DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 14     SAYI 161    25 Temmuz 2012

Mahmut Selim GÜRSEL ÇANAKKALE SAVAŞI
Mustafa Nevruz SINACI ŞEYH  EFENDİNİN RÜYASI VE TÜRKİYE
İsa KAYACAN ZERBAYCAN’DAN GÜLAYE RİZAYEVA
Selma GÜRSEL İŞKEMBE ÇORBASI
Ayşe ÇOBAN SENİ SENİ
Orhan AFACAN PARKTA YATAN ADAM
Muhsin AKTAŞ AĞLADI GÖNÜL
Ahmet CANBABA YASADIŞI
Necati ÇAVDAR DİYEMEDİM

 

 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
            Osmanlı İmparatorluğu. Ortadoğu’nun en büyük askeri ve siyasi gücü. Bazı idare eksikliklerinden ve tabasının ihanetlerinden dolayı,parçalanmaya,ufalmaya ve erimeye başlayan bir cihan imparatorluğu. Parçalana parçalana elinde kalanlarla idare ederken bir zaman diliminde;yedi düvel geldi,koskoca ve dünyada eşi ve emsali gözükmemiş bir donanma ile  dayandı ülkemin kapısına. “Amiral Carden'in 15 Ocak 1915 tarihinde yaptığı dört  aşamalı taarruz planına göre: Boğaz bir ay içinde geçilmiş olacaktı. Buna göre birinci aşamada dış savunma tabyaları imha edilerek ortadan kaldırılacak, ikinci aşamada orta savunma tabyaları ve üçüncü aşamada iç savunma tabyaları yok edilecek, dördüncü ve son aşamada ise; boğazda arta kalan mayınlar temizlenecek boğaz emniyet altına alınacak, Marmara Denizi'ne çıkılacak ve İstanbul'a girilecekti.Boğazın kara bölgesinde güvenliği sağlamak üzere Midilli'de yeterince kara kuvveti toplanacaktı.(1)” Bu raporun ön çalışmasını 11 Ocak 1915 tarihinde İngiltere  Bahriye Nezareti'ne Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlattığı Planı Sunmuş ve Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlanmış Planın Uygun Olduğunun Amiral Carden'e Bildirilmesi; 28 Ocak 1915 Savaş Komitesinin  Toplantısında Çanakkale Boğazı'nın Yalnız Donanmayla Zorlanmasına Karar Verilmesi 19 Şubat 1915'in Taarruz Tarihi Olarak kararlaştırıldı. Rapor ve plan ve kuvvetlerin çokluğu yedi düveli gururlandırmış fakat Napolyon'un bir sözünü unutmuş görünüyorlardı. "Türkler öldürülebilir ancak asla mağlup edilemezler."
            Almanlar harp boyunca ani karlarla ve acele kararları Çanakkale’de de gözükmüş,Çanakkale Boğazı’nın zorlanacağını düşünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayı 22'ye indirmişlerdi. Bu raporlar ve istihbarat üzerine yukarıdaki karar alınmış oldu.
            Geldi,geçti. Deldi,geçti.
Çanakkale’nin savunmasında düşman;ülkesini,askerini seven bir komutanla karşı karşıya geldi. O savaşın;bir ülkenin kaderini etkileyen,yedi düvelin Çanakkale’de oyalanarak geri gitmesine sebebiyet verecek ve o günlerin verdiği zor kararlara imzasını atarak,zaman içerisinde yeni kararlarla vererek halen bir paylaşma alanı olarak gözüken “Güzel ve Tek” ülkemi bu günlere getiren Mustafa Kemal Atatürk’ün yine bu günleri görerek,ülkenin satılabileceğini gençlere bildiren dahidir. Bu dahinin Avrupa tarafından kuyruk acısı olarak halen düşmanlıklarının sürmesi olağan değil midir ?
            O günün Osmanlı ülkesi ve Anadolu’nun  çeşitli şehitlerinden gelen gençler bu topraklar için kendilerini gözlerini kırpmadan feda ettiler. 300000 kişi savaş katılan Türk birliklerinin 211000 şehit olması düşündürücüdür.

