DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

YIL 17  SAYI 197    25-Temmuz-2015
Mahmut Selim GÜRSEL NEDEN BU GÜNLER HEP BÖYLE BOZUK?
Mustafa Nevruz SINACI HÜKÜMET VE HARAKİRİ AKAN KANI DURDURMAK!
Selma GÜRSEL KOLAY  ÇÖREĞİ
Üzeyir Lokman ÇAYCI
ŞİDDET ADAMIN İÇİNDEYDİ
Orhan AFACAN CEYLANPINAR ŞEHİTLERİNE
Mehmet KARADAĞ ŞU GURBETLİK BÜKTÜ BELİMİ
Üzeyir Lokman ÇAYCI
DESEN
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
NEDEN BU GÜNLER HEP BÖYLE BOZUK?
         Nedeni bizlerin bu günlere gelir iken yaptığımız sahtekarlıkları ve diğer Dinen ve İnsani olarak yaptığımız bozuklukların birikimi olarak burada karşımıza çıkmasından değil midir?
         Bunları inceler isek; Hakkımız olmadığı halde başkalarının haklarını almadık mı?
Benim olsun onun olmasın diye birbirimizin hakkını gasp etmedik mi?
Hakkımız olmadan hak sahibine iftira ve suç atarak onun hakkını yemedik mi?
Birisinin hakkın yediğimiz zaman o kişinin bakmakta olacağı ailesini de hakkını yemedik mi?
Çalmayı alma olarak görmek işte bunda olsa gerek!
Dedelerimiz herkes savaşa gider iken bazıları askerden kaçarak dağlarda eşkıyalık yaparak onun bunun ufak tefek mallarını gasp etmediler mi?
Anamız babamız da bir zamanlar para biriktirerek faiz parası alarak bizlerin özüne haramı sokmadılar mı?
Okur iken imtihanda kopya çekerek haksız olarak bir üst sınıfa geçmedik mi?
Okur iken diğer talebelerin haklarını yemek için önceden tarafımıza verilen şifreler ile üniversitelere girmedik mi?
Okul bitiminde torpil yaptırarak başkalarının hakkı olan makamlara girerek eşimize ve evlatlarımıza hak etmediğimiz paralar ile iaşelerini sağlamadık mı?
Esnaf olduk devlet teşvik verdi diye hak etmediğimiz halde hak etmiş gibi teşvik alarak belki helal olan kazancımızı haram ile taçlandırmadık mı?
Sıkıştıkça banka denen faiz tuzağına giderek hem alır iken hem verir iken faizi vererek helal olacak kazancımıza dolayalı da olsa faiz haramını katmadık mı?
Adalet için müracaat ettiğimizde gereğini yapmayan adaletin kurbanı olarak sesimizin kısılması işte hep bundan değil mi?
Bizi idare edenlerin de layık olduğumuz için bu günleri gördüğümüz düşünmüyor muyuz?
Yalanı, dolanı, hak yemeyi, başkasını kayırmayı, aklanmaya, paklanmayı, katilleri kendi kendisine af etmeyi, faiz almayı, faiz vermeyi, kumar oynatarak, genelevi patronundan vergi alarak, kâr getiren fabrikaları ve işletmeleri yandaşlarımıza peşkeş çekerek idare edilmen hepimizin yediği haramlar yüzünden değil mi?
Bana bu gün ben hiç haram yemedim diyen bir kişi gösteremezsiniz!
Neden mi nedenleri yukarıda aklımın yettiği kadar sıralamaya çalıştığım nedenlerde bulunmaktadır.

