ey garipler garibi! Düşkünlerin kanadıydın. Yoksulların sahibi. Nerde kaldın ey Rasûl! Nerde kaldın ey Nebî!... Hacdan döner gibi gel! Miractan iner gibi
gel… " feryadıyla senin yollarını gözleyen Arif N. Asya’nın iştiyâkı, bizim de sana olan iştiyâkımızdır ya Rasülallah!
“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl. Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?” Sözünün sahibi Mihrimah Sultan’ın sana olan muhabbeti, bizim de muhabbetimizdir ya Rasülallah!
III.Selim:“Cevheri hâki kudûmü tûtiyâdır çeşmime” (Hz. Peygamber’in ayak tozunun cevheri benim gözüme sürmedir) diyordu. İşte ceddimizin bu yaklaşımı, bizim sana olan
hislerimizin de en güzel tercümanıdır Ya Rasülallah!
Sultanımız, rehberimiz, efendimiz ve yegane şefaatcımız sensin ya Rasülallah!  Seni, dünyayı şereflendirdiğin kutlu doğum yıldönümünde her yıl 14-20 Nisan tarihlerinde, salevatlarla ve çeşitli proğramlarla yâdeden biz günahkar ümmetini, kıyamet gününde şefaatından mahrum etme ya Rasülallah.
Dostlar!
Abdullah b. Ömer'in naklettiğine göre, Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved'in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer'in de ağladığını
görünce şöyle demişti: “Tuskabu’l- abarat Ya Ömer!”
"Ey Ömer! Göz yaşlan burada dökülür.”
O Mukaddes Topraklar’a gidince, ya da manen ve ruhen gitmiş gibi olunca, göz yaşı döküp ağlayalım.Ağlayamıyorsak, niçin ağlayamadığımıza ağlayalım. Ağlamasını bilmeyen
gözler, sevmesini de bilmezmiş. Sevgililerin en sevgilisi Allah(cc) ve Rasülüllah(sav) dır. Unutmayalım ki, anlayamayanlar ağlayamazlar.
Son olarak bir dua:
“Ya Rab! Bizi İslam’ı anlayanlardan, kulluğun sırrını kavrayanlardan, daha bu dünyadayken ukbâsını sağlayanlardan, günahlarına ağlayanlardan, kör nefsini bağlayanlardan,sevgi nehri olup gönüllere doğru çağlayanlardan eyle. AMİN!
Kalın sağlıcakla…

