DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

YIL 14     SAYI 168    25 Şubat 2013

Hüseyin Hüsnü GÜROLYAZARIMIZI KAYBETTİK
Mahmut Selim GÜRSEL DEMEDİM Mİ?
ÇORUM İLİNDE İNTİHAR ORJİNLİ ASIYA BAĞLI ÖLÜMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Mesut ARTAR KÜÇÜK ESNAF İÇİN BİLGİ VE TEKNOLOJİNİN ÖNEMİ
Suhubi Ulvi CIRIL ELMADAĞ YOKUŞLARI
Mustafa TURAN ÖSS ÇIKMAZI
Mustafa Nevruz SINACI İNKÂR'A REDDİYE VE AB.-TERÖR-TEDHİŞ MUTFAĞI VE LOZAN
Erhan TIĞLI HAYATIN ANLAMI
Emine SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU AZERBAYCAN EDEBİYATI
Selma GÜRSEL TAVA MAYALISI
Ahmet CANBABA BAHAR
Hıfzı ÖZBEKMEZ DALINDAN KOPARDIN
Halil KAYMAK BAŞA GİT YIRTABİLSEM SENİ
Atatürk Abidesi Çevre Çalışmaları ve kar
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

       

YAZARIMIZI KAYBETTİK!

Sanal da olsa onu dergimize gönderdiği yazılarından tanımıştım.

Bana gelen mesajı sizinle paylaşmak istedim:

“Kendini, özellikle ve bilhassa Erzincan'ın ve bu çok sevdiği şehrin şahsında "vatan ve milletine" hizmete adayan;  İnşaat Yüksek Mühendisi HÜSEYİN HÜSNÜ GÜREL, 06 Şubat 2012 Salı Günü  aramızdan ayrıldı ve HAK'a yürüdü.

"ERZİNCAN Şehri ve Ovası'nda varlığına emin olduğu zengin Doğalgaz rezervlerini açığa çıkartıp;

Hemşehrilerini büyük bir zenginlik ve mutluluğa kavuşturmak ve Anadolu İnsanı'nı yabancılara muhtaç olmaktan kurtarmak için, 20 yıldır aralıksız çalışan ve bu uğurda inanılmaz masraflar edip; Efsanevi bir mücadele veren "HÜSEYİN HÜSNÜ GÜREL", davasını ispatlamasına rağmen kimseyi harekete geçiremedi.

Şimdi dava, O'nu dinlemeyen ve "inandıkları halde" hükümet nezdinde teşebbüse geçmeyen Erzincanlıların.

O'na Allah (CC)'dan rahmet ve mağfiret, kederli ailesi, "kıymet ve kadr'ini bilmeyen" Erzincalı hemşehrilerine başsağlığı dileriz.

Bu güne kadar ülkemiz ve özellikle Erzincan'ın yetiştirdiği "çok müstesna, iyi kalpli, yüksek ruhlu, milli, manevi ve ilmi değerlerine sadık, samimi ve saygıdeğer; Yüzlerce eser, hizmet ve hikmet sahibi Aziz İnsan"

 

 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
DEMEDİM Mİ?
Zaman içerisinde olacakları bildiren bir olayın tekrarında hepimiz bu olayın olacağını hissederek etrafımızdakilere dönerek ”Demedim mi?” diyerek dinlenmediğimizi ima ederiz.
            Bizde pek çok yazılarımızda bu serzenişi bildirecek öneriler getirdik. Bildiğimizi kaleme dökmeye çalıştık. Zaman içerisinde de bazı söylediklerimizde haklı çıktık.
Bazen doğru bildiğim olaylar için etrafımdakilere bilgi vererek kamuoyu yarattık ve sonucu şahsıma dokunan zaferlerimiz de oldu. Dediklerimin bazıları idarelerce kale alınarak işleme konulup sonuçları yapanlar tarafından işlendi ve nemalandırıldı.
Son iki sayımızda ne yazık ki yapılan çok yanlış bir uygulamayı yazdım ve resimledim. Gereken yerlere de e-posta ile ulaştırdım. Onlarca bilgi verdiğim yerlerden ikisi haricinde bilgi alında cevabı e-posta ile gelmedi. Ne yapmalıyım. Bilgi Verme yasası ve dilekçe Kanununa göre görülmemiş işlemi halına getirilen ve bu bilgileri gerekli yerlere ulaştırmayan kişilere tazminat hakkımı mı kullanmalıyım? Sanal olarak elin çalışanı e-postayı teslim edemeyince e-postayı gönderene” e-posta teslim edilemedi veya, e-posta kutusu dolu” mesajının verildiğini bu zat-ı muhteremler bilmiyorlar mı? Bilmiyorlarsa illaki kanun yolu ile bilginin alındığı mesajını yazmak istemiyorlarsa bile otomatik olarak “gönderdiğiniz e-posta alınmıştır” bilgisini de yazamıyorlar mı?
Çorum Belediyesinin yaptığı ve apartmanların ve konutların çatı suyu ile birlikte balkon sularının da YOLA VERİLME işlemi şu an kış mevsimini yaşadığımız için göze batmamakla birlikte yağışlardan dolayı sokak kirlilikleri gözükmektedir. Mevsimin değişmesi ve balkon atık sularının yollara indirilmesinde meydana gelecek bulaşıcı hastalık furyası olursa bana yine “Demedim mi?” yazı yazdırmaz, gerekeni yapar ve yapılan hatadan donulur ve atık su borusu olarak lağımdan hariç yer altı tahliye borularına apartmanların bağlantılarını verirsiniz.

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!
 
 
ÇORUM İLİNDE İNTİHAR ORJİNLİ ASIYA BAĞLI ÖLÜMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yrd. Doç. Dr. Erdal Özer. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim

Dalı, Tokat, Türkiye

1Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldırım. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Tokat, Türkiye

2 Doç. Dr. Bülent Şam. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, İstanbul, Türkiye

3 Yrd. Doç. Dr. İlhan Çetin. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı

Anabilim Dalı, Tokat, Türkiye

Yazışma Adresi: Yrd. Doç. Dr. Erdal Özer

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Tokat   

 

ÇORUM İLİNDE İNTİHAR ORJİNLİ ASIYA BAĞLI ÖLÜMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
THE EVALUATION OF SUICIDAL ORİGİNED HANGING DEATHS IN ÇORUM
 
ÖZET
Bu çalışmada, Çorum ilinde Ülkemizdeki en yaygın intihar yöntemi olan ası sonucu ölen olguların sosyodemografik özelliklerinin tespit edilmesi ve literatür eşliğinde benzer çalışmalar ile karşılaştırılarak farklılıklarının vurgulanması amaçlandı. Çalışmamızda Ocak 2005 ve Aralık 2009 tarihleri arasında 5 yıllık dönemde Çorum ilinde ası sonucu ölen 29 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. Olay yeri incelemesi bulguları, otopsi bulgularına göre intihar orjinli asıya bağlı ölüm olguları seçilmiştir. Yirmi iki olgunun (%75.9) erkek, 7 olgunun kadın (%24.1) olduğu, yaşları 16-71 arasında değişen olguların yaş ortalamasının 39.2 bulunduğu görüldü.
Olguların 24’ünde olay yeri iç mekan olup çoğunda (19 olgu - %79.2) ası vasıtası olarak ip kullanıldığı, geriye kalan olgularda ise ası fiilinin kablo ve çarşaf kullanılarak gerçekleştirildiği tespit edildi.
Üç olguda hyoid kemikte, 6 olguda tiroid kıkırdakta, 5 olguda hem hyoid kemik hem de tiroid kıkırdakta olmak üzere toplam 14 olguda boyun organlarında kırık saptanmıştı.
Anahtar sözcükler: İntihar, Ası, Otopsi, Asfiksi
 
ABSTRACT
The aim of this study to specify the sociodemographic features of those who were dead as a result of suicidal hanging in Çorum city which has the commonest mode of suicide in Turkey, and comparing the data of similar studies. Study enclose the hanging cases during the five-year period between January 2005 and December 2009 in Çorum. Upon analysis of death scene investigation and autopsy findings the cases of hanging fatalities of suicidal origin were selected. There were a total of 29 cases of suicidal hanging with age range of 16-71 (Average: 39.2 years; M:F = 22:7). 22 of the hanging cases (75.9%) were male and 7 (24.1%) were female. In 24 of cases, the place of hanging was indoor; most victims selected rope (n:19 (79.2 %)) for the ligature with the rest using sheet, cable. Fractures in neck organs were detected in 14 of cases (48,3%). Fracture in hyoid bone was seen in 3, in thyroid cartilage 6, in both hyoid and thyroid in 5 cases.
Keywords: Suicide, Hanging , Autopsy, Asfixia
GİRİŞ
İntihar, insanın özbenliğine yönelmiş bir saldırı olup boyutları giderek büyüyen toplumsal bir sorundur. İntihar düşüncesi hayatta kalma dürtüsüne karşı bir eylemdir ve psikiyatrik bozukluk olarak kabul edilmektedir (1).
Ekonomik ve sosyal sorunları yoğun olarak yaşayan kişilerde intihar sıklığının fazla olması sosyal faktörlerin önemini vurgulamaktadır. İşsizlik, geçim zorluğu, alışılagelmiş sosyal desteğin kaybı, göç, beklenmedik olaylara tepki, aile içi anlaşmazlıklar, ailenin herhangi bir nedenle dağılması, alkol bağımlılığı, ruhsal hastalıklar, bir yakınının ölümü ve fiziksel hastalıklar intihar riskini arttırıcı faktörlerdendir (2,3).
İntihar girişiminde bulunacak kişi en kolay ulaşabileceği materyali, yeri, yöntemi, ve zamanı seçer (4,5). Kolay uygulanabilirliği nedeniyle ülkemizde en fazla kullanılan intihar yönteminin ası olduğu bildirilmektedir (3,6). Ası eylemi, intihar amacıyla sıklıkla seçilen bir yöntem olup; bazen kaza orijinli olarak meydana gelebilmekte ve çok nadir olarak da cinai amaçlarla uygulanabilmektedir (2-7).
Ası, bir ucu sabit bir noktaya bağlı, diğer ucu ilmik şeklinde boyuna geçirilmiş ya da boyuna birden fazla kez sarılmış bir bağın, vücudun tam ya da tam olmayan ağırlığı ile bir veya birkaç mekanizma bir arada işleyerek boynu sıkıştırması sonucunda solunum yolu, damar ve sinirlere bası ile yaşamsal fonksiyonların engellendiği ve genellikle ölümün meydana geldiği bir olaydır (1, 8-11).
Kullanılan intihar yöntemleri yaş gruplarına, toplumsal ve kültürel koşullara göre farklılık arz etmesine karşılık; Türkiye İstatistik Kurumu kayıtlarına göre ülkemizde en sık kullanılan intihar yöntemleri şu başlıklarda sıralanmaktadır: Ası, ateşli silah kullanımı, kimyevi madde kullanımı, kendini yüksek bir yerden atmak, kesici-delici alet kullanmak, suya atlamak (12).
Gelişmekte olan Asya ülkelerinde pestisit ile intiharın önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiği bildirilmekte olup, (13, 14) buna karşın Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde ise ateşli silah ile intiharların daha sık görüldüğü, bunun da ateşli silaha ev içinde ulaşmadaki kolaylıkla ilgili olduğu bildirilmektedir (15, 16). Bununla birlikte ası dünya genelinde en sık kullanılan intihar yöntemidir (17).
Asıya bağlı ölümler zorlamalı ölüm niteliği taşıdığından, ayrıca cinayet orijinli olgularda intihara benzetme kurgusu bulunabileceğinden, ası olgularında otopsi mutlaka yapılmalıdır.
Çalışmanın amacı, Çorum ilindeki intihar orijinli ası olgularının niteliklerini belirleyerek verileri ülkemiz genelindeki ve dünyadaki diğer veriler ile karşılaştırmaktır.
 
GEREÇ ve YÖNTEM
Bu çalışmada, Çorum ilinde Ocak 2005 ve Aralık 2009 tarihleri arasındaki 5 yıllık sürede yapılan otopsiler içerisinde ası sonucu ölen olgular retrospektif olarak değerlendirildi. Toplam 29 intihar orijinli ası olgusu; cinsiyet, yaş, olay yeri, olay tarihi, risk faktörleri, ası tipi, ası vasıtası, hyoid kemik, tiroid kartilaj kırıkları açısından incelendi. Elde edilen bulgular SPSS 11.5 programı kullanılarak değerlendirildi.
 
