DİKKAT ! BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

Yıl 19   SAYI  227  25 Ocak 2018

 

 
Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL 
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
 
 
 
 
 

 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
ÇAĞIN GERİSİNDE KALANLAR
Şimdi düşünelim: Bu çağda okumak ve yazmak problemi pek aza indiğine göre, ülkemizin büyük bir kesimi de okuma yazma biliyor demektir.
Bu son on beş yıl içinde gelişen bir teknoloji artık bilinenleri, bilinmeyenleri hep önümüze ülkemizde de karşımıza çıkarmakta. Bu teknolojiyi bilmeyenimiz yok. Bilgisayar. Dil üretenlerimiz Türkiye’de belki de en anlamlı ve bu işi gören alete verdikleri en uygun isim Bilgisayar! Bilgi sayan manasına kullanılıyor!
Bu son beş yıl içinde bilgisayar teknolojisi o kadar ilerledi ki, ne siz söyleyin ne de ben söyleyeyim. Bu yararlı ve gerekli aleti tanımasına tanıyoruz da acaba kaçımız kullanmasını biliyoruz?
Bu günlerde bütün okulların bilgisayara bağlanmasına karşın acaba kaç öğretmenimiz bu makinenin karsısına geçerek bildiklerini burada yazabilmekte? Kaç öğretmenimiz bu bilgilerini diğer arkadaşları ile bu makine sayesinde arkadaşlarına veya öğrencilerine iletebilmekte?
Bunun için diyorum ki; çağın gerisinde kalmadan bu makine ile yazmayı, okumayı öğrenelim. Belki diyeceksiniz ki; ben biliyorum. Fakat senen veya benim bu makineyi kullanmasını bilmem bir şeye değiştirmez. Bizlere bir şekilde lazım olmuştur da öğrenmiş olabiliriz. 30 yaşın altındaki grup da öğrenmiş olabilir. Bizim kuşak yede 30 yaş grubu üstündeki grupta bu makinenin ne olduğunu öğrenmesi gerekmez mi? Tabii ki gerekmektedir. Öğrenmelerinin gerekliliği ise birkaç yıl sonra belki kapılarını açmak için anahtar yerine bilgisayarı kullanacak, hanımlarımız yemeklerini ocağa koyarken bilgisayara program verecekler, belki bankalar ortadan kalkacak birikimlerimizi ve harcamalarımızı evden işlerimizi bilgisayar ile yönlendireceğiz. Çiftçimiz ürününü sulama, gübreleme gibi gereksinimlerini belki de bilgisayarla yapacaklar.
Bu nedenleri yüzlerce, binlerce çoğaltmamız mümkün. Diyeceksiniz ki biz neler öğrenmedik ki; onları da öğreniriz. Lazım oldukça görerek, kullanarak o işlerinde üstesinden geliriz. Doğru. Bizler hep lazım oldukça öğrendiğimizden bu günlere geldik. Birde lazım olmadan öğrenerek, lazım olunca kullansak olmaz mı?
Okullarımız şimdi bilgisayar ve Internet ile tanışıyor. Acaba soruyorum. Kaç öğretmen arkadaş bilgisayar kullanmayı biliyor. Kaç arkadaş e-postadan yazışıyor? Bunun ortalamasını almak bana düşmez ama yetiştirdikleri öğrencilere bilerek öğretmelerinin kıymetini onlara ben öğretecek değilim. Ama onlar şunu savunacaklardır beklide. Öğrenmek isteyen öğrenci kursa gider öğrenir. Nasıl, öğretemediğimiz dersleri kurslar öğretiyor, öğrenciyi başarı çizgilerini yükseltiyorsa oradan öğrensinler. Tabi bu sözlerim görevine layık öğretmenlerimiz ve çalışanlarımızı kapsamıyor.
Yine de diyelim: “Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” 
Şimdi bir hayal kuralım: Bu bilgisayar teknolojiyi pek çoğumuz biliyoruz. Bütün yazışmalarımızı bu aletle yapıyoruz. Bu aletle emirler, yapılacak görevleri bildiriyoruz. Eğitimimizi yapıyoruz. Araştırmalarımızı yapıyoruz. Yaşadığımız dünya ve evimiz ofisimiz neler kazanır?: Bir kere bir sürü olur olmaz bilgileri yazmak için kullandığımız kağıt israfı ortadan kalkar. Dolaplar dolusu klasörlere gerek kalmaz. Etraf kâğıt yığınları ile dolmaz. Dünya bu teknoloji sayesinde ağaç katilliğinden kurtulur. Belki ağaç sanayinde kağıt işleri ile uğraşanlar biraz zarar edebilirler ama, dünyanın ciğeri sayılan ağaçlar yerlerinde kalırlar. Evimizde veya büromuzda raflar dolusu klasörlere gerek kalmaz. Daha gelişmiş bir dosyalama sistemi ile bütün bu bilgileri bilgisayarımızda muhafaza ederiz. Kendimize göre tasnif ederek aradığımı daha çabuk buluruz.
Yine tekrarlayalım: “Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu ?”
 
