DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

YIL 17  SAYI 194    24-Nisan-2015
Mahmut Selim GÜRSEL NELER OLUYOR ÜLKEMDE!
Mustafa Neruz SINACI BÜYÜK AYIP VE AKP’NİN YÜZKARASI
Selma GÜRSEL KIRMIZI MERCİMEK ÇORBASI
Üzeyir Lokman ÇAYCI DESENLER
Yaşar KILIÇ EY GÖNLÜMÜN NURU
Ahmet CANBABA MUTLU OL SEN
Mehmet KARADAĞ CEFA ÇEKER HEP AŞIKLAR
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
NELER OLUYOR ÜLKEMDE!
Bu günlerin pek çok şeye gebe olarak karşımızda bulunmakta olduğunu görüyoruz.
Birkaç oy uğruna soysuzluk ve Vatansızlık kokan bir günlerin içinde sessizce hiç tepkisiz olmazsa da tepki verenlerin sesinin de kesildiği bir düzenin çarkları içinde kaldık.
Yaklaşan seçimin ve 100 yılların kutlandığı bir düzen ile bilgi ve gördüklerimizi alabora edecek bir girdabın başlangıcında olduğumuzu görüyorum.
BANA NE diyemiyorum.
Belki benim bu tepki veya tespitimi okuyan birkaç kişinin bana hak vermesi ile benim önerimin de katılanlarını göremesem de onlara bilgi verdiğimin rahatlığını hissetmem gerekir diye düşünüyorum!
Neden banan ne diyemememin sebebi benim bundan sonra arkamda bu ülke için kalacak ve kalan için de üzülecek bir mirasçım bulunmayışı.
Yaşamım ise Allah C.C. müsaade eder ise Çorum’un tabiri ile bir koyun ömrü kadar ömrümün olması.
Bana ne diyemememin sebebi ise; bu Güzel Ülkemin içimizdeki ve çevremizdeki düşmanlarının bir mantar gibi türemesi ve bu mantarların Ülkemizin tamamını kaplamasının üzüntüsü ile için için kahroluyorum.
Bu yazının yazıldığı zaman idilimi içerisinde neleri anacak nelerden konuşacağız?
A:
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
Türk ve Türkiye için en önemli bulgulardan ve Ülkemin ne hale geldiğini çok uzun yıllar önce gören ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Bu hitabedeki binici paragrafındaki emirini ne yazık ki pek çok gencimiz uykuda olduğu için duymamış veya görmemiş gibi davranmaktalar. En büyük hata ise gençlerin kim olduğunu anlayamamasından olsa gerek. Gençlik sadece belli bir yaş grubu olmayıp kendisini bu grubun içinde görebilen, hissedebilen bütün TÜRK VATANDAŞLARININ olması gerektiğini anlamaz gözükerek elimizdekilerin gideceğinden korkarak Cumhuriyetin muhafızından ve cumhuriyeti savunmaktan uzak durmamızdır! Yine ATATÜRK Aynı hitabede:
“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.”
TÜRK’ÜN mevcudiyet ve istikbalinin temelinin cumhuriyet olduğunu, başka bir idare şekli ile yönetilince TÜRK’ÜN yok olacağını işaret ederek;
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
Demiş ve Cumhuriyet idaresini muhafaza ve müdafaa etmez isek bu kıymetli hazinenin başına gelecekleri de şöyle izah ederek UYARMAKTADIR!
“İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” 
Bu günlerin açık ve net görünüşünün izahı olarak algılayamadığımızı ve
“Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!”
Bu günlerin şimdiki yaşadığımız zaman diliminin içinde aynen meydana geldiğini ve Türk Gençlerine hitabesinin neleri gördüğünü ve ne yapılmasını önerdiğini anlamamızı istemektedir devam ile;
“Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. “
Bir gün olayların durumu uygun olmayan durum ortaya çıkabilir.
 “İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. “
Özgürlük ve Cumhuriyetimize kast edenler bütün dünyada görülmemiş bir çoğunluk (galibiyet) tensil edebilirler!
“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”
Zorla ve HİLE ile vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bizzat işgal edilmiştir.
“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
Dış düşmanlardan daha tehlikeli ve vahimi olarak da Ülke dâhilinde İktidar sahibi olanların dikkatsiz, boş bulunma, dalgınlık içinde olabilirler ve hatta; ihanet, hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kendi çıkarları için, şahsi çıkarları için, işgal ettikleri yönettikleri yerleri siyasi emellerine kullanabilirler ve hatta “TEVHİT” tek olduğunu söyeyebilirler
“Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”
Millet olarak sizler İhtiyaç, fakirlik ve yoksulluk içinde yorgun ve bezgin duruma düşmüş muhtaç kalmış olabilirsiniz diyor ve
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Demektedir! 
23 Nisan ve bu günler
Neler oluyor?
B:
BİDAT VE KUTLU DOĞUM HAFTASI İLE REGAİP KANDİLİ
BİDAT
İnsanlara bidati iyi, güzel bidat diye anlatmaları da onların Müslümanlıkta bidatin ne olduğunu bilmemelerinden değil Müslümanlara; Kur’an ve Peygamberimizin yapmamış olduğu sünnetlerine BİLEREK ek ve ilaveler ekleyerek Müslümanlığı yozlaştırma, ibadetleri bozma girişimi olarak gözükmektedir.
Bid’atçiler için Ehl-i bid’at; yani bid’atçiler karşılığında bazen Sahibu’l-bida’, Ehlü’l-ehva, Mübtedia, Ehlü’d-dalale gibi tanımlamaları kitaplarda görebilirsiniz.
Bid’at, Peygamber efendimizin Müslümanlara gösterdiği ibadet ve hareketlerinde olmayan ve sonradan çıkarılan dindeki yeniliktir. Yanı; Peygamber Efendimizin söylediği ya da uyguladığı sünnete aykırı ek ve ilave şeyleri ortaya koymaktır.
 Müslümanlık ile ilgisinin olmayan ve atalarımız yapıyordu diyerek veya sadece gönlümüz istedi diye sonradan çıkan işleri Müslümanlıkla ilgili diye yapmamalıyız.
Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılmış olan bidatlardır.
Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.
Bidatin iyisi – kötüsü- faydalısı- faydasızı olmaz!
Bismillâhirrahmânirrahîm 41:25. Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.
Bismillâhirrahmânirrahîm 45:23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?
 