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
HÜKÜMET VE HARAKİRİ AKAN KANI DURDURMAK!
Mesele bir evrensel (uluslar arası) hukuk sorunu ise; İşte cevabı:
ANARŞİ VE TERÖR KONUSU BM ANTLAŞMASI
Madde 51- Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silâhlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyine bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.
11 Eylül (sözde) provokasyonundan bu yana ABD, uluslar arası onay görmüş bu hükme dayanarak dünyanın yarısında terör estirmekte, maddeyi (Antlaşma hükmünü) tepe-tepe kullanmakta ve pervasızca kan akıtmaktadır.
Antlaşma hükmü gereği Türkiye Cumhuriyeti Ordusu’nun da, gerektiğinde sınır ötesi harekât için hukuki-siyasi bir prosedür veya TBMM’nin tezkeresine ihtiyacı yoktur. Var diyen yalan söyler. Şu hale nazaran; 44 yıldır TSK’nın her ihlâlde derhal Irak’a girme ve gerekirse mütecaviz (terör ve tehdit unsurlarını) Bağdat’a kadar izleme ve tümüyle yok etme, kökünü kurutma hakkı vardır.
Ancak, (her ne hikmetse) TSK hukuken sabit uluslar arası yasal hakkını bu güne değin kullanmaktan kaçınmış ve illa hükümetlerden teskere beklemiştir. Bu atalet, kararsızlık ve pasif politikanın bedeli on-binlerce can, mal, ayni ve nakdi değer kaybıdır. Kaldı ki, bu hadisede sınır güvenliğini sağlamakla sorumlu İçişleri Bakanlığı (Polis-Jandarma) ve MİT’in bağlı bulunduğu Başbakanlığın da çok büyük hata, ihmal ve sorumluluğu vardır.
Bu hata, ihmal ve sorumluluk sadece ve yalnızca RTE Hükümeti ile sınırlı değil; Bilakis 1968’den itibaren bütün İçişleri Bakanı ve Başbakanları şamil bulunmaktadır. Yani, ülkemiz ve milletimizi bunca acı, kayıp, ıstırap ve şeamete mahküm eden hadise çok derindir.
Devlet Denetleme Kurullarını çalıştırmayan ve kurumlar arası Anayasal eşgüdüm ve koordinasyonu sağlamaktan imtina eden dönem Cumhurbaşkanları da sorumluluk sahibidir.
Peki, bu hak (iç veya dış fark etmez) ‘hangi ihanet şebekeleri’ yüzünden kullanılmaz?
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay bu hakkı ve uluslar arası hukukun hükmünü bilir. Yıllardır tehlikenin farkındadır. Kamu vicdanının bu kin, kan ve hain katliam karşısındaki duyarlık ve rahatsızlığının pek ala idrakindedir.
Dahası Türk devleti, ulusu ve ordusu’nun konuyla ilgili düsturu “İstiyorsan eğer devlette sulh-ü salâh, hazır ol cenge her daim” biçiminde olup; Büyük önder Mareşal M. Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” vecizesi, güçlü kuvvetli, kudretli, kararlı, hâkim ve güvenlik sorunlarında tek hükümran; İç ve dış düşmana karşı daima hazır-nazır ve müteyakkız bir ordu anlamını taşır. O, halkı daima hükümetlere karşı uyanık ve dikkatli olmaya ve fakat Peygamber Ocağı “Türk Ordusuna” ilelebet inanmaya, dayanmaya, itimat etmeye ve güvenmeye çağırmıştır. Zira Türk milleti zaten topyekün bir ordudur.
TSK’nın Cumhuriyeti koruma ve kollama görevinin sebep ve hikmeti budur.
Evveli kırk yılı bulan ve ahirinde; Başta ABD, AB, İsrail ve Ermenistan’ın yardım ve yataklığı sayesinde ülkemizin parçalanmasını hedefleyen bu menfur anarşi, terör ve tedhiş örgütünün; TBMM çatısı dahil olmak üzere, alenen faaliyet gösterdiği alanlar, kurumlar, kuruluşlar, şahıslar, gizlendiği inler, girip-çıktığı ve kullandığı bütün mekanlar net olarak (mahalle muhtarından, jandarma, emniyet ve MİT tarafından) bilinir ve devletçe takip edilirken!... Niçin? 12 Eylül 1980’de olduğu gibi TOPYEKÜN üzerine gidilmez ve bir kaç günde bataklık kurutulmaz? Acaba milli hukukta uygun bir karine mi yoktur?
Bunu iddia eden varsa kör, cahil, aptal ve dumur, değilse ihanetle maluldur!...
BAKINIZ “Mustafa Kemal ATATÜRK” NE DİYOR:
“Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur. Bu itibarla, kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur” DEVAMLA: “Kendiniz için değil, bağlı olduğumuz ulus için elbirliğiyle çalışınız, çalışmanın en yükseği budur.Bir adam ki, memleketin ve milletin saadetini düşünmek yerine daha çok kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.Hususi menfaat, ekseriya, umumi menfaatle tezat halinde olur.Ulusları yönetenler için ilk ve en zor görev, kişisel bencilliğe kapılmaktan kendilerini korumalarıdır.”der.
Kaldı ki Cumhuriyet Anayasası ve TCK terör ve tedhişe karşı idam ve infaz dâhil her türlü hükümle tahkim edilidir. Sanıldığı gibi ne hükümetin, ne Jandarma, güvenlik teşkilatı ve ne de TSK’nın eli bağlı değildir. Olsa-olsa ‘devletin içine çöreklenmiş’ el bağlayan, yol kesen ve engel olan bir takım harici ve dâhili bedhahlar’ ile terör örgütüne yardım ve yataklık eden ayan-beyan eşkıya vardır. Devlette millet adına hüküm süren, maaş alan ve halkın sırtından geçinen (seçilmiş veya atanmış) istisnasız her kamu görevlisinin görevi “bu menfur unsur ve vatan hainlerini” deşifre etmek, yakalayıp yargı önüne taşımak değil midir? Aksi takdirde kendilerinin “vatan haini” sayılacaklarını; Bidayette halkın pasif direniş, meşru müdafaa ve müdahale hakkının olduğunu bunlar hiç bilmezler mi? Yoksa milleti ahmak mı sanırlar?
YOK ÖYLE ŞEY!...
Üç Ekim günü öğle vakti 15 askerimiz alçakça şehit edilmiş; 4 Ekim günü akredite medya hain körler ve aptal sağırları oynamış; Genelkurmay ciddiyet ve kararlılıkla bastırınca ancak aklını başına devşirebilmiştir. (Bak: 4 ve 5 Ekim tarihli gazeteler)
Şimdi artık kimse çıkıp da “kanları yerde kalmayacak” diye millete yalan söylemesin.
Buna hiç kimsenin hakkı da yok, yüzü de. Üstüne üstlük hala birileri kalkıp ta “Kürt sorunu var” demesin!.. İşte bunlar ihanet şebekelerinin menfur mensupları, politik-ACILARI veya şeytanın avukatlarıdır.
Aciliyetine rağmen teskereyi 1 Ekim’de gündeme koymayanlar da sorgulanmalı!
Dahası halk 40 yıldır ‘kullanılan’ bu dümenin iç yüzünü, 500 milyar doları aşan sarfını ve bu sarfiyatın kendisine olan maliyetini de çok iyi bilmektedir. Ümraniye soruşturması kapsamında ortaya çıkan belgeleri, iddiaları ve bu güne kadar gizlenen gerçekleri de…
Bu kez onurlu ve sorumlu devlet organlarının resen inisiyatif kullanma ve hükümetin konuyla ilgili ihlas ve samimiyetini ortaya koyma zamanı gelmiştir. Her kurum ve kişinin anayasa ve kanunda yazılan görev ve yetkisi bellidir. Ya herkes “DERHAL” görevini yapsın veya onur, şeref ve haysiyet sahibi ise istifa edip gitsin. Aksi takdirde “yönetimi sorgulamak ve yargılamak üzere” Cumhuriyetin Savcı ve Yargıçları derhal harekete geçmek zorundadır.
HÜKÜMETE GELİNCE:
Bu kertede gerekli tedbir ve radikal kararlar alarak derhal uygulamaya koymak en başta hükümetin görevidir. Aksi takdirde aczini itiraf ve istifasını vermek zorundadır. Mevcut ve mer’i siyasi partiler bu neticeyi temine memur ve mecburdur. Aksi takdirde Türkiye de siyasi parti yok demektir. Peki, hükümet her iki formülden birini yapmazsa ne olur? Her halde HARAKİRİ yapmış olur ki, bunun sonu, yalnızca ve sadece kendileri için değil millet için de büyük hayal kırıklığı, bunalım, buhran, muhtemel iç çatışma ve hüsrandır. Bunu ancak vatan hainleri göze alabilir. Aziz vatan, kutsal bayrak ve binlerce yıllık toprağın sahipleri asla!... Görelim mevlâm neyler, neylerse güzel eyler. On sözler:
“Vatan benim için ne yapabilir değil, ben vatanım için ne yapabilirim diye sorun” J. F. Kennedy; “Bencil varlıklar kendileri için çalışırlar, ama onlar ulus için çalıştıklarını sanırlar.” Galip Baran; “Sen görevini yap, gerisini Tanrıya bırak.” Latin Atasözü; “Siz, öncelikle komşularınızı ve mahallenizi içinizden gelerek koruyun. çünkü düşman, komşunun evini talan ederse sıra sendedir.' Nuh Peygamber…
NETİCE: “Niyet hayr, akibet hayr”

