DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 13     SAYI 155    25 Ocak 2012

Mahmut Selim GÜRSEL BAŞKASININ ELİ İLE YILAN TUTMA
Mustafa Nevruz SINACI MÜZMİN KRİZDEN KURTULUŞ
Mesut ARTAR AHİLİK TEŞKİLATI
İsa KAYACAN ÇANAKKALE İÇİNDE AYNALI ÇARŞI
Mahmut Selim GÜRSEL ADI GÜZELLEME KENDİ YEMEK KİTABI
Mustafa Nevruz SINACI  DÖNÜŞTÜRMENİN ÖZNESİ “AÇILIM”
Suhubi Ulvi CIRIL TEL TEL
Selma GÜRSEL PATATESLİ ÇÖREK
Rıza KOÇAK DEVİR DÖNDÜ
Rıza KANDAMİR  YAYLANIN
Emine Sevinç ÖKSÜZOĞLU ZAMANSIZ
Üzeyir Lokman ÇAYCI
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
BAŞKASININ ELİ İLE YILAN TUTMA
            Bilinen ve birlikteliğe yakın olan bu Ata Sözü dünyanın kuruluşundan bu güne insan oğlunun işleri yalnız değil,birlikte yaptıklarına dair bir Atasözü olarak algılayabiliriz.
            Yalnız bu Atasözünde,birlikte yapılan önemli işlerde,yapanların bir veya birkaçının el yani yabancı olması ve bu yabancılığın da sizin gibi düşünmesi ve çalışması doğrultusunda beklentilerimizin yanlış olduğunun açık bir beyanı değil midir ?
            Acaba el olarak gördüğümüz ve birlikte iş yaptığımız kişi veya kişilerin bizleri de aynen bizim gördüğümüz gibi el görmeleri ve kendileri gibi çalışma ve düşünme boyutunda görmeleri onlar içinde normal gözükmesi gerekir.
            Birlikte iş yaparken,öncelikle ilke ve yapılacak iş veya işlemler dizisini belirleme,bu belirleme ışığında yapılacakları ivedilik sırasına koyma,en son yapılacağa doğru bir tasnife gerek gören bir dizi program ve planın yapılması gerekliliği malumdur.
            Ülkemizde bu gibi ortaklık olarak yapılan birlikteliklerin pek çoğu,eş,dost,ahbap ilişkileri ile yapılmakta olduğundan işlerin yürümemesi veya ilerlememiş de plan ve projelerin yapılmamasından ve uygulama alanlarının belirlenmemesinden meydana geldiğini görürüz. Bazı rast gelen birlikteliklerin de olması tesadüflerin ve lazımlılığın meyvesi olarak karşımıza çıksa da bunlar fazla çoğunluk olarak göremeyiz.
            Çorum’da da bazı yatırımlara ön ayak olan girişimcinin,peşinden aynı iş kolunda mantar biter gibi yeni girişimin benzerlerinin olduğunu görmekteyiz. Her ne hikmetse bu işte iş var mantığı ile yukarıdaki saydıklarımız doğrultusunda hemen yeni kurulan yapılanmanın kardeşlerinin amip bölünme gibi çoğaldığını görmekteyiz.
            Belirli birkaç yatırım ve sermaye gerektiren iş haricinde maalesef Çorum’da aynı işi yapmalarından ötürü ve Pazar bulamamalarından dolayı verdikleri çaba ve kaybettikleri sermayelerin haddi hesabı yoktur. Bazı girişimlerin de malzeme,işçilik,yapılan üretimin Çorum’da fazla tüketilmemesinden dolayı komşu il veya komşu ülke pazarlarına açılamamanın sıkıntılarını görmekteyiz.
            Bildiğiniz gibi Çorum organize sanayi bölgesi olan illerden birisi olarak atılımlarını halen tamamlamış bir il olarak görülmesi bizleri üzmektedir. Bir liderimizin dediği gibi “Bir bilene danışma” alışkanlığı edinmemiz ve buna göre davranmamız gerekli olduğunu artık düşünmemiz gerekmektedir. Danışacağımız kişi veya kurumun da konu başlığı yaptığımız Atasözü gibi “Başkasının eli ile yılan tutma” pozisyonunda olmamasına da dikkat etmemiz gerekmektedir.
 