C:
KUTLU DOĞUM HAFTASI
Müslümanlığı parçalamak ve bunun gibi kutlamalar ile sadece kutlanan bilgiyi bir güne veya bir hafta ile sınırlayarak insanlara ibadetlerini sınırlama girişiminden ve en yeni BİDAT yanı SAPKINLIK olarak Kutlu Doğum Haftası saçmalığını görmekteyiz!
Türkiye’de Said-i Kürdi cemaatinin Müslümanlığı Diyanet işleri Vakfı ile 1989 yılında başlatılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu güne kadar desteklenerek sadece Türkiye'de kutlanan en yeni BİDAT olarak resmiyet kazandırılarak her yıl farklı tarihlerde ve günlerde Sadece Türkiye’de kutlana geldi.
Kutlu Doğum Haftası’nı, Hıristiyanlıktaki gibi yortuları bulunmayan Müslümanlığı Protestanlaşması süreci ve Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Amerika'nın yeşil kuşak projesinin günümüze uyarlanmış hali olan ılımlı İslam projesi kapsamında bir çalışma olduğu, (Haksöz Dergisi - Sayı: 158/159 - Mayıs/Haziran 04  http://www.haksozhaber.net/okul/article_print.php?id=4037)
Doğum kutlamasının Müslümanlıkta yerinin olmadığı, bunun İsa'nın doğumu ile bağlantılı bir gelenek olduğu bilinmekte olduğunu buradan yazmama da gerek var mı?
Peygamber Efendimizin doğum gününün miladi takvime göre 20 Nisan kabul edilerek kutlandığı bir etkinlik haftasıdır. Aşağıda yıllara göre yapılan bidatin çizelgesi verilmiştir.
1          12 Eylül-17 Ekim 1989
2          1 Eylül-7 Ekim 1990
3          20 Eylül-26 Eylül 1991
4          9 Eylül-15 Eylül 1992
5          30 Ağustos-5 Eylül 1993
6          20 Nisan -26 Nisan 1994
7          20 Nisan-26 Nisan 1995
8          20 Nisan-26 Nisan 1996
9          20 Nisan-26 Nisan 1997
10        20 Nisan-26 Nisan 1998
11        20 Nisan-26 Nisan 1999
12        20 Nisan-26 Nisan 2000
13        20 Nisan-26 Nisan 2001
14        20-26 Nisan 2002
15        20-26 Nisan 2003
16        20-26 Nisan 2004
17        20-26 Nisan 2005
18        20-26 Nisan 2006
19        20-26 Nisan 2007
20        14-20 Nisan 2008
21        14-20 Nisan 2009
22        14-20 Nisan 2010
23        14-20 Nisan 2011
24        14-20 Nisan 2012
25        14-20 Nisan 2013
26        14-20 Nisan 2014
27        14-20 Nisan 2015
D:
REGAİP KANDİLİ VE KANDİLER
Regâib kelimesi Arapça kelimedir. Kökü "Reğa-be", olan kelime; istemek, arzulamak,  meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir.
Regâib kelimesi Kur an da geçmemektedir. Yoktur!
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimizin hadisleri arasında da REGAİP GECESİ ile ilgili hiç bir Hadis-i Kutsi yoktur.
Peygamberimiz Recep-Şaban-Ramazan ayları hakkında bilgi vermiştir.
Kur'an-ı Kerim ve Peygamber efendimizin bu konu ile bahsetmemesi REGAİP GECESİ (KANDİLİ) sonradan yapıldığının emaresidir ki bu da BİDAT olduğunu yani sonradan icat olduğunun delilidir. Peygamber efendimizin Regaip Kandilini övdüğünü söylenerek bu gecenin kutsilerinden bahsetmek ise Peygamber efendimizin:
“Muğîre b. Şu’be (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim yalan olduğunu bildiği halde benden bir hadis anlatırsa iki yalancıdan biri kendisidir.” (Müslim, Mukaddime: 17; İbn Mâce, Mukaddime: 27)”
Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bana ait imiş gibi, bir sözde yalan söylemeyin kim benden olmayan bir şeyi bendenmiş gibi yalan olarak söylerse Cehenneme girer.” (Buhârî, İlim: 27; İbn Mâce, Mukaddime: 17)
ž Bu konuda Ebû Bekir, Ömer Osman, Zübeyr, Saîd b. Zeyd, Abdullah b. Amr, Enes, Câbir, İbn Abbâs, Ebû Saîd, Amr b. Abese, Ukbe b. Âmir, Muaviye, Büreyde, Ebû Musa el Gafıkî, Ebû Umâme, Abdullah b. Amr, el Mukanna’ ve Evs es Sekafî’den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Ali hadisi hasen sahihtir.”
Dikkate almadığının eseridir.
Bismillâhirrahmânirrahîm 45:7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!
Günümüzde birçok bidat ve hurafenin yaygın bir şekilde hayata aktarıldığını görmekteyiz. Bizden öncekilerin yaptıklarını incelemeden uygulamamız ise bizim bilgiyi kulaktan duymamız, olur olmaz kişilerin sözlerine kulak vermemizden dolayıdır. Olmayan Regaip kutlamak Müslümanların ibadetlerini belirli gecelerin yeterli olacağını ima etmek için yapılan bidat değil mi? 
 
