DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 13     SAYI 157    25 Mart 2012

Mahmut Selim GÜRSEL YENİ İCAT (BİD’AT) KUTLU DOĞUM HAFTASI
Mustafa Nevruz SINACI TÜRK MİLLETİ LİDERİNİ ARIYOR!...
Mustafa TURAN ZIKKIMIN KÖKÜNÜ İÇ
Atilla ALPAY SEVGİLİLER GÜNÜYDÜ
İsa KAYACAN DR. FARUK FAİK KÖPRÜLܒNÜN “CANIM KERKÜK”Ü
Selma GÜRSEL BARBUNYA FASULYESİ
Muhsin AKTAŞ ANADOLU’M
Ahmet CANBABA HORTUMCU
Paşa ÇETEN HİCRET
Üzeyir Lokman ÇAYCI
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YENİ İCAT (BİD’AT) KUTLU DOĞUM HAFTASI
            Peygamber Efendimiz S.A.V. Efendimizin doğduğu gün kaynaklarda “FİL YILI” denilen yılı Rebiü’l-evvel on ikinci günü dünyaya geldi.
Bu yıl 2013 yılında Rebiü’l-evvel on ikinci günü yani Mevlid Kandili 23 Ocak’ı 24 Ocak’a bağlanan gece kutladık. Mevlid Kandili de yeni icat (Bid’ad) olan bir kutlama ve anma olaydır. Peygamber Efendimizi anmak için belirli gece ve haftalar içinde sıkıştırmak onu anmaktan çok belirli
günlere sıkıştırılmış ve sadece o günlerde anılmasını sağlamaya çalışılan diğer haftalarla eş değer tutulması Müslüman olarak benim çok zoruma gitmektedir.
Hz. Ömer zamanında Hicret'in 17. yılında alınan bir kararla kabul edilmiştir. Hicret'in olduğu sene birinci sene olarak alınarak kararlaştırılmış ve Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicret’i için Hz. Ebubekir R.A. ile ayrıldığında Sefer ayının 27 idi 4 gece Sevr Mağarasında kalmışlar ve 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine'ye doğru yola çıkmışlardır. Bu nedenle Arabi aylardan 1 Muharrem'in rastladığı için Yıl Başı da 1 Muharrem olarak takvim başı olarak kabul edilmiştir.
Hicri Takvim'de aylar; Muharrem, Safer, Rerebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce şeklinde sıralanırlar. 
Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir kameri sene olur 354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir. Miladi aylarda da artık aylar mevcuttur. Bunlar 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gündür.
Kısaca incelediğimiz Miladi aylardan sonra Peygamber Efendimizin vefatından uzunca bir süre sonra Mevlid Kandili icat edildi (Bid’at)
Mevlit Yeni İcat Badat’ının bilinen tarihi süreci söyle sıralayabiliriz: Mevlid Peygamberimiz S.A.V. Efendimizde üç dört asır sonra icat (Bid’at)  edilen Müslümanlara iyi bid’at olarak tanıtıldı.
Sünnî Müslümanlarda ilk mevlit merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. 
Mevlit;  Merasim olarak ilk defa, Mısır'da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi.
Osmanlılar tarafından mevlit, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi.
1989 Tarihinde Yeni İcat (Bid’at) Türkiye Diyanet İşleri tarafından “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.
            Mevlid Kandili ve Kutlu Doğum Haftası insanları sonradan BİD’AT yani icat ettikleri günlerden birisidir.
            Peygamber Efendimiz S.A.V. Müslüman Dini için gönderilmiş olduğu ve kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir.
Kur’an-ı Kerim de Allah C.C. Neygam Efendimiz S.E.V. için:
Sebe, ayet: ayet:  28 Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.
Enbiya Suresi ayet: 107. (Resulüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik. 
Kur’an- Kerim Hakkında Allah C.C. :
Enbiya Suresi ayet: 10. And olsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız? 
En'am Suresi, 38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.   
Peygamberimize hitaben Allah C.C. :
Necm Suresi ayet: 3 -4 Resulüm de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Demektedir. Ayrıca yeni icat için de  
Haşir Suresi, ayet: 7 Peygamber size ne verirse onu alın. Size neyi yasak etti ise, ondan uzak durun.
En’am Suresi ayet: 153. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti. 
Peygamber Efendimiz S.A.V.  Ayrım yapmadan her BİD’AT sapıklıktır. Demektedir.