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
MÜZMİN KRİZDEN KURTULUŞ
Dünkü makalemi okumuş olmalısınız. Sonucu bağladığım “Gözyaşlarınız dinince, siz de düşünün biraz. Yüreğiniz, Türk İnkılâbının ışık ve aşk’ına, idrakine açıksa EĞER!” sözü ne kadar anlamlı, özgün, önemli ve değerlidir bilir misiniz?
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Hayatta, en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir” ve “Türk demek: Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene” tanımlamasını içeren vecize gibi..
Bu kavramlar, vecizeler, emir, tanım, hedef ve talimatların içi boş değil!
Hepsi bir değer. Milli devletin ‘değişmez-değiştirilemez’ umdeleri.
Mürşidin irşadı açık, anlamaya ve yaşamaya çalışmak gerek!..
Hele dünya çapında bir krizin devasa dalgaları üstümüze yönelmiş iken; Daha derin düşünmek, kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretmek ve bunları adaletle, toplumun her kesimini kapsayacak biçimde uygulamak
Lozan Antlaşması ile TC Müslüman bir devlet olarak kurulmuş, esas kurucu halk (günün terminolojisi uyarı) Müslüman, Müslüman olmayanlar ise tali unsur, yani gayrimüslim biçiminde tanımlanmıştır. Millet iradesinin devlet idaresinde, tereddütsüz (mutlak) tecelligâhı “egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir” emrinin muhatabı TBMM’dir. İdare cihazı vekiller, milletin; ‘illimde kadim, ehli vukuf, fazilet ve liyakatte yüksek, seçkin, madden mutmain (maddi hırs, egoizm-bencillik ve ihtiraslarından arınmış) manen Müslüman ve dindar” insanlar (!) arasından seçilmek zorundadır. Bu, Cumhuriyet geleneğinin esasını teşkil eder.
Bahse konu dindar sözcüğü illâ Muhammedi olmak zaruretini mucip değildir. Elbette dininde samimi İseviler ve Museviler de idarede ‘vekil’ sıfatını haiz olarak seçilebilir ve yer alabilirler. Mesele dinsiz güruhun devlete sızmasını önlemektir.
Zira, Türk idare sisteminin öznesi “İNSAN” dır. İnsan, “sadece ve yalnızca iyi, namuslu, dürüst, onurlu-sorumlu ve hukuka saygılı kişiler” olarak tanımlanır. TC, insanlık onuru, adalet ahlakı ve hukuk temeli üzerine inşa edilmiş bir devlettir. Bunu idrak edemeyen gafil, cahil yahut da bedhahtır. Bunlar ‘derhal’ uygulanması lâzım gelen ilkelerdir.
Aksi takdirde enflasyon minimize edilemez. Pahalılık, yoksulluk, yalan-talan, hırsızlık ve yolsuzluk önlenemez. Kronik krizlerin önü alınamaz. Kaotik buhran ve bunalımlara “dur” denilemez. Ta ki, ‘dip dalga’ ayağa kalkar ve yeni bir milli mücadele başlayıncaya kadar.
Bilmeyenlere bildirelim. Öncelikli ve ACİL, krizden kurtulma çareleri şunlardır:
1. Halen müstahsil tarafından üretilen bir mal veya hizmet, tüketiciye fiyatı katlanarak intikal etmekte, aracı-tefeci-komisyon ve spekülatör % 300’den 3 binlere kadar haksız çıkar sağlamakta dolaylı vergiler (kdv-ötv) nihai fiyat üzerinden tahakkuk ve tahsil edilmekte; % 67’lere varan kayıt dışı nedeniyle vatandaş soyulmakta, devlet büyük oranda istismar ve suiistimal edilmektedir. Önce bunun önlenmesi, üretici-tüketici arasında vaki bütün hukuk ve ahlak dışı unsurlar derhal ‘sosyal devlet’ mucibi temizlenerek diskalifiye edilmelidir.
2. Her ne pahasına olursa olsun, milletin kanını-devletin canını emen nüfuz ticareti, yolsuzluk-görevi kötüye kullanma biçimi ‘yandaş-yoldaş’ ekonomisi nizama sokulmak; Başta fahiş fiyatlandırma, sabit ücret, rızaya muhalif mücbir kesinti gibi zoraki gasp ve irtikaplara ‘teşmil kararlarıyla’ son verilmek; Fakir-fukara yardımları, kaynak ve sarf cetvelleri itibarıyla şeffaflaştırılmak; Kişi ve kurum borçları ülkenin her tarafında mutlaka tahsil edilmek; Makam ve memuriyet saltanatına son verilmek; Özelleştirilmeler durdurulmak ve her derece-düzeyde teyakkuz derecesinde tasarruf tedbirleri alınarak adaletle uygulanmak zorundadır.
3. Ayrıca, yukarıdaki ilkeler dâhilinde gelir adaletsizliği önlenmeli.. 3000 YTL üstü maaşlar ile fiyatlar dondurulmalı. Haksız zamlar geri alınmalı. Bütün sektörlere ücret ve kâr haddi sınırı getirilmeli; İşten atmalar durdurulmalı, servete dayalı acil vergi reformu ile haksız edinim ve saadet zincirleri kırılmalı, kamu hastaneleri ücretsiz olmalı ve asgari ücret derhal vergi dışı bırakılarak, yürürlükte olan tüm ayrıcalık, muafiyet ve imtiyazlara son verilmelidir.
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mesut ARTAR
Mesut ARTAR Hayat Hikayesi
 AHİLİK TEŞKİLATI
Türkiye Cumhuriyeti 85 yıl önce Osmanlı'dan devir aldığı yönetimi, Osmanlı da 700 yıl önce Anadolu Selçuklu devletinden almıştı. Anadolu Selçuklu devleti de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun bir parçası olarak bu topraklarda yaklaşık bin yıl önce kurulmuştu. Görüldüğü üzere 1000 yıldır Türkler Anadolu toprakları üzerinde yaşamaktadır.
Türklerin tarihi aslında bin yıl ile sınırlı değildir. Bilinen en eski insanlık tarihine kadar uzanır. Oğuz Hanlığı, Uygur devleti, Göktürk devleti, Hun devleti M.Ö. 4000 yıldan beri, devletini ve kültürünü yaşatmaktadır. Dünyamızda bu süre içerisinde birçok devletler kurulmuş, kültürler yaşamış, bunlardan birçoğu yıkılmış ve kaybolmuşlardır. Türklerin altı binyıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli bir sebebi kültür değerlerini korumalarından ileri gelir. Bu kültür değerlerinin özü Ahilik Kültürü biçimine dönüştüğü XI. yüzyıldan sonra yeni bir anlayışla devam eder.
Tarih boyunca Türkler daima iyiyi güzeli aramışlar ve bulduklarında da tereddüt etmeden almışlardır. Türkler bu değerler ile mücehhez olarak çağın en yüksek medeniyetini kurmuşlardır. Dünyada pek çok dinler, inançlar ile karşılaşan Türkler bazılarını denemişler fakat kendilerine en uygun gelen İslam dinini kabul etmişlerdir. Bu dini seçerken hiçbir zorlama, hiçbir baskı yapılmamış kendi istekleri ile bu yüce dine geçmişlerdir.
Ahilik tüm bu değerleri kaynaştıran ve hayata geçirilmesini sağlayan bir yeniliktir. Türklerin "Rönesans”ıdır.
Ahilik anlayışı, toplumda yaşayan fertleri birbirine yaklaştırmak ve aralarında dayanışma kurulmasını sağlamaktır.
Bir toplumda birlik ve dayanışmayı sağlayan en önemli unsur müşterek değerlerin korunması ile mümkündür. Türklerin Anadolu'da bin yıldan beri varlığını sürdürmelerindeki sır Ahilik anlayışı içerisinde bu değerlere saygı göstermeleridir.
Bu anlayışa göre din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır. Bir toplumda sosyal tabakalaşma olabilir. Kimi zengin, kimi fakir olabilir; fakat ikisi arasındaki fark fazla olmamalıdır. Ahilik zenginliğe karşı değildir. Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır.