BULGULAR
Çorum il merkezinde Ocak 2005 ve Aralık 2009 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte olay yeri incelemesi ve otopsisi yapılan 29 ası sonucu intihar olgusu değerlendirilmiştir. Olguların % 75.9’u erkek iken % 24.1’i kadındır. Olguların tamamı 16-71 yaş aralığında bulunmakta olup, olguların yaş ortalaması 39.2 yıl olarak saptandı. Olguların %86.2’sinin Tablo-1’de de gösterildiği şekilde 20 yaş üzerinde olduğu %44.8’inin ise 41-60 yaş aralığında olduğu tespit edilmiştir.
Ası olayının gerçekleştiği yer dikkate alındığında olay yerinin olguların %72.4’ünde kentsel alan içinde olduğu, %24.1’inde kırsal alanda olduğu ve sadece 1 olguda ise olay yerinin cezaevi içinde olduğu tespit edilmiştir.
İntiharın gerçekleştiği gün dikkate alındığında olguların % 20.7’sinin pazar, % 20.7’sinin pazartesi günü oluştuğu ve toplamda pazar ve pazartesi günü birlikte değerlendirildiğinde %41.4’ünün pazar ve pazartesi günü meydana geldiği tespit edilmiştir. İntiharın gerçekleştiği ay incelendiğinde olguların %27.6’sının eylül ayında gerçekleşmiş olduğu, şubat ve ekim aylarında herhangi bir olgu olmadığı tespit edilmiştir. Olay yeri iç mekan ve dış mekan olarak incelendiğinde olguların %82.8’inin iç mekanda bulunmuş olduğu tespit edilmiştir. Ası vasıtası incelendiğinde olguların %82.8’inde ip, %6.9’ünde kablo, %10.3’ünde ise çarşaf kullanıldığı tespit edilmiştir. Tablo-3’de de gösterildiği üzere ası vasıtası olarak çarşaf ve kablo kullananların tamamında olay yerinin iç mekan olduğu belirlenmiştir.
Olguların 14’ünde boyun organlarında kırık tespit edilmiştir. Kırık tespit edilen olgulardan %21.4’ünde sadece hyoid kemikte, %42.9’ünde tiroid kıkırdakta, %35.7’sinde ise hem hyoid kemik hem de tiroid kıkırdakta kırık mevcut olduğu saptanmıştır.
Olguların intihar nedeni olabilecek risk faktörlerinin varlığına göre dağılımı Tablo-2’de gösterilmiştir. Olguların %24.1’inde risk faktörü olabilecek bir bulguya ulaşılamamış olup, kadın olguların tümünde psikiyatrik hastalık mevcut olduğu, ekonomik sorunun ise çalışmamızda sadece erkeklerde mevcut olduğu tespit edilmiştir. Olgulardan birinde intihar girişiminin 2 gün öncesinde eş ölümü öyküsü olduğu, birinde ise madde bağımlılığı mevcut olduğu belirlenmiştir.

 

TARTIŞMA ve SONUÇ
İntiharlara dünyada ve ülkemizde sık rastlanılmakta olup önlem alınması gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur. Uygun yer ve zamanda kolay elde edilen araçlarla intiharlar gerçekleştirilmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkemizde erkeklerde intihar daha sık görülmekte olup, en sık kullanılan yöntem her iki cinsiyette de asıdır. TÜİK verileriyle uyumlu olarak bu çalışmadaki olguların da çoğu erkektir (%75.9). Çalışmamızda olguların %86.2’sinin 20 yaş üzerinde olduğu, bunun da TÜİK verileriyle uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dünyadaki ve ülkemizdeki veriler incelendiğinde ası yönteminin, intihar amacıyla tüm dünyada en yaygın kullanılan yöntem olduğu görülmektedir (18-20). Amerika, Arjantin, Uruguay ve İsviçre’de en sık ateşli silahla, El Salvador, Nikaragua ve Peru’da en sık pestisit kullanılarak ve Hong Kong’da en sık yüksekten atlamak suretiyle intihar edildiği bildirilmektedir (17). Hong Kong örneğinde olduğu gibi yüksek binaların daha yaygın olduğu yerlerde ulaşılabilen en kolay yöntem olarak yüksekten atlama tercih edilmektedir.
Çalışmamızda asıya bağlı ölümlerin en çok eylül ayında ve en çok pazar-pazartesi günleri ile en az çarşamba günleri gerçekleştiği saptanmıştır. Yapılan diğer çalışmalarda ilkbahar ve sonbaharda hafif bir artışla birlikte, hiçbir mevsimde ve günde anlamlı bir artış olmadığı görülmektedir (18-20).
Bu çalışmada olay yeri kentsel, kırsal ve cezaevi olarak incelendiğinde olguların %72.4’nün kentsel bölgede ası yoluyla intihar ettiği, olay yeri iç mekan ve dış mekan olarak incelendiğinde ise olguların %82.8’inin iç mekanda bulunmuş olduğu tespit edilmiştir. Benzer çalışmalarda eylemin çoğunlukla ev ve etrafında meydana geldiği bildirilmiştir (21). Ası vasıtası incelendiğinde olguların %82.8’inde ip, %6.9’ünde kablo, %10,3’ünde ise çarşaf kullanıldığı tespit edilmiştir. Tablo-3’de de gösterildiği şekilde ası vasıtası olarak çarşaf ve kablo kullananların tamamında olay yerinin iç mekan olduğu tespit edilmiştir. Benzer çalışmalarda da, çalışmamızda olduğu gibi, ası vasıtası olarak kolay ulaşılabilmesi nedeniyle ip kullanıldığı bildirilmiştir (22).
Çalışmamızda olguların 14’ünde boyun organlarında kırık tespit edilmiştir. Kırık tespit edilen olgulardan %21.4’ünde sadece hyoid kemikte, %42.9’unda tiroid kıkırdakta, %35.7’sinde ise hem hyoid kemik hem de tiroid kıkırdakta kırık mevcut olduğu tespit edilmiş olup, benzer bazı çalışmalarda ise daha düşük olarak tespit edilmiştir (23-25).
Tablo-2 de gösterildiği gibi çalışmamızdaki olguların %24.1’inde risk faktörü olabilecek bir bulguya ulaşılamamış olup, kadın olguların tümünde ve tüm olguların %48.3’ünde psikiyatrik hastalık mevcut olduğu, ekonomik sorunun ise çalışmamızda sadece erkeklerde mevcut olduğu tespit edildi. Cooke ve arkadaşları Batı Avustralya’da asıya bağlı ölümler ile ilgili çalışmasında; olgularının %33’ünde psikiyatrik hastalık öyküsü olduğu ve %24’ünde alkol kötüye kullanımı bulunduğunu, Leo ve arkadaşlarının yaptığı başka bir çalışmada ise ası yöntemi ile intihar eden olguların %31’inin psikiyatrik tedavi görmüş olduğunu bildirmişlerdir (19, 26). Olgularımızdan birinde intihar girişiminin 2 gün öncesinde eş ölümü öyküsü olduğu, birinde ise madde bağımlılığı mevcut olduğu tespit edilmiştir. İşsizlik, ekonomik sorunlar, sosyal desteğin kaybı, göç, aile içi anlaşmazlıklar, dağılmış aile, madde bağımlılığı, ruhsal hastalıklar, bir yakınını kaybetme ve fiziksel hastalıklar intihar riskini arttıran faktörler olup, çalışmamızda risk faktörlerinden ruhsal hastalık varlığı kadınların tümünde saptanmıştır. Ekonomik sıkıntıya bağlı intihar girişiminin yalnızca erkeklerde görüldüğü saptanmış olup olay günü ile birlikte yorumlandığında intihar gününün olguların %41,4’ ünde pazar ve pazartesi günü olduğu, iş günü başlangıcında kümelendiği dikkat çekmektedir.
Ası sonucu ölümlerde orijin belirlenmesi çok yönlü bir adli inceleme gerektirir. Bu nedenle olay yeri ayrıntılı incelenmeli, krokiler çizilmeli ve fotoğraflar çekilmelidir. Ölüm nedeninin tespiti ve adli soruşturma-kovuşturma sırasında ortaya çıkabilecek olası sorunların açıklığa kavuşturulması için her ası olgusunda mutlaka otopsi yapılmasına karar verilmelidir. Orijin belirlemede otopsi bulguları, toksikolojik inceleme sonuçları, olay yeri incelemesi ve tanık ifadeleri önemli olup, ayrıca intihar olayları sonrası yapılan adli incelemelerin daha ayrıntılı yapılandırılmasının, intiharı önleme çalışmalarına da ışık tutabileceği kanaatindeyiz.
 
KAYNAKLAR
Köknel Ö. İntiharlar Genel ve Klinik Psikiyatri. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevi, 1989: 225-226.
Gök Ş. Adli Tıp, 4. Baskı, Fatih Gençlik Vakfı Matbaası, İstanbul, 1980: 97-117.
Gök Ş, Kırangil B. 59 ası olgusunda retrospektif incelemeler. III. Ulusal Adli Tıp Günleri, 6-8.Kasım.1986, İstanbul. Panel ve Serbest Bildiriler Kitabı: 211-217.
Camps FE (Ed). Gradwohl's Legal Medicine. Third Edition, John Wright and Sons Ltd. Bristol, 1976: 326-339.
Simpson K, Knight B. Forensic Medicine, Ninth Edition, Edward Arnold Ltd. London, 1985: 102-106.
Üner S. Ası ile ölümlerin adli tıp açısından incelenmesi. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Uzmanlık Tezi, İstanbul, 1990.
Pradep KG, Kanthaswamy V. Am J Forensic Med Pathol. 1993; 14 (l): 80-81.
Koç S, Özaslan A. Genel olarak asfiksiler, ası, boğma, tıkama tıkanma, kimyasal asfiksiler. Soysal Z, Çakalır C. (Eds) Adli Tıp, Cilt I. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınlarından Rektörlük No: 4165 Fakülte No: 224 İstanbul, 1999: 405-457.
Polat O. Adli Tıp, Der Yayınevi, İstanbul; 2000: 48-52.
Hancı İH. Adli Tıp ve Adli Bilimler. Seçkin Yayıncılık, Ankara; 2002: 371-379, 559-576.
Gordon I, Shapiro HA, Benson SD. Forensic Medicine, 3. Edition, London: Churchill Livingstone, 1988:110-113.
Erişim Adresi: http://www.tuik.gov.tr/. Erişim Tarihi: 29.03.2011.
Gunnell D, Eddleston M. Suicide by İntentional İngestion of Pesticides: A continuing tragedy in developing countries. Int J Epidemiol. 2003 Dec; 32 (6): 902-909.
Bertolote JM, Fleischmann A, Eddleston M, Gunnell D. Deaths from pesticide poisoning: A Global Response. Br J Psychiatry. 2006; 189: 201–203.
Killias M, Van Kesteren J, Rindlisbacher M. Guns, violent crime and suicide in 21 countries. Can J Criminol. 2001; 43: 429–448.
Ajdacic-Gross V, Killias M, Hepp U, Gadola E, Bopp M, Lauber C, et al. Changing times: a longitudinal analysis of international firearm suicide data. Am J PublicHealth. 2006; 96: 1752–1755.
Ajdacic-Gross V, Weiss MG, Ring M, Hepp U, Bopp M, Gutzwiller F, Rossler W. Methods of suicide: international suicide patterns derived from the WHO mortality database. Bull World Health Organ. 2008; 86 (9): 726–732.
Erkol Z, Beyaztaş FY, Büken B, Erkol H. Kahramanmaraş İli’ndeki intihar orijinli ölüm olgularının analizi. Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi. 2007; 4:7-16.
Gören S, Tıraşçı Y, Üzün İ. Diyarbakır'da Asıya Bağlı Ölümlerin Retrospektif Değerlendirilmesi. Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi. 2005; 2:1-4.
Yılmaz R, Erkol Z, Bütün C, Beyaztaş FY, Ertan A, Büken B. Elleri bağlı bir ası olgusu. Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi. 2008; 5: 75-79.
Ege B, Karadeniz Z, Yemişçigil A. Ası olgularının retrospektif incelenmesi. Adli Tıp Bülteni. 2000; 5(3): 185-187.
Cooke CT, Cadden GA, Margolius KA. Death by hanging in Western Australia. Pathology. 1995 Jul; 27(3): 268-272.
Meel BL. A study on the incidence of suicide by hanging in the sub-region of Transkei, South Africa . J Clin Forensic Med. 2003; 10: 153-157.
Mekonnen D, Kebede Y. The prevalence of suicidal ideation and attempts among individuals  attending an adult psychiatry out-patient clinic in Gondar, Ethiopia. Afr Health Sci. 2011 Mar; 11(1): 103-107.
Uzün I, Büyük Y, Gürpinar K. Suicidal hanging: fatalities in Istanbul retrospective analysis of 761 autopsy cases. J Forensic Leg Med. 2007 Oct; 14 (7): 406-409.
Samarasekera A, Cooke C.The pathology of hanging deaths in Western Australia. Pathology. 1996 Nov; 28 (4): 334-338.
Charoonnate N, Narongchai P, Vongvaivet S. Fractures of the hyoid bone and thyroid cartilage in suicidal hanging. J Med Assoc Thai. 2010 Oct; 93 (10): 1211-1216.
Sharma BR, Harish D, Sharma A, Sharma S, Singh H. Injuries to neck structures in deaths due to constriction of neck, with a special reference to hanging. J Forensic Leg Med. 2008 Jul; 15 (5): 298-305.
De Leo D, Evans R, Neulinger K. Hanging, firearm and non-domestic gas suicides among males: a comparative study. Aust N Z J Psychiatry. 2002 Apr; 36 (2): 183-189.