 
 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Oğuz DUMAN
Oğuz DUMAN Hayat Hikayesi

ÇORUM TÜRKÜLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Türk kültürü içerisinde sözlü geleneğin önemli taşıyıcısı olan türkülerin konularını tam anlamıyla tasnif etmek güçtür. Bölgelere, yörelere ve yaşanılan hayata göre türkü konuları farklılık gösterebilmektedir. Bunun yanında kişiden kişiye göre değişen türkünün ana konusu, farklı konu başlığında karşımıza çıkmaktadır. Örneğin bir yiğitlik türküsü bir yandan oyun havası da olabilir. Bunun gibi tören türküleri oyun türküsü de olabilir. Bir doğa türküsü, aşk türküsü niteliği de taşıyabilir. Bu nedenlerden dolayı türküleri konularına göre tasnif ederken esneklik payı mutlaka olmalıdır. Yukarıda belirttiğimiz sıkıntılı durumlara rağmen Çorum türkülerini şu şekilde tasnif edebiliriz:

Aşk ve Sevda Türküleri

Aşk ve sevda konusu Türk edebiyatı içerisinde en çok işlenen konulardandır. Divan edebiyatında nazım şekillerinin başlıca konusu aşktır, Âşık edebiyatında ise ana yapı aşk üzerine kuruludur. Edebiyatımız içerisinde aşk ilahi ve beşerî olarak karşımıza çıkar.

Çorum türküleri içerisinde aşk konusu en çok işlenen konuların başında gelmektedir. Bu aşkın dile getirilebilmesi için âşık, sevgili, gurbet kader, rakip gibi unsurların bir araya gelmesi gerekir. Aşk temasını işleyen türküler genelde sevgili üzerinde özenle durur. Sevgili, somut benzetmelerle tasvir edilir.

Çorum türküleri içerisindeki aşk ve sevda konularının işlendiği türkülerde âşık, Gel sevdiğim gamzelerin kan etme diyerek aşk acısından, Kaşların gel gel eder diyerek sevgilinin kaşından, Gidene bak gidene/ Boyu benzer fidana diyerek sevgilinin boyundan, Ben sana yalvarırken sen naz ederdin diyerek sevgilinin nazından, Canımız gurban olsun/ Güzelin hepisine diyerek sevgilinin güzelliğinden ve Öyle bir yar sevdimki/ Gözleri sürmelice diyerek de sevgilinin gözlerinin sürmeli oluşundan bahseder. Sevgili güzellerin şahıdır ve aşığına verdiği acı ve keder âşık için mükâfat gibi anlatılır. Âşık, sevgilisi için on günlük ömrü varsa yarısını vermeye razıdır.