Ahilikte iş ve meslek ahlakı, kabul edilmesi mecburi kurallar haline gelmiştir. Kendinden önce başkalarını düşünmek ve kollamak, hak ettiğinden fazlasını istememek, kanaat ve tevazu ölçüleri içerisinde "hırs" ve "tamah”tan uzaklaşmak, kendi yeteneğine uygun bir işle meşgul olmak, sanatını mutlaka bir 3 üst addan öğrenmek ve birliğin, beraberliğin korunması için dayanışma içerisinde bulunmak ahiliğin mutlaka uyulması şart olan ahlak kaideleridir. Bu kaideler, Ahileri tekke ve türbelerde çöreklenerek, el açıp halkın kutsal duygularını sömürerek onların sırtından bedava geçinen asalak zümrelerden ayıran farklardır. Ahiler yeniliğe açık insanlar olup, halka sanat, meslek ve genel bilgiler öğretmek için var güçleriyle çalışırlar. Bu bakımdan Ahiliğin eğitimcilere ışık tutacak önemli özellikleri vardır.
Ahilik sisteminde, işyerinde çalışanlar ile çalıştıranlar arasında pek fark olmadığı gibi aralarında baba-oğul ilişkileri vardır. İşyeri aynı zamanda sanatın ve ahlakın öğretildiği bir okuldur. Burada üretilen mal, belli bir ihtiyacı karşılayacak şekilde kusursuz ve tam olarak üretilir. Emeğin karşılığı çalışanının alın teri kurumadan ödenir. İşyerlerinde çalışan ve çalıştıranlar dayanışma içerisindedir. Bu uygulama emek ve sermaye'nin barışık olduğu bir model oluşturur.
Ahilik düşüncesinin kurduğu Ahi Birlikleri'ni batıdaki ve doğudaki benzer teşkilatlardan ayıran özellik, din adamlarının da devlet adamlarının da Ahiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun sonucu olarak Ahilik sivil toplum kuruluşlarının en eski bir modelidir.
Ahiler, daima toplum yararına hizmet yapmışlardır. 2000'li yılları yaşadığımız şu günlerde, Ahiliğin ahlak ve çalışmaya ait prensipleri kısaca Ahilik felsefesi, dünyamızda ilerleyen toplumların modeli olacaktır. Bu görüş bir kehanet değildir.
Bugün nasıl ki kalkınmış birçok ülkede Ahilik prensiplerinin izlerini görüyorsak, yarın da ilerlemiş toplumların yükselmesinde Ahilik ilkelerinin, önemli rol oynadığı görülecektir.
Ama artık hepimiz anlıyoruz ki, Kral çıplak Kral Çıplak' günümüze kadar ulaşmış eski bir masalın adı. Buna göre, çevresi yardakçılarla dolu bir kral, güya sadece akıllıların görebildiği, akıllı olmayanların asla fark edemedikleri bir elbise giyerek törene katılır.
Herkes kralın üstündeki hayali elbisenin ne kadar güzel desenleri, renkleri, dikişleri olduğunu konuşurken bir çocuk gerçeği haykırır: "Kral çıplak!"
Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri her seçim zamanı milletvekili adayları binbir seçim vaadinde bulunur en aleni haksızlığı, adaletsizliği karşısında bile onlara toz kondurulamaz bu vaatler hep Ankara’ya gidene kadardır,
Sonra vatandaşın gözünün içine baka baka sizlere bu kadar şunları şunları yaptık derler acaba biz vatandaş olarak kralın terzilerinin gözüyle bakamadığımızı ima ederler.
Şehrimizin tüm yolları yeniden asfaltlandı, çeviz büyüklüğünde dahi bir çukur bulmak mümkün değilken, en ücra ara sokaklarımızın, kaldırımları, tratuvarları, parklarımız tertemiz, parklarda bulunan oyun grupları pırıl pırıl, çevre yolunda yapılan kavşaklar 100 m koşucusu hızıyla yapılıyor da acaba biz mi göremiyoruz. Şehrimizde oto park sorunu, sokak ve caddelerimizin keşmekeş olmadığını, parklarımızın, mesire yerlerimizin en ücra köşedeki parklarımızın keneyle mücadele edildiğini, Obruk Barajının faaliyete geçtiğini mi göremiyoruz.
Yok ama gördüklerimizde var yıllardır Arap saçına dönen Çorum -Samsun -Çorum-Ankara yol yapımı, Merzifon Hava alanının sivil trafiğe açılma çalışmaları, Hitit Üniversitemiz ne hikmetse bunları görebiliyoruz.
Değerli Vekiller, Sizden beklenenler aslında çok bir şey değil...
1) Onurlu dürüst ve saygılı(yani burnunuz büyümesin başınızı öne eğecek işler yapmayın adil olun şahsi menfaatiniz peşinde koşmayın)
2)Ülkemizin yöremizin ve insanımızın menfaatleri için proje üretin çalışın ve gerçekleştirin
3)Kimseyi satmayın Değişmeyin ve Parti değiştirmeyin Ta ki atılana kadar..Unutma ki seni seçen benim...(Değiştim diyen soldan sağa sağdan sola gidiyor.Biz değiştiysek zaten oyumuzu ona göre bir partiye veriyoruz.
4)Trafik kazalarını minimuma indirecek ve ticareti geliştirecek en önemli etken olan çift şeritli yolları Çorum`un tüm ilçelerinde görmek istiyoruz
5)Çorum`a yatırım yapabilecek insanları bir araya getirerek bir güç bir sinerji yaratın.Öncelik hangi işlerde olmalı fizibilite yapın yaptırın.Yol gösterin ışık tutun. Ve uzatmaya gerek yok Bağımsızlık özgürlük demokrasi Atatürk ilke ve İnkılapları sana ışık tutsun. Bunları yaparsan yapmaya çalışırsan çabalarsan Allah yolunu açık etsin.
Sadece daha iyi koşullarda insanca ve kardeşçe şehrimizde yaşamaktan söz ediyoruz.
Evet, doğrulara yaklaşımınızda ne teslimiyetçi ne de boş slogancı olmanıza gerek yok. Ama artık hepimiz anlıyoruz ki, Kral çıplak!
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
 ÇANAKKALE İÇİNDE AYNALI ÇARŞI
Ruhlarımızın şelalesi, çağlayanı “Çanakkale Türküsü”:
Çanakkale içinde aynalı çarşı,
Ana ben gidiyom, düşmana karşı.
Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni.
Çanakkale içinde bir kırık testi,
Analar, babalar umudu kesti.
Duygularımızın karıştığı, duygularımızın buruklaştığı, gözlerimizin, gönüllerimizin yaşlarla dolduğu mısralar, mısralar bütünlüğü. Mübarek toprakları bünyesinde barındıran Çanakkale!
Çanakkale içinde, Truva ve şehitliklerin gezilişi sırasındaki anlatılanlarla görülenler karşısında duyguların doruğa ulaşması, bir anlamda geçmişin içinde yaşamak herkes için anlam zenginliği ve sahip olunması gerekenlerin başında yer alışının gösterge zirvesiydi.
İngilizlerin, Fransızların, Anzak’ların vd. Mezarlıkların düzeni, 1986 yılında üç gün süreyle inceleme fırsatı bulduğum, Çanakkale şehitlerinin ruhlarıyla bizleri selamlayışları için yapılan düzenlemeler 2000’li yıllardan sonra daha belirginleşmiş, güzelleşmiş.
Şehitlerin anıt bölümünde kalın cam zeminler üzerine illeri, ilçeleri, öteki yerleşim birimleri olarak zeminlere aktarılmalarındaki düzenleme güzelliğiyle karışlaşmak beni sevindirdi. Şehitlerimizin yaşları genelde 19-26 yaş arası. Çoğunluğu 20 yaş olarak görünüyor. Bunlardan bazılarıyla ilgili bilgilere bakalım:
- Aydın Çine, Gazioğlu Niyazi, 24 yaşında,
- Aydın Germencik, Cezmioğlu Osman, 20 yaşında,
- Burdur-Yeşilova, Niyazioğlu Ramazan, 20 yaşında,
- Burdur-Bucak, Niyazioğlu Rüştü 22 yaşında
- Burdur-ağlasun, Cezmioğlu Tevfik, 19 yaşında,
- Isparta-Sütçüler, Eminoğlu Ayvaz 23 yaşında
- Isparta-Gelendost, Alioğlu Hürrem 20 yaşında,
- Isparta-Atabey, Muharremoğlu Arif, 21 yaşında.
Ruhları şad, mekanları Cennettir İnşallah.

