DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 14     SAYI 159    25 Mayıs 2012

Mahmut Selim GÜRSEL YIL Mayıs 2012
Galip BARAN DEMİREL ÖRNEK OLMALIDIR
Tülay BİLGİN BAŞÖRTÜSÜNDE EVRENSELLİK OLMALI
Mustafa Nevruz SINACI İHANET FURYASI VE MENFUR ABLUKA
Murat HACIOĞLU TEHLİKE’NİN FARKINDA MISINIZ?
Mustafa Nevruz SINACI AÇILIM! İHANETTE SON TANGO
İsa KAYACAN ŞİİRLER- ŞAİRLER
Selma GÜRSEL SULU KÖFTE
Rıza KOÇAK  YOLDA GİDEN BİR SERSERİ
Rıza KANDAMİR  ÇORUM’UM
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YIL Mayıs 2012
           27 Mayıs 1982 tarihinde GÜRSEL YAYINEVİ olarak Çorum'a hizmet amacı ile iş yerimi açtım. Bir zaman dilimi. Temmuz 1998 bir dergi doğdu. Çorum’da yayınlanmış bir derginin devamının ve o derginin çizgisinde Çorum’a ait bilgileri ve yazıları yayınlamayı amaçlayan bir dergi. ÇORUMLU 2000 AYLIK KÜLTÜR TARİH SANAT VE EDEBİYAT dergisi adı ile 4 renkli kuşe kağıt baskılı olarak ve Çorum’un ilk ISBN dergisi olarak yayın hayatına başladı.
            Sahibi ve Sorumlu Müdürü aynı olan derginin amacı sadece yazar arkadaşlarının yazılarını yayınlamaktı. Çorumlu 2000 Dergisinin uzun serüvenini sizlere sunuyorum. Dergiye ne yazmıştım:
 