Gurbet, Ayrılık ve Hasret Türküleri

İnsanın memleketinden, sevdiklerinden ayrı düşmesi sonucu gurbetlik çekmesi ve sılayı özlemesi doğal bir duygudur. İlk insanın Dünyaya gönderilmesiyle başlayan gurbet olgusu, insanoğlunun var olduğu sürece devam edecek bir olgudur. Ayrılık, hasret, gelin gitme, yoksulluk vs. sonucu insanımızın içinden gelişen duygular türkülerimize yansıyarak gurbet türkülerini meydana getirmiştir. Gurbet, vatanından sevdiklerinden uzak olmanın adıdır. Kişinin doğup büyüdüğü çevreden uzaklaşarak yeni bir yerde yaşamaya mecbur oluşu ya da sevdiği kişiden ayrılıp onsuz yaşamaya başlaması gurbet duygusunun başlangıcıdır. Her insan hayatı boyunca mutlaka bir gurbetlik yaşar veya yaşamaya mecburdur. Bu gurbetliği yaşayan kişi kendisini tanımlarken garip olarak ifade eder.

Gurbet türkülerinde, memleketinden ve sevdiklerinden uzakta oluşun psikolojik durumu bütün yönleriyle canlandırılır. Hasret çeken sadece gurbete giden değil, yurdunda gözü yaşlı bıraktığı anası, sevgilisi vs. gibi gurbeti bir diğer şekilde yaşayan kişilerdir.

Çorum türkülerin içerisinde gurbet, ayrılık ve hasret konusu önemli bir diğer konudur. Gurbet duygusu zamana göre çeşitlilik göstermektedir. Önceden birbirine yakın köy arasında gelin olan kıza gurbete gelin oldu diye ağlayıp türküler yakılırken, gurbet duygusu günümüzde il sınırlarını aşıp ülke sınırlarına kadar ulaşmıştır.

Çorum türküleri içerisinde gurbet, ayrılık ve hasret duygusu, Gurbetçi olmam suç olmuş diyerek; gurbette olmanın suç olarak değerlendirildiğini, Ana babanın yokluğu dünyada yalnız kalınışı ve gurbetliğin başlandığına değinilmiştir. Âşık olan evin yurdunu terk eder diyerek âşık olmakla ayrılığın başladığını, Gitme deyi yâr boynuma sarıldı diyerek sevdiğinden ayrılışın acısından yakınılmıştır. Sılada bir evin bacası olsam diyerek memleketine duyduğu hasreti, Dosta hasretlik ateşten çember diyerek insanın sevdiklerine hasretini, Çoktan beri hasiretlik çekerim ve Gayrı dayanamam ben bu hasrete diyerek de hasretliğin zor olduğundan bahsedilmiştir. Gurbetçi bilinmez diyarlarda çeşitli zorlukları yenmeye çalışırken, sılada yolunu bekleyen sevgiliden veya kendi halini sevgiliye ulaştırılmasında turnalar (durnalar) aracılığıyla yapmaktadır.

“Türk kültüründe kutsal sayılan birçok kuş türü içerisinde turnanın ayrı ve özel bir yeri bulunmaktadır. Çünkü göklerin özgürlük sevdalıları olarak bilinen turna kuşlarının, Gök Tanrı’yı temsil ettiği varsayılmış ve ona kutsal bir kimlik yüklenmiştir. Aynı kutsal kimliğin İslâm tasavvuf geleneği içerisinde de sürdüğünü görmekteyiz. Turnalar kimi zaman coşkunun, kimi zaman hüznün, bazen de mutluluğun habercisi olmuşlardır. Birçok halk şiirinde, özellikle halk türkülerinde duyguların anlatımında turnayı aracı olarak görürüz. Turnanın türkülerde bu kadar geniş yer almasında, onun Türk halkı tarafından çok sevilmesi etkili olmuştur. Türkülerde turna kuşunun çok yaygın olarak kullanılmasının birçok nedeni bulunmaktadır. Bunların arasında en önemli yeri, -turnanın göçmen bir kuş olması, diyar diyar gezmesinden ötürü-, onun haber getirip götürme görevini üstlenmesi tutmaktadır. Bu özelliklerinden ötürü turnalar gurbette kalanın, hasret çekenin, nazlı yârdan ayrı olanın duygularına tercüman olurlar. Kimi zaman haber götürür, kimi zaman da haber getirir. Kimi zaman da kendisiyle dertler paylaşılır.” (Aytaş, 2003: 13)