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
 ADI GÜZELLEME KENDİ YEMEK KİTABI
            Aşık Edebiyatında; doğayı, yöreyi, kişiyi, hayvanı veya bir aracı övmek ve güzelliğini anlatmak amacı ile söylenen “LİRİK ŞİİRE” ‘GÜZELLEME denilir.
            Geçimini saz çalarak sağlayan ve gezdiği yerlerde konuk edilen saz şairlerinin gördüğü ikram ve hürmet karşısında hane sahibini kendisini dinleyenler karşı hane sahibini ve o mahalli öven ve güzelliğini anlatan “KOŞMA” biçiminde şiirlerdir. Divan Şiirinde de güzellemenin karşılığı ise “METHİYE”DİR.
            Ayrıca gü­zelleme, koşmanın konusuna göre aldığı adlardan biri sayılır.
      Genç kız ve gelinler için söylenen güzellemelerde onların cilve­sinden; ağız, diş, yüz, kaş, göz ve saç güzelliğinden; boylarının uzunluğundan söz edilir.
Doğa güzellemelerinde dere, pınar, çiçek, dağ ve ağaçlarla ilgili izlenimlere, övgülere yer verilir. Âşığın bu varlıklardan yola çıkarak kendi sorunlarını dile getirme­si, sevgilisinden ya da felekten yakınması güzellemelerde sık rastlanan özelliklerden­dir.
Gezginci âşıkların sıla özlemini dile getiren şiirleri de güzelleme sayılır.
Bazen bir güzellemede birkaç konunun birlikte ve karışık olarak anlatıldığı da olur. Azerbay­can ve Doğu Anadolu'da yetişen bazı âşıklar güzelleme dörtlüklerinin arasına bağlantı sözleri eklerler. Bu bağlantı sözleri yerine, güzellemenin konusuna uygun ba­yanların yerleştirildiği de olur. Güzelleme­ler, saz eşliğinde ve konuya göre oynak ya da hüzünlü makamlarla söylenir.Âşık edebiyatında güzelleme söyleyen pek çok âşık vardır.
Başta Karacaoğlan olmak üzere Türkmen âşıklarının birçoğu güzellemeleriyle ünlüdür.          
Güzelleme Örneği:
Nasıl vasfedeyim güzelim seni 
Rumeli Bosna'yı değer gözlerin 
Dünyaya gelmemiş eşin akranın 
İzmir'i Konya'yı değer gözlerin 