 

Tablo 1

Yaş Grupları

 

 

20 Yaş Altı

4

13.8

21-40

10

34.5

41-60

13

44.8

60 Yaş Üstü

2

6.9

Olay Günü

 

 

Pazartesi

6

20.7

Salı

4

13.8

Çarşamba

1

3.4

Perşembe

5

17.2

Cuma

4

13.8

Cumartesi

3

10.3

Pazar

6

20.7

Olayın Olduğu Ay

 

 

Ocak

3

10.3

Mart

3

10.3

Nisan

3

10.3

Mayıs

2

6.9

Haziran

1

3.4

Temmuz

2

6.9

Ağustos

1

3.4

Eylül

8

27.6

Kasım

4

13.8

Aralık

2

6.9

Olay Yılı

 

 

2005

8

27.6

2006

5

17.2

2007

5

17.2

2008

7

24.1

2009

4

13.8

Kırık

 

 

Kırık Var

14

48.3

Kırık Yok

15

51.7

Kırığın Yeri

 

 

Hyoid Kırık

3

21.4

Troid Kırık

6

42.9

Hyoid+Troid Kırık

5

35.7

 

Tablo 2

           

erkek

kadın

Toplam

Tespit  edilebilen Neden

Sayı

%

Sayı

%

Sayı

%

Bilinmeyen

7

31.8

0

0

7

24.1

Pskiatrik problemi olan

7

31.8

7

100.0

14

48.3

Ekonomik sıkıntı

6

27.3

0

0

6

20.7

Madde bağımlılığı

1

4.5

0

0

1

3.4

Eş ölümü

1

4.5

0

0

1

3.4

Toplam

22

75.9

7

24.1

29

100.0

Tablo 3

 

 

           

Ası aracı

Olduğu Yer

Toplam

İç mekan

Dış Mekan

Sayı

%

Sayı

%

Sayı

%

İp

19

79.2

5

20.8

24

82.8

Kablo

2

8.3

0

0.0

2

6.9

Çarşaf

3

12.5

0

0.0

3

10.3

Toplam

24

82.8

5

17.2

29

100.0

 

 

 

Bu çalışma: Adli Bilimler Dergisinde yayımlanmıştır.

Gürsel Yayınevi bu çalışmayı yapanlara teşekkür eder!

 

 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mesut ARTAR
Mesut ARTAR Hayat Hikayesi
KÜÇÜK ESNAF İÇİN BİLGİ VE TEKNOLOJİNİN ÖNEMİ
Çorum’un nüfusu içinde bu denli önemli bir ağırlığa ulaşmış bulunan esnaf ve sanatkârlar kesimi, toplumumuzun omurgasını oluşturmakta ve orta direk benzetmesiyle isimlendirilmektedir.
Esnaf ve sanatkârlar, sosyal dengelerin ve sistemin güvencesi olarak, demokrasinin, serbest piyasa ekonomisinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ayrıca, esnaf ve sanatkârı sahip olduğu ahlaki değerleri ile toplumumuzun temel taşlarından biridir.
Esnaf ve sanatkârların geliştirilip güçlendirilmesi, toplumumuzda istikrarın ve toplumsal dengenin sağlanması yönünden son derece yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu kesimin, devletçe uygulanacak politikalarla desteklenip geliştirilmesi konusu, günümüzde tartışmasız bir gereklilik olarak kabul edilmektedir. Bugün tartışılan artık, esnaf ve küçük sanatkâr kesiminin desteklenip desteklenmeyeceği değil, nasıl ve hangi politikalarla desteklenmesi gerektiğidir.
Küçük sanatkârlarımız, geleneksel çalışma alışkanlıklarından ve yönetim biçimlerinden vazgeçerek yeni teknolojilere yönelik yapılanma sürecine girmek durumundadırlar. Dünyada böylesine hızlı değişim ve gelişmeler yaşanırken, esnaf ve sanatkârlar kesiminin bu gelişim ve değişimin dışında kalması kuşkusuz düşünülemez.
Büyük ölçüde devlet desteğinden yoksun, sadece kendi alın teriyle bir şeyler üretmeye çalışan esnaf ve sanatkârlarımız, geri kalmış teknolojilerini ve mesleki eğitim düzeylerini en kısa sürede geliştiremedikleri takdirde yok olmaya mahkûm olacaklardır.
Teknoloji ve onun kaynağı olan bilim, günümüzde pazar ekonomisinin sürekliliği için mutlak bir koşul haline gelmiştir. Başta sanayi olmak üzere bütün ekonomik aktivitelerin (üretimin) konusunu oluşturan mal ve hizmetlerin temel bileşeni artık bilgidir.
Onun içindir ki çağımız bilgi çağıdır ve teknoloji, bilgi çağında yaşamsal bir üretim faktörü olarak ulusların rekabet üstünlüğünün belirleyici ana unsurudur.
Dünyamız, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçerken, ülkemizde esnaf ve küçük sanatkârlarla ilgili destekleme ve özendirme politikalarınızda, bu amaca uygun bir çerçevede oluşturulması gereği vardır. Devletin tüm ekonomik ve teşvik politikaları, bu çağı yakalama amacına dönük olarak hazırlanmalı ve yönlendirilmelidir. Hazırlanacak yapısal dönüşüm programlarında bu kesim, global değil, sektörel bazda ve selektif bir yaklaşımla ele alınmalıdır. İçerisinde bulunduğumuz bu değişim ve atılım çağında karşı karşıya olduğumuz en önemli olgu bir yandan, emek yoğun sanatkârlık ağırlıklı mesleklerin giderek azalması, öte yandan yeni yeterliliklerin önem kazandığı farklı meslek alanlarının ortaya çıkmasıdır. Bilgi toplumuna ulaşılabilmesi için dönemin koşullarına uygun üstün nitelikli esnaf ve sanatkara ve eğitimin kalitesine önem verilmesi şarttır. Gelişen ve değişen ekonomik yapımızda, önem ve fonksiyonları giderek azalan ve toplumsal işlevlerini artık kaybettikleri veya kaybedecekleri anlaşılmış bulunan bir kısım esnaf ve küçük sanatkar gruplarını geliştirip güçlendirmeye çalışmak kaynak israfı olduğu kadar ve belkide bundan daha önemlisi rekabet politikası açısından son derece sakıncalıdır.
Devletin, destekleme ve geliştirme politikalarının yanı sıra, uygun hukuksal altyapıyı oluşturma, esnaf  ve sanatkarın yaptığı üretim ve hizmetin kalitesini denetleme, çalışmalarını koordine etme görevi de  vardır. Ülkemizde üretilen ürünlerin ve hizmetlerin ihraç edilebilir-pazarlanabilir olabilmesi, ürün ve hizmetlerin kalitesiyle kuşkusuz yakından ilgilidir.
Türk esnaf ve sanatkarının yaptığı üretimin ve verdiği hizmetin rekabet şansının olabilmesi için kalitesinin uluslararası standartlarda bulunması temel koşuldur. Bunun yolu ise meslek standartlarının geliştirilmesi ve yalnızca bu standartlara uygun mal ve hizmet üretenlerin esnaf ve sanatkar olarak faaliyetlerine izin verilmesidir.
Bu, uluslar arası ve avmlerle rekabette başarılı olunabilmesinin temel koşullarındandır.
Uluslar, bugün dünya pazarlarından daha çok pay alma, daha büyük pay kapma yarışı içerisindedir. Bu amansız yarışta ayakta kalabilmek, çağımızda sadece ve sadece teknoloji üretme ve kullanma yeteneğine bağlı hale gelmiştir. Üretilen ürünün ya da hizmetin dünya piyasalarında rekabet edebilmesi için kaliteli olması, uluslararası standartlara uyması birinci ve vazgeçilmez koşuldur. Böylesi bir üretimi yapabilmek ise teknoloji üreten ve kullanabilen eğitilmiş insanlarla mümkündür. Bu nedenle, Türk esnaf ve sanatkarının Gümrük Birliği sürecinde ayakta kalabilmesinde, eğitimin önem ve fonksiyonu büyüktür.
Görüldüğü gibi değinilen tüm sorunlar bu kesimin yoğun teknoloji, eğitim ve finansman ihtiyacını açıkça gözler önüne sermektedir.
Özetlemek gerekirse; esnaf ve sanatkârımızın devletçe desteklenmesinde selektif politikalar  uygulanmalı, teknolojik düzeyi yeterli üretim yapan küçük sanatkarlar ile değişen dünya koşullarında toplumsal işlevini koruyan esnaf kesimine, teknoloji (bilgi), eğitim ve finansman desteği verilmelidir.
Bu desteğin yanı sıra, üretim ve hizmetlerin uluslararası standartlarda yapılması sağlanmalı, bu amaçla zorunlu meslek standartları uygulamaya konulmalıdır 
 
 

 

 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Suhubi Ulvi CIRUL
Suhubi Ulvi CIRIL Hayat Hikayesi
ELMADAĞ YOKUŞLARI
2010 Yılında yeni Elmadağ yokuşu yapılırken, aklıma bu yokuşları çıkmadan başka bir yerden düz bir yol yapılamaz mı diye çok düşündüm. 2010 yılında sürekli olarak Ankara’ya gidip gelirken Elmadağ yolu etraflarını başka bir inceleme imkânım olmadığı için görebildiğim yerlerini her gelip geçtiğimde inceledim.
Bu anlatacağım yerler benim gözümle incelediğim yerlerdir ve benim çalışmam sadece bir öneridir. Mutlaka araştırılacak, etüdüler yapılacak, şartlar uygun olurda yapılırsa Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’yu başkentimiz Ankara’ya bağlayan yoldaki en büyük yokuşlardan, kışın korkulu bir Elmadağ yokuşu yerine, daha kısa sürede yol alabileceğimiz düz bir yolumuz olacaktır.
google haritada görüleceği üzere şimdi ki kullanılan Elmadağ yolu, Kayadibi'ni geçtikten sonra sola dönülerek yokuşla çıkılmakta, Hasanoğlan ayrımından Elmadağ’a sağa doğru yokuşla çıkılmaktadır. Benim önerdiğim yol ise; ekteki  haritada görüleceği üzere D200 karayolunun Kayadibi’ndeki E88 kodlu yerden Hasanoğlan yol ayrımındaki  E88 kodlu yere kadar çok düz bir bölgeden geçmektedir.
Yeni yapılacak otoyol buradan geçerse Elmadağ uzak kalır diyen olursa; zaten otoyollar genelde şehir merkezlerinin uzağından geçmektedir. Elmadağ ilçesinin büyük bölümü, barut, roket ve çimento fabrikaları aşağı düzlükte bulunmakta, bu önerdiğim yol yapılırsa onlara da avantaj sağlayacaktır.
Yapılmasını arzuladığım yol, gözümle incelediğim şekliyle; Çorum’dan Ankara ya giderken Elmadağ’ın altındaki Kayadibi’ne gelen dere, Elmadağ ilçesi arkasından gelmekte ve burada bir vadi bulunmaktadır. Bu vadinin ilerisi Elmadağ ilçesi arkasındaki dağa dayanmaktadır, buraya mutlaka tünel, belki bazı kısımlara viyadük de gerekecektir. Elmadağ ilçesi arkası bu şekilde geçilebilirse, oradan itibaren Lalahan istikametine doğru olan arazi görüleceği üzere çok düzdür. Ankara’dan Çorum’a gelirken Hasanoğlan yol ayrımından sonra yol, Elmadağ’a doğru sağa doğru yokuş çıkarak devam etmektedir. Hasanoğlan yol ayrımından sonra sağa dönmeden direkt karşıya geçildiğinde orada çukurluk ve karşıda küçük bir tepe bulunmaktadır. Oraya kısa bir tünel yapılarak veya oradaki tepe, Hasanoğlan yol ayrımından tepe ile arasındaki çukurluğa doldurulursa tünele de gerek kalmaz, bu kısım Kayadibi’nden gelen yolla birleştirilirse Elmadağ yokuşlarını her iki taraftan çıkmadan düz bir yol açılacağını umuyorum.
Bu yolu istememde ki nedenler: Yeni  Ankara-Samsun otoyolu  yapılacak olması, elbette ki yeni otoyolun bu daha düz, daha kısa, ve mümkün olduğunca az yokuşlu, daha kısa sürede aşılması düşünüleceğinden ben  de acizane görüşlerimi belirtmek istedim.
Biraz da yeni açılan tünellerden bahsedeyim ki Elmadağ’a emsal olsun. Bolu dağına alternatif olarak 2007 yılında açılan Bolu dağı tüneli 3200 metredir, Bolu tüneli ilerisindeki viyadükler 4600 metredir. Yine 2007 yılında açılan Bolaman yokuşlarına alternatif, ülkemizin şu anki en uzun tüneli Ordu- Perşembe tüneli 3819 metredir. Umarım Elmadağ da böyle kolay bir şekilde geçilir.  24. Ocak. 2012 Çorum