Düşman yağma etmek için sabah ve akşam geliyor, kendinizi koruyunuz.  Şehadet parmağıyla orta parmağını birbirine yaklaştırarak şöyle buyurdu: Ben Peygamber olarak gönderildim, kıyametle aranız işte şu iki parmak gibi yakındır. Vâcib olanı yerine getirdikten sonra şunu bildiririm ki Sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabıdır, en hayırlı hidayet, Hz. Muhammed'in hidayetidir. Dinde olmayan şeylerin en kötü olanlara sonraları çıkarılan şeylerdir, her BİD’AT sapıklıktır.
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan Kur'ân-ı Ker'im ve bir de şu sahifede olandan başka bir şey yazmadık.. (Bu sahifede bulunana gelince,) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurmuştu ki:     "Medine Ayr dağı ile Sevr dağı arasında kalan hudud içerisinde haramdır. Kim orada bir bid'atte bulunur veya bid'atçiyi himaye ederse, Allah, melekler ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah onun ne farz, ne nafile hiçbir hayrını kabul etmesin. Müslümanların garantisinde ihanet ederse, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerine olsun. Onun (Kıyamet günü) ne farz ve ne nafile hiçbir hayrı kabul edilmez."  Buhari, Fezailu'l-Medine 1, Cizye 10, 17, Feraiz 21, İ'tisam 5; Müslim, Hacc 467, (1370); Ebu Davud, Menasik 99, (2034, 2035), Tirmizi, Vela ve'l-Hibe 3, (2128). Bu rivayetin metni Sahiheyn'e uygundur.Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hutbe verdi mi gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı. Sanki bir orduya "Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!'' diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkâlade ciddi bir eda ile):    "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zaman da peygamber gönderildim '' der ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterir, sözlerine şöyle devam ederdi:  "Emmâ bâd! Bilesiniz, sözlerin en hayırlısı Kitabullah'tır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi de sonradan ihdâs edilenlerdir. Her bid'at dalâlettir." Ayrıca şunları da söyledi:    "Ben her mü'mine kendi nefsinden daha yakınım. Nitekim, kim bir mal bırakırsa bu ailesi içindir. Kim bir borç veya (bakıma muhtaç) horanta bırakırsa bu bana aittir ve benim üzerimedir."  Müslim, Cum'a 43, (867); Nesâî, İydeyn 22, (3, 188, 189).
İbnu Abdillah İbnu Muğaffel (rahimehullah) anlatıyor: "Ben (namazda) bismillâhirrahmânirrahîm'i okumuştum. Babam işitti. Bana: "Oğulcuğum, (bu yaptığın) bir bid'attir. Bid'atten sakın!" dedi. Ben Resülullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın ashâbından her kimle karşılaştı isem, hepsinin de bid'atten nefret ettiği kadar bir başka şeyden nefret etmediğini gördüm. Babam sözlerine şöyle devam etmişti:    "Ben Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'Ia, Hz. Ebu Bekr'le, Hz. Ömer'le, Hz. Osmanla (radıyallâhu anhüm) namaz kıldım. Onlardan hiç birinin bunu (besmelenin okunacağını) okuduklarını işitmedim. Onu sen de okuma. Sadece "Elhamdülillahi rabbi'l-âlemîn" de." Tirmizî, Salât 180, (244); Nesâî, İftitah 22, (2,135).
Ebü Dâvud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Ben İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)'le beraber idim, bir adam öğle veya ikindi namazında tesvîbte bulundu. Bunun üzerine (İbnu Ömer): "Bizi (buradan) çıkar, zîra şu (yapılan tesvîb) bid'attir" dedi." Ebü Dâvud, Salât 45, (538).
Müslümansak eğer doğru bildiğimizi ve öğrendiğimizi paylaşmamız gerekir!
Abdullah İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah, bidat sahibi, bid'atını terketmedikçe, onun amelini kabul etmeyecektir.
Ebu't-Tufeyl radıyallahu anh anlatıyor: "Ali İbnu Ebi Tâlib radıyallahu anh'a bir adam gelerek:     "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sana tevdi ettiği sır nedir?" diye sormuştu. Hz. Ali buna öfkelendi ve:     "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, halka gizlediği hiçbir şeyi bana sır olarak vermedi. Şu kudar var ki, bana dört kelime söyledi!" dedi. Adam:     "Nedir onlar, söyler misin?" deyince, Hz. Ali:     "Allah'tan başkasının adına kesene Allah lânet etsin. Ebeveynine lânet edene lânet etsin. Bid'atçıyı himaye edene Allah lânet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lânet etsin!"  Müslim, Edâhî 43, (1978); Nesâî, Dahâya 34, (7, 232).