 

 
 
 
 
 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
ŞEYH  EFENDİNİN RÜYASI VE TÜRKİYE
Milletin asli ve hakiki hizmet unsurları insanlık, ahlâk, edep ve hukuk dışı dokunulmazlık, ayrıcalık, hususi imtiyaz, avanta, rüşvet ve iltimastan müstağni. Namuslu, dürüst memur, işçi ve emeklileri dâhil; halkın kahir ekseriyetini fakr-ü zaruret, yokluk, yoksulluk ve sefalete mahkûm ederek; siyasi hırs ve iğrenç ihtiraslarını tatmin uğruna millete zulmedenler bilsin ki!
‘İkinci Abdülhamit döneminde Şeyhülislâmlık yapmış, zamanın en büyük gönül sultanları ve din âlimlerinden olan Şeyh Rahmi Baba; 1920’li yıllarda Anadolu’da mukim, vazifeli şeyh ve halife arkadaşlarını gizlice bir kasabaya davet eder. Sebebi hikmeti: “Kahriye” okunacak; Yani, Esma-i Hüsna’dan “Ya kahhar” zikriçekilerek Mustafa Kemal’in ve kurmak istediği rejiminin “kahr-u tedmiri” için müştereken dua ve zikredilecektir. Davet kabul görür ve gizlice toplanılır. 
Tam kahriyenin okunacağı sabah vaktine birkaç saat kala, fecr-i sadık sıraları yakaza
halinde istirahat etmekte olan Şeyh Efendi, bütün niyetlerini altüst edecek bir mânâ (rüya) görür:
Bir dünya haritası; ortasında Türkiye!
Türkiye toprakları dünyanın diğer bölgelerinden bariz bir şekilde ayrılırcasına yem yeşil; fakat etrafı, sınırları simsiyah, hayli kalın, lâkin alçak duvarlarla çevrili. Peygamber Efendimiz haritanın başında. Mahşeri bir kalabalıkta, insanların gözü önünde dünyayı yeniden paylaştırıp, taksim ediyor;         
‘şurayı şuna, burayı buna verin’ diye emirler yağdırıyor… Taraf ve etrafındakiler ise derhal gerekeni yapıyorlar.
Mustafa Kemal, Çanakkale berisi ve İstanbul ötesi Trakya bölgesinde duruyor. Her ne hikmetse yüzü Peygamber Efendimiz e dönük değil! Duruşundan anlaşıldığına göre, bir şeylerden dolayı mahcup ve tedirgin bir ruh hali içinde; Velev ki bu yüzden olsa gerek, Yüce Efendimizin yüzüne bakamıyor. Sıra Türkiye’nin kime verileceğine geldiği zaman, manâyı mükerremdeki Şeyh Efendi gözlerini beş açıyor ve pür dikkat kesiliyor. Peygamber Efendimiz yüzünü çevirmeden yalnız eliyle işaret ederek “burayı da şuna verin” buyuruyorlar.
Burası dediği Türkiye’dir, şu dediği de Mustafa Kemal’dir. Sebebi:  Müstakbel ıslahatlar (Atatürk İlkeleri) ve Türk İnkılâbı’dır.
Tam bu sırada Şeyh Efendi kan ter içinde uyanır. Düşüncelidir. Niyetiyle rüyası arasında bir müddet gider gelir. (Tasavvuf ve tarikat kültüründe; Peygamber Efendimizin zahir oldukları, bizzat tezahür ettikleri, göründükleri manâ [rüyalar], doğrudan sahih, sağlam ve ‘acaba’sız, kat’i bilgi kaynaklarından biridir). Şeyh Rahmi Baba Abdestini alır, vaktin namazını cemaatle kılmak için icabetini bekleyen arkadaşlarının yanına varır. Namaz eda edilir, dua biter, Fatiha okunur.
Herkesin kahriye çekilmeye geçilecek dediği bir anda Şeyh Efendi rüyasını anlatmaya başlar.
Rüyayı şöyle yorumlar:  “Türkiye yemyeşil olduğuna göre, bu hayra, İslâm’a alâmettir ve durumun esas itibariyle iyi olduğunu gösterir. Türkiye’nin etrafını çepeçevre saran duvarın kalın, kasvetli ve siyah oluşu tedirginlik verici; çünkü siyah küfür işaretidir, fakat alçak oluşları mevcut menfi durumun çok uzak olmayan bir zamanda aşılabileceğini gösterir. Gerek Peygamber Efendimizin ona karşı tavrı, gerekse Mustafa Kemal’in duruşu menfi... Fakat Türkiye’yi ona veren Hz. Peygamber olduğuna göre buna karşı çıkamayız... O’na tabii olacak ve maddi, manevi yardım edeceğiz…”
Her şey apaçık ortaya çıkmış ve Anadolu Erenleri kutsal mesajı almıştır. Kahriye okumaktan vazgeçilir. Kanaat Önderi Şeyhler, Halifeler huzur içinde; Vicdanen müsterih, memnun, bahtiyar,hâl ve istikametleri aydınlanmış olarak memleketlerine dönerler...’
KISSA’DAN HİSSE:
Aziz, âlim, mümin ve mücahit, kadim Türk Milleti; 1400 yılı mücavir İslâm’ın, yaklaşık 1000 yılı Muhammed ümmetinin Bayraktarlığını, Sancaktarlığını yapmış; Müslüman âlemini tam bir hamiyet ve himmetle kucaklamış; İnsanlık camiasını adaletle himaye etmiş dualı bir millettir. Ola ki; Mustafa Kemâl’in Peygamber Efendimiz SAV huzurundaki mahcubiyeti: Osmanlı’da gerileme devrinin fiilen başladığı 1734 yılı evvel ve ahirinde (sonrasında); İdare, asker ve temsil makamlarında vaki gasp, yozlaşma, çürüme ve İslâm’dan uzaklaşma, adaleti terk nedeniyle vaki: Haksızlık, yolsuzluk, adaletsizlik, insana, İslâm’a ve kamu ahlâkına aykırı tertip, süfli teşebbüs, sefahat, din istismarı ve dağılma sebebi utanç verici suiistimallerin tevlid ettiği hicaptan olmalı.

