DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

YIL 15     SAYI 172    25 Haziran 2013  

Mahmut Selim GÜRSEL LİDER NEDİR?
Mustafa Nevruz SINACI GEZİ PARKI EYLEMLERİ !
Mustafa TURAN NEREDE O ESKİ   RAMAZANLAR?
İsa KAYACAN YENİGÜN VE SES-15’E YENİDEN MERHABA
Selma GÜRSEL YANIÇ
Ayşe ÇOBAN DUYGULAR DİLE GELİNCE
Üzeyir Lokman ÇAYCI AYNA
Arap KURT KADIN GÜLDÜ
Ahmet CANBABA HEDEF

 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
LİDER NEDİR?
Halkın düzensiz ve karışık işlerini düzenleyerek, onlara gelecek zararları yok etmek, halkın haklarını vererek halka yapılacak zulmü yok edecek, siyasetin her türlüsünü uygulama alanları bularak insaflı olarak adaletli bir lidere ihtiyaç vardır.
Halkın insaf ve adil bir değerlerde olan devlet başkanını ihtiyacı; yağmur sıkıntısı kıtlık çağırışımı yaptığında bu sıkıntıya uğrayan bölge halkının ihtiyacından daha çoktur.
Yağmura ihtiyacın vakti ve yağmur zamanı ile sınırlıdır. Kuraklıkta her gün yağmur yağması istenmez. Halkın insaflı ve adil değerdeki lidere ihtiyacı halk kendisini idare etmesi için devamlı ihtiyaç duyar.
Liderin yönetiminde bulunan toplulukta ahlak bakımından; iyi, normal ve zararlı insanlar olması normaldir. Bu bir tabiattır. Yaratılış itibari ile aynen bir aktar dükkânın da bulunan ilaç kavanozlarında bulunan faydalı, katkı için ve zehirli materyallere benzer. Nasıl aktar bu kavanozdaki materyallerin neye yaradığını bildiği gibi lider de topluluğunda bulunan insanları ayırmasını ve onlara da dikkat etmesi gerekir.
Halkın lideri olmaz ise halk birbirinden ayrılır ve uzaklaşırlar. Kimi tehlikeli yerlere gider, kimi kargaşa içinde ne yaptığını bilmeyerek topluluğa zarar verir. Lidersiz topluluklar birbirine girer ve haklı ile haksız ayırt edilemez duruma gelir. Lider bu halkın haklısı ile haksızını ayırarak halka hâkim ve arabulucu olur veya arabulucu olacak hâkimi tayin eder.
Lider; bilgi ile kendisini yetiştirir ve bilgi ile iş görürse kazanır. İlimden yoksun bir lider, aklına estikçe isteklerine uyar, dilediğini yapar, bilgi ve ilimden yoksun olduğu için verdiği faydasız istek ve emirlerle idare ettiklerini ve kendisini küçültür. İlim öğrenmiş bir lider aklına esen, dilediğini yapmaz ilim sayesinde kendisini nefsani ve dünya işlerinde kendisini firenler, istek ve nefsinin esiri olmaz, onlara hâkim olur. Yapacağı işleri doğru ve iyi sonuç verecek hedeflere çevirir.
Lider; kendisinde terbiye şartlarını tam ve en az hata ile göz önünde bulundurmaları gereklidir. Yöneteceği toplumum menfaatlerini yeterince gözetmek, memlekete sıhhatli bir yaşamı gerçekleştirerek çevre ve toplumun sıhhatli yaşamalarını sağlamak, adili ve adaleti bir birinden üstün olmayan halkı ayırmaması gerektiğini yönetimini de terbiye dâhilinde yapılması gerektiğini bilir.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
 GEZİ PARKI EYLEMLERİ !
Önce; Devletin, hükümetin, bütün kurum ve kuruluşları ile kamunun sahibi ve Türkiye Cumhuriyeti Tapusunun asaleten maliki; Sevgili ve değerli halkımızı aydınlatmak amacıyla bir girizgâh, ön açıklama yapalım:  Nedir bu kıyametin ve şeametin kaynağı gezi parkı?...
Gezi Parkı, İstanbul'un Beyoğlu İlçesi'nde, Taksim Meydanı'nın kuzeydoğusunda ve Cumhuriyet, Asker Ocağı ile Mete caddeleri arasında yer almakta.
Burada 1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası yapıldı. 31 Mart Olaylarının (1909) odağı oldu. 1922’de Stad’a çevrildi. 
