İÇİNDEKİLER
TAKDİM
Muzaffer GÜNDOĞAR
ATATÜRK
CUMHURİYETİMİZ 75 YAŞINDA
MÜZE GİBİ BİR EV KÂTİPLER KONAĞI
İLKÖĞRETİM OKULLARINDA YAZARAK ÖĞRENMEK
ÖLÜMÜNÜN 63.YILDÖNÜMÜNDE MAZLUM KENAN KÖSTEKÇİ
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
SEVGİNİN ODAĞINDAKİLER ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ
KORUMASIZ BAŞKAN
ETHEM ERKOÇ'UN KİTABI NİKONYA'DAN ÇORUM'A
GURBETÇİ
YUNUS SEVGİNİN SESİDİR
DAĞLARIN TÜRKÜSÜNÜ DİNLEMEK
KÜLTÜR KAYNAKLARIMIZ
 

 
Çalışma TELİF ESERİDİR izin almadan kullanmayınız!
Hazırlayan Mahmut Selim GÜRSEL
corumlu2000@gmail.com
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

 01

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

TAKDİM

            Bu sanal kitapta bulunan çalışmalar; arkadaşlarımızla birlikte basılı olarak yayımladığımız 53 sayı “Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat” dergimiz ve 54’üncü sayıdan sonra da sanal olarak yayımladığımız dergimizde yayımlanmış çalışmalardan derlenmiştir

Tarafımdan arkadaşıma bir ufak armağan olarak hazırladığım bu sanal çalışmamda onların da çalışmalarını derli toplu olarak sizlere sunmak amacı taşımaktadır.

Çalışmalarımın bir sanal kitaplık olarak sizlere ulaşması ve sizlerinde bilgilenmenizi ve ilgileneceğinizi ummaktayım.

Mahmut Selim GÜRSEL

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 02

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Muzaffer GÜRDOĞAR

1942  yılında  Çorum'un  Çıkrık  Köyünde doğmuşum. İlkokulu  köyümde, ortaokulu Çorum' da bitirdim.  Ekonomik   olanaksızlıklar  nedeniyle öğrenimimi  sürdüremedim. 1961 de geçici öğretmenlik sınavı açıldı. Girdim  ve  kazandım.  İki  ay kurs sonrası yeniden bir sınavdan geçtik.  Onu da başardım.  Yazar  Adnan  Binyazar da kurs öğretmenlerimiz arasındaydı.  İki yıl  geçici öğretmenlik yaptıktan  sonra  Çorum  İlköğretmen Okulunu,ardından AÖF. E.Ön L. Programını tamamladım.  Çorum  Merkez ,Mecitözü, Sungurlu ilçesi köy okullarında;Çorum Merkez Dumlupınar ile Milli Eğitim Vakıf ilkokullarında sınıf öğretmenliği yaptım. 30 yılı aşkın  bir  süre  öğretmenlik  yaptıktan sonra 1994 yılında emekli oldum. 
Henüz  ilkokul  sıralarındayken  öğretmen olan büyük ağabeyime özenerek öğretmen olmayı düşlemişimdir. Ortaokuldan  sonra  yarım kalan eğitimimi  Çorum İlköğretmen Okulunu  dışarıdan sınav verip bitirip bu düşümü gerçekleştirdim, öğretmen oldum. 
Yazı  yazmaya beni  kimse teşvik etmedi. Zaten teşvikle de yazı  yazılacağını  sanmıyorum. Yazmak bir yetenek işidir,bir birikim işidir. Bu yetenekse doğuştan gelir,çok çalışmakla gelişir.Yalnız bu arada köy enstitüsü çıkışlı ağabeyime özendiğimi, onun  gibi şiir yazmaya heves ettiğimi söylemeliyim. 
İlk şiirlerim 1966 yılında Çorum Yedigün Gazetesinde yayımlandı. Bu günkü yazarlığımın temelinde eğitimciliğimin büyük payı vardır.   Öğretmenler  Günü  nedeniyle Milli Eğitim Müdürlüklerince açılan şiir ve kompozisyon yarışmalarında derecelerim  var.   Ayrıca 1996 yılında Çorum  Belediyesi Başkanlığınca  "Çorum Eğitim Kültür ve Sanat Hayatına Katkılarım  Nedeniyle", 1997 de  M.E.M.,  Okul Koruma derneği eğitim ve dernek çalışmalarım nedeniyle,1998 de Cumhuriyetin 75. Yılı kutlama etkinlikleri içinde Çorum Eğitim Hizmetleri A.Ş.ince "Sanat ve Kültüre Katkılarım" nedeniyle plaketle ödüllendirildim. Hayatta  idealsiz insan yoktur sanıyorum. Elbette benim de  gerçekleştirdiğim ve ileride gerçekleştirmeyi  hedeflediğim ideallerim var.  Kitaplaşan 8  dosyam bu   ideallerden bölümüdür.  Bir  eğitimci  yazar  olarak  ülke kültürüne karınca kararınca katkıda bulunmak istiyorum. Bunun içinde ürettiklerimin kitaplaşarak okur katına ulaşması en büyük idealimdir. Bugüne değin yayımlanmış 8 kitabım vardır. Bunlar : Şiir Diliyle Serisinden Nasrettin Hoca Fıkraları  1,2,3,  Lafonten Masalları 1,2, Ezop Masalları 1,2,3,Halk Öykü ve Masalları ve Oğlanuçuran adlı öykü kitaplarıdır. Daha sırada 20 civarında dosyam kitaplaşmayı beklemektedir. Edebiyatın birçok türünde yazılar üretiyorum. Bunlar : şiir, öykü ,masal, deneme, inceleme,araştırma ve tanıtım türündedir. Bir romanım da bitme aşamasındadır. 
Bugünedeğin  yerel gazetelerle,Karabük Bölgesinin Sesi, Devrek'te Devrek Postası,Kök,Kıyı, Karşı,Halkevi,Eğitim-iş, Türkiye Çocuk Dergilerinde şiir,öykü,anı  ve   tanıtım  türünde yazılarım çıktı . Yerel  dergilerden Tohum,Yazılıkaya,Çorum Çevre ve  Çorum 2000'de  yazılarım  yayımlandı. Sayın Abdullah Ercan'ın hazırladığı 14.Yüzyıldan Günümüze Çorumlu Şairler kitabından 7 şiirimle, ayrıca Risale yayınları arasında çıkan İhsan Işık'ın hazırladığı Yazarlar Sözlüğü'nde yaşam öyküm ve sanatçı kimliğimle yer aldım. 
Zonguldak'ın Devrek İlçesinde Baston Kül tür Şenliğine 1992 yılı Temmuzunda çağrılı olarak katıldım.  1995'te İstanbul'da  Uluslar  arası Kitap Fuarı'na (TÜYAP) katıldım. Edebiyatçılar Derneği Standında  kitaplarımı  imzaladım  yine 1996  yılı Mayısında  Ankara'da  Uluslar arası Kitap Fuarında (TÜYAP)  imza  gününe  katıldım.   Kitaplarım okurlarla buluştu. 
Trabzon'daki Kıyı Dergisi tarafından konulan Şükrü Gümüş Roman Ödülü Töreninin Çorum’da gerçekleştirilmesine öncülük ettim. 12.11.1994 günü Kıyı Dergisi Sanat Yönetmeni şair,yazar Ahmet Özer'şair İbrahim Dizman,yazar Mahmut Makal,İrfan Yalçın ve Şükrü Gümüş Roman Ödülünü kazanan Murat Tuncel katılan sanatçılardır
Dergimizde yazıları yayınlanmıştır.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 03

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

ATATÜRK
Yurdumuzun ve Ulusumuzun kurtarıcısı Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü aramızdan ayrılışının 60. Yılında saygıyla, sevgiyle, özlemle ve bağlılıkla bir kez daha andık. Atatürk gibi bir lidere sahip olmaktan dolayı, gurur ve övünç dulduk. Bu duyguyu tüm Ulusça tek yürek olarak yaşadık.
Atatürk, Ulusunu ve Ülkesini umutsuzluk, umarsızlık ve yokluktan kurtarıp, kurduğu Cumhuriyetle devletçi; Yaptıkları ve başardıklarıyla Devrimci; Ulusal ve uluslar arası tutum, düşünce ve yöneticiliği ile eşsiz Devlet Adamı;
Türk Ulusunun olduğu kadar, yeryüzündeki mazlum ulusların da yol göstericisi ve Lideridir.
Yine O: " Yurtta barış, Dünyada barış" parolasıyla da dünyanın ender yetiştirdiği Liderlerden birisidir.
O'nun öğretileri, İlke ve Devrimleri doğrultusun da Ülkemizi daha aydınlık, daha güzel yarınlara taşımak istiyorsak, O'nu daha iyi tanıyıp anlamalı, çocuklarımıza da iyi anlatmalıyız.
Atatürk de, kendisini görmenin ve tanımanın, düşüncelerini anlamak olduğunu söylenmiyor mu zaten?
Sözü daha fazla uzatmadan, Atatürk'ü yabancı devlet adamlarının ve dünya büyüklerinin dilinden vermeye çalışacağız.
Bundan, özellikle Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının alacakları oldukça güzel, oldukça önemli dersler vardır diye düşünüyorum.
 