Niçin  ÇORUMLU 2000?
15 Nisan 1938 tarihinde Çorum’ da ilk defa, tek  partili  dönem  zamanında  Halkevleri  komitesi tarafından bir dergi çıkartılma kararı   veren   hemşerilerimiz  tarafından “ÇORUMLU ”Dergisini yayımladılar. Bu dergiye   Çorumlu  adını  verdiler. Çorum Basın Tarihinde  ilk  defa bir  dergi  doğmuş  oldu. Bu dergiyi  büyük çabalarla  Ağustos  1946 tarihine kadar 61.sayıya getirdiler. 
Bu dergiyi tanıyanlar, görenler bilirler ki;  bu  evsafta  bir dergi çıkartmak için, Çorumluların  birleşmeleri, bilgilerini  ve derlediklerini bir araya getirmeleri ve dergi veya  kitap haline getirmeleri ile birlikte özveri  ve  gayretlerini   özleştirmeleri  gerekmekteydi.  Bu  gayret ve özveriyi Çorum’da gördüğüm  için  bu  dergiyi  çıkartmayı ve adını Çorumlu koymayı düşündüm. 
Bu düşüncelerimi, dergime yazı veren arkadaşlara açtım. Hepsinden olumlu  cevap almam üzerine, Çorum’da  ilk defa olarak bir yayınevi açma girişiminde bulundum. Yayın evim  27  Mayıs 1998 tarihinde resmen faaliyete  geçti. İlk yayımladığım eser; 1997 tarihinde  bastırdığım  çalışmam olan  “Çorum’ da Yatan Meşhur Yatırlar”ın ikinci baskısını yaptım. 
Abdulkadir OZULU, Muzaffer GÜNDOĞAR ve ben bir Çorum turu yaptığımız sırada  derginin adı  hakkında konuşurken ben; dergiye  “Çorumlu 2” adını vereceğimi söyleyince  arkadaşlarda; Çorumlu 2000 olsun diye  teklif ettiler. Bu teklifi memnuniyetle kabul ettim ve dergimin adını Çorumlu 2000 olarak belirlemiş olduk. 
Derginin  devamlılığı için çeşitli kuruluşlarla  yüze yüz ve telefonla irtibatlar kurma  çalışmalarım  devam  etmektedir. İstanbul, Ankara, Samsun ile adres temini ile mutabakata  varmış bulunmaktayım. Ayrıca, ÇEKVA  tarafından  ve  Samsun’da bulunan hemşerilerimizin kendi  adına  Samsun’da bulunan Çorumluların adreslerini bulmayı üstlendiğini  ve  katkıda bulunabileceği sözünü  bizzat   orada da  yüz  yüze  görüşerek  almış bulunmaktayım. Çorum  ve İlçelerinin  tamamıyla  ve  tamamına  ait  Dernekler ile temasta bulunmak ve dergiyi  tanıtmak  amacındayım.  Elinize  geçen   bu dergiyi sizinde  bir  Çorumlu  olarak   diğer hemşerilerimize  tanıtacağınız  kanaatindeyim. Bu yola çıkarken en  büyük  desteğin  önce ALLAH C.C. Sonra  sizin olduğu görüşümle  bu  işe soyundum. Belki benim bu  yaptığım bir “Donkişot ”luktan ileri gitmeyecektir. Yinede bu girişimimin bir hayal  olarak kalmayıp, güncelleşmesi bu işin denenmesinden  sonra  sonucunu  görmem gerekmektedir. 
Benlik  davası  olarak  görmemeniz dileği  ile  biraz kendimden bahsetmek istiyorum: 
Aslen Börekçioğullarından olup, babamın  Subay olması nedeniyle 1947 tarihinde Erzurum’da doğdum. Askerlik dönüşü, Ankara  Emniyet  Müdürlüğünde  önce Teknisyen,sonra Polis  Memuru  olarak 10 yıl  çalıştım. Naklen  Çorum İl Halk Kütüphanesi  Müdürlüğüne  Memur olarak atandım. Çorum’da  dışarıdan  Ticaret  Lisesini bitirdim. Müdür  Yardımcısı  olarak  Hasan Paşa  Kütüphanesinde  göreve devam ettim.  1994  tarihinde Tatvan’a tayinimin çıkması üzerine emekliliğimi istedim ve emekli oldum. 
İlk Çalışmamı 1991 tarihinde yayımladım.1995 tarihinde ikinci çalışmamı bitirdim  Kültür Bakanlığına sundum. Halen olumlu veyahut olumsuz bir cevap alamadığım için bastırtamadım.1 ve ikinci  çalışmam  Kütüphanelerde  bulunan  kitapların tasnif işlerinin yapılmasını  kolaylaştıracak kaynak kitaplardı.  1.  kitabımdan  bakanlık 1000 adet satın alarak bütün il Halk Kütüphanelerine dağıtımını yaptı. 
1995  tarihinde  ikinci    çalışmamın dizgisi için müracaat ettiğim bir arkadaşım 100 $ istedi.
Bu parayı  verince zoruma gitti.  Yeni  çalışmalarım  olgunlaşmış, dizgiye hazır  duruma gelmişti. Bu durum karşısında  bir  bilgisayar alma zorunluluğu içinde kaldım. Kaynak Eserler :2-3 ve 4’ü  kendi kendime öğrendiğim   bilgisayarımda  hazırlayarak dizaynını  yaptım. 1997 Ocak ayında  “Çorum’da Yatan  Meşhur  Yatırlar”ı,aynı yılın Ağustos  ayında  “Çorum  1997” adlı çalışmamı yayımladım. Yukarıda bahsettiğim gibi  yayınevimi açtım, Kaynak  Eserler Dizisi: 3’ ün ikinci baskısını yaptım. İşte bu  dergi ile karşınıza çıkmış bulunuyorum. 
AMACIM 
Bilindiği gibi kalkınma sadece sanayi  alanında  olamaz. Sanayi  alanında  kalkınmanın yanı sıra, kültürel kalkınmanın da at başı gitmesi gereklidir.  Yoksa  kalkınma yalnız tek düze  olur ki, topluma fayda yalnız tek  taraflı olur. Bu nedenlerin ışığı altın da, kendim bir vazife çıkarttım. 
Yayınevini  açma amacımdan birisi, bildiklerimi  başkaları  ile  paylaşmaktı. Benim gibi  kendi  çabaları  ile eser veren arkadaşlara yardım etmek, onların çalışmalarını  gün ışığına çıkartarak sizlerin görüşüne  sunmaktı. Bazı  yazar  arkadaşlar  için elimden  gelen yardımlarda bulundum. Yazıtları  kitap haline  gelmeyecek durumda olan arkadaşların yazı yazma devamlılığını sağlamak amacı ile Çorumlu 2000 dergisine yazı yazmaları için baskılarda bulunuyorum . Bu  yazıları  birikince  bir kitap  haline getirerek sizlere sunmayı düşünüyorum.
BEKLENTİLERİM
Çıkartmaya çalıştığım derginin, abone sayısını artırmak, şimdilik kapakla beraber 32 sayfa olan dergiyi 48 sayfaya çıkartmak, dergi arka kapak ve içi ile dergi ön kapak arkası ile dergi içine 4 - 6 sayfayı geçmemek şartı ile reklam alarak derginin devamını sağlamaktır. 
Türkiye ve yurt dışında bulunan bütün Çorumluları dergi ile haşır neşir etmek, kaynak sağlayabilirsem  dergiyi parasız olarak dağıtımını yapmayı amaçlıyorum. 
Şimdilik derginin kaynağı olarak, abone ağırlıklı çalışmalar yapmaktayım. İleride reklam gelirini çoğaltma imkanı bulursam, siyasi ağırlıklı ve güncel ikinci bir dergi de çıkartmayı düşünüyorum. 
Saygılarımla.
 