 

 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
AZERBAYCAN’DAN GÜLAYE RİZAYEVA
Zaman zaman, şairlerimizden, yazarlarımızdan sözettiğim oluyor. Bu seri de onlardan biridir. Ankara’da, 29 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirilen “Altındağ’da Şiir Akşamları” programında yeralanlardan:
 
GÜLAYE RİZAYEVA
İsmail kızı Gülaye Rızayeva, 29.07.1964 tarihinde Azerbaycan’ın Gedebey kasabasının Düzresullu köyünde dünyaya geldi. İlköğrenimine 1971 yılında yine bu şehirde başladı. İlk ve orta öğrenimini 1981’de tamamladı, Rizayeva, 1982 yılında evlendi ve bugün üç çocuk sahibidir. Bakü’ye 1983 yılında gelen Rizayeva, 1987–1991 yılları arasında Maliye ve Ekonomi Yüksek Okulu’nda okumuştur.
Şaire ve edebiyata küçük yaşlardan itibaren ilgi duyan Rizayeva, orta öğrenimi yıllarında yazdığı şiirleri Azerbaycan’da çıkan bazı dergi ve gazetelerde yayımlandı. O yıllardan bu yana Rizayeva, edebiyata olan ilgisini sürdürmeye devam ediyor.
Azerbaycan Radyo Televizyonu’nda şairin şiirleri 1992’den itibaren yayımlanmaya başlar. Şairin şiirlerinin dinleyici ve seyirci ile televizyonda ilk buluşması Aşık Peri Meclisi adlı program ile başlar. Bu programda sanatçının şiir yaratıcılığında yer alan eserleri, Azerbaycan Televizyonu Devlet Kanalı’nda uzun yıllar dinleyici ve seyirci ile buluşturulmuştur. Özellikle Gülaye Rızayeva’nın sanatkarlığı yönünde çeşitli yerlerde birçok etkinlik düzenlenmiştir. Bu etkinliklerden sonuncusu Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenmiş ve bu programda Gülaye Rizayeva’nın sanatçı kişiliği üzerinde durulmuştur.
Çeşitli kitle iletişim araçlarında şiirleri okunan Rizayeva, Azerbaycan Devlet Televizyonunda “Sazın-Sözün Şehrinde” adlı programın yürütücüsüdür. Ayrıca Rızayeva, Orta Asya Cumhuriyetlerinde ve Türkiye’de çeşitli programlara davetli olarak katılmıştır, Şair, şiir yaratıcılığında gösterdiği başarı nedeniyle birçok ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bir tanesi Bursa’da düzenlenen Türk Dünyası aşıklarının ve şairlerinin yarışması sırasında kendisine verilen birincilik ödülüdür. Güleye Rizayeva edebi hayatı boyunca Ay Menim Gözleri Kör Mehebbetim. Bir Şair Yaşayır Gamın İçinde, Gelmişem ki Diyem Gemliyecem, Zaman Ağlattı Meni adlı dört kitabı yayınlanmıştır ve şiirleri çeşitli antolojilerde yer almıştır. Ayrıca İlgarımda İlgarsıza Uduzdum, Gizletmişem Güle Güle Derdimi, Meni Sensizliğe Sen Öğretmişen, Ömrümün Laylaları adlı şiir albümleri çıkmıştır. Bu  albümlerde şairin şiirleri Azerbaycan’ın tanınmış sanatçıları tarafından seslendirilmiştir.
Gülaye Rızayeva’nın manzum aşk ve duygu temalı hikâyeleri ile ilgili birçok sinema ve televizyon klibi hazırlanmış ve hazırlanmaktadır.
Gülaye Rızayeva, Aşık Peri Meclisi’nin, Aşıklar Birliği’nin ve Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin üyesidir. Gülaye Hanım bu gün de edebi faaliyetlerini sürdürmektedir.
 