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
KOLAY  ÇÖREĞİ
2 su bardak ılık su
1 yemek kaşığı şeker
1 su bardak yoğurt
1 kiprit kutusu kadar yaş maya
1 su bardak sıvı  yağ
8 su bardağı un
2 yumurta
200 gram kaşer peyniri
bir miktar susam
bir miktar çörek otu
bir tatlı kaşığı tuz
 
Maya, bir bardak yoğurt, bir bardak sıvı yağ, iki bardak ılık su , şeker, tuz konularak yumurtalar kırılır bir tanesinin sarısı alınarak bir kapta muhafaza edilir bu sarı bir kaba konularak kolay hamur böreğinin üzerine sürülmek için bekletilir.
Kaba un yoğurularak kulak memesi halinde olacak şekilde hazırlanır.
Fırın tepsisinin altına az bir sıvı yağ ile yağlanır.
Kaşarlar ince dilimler halinde doğranarak hazırlanır.
Yoğrulan hamurun yarısı alınarak tepsiye güzelce eşit şekilde yayılır. Bu yayılan hamurun üzerine kesile kaşarlar sıra ile düzülür. Kalan hamur azar azar alınarak tepsiye döşenmiş kaşarın üzerine yayılır.
Bir bıçak alınarak tepsi önce ikiye, daha sonra eşit şekilde kareler halinde kesilir. Kesilen hamurun üzerine fırça ile aldığımız yumurta sarısı sürülür susam ekilir, çörekotu da serpilir.
Tepsiden 15 dakika kadar hamurun mayası gelmesi beklenir. Fırın 200 derecede ısıtılır ve tepsi fırına sürülür.
Kızdırılmış Fırında 20 dakika kolay hamur böreği pişirilir. Fırından çıkartılınca biraz soğuması beklenir bıçak ile kesilen yerlerden tekrar kesilerek erimiş kaşarlar ayrılır.
Biraz soğuyunca servis yapılır! İyice soğuyunca da tadı değişmeyen nefis bir kolay hamur böreği elde etmiş olursunuz!

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
ŞİDDET ADAMIN İÇİNDEYDİ
Kirlenmeler arasında farkedilmeyenler
Büyük bir mağazanın giriş kapısında
« Hayvanlar giremez … » uyarısına rağmen
İçeride yaşananlar bu yazının dışındaydı…
 
Paris’te hırpalanan çocuk
Irak’ta bombalanan…
Filistin’de kurşunlanan çocuklar gibi
Çaresizdi.
Adı konulamayan davranış bozuklukları
 
Raflar arasında
İki veya üç yaşında annesiz bir çocuk
Babası tarafından
Evrile çevrile dövülüyordu.
 