İşte Böyle geldi ve geçti. Yaptıklarımız ve yapacaklarımızı sıralamaya çalıştık. Diye başlamıştım. Neler, neler oldu. Derginin adını koyanların benimle tii geçtiklerini zaman içinde öğrendi. Onlar benimle tii geçtiklerini zannetmişlerdi. Zaman onları değil benim azmimi ortaya koydu.
Yıl Mayıs 2012  Çorumlu 2000 Aylık Kültür Tarih Ve Edebiyat Dergisi sanal da olsa 159. sayısı ile karşınızda.
Ben yaşadıkça sanal da olsa çıkacak ve yayınlanacak.
Sizler okudukça ben ve arkadaşlarım yazacaklar.
Nice yıllara!
 
 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Galip BARAN
Galip BARAN Hayat Hikayesi
 DEMİREL ÖRNEK OLMALIDIR
İnsan bencil bir varlıktır. Bencil varlık yanlış işler yapar. Ben de yanlış işler yaptım. Sayın Süleyman Demirel de yapmıştır…Benim yaptığım yanlış işlerin bazıları: Kira geliri vergisi ve veraset ve intikal vergisi ödemedim. Vergi kaçırdım. Rüşvet verdim. Kaçırılan vergi ve verilen rüşvet simit ya da çorba parası kadar olsa bile, suçtur, yolsuzluktur. Yolsuzluğun büyüğü küçüğü yoktur. Önemli olan insanın bu suçu işlediğini kendiliğinden fark edebilmesi, idrak edebilmesi ve kefaretini ödemek için elinden geleni yapmasıdır. Böyle davranmak ERDEMDİR.
Şimdi sözü; yıllar önce başlattığımız "okul dışı eğitim" olarak tanımladığımız çalışmalarda geliştirdiğimiz, bundan böyle diye başlayan, "müfredat"ta dile getirilen uygulamalara getirmek istiyorum:
Yaşam tarzımda "devrim" niteliğinde değişikliklere yola açan bu uygulamaların bir örneği Türkiye Cumhuriyeti devletini dış borç yükünden kurtarma kampanyası başlatma girişimimdir. Bu konuda Başbakanlığa yaptığım başvurumla, kiradaki evimden almakta olduğum aylık 200 milyon TL gelirimi, bir yıl süreyle, gönüllü vergi olarak ödemeyi taahhüt ettim.
Hazine Müsteşarlığınca, bu başvurumla ilgili olarak, Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı'na gönderilen 22. 11. 2001 tarihli yazıda, bir yasal düzenleme yapılması önerildi. Ancak, 57- 58- 59 ve 60 hükümetler bu öneriyi dikkate almadılar.
Başlatılması durumunda, en azından, vergi bilinci kavramını hayata geçireceğine inandığım bir girişim, böylece "katledildi". Bu "katl"in sorumluları hakkında neler hissettiğimi bu satırları okuyanların takdirine bırakıyorum...
Unutmadan; vergi kaçırmanın "kul hakkı yemek" olduğunu da sözü edilen çalışmaları yaparken öğrendim. O çalışmaları yaparken aldığım tepkilerin bazıları:
"Herkes senin gibi olsa" ,"senin gibilerin sayısı çoğalmalı", "yaşanan sorunlar senin gibilerin azlığındandır", "Allah rızası için, insanlık için çalıyorsun", "ibadet ediyorsun", " hakkın ödenmez", "Bodrum için çok şey yaptın" , "Allah gecinden versin senin cenazen çok kalabalık olacak", "dünyanın en zor işini yapıyorsun"…
Eğer, "okul dışı eğitim" çalışmalarını yapmasaydım, "müfredat"ta sayılan alanlardaki suçları işlemeğe, yolsuzlukları yapmağa devam edecektim. Bu satırları, bu gerçeği kamuoyuna açıklamak için yazıyorum…
Diğer taraftan, o çalışmaları yapmayanların "müfredat"ta sayılan alanlardaki suçları işleyip işlemediklerinin, yolsuzlukları yapıp yapmadıklarının takdirini kendilerine bırakıyorum…
Şimdi soruyorum: "Acaba", sayın Süleyman Demirel;
Turgutreis'te denizi kirleterek Yat Liman inşa eden Doğuş Grubu'na verdiği desteği hatırlar mı,
Tarım arazilerine otomobil fabrikaları yaptırdığını anımsar , kefaretini ödemek ister mi?
Eski Cumhurbaşkanlarına maaş zammı öngören, haksız bulduğum, yasa ile ilgili düşüncelerini açıklar mı?
Bundan böyle, benzer yanlışların yapılmasının önlenmesi bağlamında ÖRNEK OLMAK ister mi?
Alınması Gereken Ders: "İnsan ektiğini biçer" bu alemde
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Tülay BİLGİN
Tülay BİLGİN Hayat Hikayesi
BAŞÖRTÜSÜNDE EVRENSELLİK OLMALI
Başörtüsünde evrensellik olmalı. İslam kötü söze kötü görüntüye izin vermemiştir.
Başörtüsü kaygılarını dile getiren insanlara hak veriyorum. Tam olarak kendilerini ifade edemediklerini düşünüyorum. Bütün kapıları kapatmaları, açık kapı bırakmamaları da durumu ortak bir noktada buluşturmuyor.
Başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşayım:
Bir gün hastaneye gittiğimde gördüğüm manzara içler acısıydı.
Gizlilik esastır ilamda  ama gel gör ki kollar sıvanmış ayakta terlik bir garip görüntü . Bu ki mescitle karıştırmış olacak hastaneyi. Başörtüsü maksadının dışına çıkmış elemanlar. Yazmalı çaycılar. Çok özür diliyorum. Bir işyerinde hizmetli bile olsa kurallara uymak, belli bir renkte düzgün bir şekilde takılmak zorundadır. İslam’da bunu emreder zaten. Durum böyle olunca başörtüsü kaygılarının yersiz olmadığını bende savunuyorum. Bu kaygılarımızın düzgün bir şekilde kanunlaştırıldığında herkesin uyacağına da çok iyi inanıyorum.
Üniversite de baş bağlama tekniğine gelince:
Baş bağlama biçimi çok suiistimale uğrayabilineceğinden tarihte gördüğümüz gibi. Tedbir almak istedi “Birileri” anlamak için, biraz geriye gittiğiniz zaman ne demek istediğini anlayacaksınız. Bundan sekiz sene önce üniversite kapısı herkese açıktı.