ONUN İÇİN NE DEDİLER, ONU NASIL DEĞERLENDİRDİLER.
Buyurun, bir kez daha okuyalım:
"Türk Orduları,1922'de düşmanı Akdeniz'e dökünce, İngiliz İşçi Partisi Lideri Mac Donald Parlamentoda devrin Başbakanı için: 'Hazineden bu kadar para harcardı. Hani Anadolu taksim edilecek, hani Boğazlar bizim olacaktı?
Gelsin hesap versin der. Güneşi batmayan İmparatorluğun Türk düşmanı Başbakanı şu sözlerinin ardından istifa eder.
'Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirmiştir. Şu talihsizliğe bakın ki, o büyük dahi fırsatı çağımızda Türk Ulusu'na tanındı. Mustafa Kemal'in dehası karşısında elden ne gelir. " Lloyd GEORGE
"Kemal Atatürk ya da bizim O'nu o zamanlar tanıdığımız adıyla Kemal Paşa, gençlik günlerinde benim kahramanımdı. Büyük Devrimlerini okuduğum zaman pek çok duygulandım. Türkiye'yi çağdaşlaşma yolunda Kemal Atatürk'ün giriştiği genel çabayı, büyük bir hayranlıkla karşıladım. O'nun dinamizmi, yılmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu. O, doğuda Modern Çağın yapıcılarından biridir. O'nun büyük hayranları arasında bulunmakta devam edeceğim." Hindistan Cumhurbaşkanı NEHRU
 
"Mustafa Kemal'in eseri,1945'ten bu yana bir örnek değer kazandı. Kemalizm, Türkiye Tarihi'nin bir sayfası olmaktan çıkıp siyasal bir sisteme önderlik etmeye başladı.Bu sistem yarı gelişmiş uluslar için Marksizm'in karşısına dikilen bir seçenektir." Maurice DUVERGER
 
"Atatürk ölümü köleliğe üstün tutan bir ulusun, neler yapabileceğini hayretler içinde kalan bir Dünyaya göstermiştir. Bu örnek unutulmayacaktır. O'nun ölmez eseri, egemenliklerini elde etmiş ulusların yazgılarına hükmedenler için ışıklı bir örnek ve bir eserin kaynağı olarak kalacaktır.
Mustafa Kemal'in kişiliği halk kitlelerinin ayaklanması ve halk savaşımların öncüsü olmuştur. Bu savaşımlar   O'nun  ölümünden  sonra  genişlemiş, Doğu ve  Batı  bloklarının  arasındaki  Üçüncü  Dünyaya  da sıçramış ve onu sömürge baskısından kurtarmıştır."            Tunus Cumhurbaşkanı Habib BURGİBA
 
            "20'yüzyılda tarihin Atatürk'ün kişiliğine önem vermesi kadar doğal bir şey olamaz. Zira Atatürk, ulusların yenilgilerini zafere, çöküşünü yükselmeye, gerilemesini ilerlemeye değiştirmek yolunda, vatanı görevlerinin kendilerine yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getirmek için durumu memleketleri lehine çevirmeye hazır bulunan yürekli subayların canlı bir örneğidir."  Irak Devlet Başkanı Abdusselam ARİF
 
            "Mustafa Kemal Atatürk kuşkusuz 20. Yüzyılda 2. Dünya Savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir ulusa nasip olmayan cesur ve büyük bir devrimci olmuştur." Ben GURİON
 
            "29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyetini kurma sı O'nun diplomatik dehasının bir esiridir."   ERHARD
 
            "Kahraman Atatürk, ulusların kurtuluşlarına kendilerini adamış olan kurtarıcıların ve onları ıslah eden kişiler ve milliyetçi adamların bir simgesi olarak daime yaşayacaktır."                                     KERAME
 
Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir vatansever olan Kemal Atatürk Ülkenizi yeniden büyüklük yoluna koydu.“ Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp HAN
 
"Atatürk'ün yaşamı ve eserleri sadece Türkiye için değil, fakat Dünyanın bütün özgür ulusları için bir  esin kaynağı olmayı sürdürecektir."   Milliyetçi Çin Cumhurbaşkanı Çan Kay ŞEK
 
            "Bizi, Atatürk'ün ülkesine ve O'nun Türkiye'de ve Dünyada yerleşmesine hizmet ettiği ideallere bağlayan bir ittifakla Amerika Birleşik Devletlerinin bir ortağı olmasından gurur duydum."  A.B. Devletleri Başkanı S.F.KENNEDY
 
"O, hiçbir zaman kendisini düşünmedi. Bütün varlığını Memleketine ve ileri bir insanlık idealine harcadı. Hiçbir zaman hayal peşinde koşmadı."  İngiliz Yazar Lord KİNROOSS
 
UNESCO, 1979 yılında 156 üye devletin temsilcilerinin katılımı ve oy birliği ile aldığı kararda,1981 yılını Atatürk yılı ilan ederler. Ve Atatürk'ü şöyle tanımlarlar: "Uluslar arası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağan üstü bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider. İnsan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, insanlar  arasında  hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz Devlet Adamı. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu...“   

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 04

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

CUMHURİYETİMİZ 75 YAŞINDA
            Ulu Çınar Cumhuriyetimiz 75 yaşında.
Ne mutlu bizlere, ne mutlu Cumhuriyet çocuklarına!
Cumhuriyetimiz, 20 yaşındaki kadar genç, enerjik ve dinamik. Bin Yaşındaki bir çınar ağacı kadar da kökleri derinde, dimdik ve sapasağlam ayaktadır.
Cumhuriyet düşmanlarının oluşturdukları yapay rüzgarlar Cumhuriyet Çınarını sallayamaz, yıkamaz.
Cumhuriyet Çınarımız, atalarımızın kanlarıyla sulandı, canlarıyla köklendi, filizlendi büyüdü; bu günlere ulaştı. Halada, bu uğurda nice canlar veriliyor, nice kanlar dökülüyor.
Cumhuriyetimizin 75. Yılı ülkemizde Devlet Protokolünce, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarınca, okullarımızca çeşitli etkinliklerle ve büyük bir coşku ile kutlanmaktadır.
Cumhuriyetimizin 75. yılını sevinçle, coşkuyla, onurla ve gururla kutlarken, yine de oturup bu 75 yılın muhasebesini yapmalıyız diyorum.
Cumhuriyetimizin, 75'inci yılında Yüce Atatürk'ümüzün hedeflediği "çağdaş uygarlık düzeyi"ne ne derece ulaşabildik?
Bilim, fen ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, bir çok gelişmiş ülke uzayda yarışırken bizler hangi alanlarda yarışıyoruz?
Çağın gelişimi doğrultusundaki bu son 25-30 yıllık süreçte, kara sabanla kağnıdan bilgisayar ve internet'e geçtiğimizi gururla söylerken bunun somut verilerinin yüzde kaçını toplumumuza ulaştırabildik?
Sosyal yaşamımızın alt yapısını oluşturan eğitimi, bilimi, kültürü ve sanatı  toplumun her katına yayabildik mi?
Demokrasiye toplumda işlerlik kazandırabildik mi?
Tarımda, sanayide ve ekonomide dışa bağımlılıktan kurtulup, kendi öz kimliğimizi kazabildik mi?
Ülkemizde sosyal adaleti, gelir dağılımın da ki eşitliği, toplumsal barışı, huzuru ve güveni sağlayabildik mi?
Örneklerini daha da çoğaltabileceğimiz bu sorulara "evet" yanıtını verebiliyorsanız diyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Eğer "evet" diyemiyorsanız, oturup birlikte düşünmeli, nerede yanlış yaptığımızı araştırmalıyız. Yanlışlar saptandıktan sonra asıl iş doğruları bulup yanlışların yerine koymaktır.
Bunun için, aydınlara, demokratlara, bilim adamlarına, eğitimcilere, yazarlara, gerçek Atatürkçülere ve ülkenin kaderini ellerinde tutan üretim ve yönetim kademelerindeki herkese büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.
Bu ülke hepimizin, Cumhuriyet hepimizin...
Atatürk'e, Cumhuriyete, Ülkemize ve geleceğimizi ellerine teslim edeceğimiz çocuklarımıza layık bireyler olmak istiyorsak görev ve sorumlarımızın bilincinde olmalı, çocuklarımızı da, bu bilinçle yetiştirmeliyiz.
Atatürk, Dumlupınar Söylev'inde (30 Ağustos 1924) gençlere şöyle seslenmektedir:
"Gençler! Geleceğe güveminizi güçlendiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitimle, bilgi ile, insanlıktaki üstünlüğün, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, o' nu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.“
Bu bilinç ve inançla Cumhuriyetimizin 75. Yılını içtenlikle kutlarken, Türkiye Cumhuriyetimizi kanı ve canı pahasına bizlere kazandıran başta Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını saygı ve rahmetle anıyoruz.
Nice 75'inci yıllara...

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 05

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

MÜZE GİBİ BİR EV KÂTİPLER KONAĞI
            Ülkemizde son 30-35 yıldır süren köyden kente göç olayı tüm hızıyla sürmekte olup, duracak gibi de görünmemektedir.
Çorum'da sürekli artan nüfusu, gelişen sanayi ve ekonomisiyle hızla kabuk değiştiren kentlerimizden birisi. Ancak ne var ki, fiziki gelişme ve büyümesinin pek de sağlıklı olduğu söylenemez. Çünkü, kentler gelişip büyürlerken çevrelerindeki doğal güzellikleri (bağları, bahçeleri ve ormanları) da yok etmektedirler. Çağdaş ve modern kentleşme adına her türlü estetikten yoksun çirkin be ton yığınlarıyla dolmuştur kentlerimiz. İnsanlarımızsa, 20,30 hatta 40 daireli apartmanlarda oturmaya mahkûm edilmişlerdir. (Tabi kentlerdeki gecekondularda  oturan insanlarımız, bu tanımın dışında tutulmalıdır. Onların sorunlarıysa, çok daha farklı boyutlardadır.)
Bu çok katlı blok apartmanlar, o güzelim eski Çorum evlerini kale duvarları gibi kuşatmaya alıp güneşini, havasını keserek onları soluksuz bırakmaya başlamıştır.  Çoğunun avlusu yüksek duvarlarla çevrili, dış mekanlara kapalı, önündeki bahçeleri yeşilliklerle bezeli o güzelim  Çorum  evlerinin  yerine   kurulmaya başlanan bu apartmanlar, yani sahiplerine 3'er 5'er daire kazandırmaktadırlar.
50'li yılların tek yada çift katlı bahçeli evleri yerine, yine birbirleriyle dirsek temasına geçmiş çok katlı apartmanlar yükselmiştir. Bahçeleri yok edilen Bahçelievler'e, gelecek kuşaklar neden "Bahçelievler" denildiğini bilemeyeceklerdir belki de.
Osmanlı-Türk mimarisinin en seçkin örneklerini yansıtan eski Çorum evlerinden bazıları korunmak amacıyla üzerlerine: "Korunması gerekli 'tescilli' kültür varlığıdır" yaftası yapıştırıldığı halde kendi kaderlerine terk edilmişlerdir. Bunlar da zaman içinde aşınıp yıkılmakta ve yok olmaktadırlar. Oysaki bu tür yapılarımızın restore edilip turizme yönelik hizmete açılması ne güzel olur diye düşünmüşüzdür hep. İşte bu " Korunması gerekli kültür varlıklarımızdan" tarihi bir yapı (konak) önceki yıl, mirasçıları tarafından profesyonel bir anlayışla restore edilerek turizme yönelik restoran olarak açılmıştır. Sanırım "Katipler Konağı"ndan söz ettiğimi anlamışsınızdır. Çorumda, bir benzeri daha olmayan güzel bir işletmeye kavuşmuştur. İşin ilginç yanı, sahipleri ve işleticileri Süeda  (Duran) HANGÜN ve Efsa DURAN adlı iki kız kardeş. Bunların eğitim, bilgi ve birikimlerini çağdaş bir anlayışla böyle bir alanda kullanmaları, kutlanması örnek bir davranıştır.
Katipler Konağı, Alaybey Sokaktadır. Daha dış kapıdan içeri girer girmez görkemli bir mekânla karşılaşıyorsunuz. Önünde avlusuyla ilginç, ilginç olduğu kadar da güzel olan bu tarihi konak, sizi çekim alanına alıp geçmişe götürüyor.
Bu 116 yıllık konak, aslına uygun olarak yeniden restore edilmiş. İç düzenlemesinden duvarlarındaki levhalara değin kendi döne-mini yansıtıyor. Geçmişe yolculuğun her durağı sizlere tatlı, hoş, güzel biraz da hüzünlü esintiler getiriyor. Konak; tabanlarındaki halılardan masa ve sandalyelerin esini, tepsi ve vazolarından, pencerelerindeki tüllerine değin gerçek bir tarih hazinesi ve bir müze ev görünümünde.
Acıları Sevinçleri, mutluluklarıyla kim bilir kimler yaşadı bu konakta diye düşünüyor;
 