E:
ERMENİ SOY KIRIMI YOKTUR!
            Yüz yıl önce olan olayların bu günlere taşınan büyük bir iftira ve Türkiye’ye karşı düzenlenmiş ve bu Nisan ayında kutlanan bir komplonun içerisinde bulunmaktayız!
            Ne yazık ki bu günleri ve bu kutlamaları Ermeni Diasporasının girişimleri ile her ülkede “ERMENİ SOYKIRIMI” kınamaları ve hatta son günlerde AParlementosu tarafından da bu doğrultuda karar alındığını ve bizi idare edenlere de teşekkür edildiğini basından öğrenmiş bulunmaktayım.
FACEBOOK da “Ermeni Soykirimi Yoktur 100 Yılın Yalanı topluluğu açtım.” Ocak ayının 27’sinde açtım
            https://www.facebook.com/pages/Ermeni-Soykirimi-Yoktur-100-Y%C4%B1l%C4%B1n-Yalan%C4%B1/891288524238385
FİLİSTİN 100 YIL ERMENİ ANMA PULU
1915-2015 100 th Anniversary of the Armenian genocide
NE diyor
1915-2015 Ermeni soykırımı 100. Yıldönümü
Kim diyor FİLİSTİN PULU
Sayfamda : Ermenistanlı dediklerim SOYKIRIM YAPIP sonra soykırım yapılan TÜRK insanlarını suçlayanlardır! Ermenistanda Soykırım abideleri vardır, Müzeleri vardır! İspat edecek delilleri yoktur!Sayfamda paylaştığım fotoğraflar
BUGÜNE KADAR ERMENİ SOYKIRIMI’NI RESMEN TANIYAN ÜLKELER:
1Uruguay – (1965)
2.Kıbrıs-(1982)
3.Rusya-(1995)
4.Yunanistan – (1996)
5.Kanada- (1996)
6.Fransa – (1998)
7.Arjantin-(1998)
8.Belçika- (1998)
9.Lübnan- (2000)
10.İtalya – (2000)
11.Vatikan- (2000)
12.İsviçre- (2003)
13.Holandia- (2004)
14.Slovakya- (2004)
15.Almanya- (2005)
16.Litvanya- (2005)
17.Venezuela – (2005)
18.Polonya- (2005)
19.Şili – (2007)
20.Güney Avustralya – (2009)
21.İsveç- (2010)
 
İsviçre, Slovakya, Yunanistan ve Kıbrıs ise Soykırımı inkar edenleri cezalandıran yasa tasarısı kabul etti.
 