Özgür bir şekilde okulunu okuyan gençler, tefrite düştü. Takvayı yaşamaya kalktı, tekrar aynısı olmasın diye “Birileri” bu yasa tasarısı ön tedbirdi radikal kesim ayağa kaldırdı.
Bir düşünün, sağduyuyla hareket etmek gerektiğini savunuyorum. Hak vereceksiniz, kanunun tasarısının neden çıkartıldığını anlayacağız.
Eleştiriler dikkate alınırsa olumlu olacağına inanıyorum. Kanun, kapsamlı elden geçirilir düzeltilir iki tarafın kaygıları göz önünde bulundurulursa, ortaya düzgün bir kanun çıkacaktır.
Uzlaşmak için iki tarafın ortak noktası bulunması için iki kesimin kendini ortak uyum içinde toplumsal refaha katkıda buluna cağını unutmaması gerekiyor. Her iki tarafta aşırılıktan uzak sade ve anlayışlı bir düşünce ufkuna yelken açmamız gerekiyor. Milletimizin refahı için şart olduğunu kabullenmesi ve uygulama da yine kendimizin rahat edeceğini unutmadan evrensel bir hayat çizgisi yakalamamız dileğiyle.
Hoş gören, Hoş görülür !"
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
İHANET FURYASI VE MENFUR ABLUKA
Türk-İslam (İslâm’ı yaşayan Müslüman Türk’lerin) düşmanları, insanlık âlemi için kâbusa dönen “bilgi çağı” adlı karanlık sürecin elverdiği bütün imkân ve fırsatları, bu şerefli, soylu ve şefkatli medeniyetin hamisi, insan hakları, adalet ahlâkı ve hukukun çimentosu, hoşgörü-barış timsali milleti sabote etmek uğruna kullanmakta direniyor. Son marifetleri: Küresel krizden yararlanarak Türkiye de tükenmeye yüz tutmuş adalet, barış, özgürlük ve güvenliği tüketmek. Ekonomisi tabana vurmuş, toplumsal ve sosyal sistemi çökmüş, doğal stabilizatörleri dumura uğramış AB’ye ülkeyi illa bağlamak!. Böylece, tefessüh etmiş Batı toplumlarına yeni yaşam alanları oluşturmak, menfur emellerine ulaşabilmek için de, her ne pahasına olursa olsun Anadolu da keteküllâ müesses kardeşliği bozmak, ülkeyi bölmek ve parçalamak suretiyle “tek dişi kalmış canavar” sıfatıyla dünyanın bu “nihai huzur iklimine” de alçakça son vermek. Aslında asırlardır içten içe kurgulanan da uygulanan da bu.
Bu amaçla Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisine hüküm koydular.
Presidency Conclusions, Md: 23: "müktesebat müzakereleri yalnız Türkiye'yle değil, diğer devletlerle de yapılabilecek; müzakere sürecinde Türkiye birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacaktır.” Terör ve tedhiş örgütünün yandaş-yoldaş, yardım ve yatakçılarınca, diğer bir deyişle gerçek patron ve sahiplerinin dayatması, arzusu-amacı ve hedefi bu.
Yıllardır sürdürülen mason-misyoner faaliyetleri, kilise-havra terörünün de kaynağı.
Kahir ekseriyeti soykırım, soygun-vurgun, katliam, gasp ve işgal faili AB, ABD ve OECD ülkelerinde sürüp giden “zoraki yalan, iftira-tefrika, bölücülük ve ayrımcılık furyası”, “Ermeni soykırımı yoktur” diyene eza, cefa ve engizisyon mahkemelerince ceza uygulaması! Bütün insanlığı utanca sürükleyen rezil bir uygulama. Üstelik bu kefere tarafından “özür”, “Kürt (Ermeni) sorunu” kampanyalarına verilen koşulsuz destek. İlhamını karanlıktan alan nesebi gayrisahih ve Şehit Elçi İsmail Erez’i bile listelerine ekleyecek kadar sahtekârlara “aydın” yaftası takmalar. Hala uyuyanlara, AB, ABD, IMF ve Yeni Dünya Düzeni peşinde, onursuz ve şuursuzca koşanlara yazıklar olsun. Vakıa gaflet ve dalalet boyutunu aştı, hıyanet ve ihanet haddine dayandı. Bakınız, en az 3 - 5 yıldan bu yana içte dayatmayla sürdürdükleri sistematik, şu aşamada da dışardan ithal (fırsat olarak algılanan-yapay) ettikleri kaotik kriz çerçevesinde ivme kazanan süreç gereği yoğunlaştırdıkları telkin ve tahkim kampanyasına:
Düşman unsurlarca yayılan söylemler ve bu söylemleri doğrulayan eylemler.
AKP siyasi reformların yapılmaması için orduyla uzlaştı... (Gerçekte % 95’i Türkiye’ den çok mükemmel; % 5’iyse insanlık dışı ve bize göre çok daha antidemokratik, ilkel olan AB siyasi kriterlerinin “ayrıcalık, dokunulmazlık ve imtiyaz karşıtı” olabildiğince şeffaf, adil, namuslu ve dürüst seçim öngören kriterlerini aslında hiçbir kesim istememektedir.)
Para Ege, Kıbrıs ve Kürt sorunu için savunmaya gidiyor... (Bu sorunları yaratan ve kronikleştiren zaten AB-D ve dâhili bedhahlar/işbirlikçileri değil mi? Sorun bizde değil, bizzat telaffuz edenlerde; Bu menfurlara yardım ve yataklık yapanlardadır. Onlara kalırsa Türkiye tükenmeden sorunlarında sonu asla gelmeyecektir.)
AMAÇ: TÜRKİYE’Yİ ÇÜRÜTMEK!
Evet, elbette amaç, içerden terör-tedhiş, dışardan alçakça abluka suretiyle Türkiye'yi çürütmek… Terörle tehdit ediyor, yasalarımızla oynuyor, menfur imza kampanyalarıyla baskı uyguluyor ve Yahudi kurnazlığıyla akıl veriyorlar: “Ekonominin krizden çıkışı Ege, Kıbrıs ve Kürt meselesinin çözümüne bağlı. Orduyu küçültün ve bütçesini azaltın, Anayasayı yenileyin, Siyasi reformları yapın ve ekonomiye para ayırın.”
Aldanmayın, inanmayın, kanmayın. Bu menfur bir tuzak!.Bunlar soykırım yalanının tanınmasını, 3T projesinin yürürlüğe girmesini, Kıbrıs’ın Yunan’a ve Anadolu’nun yarısının Ermenistan’a verilmesini istiyor, İslâm dışı alevi paranoyasını pompalıyor, özür dileme kampanyası yürütüyor ve toplumu gererek yönetimi zaafa düşürmeye çalışıyorlar. Biline…
 