Çorum türkülerinde turna büyük öneme sahiptir. Gurbette bulunan kişi Bağdat ellerinden gelen durnalar/Durnalar ne haber yardan ne haber, diyerek yârinden haber beklemektedir. Ah artırırlar da efkârımı derdimi/ Terk eyledim vatanımı yurdumu/Nerde derlerse de İbrahim’in yârini/Öldü haberini de verin durnalar diyerek de halini turnalar aracılığıyla yârine bildirmek ister.

Ölüm Türküleri (Ağıtlar)

Ağıt, “insanın, katlanması ya da kabullenmesi güç bir olay karşısında, içine biranda sığdıramadığı acısını, yanık içten söyleyişlerle; ölçülü, uyaklı ve ezgili bir şekilde dile getirmesi olarak tanımlayabilir.” (Turan, 1991: 553-546) Ağıtlar yas türküleridir. Bu türkülere Çorum yöresinde “ağıt yakma”, “diyeşet” adları verilir. Ağıt söyleyenlere ise “ağıtçı”, “diyeşetçi” denir. (Korkmaz, 2015: 16) Ağıtlar genellikle ölenin yakın akrabası kadınlar tarafından yakılır. Onlar anadır, bacıdır, eştir. Yörenin âşıkları, ozanları ve ağıtçılar, ağıt yaksa da ağıtlar asıl kadınların eseridir. Her kadın ağıt yakmayı bilir. (Korkmaz, 2015: 17)

Gurbete çıkma, umutsuzluk, çaresizlik, kimsesizlik, sıla özlemi, savaş, sel, deprem, yangın ve yoksulluk gibi insanı sarsan ve derinden etkileyen her olay karşısında ağıt yakılacağı gibi, baba evinden uzaklaşırken gelinin ruhunda ortaya çıkan karmaşık duyguları ifade etmek için söylenen kına türküleri de ağıt içinde yer bulabilir. Ancak ağıt, daha çok ölüm karşısında duyulan çaresizliğin, üzüntünün sonucu ortaya çıkmıştır.

Çorum türkülerinde işlenen konulardan biri de ölüm üzerine olanlardır. Ağıt niteliğinde olan türküler, büyük bir olasılıkla acı bir olaydan sonra yakılan ağıtlar zamanla türkü metni olarak yaygınlaşmıştır. Bunlardan en bilineni bir ananın kaybettiği oğlunun feryadını dile getiren Hem okudum hemi de yazdım ağıdıdır.

Çorum yöresinin ağıt özelliği taşıyan uzun havaları da vardır. Bunlar genellikle “bozlak” türündedir. Kırşehir bozlaklarıyla benzerlik gösterse de kendi içinde ayrı bir havası vardır. Bunlardan Gayrı dayanamam ben bu hasrete, Malum olsun da bak ne haldeyim yaygın olarak bilinen örneklerdir.

Kahramanlık (Koçaklamalar), Eşkıya ve Tarihi Olaylar Üzerine Türküler

Halk arasında kahramanlık konusunu işleyen şiirlere koçaklama denir. Koçaklama, konusu savaş, kahramanlık vb. olan koşma nazım şekliyle söylenen, Âşık edebiyatı nazım türlerindendir. Bu türkülerin en önemli özelliği coşkun ve üst perdeden söyleniyor olmalarıdır. Bu türkülerde ait oldukları milletlerin kahramanlık duygularını görmek mümkündür.