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
TÜRK MİLLETİ LİDERİNİ ARIYOR!...
Vicdanı hür, irfanı hür, düşünce, ifade ve iradesinde özgür;
Şahsiyetli, haysiyetli, yüksek ahlak ve gerçek karakter sahibi;
Her şeyden önce kim olduğunu bilen ve kendine güvenen;
Hak yolunda, millet hizmetinde: “Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti adına”, "insan hakları, adalet, hürriyet, hukuk, eşitlik ve demokrasi" mücadelesi verecek;
 
Ayrıca insanlık ideali; Özgür bilim, demokrasi, hak ve adalet ahlâkının hayat bulduğu hakiki bilincin gelişmesi uğrunda sadakat ve samimiyetle çalışacak;
Ülke, Millet ve yaşanan sorunları halletmek için çözüm ve proje üreterek; “fikren, fiilen, ilmen ve fennen” geri kalmışlık, fakirlik, yoksulluk, yolsuzluk, gericilik, yobazlık ve adaletsizlikle “tam bir azim, irade, fazilet ve kararlılıkla” mücadele edecek;
Doğruyu söyleyen, onurlu ve sorumlu, daima dik duran, adalet ve dürüstlükten asla ve kesinlikle şaşmayan, gerektiğinde bu uğurda “hak, milli hükümranlık, evrensel adalet, her derece ve düzey özgürlük, bağımsızlık, eşitlik ve hukuk için” dünyaya kafa tutan;
Türk’ün milli karakteri, manevi, tarihi ve ilmi değerlerine sahip; mukaddesatına içten saygılı; Kendini Türk kültürü, ilim, ahlâk ve medeniyeti ile “binlerce yıllık emel ve milli ideal olan” Türk Birliği’nin gelişip yükselmesine adayacak;
Tepeden tırnağa kadar (madden, manen, bedenen ve ruhen) sağlam;
Akıl, ilim, irfan, fen, iman, vicdan, basiret ve beka ile hareket eden;
Vicdanının sesini dinleyen, bilinci pusulanın ibresi gibi “asla” istikametini şaşmayan;
Yerini bilen ve onu, hakkıyla-lâyıkıyla dolduran; 
İşini bilen ve onu severek, isteyerek, ehliyet, liyakat ve sorumluluk bilinciyle yapan;
Alnının akı, gözünün nuru, aklı, ilmi ve bileğinin gücü ile çalışan, çalışmaktan asla kaçmayan, bıkmayan, yılmayan, yıkılmayan, usanmayan;
Mutlak surette ve kesinlikle helâl kazanan, kazandığı ile yetinen, fakirlikten utanmayan;
Kumar borcu, diyet borcu, namus borcu olmayan;
Hiçbir güçlük, baskı ve dayatma karşısında eğilmeyen, bükülmeyen;
İnsanlık, inanç ve ahlâk dışı bir “hayvan altı, domuzluk huyu olan” rüşvet, iltimas, ayırma, kayırma, hırsızlık, yolsuzluk ve suiistimale asla tevessül etmeyen; Eş’ine, dostuna, akraba, yoldaş ve soydaşına “devlet ve millet” malını, mesul makam, hak ve imkânını peşkeş çekmeyecek kadar iffet, onur, şahsiyet, haysiyet, erdem, feraset ve basiret sahibi;
Kardeşe, yoldaşa, yandaşa değil;
Tam bir eşitlik, sorumluluk, hakkaniyet ve adaletle millin tamamına hizmet eden;
Satılık olmayan; namuslu, dürüst, ilkeli-onurlu, sorumlu, çalışkan, demokrat, laik..,
Cesur olduğunu haykırmadan cesur olan;
Gösteriş, riya ve alâyişten uzak ‘gece-gündüz demeden’ çalışan, üreten; Milletin işçi ve memurlarını “namus, onur ve sorumlulukla çalıştıran”, "cesaret fazilet'tir" diyen;
Her daim halkla istişare eden; Ortak akıl, demokrasi, doğruluk, dürüstlük, hakikat ve adalette uzlaşma kültürünü yaşayan, az konuşmayı, çok çalışmayı ve özellikle dinlemeyi bilen;
Son kuruşuna kadar helal kazanacak, sadece kazandığını yiyecek ve yalnızca parasını ödeyebildiğini yiyip giyecek; İcabında cesaret ve kararlılıkla "hayır" demekten çekinmeyecek ve “ona gücüm yetmez" tarzında, açıkça cevap vermekten utanmayacak;
Milli ilkeler ve Türk inkılâbını tam bir sadakat, namuskârlık; Onur-erdem, sorumluluk ve dürüstlükle uygulayacak;
Daima haklı, iyi-doğru, masum ve mazlumun yanında yer alacak; “AB”yi Türkiye’den kovacak, gerektiğinde; haksızdan, yolsuzdan, hırsızdan ve mücrimlerden hesap soracak,"iyi insan, ilkeli, onurlu, sorumlu, namuslu-dürüst;
Devlet idaresinde millet iradesini hâkim kılacak;
Tam bir medeni (ilmi) cesaret, yüreklilik, inanç ve bilinçle “yeter, söz milletindir!..” diyebilecek formasyon, siyasi-insani, ilmi kalite, demokrasi ahlâkı, uzlaşma kültürü sahibi;
Umur-devletten, adam gibi bir adam varsa eğer, çıksın artık meydana!