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Müslüm TUNABOYLU
Müslüm TUNABOYLU Hayat Hikayesi
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ
24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle geçmişimize,hele yakın tarihimizde bir gezinti yapmak istedim.Umarım benim bu gezi  me sizde katılır davetime hayır demezsiniz.24 Kasım tarihinde ne olmuştur ki Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.
Konuyu izninizle biraz açalım.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan sonra ülkede bazı yeniliklerin yapılması bir kaçınılmazdı.Bugüne dek çok yazıldı çizildi amma yine de yazmak yine de çizmek gerekliliğini bir türlü yaşamımızdan uzaklaştıramıyoruz.
Okulların açılışı günlerinde eğitim ve öğretimle uğraşan yetkililerin ülkede hala okuma-yazmadan mahrum vatandaşlarımızın bulunduğundan söz edilmesi, bazı rakamlar öne çıkarılması doğal olarak görülmektedir..Bu rakamlar hemen her yıl birbirine yakın şekilde öne çıkarılmakta,hala okur yazar onanından bahsedilmektedir.Yani sorun çözümlenmemiş,yada çözümlenememiştir.
Altı yüz yıllık bir Osmanlı İmparatorluğu döneminde sınırlarımız içersindeki insanlarımıza okuma-yazmayı yüzde elli oranında her nasılsa bir türlü öğretememişiz.Bu gerçeği öncelikle herkesin kabul etmesi gerekir.Okuma-yazmadan mahrum bırakılmış insanlar ülkeleri için he ölçüde yararlı olabilirler.Okur-yazar olmasa da insanımızın ülkeyi savunma da,yada kurtarma da ne ölçüde başarılı oldukları hepimiz tarafından bilinmektedir.Ancak barışta okuma-yazma yanında yenilikleri öğrenmek ve öğretmek sonsuza dek sürecektir.
Değerli okurlarım: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu sırasında görev alan başta Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarının bu ulus için neleri göğüsledikleri unutulmaz birer gerçektir.Ulusun bağımsızlığa kavuşturulması sonunda genç cumhuriyetin bir yol haritası yapması kaçınılmaz olmuş,nüfusun büyük çoğunluğunun okuma-yazma becerisine öncelikle ulaştırılabilmesi için Arap Harfleriyle öğretimin yerine Latin Alfabesinin kabulü gerçekleştirilmiştir.Gazi Mustafa Kemal Atatürk yeni harflerin öğretilmesinde kendisi kara tahtanın başına geçerek uygulamayı başlatmıştır.Harf Devrimi dediğimiz bu eylem 1928 yılında gerçekleştirilmiştir.Yani cumhuriyetin kuruluşundan beş yıl sonra.O dönem koşullarını bir göz önüne getirelim. Harf Devrimi kiminle,yada kimlerle ulusun öğrenimine kazandırılacak.
16 Mart 1848 de kurulmuş bulunan Muallim Mektepleri sayı bakımından çok az.Öğretmen Okullarının Harf Devrimini Anadolu insanına kazandırması o günlerde mümkün değildi.Öğretmenler nüfusça kalabalık yerleşim birimlerinde görev alabiliyorlardı.Ülkenin en ücra köşelerine dek ulaşılması için yeni bazı atılımların yapılması gerekiyordu.Ülkenin birkaç
yerinde askerliğini onbaşı yada çavuş olarak yapan başarılı askerler için altı aylık kurslar düzenlenmiş,çok sayıda ki bu gençler köylere,bilhassa kendi köylerine yakın yerleşim birimlerinde EĞİTMEN olarak görevlendirilmişler,1932 yılında kurulan HALKEVLERİ ile de geceleri öğrenim verebilecek HALK DERSANELERİ ,17 NİSAN 194O da kurulan KÖY ENSTİTÜLERİ ile kısa sürede ülkenin her yerinde bir okuma-yazma seferberliği gerçekleştirilmiştir. OKUMA-YAZMA SEFERBERLİĞİNDE görev alan o yüzlerce EĞİTMENİN ,binlerce KÖY ENSTİTÜSÜ mezunu köy çocuğu öğretmenlerin hizmetlerini unutmak mümkün mü?
12 Eylül Dönemi sonrasında ki yönetim Atatürk’ün 100.doğum yılı nedeniyle 24 kasım tarihini Öğretmenler Günü olarak kabul etmiştir.O tarihten bu yana kutlanmakta olan her 24 Kasım Öğretmenler Gününde,eğitimin önde gelen mensupları tarafından günün anlamı ile ilgili konuşmalar gerçekleştirilmektedir.
24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle bazı kalemler nedense bir türlü Okuma-Yazma seferberliğinde görev almış EĞİTMENLERİ ve KÖY ENSTİTÜSܒnden mezun öğretmenleri unutuyoruz.Eğitmen ve köy enstitüsü mezunu öğretmenlerin bu eylemde ki başarılı hizmetleri zaman geçmiş olsa da, onlardan geride kalan neslin birkaç sözcükle olsun ONARE edilmesi gerekir diye düşünüyorum. 24 Kasım Öğretmenler Günün nedeniyle yılda bir kez olsun hatırlanan elleri öpülesi öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ kutluyor,ebediyete intikal eden tüm eğitimcilerin manevi huzurlarında saygı ile eğilir şükranlarımı sunarı