Milli Takımın ilk resmi futbol maçı Romanya ile, bu statta 26 Ekim 1923'de oynandı. Maç 2-2 berabere sonuçlandı. Şehircilik uzmanı Henri Prost tarafından hazırlanan imar planı uyarı mimari ve tarihi açıdan önemine rağmen kışla, 1940’da İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’ca istimlâk edilerek yıkıldı ve İstanbul’un Cumhuriyet döneminde yapılan ilk parkı oldu. Günün son derece sınırlı imkânları ile çok güzel tanzim edildi; ağaçlar, yeşillik ve çiçeklerle bezendi. Mermer parmaklıklı merdivenler, Boğaziçi'ne bakan oturma mekânları, sağlam, zarif banklar, bakımlı çim sahaları, Gezi'yi cazibe merkezi haline getirdi. 1944'te dönemin Cumhurbaşkanı İnönü'nün at üzerindeki heykelinin kaidesi inşa edildi. Ancak heykel hiçbir zaman dikilemedi. 1950'de DP iktidara geldikten sonra da, atlı heykel uzun süre bir depoda bekletildi. Sonunda kaide söküldü. Heykel buraya değil, Maçka'daki Taşlık Parkı'na dikildi.
Buna rağmen Gezi Parkı uzun bir süre "İnönü Gezisi" olarak adlandırıldı.
Kışlanın yıkılmasından sonra, çevre otellerine tahsis edilen alanlar; peşkeşler ve yerel düzenlemeler ile park alanı çok küçüldü. Buna rağmen şehir merkezinde önemli bir dinlenme yeri olmasına rağmen müteakip düzenlemelerle değişti. 38.000 m² alan’a sahip Gezi Parkı, 1991 - 92 arasında revize edildi. Dikdörtgen planlı parkın ortasına fıskiyeli büyük bir havuz inşa edildi. Park altı Cumhuriyet Caddesi tarafına, kot farkından yararlanılarak dükkân, kafe ve bir sanat galerisinin bulunduğu kapalı mekânlar inşa edilerek 1967'de bugünkü halini aldı...
İşte, parkın öz geçmişine dair bütün hikâye bundan ibaret... Şimdi günümüze gelelim:
28 Mayıs 2013 günü, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Parkın bir duvarının yıkılmaya başlanması ve bazı ağaçların taşınması üzerine; Gezi Parkı’na gelen çevre sakinleri tarafından protesto gösterileri başladı. Buna mukabil Polis eyleme müdahale etti. Ardından bu parkta başlayan eylemler, iktidara karşı ülke çapında protesto gösterilerine dönüştü.
 PEKİ MESELE NEDİR?..
            1. Mesele: Başta, 2011’den bu yana yargı ve eylem bazında süren; Ankara-Çankaya 100. Yıl Birlik Parkını rant alanına dönüştürme girişimi olmak üzere; AOÇ yağması, ilk, orta ve lise bina ve bahçelerinin satışı; 2B yağması; Dünyanın en güzel en temiz sahillerinin, imar ve inşa yasağı hiçe sayılarak adeta peşkeş çekilmesi; 
Çoğunluğu yabancılar tarafından kurulan turistik tesis ve sanayi işletmelerin kimyasal atık, lâğım ve sair pisliklerin denize akıtılmasına göz yumulması; Verimli alanların iskâna açılması, ovalara sanayi siteleri, fabrika kurulması; Konya’nın Ereğli İlçesinin, yeşil bir cennetten, korkunç bir kum cehennemine dönüştürülmesi gibi çok büyük suçların müsebbibidir AKP. Ayrıca, HES ve mümasil rant odaklı spekülâtif projelerle yol açılan çevre felâketleri saymakla bitmez. Bunun bir de; Bastırılan enflâsyon, piyasa anarşisi, gasp-irtikap bankacılığı, fahiş fiyat, kamu zararına keyfi özelleştirmeler ve arada yapılan “torba/paket” düzenlemeleri ile “resmi, insan hakları, eşitlik ve adalete dayalı” hukuk devletinde yaratılan büyük tahribatlar... Muhalefetin yokluğunda tam bir felâket…
            2. Mesele: Haksızlığa uğrayan kişi, kurum ve kitleler için “hak aramak”: Anayasa ve kanunların gösterdiği yolda; Hukukun içinde kalmak ve başka insanlar ile kamusal alana asla zarar vermemek kaydı şartıyla meşru bir hak; Hatayı telâfi, hakkı iade, zararı tazmin ise kamu adına hükümetin zorunlu görevidir. Şu kadar ki: Terör, tedhiş, hasar, zarar ve saldırı suçtur…
            3. Mesele: Hak eylemi, grev, protesto ve gösterilerde emniyet, huzur, disiplin, düzen ve intizamı sağlamak; Muhtemel taşkınlıklara karşı önceden tedbir almak ve provokatörleri izole ederek güvenliği sağlamak hükümetin görevidir. Hükümet bunu da başaramamıştır...