Dili olsa söylese
Tanık olmuş nelere
Anıları pay olmuş
Serpilmiş senelere... demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Efsa ve Süeda kardeşler, bugüne değin hiç kimsenin düşünüp gerçekleştiremediği  çok önemli bir projeyi yaşama geçirmenin, bu alanda ilk olmanın; Çorum'a turizm amaçlı hizmet vermenin  sevinç, coşku ve mutluluğuyla birlikte haklı  gururunu  yaşıyorlar  doğal  olarak. Bunu gözlerinden okumak mümkün.
Bir uğrayışımda, konağın taş döşeli avlu sundaki asmanın dalları altına kurulmuş sedirde, bir masa başında sürmüştü söyleşimiz. Önce gelen çay, ardından ikram edilen tatlıyla söyleşimiz daha da tatlanmıştı.
"Geçmişini bilmeyen geleceğini kuramaz" düşüncesinden yola çıkarak, ülkemizin tanıtılmasında ve kalkınmasında, tarihsel ve kültürel değerlerimizden turizm amaçlı olarak yararlanılması yönünde odaklanmıştı söyleşimiz.
Bu aydın girişimci, yetenekli Çorum sevdalısı iki kız kardeşin Çorum için bir şans olduğunu düşünüyoruz. Keşke diyoruz, böylesine girişimci insanlarımız ve böylesi mekanlarımız çoğalsa. İnsanlarımız da, yaşamın bunca hay huyu arasında buralarda biraz soluklansalar, yaşamın tadına varsalar.
Özellikle orta yaşı geçen insanlarımız için, geçmişe yolculukla nostaljiyi yaşayabilecekleri güzel bir mekan Katipler Konağı.
Eşinizle, dostunuzla, çoluk çocuğunuzla seçkin Çorum yemeklerini yiyebileceğiniz, çay içebileceğiniz seçkin bir yer Katipler Konağı.
Ayrıca iş toplantılarınızı yapabileceğiniz, uzaktan gelen konuklarınızı ağırlayabileceğiniz güzel hoş bir mekan Katipler Konağı.
Dileğimiz böylesi güzel, seçkin bir mekana sahip çıkılması, benzeri mekanların oluşturulmasına zemin hazırlanması.
            Her güzel şey Çorum'umuz, Çorumlumuz için. Daha nice güzelliklerde buluşmak dileğiyle.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 06

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İLKÖĞRETİM OKULLARINDA YAZARAK ÖĞRENMEK
Öğrenmeyi, öğrenmek eylemi; yani bir şeyi, bir şey yapmayı öğrenmek, ona ilişkin bilgi ve becerileri edinmek, belli bir alışkanlık ve yaşama biçimi kazanmak olarak tanımlar sözlükler.
Öğrenme eylemi, kişinin doğumundan ölümüne kadar olan süreci kapsar. Bizim burada ele alacağımız öğrenme, ilköğretim okullarında yazarak öğrenmeyi içermektedir. 
Ana kucağından hoplayıp okula başlayan bu çocuk kendisine gösterilen sıcak ilgi, sevgi ve hoşgörüyle yeni çevresine kısa zamanda uyum sağlar. Aldığı eğitim, öğretimle de 3-5 ay içinde okuma yazmayı söker. Önünde yepyeni aydınlık bir dünyanın kapıları aralanmıştır. Sevinci, coşkusu, mutluluğu daha bir değişik boyutlarda gelişir. Artık düzeylerine uygun kitapcıkları okur, birkaç cümle de olsa duygu, düşünce ve isteklerini yazabilir. Bu dönemde daha çok, öğretmenlerine olan sevgilerini dile getiren teşekkür mektupları yazar. 
 
OKUMA 
Öğrenci, zaman içinde masal, hikaye, öykü, şiir vb. gibi kitapları okuyarak okuma zevklerini, anlama yeteneklerini geliştirirler.  Kelime dağarcıkları varsıllaşır. Bu da ileride karşılaşacakları yazınsal türdeki ürünleri (şiir, öykü, roman, deneme, inceleme vb.) anlamalarına, onlardan zevk almalarına yardım eder, yeni kitaplara olan ilgilerini daha da artırır. Öğretmenlerinin yardımıyla, düzeylerine uygun edinebildikleri yerli ve yabancı yazarların nitelikli ve yetkin yapıtları onlara, okuma zevkiyle birlikte genel kültür de kazandıracaktır. 
 
YAZMA 
Yazma eylemi öğrencilerin kendi düşündüğünü, duyduğunu gözlemlediğini yazarak anlatmasıdır. İlköğretim okulları;1.2.3. sınıflarda okuma yazma birbirine koşut olarak sürdürülürken, 4.5. sınıflarda yazılı anlatıma biraz daha ağırlık verilir. Öğrenciler artık ortak yazılardan bireysel yazmaya geçmiştir. Türkçe kitaplarında okuma parçalarından örneklerle çeşitli yazma konuları verilmesinin ötesinde serbest olarak makale, şiir, öykü, tasvir gibi yaratma türleri üzerinde dururlar, yazdırılmaya çalışılır. 
 
PEKİ NASIL YAZILIR, YAZMA NEDİR? 
Yazma, bir konuyu, bir konu ile ilgili fikirleri cümle ve paragraflara göre düzenlemek ve bir bütün oluşturmaktır. Yazmada başarılı olabilmek için yazılı anlatım ilkelerini iyi bilmek, bunları yazma çalıştırmalarıyla geliştirmek gerekir. İyi ve düzgün bir yazı yazabilmek için doğru düşünmek, duymak, sonra da en iyi biçimde bunları yazıya aktarabilmektir. 
4,5. Sınıflarda bireysel yazının çalışmalarına ağırlık verilir. Bu iki yolla olur. Ya ders içinde ya da ders dışında ev ödevleri biçiminde.
Ders içi yapılacak çalışmalarında, bir konu üzerinde her çocuğun bildiğini düşündüğünü, duyduğunu 3,4 satırla yazması istenerek, yazılar okutulup başarılı yanları belirtilir. Sonra da eksik ve yanlışlıkları söylenir.
Ders dışı ödev de ise öğrenci, bir konu üzerindeki duygu düşüncelerini kağıda aktırır. Bu ödev tüm sınıfta yada öğrenciye özel olabilir. Öğretmen bu yazılı ödevlerin yanlışlıklarını düzeltmez, sadece belirtir. Kağıttaki yanlışın düzeltilmesi doğaldır ki kafanın içinin düzelteceği anlamına gelmez.
Öğretmen öğrencilerinin başarısını şu yönlerden değerlendirir.
a) Öğrencinin gözlem gücü.
b) yazdıklarında doğruluk.
c) anlatışta inanç ve içtenlik.
d) Konuya kendi düzeyine göre kavrayıp kavrayamadığı.
e) Türkçe’ye yazım kurallarına göre doğru değin kullanıp kullanamadığı.
 
GELECEĞİN YAZARLARI 
Bir öğretmen bir eğitimci olarak, okullarında yazma konusunda oldukça başarılı ve yetenekli öğrencilerle karşılaşmışsınızdır. Bunlar daha ilköğretimin ilk üç sınıflarında kendilerini belli ederler. 4,5. Sınıflarda ise, özel günlerle, önemli gün ve haftalar, bu tür öğrencilerin diğerlerinden sivrilip çıkmalarını sağlayan bir fırsattır bir bakıma. Yarışmalarda dereceye girmeleri bir rastlantı değildir. Bu tür öğrencileri, sınıf öğretmenleri gözden ırak tutmamalıdırlar. Geleceğin şair ve yazarlarının bu çocuklar arasında çıkmayacağını kim iddia edebilir. Bunlar, yazılarıyla sınıf köşelerinde, okul gazetelerinde kendilerini belli eder. 
Yazınsal yeteneği olan öğretmenler tarafından bu tür öğrencilerin yazdıkları izlenilmeli, gereken rehberlik ve özendirme çalışmaları yapılmalıdır. Yine bu öğrencilerin yazdıkları ürünler okul gazetelerinde yayınlanarak zaman zaman onura edilmelidir. 
Bu yetenekli çocuklar özel olarak ilgilenilmesi anadilimiz Türkçe, tüm kurallarıyla birlikte en iyi biçimde öğretilmelidir. Sonra güzel Türkçemizle yazılmış Türk ve Dünya yazarlarının çocuklara yönelik seçkin yapıtlarıyla buluşturulmalı ve tanıştırılmalıdır. Bu konuda hem sınıf öğretmenlerine büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Bu tür teşvik ve özendirmeler, çocuklardan daha çok okumaya, araştırmaya ve incelemeye yönlendirecek,bunların sonucunda da ortaya daha çok nitelikli,daha güzel ürünler çıkarmaları sağlanacaktır.
Bu yetenekli çocuklarımız ortaöğretim kurumlarının da aynı özendirme ve teşvikler izlenilirse, ileride ülkemizin yüz akı olarak şair, yazar, sanatçı ve bilim adamları bunların arasından çıkacaktır. Bunun onuru, gururu ve mutluluğun da bizlerin, hepimizin olacaktır.  Çünkü ülkemizin daha çok aydına, yazara, sanatçıya ve bilim adamına gereksinimi vardır. Bunlar ulusça, ülkeleri ülke yapanlardır.
Haydi eğitimciler! Okullarınızdaki bu tür öğrencilerinizi, kendi yetenekleri doğrultusunda, ilgi duydukları alanlarda gelişmelerine yardımcı olur. Genç kuşakların sizlerin ellerinde biçim ve ruh bulacağı unutmadan.
Sevgilerle,satırla,hoşgörüyle,yılmadan,usanmadan. Biz; eğitimcilerden de beklenen budur. 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 07