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa TURAN
Mustafa TURAN Hayat Hikayesi
ZIKKIMIN KÖKÜNÜ İÇ
Toplumda sigara içenlerin sayısı maalesef hızla artıyor. İçme yaşı da düşüyor. Vatandaşları zararlı alışkanlıklardan korumak anayasa gereğidir. Bu amaçla alınan tedbirleri ve takibini memnuniyetle müşahede ediyoruz.   Batı dünyası bu tehlikeyi çok önceden görmüş olmalı ki, vatandaşlarını koruyacak tedbirleri de alması sonucu sigara içenlerin oranı son yıllarda gözle görülür biçimde azalmış. ABD’de sigara içenlerin III. sınıf vatandaş kabul edildiği ve sığır çobanlarıyla eşdeğer görüldüğü anlatılıyor.
Sigara insan sağlığını bozuyor ve içinde 3 binden fazla zararlı madde içeriyor. Boyu 2 metre, yaprakları da 70 cm olan tütün bitkisine, avanak otu da deniyor. Bu bitkiyi İspanyollar keşifler sırasında Amerika’dan getirmişler. Avrupa’da 1560’larda, bizde de bundan yarım asır sonra yaygınlaşmaya başlıyor. Ancak bizde, zararlı olduğundan ziyade dine aykırılığından dolayı bir asra yakın tartışılmış ve yasaklanmıştır. Hatta zaman zaman içenlere ölüm cezası dahi verilmiştir.1874 yılından sonra yurt içinde üretimi serbest bırakılmıştır. Önceleri elle sarılırken,1860 lı yıllardan itibaren makinalarda sarılmaya başlanmıştır.
Sırf sigaradan her yıl dünyada 30 milyon civarında insan hayatını kaybetmektedir. Akciğer ve gırtlak kanseri ile damar tıkanıklıklarının % 90’ı sigaradan kaynaklanıyor. Kadınların düşük yapma oranının da % 80’i yine bu yüzden oluyor. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre yanmakta olan sigara dumanında 4 binden fazla kimyasal bileşik bulunuyor. Günde bir paket sigara içenin kansere yakalanma riski % 58,1 seviyesinde görülüyor. Orman yangınlarının % 70’i bu yüzden çıkıyor. Günde bir paket sigara yerine bir kitap alsa bir insan, elli senede 20 bin kitaptan meydana gelen dev bir kütüphane oluşturabiliyor. İçilen her sigara, ömrü 11 dakika, ortalama ömrü ise 12 yıl kısaltıyor.
Daha sayfalarca sigaranın zararlarını ekonomik ve sağlık açısından açıklamak mümkündür. Öyleyse bu zıkkımı içmek için, bir insanın aklını peynir ekmekle yemesi lazım. İşin garip tarafı bu zıkkımı, bu konuda topluma örnek ve önder olmaları gereken çoğu öğretmenler ve doktorlar içiyor. Ben aslında ağzında sigara gördüğüm seviyesi ne olursa olsun her insana (kavram bulmakta zorlanıyorum ama) ibretle bakıp acıyorum. İradesine hâkim olamayan zayıf bir karakter portresi çiziyorum beynimde.  Allah akıl, fikir versin diye dua etmeyi de ihmal etmiyorum. Tüm seminer ve konferanslarımda da bir yolunu bularak parantez içinde bu zıkkımın zararlarına dikkat çekiyorum.
Bizim Fahri bu konuda daha da katı. “Sigara içen babam dahi olsa evimden ve odamdan kovarım.” sözü ona ait.
Evde salona bir pano halinde astım. “ Bu evde bir gün sigara içilir. Bir gün içilmez. Bu gün içilmeyen gündür. Sigara içmediğiniz için teşekkür ederim.” Tabi her gün bu gün olduğu için, bu kibar hatırlatma her zaman için geçerlidir. Ama neredeeeeee? Başta akrabalar bu yasağa uymuyor. Bu kez çocuklara tembih ettim. Özel kül tablalarını getirin. Edremit’ten aldığım içi yazılı ve çok manalıları var. Mesela “ZIKKIMIN KÖKÜNÜ İǔ  bunlardan biri. Ama işi pişkinliğe vurmaları insanı çıldırtıyor. Misafir oldukları için de bir şey söyleyemiyorum. Aslında ailece misafiri çok sevdiğimiz halde, Vallahi bu durumlarda acaba ne zaman gidecek diye sabırsızlanıyorum. Allah aşkına sizin süfli bir zevkiniz uğruna çoluk çocukla dolu kalabalık bir ortamın havasını bozmaya ve onları zehirlemeye ne hakkınız var?