 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa TURAN
Mustafa TURAN Hayat Hikayesi
ÖSS ÇIKMAZI
Merhum  ve meşhur valimiz R.Yazıcıoğlu  mezar taşıma şöyle yazın demişti:”Adam gibi bir memlekette yaşayamadan gitti.” Gerçekten bizim diyarda yaşayıp da strese girmemek için gözün görmeyecek kardeşim, kulağın duymayacak, kafan da çalışmayacak. Yoksa aklın, mantığın,iz’an ve insafın yanına,yöresine uğramadığı olaylar zincirinin halkaları arasında her an can çekişme kaçınılmazdır.
Küçük oğlum geçtiğimiz yıl OKS sınavlarına hazırlandı. Ona dedim ki:”Bu yıl sıkı çalış Fen Lisesini kazan. Gelecek yıl ve bir sonraki yıl dinlenirsin. Son iki sene de ÖSS’ye hazırlanırsın.”Çocuk o ümitle derece yaptı ve Fen Lisesini kazandı. Ancak bu yıl dershane dedi ki: ”Kesinlikle bu mantıkla olmaz. Yarıştan kopmamak gerekir.” Haydi bakalım bu yıl da dershaneye başladı ve ÖSS’maratonuna girdi. Üstelik
gelecek yılki dershane sınavlarına da girerek bu yıldan gelecek yılın kaydı yapıldı. Şimdi çocuk haklı olarak diyor ki:”Yahu baba, bana yalan söyledin. Hani ben iki yıl dinlenecektim. Çocukluğumu yaşayamıyorum. İlkokul 4. sınıftan itibaren OKS’ye koştum. Ardından 4 yıl da ÖSS’ye koşacağım. Bu ne biçim bir iştir? Ben bu dünyaya koşmaya mı geldim? Bu mantığa, bu sınav sistemine itiraz ve isyan ediyorum.
”Allah aşkına çocuklarımızın bu sitemine :”Haklısınız. Bizim size yaptığımız bu zulmü yeryüzünde hiçbir düşman yapamaz” demekten başka ne denebilir ki?
Dünyada çok daha makul ve mantıklı sınav sistemleri varken  böylesi genç dimağları yanlış bir sisteme kurban edenler ve potansiyel bir neslin bütün  enerjisini heba edip onların adeta  bir robot hale gelmesine müsaade edenler, acaba  diyorum yeryüzünde hiçbir düşmanın dışında daha başkaları mıdır?
Geçtiğimiz günlerde Einstein’ın zeka testinden 200 puan üzerinden 199, 37, Picasso testinden de 360 üzerinden 357 alan ve dünyanın en genç profesörü unvanına sahip olan, üstelikte tam 7 dil bilen bayan Nadia Camukova, Moskova Beyin araştırmaları Enstitüsü tarafından dünyanın en zeki insanı ilan edildi.
İşte  dünyanın bu en zeki insanı da bizim ÖSS sınavlarına isyan ve itiraz ederek, ”Türkiye’de Üniversiteye girmeye kalksam, ÖSS’yi ben de kazanamam.”dedi. Pekii ben de bu noktada diyorum ki:”600 bin öğretmeni OKS sınavına soksak acaba kaçı kazanır? Ya da başta YOK başkanı olmak üzere üyelerini, rektörleri, dekanları ve tüm profesörleri ÖSS sınavına soksak, ortaya acaba nasıl bir garabet çıkar?
”Bir insanın hayatını 3 saate sığdırmanın yanlış olduğunu, Türkiye’deki üstün potansiyelli insan özelliğinin dünyanın hiçbir yerinde olmadığını, Türkiye’nin dâhilerinin yabancı ülkeler tarafından bilinçli olarak yok edildiğini ve Türkiye’de bulunan 70 dâhiden en az 60’ının normalleştirilerek çürütüldüğünü” belirten Prof. Nadia, bizim önemli ve temel bir yaramıza parmak basarak. Şüphelerimizi doğruluyor adeta. Bu çıkmazda velilerimizin dişinden tırnağından biriktirdiği milyarlarca parayı yıllar boyunca dershanelere akıtmaları nedendir? Hem okullar varken bu dershaneler de neyin nesidir? Yoksa bu devleşen sektörün kaymağını yiyenler mi  bu yanlışın  devamından yana? Bu paraların sadece % 10’u okullara aksa eğitimin kalitesi bakın nasıl değişir.
Bu gün,bu Yüksek öğretim  ve ÖSS çıkmazını aşalım diyen her görüşe,yanlışta israr eden en başta YÖK karşı çıkıyor.Ve ben bu güne kadar YÖK dendiğinde yüzünü ekşitmeyen ve memnuniyetsizliğini izhar etmeyen bir tek insana rastlamadım.O halde  YÖK değiştirilemez bir nass mıdır? Ya da kimdir  % 100’e yakın insanımızın karşı çıktığı bu sınav sistemini savunan ve koruyanlar? Ben Üniversite’yi 3 yıl YÖK’süz, bir yıl da YÖK’lü okudum. Nerden bilebilirdim ki,YÖK’ün doğuşunda desteklediğimiz,fakat çeyrek asır sonra toplumda  halka rağmen bu hale geleceğini. Hem acaba niye bu konuda bir refarundum yapılmaz ki? Madem demokrasilerde halkın dediği olursa!
Bütün bunlara hallerine çok acıdığım öğrencilerim isyan ediyor. Velilerim karşı çıkıyor. Çocuklarım itiraz ediyor. Arkadaşlarım sitem ediyor. Ben de bütün bu duygu ve düşüncelere tercüman olarak bunları yazıyorum.
Allah aşkına bütün bu olanlara akıl erdiren birisi varsa bize izah etsin de biz de anlayalım. Yoksa geleceğimizin teminatı olan neslimiz köreltiliyor ve kumara verircesine harcanıyor. Bu çocuklar ÖSS sınavına harcadıkları enerjiyi bilime, kültüre ve sanata kanalize etseler, bakın ne dahiler ortaya çıkacak ve ülkemizin önüne nice aydınlık ufuklar açılacaktır.
Değilse dua ediyorum: ”Allah’ım! Sen benim aklımı muhafaza eyle!

 

 

 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
İNKÂR'A REDDİYE VE AB.-TERÖR-TEDHİŞ MUTFAĞI VE LOZAN
Türk düşmanı dâhili ve harici bedhahların kirli işlerini gördürmek, ezel-ebet haset edip hasım belledikleri asil antiemperyalist TC’ni akamete uğratmak ve nihayet; Satılık kirli beden ve beyinleri kullanmak amacıyla kurdurdukları organize suç örgütü; Sahibi batılı vampirlerin eşgüdümünde, (daha düne kadar) ülkemizden kopardıkları küçük lokmalarla yetiniyordu.
Rantiyelerini “Kürt Sorunu” kisvesiyle maskelemeyi başarmaları üzerine, gördükleri uluslararası destek sayesinde, nispi de olsa kesintisiz adımlarla ilerlemeye başlamışlardı. Bu süreçte, iğfal edilmiş beyinler, maşa ve kuklalar ile her milletten maceraperest lejyonerlerden müteşekkil lâğım fareleri, vahşi batının (AB) diplomasi, pis işler ve istihbarat merkezlerinde hazırlanan programlar dâhilinde koordine ve işbirliği içinde gelişme kaydediyorlardı.
Bu uyum ve ilerlemenin temelinde, menfur eşkıyanın yurt içinde uygulamaya koyduğu her faaliyetin, batıda yapılan ön hazırlıkları yatmaktadır. Özellikle son dönemlerde, en yetkili resmi ağızlarca, itiraf ve pek çok somutla ispat edildiği üzere; Başta, daha Lozan’ı tanımamış olmak gibi bir alçaklık ve küstahlığın zanlısı ABD olmak üzere, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Macaristan hariç bütün AB ülkeleri ile Ermenistan maddi-manevi himaye ve lojistik destekleri ile (mezkur örgüt nezdinde) topyekun Türkiye aleyhine seferber olmuş bulunmaktadırlar.
Türkiye’de mukim kriptolarca silâhlı kuvvetlerin baş edemeyeceği değerlendirilen bu anarşist, faşist ve terörist çıkışın “mutfak çalışması”; Aslında daha önce batıda yapılmış bir projenin yurt içindeki uzantı ve uygulaması olup; Tatbikatta ilk adım, malum menfur örgütün 3. Bülent Ecevit hükümeti eliyle dönme-devşirme memurin’e (7 Kasım 1978) kurdurulması ile başlatılmıştır. Meselâ iki binli yılların başında fırtınalar koparan eşkıyanın, Kürtçe isim ve yer adlarının kullanılması taleplerinin zemini de batıda hazırlanmıştır. 
Anadilde eğitim, özerklik ve günümüzde dile getirilen ayrılıkçı taleplerin gerekçeleri, batının doğu araştırmaları, AB Üniversiteleri ve Kürt enstitülerinde belirlendi. Ondan sonradır ki, içeri havale edildi ve “em zımanê xwe dıxwazin-dilimizi istiyoruz” kampanyaları başladı. Akabinde, “bu anayasa ile asla, 1982 faşist ve antidemokratiktir” teraneleri ve ağababaları AB domuzlarının dayatması ile “yeni ve sivil anayasa” teraneleri yükselmeye başladı.
Yeni ve sözde sivil Anayasa’dan maksat 1961’de açılıp, 1982’de “milli devlete” dönüş ile tekrar kapanan “bölme ve parçalama” yolunu açmak. AB’ye katılım süreci bile bu amaca hizmet edecek biçimde hazırlanıp ("Presidency Conclusions", Md: 23. "..müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına...; Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi'nin "Türkiye" başlıklı bölümünden…) biçiminde düzenlendi.
Aynı şekilde Alevilerin geçmişi, günlük hayatları, inançları ve devletle ilişkileri didik didik edildi. Dernekler kurduruldu. Kıvam tutunca yurt içinde Dersim Soykırımı yalanı ortaya atıldı. AK ve AP dönemsel Türkiye raporlarında, Lozan’da attıkları imzaları bir kenara ittiler ve Fener patriği ekümenik, Kürtler azınlık sayıldı. Ayrı millet olma özelliklerini bünyesinde toplayan anadilin anayasa ya girmesi halinde, Kürt azınlık süreci hukuken başlayacak; Asuri, Pontus, Laz, Çerkes yalanlarına da hukuk temeli oluşacaktır. Ermeniler, dünyanın büyük bir bölümüne yalan ve iftiralarını kabul ettirmiş bulunuyorlar. Diğerleri de bu yolu izleyecektir.
Tehdidi görüp, harekete geçilmezse yakın bir gelecekte ülke ve devletini seven Türk, Kürt, Zaza, Laz, Çerkes, Asurî başını eğip, esaret hayatı yaşayacaktır.. Ermeni yaftalı Etnik -terörist (sözde) Kürtçü hareket; Hükümetin acz ve müsamahası sayesinde uluslararası hukukta kendine azınlık yeri açmaya çalışıyor. Bu konudaki delice hayallerini Sudan, Ömer el Beşir ve Ruanda yargılanmaları, AİHM, Uluslararası Ceza Mahkemeleri, Uluslararası Adalet Divanı, (Russell Mahkemeleri), BM anayasası  ve sözde Kürt soykırımı süslüyor. Ne var ki; Paris’te, San Remo’da şeklen elde ettikleri azınlık statüsünü tekrar kazanmalarının önünde sadece Lozan engeli bulunuyor.
“HEPİMİZ ERMENİYİZ” FERYADI VE DİNK FURYASI
“Dinkçilere soruyorum!” Katılın veya katılmayın, sokaktaki vatandaş bakın ne diyor: “İnsan olarak Hrant Dink'in öldürülmesine karşıyım. Ama Dink’in arkasından gözyaşı döken ve “hepimiz Ermeni’yiz” diyenlere aklımdan hiç çıkmayan şu soruları yöneltmek isitiyorum:
1. Dink’in; “Türk’ten boşalacak (akacak) o zehirli kan’ın yerini dolduracak temiz kan Ermeni’nin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur…” dediğini;
2. Katıldığı televizyon programlarında “1915 tehciri soykırımdır” diyerek, Türkleri soykırımcılıkla suçladığını bilmiyor musunuz?
Biliyorsanız, ne çabuk unuttunuz?
“Hepimiz Ermeni’yiz” diyenler!
ASALA diplomatlarımızı alçakça, haince, kalleşçe katlederken ayni tepkiyi gösterdiler mi?
Hayır!..
Asla göstermediler.
Öyleyse, bu çifte standart neden?
İkiyüzlülük ve “vatana ihanet derecesine varan” fanatik tarafgirlik neden?”.
ESKİ HİKÂLER VE DOĞUM LEKESİ!..
Aslında Dink üzerinden yürütülen tartışmaların bir anlamı, bir değeri yok. Tarafgirler Hrant Dink'e birazcık saygı duyuyorlarsa, haklı ve hukuki ‘Ermeni Tehciri’ sonucu Türkiye'de müthiş ölçekte zenginliklere el koyup, büyük hanedan oligarşilerine dönüşen, gerek toprak ve gerekse finansta, doğuştan tekelci bir gücü elde eden kapitalist ailelere baksınlar. Bir yanda Topyekün bütün millet katillikle suçlanırken, herhalde çok yoğun bir delil araştırması yapmak lâzım. Elbette bu anlamda dedelerimizin hepsini tenzih ediyorum ve bunu zaten kabullenmiyorum. Eğer, ‘Ermeni tehciri’ ve sonrasında yaşanan mukatelelerde, sorumlu arıyorlarsa kapitalist hanedanları büyüteç altına koysunlar.
Ciddi, objektif ve tarafsız bir araştırma yapıldığında açıkça görülecektir ki; Patronlar kulübü TÜSİAD'ın en önemli ve ileri gelen isimleri Ermeni çiftliklerine, Ermeni topraklarına, Ermeni servetlerine el koyarak bu duruma gelmişlerdir.İşte, şimdi ülkeyi haraca, mezata çıkaranlar da bunlar. Bu yapıyı iyi analiz etmek lâzım!
Belli basitleştirmeler içerisinde "bu bir tarih görevidir, bunu tarihçiler yapsın" demekle olmaz. Tarih en zehirli ve en ideolojik bilimdir. Hangi tarihçiler neyi yapacaklar, neyi tartışacaklar? Ki bunlar politik meseleler. Politik olduğu ölçüde de sınıfsal meselelerdir. “Ermeni Tehciri” meselesini niye tarihçilere bırakacağız? Çünkü bu meselenin dediğim gibi başka yönleri de var. Bu meselenin, Türkiye kapitalizminin semirmesiyle, görülmedik ölçüde tekelci bir güç olarak daha başlangıçta doğumuyla, gelişmesiyle ilgili yanları var. Bu noktada tutup da koskoca bir halkı siz nasıl suçlarsınız? Bu kadar basit mi? Buradaki düzeneğin başka yönlerinin iyi araştırılması lâzım!
Emperyalist güçlerin bu olaylardaki rolünün iyi incelenmesi lâzım!
Bu böyle kendiliğinden gelişen bir trajedi değildir. Bu mesele, 19. yy itibaren gelişen kapitalist birikim süreciyle yakından alakalıdır. Sömürgecilikle, emperyalizmin yerleşme, insansızlaştırma ve yok etme süreçleriyle yakından alakalı bir meseledir. Dolayısıyla, burada Hrant Dink üzerinden tartışma yapılacaksa, işin bu boyutlarına girmenin herhalde en azından belki bir saygı borcu olduğu da söylenebilir. Hrant Dink'in aklına bunların ne ölçüde geldiğini ya da gelmediğini bilemem. Hrant Dink’in Yazılarını takip etmedim. Ama işin bu boyutu da çok önemlidir. “Ermeni Tehciri”, Türkiye kapitalizminin "doğum lekesi"dir. Türkiye kapitalizminin “doğum lekesi”, nedense Türkiye kapitalizminin en büyük servetlerine sahip olan sermaye gruplarının televizyonlarında tartışılmadı. Hiç biri cüret edip de, bunu sormadı. Ne ilginçtir ki, bu büyük televizyon gruplarının başında bulunan isimler de, “Ermeni Tehciri”nin en yoğun yaşandığı bölgelerden gelen insanlardır. Türkiye kapitalizminin “doğum lekesi” tartışılmadan, bu meseleyi ancak üzerini örtmek için ele almış olurlar.
Tekrar başa dönersek; bir "derin sistem" var ve o derin sistem meselelerin çok açık ve uyarıcı bir biçimde tartışılmasını istemiyor.
Onun dışında kalanlar da, zaten işin polisiye yönleridir.