SOYKIRIM OLARAK TANIMLAYAN ABD EYALETLERİ
Alaska
Arizona
Arkansas
Kaliforniya
Colorado
Connecticut
Delaware
Florida
Georgia
Güney Karolina
Idaho
Illinois
Kansas
Kentucky
Kuzey Dakota
Kuzey Karolina
Louisiana
Maine
Maryland
Massachusetts
Michigan
Minnesota
Missouri
Montana
Nebraska
Nevada
New Hampshire
New Jersey
New Mexico
New York
Ohio
Oklahoma
Oregon
Pensilvanya
Rhode Island
Tennessee
Utah
Vaşington
Vermont
Virjinya 
Wisconsin
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi

BÜYÜK AYIP VE AKP’NİN YÜZKARASI

Mart ayının son Cuma’sı, bütün hüküm ve ilkeleri ile yürürlükte olması gereken ve bu ‘yürürlük’ şartından bilumum muhalefet partilerinin müteselsilen sorumlu ve yükümlü olduğu 1982 Anayasasına büyük bir darbe vuruldu. Elektronik, yazılı ve görsel medya’ya “Meclis'te son dakika” anonsu ile düşen habere göre: “Cumhurbaşkanına da örtülü ödenek getirildi!..”

Şüphesiz bu, vahim bir hukuk skandalıdır. Hadisenin gazeteci, yazar - çizer takımınca algılanıp, akıl-ahlâk, adalet ve hukuk bağlamında işlenip, kamuoyunun aydınlatılabileceği 30 Mart Pazartesi günü, akla hayale gelmeyecek şeamette olaylar yaşandı. Van hariç olmak üzere bütün Türkiye’de elektrikler kesildi. İnternet bitti, iletişim kapandı, çoğu cep ve ev telefonları stop etti, işlemedi. İstanbul Çağlayan Adalet Sarayında Savcı Mehmet Selim Kiraz, iki terörist tarafından rehin alındı. Akabinde balyoz davası beraatle sonuçlandı. 236 kişi için “sanıkların yüklenen suçları işledikleri sabit olmadığından" serbest bırakılmalarına karar veren mahkeme; buna ilâveten “dijital delillerde sahtecilik iddiasına ilişkin ‘suç duyurusunda’ bulunulmasını” istedi. İşte günün ve hattâ son on yılın en önemli vakıası bu idi. Esas bu nedenle iletişim, ilân ve duyuru vasıtaları maskelendi, karartıldı, perdelendi. Dolayısıyla “örtülü ödenek” şaibesi de karambole getirilerek unutturulmak istendi.

Hani şu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hesabı bir tek Şehit Başvekil Adnan Menderes tarafından verilen; 1960 paçavrası ile büsbütün örtülerek gizlenen (sözde Baş Bakanların iffet, namus ve faziletlerine emanet) saklı, şaibeli, haram ve menfur para! (Bu doğru bir tanım. Zira vergi mükellefi, devletin ve yetim hakkının sahibi halkın; Bilgi, rıza ve muvafakati haricinde sarf edilen her kuruş, harcayana haram, harcatana günah, suç, boynuna borç, vebal ve hesabını mutlaka vermek zorunda olduğu hukuki, ahlâki ve vicdani bir mükellefiyettir.) Gerçekte belirli makam ve memuriyetler için iyi niyetle tahsis edilen örtülü tahsisatın (tahsisat-ı mesture’nin) asıl amacı: “Sadece, makamla mükellef memurun maddi imkân ve ödeme gücünü aşan” ağırlama yani temsil giderlerini temin-yerine göre ‘kimsesizlerin kimsesi sıfatıyla’ olağanüstü mağduriyetleri karşılamaya yöneliktir. Yalnız Türkiye de değil despotluk ve diktatörlükle malûl olmayan bütün medeni ülkelerde durum böyledir. Kaldı ki “özel temsil ve hatıra binaen yapılan ağırlamalar dışında” bütün resmikabul masrafları resmi ödenekler çerçevesinde yapılır. TC Anayasası ve kanunun öngördüğü usul ve esas da budur.