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
SEVGİLİLER GÜNÜYDÜ 
Bu tür-sevgililer günü vb gibi- günler  ne yazık ki istilacı ve barbar Avrupa  kavimlerinin  kutladığı st.Valentin isimli bir Hıristiyan azizinin  ismine izafeten icat edilmiş ;yurdumuzda ise  İstanbul  Beyoğlunda  esnaflık yapan gayrı Müslimler tarafından  geliştirilerek  kültürümüze zorla oturtulmuştur.
Bu geleneğin ve adetin hedef kitlesi ; sayıları Irak ve Afganistan nüfusu kadar  yani 28 milyonluk dev  bir topluluk olan ve  yaşları 1-17 arası  olan  sevgili yavrularımızdır.Bu  çocuklarımızın  hayata atılıp  para kazanmalarına  henüz uzun yıllar vardır.Fakat ceplerinde  sevgililerine  belki de en pahalı hediyeyi  alacak kadar da çok paraları  her zaman bulunmaktadır.Paraları  yoksa  kredi  kartları, o da  yoksa  onları çok seven büyükbabaları ve büyükanneleri de mutlaka  ihtiyaçlarını  karşılayacaklardır.
Diğer yanda  milyonlarca  esnaf ta vitrinler süsleyip ,afişler hazırlamakta  sanki bizim böyle bir geleneğimiz varmış gibi  ve bir bayram geliyormuşçasına  çok para kazanmanın derdine düşerek böyle bir furyaya her yıl mutlaka katılmaktadırlar.
Kendilerine  sorsalar  hiçbir zaman yolunda  gitmeyen işleri  belki böyle bir gün vesilesiyle bir an olsun canlanacak ve nakit sıkıntıları gidecek ve o gün için   rahat nefes  alacaklardır.
Bazı tv kanalları mikrofonlarını  İstanbul'un  mutlu azınlığına, gayrı meşru yaşamaktan utanmayan sanatçı bozuntularına ve ahlaksız insanlarına  uzatıp saatlerce  röportaj yapacak ; kimin kime hangi haram kazançlarıyla ne marka otomobil  aldıklarını  öğrenmeye  ve bu müstesna günü (!)  nasıl kutladıklarını bilmeye çalışacaklardır.
Aziz şehrimizin de  bütün kafeteryalarında sigara dumanları içerisinde boğulmalarına  aldırmadan oturup baba  parası ve burslarını  yemeye çalışan sevgili  üniversite gençlerimiz ; karşılarındaki  sevgililerine  ilanı  aşk etmeye çalışacak ve böylece bu  mübarek günü(!) idrak etmeye  çabalıyacaklardır.
Birde  bunun tersini  düşünelim. Bizim  olmayan böyle bir gelenek yerine  hristiyan Avrupa ülkelerinin veya amerikanın bir şeker bayramını, bir hıdrellezi, bir aşura gününü, bir üç aylarımızı veya buna benzer  bizim için  kutsal ve önemli  olan bir adetimizi benimsemesi mümkün müdür  ? Hatta oraların  ahalalisi  bu vesileler ile  birbirlerine  hediyeler alsınlar, kutlasınlar veya bir şeyler yapsınlar..
Bunu  düşünmesi  bile  bize  mizahi  gelmekte  ve hemen pek çoğumuz  "olur mu  canım öyle şey" demekteyiz.Ama ne yazık ki onların adetleri  ve gelenekleri  milli kültürümüze öylesine oturmuş veya  oturtulmuş ki  tersine  bile düşünmekten aciz  hale  gelmişiz..
İnacımızda, sosyal adet ve geleneklerimizde  sevgililer  günü  diye bir şey yoktur.Türk  milletinin bildiği sevgili kavramının  muadili "Yar"dir.Ve bu aziz millet  sevmeyi de, sevgiyi de , sevgiliyi de-egoist Avrupalıdan-  çok daha iyi bilir.
Bizde mü'min hanımlar ve erkekler  önce  nişanlanırlar, sonra da evlenirler. Nikah merasimlerinden sonra İslam devletinin çekirdeği ve  temelini teşkil eden kutsal aile birliği de  böylece  kurulmuş olur.
Böyle "aradakalmış"  gayrımeşru ilişkiler bize tv dizilerimizin ve avrupanın hediyesidir.(Eski Yeşilçam filmlerindeki konular bile bugünkülerin yanında –vallahi-masum kalmaktaydı.) Bakıyorum da bizim gibi fakir  taşra muharrirlerinden ve birkaç bin basan bazı muhafazakar ceridelerinden başka buna  tavır koyan hiç kimse yok.
On bakanlık bütçesi kadar zengin ve kalabalık olan Diyanet işyeri  bir çabanın içine giremez mi; eğitim sendikaları,Müslüman  işadamları ve bizim gibi düşünen insanlar  basın bültenleri de mi yayınlayamazlar,hiç mi kimsenin söyleyecek bir sözü  yok…
Tanzimattan sonrada   biz bu filmleri görmedik  mi,yüzeli yıl süren  seferberlikler,iki milyon şehid, koca bir hilafet ve saltanat ülkesini, bir Devlet-i Ali' yi hep bu kafirlere benzeme illeti  yüzünden kaybetmedik mi ..
İki tane karanfil , bir tane  gülün  , ucuzluk pazarından  alınmış masum bir hediye'nin  ucu sefalete, zillete, perişanlığa, esarete ve  oradan da cehenneme  gider genç beyler ve  hanımlar,hatta bir kısım esnaf arkadaşlar…
Unutanlara dün Bulgar,Moskof ve Ermeni mezalimlerini bugün de,Bosnayı ; Çeçenistanı, Afganistanı,hatta hatta  acı vatandaki Solingenleri, daha yerdeki  kanları kurumamış Gazze' deki şehitleri  hatırlatırım.
Sevgililer günü  diye bir şeyi  kutlayan herkesi, üç kuruş kazanacağız diye bu kültür yozlaşmasına  çanak tutan bir kısım esnafı ve bize karşı çıkan  herkesi de  şiddetle protesto ediyorum.
Allah  CC cümlesine hidayet,şuur ve izan  versin. Saygılarımla!