Bu türkülerden bir kısmı adı unutulmuş şairlere aittir, bir kısmı ise, başta Köroğlu olmak üzere halk hikâyelerinden alınmıştır. Bu bakımdan teknik yönden biraz daha kuvvetlidirler. Çorum türküleri içerisinde koçaklama örneği ise, İskilip’in ünlü eşkıyası Döngelek’in adına söylenmiş Atımı nallattım yol mu dayanır/ Çerkez uşakları erken uyanır/ Döngelek ölmüş derler can mı dayanır türküsüdür.

Tabiat Üzerine Söylenen Türküler

Tabiat üzerine söylenen türküler içerisinde tabiat güzelliklerini konu alan dağlar, yaylalar, ovalar, çaylar, koyunlar, koçlar, çiğdemler, reyhanlar, bülbüller, menekşeler gibi konuların hepsi mevcuttur. Bu türküler pastoral türkülerdir.

Çorum türkülerinde tabiat bazen bütün ayrıntılarıyla tasvir edilir. Bütün doğal güzellikler dağlarda toplanmıştır. Bülbüller orda öter, çiçekler orda açar, koyunlar orda otlanır. Anadolu’nun güzellikleri her yönüyle bu eserlerde dile getirilir.

Yayla senin pınarların gezmeli

Her güzelin bir ismi var yazmalı

Topuğu halkalı burnu hırızmalı

Keklik gibi seker gider yaylaya

Tabiat güzellikleri ve hayvanların kalıplaşmış özellikleri sevgiliyle özdeşleştirilerek, Çorum türkülerinde sıkça karşımıza çıkan unsurlardandır. Her türküde insan unsuruyla birlikte tabiattan bir nesne, bir güzellik mutlaka bulunur.

Hayvanlar Üzerine Söylenen Türküler

İnsan ve tabiatın yanında hayvanlar için söylenmiş türkülerde vardır. Çorum türkülerinden Kara koyun dağ başından inmiyor adlı türkü de şair içinde bulunduğu durumu koyun ile özleştirmiştir. Ördek adlı türküde ise şair ördek ile dertleşerek kendisi gibi ördeğin de yalnız olduğundan bahsetmiştir.

Bitki ve Çiçekler İle İlgili Türküler

Türkülerde geçen çiçeklerin bir tabiat unsuru olmalarının dışında daha başka anlamları da vardır. Özellikle çiçek renklerinin geleneksel iletişimi sağlayan bir unsur olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bunun yanında çiçeklerin, sevgililerin bir sembolü olduğu da unutulmamalıdır.

Çorum türkülerinden Kadir mevlam da seni sevmiş yaratmış/Çiçekler içinde de birsin menekşe/Bitersin de güllerin harın içinde/Korkarım yüzüne de batar menekşe adlı bu türküde sevgilinin sembolü olarak kullanılmıştır.

Şehirler ve Yöreler Üzerine Söylenen Türküler

Divan edebiyatında, bir şehrin güzelliklerini; tabi veya sosyal özelliklerini anlatmak maksadıyla yazılan manzum eserlere “şehrengiz” denir.

Çorum türküleri içerisinde Zile adlı türkü Tokat’ın ilçesi Zile üzerine, Gidiyorum Çorum’a adlı türkü ise Çorum üzerine yazılmıştır.

Öğretici ve Öğüt Verici Türküler

Muhteva yönünden dinî içerikli türkülerle örtüşen öğretici ve öğüt verici türkülerde tecrübe ve öğüt ön plandadır. Tecrübeyi içeren yaş-nâmelerde, ilâhi, nefes gibi dinî nitelikli şiirlerde mutlaka bir öğüt yer alır. Türkülerimiz içerisinde öğüt ağırlıklı türkülerin dışında nasihat-nâme diyebileceğimiz türkülerde vardır.