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

ÖLÜMÜNÜN 63.YILDÖNÜMÜNDE MAZLUM KENAN KÖSTEKÇİ
26 Eylül 1910-15 Haziran 1936 Mazlum Kenan Köstekçi adına ilk kez 1970 li yıllarında Çorum Halkevi yayım organı olan ÇORUMLU’NUN sayfalarında rastlamıştım. Henüz 26 yaşında veremden ölen bu yetenekli, duygulu şairin acılarla, hüzünle dolu kısacık yaşam öyküsü beni oldukça etkilemişti.
Çorumlu Dergisi’nin 1 Ağustos 1943 tarihli 39. Sayısın da Bahri Miyak; Mazlum Kenan Köstekçi’yi ve ölümünden altı yıl sonra basılan tek kitabı Zakkum Çiçekleri’ni tanıtır. Sonradan kütüphanede çıkarttırıp incelediğim bu kitabın, adıyla ilgili olarak Bahri Miyak şöyle der: “...Kitabın adı bize sunulan iksirin lezzeti hakkında apaçık bir fikir veriyor: Zakkum çiçekleri, hele kapağın üzerindeki iki mısra, onları ilham eden ruh sızılarını bedensel sancılar kadar hissedilir, adeta elle tutulur hale koyuyor;
 
“Izdıraptan doğdular,şiirlerim acıdır.
Mısralarımda elem,ilhamın kırbacıdır...”
1942 yılı basımı olan kitabın başlangıcında, İbrahim Alaattin Gövsa’nın bir tanıtım yazısı, Mazlum Kenan’ın yaşam öyküsü, bir resim ve izleyen sayfalarda da yazılış yerleri ve tarihleriyle birlikte şiirleri.
İbrahim Alaattin Gövsa şöyle yazar Mazlum Kenan ve şiir kitabı için.
Bu küçük kitaptaki içli, pürüzsüz şiirler 26 yaşında veremden damla damla sönmüş bir gencin eseridir. Hazin hayat hikayesini babasından öğrendim Çorum mebusu olan arkadaşım Süleyman Köstekçioğlu o dinmez yürek acısını bir gün bana da açtı İtiraf etmeliyim ki bu hazin defteri, (Zakkum çiçekleri ) elime aldığım zaman genç bir ölünün ve yitirilmiş bir evladın anısı karşısında rikkat ve saygı duymakla birlikte... Karşılaşacağım yeteneğin bu derece mümtaz olacağına ihtimal vermemiştim... parçaları okudukça dilde ki pürüzsüzlük, nazımdaki dürüstlük, nihayet derin elemlerin açıklıkla duyuluğu ye çözümleniş hayretimi artırıyor ye bazı parçalarla bu hayret hayranlık derecesine yükseliyordu diye yazar.
İki sayfa tutan bu değerlendirme yazısının sonunu da şöyle bağlar İbrahim Alaattin Gövsa:
“...her parçayı dikkatle ye tekrar okuduktan sonra benim varlığım kanaat bu olgusu bir avuç şiir yoğunlaşmış gözyaşları halinde bit avuç incidir ve rikkatli ruha sinen bu yazıların değeri zamanı aşacaktır. Hele ‘Şamdan’ şiiri genç şairin son gününde oldukça zayıflamış ellerle ye son bir hızla kucaklayarak tepesinde on mum alevi halinde yaktığı ruhunu ebediyete ulaştıracaktır, sanıyoruz”
Peki kimdir bu Mazlum Kenan Köstekçi?
Mazlum Kenan Köstekçi 26 Eylül 1910 yılında Çorum’da doğar Mıntıka Ziraat Ameliyat Mektebini bitirir. Öğretmen olmak için Ankara Köy Öğretmenliği Kursundan ehliyetname alır. Bir süre öğretmenlik yapar 1930 yılında Sivas öğretmen Okuluna girerse de akciğer tüberkülozuna yakalandığı için orada okuyamaz. Ankara Gazi Öğretmen Okuluna geçip orayı bitirir, İstanbul’da görev yaparken yeniden hastalanır Burgaz Heybeliada sanatoryumlarında Haydarpaşa, Cerrahpaşa hastanelerinin verem servislerinde tedavi görür Akciğer ameliyatı geçirip Çorum’a gelir Hastalığı yeniden nükseder 13 Haziran 1936 yılında ölür. Mazlum Kenan Köstekçi şiir yazmaya hastalığı yıllarında başlar. Yaşamının dört beş yılına sığdırdığı şiirlerini hemen tümünü, tedavi amacıya yattığı sanatoryum ve hastanelerin koğuşundan yazar. Zaman zaman da umutsuzluğun koyu karanlığından, ölümün ürperten; soğukluğunu duyumsar yüreğindi. Umudu, umutsuzluğu. O kahredici bekleyişi, bekleyişin acılarını, özlemi sevdayı şiirleştirir. Adına da “Zakkum çiçekleri’ koyar.
26 yıllık kısacık yaşamının son altı yılını memleketimden ve aile ocağından uzakta sanatoryum ve hastane köşelerinde geçiren Mazlum Kenan Köstekci, Heybeliye Burgaz sanatoryumlarında;
Doğa görüşleri
Hastane izlenimleri
Ölüm düşünceleri ve betimlemelerini.
Haydarpaşa verem hastanesinde memleket, özlemlerini, ocak, ana,baba,kardeş özlemlerini gençlik emellerini aşk ve güzellik duygularını,yaşama arzusu, hastalık şikayetleri,içten kopan hıçkırıklar ve usançlar,umutlar ve umutsuzlukları şiirleştirir.
Mazlum Kenan’ın hayal gücü kadar, duyguları da engin ve zengindir.
 
“Tatlı tatlı, sallanır dalgalar bir beşiktir 
İçinde uyumakta ayın baygın ışığı”  dizelerini bunu örnek görebiliriz.
Bahi Miyak’ın deyimiyle “Çorum’un vedüd (verimli)bağrından kopan Mazlum Kenan Köstekçi, duygusal dünyasında ölümün soluğuyla söndürülmüş görkemli bir şamdandı.”
13 Haziran 1936’da yitirdiğimiz Çorum’un yetiştirdiği bu yetenekli genç şairimizi ölümünün 63. yıldönümünde saygıyla anıyoruz.
 
KALBİMİN ÇILGINLIĞI
Simsiyah servilerin koyu derinlikleri,
Beni bir gün çekecek o serin loşluğuna;
Kapkara toprakların, ıslak serinlikleri,
Dolacak gözlerimin çürüyen boşluklarına...
Ben de bütün bunlardan ve hayattan habersiz,
En sakin bir uykuda uzanmış olacağım.
Uçarak bir meleğin kanatlarında emelsiz,
En rahat duygulan ruhumda bulacağım...
Öyle sanıyorum ki sükineti istemez, 
Kalbim arada bile aşk için vuracaktır. 
O çılgın istekler ki, ona bir an sus diyemez, 
Aşk sönerse eğer çarpması duracaktır...
Haydarpaşa 19.3.1936
 
BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 08

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

ÖĞRETMENLER GÜNÜ
1981 yılında kabul edilen öğretmenler gününün bu yıl 18.cisini kutladık. Hepimize kutlu olsun.
Bugün, Başöğretmenimiz Atatürk'ü ebediyete göçmüş olan ve daha dün görevi başında şehit düşen öğretmenler ile, yıllarını eğitim öğretime vermiş emekli öğretmenlerimizi  ulus ça, şükranla bir daha andık.
Bugün, öğretmenlerimizin, Başöğretmen Atatürk'ün eğitim ve öğretimle ilgili düşünce ve ideallerinde, birlik ve beraberlik ruhu içinde bütünleşmemizin kutlandığı gündür.
Diğer mesleklerle karşılaştırdığımızda, mesleklerin en yücesi en kutsalı olarak görürüz öğretmenliği. Çünkü onun hammaddesi yani kaynağı insandır, insan yavrusudur. Öğretmen, insanın kişilik hamurunu yoğurarak ona biçim vermeye çalışıyor. Öğretmenin bu günkü eğitim sistemi içinde 4-5 yaşından itibaren şefkatli ellerine teslim  edilen  çocukları  eğiterek, yarının yöneticisi, hakimi, avukatı, doktoru, mimarı, mühendisi, bilim adamı, subayı, yazarı olarak yetiştirmektedir.
Bu nedenlerdir ki; öğretmenlik diğer tüm mesleklerin üzerindedir. Öğretmenlik, mesleklerin yapıcısı, temel taşı ve nesilleri eğiten, tarihin en eski mesleğidir. Bir doktor yanlış yaparsa en kötüsü bir insan ölür. Bir mimar yanlış yaparsa, bir bina, bir köprü çöker, bu yanlışlıkların cezasını birkaç kişi çeker. Ama öğretmen yanlış yaparsa, bunun cezasını da tüm ulus çeker. Bu yanlışın düzeltilmesi de çok uzun bir zaman gerektirir.
Büyük düşünür Sokrates: "Dünyada her şeye değer biçilebilir. Oysa öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü onun eseri hem her şeydir, hem de hiçbir şeydir. " Diyerek öğretmenin görevinin kutsallığını, erişilmezliğini yüzyıllar öncesinden günümüze bir anıt söz olarak ulaştırılmıştır.
Bilimin, teknolojinin ve haberleşmenin hızla gelişmesiyle, sıcak savaşların yerini ekonomik savaşların aldığı çağımızda, bağımsızlığımızı korumak ve 2000'li yıllarda gelişmiş ülkeler arasında yerimizi alabilmemiz, öğretmenlerin bugünkü kuşakları 2000'li yılların gereklerine göre yetiştirmeleriyle mümkün olacaktır.
Ulu Önder Atatürk: " Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir." diyerek bu gerçeği veciz bir biçimde dile getirmiştir. Bunu başarabilmek için de öğretmenlerimizin yüksek görev aşkı, tam bir disiplin anlayışı, bitimsiz bir sevgi, sonsuz bir sabır, sağlam bir karakter ve yeterli bir bilgi ile donatılı olmaları gerekmektedir. Yoksa ne görevlerini istenilen biçimde yapabilirler, ne de gelişen ve değişen çağa ayak uydurabilirler.
Sözlerimi  sonlamadan, yıllardır Atatürk' ün çizdiği hedefler doğrultusunda, O'ndan aldığı güçle, yurdun her köşesinde bilim ışığını kuşaktan  kuşağa taşıyan öğretmenlerimizin "Öğretmenler Günü"nü yürekten kutluyor, başta Ulu Önder Başöğretmenimiz Atatürk olmak üzere, Milli Eğitime emeği  geçen, şimdiyse  aramızda bulunmayan tüm eğitimcilerimizi ve de ŞEHİT Öğretmenlerimizi de saygı, rahmet ve şükran duygularımızla anıyoruz.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 09