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
DR. FARUK FAİK KÖPRÜLܒNÜN “CANIM KERKÜK”Ü
İnsanlar doğup büyüdükleri yerle, yerlerle ilgili duygularını dile getirirken sayfa ve sütunlara aktarırken, değişik duygular içine girerler. Doğruluk, netlik içindeki görüntüleriyle dile getirirler, görüşlerini ortaya koyarlar.
Dr. Faruk Faik Köprülü, Kerkük’ten sesleniyor. Burada yaşıyor. Eğitimci, şair ve yazar. “Canım Kerkük” adlı bir şiiri var elimizde.
Dokuz bölümden meydana gelen bu şiirin ilk üç dörtlüğünü, bir başka yazımın sonunda yer vermiştim. Şimdi bu üç bölümün dışında yer alan “Canım Kerkük” şiirinin mısraları arasında gezmek istiyorum efendim:
 
CANIM KERKÜK (devamı)
Dr. Faruk Faik Köprülü, Kerkük’ün şehirlerin ziyneti, dedelerin kalası, olduğundan sözettikten, “Canım Kerkük iman ettim kur’an a” dedikten sonra, devam ediyor. Anılan şiirin iki bölümü:
- Canım Kerkük karaaltun bulağı,
Nurun saçır yakın eyler ırağı,
Kervancılar misafirler durağı,
Yeryüzünde cennet varsa tek sensin,
Sen sultansın, sen ağasın sen beksin.
 
Canım Kerkük gürgürbaba nurusun,
Madenlerin yakutusun durusun,
Can evimizin perisisin hurusun,
Sevinç sende, kerem sende, sen sende,
Türk dünyasın toplayan destan sende.
 
Kerkük’ü yıldırımların çakışı, karlı, yağmurların yağışı, kızıl güllerin kış karnında çıkışı, hep Dr. Faruk Köprülü’yü yüreğinden yaralar. Her şey Kerkük içindir. Kerkük sevgisinin dalga dalga dağılışı, Kazakistan, Taşkent ve Türkistan’da, Türk dünyasında yaşanışıdır arzu arzu düğümlenen. Sonra;
- Sen ey tutsak güvercinler kabını
Kilitleme güneş kokan kapını,
Sende renk, süs, bilim, sanat, tapını,
Yurtseverlik, efendilik, sendedir,
Dost severlik, beraberlik sendedir.
 
Senin için yeşillenir emeğim,
Gün doğmadan doğar gönül çiçeğim,
Sen ey köyüm, suyum, şehrim, meleğim,
Türklüğüm olmuş başım belası,
Ey Irak’ın ikincisi Kerbelası...
 