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
SORUN KİMLİK DEĞİL; KİŞİLİK!
            Tartışma “dijital kimlik” haberleri üzerine başladı; Ülke’nin sorunu kimlik mi, yoksa kişilik mi noktasına geldi. Aslında konu kimlik ve kişilik kavramlarından ne anlaşıldığı ve ne kastedildiğine bağlı olmakla; Bu tartışma, ‘kimlik ve kişilik ikileminde’ yıllardır devam eden sürece eklenerek enine boyuna tartışılmaya başlandı. Aslında bir zamanlar ortalıkta böyle bir sorun yoktu. Milli Devlet’i esas alan Kanun-u Esasi (1924 Anayasası)’nin çöpe atılmasıyla tartışma başladı. İleri sürüm, iddia ve istekler önce masum bir maskelemeyle başladı. Sonrası menfur bir süreçle zıvanadan çıktı.
Kimlikler, etniklere, etnikler ana dil, din nesep (soy/boy), mezhep ve hızla sosyolojik bir yozlaşma, çürüme evresine dönüştü. Kalite bitti. Ahlâk iflâs etti. Siyaset fazilet olmaktan çıktı. Tam da hak-adalet, hüküm-hikmet, hukuk kavramlarının içi boş ve anlamsızca telâffuz edildiği, ana dil ve etnik kimlik tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde konu gündeme geldi.
Oysa sorun, şöyle veya böyle kimlik değil, kişilik zafiyeti idi.   
Kişilik olmadıktan sonra kimlik; Dijital olsa ne yazar, defter olsa ne yazar? 
Güncel resme bakıp, dosdoğru okuyacak olursak eğer;      
En başta, günün konusu ve gündemin utancının ‘şike’ meselesi olduğunu görürüz.
Tam anlamıyla iğrenç, kokuşmuş, nitelikli dolandırıcılık ve kalleşlikle özdeş yalancı-talancı, hırsız bir zihniyetin kirli uzantısı lehine bir kalkışma.. Üstelik mürekkebi kurumamış bir yasal düzenlemenin tashih ve tekzibi mahiyetinde. Olacak şey değil, büyük utanç, tam bir yüzkarası, çok ayıp! Ama oldu işte, hem de adaletsizlik ve kayırmacılıkta işbirliği yapılarak!   
Buna rağmen birileri “dijital kimlik” tasarlamakla meşgul!
Kimin için ve niçin?
Bir yanda 444’lü hatlar soygunu; Kredi kartı aidatları vurgunu;. Elektrik faturalarında ayan beyan, ahlâka mugayir hukuk dışı ‘nitelikli gasp’ kayıp-kaçak, elektrik dağıtım, hizmet,  sayaç okuma ve sistem kullanma bedeli ile enerji fonu, TRT payı ve daha ne olduğu belirsiz hak ve adalet kavramıyla taban tabana zıt, rıza ve izne aykırı, kullanım bedeline endeksli Deli Dumrul soygunu… Cebri soygun, namı diğer ‘yasalara uydurulmuş vurgun’un kullanıcıları çileden çıkartan ve çıldırtan ‘inadına tahrik, ince alay ve derin istihza-küçümseme’ içeren bir küstahlık uygulaması da var. Bilboard, radyo, gazete ve TV reklâmları!
İnanılır gibi değil, ama maalesef güncel gerçek. Sanki halk’a görücüye çıkmış rakipler gibi “elektrik dağıtım şirketleri” reklâm veriyor… Utanç verici, yüz kızartıcı bir tasarruf bu. Elektrik fiyatlarını, hukuk ve ahlâkdışı, haksız pahalandırıp, insanlık ve medeniyet düşmanlığı yapanları şiddetle lânetliyor ve nefretle kınıyorum.
Peki, sabit ve seyyar telefonlar bundan farklı mı?
Ya doğalgaz, akaryakıt, su fiyatları ve faturaları!
            Bu rezaletin faili’nin “kimliği ve kişiliği” ne?
Zira ‘milli kimlik’ evrensel kişiliğin aynasıdır.
Ama sorarlar: Hangi yüz’le?..
Yıllarca sınır geçişlerinde Türk vatandaşı olarak maruz kaldığınız çirkin ve aşağılayıcı muameleyi düşünün;. Sebebi, dönem itibarıyla devletin yönetim kademelerini işgal eden akıl, ilim ve fazilet fukarası, kalite yoksunu sözde devlet adamları değil mi? Onlar ki muhteşem bir medeniyet, adalet ve huzur iklimi bir kültürün bakiyesi, mirasçısı olmalarına rağmen; Milleti, ecdattan utanmadan ve Allah’tan korkmadan hırsız, yolsuz batıya muhtaç edip dururlar.
İşte “iltifata tabi olamayacak kadar ‘insanlık düşmanı’ marifetleri”: 
Bil’umum alım bedelleri, ücret, her nevi tahsilât ve tahakkuklara yüklenen astronomik el koymalar. Memur, işçi ve asgari ücretli kesim, kutsal emeklerinin karşılığı olan maaşlarını alırken kaynaktan vergi kesintisi yapılıyor. Sonra işbu “vergilendirilmiş kazanç” istisnasız her alım, edinim ve ödemede tekrar vergiye tabii tutuluyor. Bu, çifte standart, katlamalı, adaletsiz ve ahlâksız bir vergilendirmedir. Evrensel hukuk, hak kavramı, eşitlik ilkesi, devlet umuru ve insanlık onuruna aykırıdır, hükümet eliyle yolsuzluktur.