SALAMELEKÜM
 
Salamla başlanıb ezeli ülfet
Salamla balanıb xilgete hörmet
Salamla başlanıb mehr-mehebbet;
Secde eyleyirse salama her kim
Salameleküm
            İnsanı insana yovuşdurubdur
            Xatadan, beladan sovuşdurubdur,
            Seveni sevene govuşturubdur
            Adalet eşgine verilen höküm
            Salameleküm
Derin deryalarım, gur axan çayım
Gündüzler güneşim, geceler ayım
Salamdır chana sovgatım payım
İncidir, gövherdir hem de lel yüküm
Salameleküm
            Ne ucuz tut onu ne yarıda gir
            Salamdan bahalı bexşiş var mıdır?
            Salam yeradana etiramımdır
            Ezeli-ebedi güdretli hakim
            Salameleküm
Çaılan seherler düşen axşamlar
Ümidler goynunda alışan Şamlar
Migeddes ayalar, şahi imamlar
Cismime can veren möcüzü hakim
Salameleküm
            Gülayayam, özüm gördüm bihalam
            Adını çeken tek geyb oldu belam
            Sacdağahım Kaba evim, Kerbalam
            Her an seninledir eşgim meslekim
            Selamelekum
 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
İŞKEMBE ÇORBASI
1 takım koyun işkembesi
2 diş sarımsak
5 kaşık un
2 yemek kaşığı margarin
İstenildiği kadar sirke, tuz, kırmızı biber
            İşkembeler alınarak iyice tekrar yıkanarak bir tencereye bölünmüş parçalar halinde 25 dakika haşlanır.
            Bir tavada 2 kaşık yağ eritilerek kızdırılır ve içine 5 yemek kaşığı un konularak orta şekilde kızartılarak bir kenara konulur.
            Haşlanmış işkembeler küçük küçük bıçakla doğranır.
            Kavrulmuş un çorbanın yapılacağı tencerede bir miktar soğuk su ile cıvıklaştırılarak pürtükleri gidene kadar suya özenir. Özenen bu unun üzerine doğranmış işkembeler ilave edilir. Ayıklanmış iki diş sarımsak ince olarak tencerenin içine doğranarak istenildiği kadar tuz ilave edilir. Bir miktar ateşte karıştırılan doğranmış işkembe daha önce işkembenin haşlandığı sudan alınarak tencereye konularak karıştırılarak kaynatılır ve tencerenin altı kapatılarak servis yapılır.
            İsteyen tabağa alınan işkembe çorbasına sirke kırmızıbiber de ilave edebilir.

 
 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ayşe ÇOBAN
Ayşe ÇOBAN Hayat Hikayesi
SENİ SENİ
Nere gitsem yanımdasın,
Damarımda,kanımdasın,
Nefesimsin,canımdasın,
Arıyorum;seni,sini.
 
Gözlerimin önündesin,
Yaşıyorsun ömrümdesin,
Uzak değil gönlümdesin,
Soruyorum;seni,seni.
 
Damla,damla yaşımdasın,
Tükenmeyen aşımdasın,
Gezer ayak başımdasın,
Korkuyorum;seni,seni.
 
Defterimde,yazımdasın,
Tel olmuşsun,sazımdasın,
Yolda ayak izimdesin,
Görüyorum;seni,beni.
 
Dudağımda,dilimdesin,                    
Dokuduğum kilimdesin,
Sayfa,sayfa ilimdesin,
Tarıyorum;seni,seni.
 