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa TURAN
Mustafa TURAN Hayat Hikayesi
NEREDE O ESKİ   RAMAZANLAR?
Ramazanları,1970’li yıllarda bir dönem Osmanlı’ya başkentlik yapmış ve hâlâ buram buram tarih kokan Bilecik ve Bursa’da,1980’li yıllarda da ondan daha fazla Osmanlı olan ve tarihi, coğrafyası ve kültürüyle dünyada bir benzerinin daha bulunmadığı İstanbul’da yaşadım. Dolayısıyla bir mukayese yapma imkanına sahip olduğumu düşünüyorum.
Ramazanı yaşama noktasında her üç tarihi yer de birbirine benzemekle birlikte, aralarında küçük nüanslar vardı.
Ancak Bilecik ve Bursa Osmanlı’nın kuruluş devirlerinde şekillendiği için, daha çok Selçuklu mimari yapısı görülürken, gelenek, görenek ve sosyal yaşantı açısından  da Selçuklu Osmanlı sentezi  hissedilirdi. Mesela; Ulucami’de Kur’an sesiyle, şadırvanın su sesinin izdivacından doğan, mimari yapı ve ahengin kristalize ettiği havayı yaşayarak teravih namazı kılmanın hazzı, hiçbir kavramla ifade edilemez. Ancak yaşanır. Aynı aheng ve manevi havanın belki de daha zenginleştirilmişini İstanbul Eyüp Sultan’da yaşamanız mümkündür. Serin bir Ramazan akşamında henüz yatsı ezanı okunmadığı halde, cami içi ve dışıyla beraber hınca hınç dolması üzerine, birer kağıt seccade temin ederek, değerli bir dostumla birlikte mabedin yaklaşık 150 metre ötesinde ve beklide imamın da önünde, minareden yükselen şahane ve davudi bir ses eşliğinde kıldığımız teravihin muazzam zevki, hâlâ dimağımdadır. Her dört rekatın arasında teravihin bitmemesi ve bu manevi hazzın biraz daha uzaması için dua ettiğimi hatırlıyorum.
Süleymaniye’de, Fatih’de, Sultanahmet’de, Hırka-i Şerif’de gördüğünüz ve sahura kadar devam eden coşkulu insan seli ve o manevi atmosfer insana Ramazanı daha güzel yaşatıyor. Ramazan pideleri ve o kutsal aya mahsus tatlılar, börekler, her çeşit zengin menüler, bunları büyük zevkle hazırlayan insanlarımız hem maddi, hem de manevi açıdan adeta iple çekiyorlar bu mübarek ayı. Bu yönüyle Ramazanı buralarda yaşamak ayrı bir zevk konusu oluyor. Elbette her yerin ayrı gelenek, görenek ve adetleri vardır. Ama değişmeyen ortak payda şudur: Her biri bu mübarek ayı büyük bir sevinçle karşılıyor ve hüzünle uğurluyor. Gereği gibi de değerlendirmeye çalışıyor.
Öte yandan Ramazan ilahileri, manileri ve fıkraları da toplumumuzda çok yaygın olarak kullanılıyor. Bir kaçını burada verelim.
 Koca Ragıp Paşa konağında iftar vermiş ve oruç üzerine sohbet yapılıyordu. Paşa bir ara  Şair Haşmet’e dönerek:
            “ – Senin de borcun var mı?” dedi. Haşmet de: “ Var efendim, hiç olmaz mı? Bakkala bin kuruş, kasaba 500 kuruş…” derken, Paşa güldü ve:
            “ – Be adam ben onu sormuyorum, oruç borcun var mı?” diye soruyorum. Haşmet de:
            “ – Kusura bakmayın Paşam siz ancak kul borcunu sorarsınız. Oruç borcunu Allah sorar” diye cevap verdi.
            Rahmetli dayım vardı. Çevresinde Hasan ağa diye tanınırdı. Kalabalık bir iftar sofrasında yemek başlıyor. Köylerde daha ziyade yemekler ortaya konur ve herkes aynı kaptan yer. Çorba gelir sofraya, herkes basar kaşığı, tam tabakta çorba bitmek üzereyken,bizim dayıya :
 “-Çek Hasan Ağa! Sünnetleyiver çorbayı” denir. Sırada etli kuru fasulye vardır. Yine herkes yer ve azalınca: “Çek Hasan Ağa! Bunu da sünnetleyiver”.Pilav gelir aynı şekilde. Nihayetinde sofraya bir tepsi nefis ve leziz baklava gelir. Herkes baklava yemeğe başlar. Tepsi yarıyı geçmeye başlayınca, bizim dayı bakar ki, kimse çek Hasan Ağa demiyor. Kocaman baklava tepsini tutar ve biraz da yüksek sesle kendi kendine: “Çek Hasan Ağa” diyerek kendi önüne çekince sofradakiler bakakalırlar.“ Her yemeği biz sünnetliyoruz da baklavayı niye biz sünnetlemeyelim” deyince, topluca gülüşürler ve haklısın afiyet olsun derler.
Bir defasında iftar sofrasında Hz. Peygamber sahabeyle beraber iftar ediyorlardı. Allah Resulü sırf bir gönlü sevindirsin diye, yediği zeytinlerin çekirdeklerini fark ettirmeden Hz. Ali’nin önüne koyuyordu. Yemeğin sonunda Hz. Ali’nin önünde bolca zeytin çekirdeği birikmişti.
Allah Resulü:
“ – Ya Ali ! Sen ne kadar çok zeytin yemişsin öyle” buyurdular. Hz. Ali de şöyle dedi:
            “ – Ben de deminden beri onu düşünüyordum. Acaba Allah’ın Resulü zeytini çekirdeğiyle birlikte mi yiyor diye.”
            Hani bir tekerleme vardır:“      
Muhammed’den oldu muhabbet hasıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?
”On bir ayın sultanı Ramazanda muhabbetler daha bir koyu olur. “Gönül ne kahve ister, ne kahvehane. Gönül ahbap ister kahve bahane.” denildiği gibi, arkadaşlıklar, ahbaplıklar, komşuluklar daha da pekişir Ramazanlarda. Gönüller sevindirilir, kırık kalpler onarılır, bayramlarda küskünler barışır. İnsanlar hayır ve hasenatta yarışır. Açlar doyurulur. Çıplaklar giydirilir. Düşenler kaldırılır. Öksüz ve yetimler sevindirilir. Ağlayanlar güldürülür. Yediden yetmişe topluma bir huzur, bir manevi hava hakim olur.
            Gerek sosyal, gerekse manevi açıdan baktığımızda, Ramazan, bizim tarihimizde ve kültürümüzde çok önemli bir yer tutar. Bir takım değerlerimiz bir miktar erozyona uğrasa da bugün hâlâ canlılığını korumaktadır. Her ne kadar gençliğimiz teknolojik gelişmelerin etkisinde kalsa da, gelenek, görenek, örf ve adetlerine bağlıdır. Dînî ve Milli değerlerini canından aziz bilecek duyarlılığa sahiptir. Ancak yine de bizi biz yapan dinamiklerimizi, yüce özelliklerimizi ve ulvi güzelliklerimizi muhafaza edip yaşatmak noktasında her türlü hassasiyet gösterilmelidir