 
 

 

 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Murat HACIOĞLU
Murat HACIOĞLU Hayat Hikayesi
TEHLİKE’NİN FARKINDA MISINIZ?
Kan kusup kızılcık şerbeti içtim dercesine bir gizlilik içerisindeymişiz gibime geliyor. Veya “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılıkla meşguliyeti seviyor gibiyiz…
Ve fark etmediğimiz, bizi de yakından ilgilendiren ve hatta bizzat içerisinde bile bulunabileceğimiz kaotik bir dönemin figüranlığını yaparak, dönen çarklara katkıda bulunduğumuzun farkında da değiliz sanki…
Hızlı yaşa genç öl, cesedine yakışıklı desinler “çakma atasözü”nden hareketle hızlı yaşamayı ve hızlı yaşam içerisinde yavaşlıkların farkına varamamayı dert edinmiş halimiz de yok…
Zamanı da tıpkı her değerli varlığımız gibi, hızlıca tüketmekten çekinmiyor; bilakis daha da hızlı akışına yardım etmeye de gayret ediyor izlenimindeyim…
Siyasetin gündemine düşen bombaların yarattığı pür telaş tellallarının dem vurdukları noktalardan nazarımızı alamayıp, kulaklarımızın dibinde çalan borazanlardan bihaber yaşamanın hafifliğindeyiz olsa gerek…
Futbolun artistliklerinden hareketle kurduğumuz pembe hayal dünyasında gerçeğe gözümüzü kapatarak, gündelik hayatımızın çalımları arasında kıvrıla kıvrıla belimizin bükülmekte olduğunu anladığımızda, yana yakıla doktor arayacağımızın ayırdında da değilmişiz…
Bel çevremizde biriken yağlarla birlikte, basenlerimizde zuhur eden selülit dedikleri portakal kabuğumsulaşmış cildimizin görüntüsüne kafayı taktığımız kadar, ruhumuzun köşelerinde yağ bağlamış, hantallaşmış fikir çarklarımıza alaka gösterebilsek…
Uykularımızı bölen karın ağrılarından mustarip olduğumuz gecelerin hıncını çıkarttığımız tatil gece yarılarındaki gibi, eğlencelik halimizin en saf çocuksuluğundaki tavrımızı, kalbimizin paslanmış damarlarındaki sevgi tomurcuklarını canlandırmak için de takınabilsek…
Musikinin icrasında gösterdiğimiz itinayı, içeriğindeki değerlerde de gösterebilsek ve nağmelerin bizi götürdüğü yerlerden sevgi adına yanmışlıklarla birlikte geri dönebilsek…
Gündemin işgalinden yüreğimi kurtarabildiğim bir saflık anımda soruyorum; çok hızlı gittiğimizin farkında mısınız? Farkında mısınız içinde bulunduğumuz acımasız cenderenin?
Farkında mısınız; etrafımızda cereyan eden bir çok olayın, bizi biz eden değerlerimizden, öyle yavaş yavaş da değil, hızlıca uzaklaştırdığının?…
Farkında mısınız; teknolojik yaşamanın duygularımızı körelttiğinin, hassasiyetlerimizi değiştirdiğinin?...
Farkında mısınız; insani değerlerimize gereken önemi vermezken, asla bizim olmayacak değerlere sahip çıkmaya çalıştığımızın?...
Ve farkında mısınız; bütün bunların bizi yavaş yavaş bitirdiğinin…
Tehlikenin farkında mısınız?
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
AÇILIM! İHANETTE SON TANGO
Anadolu Ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformu 22 Haziran 2009 tarihinde “Dikkat!” anonsu ile 122 sorumlu kamu kurumu, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları (!) ile medya ‘vatanseverlerine” seslendi. Vatan-Millet sevdalıları, etkili-yetkili ve onurlu-sorumlu özel ve tüzel kişilerden; 17.Aralık.2004 tarihinde Brüksel’de imzalandığı söylenen (Ancak şu ana kadar henüz tekzip edilmemiş olan) AB katılım anlaşması ve anlaşmanı 4. maddesi hakkında bilgi “ayrıntılı açıklama” ister. Mezkür 4. madde aynen şunları ifade etmektedir.
“Kürt azınlıklara haklarının tanınması çerçevesinde, güney doğu Anadolu’da federe bir Kürt devletinin kurulmasının yolu açılacaktır”