Çorum türkülerinden Dedem, At araba türküsü, Göçmeden düşün, Deşme ha deşme, Ho diyecek zaman değil,Şu dünya gezmeyinen bulunmaz, Hoş gelir sözüm, Dinle sana bir nasihat edeyim, Deli gönül adlı türkülerde ağırlıklı olarak öğüt, nasihat konuları işlenmiştir.

Dinî ve Tasavvufî Türküler

Din: inanç, itaat, âdet, gidilecek yol, hesaplaşma, ibadet ve şeriat gibi manâlara gelir. İslâmi anlayışta din; Allah tarafından konulmuş, akıl sahiplerine gönderilmiş, onlara dünya ve ahiret saadetinin yollarını gösteren hüküm demektir. (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985: 671)

Din konusunu işleyen türkülerde, dinin gerekleri lirik bir şekilde işlenir. Çorum türkülerinden bir dörtlük şöyledir, Hakkın bahçesinde aşkın gülünü/Derenlere yoldaş etti yol beni/Didardan Allah’ı hakkın nurunu/Görenlere yoldaş etti yol beni. Çorum türkülerinde, olgun insanların vasıfları, ölümün kaçınılmazlığı, ahret hayatı, yaratılış amacı ve haram-helal kazanç işlenmiştir. Bu türküler nasihat ağırlıklıdır.

Keder, Dert ve Hastalık Üzerine Söylenen Türküler

Âşık, sevgilinin verdiği aşk acısının yanında sosyal hayatın getirdiği sıkıntılar, dertler üzerine de duygularını dile getirir. Dertli dertli gezer oldum/ Ben derdimi yazar oldum diyerek derdini dizelere döktüğü belirtir. El çek tabib el çek yaram üstünden/ Sen benim derdime deva bilmezsin dizeleriyle de yakalandığı hastalığın çaresi olmadığından bahsetmektedir.

Asker ve Askerlik Üzerine Söylenen Türküler

Türk kültüründe askerlik ve vatan sevgisi gibi bu uğurda yapılan kahramanlıkları anlatan ürünler büyük öneme sahiptir. Bu ürünler içerisinde türküler önemli bir yer tutar. Askerlik türküleri; asker, askerlik, seferberlik, akın, savaş gibi olayları konu alan, bu olayları duygusal ve yiğitçe bir şekilde dile getiren söyleyişlerdir.

Bu askerlik türküleri, diğer yönden kahramanlık türküleri olarak da değerlendirilebilir. Kimi türküler askerin, kimi ise arkada bıraktığı sevdikleri tarafından meydana getirilmiştir.

Çorum türküleri içerisinde Bedirik adlı türküde askerin sevgilisine kavuşmasından, Yemen Destanı adlı türküde ise askerlik görevini yapmak için çıktığı yolda çektiği sıkıntılardan bahsetmektedir.

Beddua Mahiyetindeki Türküler

Beddualar, “Çaresiz olan, acı çeken, kötülüğe maruz kalan bir insanın rahatlamak, teskin olmak gayesiyle söylediği, kötü düşünce ve dilekleri kapsayan, söze orijinallik veren, ifadeyi güçlendiren kalıplaşmış sözlerdir”. (Kaya, 1999: 113)

Çileyle yoğrulmuş hassas ruhlu kişiler olan âşıklar, aşklarının karşılıksız kalması, gördükleri zulüm ve haksızlık karşısında duygularını beddualarla ifade etmişlerdir. Beddualar, âşıkların şiirlerinde ve mâni, türkü, ağıt, bilmece, ninni ve halk hikâyelerinde kendilerine sık sık yer bulmuşlardır.” (Kaya, 1999: 119)

Çorum türküleri içerisinde Âşık Haydar’ın sevdiğine yazdığı şu beddua çektiği aşk acısının bir örneğidir: Yata yata yanın belin çürüsün/ Çekilsin damarın kanın kurusun/ Ağzından burnundan ikraz yürüsün/ Daha derdim az diyesin sevdiğim