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
 YENİGÜN VE SES-15’E YENİDEN MERHABA
Zaman içinde oluşanlar, sonuçları itibariyle karşımıza çıkanlar. Süreklilik içinden ayrılıp “mola” verişler. Ayrılışların ardından yine aynı yayın organının sütunlarında görülmeye başlayan imzalar.
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanan “Yenigün” Gazetesi… Burdur ilimize bağlı Bucak ilçemizde günlük yayınlanan “Ses 15” gazetesi. Bu gazetelerin sütunlarında yazılanlarımızın sizlerle yeniden merhabalaşmaya başlayışları.
 
YENİGÜN GAZETESİ
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanıyor. Kuruluş tarihi: 01.09.1954. Kurucuları: Osman Şan, Muharrem Tuncel, Sahibi: Muharrem Tuncel. Yazı İşleri Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni: Kürşat Tuncel. Sayfa Editörü: Şadiye Ünal. Muhabirler: E. Selcan Tuncel, Harun Sivrikaya, Ali Kapan.
Sekiz sayfalık Yenigün Gazetesinin 14 Kasım 2008 tarih ve 16 bin 570 sayılı nüshasının ilk sayfasında, “Prof. Dr. İsa Kayacan tekrar aramızda… Uzun yıllar gazetemizde köşe yazarlığı yapan. Hemşehrimiz, Anadolu Basınının hamisi, yazar-şair Prof.Dr. İsa Kayacan ara verdiği yazılarına tekrar başladı. Üstad Kayacan’a aramıza tekrar katıldığı için teşekkür eder, başarılar dileriz”. şeklinde bir anons.
Yenigün’ün köşe yazarlarından gazeteci hemşehrim Mesut Madan, 19 Kasım 2008 tarihli Yenigün’deki makalesinde “hoş geldin usta” başlığıyla, bana iltifatlarda bulunarak,”kısa bir aradan sonra yazılarıyla aramızda. Hoş geldin büyük usta İsa Kayacan” cümleleriyle beni şımarttı. Teşekkürler sevgili Madan.. Sende mütevaziliğini hiç bozmadın biliyor musun?.
Yenigün’ün masamda bulunan sayılarından bazı başlıklar aktarmak istiyorum:
-Kilise “Fosil Müze”ye dönüşecek (16577), Piribaşlar Evi’nin restorasyon ihalesi yapıldı (16576) Akif’e yakışan etkinlik (16575), Baki Varol, Demokrat Parti Merkez Karar Kurulu’na seçildi (16575), Burdur’da Akif rüzgarı (16574), MAKÜ, ek ödenekte de birinci sırada yeralıyor (16574), Başkan Akaya, AK Parti’den Aday adaylığı için dün müracaat etti (16573).
Not: S. Selcan Tuncel, Şadiye Ünal, Harun Sivrikaya, Ali Kaplan’ın biyografileriyle birer fotoğrafını (Burdur’un Saz ve Söz Ustaları–2) adlı kitabım için bekliyorum (İK).
 
SES–15 GAZETESİ
Burdur iline bağlı, Bucak ilçesinde pazartesi hariç günlük yayınlanan 8 sayfalık gazete. Kuruluş tarihi: 23 Kasım 1999. Sahibi: Bucak Radyo TV A.Ş, Mesul Müdürü: Melike Korkmaz Elibol, Sayfa editörü: Fatma Aktaş, Burdur Temsilcisi: Nuri Yıldırım, Muhabirleri: Duray Çitekçi, Hüseyin Dilek, Ramazan Arısoy.
Hayırsever işadamı Mehmet Cadıl’ın medya kuruluşlarından biri olan Ses–15 Gazetesinin değişik sayıları masamda. Bu sayılardan aldığım haber başlıklarından bazıları efendim:
-Cadıl’dan öğrencilere moral (1362), Sorun teknoloji değil, çırak olmayışı (1363), Bucak’ta konut fiyatları düştü (1364), kışlık ayakkabı alırken dikkat (1365), Sanatçı Sümer Ezgü bir röportajında, “Öldüğümde mezarımı doğduğum yer olan Bucak’ta olmasını istiyorum” dedi. Anadolu Lisesi birinci oldu (1366), Polonya ile işbirliği ve dostluklar pekiştirildi (1367), Vefat etmiş öğretmenler unutulmadı (1368).
Not: Hüseyin Dilek, Melike Korkmaz Elibol, Fatma Aktaş, Duray Çitekçi, Ramazan Arısoy’un biyografi ve fotoğraflarını (Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-2) adlı kitabım için bekliyorum (İK).

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
YANIÇ

 

500 gram ıspanak
250 Gram Kıyma
1 kilogram Un
Bir miktar yaş maya
1 yemek kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı pul biber
2 orta boy kuru soğan
 