Türklüğün insanın başının belası olması, Şemsettin Küzeci’nin dediği gibi “Suçum Türk Olmak”tır sözündeki, gerçeğinde olduğu gibi, Türk olmanın, Türklüğün insanlar için sıkıntılar vermesi ne kadar üzücü, düşündürücü değil mi?
 
İsa KAYACAN AMATÖRDEN PROFESYONELE
İsmiyle yeni yeni karşılaştığımız şair, şaire adaylarımız. İsimleri bilinen, yazdıkları yayınladıkları alkışlananlar...
Ayrı ayrı değerlendiriliyor, değerlendirilmelidir.
 
BURDUR’DAN KEZİBAN SEZER
Dört-beş ay önce bana bir hemşehrimiz aracılığıyla ulaşan hemşehrimiz Keziban Sezer. Şiir denemeleri var. “Noktalama işaretlerinden sıkıldım. Biraz da okuyucuya bırakmak düşüncesiyle, noktalamayı bırakalım” diye yola çıkan hemşehrimin bu görüşünün doğru olmadığını sözlemek istiyorum öncelikle. Noktalama işaretleri, şiirin-yazının dış sıvası gibidir. Sıvası olmayan bir yerde oturmak, soğuk almamız anlamına gelmez mi?
Keziban Sezer’in kısa kısa şiir denemeleri var. Bazıları özlü söz şekline daha yakın. Bunlardan; “Seni nasıl suçlamam ki/ Pembe rüyalarımda/ Mahsun-mahsun uyurken/ Hayalin acı çığlıklarıyla uyandırdın”.
- Kötülerin bile/ Mutlak iyi bir kapısı vardır/Arayıp görebilirsen/Senden bahtiyarı yoktur/Bütün iyi kapıların/ Şifresini çözebilirsen...
- Mevsimlerden kışı sevdim/ Beyazı sevmedim ama/ Karı sevdim.
- Toprağı sevmedim ama/ Yaşamak geçiciydi/ Ölümü sevdim...
Keziban Sezer hemşehrim, öncelikle çokca şiir kitabı okumalı, mısraların nasıl yan yana getirildiğini, mısraların bütünlüğüyle şiirin nasıl tamamlandığını, şekillendiğini görmelidir.
 
FATMA UÇARLAR’DAN
Fatma Uçarlar, yıllarca Burdur’da görev yaptı. Sonra Isparta’ya naklen-tayinen geçti. Burdur’da çalıştığı yollarda, 06 Haziran 2004 tarihinde bendenizle ilgili bir şiir yazmış, beni Akrostiş olarak anlatmış. Teşekkürlerimi yineleyerek bu şiiri aşağıya alıyorum efendim.
 
Akrostiş -İSA KAYACAN
İlim edinme sevdası,
Sarınca her yanını,
Ankara olmuş mekanı.
 
Kaya gibi direnmiş,
Arsızların, riyakârların karşısında,
Yazarak almış gıdasın kana kana,
Anayurdun dışına taşmış adı,
Can olmuş Burdur’a Azerbaycan’a
Adını duyurmuş ilinin, dört bir yana,
Nebisi matbaanın denmiş, O’nun adına.
 
Yazımızın üçüncü bölümündeki isim ve imza, yine Isparta ilimizden efendim:
 
ÖLÜM YAKIN
Isparta ilimiz merkezinde yaşayan Zeki Çelik “Ölüm Yakın” şiirinde, ölümün insana yakınlığı üzerinde duruyor ve beş dörtlükten meydana gelen şiirinin bir dörtlüğünde şöyle sesleniyor:
 
- Makam mertebe dinlemez,
Parayla kimse önlemez,
Müslüman yalan söylemez,
Ölüm her insana yakındır...
 