Diğer taraftan 09.Temmuz.2009 günü Medya organlarımızda TBMM’de alenen terör ve tedhiş örgütü PKK temsilciliği yapan DTP, bahse konu 4. maddeye atfen “Türkiye’yi yedi eyalete bölme” yolundaki talepleri açıklamıştır. Bu ne cesaret, ne cüret!
Ama maalesef bu menfur fiil, ne bir cesaret ve ne de cür’et işi falan değildir.
Sadece, aslı milletten gizlenen, bilinen hükümleri de “inkâr ve tekzip edilmeyen” AB Katılım Anlaşması gereğidir. İddiayı çok açık ve etkin bir tavırla gündeme taşıyan platform, ‘Bölünme Yok Edilmenin İlk Aşamasıdır’ gerçeğinin altını çizerek, anlaşmanın diğer hüküm ve maddelerinin de ağır ağır işletilip yürütülmeye başladığını Türk kamuoyuna açıklamıştır.
İŞTE O BELGE?
Anadolu Ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformun tarafından 22.06.2009 tarihinde Türk ‘vatanseverlerine” gönderilen açıklama istemli yazıda; “03.Ekim.2005 tarihinde AB ile Müzakerelerin başlatılabilmesi için, 17.Aralık.2004 Tarihinde, Brüksel’ de, Sn. Başbakan tarafından imzalandığı belirtilen belgenin aşağıdaki hususları içerdiği” açıklanmıştır.
VE “MADDE” LER:
-Müzakerelerin ucu açık olacak, sonuçta Üyelik Garanti edilmeyecektir.
-Türkler, Üye olunduktan sonra bile AB’de serbestçe dolaşamayacaklar, ancak AB’ye üye Devletlerin vatandaşları serbestçe Türkiye’de dolaşabileceklerdir.
-Kıbrıs Rum Cumhuriyeti tanınacaktır.
-Kürt Azınlıklara haklarının tanınması çerçevesinde, Güneydoğu Anadolu’da federe bir Kürt Devleti’nin kurulmasının yolu açılacaktır.
-İstanbul Fener Patriğine “Ekümenik” unvanı verilerek, İstanbul’da Ortodoks Din Devleti kurulmasına izin verilecektir.
-Dicle-Fırat üzerindeki barajlar başta olmak üzere, Türkiye’nin tüm su kaynakları ve su dağıtım şebekelerinin yönetim vedenetimi Uluslar arası bir kuruluşa teslim edilecektir.
-Başta Devlet Bankaları olmak üzere, tüm kamu malları hızla özelleştirilecektir.
Ermenistan-Türkiye sınırı açılacak, Ermenistan’la Diplomatik ilişkiler kurulacak ve 1915 Soykırımı kabul edilecektir.
-İran ve Rusya’nın Türkiye için birer potansiyel düşman oldukları göz önünde bulundurularak dış politika belirlenecektir.
83 bin sayfalık AB Müktesebatı tam olarak kabul edilip uygulamaya konulacaktır.(1)
SONUÇ VE İSTEK:
105 Sivil Toplum Kuruluşlarının oluşturduğu AUUDP soruyor:
“Bu güne değin, açık, net ve tam biçimiyle medya organlarında göremediğimiz, yetkililerimizden duyamadığımız bu hususların; Gerçek olup olmadığının tespit edilmesini, gerçek değil ise kamuoyuna açıklama yapılmasını; Gerçek ise bu nitelikte bir belgenin kim tarafından ve hangi mülahazalarla imzalandığının ve günümüze kadar bu konuda, Türk Kamuoyuna bilgi aktarılmamasının nedenlerinin bildirilmesi hususlarını arz ediyoruz”
Bildiri, AUUDP Genel Kurulu Adına Genel Başkan Prof. Dr. Didar ESER; Genel Sekreter Selda Talay TOSUN ve AB Kom. Bşk. Şükrü Sezar AYGEN tarafından imzalanmış olup aradan geçen bunca süreye rağmen halâ çağrıya “açık veya net” bir cevap alınamamıştır.
TC halkı, kamuoyu ve necip Türk Milleti’ne önemle duyurulur.
(1) Yılmaz DİKBAŞ, AVRUPA BİRLİĞİ-Tabuta Çakılan Son Çivi. (2004 Regular Report on Turkey’s Progress Towards Accession.–Recommendation of The European Commission on Turkey’s Towards Accession.–Issues Arising From Turkey’s Membership Perspective–Europian Parliamet Report–Brussel’s Europian Council 16-17 December 2004 Presdency Conclusions)
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
 ŞİİRLER- ŞAİRLER
Şiir varsa, Şair vardır. şair varsa şiir vardır. Bu gerçeğin belirtilmesinden sonra, şiirlerimize dönelim.
 