Kimsede görmedim sendeki nazı 
Tunus Tırablus Mısır Hicaz'ı 
Kars'ı Kağızman'ı Acem Şiraz'ı 
Girid'i Yanya'yı değer gözlerin 

Yüzünde görünür Yusuf nişanı 
Yüzünü görenler çeker efganı 
Büsbütün Gürcistan Erzurum Van'ı 
Belh-i Buhaça'yı değer gözlerin 
Ruhsatı'm eyledim senin de mehdin 
Al yanaktan bir buse ver himmetin 
Yüzbin saraf gelse bilmez kiymetin 
Âhirî dünyaya değer gözlerin
 
           Çorum Valiliğinin hazırlattığı “ÇORUM MUTFAĞINA GÜZELLEME” Edebiyat ile mutfak ilişkilendirilmesi ve bu başlık ile yayınlanan kitabın 12. sayfasında bu konu hakkında ne kadar bilgili olduğunu “Tüm zenginliğini karşın şimdiye dek kendisini pek göstermemiş Çorum mutfak kültürünün tanıtımı amacıyla” diyerek yayınlanmış çalışmaları görmemezlikten gelmiştir. Bu serzenişim kendi yayınevimi için değildir. Bu çalışma için beni de davet etmişler ben kabul etmeyerek eşimin çalışmalarından ve yayınladığımız sitelerde bulunan resim ve alıntı yapılmamasını bana gönderilen yazıda çalışacaklara bizzat e-posta ile yazdım.  Bu tiüabı yayınlayan Metro Yayınları’ndan çıkan ‘Hitit Mutfağı’ isimli kitap ile basılmış adı geçen bu kitabın 148-149 kaynakçalarda da gelenek ve göreneklerde bahsedilen ve Çorum Valiliğinin İl Yıllıkları, Başka yayınevlerinin şahısların da araştırmaları yayınladığı göz ardı edilmiştir.
 