Mızrap oldun elimdesin,
Bağlamamın telindesin,
Kemer gibi belimdesin,
Sarıyorum;seni,seni.
 
Arı gibi balımdasın,
Seyyah olup yanımdasın,
Bir kuş gibi dalımdasın,
Koruyorum;seni,seni.
 
ÇOBAN der ki;sözümdesin,
Bir ışıksın gözümdesin,
Çiçek olmuş özümdesin,
Deriyorum;seni,seni.

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Orhan AFACAN
Orhan AFACAN Hayat Hikayesi
PARKTA YATAN ADAM
Parkta yatan adam gecemi sanmış
Bankın üzerinde öyle uzanmış
Çember sakalıyla yüzü saklanmış
Gelen, giden bakar tanıyan olmaz
 
Duruşu benziyor biraz asile
Ne güngörmüştür ailesi ile.
Her nefes, her bakış şimdi bir çile
Gelen, gecen bakar anlayan olmaz
 
Oda bu toplumun bir sınıfından
Çıkmış bir kere normal kılıfından
Hayata baksak; onun tarafından
O’nu anlamayı isteyen olmaz
 
Çok duydum, dinledim böyle hayatı.
Çoğunun elinde vardır sanatı.
Yıkılmış bir şekil o saltanatı
Hayat belli değil düşmeyen olmaz.
 
Bir yaz değil mevsim, birde kışı var.
Ayazı, rüzgârı, kar yağışı var
Devlette, dinde yardım bağışı var.
Bu bilinirde uygulayan olmaz
 
Parkta yatan adam herkese ibret
Bilhassa gururda, kibirde ibret.
Üstelik bir değil, bin kere ibret.
Orhan yazar gider anlayan olmaz.

 

 
 
 
 

 

 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muhsin AKTAŞ
Muhsin AKTAŞ Hayat Hikayesi
AĞLADI GÖNÜL
Zehirli ok gibi battı sözlerin
Kurşun olup yağdı yosun gözlerin
Yüreğime doldu kızgın közlerin
Döktü yaşlarını ağladı gönül
 
Her ne söyledinse unuttum gitti
Bu sevda gönlümü sarsılmaz etti
Bütün duygularım dağlarda yitti
Dikti saçlarını ağladı gönül
 
Dilinden döküldü büsbütün kozlar
Kalbimde yer etti kazdığın izler
Özümü yaktı da yankılı sazlar
Yıktı kaşlarını ağladı gönül
 
Gece ayazında güllerim soldu
Yıldızlar altında yüzünü buldu
Takıldın aklıma gözlerim doldu
Sıktı dişlerini ağladı gönül
 
Üzülme Mizabi geçer dediler
Söyleyen susandan beter dediler
Bütün dertler bir gün biter dediler
Söktü döşlerini ağladı gönül
 
30.07.2008 Espiyeli Muhsin AKTAŞ

 

 
 
 
 

 

  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
YASADIŞI  
Yaşama  sevincini  bitirir
Bir  kurşun
Yasa  dışı
 
Yaşama  sevincini  bitirir
Bir  karar
Yasa dışı
 
İşgalci  gelir  oturur
Yüreğinin  baş köşesine,
Yasak  bir  aşk  yaşarsın
Yasa dışı
 
İşgalci  gelir  oturur
Memleketinin  baş köşesine,
Onay  görmez  yaptığı
Yasa  dışı
 
Ve  sana 
Bir  direniş  göstermek  düşer,
Bir  direniş
Yasadışı

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Necati ÇAVDAR
Necati ÇAVDAR Hayat Hikayesi
DİYEMEDİM
Gezdim dağı taşı, geçirdim yazı kışı
Akıttım teri yaşı, döktüm saçı ağarttım başı
Yıprandı vücudum, çektim çileyi yorgunum diyemedim
Nasıldır yemek lezzet ne bilmedim
Açlıktan açlığı terk ettim
Aç kaldım kimseye;
-“Acıktım” diyemedim
Dudaklarım kurudu susuzluktan
Şerha şerha paralandı yangınlardan
Susadım susamayı kaldırdım;
-“Su” diyemedim
Kimine çok küçük, kimine fazla
Kasılır gerinir eller en ufak şeye nazla
Kendimce unvanı yok ettim;
- “Var” diyemedim
Garip sultan idim bazılarınca
 

 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.