YERİN YOK SENİN
Muğla ilimize bağlı Dalaman ilçemizde yaşayan şairlerimizden Birdal Can Tüfekçi’nin bir şiiri. Dört dörtlükten meydana gelen bir şiiri efendim. Bu şiirin iki dörtlüğü şöyle:
 
- Senden ne bir selam, ne bir haber var,
Gayri hayatımda yerin yok senin,
Bitti benim aşkım buraya kadar,
Artık yüreğimde yerin yok senin.
 
Daha çekeceğin çileler çoktur,
Sana her ızdırap revadır, haktır,
Yaralı gönlümde, merhamet yoktur,
Artık yüreğimde yerin yok senin.
 
Birdal Can Tüfekçi, “Tertemiz aşkımı perişan ettin/Kanattın kalbimi bir nişan ettin” diye devam ediyor, duygularını ortaya koyuyor.
 
BURDUR
Şimdi Isparta ilimiz merkezinde yaşayan, Fatma Uçarlar’ın Burdur’da görev yaptığı yıllarda yazdığı ve bendenize ait, Burdur Belediyesi kültür yayınları arasında 2005 yılında kitaplaştırılan “Burdur şiirleri” adlı kitabımın 26 ve 27 nci sayfalarında yeralan “Burdur” başlıklı şiirinin iki dörtlüğü:
 
- Bahçelerinde güller yetişir,
Tarlalarında sebze dikilir,
Halkı kültürlü bilgilidir,
Karacaören’i  var Burdur’un.
 
Gölünün üstünde güneş süzülür.
Dikkuyruklar, kenarında gezinir,
Burada bir farklılık sezilir,
Taşodası var Burdur’un.
 
Buradan sonra, buradaki nokta koyuşumuzdan sonra, Ankaralı şairlerimizden Davut Cömert’in bir şiirinin bir dörtlüğünden sözedelim:
 
GİDİYORUM
Ankara’da yaşayan, Ankaralı şairlerden (Hz. Davut), Davut Cömert, dokuz dörtlükten meydana gelen “gidiyorum” adlı şiirinde, özlem kırıklığından, burukluğundan sözediyor ve bir dörtlüğünde şöyle diyor:
 
- Sever miyim bir daha, inan ki bilmiyorum,
Sen de bu kadar acıları çekmişken,
Ayrılmak istemezdim inan senden ebedi,
Düşe kalka sürünerek, silinerek gidiyorum.
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
 