Hali hazır yürürlükteki ‘Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 24. maddesinde ‘örtülü ödenek’ Anayasa'nın 104. maddesinde ise ayrıntılı olarak Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri tanımlanmıştır. Buna göre: 104. madde değiştirilmeden, ‘yasa’ ile Cumhurbaşkanının yürütme yetkilerini genişletmek mümkün değildir. Dolayısıyla uygulanması halinde, anayasa değiştirilmiş gibi gözükecek olan bu yasa; Başta Anayasa olmak üzere adalet, hukuk, gelenek ve ahlâka aykırıdır. Şu haliyle şaibe, hukuku dolanma ve apaçık bir sahtekârlık sayılır.

Zira Anayasa ile sorumsuz Cumhurbaşkanına verilmemiş bir görev veya yetki yasa ile hiçbir şekil ve surette verilemez. Yürütme / icra organı, hak, yetki ve görevini Cumhurbaşkanı ile paylaşamaz!.. Kaldın ki “Örtülü ödenek”, özellik arz eden, yüksek nitelikli güvenlik sahası ve konularında harcanacak paradır. “Kapalı istihbarat” ve “kapalı savunma” hizmetleri olarak tanımlanan bu konular, devletin milli güvenliğini ilgilendirir.

Hal bu ki; Yürütmeye ait olan “örtülü ödenek” kullanma yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmesi, fiilen, cebren ve hileyle “Başkanlık Sistemi”ne geçildiğini gösterir. Mevcut hukuk düzeni ve ceza mevzuatına göre bu, ağır bir Anayasayı ihlâl ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçudur. Şu hale nazaran mevcut Cumhurbaşkanı, Anayasa’da belirlenmiş görev ve yetkilerinin dışına çıkamaz. Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri Anayasa ile belirlenmiştir. Belirlenen yetkilerin tamamı açık, net, kati surette gizliliği gerektirmeyen saydamlıkta olup; Zaten Cumhurbaşkanlığı makamı ile örtülü, saklı, gizli-kapaklı işler bağdaşmaz. Kaldı ki, bu görevler arasında “örtülü ödenek” kullanmayı gerektirecek bir yükümlülük bulunmamaktadır.

Böyle bir icabın hâsıl olması halinde, gereğinin Başbakanlığa sevki kabildir.

GİZLİLİK MELÂNETTİR

Ama bütün bu tuhaf, akıl-mantık, hukuk ve ahlâk dışı işler, bizdeki (31’i seçime girme hakkına sahip, toplam:100 küsur) işbirlikçi-iştirakçi-çıkarcı, onursuz ve sorumsuz muhalefetin uyurluktan gelmesi gaflet-dalalet ve hıyaneti sayesinde vuku bulur, olup biter. Usulen yapılan bazı itirazlar dışında senaryo aynı. Tasarı Anayasa Mahkemesinden dönmezse oyun sürer!..

ÖNERGE ÜÇ AYLIK BAKANDAN

Muhtemelen tembihli, ısmarlamalı veya emrivaki önerge, en olmayacak yerden; Seçim dönemi bakanı olarak atanan Sebahattin Öztürk’ten geldi. Torba kanunu’nun ‘örtülü ödenek’ maddesi değiştirilerek; Başbakandan sonra Cumhurbaşkanına da örtülü ödenek imkânı getiren tasarıya:, “Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi-sosyal, kültürel amaçlar, olağanüstü hizmet ile ilgili devlet icapları için kullanılmak üzere Cumhurbaşkanlığı bütçesine de örtülü ödenek konulması” gerekçesi konuldu. (Anadolu tabiriyle, çalınan minareye kılıf hazırlandı)