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

SEVGİNİN ODAĞINDAKİLER ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ
Eylül, okullarımızın açıldığı; ülke genelinde binlerce, on binlerce öğrencimizin ilköğretime, ortaöğretime ve üniversitelere başladığı aydır.
Okullarımızda, öğrencilerimizin geleceği hazırlanırken öğretmenler, öğrenciler ve veliler, çözüm bekleyen bir yığın sorunla da cebelleşmek zorundadırlar. Biz bu yazımızda, bu konuları değil de, özellikle ilköğretim kurumlarında ki öğretmen ve öğrenciyi sevgi merkezli olarak anlatmaya çalışacağız.
Öğretmenlik, insanlığın yaratılışından bu yana vardı; dünya durdukça da olmaya devam edecektir.
Günümüzde, uluslar arası iletişim ağı ne değin yaygınlaşırsa yaygınlaşsın; okullarımız, başta bilgisayarlar olmak üzere çağdaş araçlar ve gereçlerle ne derece donatılırsa donatılsın, yinede hiçbir şey öğretmenin yerini tutamayacaktır. Bilgisayarlar, okullarımızda öğrencilere görsel olarak her bilgiyi aktarabilir ama onun duygusu yoktur, duyarlılığı yoktur, seven bir yüreği yoktur.  Bire bir iletişim sağlaması mümkün değildir öğrencilerle. Yine de; bu çağdaş araç ve gereçleri kullandıracak olan öğretmenlerdir.
Tanrı mesleği olarak nitelenen öğretmenlik, eğiticilik ve öğreticilik nitelikleri ile geçmişten günümüze kutsal bir meslek olarak sayıla gelmiştir. Öğretmenliği, diğer mesleklerden ayıran niteliği de budur zaten.
Toplumun, en küçük kademesinden en yüksek kademesine değin her bireyi öğretmenin elinden geçmiştir. Bu nedenledir ki, öğretmenliğin her toplumda apayrı bir yeri ve konumu vardır.
Okullarımızda öğretmeni öğrencisiz, öğrenciyi de öğretmensiz olarak düşünmek olası değildir. Öğretmen, öğrencileri ile birlikte aralarında karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir duygu bağı oluştururlar. Yerine göre bu bağ, ana baba ve evlat arasında ki bağdan da güçlüdür. Çoğu zaman öğrenci anasına babasına açamadığı sorununu öğretmenine açabilir, onunla paylaşabilir dertlerini.
Öğretmen sevgi dolu yüreği, bitimsiz sabrı, engin şefkati ile ömrünü adamıştır öğrencilerine. Öğrencileri, okula başladığı ilk günlerden itibaren eğitip, öğreterek kişiliklerini geliştirmeye, onlara biçim ve ruh vermeye çalışır. Bitmez bir çabaya sürdürür bu görevini.  Bilgilerini, birikimlerini sabırla, sevgiyle, bilinçle harmanlayarak sunar öğrencilerine. Sevgisiz hiç bir yere varılamayacağını bilen öğretmen, dünyadaki tüm kötülüklerin sevgisizlikten kaynaklandığını duyumsatacaktır öğrencilerine.
Öğretmen çocukların yüreklerine sevgi, saygı ve hoşgörü tohumları ekmeği başardığı an, eğitim de işin zor yanını da başarmış demektir.
Yine öğretmen, o minicik yüreklerde çiçek çiçek sevgi açtığını bunu somut olarak yaşama yansımasını gördüğünde dünyanın en mutlu, en bahtiyar insanı olacaktır.
Yüreği, sevgi ile donatılan öğrenci öğretmenini de ölesiye sevecektir. Oluşturulan karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü ortamında başarılamayacak hiç bir şey yoktur.
Çocuğun öğretmenine duyduğu sevgi, bir başka sevgidir artık. Sevgi dolu yüreklerde kine, düşmanlığa ve karamsarlığa yer kalır mı hiç? Doğaldır ki kalmayacaktır.
Sevgi ile yetişen çocuk okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını, büyüklerini, yurdunu, ulusunu, bayrağını ve Atatürk'ü de sevecektir. Zaman içinde bilgisi, görgüsü, becerileri, deneyimleri artacak, kişiliği gelişecek, görüş, seziş, duyuş ufukları da genişleyecektir.
Vatanını, bayrağını, Atatürk'ü sadece sevmekle kalmayacak, sarsılmaz bir inançla da bağlanacaktır bu değerlere. Bu duygularla çalışan bir öğrencinin, başarısız olması düşünülebilir mi? Düşünülemez doğal olarak.
Çocuğu eğitimde bir bütün olarak ele alan öğretmen, tüm çağdaş olanakları  öğrencilerini en iyi biçimde yetiştirmek için kullanacaktır.
Çocuk da; kendisine verilenleri, sonsuz bir istek ve ilgiyle özümleyip iyiye, doğruya, güzele ve yararlıya yönelecektir. Bilgisi, becerisi durmadan artan öğrenci Araştırmayı, incelemeyi, gözlemlemeyi, sorgulamayı; yeteneklerini de en iyi biçimde geliştirip, kullanmayı öğrenecektir.
Öğretmen; çocuktaki gizli yetenekleri bulup çıkarmaya, onları ilgi alanlarına doğru yöneltmeye çalışır. İleride bilim, düşün, sanat ve devlet adamların bu yetenekli çocuklar arasından çıkacağını bilir. Kendisi de, bu bilinç ve sorumlulukla sürdürür görevini. Görevinin ne değin kutsal, güç ve evrensel boyutlu olduğunun aydınlatandadır.
Yine bilir ki, bu günün küçükleri ilerde devletin üretim ve yönetim kademelerinde görev alacak; ülkemizi gelişmiş, kalkınmış, güçlü bir ülke yapmak için çalışacaklardır.
Türkiye Cumhuriyetimizi, Atatürk'ün ışıklı yolunda O'nun İlke ve Devrimleri doğrultusunda yılmadan koruyup kollayacak, sonsuza değin yaşatacaklardır. Yıllar ve yıllar sonra, çalışmalarının ve emeklerinin somut verilerini gören bir öğretmenin mutluluğu neyle ölçülebilir?
İşte öğretmenin en büyük ödülü: Öğrencilerini ilerde istediği aşamalarda görebilmesidir.
 
"Kim demiş ki çocuk küçük bir şeydir.
Belki de ilerde büyük bir şeydir.“
 
Yeni bir eğitim ve öğretim yılına başlamanın sevinciyle  tüm öğretmen ve öğrencilerimize başarılar diliyor, saygılar ve sevgiler sunuyoruz.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 10