Eğer, yönetim unsurları insani boyut, bilgi-bilinç toplumu ve ilim irfan, vicdan sahibi kişiler, edep-hayâ, tahsil ve terbiye görmüş iseler;. Biyolojik, Sosyolojik ve felsefi kişilik ve insani kimlikleri gereği bu haksızlık, rezillik ve hükümet eliyle zulmü mutlaka önlerler; Zira bir kere vergilendirilmiş kazançtan asla bir daha vergi tarh, tahakkuk ve tahsil edilmez!
Amma lâkin!, Kimlik ve kişilik buhranı içine yuvarlanmış bir toplumda;
Beş milyon aile ve yaklaşık 25-30 milyon nüfusun yaşam kaynağı “asgari ücret”, AKP hükümetinin her söylemini, iddia ve ifadesini yalanlayacak, tekzip edecek derecede yetersiz, az, düşük ve ancak ölmeyecek kadar, ama onursuz, başı eğik, boynu bükük ve el-âleme, evlât ve aile fertlerine mahcup bir hayat sürecek kadar vicdansızlık eseri, esir ücreti misal sefil bir miktar’a mahkûm edilmek isteniyor.   
Alçaklık ve küstahlık!
Bir de, insanlık, ilim ve hâya yoksunu tipler “2012’de 19 lira zam yapacağız” diyecek kadar alçalacak, ülkenin en has ve hakiki üretim unsurları, hayat kaynakları ve dayanakları ile alenen alay edecek kadar küçülebiliyorlar ne yazık!
Bu cüret, aymazlık ve alaycı tavır, tıpkı asgari ücretle işçi çalıştıran ve fakat bütün aile fertleri utanmadan ve Allah’tan korkmadan 300 –500 (milyarlık) binlik süper lüks arabalara binen, ahlâken ve dinen tefessüh etmiş, iman fukarası din tüccarlarının istihzasını andırıyor…
Kurum (SGK) tertip ve teşekkül edeli aradan yıllar geçmesine rağmen, hâl⠓çalışanlar ve emekliler arasında” cari maaş ve ücretler itibarıyla ‘norm ve standart’ birliğini sağlamaktan aciz kalmış bir grup sözde sosyal güvenlikçi; Şimdi de, maaş, ücret ve gelirler arasındaki var olan derin uçurum dengesizlik ve gerilimi akıl, mantık, mantalite ve vicdanın dışına itecek bir ayarlama-düzenleme” sözde intibak çalışması yapıyorlar. Bu ‘insanlığa ihanet ve açıkça emek düşmanlığı’ çabasında; En eskisinden, en sonuncusuna kadar tamamı haksızlık, kanunsuzluk ve adaletsizliğe maruz emeklilerin bütünü / tamamı yerine, sadece bir kısmının hak ve hukuku ele alınıyor. Sonrakilerin mağduriyeti ise meçhule öteleniyor.
Adalet mi, atalet mi?
Hali hazır çalışanlara bakış tarzı ve yaklaşım biçimi çok garip!
O’da bambaşka bir ucube..
Öngörülen kriterler objektif ve adil olmaktan uzak, ilâve zamlar arasında rabıta yok.
En düşük hizmetli ve memurla, en yüksek arasındaki fark akıllara ziyan, tam bir ahlâki zaaf, adeta ayırma, bölme ve kayırmanın en alçakçası; Oysa aralarındaki tahsil, kıdem, ehliyet ve liyakat farkı ne ki?.. Bu kadar haksız, insafsız, adaletsiz ve merhametsiz olmak “umur-u devlet, hükümet ve hikmet” olmanın şeref ve şânı ile bağdaşmamakta!
Oysa hal ve hakikat; Hükmün adalet ile olmasını zorunlu kılar.
Peki, Adalet, hüküm, hikmet ve umur-u devlet bu işin neresinde?
Tıpkı 2b, bedelli askerlik, ötv-kdv zulmü, ayarlama tür zam politikası, enflâsyon hesap usulü ve astronomik kârlarla yılı kapatan, kapitalist bankaların milletten, hak-adalet, hukuk ve emsallerine aykırı cebren tarh, tahsil; haksız ücret ve komisyon soygunları gibi!.. Şimdilerde ise; Yabancılara Milli Emlâk satışında mütekabiliyetin kaldırılacağına dair bir “vatana ihanet” organizasyon çalışması yapıldığı duyulmakta! 
Adalet, hüküm ve hikmet yokluğu.
Bu tam bir iktidarsızlığın, yetersizlik ve yeteneksizliğin ispatı harbiyesi.Başka bir şekilde anlatacak ve yorumlayacak olursak: Suça teşvik ve iştirak..  
Bu durumu, Serendip Altındal isimli bir Gazeteci-Yazar; Makalemizin esin kaynağı DİJİTAL KİMLİK adlı makalesinde “Ekonomik, politik, bilimsel (!), sanatsal, sportif, medyatik ve dinsel, özellikle de Amerikalı Vatikan imamı aracılığı ile dinler (!) arası diyalog masalıyla yamultulmuş (!) İslam modelli; Bütün araç ve gereçleriyle taarruza kalkmış ab+abd emperyalisti var bugün karşımızda. Dünkü emperyalist kafa yine aynı kafa, güncel heriflerse aynı haramilerin yeni sürümleri...” diyor!
Kim bu zihniyet ve kişilikle vatandaşa “dijital kimlik” vermeyi kurabilir?
Önce, ‘Milli Kimlik ve kadim kişilik’ sorununu halletmek gerekmez mi?!