Karşılıklı Söylenen Türküler

Karşılıklı şiir söyleme, Türk şiir geleneği içerisinde oldukça eskilere dayanmaktadır. Karşılıklı söylenen türküler de iki veya daha çok kişinin birbirlerine hitaben söylediği türkülerdir. Bu türkülerde âşık atışmaları (taşlama) özelliği yoktur. Karadeniz atma türkülerinden de farklı olarak birbirini seven kız ile oğlanın arasındaki konuşmalardan oluşmaktadır. Türk halk türküleri içerisinde bu yapıdaki türkülere rastlanmaktadır.

Anadolu’da amcaoğlu ile amcakızının aşkını konu alan “Emmioğlu-Emmikızı” ve “Türkmen Kızı” başlıklı türkülerimiz bulunmaktadır. (Bekki, 2010: 88)

Çorum yöresi türküleri içerisinde Türkmen kızı ayaklı, kız ile oğlanın söylediği karşılıklı söylediği türküdür.

KAYNAKLAR

Aytaş, G. (2003). Türkülerde Turna. Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş-ı Veli Dergisi, 28, 13-33.

Bekki, S. (2010). Saraybosna ve Anadolu’daki Bazı Türkülerin Benzerlikleri Üzerine. Tübar, 28, 79-116.

Kaya, D. (1999). Anonim Halk Şiiri. Ankara: Akçağ.

Korkmaz, H. (2015). Öyküleriyle Çorum Yöresi Ağıtları. Ankara: Kültür Ajans.

Turan, Ş. (1993). Çukurova Kına Geleneğinde Ağır Türküler. II. Uluslararası Karacaoğlan-Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu (Bildiriler), 553-546. Adana.

Yeni Türk Ansiklopedisi (1985). Cilt II, 671. İstanbul: Ötüken.

 

 

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi

 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi

PAZAR EKMEĞİ

Çorum'da yapılan bir pide şekli olup sıcak ve yağlanarak yenilmektedir. Ayrıca bu pide ile kebapçılar servis için kullanırlar.

 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Ayşe ÇOBAN
Ayşe ÇOBAN Hayat Hikayesi

VAR MIDIR ?
Yüce dağ basına çöken bulutlar,
Duman midir,yağmur mudur,kar midir?
Dağların ardında kaldı umutlar,
O diyara giden bir yol var midir ?

Yüce dağ basında uçuşur kuşlar,
Yücelerde yaylar,enginde kışlar.
Acep gözlerimden süzülen yaslar,
Gibi su dünyada bir sel var midir ?

Yüce dağ başına çıkıp otursam,
Ellerimi soğuk suya batırsam.
Dokunup sazımı dile getirsem,
Derdimi diyecek bir tel var midir ?

SEVGICAN’im yaraların derinde,
Aşığın yel eser garip sesinde,
Senin için su güz bahçesinde,
Bilmem ki solmamış bir gül var midir ?

 
 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Mustafa AKÖZ
Mustafa AKÖZ Hayat Hikayesi

AZİZİM
Gurbetten bana köyü soruyorsun
Bağ bahçe,uğraşıyoruz azizim.
Köylülük hali bu,sende biliyorsun,
Çayır tepe ekiyoruz azizim.

Gelelim köyün ağasına beyine.
Hiç kimse doğru bakmıyor köye
Çok vay kattık geçen yılın vavına
Tuh be deyip geziyoruz azizim

Rahmet okuttu bu yıl geçen yıla,
Bayram,Mavlüt çağrıldı karakola,
Nalsız koca eşekle çıktık yola
Çüş deyip gidiyoruz azizim.

Geçen günde ağa beni çağırda,
Neredesin diye epeş bağırdı,
Bu yıl beyin atı,katır doğurdu,
Piç deyip de bakıyoruz azizim.