            Ispanakların başları alınarak kesilerek temizlenir. Büyük bir leğen veya kovada ayıklanan ıspanak ıslatılır. Üç beş kere ıspanak bol suda yıkanarak süzgece alınır.
            Ispanaklar süzülürken 1 kilo una maya ve 1 yemek kaşığı tuz katılarak ılık su ile kulak su memesi katılığında yoğrulur ve dinlenmeye bırakılır.
            Yaş kıyma bir kapta kızartılarak bir kenara alınır.    
Yıkanan ıspanak alınarak bıçak ile küçük küçük olarak tahta üzerinde doğranır bir tepsiye alınarak üzerine soğanlar da doğranır kızartılan kıyma da ıspanağın üzerine dökülür ve tuz,pul biberi de ilave edilerek harç güzelce karıştırılır.
Dinlenen hamur yumurta büyüklüğünde yumak tutulur ve bu yumaklar oklava ile iki tanesi tek tek  bir karış büyüklüğündü açılarak hazırlanan malzeme açılan yufkanın yarısına  konularak yufkanın diğer yarısı katlanarak parmakla bastırılır yapıştırır ve ısıtılan yanmaz tavaya çok az miktarda yağ sürülerek yanıç kısık ateşte kızartılır diğer yüzü de kızartılarak bir temiz kağıda alınır ve tereyağı veya katı yağ ile yağlanır. Biraz soğuyan yanıç kesilerek hemen servis yapılır.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ayşe ÇOBAN
Ayşe ÇOBAN Hayat Hikayesi
DUYGULAR DİLE GELİNCE
Kıymetli Hocam’a sevgi ve saygılarımla.
 
Duydum ki; Çorum’a gelmiş bir yazar,
Görüştüm bilgili,görgülü bir can.
Yaşlanmış ama genç değmesin nazar,
Akrabayız nasıl kaynamasın kan.
 
Onunla tanışmak nasipmiş bana.
Şairlik vesile olmuştur buna.
Şiiri beğenir gider hoşuna,
“Ayşe Sultan” der o bana her zaman.
Canlı bir tarihtir bu ak saçlı can,         
Bu bilge,bu kibar,bu aydın insan.
Onu saygı ile anarım her an,
Sayın hocamızdır Abdullah Ercan.

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
AYNA
Kişi kendini görür
Aynada...
Düşünce ötelerinde kalır
Zaman zaman...
Eğri görür
Ters görür...
Suçlu arar daima
Yırtık pırtık
Bez görür...
Suçlanacak
İnsanın kendisi
Bilmeden suçlayamaz
İnsanın efendisi...
İnsan ister
Paris’te yaşasın
İster Konya’da
Değişmez gerçekler
Dünyada...
Kişi kendini görür
Aynada...
Mantes la Ville – 21.11.1995 / 18.30

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Arap KURT
Arap KURT Hayat Hikayesi
KADIN GÜLDÜ
Bu sabah bir kadın öldü
Her gün bir kadın ölüyordu aynı yerde,
Çiğ düşerdi üzerlerine
Seher vaktinde yazgıya boyun eğen kelebek gibi...
 
Toplandı başına sevenleri;
Ağladılar,
Dövündüler,
Ama nafileydi gayretleri
Kaskatı yatıyordu kadın
Çimenlerin üstünde
Ve
Bir adam dokundu
Soğuk bedenine
Ne ağladı
Ne de dövündü.
Sadece dokundu
Gül tenine
Kadın güldü...
 
Beklediği de buydu sanki kadının...
Uzak bir ihtimaldi
Bir sonucu mu neydi bu fıtratının!
Yaşarken göremediği huzur
Arzuladığı dokunuş
Çok yaman çelişkiydi ölümden sonraki vuslat
Kim bilebilirdi ki,
Kadın gülecek,
 
Kadın gül/dü
Adam/sa böcek...

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
HEDEF      
Kim önüne çıksa herkes tersliyor
Hiç kimseye bir şey sorulmuyor ki
Örtülür  yüzüne  bütün  kapılar
İşlere  akıl sır  erilmiyorki
 
Karın doyurmuyor yazsan dörtlüğü
Yüreği  yumuşak  bilmez  sertliği
Yokluk , biliyorsun  bozar  mertliği
Söz versen sözünde  durulmuyor ki
 
İşi gücü para   sıfırlı   sayı
Alır  avantadan  en  büyük  payı
Sende  herkes  gibi  ararsın  dayı 
Torpilsiz bir işe girilmiyor ki
 
Günler  acımasız  dinlemez  aman
Bir dakika bile  yol  vermez  zaman
Yüreklerde ateş  gözlerde duman 
Bir metre önümüz görülmüyor ki
 
Hiç yolsuzluk görmedimki böylebir
Bir akıl ver ne yapayım   söyle  bir
Yaratana  sığınıp ta    şöyle  bir
Gözünün  üstüne  vurulmuyor ki
 
İnsanlar   kuyrukta hak arıyorlar
Çokları yalvarıp yakarıyorlar
Önüne engeller çıkarıyorlar
Gideceğin yere varılmıyor ki

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.