GÜNÜN SÖZÜ: Ankara seninle güzelleşti/ Güzelliklerin tümü/ Sende birleşti/ Varolan sevgimiz/ Yeniden bütünleşti. (25 Ocak 2009)
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
SULU KÖFTE
250 gram kıyma
5 küçük dilim bayat ekmek
1 fincan pirinç
1 yumurta
2 diş sarımsak
Yarım yemek kaşığı salça
1 baş küçük kuru soğan
Bir miktar un
Bir miktar tuz
Bir miktar biber
          Kıyma derin bir kaba konularak bayat etmeğin içi ve dışı ufaltılır. Üzerine yumurta kırılır biber ve istenildiği kadar da tuz ilave edilerek yoğrulur.
Yoğrulan köftelik avuç içine biraz un sürülerek yuvarlanacak köftenin yapışması önlenir. Bir küçük tepsi veya yayvan kabın altına da un serpilir. Avuca sürülen unun bulunduğu ele fındıktan biraz büyükçe olacak kadar köftelik alınarak yuvarlatılır. Yuvarlatılan köfteler bitince bir fincan pirinç ayıklanarak güzelce yıkanır.
           Tencereye tere yağ veya zeytinyağı dökülerek kızdırılır yuvarlanan köfteler kızgın yağın içerisine atılarak karıştırılır ve üzerine yarım kaşık salça ile hazırlanmış olan kaynar su ilave edilerek bir taşım kaynatıldıktan sonra pirinci ilave edilerek karıştırılarak tencere kısık ateşte pirinçler pişene kadar kaynatılır. Sulu köfte hafif soğuyunca servis yapılır.

 

 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Rıza KOÇAK
Rıza KOÇAK Hayat Hikayesi
Rıza KOÇAK  YOLDA GİDEN BİR SERSERİ
Gezen deli öğüt tutmaz
Sevdası başından gitmez
Çocuğuna gücü yetmez
Şaştım dünyanın haline

Hasta olmuş yatak kalkmaz
Oğlan, uşak bana bakmaz
Karısı yok ocak yakmaz
Şaştım dünyanın haline

Kaynar sütü, yoğurt tutmaz
Hasta olur ilaç yutmaz
Aklı yoktur alıp satmaz
Şaştım dünyanın haline

Kahvelerde oynar kumar
Yanar içi çıkmaz duman
Geçiyor böyle zaman
Şaştım dünyanın haline

Bakmaz olmuş o malına
Kazanç yapmaz o yarına
Gider şaşkın o yoluna
Şaştım dünyanın haline

Sevgi yoktur o insanda
Yatar gece gündüz handa
Karı durmaz bu adamda
Şaştım dünyanın haline

RIZA KOÇAK söyler sözü
Delileri gördü gözü
Dayanmıyor bunun özü
Şaştım dünyanın haline
30 Temmuz 2008
 
 
 

 

 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
 
Rıza KANDEMİR
Rıza KANDEMİR Hayat Hikayesi
ÇORUM’UM
Ne güzel ovası düze kurulmuş
Hititler diyarı Çorum’um
Hizmette yarışa karar verilmiş
Tüm yurduma yayıldı ünü Çorum’um

Nice toprak hamur gibi yoğruldu
Kiremit döşendi, tuğla örüldü
Birde şeker fabrikası kuruldu
Şekerde de ünü vardır Çorum’un

Seramikte Ece Banyo açıldı
Kumaş gibi desen desen biçildi
Namı gitti Avrupa’ya açıldı
Seramikte ünü vardır Çorum’um

Anitta’ya yazdırdık Uğur Barlığı
Kim ister ki bu zamanda darlığı
Guruba yazmışlar bunca varlığı
Barlığın gurubu ünü Çorum’um

Emin Görpe Kızıl Irmak dökümde
Dişli olduk makinenin çarkında
Cazgır, Altan Makinenin farkında
Makinede ünü vardır Çorum’un

Çorumlunun daha sözü bitmedi
Hayat kâğıt, şırıngada yetmedi
Leblebide kimse yerini tutmadı
Leblebide ünü vardır Çorum’un

Akça, Varış kerestede yarışta
Ekmekçi bakıra damga vuruşta
Alapala Güven yeme varışta
Sanayide ünü vardır Çorum’un

Sular gibi akıp akıbta durulsak
El uzatıp yoksullara sarılsak
Birlikte el ele dimdik yürüsek
Birlikte ünü vardır Çorum’un

Koçlar tarım ette ayrıca gurur
Ahlatcısı var volsvegen yön verir
Şamlı toyotada tanımaz sınır
Çimento da ünü vardık Çorum’un

Bütünce bunları gezdim gördüm.
Dalgıcı birliği betonda buldum
Yeşillik içinde tertemiz yurdum
Temizlikte ünü vardır Çorum’un

Bırak dünü yarınları bitirdik
Bir gün derler KUL RIZA’YI yitirdik
Gerçekleri böyle dile getirdik
Aydınlık günlere yönü Çorum’un
 
 
 
Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Dergiye dönmek için tıklayın

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.