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

KORUMASIZ  BAŞKAN
Ümit UZEL, 1985-1997 yılları arasında 12 yıl aralıksız Çorum Ticaret ve sanayi Odası Başkanlığı yapmış; Çorum'un kalkınmasında, gelişmesinde ve tanımında büyük katkıları olmuş bir güzel insandır.
O, TSO Başkanlığından ayrıldıktan sonra, çevresindekilerin ısrarı ile Belediye Başkanlığı'na aday olmuşsa da, daha ilk aşamada kaybettirilmiştir.
Böylesine yetenekli, deneyimli, birikimli, başarılı, çalışkan ve erdemli insanlara sahip çıkmak gerekirken; ne yazık ki onları harcıyor ve saf dışı ediyoruz. Ümit UZEL'e de aynısı yapılıyor.
Bazı insanlar için kişisel çıkarlar, her zaman ön plandadır. Onların arkadaşlığı, dostluğu çıkar üzerine kuruludur. İnsanlık ve vefa duyguları gerçek değil, sahtedir. Ümit UZEL de Belediye Başkanlığı seçiminde oyuna getiriliyor. Kendisine ikili oynanıp kaybettirilmesi; sanayideki dükkanının başına dönmesi, Çorum için gerçekten büyük bir yitimdir.
Ümit UZEL gibi birisinin dükkanına kapanıp kalması beklenemezdi elbet. Onun, geçmişteki çalışmalarının birikimlerini, bir aydın sorumluluğuyla kaleme alması ve kitaplaştırması beklenirdi. O da bunu yaptı. Çok da iyi etti. Gelecek kuşaklara, “KORUMASIZ BAŞKAN” adında,  gömü değerinde güzel bir yapıt bıraktı. Bu kitap; 20. yüzyılın son çeyreğinde O'nun, Çorum TSO Başkanı olarak Çorum'a damgasını vurmasının bir belgesidir, dersek abartmış sayılmayız diye düşünüyorum. Gerçi, zaman içinde tarih, her şeyi yerli yerine oturtacaktır.  Gerçekleri ve doğruları yazanları da, tarih bir kez daha haklı çıkaracaktır.
Kitabı okuyanlar Ümit UZEL'in, yani bu, Atatürk gözlü sarışın adamın neler yapıp, neler başardıklarını salt öğrenmekle kalmayıp; O'nun birikim ve deneyimlerinden de yararlanacaklardır.  
Burada kitabı kısaca tanıtmak istiyorum:
Kitabın kimliği: KORUMASIZ BAŞKAN.
Birinci kitap. Anılar... dostluklar... ve... Ümit UZEL.
Kitabın ön kapağındaki resim Ümit UZEL'i, 1959  yılında Çorum İlköğretmen Okulu'nda lider öğrenci olarak, okulun önünde bir geçit töreninde gösteriyor.
Kitabın arka kapağının üst bölümünde bir fotoğraf var. Bu fotoğrafta Ümit UZEL'i, ilk KOBİ Şöleni'ni yönetirken Prof. Dr. Halil SARIASLAN, Dr. Rüştü BOZKURT, Prof. Dr. Kenan MORTAN ve Prof. Dr. Tamer MÜFTÜOĞLU ile birlikte görmekteyiz. Fotoğrafın altında ise; Adnan BİNYAZAR, Prof. Dr. Kenan MORTAN, Prof. Dr. Halil SARIASLAN, Dr. Rüştü BOZKURT ve Prof. Dr. Tamer MÜFTÜOĞLU'nun Ümit UZEL üzerine yazdığı değerlendirme yazılarından kısa alıntılar var.
Kitabın kapak tasarımını Altan ÖZESKİCİ; düzeltileri Mümtaz İDİL yapmış. Kitap Çorum'da Aydın Ofset'te basılmış. Ancak, böylesine önemli bir yapıta ISBN numarası alınmamasını,  bir eksiklik olarak nitelendiriyorum.
Kitapta, 150 yazı var. Bunların büyük bir bölümü Ümit UZEL'e ait. O'nun kendi yazdıkları. Diğerleriyse, tanıdıklarının dostlarının, arkadaşlarının yazılarıyla; yerel ve ulusal basında kendisiyle ilgili çıkan yazılardan oluşuyor. Bunların hepsi de, hakkı teslim eden, gerçekleri yansıtan yazılar.
Kitap, tam 400 sayfadan oluşuyor. Kitabın ön kapağındaki birinci kitap ifadesiyle, bitimindeki birinci kitabın sonu ifadesi, yapıtın süreğinin olacağı muştusunu veriyor. Bu 400 sayfalık kitabın 369 sayfası yazılardan, geriye kalan bölümü ise Ümit UZEL'le ilgili fotoğraflardan oluşuyor. O fotoğraflar ki, Ümit UZEL'in çocukluğundan başlayarak öğrencilik yıllarına; öğretmenliğinden TSO Başkanlığı döneminin sonuna değin, O'nun başarılarını kucaklayan ve yaşamını özetleyen fotoğraflardır. Bırakın Yazıları, resimler bile, bu ATATÜRK GÖZLÜ GÜZEL ADAM'IN yaşamıyla birlikte kendi dönemini belgelemektedir. Ümit UZEL hiçbir şey yazmasa da sadece bu resimleri albümleştirseydi, neler yapıp neler başardığını çocuklar bile anlardı. Bu anı resimler; Çorum TSO Başkanı olarak katıldığı toplantılara, yurt içi ve yurt dışı gezilere, görüştüğü bilim adamlarından iş adamlarına, parti liderlerinden devlet başkanlarına kadar olan kişileri kapsıyor.
Çalışma arkadaşı Cihat Ecdaroğlu'nun anlatımıyla O, “Türkiye'deki 300'ü aşkın oda ve borsa arasında Çorum'un ilk ona girmesinde katkıları olan kişidir.”
            Bu 400 sayfalık kitabı kısa bir sürede okuyup bitirdiğimi söylemeliyim. Dil ve anlatım güzel. Yazılarının başına aldığı özdeyişlerle ele aldığı konular, öyle güzel örtüşüyor ki... Bunlar, yazıların “kıssadan hissesi” oluyor. Onun, yazmada ve konuşmadaki ustalığını, dili kullanmadaki becerisini, öğretmen kökenli olmasının ötesinde, Adnan BİNYAZAR gibi  yazar bir öğretmenin öğrencisi olmasına da borçludur öğretmenin öğrencisi olmasına da borçludur diye düşünüyorum.
            O, çok okuyan , araştıran , inceleyen; okuduklarıyla kendisini sıradan insanlardan farklı kılan, bir güzel insandır. Bu ülkenin Ümit UZEL gibi aydınlara öyle çok gereksinimi var ki.                    
Ümit  UZEL,  bu  mavi  gözlü     GÜZEL  ADAM, kalkınmanın salt sanayi ve ekonomideki gelişmeyle mümkün olmayacağını; buna, kültür ve sanat boyutunun da eklenme si gerektiğini bilenlerdendir. O nedenledir ki, görevde bulunduğu süre içinde de Çorum'da, kültür ve sanatın ulusal boyutta gelişmesi ve yaygınlaşması yönünde büyük emekler vermiştir.
             Çorumlu bir aydın olarak, tüm çalışmalarını gururla uzaktan izlediğimiz ve kendisini her zaman takdir ettiğimiz bu mavi gözlü, SARIŞIN, GÜZEL ADAMI, kitabı KORU-MASIZ BAŞKAN'ın aydınlığında anlatmaya çalıştım. Bunu kendim için bir aydın, bir yazar sorumluluğu kabul ettiğimden, bir hakkı teslim etmek istedim.
            Sevgili Ümit UZEL'i böylesine etkin ve de yetkin  yapıtı nedeniyle içtenlikle kutluyor, süreği olacak yapıtlarını da sabırsızlıkla beklediğimizi bildiriyoruz.
Doğaldır ki; Ümit UZEL'in yazdığı onca yazıda salt anıları, dostlukları, toplumsal ilişkileri anlatılmıyor. Hem UZEL'in yazılarında, hem ona ilişkin yazılarda vefalılar, vefasızlar, iki yüzlü davrananlar, yani politikanın çirkin yüzü de, söz dudaktan, göz budaktan sakınılmaksızın anlatılmaktadır.
            Sunu yazısının bir yerinde şöyle yazıyor Ümit UZEL:
            “...Bildiğimi, gördüğümü, yaşadığımı ve düşündüğümü yazdım. Doğru ya da yanlış kabul edilebilir. Bu benim görüş ve düşüncemdir...
            Hayatımın hiçbir döneminde kimseden çekinmedim, korkmadım. Kendime hep gü-vendim. Bunların zararlarını görmüş olsam da.
            Yazdıklarımda göreceksiniz, hem “iğne” bir yerlere batıyor, hem de “çuvaldız”. Sadece başkalarını değil, kendimi de acımasızca eleştiriyorum. İyi yaptıklarımı gururla anlatırken, yanlışlarımı da rahatlıkla ortaya koyup, böylece sizlerle tartışmaya açıyorum...”
            Kim ne derse desin Ümit UZEL, TSO Başkanı olarak 20. yüzyılın son çeyreğinde Çorum'a damgasını vurmuş bir kişiliktir. Örnek yaşam biçimi, Atatürkçü tavrı, korkusuz, ödünsüz, başarılı çalışmaları ve karizmatik kişiliğiyle genç kuşaklara örnek olmuştur. 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

11

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

ETHEM ERKOÇ'UN KİTABI NİKONYA'DAN ÇORUM'A
 
            Ethem ERKOÇ'un kitabı NİKONYA'DAN ÇORUM'A adlı romanını tanıtmak istiyorum. Kitabın kapağına, Çorum Kalesi'nin giriş kapısı tarafından çekilmiş renkli bir resmi; arka kapakta ise, Ethem ERKOÇ'un resmiyle birlikte yaşam öyküsü ve hazırlamış olduğu eserlerin listesi yer almış. Sayfa düzeni Gürsel Yayınevi'nce, baskı ve ciltleme ise Kardeş Matbaacılık'ça yapılmış. Kitaba ISBN numarası alınmış ama, bunun arka kapağın alt bölümüne de yazdırılması gerekirdi.
            Kitabın arka kapağında verilen bilgide; Ethem ERKOÇ'un Çorum İmam Hatip Lisesi'yle, Çorum Atatürk Lisesi'ni bitirdiğini; ardından, Konya İslam Enstitüsü'yle, Bursa İktisadi ve Ticari  Bilimler Akademisi'nden  mezun olup, Kırklareli, Osmancık ve Çorum'da meslek dersleri öğretmenliği yaptığını öğreniyoruz. 1987 yılında da bir süre, Arapça dil eğitimi için Mısır'a gitmiş. Çalıştığı okullardaki kültürel etkinliklerde, tiyatro alanındaki eksikliği duyumsaması nedeniyle edebi eserler türünde, daha çok tiyatro eseri üretmeye yönelmiş. En çok yapıtı da bu alanda vermiş.
            Hazırladığı yapıtların bir bölümü kitaplaşmış, diğerlerinin de kitaplaşmaya hazır yapıtlar olduğunu belirtiyor. Umuyoruz onlar da yapıtlaşarak okur katına ulaşır.
            Ethem ERKOÇ'un başlangıçta tiyatro eseri olarak yazdığı bu yapıtını, kalıcı kılmak için sonradan romana dönüştürdüğünü öğreniyoruz. Ne iyi etmiş de kitaplaştırmış. Bu tür yapıtların, Çorum'un kültür ve sanatına zenginlik kattığını düşünüyorum.
            Tarihi romanların pek de kolay yazıldığı söylenemez. Yazar önce, romanını yazacağı dönemlerle ilgili tüm kitapları, yazılı kaynakları ve belgeleri araştıracak, bunları tek tek gözden geçirecektir. Gerekli malzemeyi toparladıktan sonra, tarihi gerçeklere bağlı kalarak romanı tasarlayıp, yazmaya başlayacaktır. Bunun için de, tüm yeteneğini kullanıp, düş gücünün sınırlarını zorlayarak, romanı gerçekleştirecektir. Romandaki tarihsel olayları anlatırken, olayların kahramanlarını, kahramanların olaylar örgüsü içindeki duygusal ve kişisel ilişkilerini, zaman ve mekan sınırları içinde ilgi çekici, eğlendirici, bilgilendirici bir anlatımla okura sunacaktır. Türkçeyi, yani anadilini çok iyi kullanıp, işlek ve akıcı bir üslupla yazan bir yazar, konuyu iyi kurguladıysa, kendini okutmayı başaracaktır.
            Tarihi roman yazmak, gerçekten büyük bir
Yetenek ve ustalık isteyen bir iştir. Ethem ERKOÇ, oldukça zor bir konuya el atarak, NİKONYA'DAN ÇORUM'A adlı romanını yukarıda belirlediğimiz ölçüler içinde yazmaya  çalışmış. İlk romanı olmasına karşın, azmi, direnci, çalışkanlığı sayesinde bu işi başarmış. “İyi ama bu romanın hiç mi aksayan yönleri yok ?” diyeceksiniz. Olmaz mı, var elbette. Bu  aksaklıkların ve eksikliklerin biraz da, tiyatro eserinin romana dönüştürülmesinden kaynaklandığını sanıyorum. Yapıt, tarihi roman  ögelerinin  çoğunu içinde barındıramıyor ama, yine de bir ilk romanın acemiliklerini hoş gördürecek güzellikte ve olgunlukta, Eksiklikleri, Kadı kızında bile bulunan kusurlarından sayılmalıdır bence.
            Romanın konusuna gelince:Ethem ER KOÇ, EMİR AHMET GAZİ tarafından Çorum'un fethedilmesini, NİKONYA'DAN ÇORUM'A adlı yapıtıyla romanlaştırmış.
            EMİR AHMET GAZİ 1071 yılında  Selçuklu Sultanı ALPARSLAN komutasında Bi-zanslılar'a karşı yapılan Malazgirt Savaşı'na katıl-mış, zaferden sonra da ALPARSLAN tarafından Anadolu'daki bazı kentlerin fethi için görevlen-dirilmiştir. 1071 yılında Sivas, Kayseri ve Malatya' yı; 1073 tarihinde de Tokat , Turhal Zile'yi ele geçi-ren Emir Ahmet Gazi, ardından; 1075 yılında Nik-sar, Amasya ve Çorum'u Rumlardan alarak, Anado lu' nun Türkleşmesinde önemli rol oynamıştır.
            İşte Ethem ERKOÇ,  Anadolu'nun fethedilerek Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde ağırlıklı olarak Çorum'un fethini anlatmaktadır bu romanında. Böylesine bir yapıtı yazmanın zorluklarını göz önüne getirdiğimizde, verilen emeğe ve çabaya şapka çıkarmak gerekiyor. Eleştirmek kolay da, onu yazmak zorun da zoru. Aslında böyle bir çalışmaya girmek bile büyük cesaret gerektirmektedir.
Ethem ERKOÇ'un bu yapıtını, Çorum tarihi ve kültürü açısından bir zenginlik olarak nitelendiriyor; Çorumlu olan, Çorumluyum diyen, Anadolu'nun fethini merak herkese bu kitabı okumalarını önemle tavsiye ediyoruz.
            Ethem ERKOÇ'u da bu özgün yapıtı nedeniyle içtenlikle kutluyor, nice başarılara diyoruz.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 12

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

GURBETÇİ
Ayda bir mektubu gelirdi babamın
Beklenen bir muştu gibi
İzmir-Karşıyaka damgalı
Madamın Han adresli

Satırlarda canlanan
O kavruk yüzü
Gülümserdi hüzünlü bir sevgiyle
Çalışıyorum,sağlıklıyım der
Gizlerdi duygularını
Bilirdik ki; o da bizi özler,
Sanki biraz daha dayanın
Sabredin derdi.