PARLAMENTER SİSTEM BEKLEME ODASINA ALINIYOR

Samimiyet ve ciddiyet derecesi ancak Anayasa Mahkemesi itiraz sürecinde anlaşılacak olan tek itiraz ve tepki; CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi den geldi. Akif Hamza Çebi, “Aslında önergenin ‘anayasaya aykırılık’ nedeniyle işleme konulmasının mümkün olmadığını, ileri sürüp Cumhurbaşkanının tarafsızlığını anımsatarak: “Anayasa gereği sorumsuz Cumhur Başkanına istihbarat hizmetleri, doğrudan yürütme, devletin gizli istihbarat faaliyeti ile ilgili görev vermek mümkün değil. Önergeyle parlamenter sistem akamete uğrar. Bu anayasal bir darbedir. Örtülü ödenek, bugüne kadar Başbakanların namusuna emanet edilmiştir. Sisteme göre oradan yapılan tüm harcamalar Başbakan, Maliye Bakanı ve ilgili tarafından imzalanan kararname esaslarına göre yapılır; burada 3’lü bir sistem vardı. Şimdi hükümet önergesiyle bu sistem terk ediliyor; Bunun nereye harcanıp, kime verileceği konusunda C. Başkanı kimseye hesap vermeyecek. Türkiye’de artık gizli kapaklı operasyonlar bu düzenlemeden sonra Erdoğan’ın talimatıyla çok daha rahat yapılıyor olacak. Bu parlamenter sistem ve Başbakan’a ihanettir.”

DAVUTOĞLU’NUN HABERİ VAR MI YOK MU?

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ise, “Davutoğlu’nun bundan haberi var mı yok mu? Olduğunu zannetmiyorum. Cumhurbaşkanı’nın siyasi amacı olur mu? Cumhurbaşkanı kendisine verilen görevleri yapar; yasama, yürütme ve yargıyla ilgili. Sarayda bıldırcın çiftliği kurabilir ama istihbarat timi kullanamaz. Madem o kadar emin, ‘400 verin’ diyor, beklesin iki ay sonra 400’ü alıp sistemi değiştirince yapsın. Devletin kabuğunu, özünü değiştiriyorsunuz. Anayasayı ayaklarınızın altına alıp çiğnemeye çalışıyorsunuz. Anayasa’nın özünü ve ruhunu iğfal ettiniz” tepkisini verdi. MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural ise, “Önergeyle kendinizi inkâr ediyorsunuz. Bu hukuki değil, fiili durumdur. Fiili durumlarla devlet yönetilmez. Millet Vekili yetkisini haiz olmayan, “geçici görevli/Hükümeti temsil etmeyen” biri önerge veremez. Yetkisiz temsil olur. Bu tamamen darbe anlayışıyla getirilmiştir” dedi.

SEBEB-İ HİKMETİ NE OLABİLİR?

Eğer bu muvazaalı istemin muhteviyatını analiz edecek olursak, akıl-mantık ve hukuk dâhilinde bir sebep ve makul bir gerekçe bulmamız mümkün değil. Hükümeti by-pass ederek, sadece Cumhurbaşkanının yürütebileceği ne gibi işler olabilir? Örneğin, Suudi Arabistan'ın bazı Arap ülkelerini yanına alarak Yemen'e karşı başlattığı saldırıyı hükümet desteklemez ve fakat Cumhurbaşkanı desteklerse ne olacak? Böyle bir durumda Cumhurbaşkanının emrine tahsis edilen “örtülü ödenek”ten, taraflardan birine lojistik destek vermesini hangi güç önler, engeller veya denetleyebilir? Devlette, denetimsiz ve keyfi bir tahsisat niçin istenebilir?..

MİLLETE KAYGI VEREN KUŞKULU ÖRNEKLER VAR!..

Cumhurbaşkanının yönetim alanı, görev-yetki, sorumluluk sınırı ve tarafsızlığı ile asla bağdaşmayacak şekilde, her gün bir yerde, bir bahane ile Erdoğan'ın halktan 400 parlamenter istemesi örneği önümüzde duruyor. Dahası, mevcut Anayasa ve mevzuatta hükümetin görev, yetki ve sorumluluk alanında bulunan işlere dahletmesi; Adeta AKP’nin yetkili başkanı gibi, seçimlerin kaderine müessir fiil ve beyanlarda bulunması çok aykırı, sakıncalı ve bu kertede örtülü ödenek talebinde bulunması çok tuhaf ve anlaşılır gibi değildir. Hal böyle iken, vaki itirazlara cevap veren ve seçim konularında en yetkili kurul olan YSK, “Cumhurbaşkanının icraatlarını denetleme, karar verme yetkimiz yok” diyor! Erdoğan'ın “Yeni Türkiye” veya “TC gidecek AŞ gelecek” dediği başıbozuk bir devlet olursa, Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve Yemen gibi Müslüman ülkelerin başı beladan kurtulamayacak demektir!..