 

 
 
 
 
 
 

 

  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Erhan TIĞLI
Erhan TIĞLI Hayat Hikayesi
HAYATIN ANLAMI
            Meraklı biri bir bilgeye hayatın anlamını sormuş. Bilge soruyu yanıtlamadan önce onun bir sınavdan geçmesi gerektiğini belirtmiş. Adam kabul edince, bir çay kaşığına zeytinyağı koymuş, bununla bahçeyi dolaşmasını ama yere dökmemesini söylemiş. Adam gözünü kahve kaşığından hiç ayırmadan, yağı hiç dökmemek için bütün dikkatini vererek bahçeyi dolaşıp gelmiş. Bilge kaşıktaki yağın hiç eksilmediğini görünce aferin demiş ve sormuş: “Bahçe nasıldı?” Adam bahçeye bakmadığı için bilememiş. Bilge bu sefer bahçeyi incelemeden gelmemesini söylemiş. Adam denileni yapmış, kaşıktaki yağların dökülmesine aldırmadan bahçedeki çiçekleri incelemiş, otlara, ağaçlara iyice bakmış. Dönüşünde bilgeye bahçenin çok güzel olduğunu söylemiş. Bilge, “Kaşıktaki yağları dökmüşsün ama” diyerek şöyle eklemiş: “Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün; hayatın akıp gider, farkına varamazsın ya da güzellikleri görerek yaşarsın, akıp giden zaman anlam kazanır. Unutma bunu. Hayatın anlamı senin bakışlarınla gizlidir.”
            Herkes hayata kendi penceresinden bakar. Ufku ne kadarsa o kadarını görür. “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” dersen görev adamı olursun, şeflerinden aferin alırsın ama hayatın gerçeklerini göremediğin gibi, güzelliklerin de farkına varamazsın, yaşamanın zevkine eremezsin. Hayatın monoton geçer. İşten eve, evden işe gidip gelirsin sadece, hatta eve iş de getirirsin. Kafanda hep bir nokta vardır. Dolap beygirine dönersin. İş işten geçtikten sonra yaşayamadığını anlarsın ama ne fayda! Ahlarla, oflarla zaman geçip gider...
            Gözlerini açıp gerekeni yaparsan ufkun genişler, çalışmanın yanında eğlenmesini de bilirsin. Her şeyi yerinde, zamanında yaparsın. Düşünce ve duyguların çelişmez, kesişmez. Kara kara değil, ak ak düşünürsün, düşüncelerini gerçekleştirmeye çalışırsın. Vakit kaybetmez, zamanını iyi değerlendirirsin. Akıntıya kürek çekmezsin...
            Hayatının anlam kazanmasını istiyorsan çok oku, gez dolaş ama gezdiğin yerlerdeki yapıtları incele, okul gezilerindeki öğrenciler gibi aval aval bakma, tarihi, turistik yerlere. Turistler gibi iyice bak, incele, elinde bir harita, buralardaki yapıların, yapıtların özelliklerini belirten kitap ve broşürler olsun. Varlıklara alıcı gözüyle bak, gönül gözüyle görmeye çalış her şeyi. Kendini sadece işe ya da eğlenceye verme. Dengeni yitirme. Hem bilime hem de sanata yönel. “Edebiyat uydur uydur at, sanat karın doyurmaz” diyenlere kulak verme. Müzik (sanat) ruhun gıdasıdır. Gıdasız kalma! Şiirle temizlenir içindeki kir. Sakın unutma!
            Görüş ufkumuzu genişletmek için edebiyatçıları rehber edinmeli, onların bilgi ve görgülerinden yararlanmalıyız. Onlar sadece ufkumuzu genişletmezler, bizi güzelliklerle, diğer varlıklarla, insanlarla tanıştırır, yakınlaştırırlar. Okuya okuya insancıllaşır, başkalarının da yaşadığının farkına varır, onlarla sevinir, onlarla üzülürüz, onlarla derdimize derman ararız. Hayatımıza anlam kazandıran sanat yapıtlarını izlersek, aşkın, dostluğun değerini anlarız. Böyle gelir özlediğimiz güzel günler, böyle gerçeğe dönüşür gördüğümüz mutlu rüya ve de sımsıcak bir sevda soluğuyla türküleşir dünya.
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Emine Sevinç ÖKSÜZOĞLU
Emine Sevinç ÖKSÜZOĞLU Hayat Hikayesi
 AZERBAYCAN EDEBİYATI
Türk edebiyatlarının, büyük tarihe ve geleneklere sahip bir kolunu da Azerbaycan Edebiyatı oluşturmaktadır. Azerbaycan Edebiyatı’nın tarihi, onu yaratan halkın tarihî gibi eski ve zengindir. Azerbaycan Türklerinin bin yıllık tarihleri boyunca geçtikleri mücadelelerle dolu hayat yolu, yaşadıkları sevinçli ve kederli dönemler, elde ettikleri bilgi ve tecrübeler, inandıkları manevî ve ahlâkî kanaatler tüm yönleri ile bu edebiyatta yansımıştır. Son derece elverişli coğrafî mevkide, Asya ile Avrupa’nın kapısında yerleşen, tabiatının güzelliği, topraklarının verimliliği, doğal kaynaklarının zenginliği ile seçilen Azerbaycan, zaman zaman kanlı savaşlara sahne olmuş, muhtelif zümre ve kavimler bu ülkenin topraklarından geçmiştir. Bu, bir taraftan Azerbaycan’ın kültür servetlerine acımasız darbeler indirmiş, binlerce edebiyat ve medeniyet abidesinin ebediyen mahvına neden olmuştur, öbür taraftan ise, farklı dillerde konuşan, farklı dinlere inanan, farklı kültür geleneklerine sahip olan muhtelif toplulukların Azerbaycan’da olması, bu eski Türk yurdunun özgün ve tekrarsız bir edebiyat oluşturmasına imkân sağlamıştır. 
Azerbaycan tarihinin, özellikle de kültür tarihinin en eski dönemleri hala yeterince bilinmese de, burada zengin kültür katlarının, hem de birbirini etkileyen, birbirinin gelişmesine neden olan kültür katlarının varlığı kuşkusuzdur. Farklı dillerde eser veren, farklı kültürlerin etkisini taşıyan Azerbaycan Edebiyatının bin yıllık tarihî de bu kültür katlarının genişliği ve zenginliği hakkında fikir vermektedir. Şimdiki Azerbaycan topraklarındaki ilk siyasi kurum Manna Devleti, üç bin yıl önce kurulmuştu. Tarihî kaynaklar, Urartu ve Asurî devletleri ile bazen barış, bazen de savaş şartlarında yaşayan Mannalıların, ekonomi ve kültür açısından zamanın gelişmiş halklarından birisi oldukları hakkında bilgi verirler. Mannalılardan kalmış bazı kültür abideleri de bu fikri doğrulamaktadır. Kuşkusuz, Mannalıları yahut daha sonra MÖ. VII yy. Azerbaycan’da devlet kurmuş Midiyalıları, çağdaş Azerbaycan Türklerinin ecdatları saymak ilmî ve tarihî açıdan doğru değildir. Burada önemli olan, Azerbaycan’ın en eski dönemlerden beri dünyanın kültür merkezlerinden biri olarak öne çıkmasıdır. Bu gelenek ülkenin bütün tarihî boyunca devam ettirilmiştir. 
 