Para da gönderirdi
Arada bir
Borçlar ve ihtiyaçlar için.
Yedi kişilik horantasına

Ama yeter miydi bunlar
Tutar mıydı onun yerini
Doldura bilir miydi
İçimizdeki boşluğunu
Dolduramazdı kuşkusuz
Sevgimizin ve özlemlerimizin
Gerisindeydi her şey

Ama gelemezdi
Onsuzluk
Bir süre daha çilemizdi
Toprak damlı evimizde

Borçlar batağında
Gurbet bukağıydı ayağında
Ekonomik açmazlardı
Onu alıp götüren
İklimler ötesine

Yokluğu büyütürdü özlemimizi
Aradaki dağlar gibi
Kim bilir
Kaç bahara onsuz ulaşacak
Kaç kışı onsuz yaşayacaktık
Yokluğunda üşüyerek

Sonuçta da
Aylar aylara uzanacak
Yıllar yıllara dolanacaktı
Katmerlenirken özlemlerimiz
Güneş tam dokuz yüz kez doğup
Dokuz yüz kez batacaktı
O dönünceye değin

Günlerden bir gün
Gurbet prangasını kırıp
Döndüğündeyse ben
Köy okulunu bitirmiş
Kentte okuyor olacaktım
Orta birinci sınıfta

Gurbetçi babanın
Gurbetçi oğluydum artık
Kentin varoşlarında
Yumruk yaşımda
Öğrenciydim bundan böyle
İsteği doğrultusunda

Okuyup adam olmak
Bir baltaya sap olmakYarışında.

Gönül isterdi ki;
Kendisi gelmeli,
Evimiz şenlenerek
Yüzümüz gülmeliydi.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 13

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

YUNUS SEVGİNİN SESİDİR
Hem düşünür,hem ozandır.
Sevgi üstüne yazandır.
Seven ve sevilen candır;
Yunus sevginin sesidir.
Kullandığı arı dildir.
Deyişleri evrenseldir,
Sevgi yüreğinde seldir;
Yunus birliğin sesidir,
Hem birliğin simgesidir.
Söz mimarı Türkçe’mizde,
O’dur gönül bahçemizde,
Sevip sevilelim biz de;
O,kardeşliğin sesidir,
Kardeşliğin simgesidir.
Yunus eşsiz bir özge can,
Duygu,düşünce,heyecan.
Gönüllerde sevgi açan;
Doğruluğun has sesidir,
Hem de onun simgesidir.
Orada dostluk,sevgi,barış.
Onda kendisiyle yarış,
Sonra Yaratana varış,
Yunus dostluğun sesidir,
Hem dostluğun simgesidir.
Saygılıdır her inanca,
Tüm insanlar birdir onca,
Yunus yüzyıllar boyunca;
Hoşgörünün hoş sesidir,
Hem de onun simgesidir.
Yaratanı öğeni,
Bin sevelim,bir seveni,
Hakka sonsuzdur güveni,
O Hak yolunun sesidir.
Hak yolunun simgesidir.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 14

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

DAĞLARIN TÜRKÜSÜNÜ DİNLEMEK
Çıkrık köyü Çorum'un,
Aydın kimlikli köyü.
Köyümün üzerine,
Kurdum nice öyküyü.

Bir cennettir doğası,
Bahçesiyle bağıyla.
Bulutlara uzanır,
Kırk kaynaklı dağıyla.

Bu nedenle Akçadağ'a,
Kırklar dağı demişler.
Geçmişten günümüze,
Bu adla ünlenmiştir.

Aytaş suyu Kırklar'dan,
Köye iner can verir.
Çıkrık'ın her yanını,
Bir ormana çevirir.

Nice bağlar bahçeler,
Cevizdere,Kavak'ta;
Sular can bitirmiştir,
Pınarcık ve Kuycak'ta.

Karey ise Çıkrık'ın,
Eski yerleşim yeri.
Buranın da ünlüdür,
Bağları,bahçeleri.

Bentaltı'nda ırmağın,
Yeşil,iki geçesi.
Toprak insanlarının,
Yok gündüzü gecesi.

Bağları Kovanönü,
Alipaşalar'dadır,
Kolay değil köylünün,
Geçimi çok zordadır.

Arazi çok dalgalı,
Yetersiz toprakları.
Göçerek mesken tutmuş,
Çıkrık'lı ırakları.

Köyde kalanlar çetin,
Bir yaşam sürdürüyor.
Zorunluluk insana,
Her işi gördürüyor.

En görkemli baharı
Köyümüzde yaşarız,
Bahar gelince hemen,
Kentten köye koşarız.

Yüreğimiz açıkken,
Coşkulu bir sevgiye.
Köyün minibüsüyle,
Bir akşam indim köye.

Ahmet Serin köydeymiş,
Sevindim işte buna
Kaç zamandır diyorduk:
"Düşsek dağın yoluna.

Yokuşu tırmanarak,
Yaylamıza ulaşsak.
Evkaya,Suludere,
Her bir yanı dolaşsak.

Soğuk su başlarında,
Ağaç gölgelerinde.
Anılarda yaşasak,
Şöyle güzel bir günde."

Akdağa çıkmak için.
Görüşüp karar verdik.
İkimiz de köysever,
Hem de doğaseverdik.

Sevinçle,heyecanla,
Gider gibi okula.
15 Mayıs sabahı,
Erkenden çıktık yola.

Sabahın serinliği
Okşarken yüzümüzü
Gezinin mutlulğu
Sarmıştı özümüzü.

Ismaim mahalleden
Vadık saraycık göle
Çevredeki her ağaç
Diyordu;güle güle.

Yolun iki yanında
Uzuyordu bahçeler
Neler anımsatıyor
Bu yollar bize neler.

Saman salıncağının
Sallandık kollarında
Bu yol okul yoluydu
Çocukluk yıllarında.

Yol bir iki kıvrımla
Okula ulaşıyor
Yollar zamana tanık
Ne anılar taşıyor.

Burada çatallaşan yol
Bir koluyla yokuştan;
Evkaya’ya ulaşır,
Aşarak dağdan taştan.

Diğer yolun yönüyse
Yakatarlalaradır.
Ağaçlar bahçelerde
Kurmuşlar farklı çadır.

Duvarlardan taşıyor
Ağaçların dallar
Yeşil şemsiye gibi
Gölgeliyor yolları.

Yeşelin binbir tonu;
Doğa gülümsemesi.
Ruhları coşturuyor
Burada kuşların sesi.

Bahçelik alanları
Az sonra aşıyoruz.
Yakatarlalardaki
Suya ulaşıyoruz.

Dağdan indirilen su
Buraya çeşme olmuş
Suyla buluşan toprak
Burada yaşam bulmuş.

Çok şanslı olmalılar
Önündeki fidanlar
Bu suyla serinliyor
Burada nice canlar.

Bu hayrı yapanlara
Teşekkür ediyoruz.
Birkaç yudum su içip
“Yola devam...”diyoruz.

Solda dağın yamacı
Bir ardıç ormanıdır.
Yeşil doku toprağın
Derdinin dermanıdır.

Doğa yeşil örtünmüş
Düzüyle yamacıyla
Yollar genişletilmiş
Yol yapım amacıyla.

Doğayla başbaşaydık
Farklı hazlar veriyor.
Gözlerimiz çevreden
Güzellikler deriyor.

Nefis bir şiir ile,
Katmış kültürümüze,
Dilimin bal tadıyla,
Onu sevdirmiş bize.

Karşılık beklemeden,
Böyle nice pınarlar;
Her canlıya cömertçe
Sularını sunarlar.

Kim bilir nice yolcu
Bu suyla serinlemiş.
Doğanın türküsünü,
Bu yollarda dinlemiş.

Biz de bu su sesini
Dağların türküsünü...
Anılarda kalan o
Yolların öyküsünü;

Bir daha dinliyoruz,
Duyan yüreğimizle.
Duyumsarız da ancak,
Anlatılamaz sözle.

Diyoruz ki:"Kalkalım,
'Yolcu yolunda gerek.
Yollar durmakla değil,
Tükenir yürüyerek.”

"Hoşça kal pınar !"deyip,
Yola koyuluyoruz.
Bu yollarda daha çok
Geçmişi buluyoruz.

Yürüyoruz,solumuz,
Alan düzlükleridir.
Tarlaların pek çoğu,
Eski harman yeridir.

Nice yolcu,oduncu,
Avcı,çiftçi ve çoban.
Buraların dostuydu
Kağnı ve kara saban.

Çift sürer,orak biçer
Tırpan sallardı canlar.
Hasat zamanı burda
Kurulurdu harmanlar.


Eskilerin geçimdi,
Bütün tasası,derdi.
Dağlardaki nasadını
Burada harman ederdi.

Toz ve sıcak yakardı
Kavururdu yüzleri.
Geceleri yorgundu
Yoğundu gündüzleri.

Kağnıyla mahsulünü
Köye indirmek zordu
Onlar bu “Z” yokuşta
Zoru başarıyordu.

“Kan ekmeği” derler ya,
Yaşam öyle çetindi
Şimdi dağa insansız
Öksüz vede yetimdi.

Solda yol kıyısında
Yine bir pınar vardı.
Yıkıp geçen yıllarda
Yeniden yapmışlardı.