ENDİŞELER VE ŞÜPHELER

Dış politikada kalıcı barış, istikrar, itibar ve “komşularla sıfır sorun” öngören sözde Adalet (?) ve Kalkınma (!) partisi.; Başta İsrail, Filistin/Gazze, Kuzey Irak, Suriye ve özellikle de Libya olmak üzere ABD ve batı lânetlileri tarafından yaratılan krizlerde başarılı bir politika izleyememiş, Türk ve İslâm âleminin aleyhine siyaset üretememiş ve uygulama yapamamıştır. Bakınız, Merkezi Londra'da bulunan Kürt Araştırmalar Merkezi'nde konuşan İngiliz Dr David L. Philips, 25 yıldır Kürtler üzerinde çalıştığını söyleyerek: “İlk kez, IŞİD örgütü sayesinde Kürdistan'ın dört parçası bir araya gelebilirdi” diyerek, oynanan oyuna ve düzene ilişkin korkunç gerçeği ağzından kaçırıverdi... Şimdi, ABD ve vahşi batı destekli Kuzey Irak üssünü kullanan terör ve tedhiş örgütleri ile iktidar partisinin aleni iştirak ve işbirliğine bakarak, IŞİD konusunda dünya basınında yer alan iddiaları göz önüne almak gerekir.

Esasında, ülkemizde yaşayan muhtelif etnik kök, din ve ana dil mensuplarını bireysel bağlamda (varsa) ele alınıp sorunlarının çözüme kavuşturması gereken çözüm süreci siyaseti mide bulandırmakta ve bu sürecin mimarı olarak da Tayip gösterilmektedir. Bütün bu güven sarsan olaylara nazaran denilebilir ki, IŞİD Kürdistan'ı kurmak için el altından örgütlenmiş El Kaide gibi bir örgüttür. Dolayısıyla ülkemiz, devletimiz ve milletimizin selâmeti için halktan hiçbir şeyin gizlenmemesi, her türlü siyasetin açık, net, şeffaf ve mertçe yapılmak zorundadır.

İTİRAF VE İLÂN EDİLEN SUÇLAR

Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç; ”Gökçek seçimlerde oy isterken bu yapının (Cemaat) kucağında oturmuştur. Bu yapıya Ankara'yı parsel parsel satmış, yurt yerleri vermiştir. Zengin iş adamlarına okullar, imar planlarında değişiklik yaptırmıştır.” diyerek İ Melih Gökçek'in suç işlediğini itiraf etmiş ve onu yetkili makamlara bildirmeyerek de kayırmıştır. Arınç'ın bu ilân, beyan ve itirafına rağmen harekete geçmeyen makamlar görevlerini ihmal ve kötüye kullanma suçunu işlemektedir. Buna rağmen, hepsi kaygılı, kuşkulu ve şaibeli vakıaların, fiil ve faillerin üstüne gidilememekte ve devlette çok büyük sıkıntıların yaşandığı şüphesi yayılmaktadır.Ama ne var ki, mevcutta veya ufukta hesap sorabilecek medeni cesareti haiz, iktidara talip ve milli davaları takibe ehil, “namuslu, dürüst ve demokrat” bir parti gözükmemektedir!

Bütün bu sorular, kaygılar, şaibeli girişim ve sorunlar bir yana; Gerçekte 31 Mart 2015 günlü “gizemli” elektrik kesintisi, aynı gün vaki Adliye baskını ile menfur baskında illâ öne çıkan yada çıkartılan baro yöneticileri ile en uzun günün “kamufle edilen büyük olayı” balyoz davasının hitamı!

Bu toz-duman, gizem ve kargaşadan, en küçüğünden en büyüğü olan CHP ve MHP’ye kadar bütün muhalefet partileri, memur ve sahipleri sorumludur.

Yetkisiz birinin önergesi ile torbaya giren “örtülü ödenek” yasasından da..

NETİCE OLARAK:

CHP ve MHP bu hukuk dışı, dayatma ve ısmarlama ‘Cumhurbaşkanına örtülü ödenek’ yasasını Anayasa Mahkemesine götürüp, var güçleriyle arkasında durarak iptal ettiremezlerse, halkın önüne çıkmasınlar, seçime de girmesinler. Veya: Bu istemin hakiki/samimi taraftarları, usul, ahlâk, adalet ve hukuka uygun olarak ya Anayasa değişikliği yapsınlar ya da, 7 Haziran seçimlerini müteakip, muktedir olmaları halinde yeni Anayasa ile (bu defa) Devlet Başkanına ait görev, yetki ve sorumlulukların tadat ederken “örtülü ödenek” hususunu tertip etsinler!

Şimdilik, “Anayasa Mahkemesi bakalım ne yapacak?”

Takip edin lütfen!