HALK EDEBİYATI 
Diğer dünya halkları gibi Azerbaycan Türklerinin de yazılı edebiyatlarının temelinde şifahî edebiyat yahut halk edebiyatı vardır. Gerek dil, gerekse konu açısından yabancı etkilerden her zaman uzak kalmış olan halk edebiyatı, onu yaratan, muhafaza eden ve gelecek nesillere ulaştıran milletin iç dünyasını, hayata bakışını, yaşam felsefesini herhangi bir yazılı kaynaktan daha sağlıklı yansıtır. Diğer taraftan, halk edebiyatındaki mitoloji unsurları, rumuzlar, tarihî olaylarla çağrışımlar, onların en eski dönemlerin yadigârı olduklarını, halkın hafızasında bin yıllar boyu yaşayarak günümüze ulaştıklarını göstermektedir. 
Azerbaycan Halk Edebiyatı şekil ve tür açısından çok zengindir. Burada, bir satırlık, ama bir satırında büyük manalar taşıyan atasözlerinden, büyük hacimli destanlara kadar, halk yaratıcılığının en farklı örnekleri vardır. Uzun asırlar boyu derlenip toplanmadığından, araştırıcı, incelemeci nazarlarından uzak kaldığından, halk edebiyatı numunelerinin büyük bir kısmı unutulmuştur. Derlenenler, kitap şeklinde yayımlananlar, âlimlerce incelenenler, belki de halkın yarattıklarının binde biridir. Ama deryada damla gibi görünen bu binde bir de, halkın hayatım tüm ayrıntıları ile, tüm renkleri ile anlatmaya yeterlidir. 
Halk yaratıcılığımızın en eski türlerinden biri Emek yahut Zahmet nağmeleridir. Her halkın şifahî edebiyatında tesadüf olunabilen bu nağmeler, insanın söylediği ilk şiir, bestelediği ilk şarkı olarak adlandırılabilir. Halk edebiyatının diğer örnekleri, özellikle de bayatılar (maniler) ve âşık yaratıcılığı ile mukayesede zahmet nağmeleri edebî yönden basit gözükür. Ama bu basitliğin arkasından ilkinlik, en eskilik durmaktadır. 
Emek nağmelerinin Azerbaycan Halk Edebiyatında en çok yayılmış türleri Holavarlar ve Sayacı sözlerdir. Azerbaycan folklorcularının bir kısmının fikrine göre “holavar” terimi “Ho” hayvan ve “var” yani “git” sözlerinin birleşmesinden türemiştir. Bu manada holavar, hayvanı işe çalışmaya çağıran nağmelerdir. Prof. Dr. Azad Nebiyev ise bu meseleye farklı bakmaktadır. Onun fikrine göre, “Çin, Hind ve İskandinav halklarının folklorundaki “ho”, mukaddes öküz (inek) toteminin adı olmuştur. Türk halklarının Azerbaycan, Özbek, Uygur vb. folklorundaki merasim nağmelerinin ekseriyetinde “ho”lar, mukaddes varlık, mutluluk simgesi gibi terennüm olunur. “Holavar” mukaddes varlık hakkında mahni manasını taşır.” 
Emek nağmelerinin geniş yayılmış numunelerinden olan Sayacı sözleri ise, göçebe hayatının başka bir alanı ile koyunculukla ilgilidir. Sayacı sözlerinin menşei hakkında da farklı mülâhazalar mevcuttur. Bu folklor türünün halk arasında yayılmış örneklerini ilk defa derleyerek yayımlayan Feridunbey Köçerli, (18631920) sayacı sözünün Fars dilinde ki “saye”, yani “kölge” sözünden alındığına ihtimal verir. Fars dilinde bu sözün mecazî manası “himaye etmek”, “savunmaktır”. Fars dilinden Azerbaycan Türkçesine de geçen “saye” sözü Kafkasya Türkleri arasında “bolluk”, “bereket” vb. manalarda kullanılmaktadır. Buradan da “sayacı sözlerinin”, yahut “sayacıların” halk arasında “bolluk getiren”, “bereket getiren” vs. anlamlarında kullanıldığı anlaşılıyor. Sayacılar da âşıklar ve dervişler gibi halk arasında gezerek dolaşır ve kendi şarkılarını söylerdi. Sayacı sözleri orijinal müracaatlarla başlar: 
 
Salammelik, say beyler,
Bir birinden yey beyler,
Saya geldi, gördünüz?
Salam verdi, aldınız?
Alnı tepel qoç quzu
Sayacıya verdiniz?
Sefa olsun yurdunuz,
Ulumasın qurdunuz.
Ac getsin avanınız,
Tox gelsin çobanınız.
 
Bunun ardınca sayacı, ev hayvanlarını, özellikle de koyunu vasfeder, ondan bolluk ve bereket simgesi gibi söz açar: 
 
Qoyunlu evler gördüm, Qurulu yaya benzer.
Qoyunsuz evler gördüm,
Qurumuş çaya benzer.
Qoyun var kere gezer,
Qoyun var küre gezer,
Geder dağları gezer,
Geler evleri bezer.
Azerbaycan folkloru bir insanın doğuşundan, mezara konulmasına kadar, hayatının tüm aşamalarını yansıtır. Bu açıdan folklor örnekleri, halk edebiyatı numuneleri çok konulu ve çok çeşitlidir. Emek nağmeleri insanı çalışma anında, iş sürecinde tasvir ediyorsa, merasim nağmeleri de, onun şenliklerini ve törenlerini, çocuk folkloru aile ocuk sevgisi ile ilgili duygularını, tapmacalar (bilmeceler) aklını, zekâsını nasıl geliştirdiğini, atasözleri geçmiş nesillerin ilim ve idraklerinin tecrübesinden hangi yollarla behrelendiğini, efsane ve esatirler tarihe, düne bağlılığım, latifeler, dünyayı, olayları gülerek anlamak arzusunu vs. açıklamaktadırlar. 
Kuşkusuz, halk arasında en fazla popüler olan merasim nağmeleri de Azerbaycan şifahi edebiyatının en eski örnekleri sırasındadır. Belli bir alanda çalışan meslek adamlarının emek nağmelerinden farklı olarak merasim nağmeleri her evde, her ailede bilinir, tanınır. Çünkü bu nağmeler her Azeri Türkünün kutladığı bayramlarla, katıldığı törenlerle ilgilidir. Ecdadlarımızın arzu ve umutları, kaygı ve beklentileri, aynı zamanda onların dünyayı anlamak isteği bu nağmelerde akseder, Folklor uzmanları Azerbaycan Türkleri arasında yayılmış halk merasim nağmelerini ikiye ayırırlar. Bunların bir kısmını, mevsim merasimleri ile bağlı nağmeler, ikinci kısmını ise maişet merasimleri ile bağlı nağmeler oluşturmaktadır. Yeni gün anlamına gelen Nevruz, eski Azerbaycanlıların tasavvurunda, dünyanın yenileşmesi, doğanın tazelenmesi, kışın sıkıntılarından sonra tabiatın yeniden canlanması olarak anlaşılıyordu. Nevruzla ilgili imevsim nağmelerinde, bu halk bayramının getirdiği iyimserlik hissi, hayata, geleceğe güven duygusu önemli yer tutmaktadır: 
Novruz, Novruz bahara, Güller, güller bahara, Novruz gelir, yaz gelir, Neğme gelir, saz gelir. Bağçamızda gül olsun, Gül olsun, bülbül olsun. Bağçalarda gül olsun, Gül üste bülbül olsun. Mevsim nağmeleri içerisinde eskiden beri Azerbaycan Türkleri arasında çok yayılmış, Xıdır ve QoduQodu merasimleri ile ilgili olarak yaratılmış nağmelere de sık şekilde tesadüf olunmaktadır. Xıdır, Xıdır Nebi, yahut Xıdır İlyas hakkındaki nağmelerde yeşillik, barbahar ve bereket arzusu, gıda ve ruzi isteği esas yer tutar. Ebedî hayat simgesi olan Xıdır, zor duruma düşenlerin, darda kalanların kurtarıcısı ve yolgöstereni gibi takdim olunur. 
 
“Xanım ayağa dursana,
Yük dibine varsana,
Boşqabı doldursana,
Xızırı yola salsana.”
 
Maişet merasimi folkloru vasfıhaller, ağılar, nişan ve toy nağmeleri vs.den oluşmaktadır.
Vasfıhaller kuruluş açısından bayatıları ha tırlatmaktadır. Adından da anlaşıldığı gibi, burada halin vasfı, durumun açıklanması esastır. Vasfı hallar daha çok genç kızlar ve kadınlar arasında yayılmıştı. Nevruz bayramı arefesinde, gelen yeni yılın nasıl olacağı, kimin ne beklediği vs. hakkında vasfıhallar vasıtası ile fal açılarak bilgiler alınırdı. Azerbaycan folklorunun ilk tetkikçilerinden yazar Yusuf Vezir Çemenzeminli bu merasimi şöyle tas vir eder: “Xalqımız arasında Novruz bayramına bir ay qalmışdan başlayaraq çerşenbe axşamı vasfıhal salmag kimi bir adet vardı. Qadın ve qızlar top lanaraq bir badya su qoyar ve hereden bir nişan alaraq suya salardılar. Badya başında oturan qadın tesadüfen eline keçen nişanı sudan çıxarıb bir vasfıhal söyler, bu qayda ile fala saxardılar. De meli, nişan verenin üreyinde bir niyyet olar ve niyyetinin baş vereceyini ve ya vermeyeceyini söy leyen vasfhaldan duyardı”. Mesela birini seven kız için, böyle bir vasfıhalın okunması uğur ala meti idi: 
 
Oturmuşdum sekide,
Üreyim seksekide,
Yardan üç alma geldi,
 
Bir qızıl nelbekide. Ağılar da halk edebiyatının en eski ve etkili örneklerindendir. Tarihî kaynaklardan da belli olduğu gibi, eski Azerbaycanda yuğ olarak adlanan merasim mevcut idi. Ölen kahramanlar için yuğlama merasimi yapılırdı. Bu merasimde yuğçular ölen kahramanın sıfatlarını anlatırlardı. Yuğ ve yuğçu sözü Azerbaycan Türkçesinde değişikliğe uğrayarak ağı ve ağıçı şeklini almıştır. Halk edebiyatındaki ağılara hem nesir, hem de şiir şekillerinde tesadüf etmek mümkündür. Nesirle olan ağılarda daha çok ölen adamın keyfiyetleri anlatılır, bayanlardan oluşan kısa şiirlerle söylenen ağılarda ise bu ölümün doğurduğu ıstırablar, onun yakınlarına, çocuklarına etkisi vs. tasvir edilir. Azerbaycan ağıları onu yaratan halkın, özellikle de Azerbaycan kadınlarının iç dünyası, onların kardeş, er, evlat ve anababa sevgisi hakkında açık fikir verir. Hacim açısından küçüklüğüne rağmen, her ağı insan hislerinin, insan duygularının derinliğini ve sonsuzluğunu açığa çıkaran dolgun bir eserdir: 
 
Bostanda tağım ağlar,
Basma, yarpağım ağlar. Ne qeder sağam, ağlaram, Ölsem torpağım ağlar.
 
Keder ve derd üzerinde köklenmiş ağılardan farklı olarak nişan ve toy nağmeleri şenliği, şuhluğu, esprili havası ve oynaklığı ile seçilir. Azerbaycan halk edebiyatında nişan ve toyun bütün aşamaları ile bağlı şiirler, nağmeler mevcuttur. Bunların arasmda, elçilerin gelmesi, nişan getirilmesi, gelinin eline kına yakılması, gelinin oğlan evine getirilmesi, gelinin ve damadın tarifi vs. merhaleleri ve onlarla ilgili nağmeleri hatırlatmak mümkündür. Aynı zamanda bu nağmeler hal mizahının, alaycılığının tüm inceliklerini yansıtır. Mesela, elçilik yahut nişan için gelen oğlan tarafının nezaketli davranışları, onlarm okudukları nağmelerden de bilinir: 
 
Quda, gelmişikbiz size,
Hörmet ediniz bize,
Bu gün qızımız sizdedir,
Sabah aparırıq bize.
 
Kızın ata anasmın rızası alındıktan ve toy merasimi gerçekleştikten sonra ise, onlarm okudukları nağmelerin tonu ve mazmunu tamamen değişir: 
 
Verdim bir dana, Aldım bir sona,
Ay kız anası, Qalyanayana
 
Yeni yuvasma sevdiği oğlanın evine getirilen geline müracaatla okunan nağmeler ise inceliği, samimiliği, ile seçilir:
 
Anam, bacım qız gelin, Elayağı düz gelin.
Yeddi oğul isterem,
Birce dene qız, gelin.
 
Toy merasimi sona erer, yeni aile kurulur, genç ataananın ilk çocuğu dünyaya gelir. Çocuk folklorunda, babaananm çocuklarının sağlam ve mutlu büyümeleri ile bağlı arzuları var; çocukları eğitmek, onlarm akimi, zekâsını geliştirmek, niteliklerini inkişaf ettirmek için zaman zaman halk bilgilerine, halk tecrübesine dayanarak ortaya konulan oyunlar ve nağmeler, bilmeceler ve yanıltmacalar da var. Analık sevgisini, evlat mehebbetini ifade eden laylalar ve okşamalar Azerbaycan çocuk, folklorunun en yaygın numunelerindendir. Bu beşik nağmeleri en munis, derunî hislerin ifadesidir.
Laylalar ve okşamalarla birlikte, Azerbaycan çocuk folklorunda, arzulamalar, beslemeler, nazlamalar, azizlemeler, eğlendirmeler vs. gibi çocuk hayatı ve anaçocuk münasebetleri ile ilgili diğer numuneler de mevcuttur. Mesela, beşikte yatan küçük oğlunu yahut kızını okşayan ana onun nişanı, düğünü vs. ile ilgili nağmeler okur: 
 
Elinde var def,
Üstüde sedef,
Kırmızı köynek,
Geler qızımçün.
 