Bizlere çamaşır koçta kuyruk
Ağır yük oluyormuş onu da duyduk,
Biz bıyık kestik,horozdan tüy yolduk
Gık diyerek ötüyoruz azizim.

Yuhladılar sünnetçi ile hocayı
Ayırt edemezsin karı ile kocayı
Saçları aynı,giymişler bol paçayı
Çuf be diyip yürüyoruz azizim

Sevinçle,şerefi kefene sardık
Sonra musalla taşına yatırdık,
Bıyıksız,saçı uzun hoca aradık,
Vah diyerek gömüyoruz azizim.
 

 
 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Adile TÜRKMEN
Adile TÜRKMEN Hayat Hikayesi

FELEK BANA BİR OK VURDU
Felek bana bir ok vurdu
Kırdı kolumu, kolumu.
Bilmem bana düşmanmış
Çekmez elini elini.

Bu om yaktı benim canım.
Yarem işler akar kanım.
Sevda çektim perişanım,
Vermez elini, elini.

Aman felek yaban nidem.
Gamlı yaşla doldu didem,
Gözüm görmez nere gidem,
Göster yolumu, yolumu.
 

 
 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA
Ahmet CANBABA Hayat Hikayesi
ADINI SEN KOY
Başkası atarken konuşturmazdı.
Palavrada tek başına yeterdi
Sorumsuzlukta üstüne yoktu ha
Nerde akşam orda sabah yatardı
 
Siyasette ömrü gelmez ki sona
Haksız kazançları yatırır fona
Babadan zenginlik kalsada ona
Kumarda kaybedip mal mülk satardı
 
Çokları etse de yemin Hipokrat
Zanneder ki o en iyi demokrat
Kendisine yardım eden bürokrat
Dostlarının arkasından atardı
 
Anlamaz sanırdın bakardı bönce
İçinden planlar yapardı bence
Kulağı delikti herkesten önce
Avanta gördüğü yerde biterdi
 
Anlamaz çok şeyi yakıştırırdı
Dost görünüp dostluk pekiştirirdi
Dedikodu edip çekiştirirdi
İnsanları birbirine katardı
 
Ne satsa da hiç bilinmez markası
Çene çalar lafa tutar herkesi
Bakar ki yok zavallının arkası
Bülbülü gösterir karga satardı
 
Zikzaklı yaşamı tutmaz ki ayar
Kiminin ne işi varsa göz koyar
Ali dibo gibi milleti soyar
Öyle şer birisi öyle beterdi
 
Ardından ne dense pek tınlamazdı
Anlar sanırsınız hiç anlamazdı
Aksinin biriydi söz dinlemezdi
Durup dururken herkese çatardı
 
Rastlanmaz canlıda böyle bir türe
Ne dost hatrı bilir ne adet töre
Boğulacak olsan göz göre göre
Elinden tutmaz insanı iterdi
 
 
 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Özgür BİÇER
Özgür BİÇER Hayat Hikayesi
SELAHATTİN ABİYE
Hüznü, kederi,hatta neşeyi,ne güzel boyamışsın
Kaliteli tuvallere yaşamı ne güzel resmetmişsin ağbi,
Yazdıklarınla,
Bir martı çığlığıymışçasına.
 
Sözcüklerin mimarısın sen ağbi.
Ah selahattin abi,
Sen ne çok hayat tecrübesi kattın,
Şu yarım yamalak şiirlerime.
 
Susuz köylere getirilen pınarlar gibiydi,
Sözlerin,
İnsanı yaşama bağlayan bir şarkıydı
Yaşama sevincin.
 
Selahattin abi,senle sohbet ederken,
En az  martılar kadar kanatlı,
Aynen sen gibi,çelik gibi takatlı
Ve Ardıç kuşları kadar hürdüm…
03.03.2005      09:57     D SINIFI  DENEME SINAVI/ÇORUM

 

 
 

 

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL  
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.