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
KIRMIZI MERCİMEK ÇORBASI
250 gram mercemek
1 su bardağı un
4 yemek kaşığı tereyağı veya margarin
1 küçük baş soğan
1 kaşık salça
Pul biber
İstenildiği kadar tuz
            Mercimekler güzelce ayıklanarak, ayıklanan mercimekler iyice yıkanarak süzgeçten süzülür.
Yıkanan ve süzdürülen mercimek bir tencereye konarak mercimeklerin konulduğu tencereye mercimekleri kapatan sudan biraz fazla su konularak haşlanmak için ateşe konulur küçükbaş soğan soyularak içine bütünce konulur istenildiği kadar tuz ilave yapılır.
Mercimekler haşlanır iken iki yemek kaşığı yağ tencerede eritilir kızgın yağın üzerine un konularak karıştıra karıştıra helva unu gibi hafif kokana kadar kavrulur.
 Kavrulan un soğuyunca az bir su konarak kaşıkla karıştırılarak topaklanmadan su katılarak cıvıtılır. Bu sıvılaştırılmış un haşladığımız sıcak mercimeğin içine katılarak ocağa konulur ve karıştırılarak kaynayana kadar pişirilir karıştırılmaz ise un topaklanır . kaynayan mercimek çorbası ocaktan alınır.
İki yemek kaşığı yağ ateşe küçük bir kap ile eritilerek içerisine bir kaşık salça ve kırmızıbiber konularak karıştırılır, ağız tadına göre istenilen baharatlardan ve kuru nane de kavrularak tabaklara konulan çorbanın üzerine kaşıkla konularak servis yapılır. Artan yağ artan tencereye akıtılır.

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi

DESENLER

ŞİDDETE HAYIR!

UMUT

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Yaşar KILIÇ
Yaşar KILIÇ Hayat Hikayesi
EY GÖZÜMÜN NURU
Ey gözümün nuru ya Resul
Seni gören serden geçermiş Billah
Aşkına yananlar bulurmuş felah
Ne olur Sultanım gel desen yeter!
 
Gider ücralara bağrım döverim
Suçuyum bilirim boynum eğerim
Feryadı figünü yanar ciğerim
Ne olur Sultanın kül desen yeter!
 
Düştüm günahlara yüzüm yok sana
Göz ucuyla baksan minnettir cana
Merhametin ümit gönlüm fırtına
Ne olur Sultanım çöl desen yeter!
 
Uzanıp ellerin gel deyiversen
Aşkın şerbetinden katre içirsen
Açılıp diyardan diyara sürsen
Ne olur Sultanım yal desen yeter!
 
Her şeyim veririm tebessüm etsen
Bu asi mücrime ümmetim desen
YAŞAR’IM gelirim ölmemi istesen
Ne olur Sultanım öl desen yeter!

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
MUTLU OL SEN
Sağlıklı ve mutlu yaşam 
Diliyorum mutlu ol sen
Dilemişsin beni candan
Geliyorum mutlu ol sen
 
Arzuların varsa şayet
Rahatlarsın dostla payet
Varsa küslük bir art niyet
Siliyorum mutlu ol sen
 
Çaresin ağrısa başım
Dert ortağımsın sırdaşım
Seninle candan kardeşim
Gülüyorum mutlu ol sen
 
Dağ bayır gezsem ovayı
Dostlara açsam yuvayı
Seninle aynı havayı
Soluyorum mutlu ol sen
 
Kötü söze deme evet
Şer kişiyi etme davet
Merak etme dosttan kuvvet
Alıyorum mutlu ol sen
 
Lafla adam dövdüğünü
Doğruya baş eğdiğini
Beni candan sevdiğini
Biliyorum mutlu ol sen
03-12-2010  saat 10.10 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mehmet KARADAĞ
Mehmet KARADAĞ Hayat Hikayesi
CEFA ÇEKER HEP AŞIKLAR
Ecazlar dolu vermiş biz
İlham gelir dilimize
Çeşitli dertler içimize
Cefa çeker biz aşıklar
 
Kimimizi aşka salmış
Hangi aşk murat almış
Dünya kile baki kalmış
Konup geçer biz aşıklar
 
Yalan dünya bize kalmaz
Kimse bize derdin yanmaz
Her insan ummana dalmaz
Ummanda yüzer dost aşıklar.
 
Kimi dağlar çöller aşar
Kimi taze gülün özler
İlham gelir bitmez sözler
Bülbül gibi dost aşıklar
 
Bahar gelir içten coşar
Doğru sözü sever coşar
KARADAĞ’IM durmaz koşar
Yaşam boyu biz aşıklar
10-06-2005   

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 
 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.