Küçük yaşlı çocuklar arasındaki oyunlarla ilgili folklor numunelerinin çeşidi de Azerbaycan halk edebiyatında oldukça geniştir. Buraya sanamalar, düzgüler, acıtmalar, çatdırmalar, bahisleşmeler vs. dahildir. Sanamlalar ve düzgüler çocukların hafızalarını geliştirdiği gibi, dilin zenginliklerini açıklayan yanıltmacalar da, onlarm konuşma ka’ biliyetlerinin gelişmesinde önemli rol oynar. Biri birine benzer, ama farklı manalara sahip sözlerden oluşan yanıltmaçlar, aynı zamanda halk edebiyatında dil unsurlarının ne kadar başarılı bir şekilde kullanıldığı hakkında fikir verir: “Getdim gördüm bir derede bir berber bir berberi ber ber beğirdir. Dedim, a berber bu berberi niye ber ber beğdirdirsen? Dedi bu berber ber ber beğiresi berberdir”. Ve yahut: “Bu mis ne pis mis imiş, Bu mis Kaşan misiymiş” gibi yanıltmaçlar, yalnız çocuk konuşmasının gelişmesinde, onlarm düzgün telaffuz kurallarını öğrenmelerinde değil, ayni zamanda çocuklarda bir humor hissinin oluşmasmda da önem taşımaktadır.
Türk halkları arasında bilmece, tapışmak, cummak vs. adlar altında tanınan tapmacalar da Azerbaycan Halk Edebiyatının, özellikle de Azerbaycan çocuk folklorunun geleneksel ve yaygın şekillerinden biridir. Tapmacalar halk hayatının hemen tüm alanlarını ihata eder. klasik Azerbaycan şiirlerindeki muamma ve loğaz, aşık edebiyatındaki bağlama ve gıfübend gibi şiir şekillerinin meydana çıkmasına halk edebiyatındaki tapmacaların da büyük bir etkisi olmuştur.
Azerbaycan Halk Edebiyatının mühim bir kısırımı atasözleri ve darbimeseller oluşturmaktadır. Halkın tarihî tecrübesini aksettiren atasözlerimiz, diğer Türk boylarının atasözlerinden fazla farklı değildir. Bu da yalnız soyumuzun ve dilimizin değil, tarihî bilgi ve tecrübelerimizin de aynı olduğunun bir işaretidir. Türk millî kültürünün muhteşem numunelerinden olan “Kitabı Dede Korkut” destanlarının atasözleri ile açılması, halkın bu zekâ ve idrak numunelerine her zaman büyük önem verdiğini göstermektedir. Nesîmî, Fuzûlî, Vakif vs. gibi orta çağ Azerbaycan şairlerinin eserlerinde de bol bol işlenen atasözleri, yalnız asırlar boyu smavdan geçirdikleri gerçeklerin değil, hem de onun tarihinin, manevîahlâkî kanaatlarınm ifadesidir. Azerbaycan atalar sözlerinin toplanmasına ve tetkikine XIX. yy.’m ikinci yarısından sonra başlanmıştır. Bütün hayatını bu zengin halk hazinesinin yazıya alınmasına vermiş folklor uzmanı Ebülkasım Hüseynzade’nin tahminen yetmiş yıl zarfmda on binden fazla atalar sözleri toplaması Azerbaycan Halk Edebiyatının diğer alanlarda olduğu gibi bu sahada da zenginliğini, verimliliğini göstermektedir. Azerbaycan atalar sözlerinin büyük ekseriyeti manzumdur. Dâhilî kafiyelerden ibaret atasözleri ile bir sırada iki, bazen dört mısradan oluşan atasözlerine rastlamak mümkündür. 
Diğer halkların edebiyatlarında olduğu gibi Azerbaycan Türklerinin halk edebiyatında da şiir ve nesir türleri birlikte kullanılmıştır. Ancak şiir türleri daha fazladır. Sözlü edebiyatın bu türleri içerisinde en yaygın olanı bayatılar (maniler)dır. Azerbaycan folklorcuları arasında bayatıların menşei ile ilgili farklı fikirler mevcuttur. Tetkikatçıların büyük ekseriyeti bu popüler halk edebiyatı türünü Bayat adlı Türk boyunun adı ile ilgili göstermektedirler. Bayatlar eskiden beri Kuzey Azerbaycan sınırları içerisinde yaşamaktadırlar ve bazı rivayetlere göre Türk dünyasının büyük söz ustası Fuzûlî de bu boydandır. Bayatıların “kadim”, “eski” manalarını bildiren “boyat” sözünden türediğini ve bununla da bu poetik türün en eski zamanlardan beri halkın manevî hayatına dâhil olduğunu savunan edebiyatçılar da vardır.
Bayatı halk edebiyatından yazılı edebiyata da geçmiştir. XVI. yy. Azerbaycan klasik şiirinin tanınmış temsilcilerinden birisi olan Şah İsmayıl Hatai aynı zamanda güzel, düşündürücü bayatılar şairidir. XVII. yy. Azerbaycan şairlerinden Mehemmed Emani’nin de kendi yaratıcılığında bayatıya önem verdiği bilinmektedir. Azerbaycan halk edebiyatında müellifli bayatıların en olgun ustası ise, XVII. yy. da yaşamış Sarı Aşık olmuştur. Şiirlerinin birinde “Külli Qarabağın abiheyatı, Nermü nazit bayatıdır, bayatı” diyen XVIII. yy. büyük Azerbaycan şairi Molla Penah Vaqif, bayatıdan bir güzellik, incelik ve olgunluk simgesi gibi söz ediyordu. 
Bayatılar da diğer halk edebiyatı örnekleri, özellikle de atalar sözleri gibi halkın tarihini, bu tarihin önemli olaylarını yaşatmakdadır. Mesela, 
 