Çorum Güzellemesi ismiyle müsemma kitapta her ne hikmetse Çorum Tarihinde ve topraklarında Devlet, kavim ve milletlerin sadece “Hititlerin” alınması da Çorum’un Hititlerden sonra başka devlet kurulmamış ve başka devlet yaşamamış gibi lanse edilmiştir.
Kitabın 19. sayfasından sonra gelen 22-23-26-27-30-31. sayfalarında Hititlerden bahsedilmiş sadece bu yazının içerisinde 19 sayfanın 1. paragrafında Balık, ekmek, besin ve “şimdi sen ekmek yiyeceksin ve su içeceksin” kullanılmıştır.
Bu kitabı yayınlayan ve  “Yayınları’nın ikinci kitabı olan “Deneysel Bir Arkeoloji Çalışması Olarak Hitit Mutfağı” kitabının” gerçi görmedim fakat kitap için yazılan :
“Çivi yazılı tabletlerde geçen yemek adlarından ve pişirme tekniklerinden yola çıkılarak o döneme ait muhtemel yemeklerin neler olabileceği ortaya konulmaya çalışılmış.” Bilgilere de yer verilmemiştir.
            Bu kitabın: 34-35-38-3940-41 sayfalarında hiç yemekle ilgili bir bilgi bulunmamaktadır
            Bu kitabın: 44-45 48 ve 49 sayfalarında yemekle ilgili yazı bulunmaktadır. Ve İskilip ziyaretinden ve oraya gidenlerden bahsedilmektedir.
Bu kitabın:52-53-54-55 yemekle ilgili yazı vardır.
Bu kitabın: 56-83 sayfaları yemek pişirme alet ve edevatları ile yemek isimleri alfabetik dizinde verilmiştir.
Bu kitabın: 86-87-90-9194-9598-99102-13104-105106-107-108-109110-111-112-113-116-117-120 Mutfak ve yemeği ilgilendirmektedir
Bu kitabın: 121-122-123-124- sayfalar ise gelenek ve göreneklerle ilgili bilgileri kapsar.
Bu kitabın: 125-128-129-130 Bu kitaba alınması için gerekçe “Evlenme Töreni” bölümünde verilen yemekle ilişkilendirilmiş olsa gerek! 131-132-133-134-135-136-137140-141142-143146-147 Gelenek ve göreneklerde bilgiler aktarılmış.
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
 DÖNÜŞTÜRMENİN ÖZNESİ “AÇILIM”
            Adalet ahlâkının kurumlaştığı hukuk devletleri, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, Türk inkılâbı ve Atatürk ilkeleri’nde “mutlak dürüstlük, namuskârlık ve şeffaflık” hükümettir.
Hatta 1950-60 dönemlerinde bundan daha da fazlası olur. Öyle ki; ülkede gündem belirleyen unsurlar, sıradan vatandaşlar, parti üyeleri ve delegelerdir. Devlet tıpkı Atatürk’ün yaptığı gibi halkla birlikte idare olunur. 
            Düzenli aidat ödeyen, ilkeli, onurlu ve sorumlu parti üyeleri baskıya maruz kalmadan “özgür iradeleriyle” delege seçerler; ülke, halk ve parti sorunlarını alenen dile getirir, gidişatı sorgular, (iktidar iseler) başbakan, bakan ve memurları eleştirir, tavan-taban arasında köprü görevi görürlerdi. Lâkin delege olmak zor işti. Siyasette kıdem, ehliyet, bilgi, birikim, cesaret, yüksek ahlâk, lekesiz sicil, beka ve basiret (ileri görüş) gerektirirdi.
            “O” zamanlar, parti sahipleri, din tüccarları, Misyon tacirleri, siyaset şirketleri, ülkeyi (babalar gibi) pazarlayan (organize suç örgütü) kirli, karanlık sultalar, dikta ve cuntalar yoktu.
            SONRA “DEMOKRASİYE” TUZAK
1946 ‘açık oy, gizli sayım’ utancı, rezalet ve halk düşmanlığı ile demokrasi ve hukuk cinayetinden sanık halk partisi zihniyeti 1950, 54 ve 58’de uğradığı hukuk darbeleri ve sandık vurgunları sonucu milletçe sandığa gömüldü. On yıl süren kin ve kurgu uykusu için inlerine çekilerek 27 Mayıs 1960’a kadar köstebeklik ettiler. Nihayet, insan hakları, demokrasi, adalet ve hukuka karşı beslenen derin nefret, kin; İktidar hırsı, ihtiras ve tahammülsüzlük, tefrika, haset ve kıskançlık o menfur kalkışmayı ‘ihanet, isyan ve başkaldırıyı’ tetikledi.
DIŞGÜDÜMLÜ ATILIM VE AÇILIM
Bu zalim başkaldırı, dış güdümlü, kirli-karanlık, hain tuzak; Türk adalet ve hukukunun ebedi utancı, ihanete meşruiyet fetvası verilen ve ”buraya tıkan irade böyle istiyor” denilen  yassı ada engizisyon mahkemeleri .. Kin, kan, intikam, dayatma senaryolar, idam ve katliam.
11 Kasım 1938, saat 9’u 5 geçe ‘karşıdevrim’ kansız gerçekleşti..
27 Mayıs kin, kıyım, kırılma ve bir çökertmedir. Atatürk anayasası ilga, “Milli devlet” ilkesine son!.. İsmet, gizli Lozan taahhütleri gereği 1944’de başladığı milli devlet ve yükselen değerleri yok etme projesin kaldığı yerden (1950) alıp, tekrar uygulamaya koydu.
            Süreçte partiler yozlaştırıldı. Demokrasi, adalet ve hukuk karşıtı kurumlar oluşturuldu. İlkeler ve yükselen değerler çürütüldü. Koza-kriptolara politik-ACI ve asker olma yolu açıldı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve sairi ile cunta-sulta ve dikta’lar birlikte pekiştiler. Tıpkı, ‘Türk demek: Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe yaşamaktır, ne mutlu Türküm diyene’ vecizesinin öznesi ilga edilerek sadece; (domuzdan dönme ve devşirme güruhunun tahammül edemediği)  “Ne mutlu Türk’üm diyene” bölümü kalabilmiş,  orijinali “Egemenlik kayıtsız ve şartsız Türk Milletinindir” sözünden de “Türk” kelimesi kaldırılarak hükümsüz kılınmıştır..
            NEREDEN, NEREYE
            27 Mayıs’tan buyana bütünüyle yapay, sahte ve sanal olarak tek merkezden sağ-sol, alevi-Sünni, milliyetçi-sosyalist (enternasyonal) dinli-dinsiz gibi ‘parçala, böl, yönet’ yol ve yöntemleri amansız bir düşmanlıkla kurgulandı ve uygulandı. Sonuçta bu art niyet ve kasıt’a dayalı bozulum, psikolojik-sosyokültürel ve biyolojik savaş, dezenformasyon, husumet ve Türk-Türkiye düşmanlığı (anarşi, terör, tedhiş, trafik, deprem, afet, kriz, bunalım, buhran) gibi nedenlerle elli yılda 500 bine yakın insanımız telef edildi.
            Yerli sulta, cunta ve dış müttefikleri’nce (Bak: Ergenekon idd.) oluşturulan cinayet şebekeleri ve terör-tedhiş örgütleri ile mücadele, devlette yaklaşık “1 trilyon” dolara patladı. Medya-mafya-siyaset üçgeninde “Rüşvet-yolsuzluk, dolandırıcılık, kaçakçılık, gasp çeteleri” devlet ve halktan yaklaşık “2 trilyon dolar” hortumladı. Böylece, ihanet açılımlarının devlete maliyeti yaklaşık 3 trilyon doları buldu. (Bak: Hayali İhracat, Susurluk vb. dosyaları)
 