Ne görüntü alıcılarının
Ne de görevlilerin izleme alanında olmayan
İğrenç bir manzara.
Çocukken yaşlandırılanlar
 
Çevresindeki insanların
Sezgilerini önemsemeden
Küçük bir varlığın
Masumiyetini umursamadan
Kaba eylemlerini sadistçe sürdüren bir baba…
Kendi kendilerini yönetemeyenler
 
Yavrusunun geleceğini
Ve umutlarını çalan bir çocuk üreticisi
Kontrolsüz güç sahibi
İnsan sevmez bir hayal…
Şiddet adamın içindeydi
 
Bir alışveriş merkezinde
Sevmesini bilmeyen bir gölge
Öfkeyle beslenen şiddet
« Git evine bardak kır… Kapılarına vur...
Sakız çiğne!» diyemeyen
Bir çevre...
Bir başkasının yükünü sana taşıtacaklar
 
Acılarının profili hakla, hukukla anlaşılmayacak...
Yarınlarda geçmişine bakmadan seni suçlayacaklar!
Kırılganlığından... haksızlıklara baş kaldırmandan
Faydalanmak isteyenler olacak...
Şiddet hamalı baban ise
Kendi kabalıklarının cezasını
Sana rağmen
Yalnız ve kimsesiz kalmakla çekecek…
 
Acılarının profili hakla, hukukla anlaşılmayacak...
Yarınlarda geçmişine bakmadan seni suçlayanlar
Bir başkasının yükünü sana taşıtacaklar!
Bouchelay, 01.12.2007

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Orhan AFACAN
Orhan AFACAN Hayat Hikayesi
CEYLANPINAR ŞEHİTLERİNE
Resmi tören yapmayın ben darılmam.
Tabutla yeter bayrağa sarılmam.
Yüz yüze mücadeleden hiç yılmam
Şehit edildim ne yazık kalleşçe.

Şehitle olur devletin bekası
Devamlı ölümle onun alakası.
Vatan aşkının böyle olur ası.
Şehit edildim ne yazık kalleşçe.

Düşman uyumazmış uyursa da su.
Uykumu yaptılar seherde pusu.
Silahı susturmuş benden korkusu.
Şehit edildim ne yazık kalleşçe.

Adına benzerdi Ceylanpınar'ı m.
Acımla anılır ona yanarım.
Her seher,her kalpte artık kanarım
Şehit edildim ne yazık kalleşçe.

İzmir 24.7.2015

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mehmet KARADAĞ
Mehmet KARADAĞ Hayat Hikayesi
ŞU GURBETLİK BÜKTÜ BELİMİ
Gel, gel diyor oğlum bana ellerin
Bülbül gibi tatlı olmuş dilleri
Hayalimden gitmiyor ki gözlerin
Şu gurbet büktü benim belimi.

Gurbet ellerinde ellerim bağlı
Yokluğundan ciğer yüreğim dağlı
Gelemem yollarım tuzaklı ağlı
Şu gurbet büktü benim belimi.

Gözümün yaşları deryaya döndü
Yüreğim yandı, ciğerim söndü
Eyvah oğlum baban ölmeden öldü
Şu gurbet büktü benim belimi.

Hayatım boyunca çileler çektim
Yeter felek yeter yerlere aktım
Ölmeden önce de kefeni diktim
Şu gurbet büktü benim belimi.

ÇAĞDAŞ ozanım da sizlere emanet
Vadem bu kadarmış veda nihayet
KARADAĞ babandır sevmez ihanet
Şu gurbet büktü benim belimi.
Ankara 02/05/1982

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi

DESEN

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız

 
 

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

 

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.