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
 
GÜNÜN HABERLERİ:
            1. Ankara-Türkocağı binasından kaldırılan “Türkocağı” yazısı tepkiler üzerine bina girişindeki yerini (yeniden) aldı.
            2. Burdurlu iş adamı Mehmet Cadıl, ”krizle başa çıkabilmek için, ticaret erbabı ve şirketler ileriyi görerek ticaretine yön vermelidirler” dedi.
            3. Bakılan değil, okunan gazete “Yenisöke Gazetesi” 4 bin 478. sayısıyla 16. yayın yılına merhaba dedi.
            4. İyinin, güzelin, doğrunun yanında olan, yazarlarının sayısı değişik zamanlarda 52’ye ulaşan “Sorgun Postası Gazetesi” bin 877. ci sayısıyla 29. yayın yılına girdi. 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
BARBUNYA FASULYESİ
1 Çay Bardağı Zeytinyağı ;Yarım kilo barbunya
Büyük Baş Kuru soğan ;1 yemek kaşığı salça
4 Adet orta boy havuç ;İstenildiği kadar tuz
1 limon
            Barbunyalar güzelce yıkanarak süzülür ve tencerede suda haşlanır. Haşlanan barbunya süzülür. Bir tencereye zeytinyağı konularak soğan soyularak doğranır tencereye konularak tencere ateşe konur soğan ölene kadar kızartılır. Salça konulur ve karıştırılır. Havuçlar daha önceden kazınarak ucu ve arkası kesilir ve yıkanır halka şeklinde doğranır. Kızaran ve salça konulalar yağın içine atılır ve haşlanan bu karışımın içerisine doğranmış havuç ve haşlanmış barbunya fasulye ilave edilerek istenildiği kadar da tuz ilave edilir.  Bir miktar yağ ile haşlanan barbunya fasulyenin üzeri kapatılana kadar sıcak su konularak kapağı kapatılır. Kısık ateşte bir miktar piştikten sonra suyu çekti ise bir miktar daha kaynar su ilave edilir. Pişen Barbunya fasulyesi alınarak soğumaya bırakılır. Soğuyan barbunya fasulyesi tabaklara konularak bir miktar limon sıkılır ve üzerine de maydanoz ile süslenerek servis yapılır.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muhsin AKTAŞ
Muhsin AKTAŞ Hayat Hikayesi
ANADOLU’M
Binlerce yiğidin bağrında gizli
Sıralanmış dağlar nazlımı nazlı
Âşıklar ozanlar elleri sazlı
Yanlarına beni sal Anadolu’m
 
Pir Sultan Abdallar Yunus’u veli
Özünü dokumuş erenler eli
Tevazuu görsen sanırsın deli
Dergâhına beni al Anadolu’m
 
Mevlana’dan edep öğrendi yurdum
Karacaoğlan’dan cesaret gördüm
Gece gündüz senle hayaller kurdum
Sorma yüreğime dal Anadolu’m
 
Tarlanda çalışır gelini kızı
Yaylada meleşir koyun ve kuzu
Gurbet elde hasret yürekte sızı
Gururla gönlümde kal Anadolu’m
 
Al bayrak gönünde asılı dursun
Gözü olan hain bakıp kudursun
Bir yanda memolar bir yanda Dursun
Cümlemize vatan ol Anadolu’m
Türk, Türkmen, Yörükler, bir tarafta Laz
Kürt, Arap, Arnavut diğeri Çerkez
Kardeşçe yaşarız kimlik fark etmez
Kalplerde tutuştuk gel Anadolu’m
 
Halkın kurban olur dağ ve taşına
Mevla’m dert vermesin vakur başına
MİZABİ can verir damla yaşına
Asma nur yüzünü gül Anadolu’m

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
HORTUMCU            
İktidara gelip bir af çıkardı
Yasa ile yasa deldi hortumcu
Artık kuvvetli ya kimi takardı
Memleket bir anda doldu hortumcum
 
Herkes gibi gördü halkı koyunca
Fırsat çıktı bir kez yaşam boyunca
İtibarı arttı banka soyunca
Hapis yattı maaş aldı hortumcu
 
Kin besledi çıkarına değene
Kötü şöhret oldu yeni doğana
Kendi bankasını soyup soğana
Çevirdi parayı çaldı hortumcu
 
Açıklardan bin bir çıkar türeden
Anlat desen bin su gelir dereden
Yat, kat alır kimse bilmez nereden
Bu kadar parayı buldu hortumcu
 
Arsız yaşayarak fakirce gülüp
Örfünden adeti sinsice alıp
Yardım dağıtarak daha çok çalıp
Halkın arasına daldı hortumcu

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
 
Paşa ÇETEN
Paşa ÇETEN Hayat Hikayesi
HİCRET
Canlar köprüdür,ömürler köprü
Bir hüzün geçer,bir dolu neş’e
Bir bizi aldatır bulutların güzelliği,
Bir hâyal uğruna delikanlıyız...
 
Örümcek ağına takılan bu şehir,
Söylen hangi dipçik kurtarır,
Bir bizim ezgimiz dolanır gökyüzünü,
Ağıtlar dikenli,teller mızrabımız...
 
Bir sabah omuzlarımızda güneş.
Sıradağlar gibi yürürüz,
Korkumuz yeller,uykumuz sellere,
Kırılmış artık can kafesimiz...

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

 

 
 
 
Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Dergiye dönmek için tıklayın

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.