 
 

 

 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Suhubi Ulvi CIRUL
Suhubi Ulvi CIRIL Hayat Hikayesi
 TEL  TEL  YAPIMI
            Çorum`a özgü, soğuk kış geceleri eğlenmek amacıyla yapılan bir şekerleme türü olan TEL  TEL, havaların iyice soğuduğu kış gecelerinde, akraba, eş dost veya konu komşu bir araya gelerek yaptıkları, fakat yapılışı zor olmasına rağmen, sonrası eğlenceli geleneklerimizdendir.
O anda evde bulunan insanlara yetecek miktarda hazırlanılmak üzere, toz şeker, çok az limontuzu ve su, şerbet olup köpürünceye kadar kaynatılır, kaynatılan şerbet tepsiye dökülür, tepsi içindeki şerbetin soğuması için kar üzerine bırakılır ve takip edilir.  Soğutulmak üzere tepsinin dışarıya bırakılmasıyla birlikte dikkat edilmezse  ilk  şakalaşma ve eğlence de başlar. Tel Tel yapıldığını öğrenen komşular şaka amacıyla, kar üzerine soğutulmaya bırakılan tepsideki şeker ağdası soğumadan, eriyik halde iken ipin ucuna takılan bir çengel, ağdanın içine atılıp soğuyunca çekilir ve tepsiyi evine götürür. Ağdayı hazırlayan ev bekleye dursun tepsiyi götüren ev Tel Teli hazırlar ve tepsisini aldığı ev halkını evine davet eder, eğlence diğer evde devam eder. Tepsi başkaları tarafından götürülmeden eve soğumuş halde getirilmişse, tepsi içindeki şeker ağdası rulo biçiminde sarılır, ilk önce iki kişi tarafından 18-21 kere sıkılarak inceltilip uzatılır, katlanır inceltilip uzatılır halka yapılır sıkılarak halka çevrilir, ağda beyazlayıncaya kadar çevirme işi devam eder.
Beyazlayan ağda halkası, kokulu olması için toz haldeki leblebi unu karıştırılmış kavrulmuş un serilmiş tepsiye yerleştirilir, tepsinin etrafına kaç kişi sığarsa oturulur. Ağda halkası, tepsinin içinden dışına yarım tur dışa ve soldan sağa her iki yönde uyum içinde çevrilerek halka uzadığında yine katlanarak tepsiye yerleştirilir, ağda halkası tel tel ayrılıncaya kadar  çevirme işlemi devam eder.
Yapılmış olan tel tel, avuç içi büyüklüğünde kopartılarak orada bulunanlara ikram edilir, çocuklar arasında çeşitli şekillerde tel tel yeme yarışmaları düzenlenir, örneğin tel tel yenirken tosyaa denilerek tel tel üzerindeki unun genze kaçmasıyla boğaz tahriş olur öksürülür, diğer bir eğlence, yarışmaya katılan çocuklar ellerini arkada tutarak yerdeki tabaktan, tel teli en hızlı yeme yarışı yaparken yüzleri şeker ve un olur, yine undan boğazları tahriş olur suu diye yardım isterler, gece böylece eğlenerek devam eder.
Bu tür eğlencelerle, uzun kış geceleri eş dost ve çocuklarla birlikte hem eğlenilir hem de kültürler gelecek nesillere aktarılır. 10 kişilik tel tel için gerekli malzeme: 3 kg. Toz şeker  3 litre su  1 fındık büyüklüğü limon tuzu  2-3 kg. kavrulmuş un              10-Ocak -2011
 
 
 

 