Apardı tatar meni,
Qul edib satar meni,
Yarım vefalı olsa, Axtarıb tapar meni
bayatısı hiç şübhesiz ki, Azerbaycan’ın Mogoltaralarm yönetimi altına geçtiği XIIXIV yy. eseridir.
Azerbaycan folklorunun başka bir şiir türü halk mahnıları, musiki ile bedii sözün birleşmesinden türemiştir. Onlar sevgi ve kahramanlık mahnıları olarak iki kısma ayrılmaktadırlar. Sevgi mahnıları derin ve ince lirizmi, hislerin samimiliği ve kıvraklığı ile seçilir. Kahramanlık mahnılarında ise adından da anlaşıldığı gibi, mücadele, savaş, haksızlıklara karşı barışmazlık ahvaliruhiyyesi öne çıkarılmaktadır. Sevgi konulu halk mahnılarının bazıları diyalogdeyişme şeklindedir. Halk mahnıları popülerlik açısından atalar sözleri ve bayatılarla aynı seviyededir. Buraya kadar üzerinde durduklarımız Azerbaycan halk edebiyatının lirik türleridir. Şiirle birlikte epik tür, yahut nesir de, bu edebiyatta yaygındır. Nağıllar, destanlar, qaravelliler, rivayetler, efsaneler, esatirler, latifeler vs. millî folklordaki nesir türlerini oluşturmaktadırlar. 
Her Azerbaycan Türkü, çocuk yaşlarından başlayarak Azerbaycan nağıllarmın çekici ve sihirli dünyasının içine girer, bu dünya ile büyür. Azerbaycan nağıllarında onu yaratan ve yaşatan halkın millî özellikleri, gelenek ve görenekleri, örf ve âdetleri, geçimi dünya görüşü, insanlarla münasebeti, manevî özgürlük uğrunda mücadelesi ön plana çıkar. Azerbaycan nağılları, zaman zaman yazılı edebiyatın faydalandığı zengin kaynaklardan biri olmuştur. XII. asrın büyük Azerbaycan şairi Nizami Gencevi’den başlayarak Azerbaycan Edebiyatının bütün büyük simaları kendi yaratıcılıklarında nağıllara sık sık müracaat etmiş, nağıllardan aldıkları konularda, yeni devirle, yeni meselelerle sesleşen eserler yazmışlardır. Bu açıdan millî folklorun diğer türleri ile mukayesede nağılla daha büyük bir çapta yazılı edebiyatın malzemesini oluşturmuşlardır. 
Nağıl toplayıcıları ve araştırıcıları, dünya folklorunun da tecrübesine dayanarak Azerbaycan nağıllarını muhtelif, yönlerden tasnif etmişlerdir. Mesela, bu sahanın ilk araştırıcılarından biri olan yazar Yusuf Vezir Çemenzeminli nağıllarımızı üç gruba ayırmıştır: eski tasavvur ve ayinlerle ilgili nağıllar; tarihî nağıllar ve çocuk nağılları. Çağdaş folklorcular ise derlenmiş ve araştırılmış daha fazla nağıl örneklerini göz önünde tutarak Azerbaycan nağıllarının konu açısından daha geniş tasnifini vermişlerdir. Buraya hayvanlar hakkında nağülar, sihirli nağıllar, tarihî nağıllar, ailegeçimle ilgili nağıllar ve satirik (mizahi) nağıllar dahildirler. 
Hayvanlar hakkındaki nağıllar mana açısından daha evvelce sözü edilen sayacı sözlerine benzer. Bu nağıllarda halkın tarihî gelişme merhalelerinde totem olarak kabul ettiği, bu veya başka açıdan kutsallaştırdığı hayvanlarla ilgilidirler. Mesela, Azerbaycan’da yılanın bir totem olarak alındığı çok sayıda nağıllar vardır. Diğer taraftan, Azerbaycan’da yılan pirlerinin, yılan tapmaklarının varlığı da bilinmektedir. Tarihçiler bunu Azerbaycan’ın en eski nüfusunun, özellikle de Midiyalılarm yılana tapınması ile ilişkili göstermekdedirler. Diğer taraftan, yılan dünya folklorunda idrak, zekâ simgesi olarak alınmıştır. Bu, yılanla ilgili Azerbaycan nağıllarında da gözükmektedir. Mesela, “Ovçu Pirim” nağılmda yılan Ovçu Pirim’in ağzına tükürür ve bundan sonra Pirim tüm hayvanların dilini anlar. Azerbaycan nağıllarında yılanla birlikte canavar, horoz, it, öküz, inek vb. hayvanlar da totem olarak geçmişlerdir. 
Sihirli nağıllar da ortaya çıkış açısından eski nağıllardandır. Bu nağıllarda insanın mitolojik varlıklara, doğanın dağıtıcı kuvvetlerine karşı mücadelesi yer alır. Adından da anlaşıldığı gibi, Azerbaycan sihirli nağıllarında kahramanlar sihir, cadı, efsun ve mitolojik yardımcılarının sayesinde devler, ejderhalar, periler, cadıkarılar, tılsımlar vs. ile mücadele ediyorlar. Bu nağıllardaki hadiseler, ekser hallerde, zulmet dünyasında, yerin altında, periler ve devler ülkesinde ve diğer fantastik mekânlarda geçer. Sihirli nağıllar tüm fantastik süsüne rağmen aslında halkın sevmediği, barışmadığı kuvvetlere karşı mücadele ruhundan ve isteğinden kaynaklanırlar. 
Tarihî nağıllar ise, adından da anlaşıldığı gibi, Azerbaycan tarihinin ayrı ayrı olayları, şahsiyetleri yahut da faaliyetleri, bu ülke ile ilgili olmuş insanların hayatı ile ilgilidir. Azerbaycanda İskender, Dara Şah Abbas ve başka tarihî şehsiyetler hakkında nağıllarm varlığı bu folklor türünün yalnız halk fantazisine değil, aynı zamanda tarihî gerçekliklere dayandığını göstermektedir. Maişeti nağıllar konusu nağıllarm daha büyük bir bölümünü oluşturur. Bu nağıllarm konusu, gündelik hayattan gerçek mücadeleden alınmıştır. Maişet nağıllarının esas kahramanları halkın arasından çıkmış adamlardır. Çoban, nöker, işçi, köylü vb. meslek adamlarından oluşan bu kahramanlar maişet nağıllarında bir kural olarak, nağılın başlangıcında zayıf, kuvvetsiz, zavallı adamlar gibi tasvir olunurlar. Ama içerisine girdikleri hayat şartları, farklı olaylar onları sanki yeniden yetiştirir. Onlar hem aklî, hem de fizikî açıdan kuvvetlenir, karşılarına çıkan zorlukları başarı ile geçerek nağılın sonunda ülke yöneten bir padişah, akıllı bir vekil, adaleti ile tanınan yönetici seviyesine yükselirler. 
Esas kahramanlar Keçel, Koşa vb. olan satirik (mizahî) nağıllarda ise, halk gülüş yolu ile kendi düşmanlarına karşı mücadele verir. Bu nağıllarm kahramanları en zor durumlardan, akılları, hazırcevaplılıkları ile kurtulabilirler; özlerinden kat kat kuvvetli düşmanı akim, sözün kudreti ile yenerler. Yüzyıllar boyu, halkın yediden yetmişe her temsilcisi için hayat mektebi olmuş nağıllarm, Azerbaycan folklorunda kendi gelenekleri, üslûp özellikleri meydana gelmiştir. Her bir nağıl peşrev yahut nağılbaşı ile başlayıp, nağılsonu ile biter. Nağılbaşılar diğer dünya halklarının nağıllarının da esas üslubî özelliklerindendir. Ama Türk nağıllarının (Azerbaycan, Özbek, Türkmen vs.) başlangıcındaki nağübaşlarm özelliği ve farkı, onların kural olarak humoristik karakterde olmasındadır. Diğer taraftan, nağılbaşı nağılın mazmunu, konusu ile bağlı kalmaz. Mesela, “Hamam hamam içinde, xelbir saman içinde, deve delleklik eyler, köhne hamam içinde. Hamamcının tası yox, baltacının bal tası yox, Orda bir tazı gördüm, onon da xaltası yox. Qarışqa şıllaq atdı devenin budu batdı, milçek mindim çay keçdim, yabaynan dovğa içdim, heç bele yalan görmemişdim” vs. 
Azerbaycan Halk Edebiyatında efsaneler, esatirler ve rivayetlerin de çok sayıda örnekleri vardır. Hayvanlar, kuşlar, yer adları, kaleler, boy halk, nesil, totem adları, sema cisimlerinin adları, tarihî olaylar ve şahsiyetler, dinî unsurlar yanında, Azerbaycan efsanelerinin her birisinde halkın fikir ve amaçları, onun geçmişini anlamak ve geleceği bilmekle ilgili istek ve çabaları esas yeri tutar. Azerbaycan efsane ve esatirlerinin halk arasında toplanmasına yirminci yüzyılın başlarmda başlanmıştır. Arif Acalov’un esatirler, Sednik Pirsultan’m ise efsanelerle ilgili toplama ve derlemeleri, tetkik ve değerlendirmeleri bu folklor türlerinin de Azerbaycan halk edebiyatındaki yaygınlığını, farklı örneklere malik olduğunu ortaya koymuştur. Azerbaycan epik folklorunun halk arasında popüler olan türlerinden biri de latifelerdir. Latifeler aynı zamanda Türk folklorunun konu ve kahraman açısından ortak türüdür. Türk halklarının ortak bir gülüş, mizah kahramanı var.  
O, farklı Türk boyları arasında Molla Nesreddin, Nasrettin Hoca, Nesreddin Efendi, Hoca Nasır Efendi vs. adlarıyla tanınan ve anılan büyük mizah ustasıdır. Azerbaycan folklorunda Molla Nesreddin gibi tanman bu idrakli insanla ilgili yüzlerle latife yazıya alınmıştır. Molla Nesreddin sevinç anlarında da, keder dakikalarındada, toyda da, yasta da her zaman halkın yanında olan, her zaman ona destek veren, maceraları ile onu güldürerek düşündüren ve düşündürerek güldüren büyük bir ustadır. Ama Molla Nesreddin Azerbaycan latifelerinin yegâne kahramanı değildir. Behlül Danende, Aptal Kasım gibi gülüş ustalarının da çok sayıda latifeleri yazıya alınmış ve halk arasında yayılmıştır. Ayrıca, Azerbaycan’da her bölgenin kendi mizah kahramanları olmuştur ve onların gelenekleri şimdi de yaşamaktadır. 
Diğer halkların sözlü edebiyatlarında olduğu gibi, Azerbaycan Halk Edebiyatında da bu edebiyatın zirvesini destanlar oluşturmaktadırlar. Destanlar Azerbaycan folklorunun halk arasında yaygın ve hacim açısından büyük türlerinden biridir. Destan kelimesi Azerbaycan Edebiyatında bin yıllar boyu kullanılmıştır. Bilindiği gibi, Nizami Gencevide “Hamseye” dâhil olan eserlerini “destanlar” olarak adlandırmıştır. Azerbaycan destanları hem şiir, hem de nesrin unsurlarını taşımaktadır. Başka sözle söyleyecek olursak, destanlarda nesr ve nazm parçalan birbirini takip eder; fikir ve mana açısından birbirini tamamlar. Destanm nesr parçaları olayları, durumları anlatırken, şiir parçaları daha fazla kahramanların lirik his ve düşüncelerinden, onların heyecan ve ıstıraplarından söz açarlar. 
Asırlardan beri malum olan, halk arasmda geniş alanlara yayılmış, derlenmiş Azerbaycan destanları halk edebiyatı ile ilgili tetkiklerde kahramanlık ve sevgi destanları olarak tasnif edilmiştir. Bu destanların arasındaki farklar da her şeyden önce onların adlarında kendini gösterir. Halkın farklı tarihî dönemlerde kendi bağımsızlığı, egemenliği, insan hakları, toprağının ve yurdunun, kadının ve akrabalarının hür yaşamı için verdiği mücadeleler esasen kahramanlık destanlarına yansımıştır. Bundan farklı olarak sevgi destanları daha fazla aşk romanlarını hatırlatmaktadırlar. Bu destanlarda sevgilisine kavuşmak için mücadeleye başlayan genç aşığın ıstırapları, sevgi yolunda karşılaştığı zorluklar, verdiği savaşlar vs. esas konuyu oluşturmaktadır. Ancak, kahramanlık destanlarında sevgi sahnelerinin, bunun aksine olarak sevgi destanlarında kahramanlık ve savaş sahnelerinin olması da doğaldır. Destan diğer halk edebiyatı türlerinden farklı olarak hayatı daha geniş boyutlarda, daha çeşitli ölçülerde aydınlattığından, tabii ki, burada insan hayatının daha farklı sahneleri göz önüne alınabilir. 
Azerbaycan Halk Edebiyatında “Kitabi Dede Korkut, Koroğlu, Molla Nur, Kaçak Nebi, Kaçak Kerem, Settarhan” vs. kahramanlık destanları yaygındır. Bu destanlar farklı tarihî dönemlerin eseri olduğu gibi, onlarda akseden olaylar, tarihî gerçekler de, Azerbaycan halkının hayatının farklı devirleri ile ilgilidir. Mesela, Kitabi Dede Korkut’ta Azerbaycanlıların, daha geniş anlamda ise Oğuz Türkleri’nin X.XI. yy. hayatı söz konusudur. Koroğlu destanı Kafkasya’da ve Azerbaycan’da XVI.XVII. yy.’da cereyan eden tarihî olayların edebî ürünü olarak meydana çıkmıştır. “Kaçak Nebi, Kaçak Kerem, Sattarhan” vb. kahramanlık romanları ise, Azerbaycan Türklerinin Rus ve İran zulmüne karşı teşkilatlanmış bir halde mücadele verdikleri XIX.XX. yy. edebî ürünleridir. 
Türk Halk Edebiyatının ve Türk lehçelerinin muhteşem abidesi olan Kitabi Dede Korkut tam olarak bin yıl önceki AzerbaycanTürk hayatının ansiklopedisi olarak adlandırılabilir. İlim alemine ilk kez, 1815'te Alman şarkiyatçısı Henrif fon Dits’in tetkikatıyla çıkan bu eser Azerbaycan’da ilk defa 1938'de yayınlanmıştır. Prof. Hemid Araslı’nm hazırladığı bu neşir bütünlükle Türkiye’de yayınlanan Orhan Saik Gökyay neşrine dayanmakta idi. Azerbaycan halk edebiyatı araştırıcılarının Kitabı Dede Korkut destanı ile ilgili tetkikleri ise 192030 yıllarına tesadüf etmektedir. Stalin’in eski Sovyetler Birliği’nde 1937'de başlattığı “Büyük terör” de zarar gören edebî eserlerden birisi de Kitabı Dede Korkut destanları olmuştur. Pantürkizm tebliği ve milletçiliği ileri sürülerek bu edebî abide yasaklanmış, onunla ilgili tetkikleri olan araştırmacıların bazıları da cezalandırılmıştır. Destanın 1950 ‘de Bakü’de, akademisyen V. V. Bartold’un çevirisinde Azerbaycan alimleri tarafından yayınlanması eski Soyvet yönetimi arasında gerçek bir hiddet fırtınası doğurmuştur Kitabı Dede Korkut destanları üzerindeki yasak, Stalin’in ölümünden sonra kaldırılmış, bu destanla ilgili yalnız Türkiye’de Azerbaycan’da değil diğer Türk Cumhuriyetlerinde (Türkmenistan, Kazakistan), yabancı ülkelerde (ABD, İngiltere, Hindistan vs.) bir sıra dikkati çeken araştırmalar ortaya çıkarılmıştır. Rus dilinin yanısıra destanın tam metni İngilizce, Almanca, İtalyanca, Hırvatça, Litva vs. dillere aktarılmıştır. 
Kuşkusuz, Kitabı Dede Korkut Oğuz Türkleri’nin ortak edebî abidesidir. Bu fikri kabul etmekle birlikte, destanın tetkikatçılarnın çoğu onun ortaya çıkış yeri olarak Azerbaycan üzerinde dururlar. Rusya’da bu destanın en tanınmış araştırıcılarından olan V. V. Bartold sonuçta şöyle bir neticeye gelmiştir: “Bu destan çok çetin ki, Kafkasya muhitinden dışarıya formalaşabilirdi”. Gerçekten de destandaki olayların büyük bir kısmı şimdiki Azerbaycan’ın sınırları içerisinde gelişir. Destanın farklı boylarında Gence, Berde, Nahçıvan, Şerur, Dereşam, Derbend, Göğce Gölü vs. gibi bugün de coğrafî açıdan Azerbaycan’a bağlı bölgelerin adı geçer. Destan kahramanları bü bölgelerin vatandaşlarıdır, onların yakın komşuları ise, Gürcü, Abhaz ve başkalarıdır. Destanların tanınmış Türk araştırıcılarından Muharrem Ergin de onların hem dil, hem de tarihî coğrafî açıdan Azerbaycan’la ilgisi fikrini kabul eder. Muharrem Ergin’in fikrince Türklüğün ortak edebî habidesi, ortak halk destanı olan Kitabı Dede Korkut Azerbaycan’la daha sıkı şekilde bağlıdır.
 
 
 
 
 

 

 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
TAVA MAYALISI             
MALZEMESİ
5-6 porsiyon- 1 kilo un,kibrit kutusu büyüklüğünde yaş maya,bir tatlı kaşığı tuz,ılık su
Daha çok Ramazan Ayının  sahur yemeğidir.  Çorum’da Ramazan Aylarında her sahurda, ıspanaklı, çökelekli, kıymalı gibi çeşitleri yapıldığı gibi; yağda kızartma ve sacda ve yanmaz tavada kızartılarak sonradan üzeri yağlanır. Çay veya hoşaf eşliğinde yenilir. 
Una kibrit kutusu büyüklüğünde, yaş  maya, bir miktar tuz katılarak ılık su ile kulak memesi sertliğinde yoğrulur. Hamur bir miktar bekletildikten sonra kabarır, yani mayası gelir.
Bu hamurdan kaşık ıslatılarak bir yemek kaşığı alınarak yumak tutulur. Yuvarlanan bu yumağın altına un serpilerek 15-20 santim çapında ve yarım santim kalınlığında el veya oklağı ile hamur yumağı yassılanır. İstenirse içerisine kıyma,peynir,çökelik, ıspanak gibi iç konularak yassılanır. İstenirse saçta,istenilirse yanmaz tavada,istenirse kızgın yağda tavada kızartılarak servis yapılır. 

 
 

 

 
 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
 BAHAR
Bahar gösterirse gerçek yüzünü
Ağaçlar çıldırır rengârenk doğa
Sevgi yeşerirken atar hüzün ü
Yüreklerde coşku döner çocuğa
 
Doğa tahrik eder insanı içten
Kuşlar cıvıl cıvıl öter sevinçten
Alçalır yükselir bakarsın hiçten
Kanat çırpar martı çığlık çığlığa
 
Yeşile bürünmüş tonda dalgalar
Müziğin ritminde Fonda dalgalar
Yiter kıyılarda sonda dalgalar
Beyaz köpüklerle soluk soluğa
 
Erguvan rengine dönmüş tepeler
Hava sıcak bazen yağmur sepeler
Ana baba kardeş komşu bebeler
Olta elde kimi gider balığa
 
Zaman geçer yerde çiçek derbeder
Yağmurla dereye denize gider
Bilemezsin bahar bir elveda der
Yaza doğru çıkarken yolculuğa

 

 

 
 
 
 
 12

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Hıfzı ÖZBEKMEZ
Hıfzı ÖZBEKMEZ Hayat Hikayesi
DALINDAN KOPARDIN
Unutmak kolay mı olacak sanki
Hayalin gözümden gitmez inan ki
Ummadığım anda gidişin var ki
Kollarım dalından kopardın benim
Ayrılık yoktu hiç hesapta gülüm
Sensizlik yakacak bitecek ömrüm
Fark etmez gelse de hazırım ölüm
Kollarım dalından kopardın benim
Boşuna aşkına beni yandırdın
Seviyorum diye neden kandırdın
Latifinin saçlarını yoldurdun
Kollarım dalından kopardın benim

 

 

 
 13

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Halil KAYMAK
Halil KAYMAK Hayat Hikayesi
 BAŞA GİT YIRTABİLSEM SENİ
Para niye benden kaçıyorsun?
Eşle, dostla aramı açıyorsun,
Tutam dedim kiş gibi kaçıyorsun,
Parçalayıp yırtabilsem seni!
Hem geçmiyorsun yanımdan,
Seni severim canımdan,
Kötülük mü gördün benden?
Parçalayıp yırtabilsem seni!
Peşinden bizleri koşturuyorsun,
Sende mi bize gülüyorsun?
Haksızlığa nasıl duruyorsun?
Parçalayıp yırtabilsem seni!
Bana da gel! Bekliyorum sırayı.
Ne olur zengin ile bozsan arayı,
Mesken mi tuttun haksızların orayı?
Parçalayıp yırtabilsem seni!
Zengini kendine çok alıştırdın.
Birbirine atanları sen barıştırdın
KAYMAK’I peşinde çok dolaştırdın
Parçalayıp yırtabilsem seni!

 

 

 

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.