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
DOMATES ÇORBASI
4 kaşık un
2 kaşık margarin
1 kaşık salça
3 adet olgun kırmızı domates
İstenildiği kadar biber ve tuz
            Margarin tencerede eritilerek kızdırılarak eritilir. 4 kaşık un bu yağın üzerine dökülerek karıştırılarak un kavrularak helva kıvamında kızartılır. Kızaran unun üzerine salça ilave edilerek karıştırılır. Tencere bir ateşten alınır. Yıkanan domatesler rendeden geçirilir un ve salçanın üzerine dökülerek karıştırılır. İstenildiği kadar tuz ve kırmızıbiber konulur. Tencereye bir miktar sıcak su konularak karıştırılır ve kısık ateşin üzerine konulur tencere kaynayana kadar karıştırılır. Ateşten indirilince sıcak olarak servis yapılır.
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Rıza KOÇAK
Rıza KOÇAK Hayat Hikayesi
 AHİR YAŞIM
Elime aldım da bende kalemi
Gençlik gibi yazamıyom bir türlü
Kalmadı dizimde eski kuvvetim
Sele serpe gezemiyom bir türlü.

Gözüme indi bir sisli perde
Yanıyom mendim de düşmüşüm derde
Bulamıyom evi gezdiğim yerde
Sele serpe gezemiyom bir türlü.

Dostlarım da hiç yanıma gelmiyor
Yoklayıp da hatır gönül almıyor
Deli gönül bir kararda durmuyor
Sele serpe gezemedim bir türlü

Bende şaştım bu duruma,bu işe
Daha ne gelecek şu garip başa
Bakamaz oldum ayla güneşe
Sele serpe gezemiyom bir türlü.

Yaşlandım da akıl gitti başımdan
Kurtulmuyom gece çapkın düşümden
Korkarım ben zemherinin kışından
Sele serpe gezemiyom bir türlü

Kocadımda çıkamıyom evimden
Haberim yok gelen giden birinden
Uyanıyom sabah erken yerimden
Sele serpe gezemiyom bir türlü.

Çocukları her birisi bir yerde
ALLAH düşürmesin unutulmaz derde
Kalırmıyım acep yattığım yerde
Sele serpe gezemiyom bir türlü.

RIZA KOÇAK düşünüyor sonunu
Gezerken de konturol et yolunu
Amelince hak saklıyor kulunu
Sele serpe gezemeyom bir türlü.
20-09-2005
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Nihat İNCE
Nihat İNCE Hayat Hikayesi
ATATÜRK
Düşmanları yendin emele erdin
Bizlere güveni verdin ATATÜRK!
Bütün yenilikleri bizlere verdin
Bizlere güveni verdin ATATÜRK!
 
Nice devrimleri sen açtın
Devrimleri açtın emeline ulaştın
Bütün Türkiye’ye huzuru saçtır
Bizlere güveni verdin ATATÜRK!
 
Vatan hainlerinin başını ezdin
Huzurumuz için durmadan gezdin
Türk Milletine sen huzur verdin
Bizlere güveni verdin ATATÜRK!
 
Bizlere bayramlar hediye ettin
Korkmadan düşmanın üstüne gittin
Vatan hainlerini ülkeden attın
Bizlere güveni verdin ATATÜRK!
 
Bütün dünya ününü biliyor
NİHAT senin yolundan gidiyor
Türkiye’m seni hep alkışlıyor
Bizlere güveni verdin ATATÜRK!

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

 
 
 

Dergiye dönmek için tıklayın

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.