  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
PATATESLİ ÇÖREK
1 kilo un
4 adet haşlanmış patates
Kibrit büyüklüğünde yaş maya
Bir miktar tuz
Yettiği kadar ılık su
Bir fincan kadar susan
Bir adet yumurta
Bir çay bardağı yoğurt
Bir miktar katı yağ
2 yemek kaşığı sıvı yağ
Önce patatesler haşlanır.
Patatesler soğuyunca rendelenir.
Hamur leğenine konulan una istenildiği kadar tuz ilave edilir.
Rendelenmiş patates içine yaş maya konularak ılık su ile kulak memesinden cıvık olarak yoğrulur. Yoğrulan hamurun mayası gelmesi için hamur leğeninde bekletilir. Masası gelen hamur tepsiye dökülerek birazda tepside bekletilir. Hamurun pişireceği tepsi yağlanır. Bir tutam un serpilerek tepsiye yapışması önlenir.
Tepside çöreğin iyice mayası gelince; üzerine sürmek için bir çay bardağı yoğurt, 1 yumurta 2 kaşık sıvı yağ bir kapta karıştırılarak hamurun yüzüne sürülür, üzerine susamı ekilerek kızgın fırına sürülür.
Çörek pişince fırından çıkartılan tepsinin üzerine çok az miktar su serpilerek tepsinin üzerine kâğıt örtülür.
Çörek soğuyunca servis yapılır  

 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Rıza KOÇAK
Rıza KOÇAK Hayat Hikayesi
DEVİR DÖNDÜ
Beyler ! Devir döndü,zaman bozuldu.
İşte şöyle,böyle günler geliyor
İnsan oğlu ibadetten soğudu
Fehlimize göre yıllar geliyor.

İnsanı azdırdı iplisi,ası
Ortalığa düştü benlik davası
Aman kardaş uyma nefsin havası
Nefsine göre göre yıllar geliyor.

Surette adam amma,manada hayvan
Gitti isimleri kalmadı cudan
Nefsinin peşine düşme ey Adem
Nefsimize göre yıllar geliyor

Arazi üstünde betonlar doldu
Kat kat üstünde evleri kondu
Komşudan komşuya varılmaz oldu
Fehlimize göre yıllar geliyor

Komşu olan bir birini bilmiyor
Hasta olsan garip halin sormuyor
Bencileyin yüzleri de gülmüyor
Nefsimize göre yıllar geliyor

Küçük büyüğünü tanımaz oldu
Yurduma bütünde çakallar doldu
Evlat babasını tanımaz oldu
Nefsimize göre yıllar geliyor

KOÇAĞIN gönlünde yaz oldu kışlar
Nefsimize göre oldu bu işler
Aman gafil kalman sizde kardaşlar
Silip süpürmeye,seller geliyor
16.10.2005
 
 
 

 

 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Rıza KANDEMİR
Rıza KANDEMİR Hayat Hikayesi
YAYLANIN
O koca kartalın karı erise,
Buzlu sular kuru çaydan yürüse
Gün doğup başından duman arılsa
Yolu çamur geçit vermez yaylanın.

Bahar gelip kızlar yola düzülse
Çadır yeri birer birer kazılsa
Oba gelip sıra sıra düzülse
Bir zaman söylenir göçü yaylanın

Çam dalına örü yayık kurulsa,
Ak ekmeğe tereyağı dürülse
Yoğurtlar yapılsa, kaymak serilse
Goynunda kuzusu sürü yaylanın.

Sarı çiçek, mor menekşe açarsa,
Arı bal aşkıyla kıra uçarsa
Hopallar çırpınır keklik uçarsa
Ninni söyler gayri kuşu yaylanın.

Büyük oluk gürül gürül akarsa
Madımak yeşerip mantarlar çıkarsa
Gonca gül açılır kekik kokarsa
KUL RIZA yolcusu olur yaylanın
 
 
 
 

 

 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Emine Sevinç ÖKSÜZOĞLU
Emine Sevinç ÖKSÜZOĞLU Hayat Hikayesi
ZAMANSIZ
Aykırı şiirin ilk satırındayım henüz
İsmin dilimde titriyor daha söylenmeden
Bedenimi örseleyen aşk tutmuş dilimi
Söyletmiyor söylenmesi gerekeni nedense
Ve sen susuyorsun böyle zamansız
Yaşanmamış hüzünler ısmarladım gözlerime
Uzaklardan bir sıla ezgisi doluyor yüreğime
Yüreğimin üşüdüğü zamanlarda geliyorsun düşlerime
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni delice
Ve sen gülüyorsun böyle zamansız
Gözlerinden gözlerime taşıyor zamansızlığım
Uçarı bir kuş tadında çeviriyorum yönümü rüzgâra
Tatlı bir esinti eşliğinde yarım yamalak mırıldanıyorum
“Seni seviyorum seni seviyorum”
Ve sen gidiyorsun böyle zamansız
Çoban yıldızlarından yakamozlar yapıyorum senin için
Aynaya her baktığımda kendimle yüzleşiyorum
Mazimden ne kalmışsa düne dair bir kez daha anıyorum
Yavaş yavaş siliniyor siluetin gözlerimden
Ve ben ölüyorum böyle zamansız
19. 07. 2007 / ANKARA
 
 

 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Dergiye dönmek için tıklayın

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.