Yenik düşmüştü zamana
Buradaki çam olukta.
Pınarlar bir vahaydı
Sıcakta,yolculukta.

Taş ustası özenmiş
Çeşmenin duvarına.
Hayırlısı bir eserim
Kalsın diye yarına.

Nice bağrıyanığı
Bu sular serinletmiş.
Çobanlar kavalını
Bu dağlara dinletmiş.

Bu pınar da suyunu
İçin diye sunuyor.
Doğa güzelliğiyle
Ruhlarımızı suluyor.

Susuzluğu giderip
Biraz serinliyoruz.
Dağların türküsünü
Bir daha dinliyoruz.


Pınarın alt başında
Ceviz ağaçları var.
Kaç kez yıldırım yemiş
Gövdesinde yarıklar.

Doğal olumsuzluğa
Zamana direnmişler.
Nice hastalıkları
Nice zoru yenmişler.

Bu anıt ağaçların
Belli değil yaşları.
Onlarca yıl koynunda
Barındırmış kuşları.

Yüzyılı aşmın süre
Neler görmüşler neler.
Bunlar dilsiz tanıklar,
Dillenip söyleseler.

Hâlâ üretimdeler,
Hâlâ cevizleri var.
Pay alır kaç kuşaktan
Çoğalan mirascılar.

Kuzey tarafımızda
Dorukta köy yaylası
Temiz havası,suyu
Siler yürekten pası.

Yaylada beş on kişi,
Artık zor bulunuyor.
Yine orda geçmişin
Havasını soluyor.

Doğada belli semtler,
Semtlerde belli yerler.
Kırk yıllık bir dost gibi
Sevgiyle gülümserler.

Bunlar yerli bir kaya
Ya yaşlı bir ağaçtır.
Nice yıllırı tanık
Bilinmez yaşı kaçtır.

Bunlarla anlam bulup
Güzelleşmekte doğa
Anıları taşırlar
Hep kuşaktan kuşağa.

Ahmet Serin her bahar
Dağ taş demez dolaşır.
Köy,doğa sevdasını
Yüreğinde hep taşır.

Diyor ki:”Buraları
Bilirim karış karış.
Bu konuda benimle
Kimse yapamaz yarış.”

Doğrudur hem gezmiştir,
Yazmıştır satır satır.
“Çıkrık’tan Esintiler”
Köyümüzü anlatır.

Bu yapıtın dışında
Üç kitabı daha var.
O hem toprak insanı,
Hem şair,hem de yazar.

Buralarla ilgili
Anılar anlatıyor.
Doğa bilgilerime
Yeni şeyler katıyor.

Güneş epey yükselmiş,
Kızarıyorken yine.
Yolculuk sürmektedir,
Suludere yönüne.

Yolu yukardan yapmış
Yol yapım araçları
Yarmışlar yamaçları
Sökmüşler ağaçları.

Tek bir çizgi halinde
Dağın yüzünü sürmüş,
Suludere’ye doğru,
Almış yolu götürmüş.

Söyleşerek yürüken
Hem de seyrediyoruz.
“Bitkiler nede güzel
Boy atmışlar”diyoruz.

Küçük bir orman olmuş,
“Çardakağaç Düzlüğü
Yeşillikler yok olmuş
Toprağın öksüzlüğü.

Yol yamacın yüzünden
Doğuya uzanıyor
İnsan ufukta yolu
Bitecekmiş sanıyor.

Ufuk noktasınaysa
Ulaştığımız zaman.
Önümüz uçurumdur
Hem de yaman mı yaman.

Görünüm ürkütücü
Müthiş bir derinlikte.
Buradaki esinti
Hafif bir serinlikte.

Bu dik yamaç dereye
Aşağı ormanlıktır.
Tabanı görünüyor
Gizemli karanlıktır.

Suludere buradan
Görkemli görünüyor.
Bu tepenin burnundan
Yol kuzeye dönüyor.

Yolun dönemeciyse
"Dümbüldeyik"in burun.
Gelirseniz buraya
Seyretmek için durun.

Diyoruz ki:"Buradan
Oturup seyredelim.
Gözler yeşile doysun
Sonra devam edelim.

Gönlümüz kanatlıyken
Göklerde bulutlarda.
Bir kayanın üstüne
Oturuyoruz burda.

Yüzyıllardır kaç yolcu
Bu yolları aşmıştır.
Gece gündüz demeden
Menzile ulaşmıştır.

Çetin bir yolculuğu
Şimdi görür gibiyim.
Bir gurubun içinde
Sanki yürür gibiyim.

Derenin karşı yüzü
"Dostlu" diye anılır.
Bilinmez ki bu adı
Kim bilir nerden alır.

Kuzeyden güneye dek
Dostlu uzayıp gider
Yükseklikte buraya
Sanırsın yarış eder.

Dostlu'nunsa yamacı
Olabildiğine dik
Kimi yerler kayalık
Kimisi de meşelik.

Özlemliydik yeşile
Temiz havaya,suya.
Soruyor Ahmet Serin:
“Geçtin mi Dostlu'ya ?”
.
Diyorum ki:"Geçmedim !"
"Öyleyse "diyor "bu kez;
O tarafa geçelim
Bir de oraları gez.”

"İyi olur" diyorum.
"Farklı yerler görelim.
Tüm doğaseverlere
Bir selam gönderelim.

Yüreğimizde doğa
Sevgisi yalım yalım.
Sarıkis'in önünden
Dostlu'ya tırmanalım.”

Tepelerden aşağı
Birkaç dere oluşmuş
Hepsi Suludere'nin
Tabanında buluşmuş.

Gelişmiş yeşil doku
Her yan meşe ormanı.
Arazinin burada
Yeşil örtüdür canı.

Kuzeydoğuya doğru
Bu kez de yolun yönü.
Kim bilir bu dağlarda
Kim sürdürmüş ününü.

Hamit Çavuş derlermiş
Acımasız bir şaki
Eşkıyalık Kendine
Kalacak sanmış baki.

Asker kaçağıymış o.
"Kurtuluş Savaşı"nda
Yol kesmiş,adam soymuş
Bu dağların başında.

Dehşet seçmış çevreye
Fırtına gibi esmiş.
Adamları köyleri
Basıp haraca kesmiş.

Kurtuluş"tan sonradır
Kesilmiş hep kökleri.
Özgür şimdi yurdumun
Deniz ve gökleri.

Traktörler çalışmış
Gitmiş gelmiş bu yoldan.
Duyduk ki Suludere
Kesilmiş birkaç koldan.

O görkemli ağaçlar
Odun olmuş köylüye.
Taşımışlar onları
Kışlık yakacak diye.

İzinli kesim diye
Katletmişler ormanı
Doğa bu yarasına
Nasıl bulur dermanı.

Yolönce sağa dönüp
Sonra sola aşıyor.
Belli ki ondan sonra
Dereye ulaşıyor.

Yoldan ayrılıyoruz,
Şimdi önümüz iniş.
Bu Sırçalı yoludur
Hem de geniş mi geniş.

Burda ayak izi yok
Ne gelinmiş gidilmiş.
Yer yer meşeler bitmiş
Yıllar var terkedilmiş.

Kimse köye ve kente
Artık yayan gitmiyor.
Yolcular zamanını
Yollarda tüketmiyor.

Atla,eşekle,yayan
Yolculuk devri bitti.
Motorlu taşıtlarsa
Irağı,yakın etti.

Çarıkla aşılırdı
Bir zaman dağ yolları.
Bu yollarda kalırdı,
Eşeklerin nalları.

Şimdiyse yolcusu yok
Yalnızlığı yaşıyor.
Burda otların boyu,
Dizlere ulaşıyor.

Bu yollar yıllar sonra
Görülen bir dost gibi.
Ayaklarım altında
Serilmiş bir post gibi.

Bu dereden geçerek
Sırçalı'dan ilçeye
Kaç kez gidip gelirdik biz
En kısa yol bu diye.

Yüreğimin mevsimi
Güz müdür,songüz müdür?
Belli,geçmişten kalan
Anıların hüznüdür.

Dereler ve yamaçlar
Örtünmüşler yeşili.
Neler anlatır bize
Olsa dağların dili.

Doğa burda her türden
Bitkilere bezenmiş.
Yaratıcı doğaya,
Ne de güzel özenmiş.

Sağnak sağnak sevgidir,
İçimizden boşalan.
Özlemdir buram buram
Mutluluktur yaşanan.

Kaç kez aştık bu yolu
İniş bir hayli dikçe.
Doruklar yükseliyor
Biz dereye indikçe.

Belki tam otuz yıldır
Bu yollardan gitmedim.
Karşı sırta geçerek
Bu yanı seyretmedim.

Birden yol tükeniyor
Önümüzde uçurum.
Şaşırtıyor bizleri
Beklenmedik bu durum.

Derinlik beş on metre
Toprak kaymış,yürümüş.
Kayan toprağı bile,
Yabani ot bürümüş.

Kesilmiş,yok edilmiş
Deredeki ağaçlar
Sular alttan oyunca
Yürümüş bu yamaçlar.

Dönüyoruz zorunlu
Yarı dolaşıyoruz.
Yan tümsekten eriye
Dereyi aşıyoruz.

Ruhumuz coşuyor
Suyun çağıltısıyla.
Çok sürmüyor sonunda
Buluşuyoruz suyla.

Dere tümden fundalık
Görünmüyor gökyüzü.
Can bulmakta toprağın
Suyla,bayırı,düzü.

Çağlayarak gelmekte
Evkaya Deresinden.
Derenin türküsünü
Dinle suyun sesinden.

Buluşuyor bu suyla,
Yüreğimiz özümüz.
Serinliyor bu suyla
Yüreğimiz özümüz.

İzleyerek dereyi,
Yeniden yürüyoruz.
Anılarda tam kırk yıl
Önceyi görüyoruz.

Dereyle tanışıklık
Elli'nin ortasında.
Daha önce onları
Yazdım yerel basında.

Solumuz dimdik yamaç
Yok olmuş yeşil doku.
Ormanken köylü burdan
Kesermiş saban oku.

Yağan yağmur yüzeyin
Toprağını sürümüş.
Yer yer yaban otlar
Ve çalılar bürümüş.

Kıraçlaşmış burada
Yamaçların yüzleri.
Görülüyor açıkça,
Erozyonun izleri.

Baharın bu en güzel
En görkemli deminde
Görüyoruz,yamaçlar
Yeşilin özleminde.

Gönül ister burada
Yamaç yeşil örtünsün.
Kavrulan toprakların
Artık ateşi sönsün.

Bir ikinci derede
Sırçalı'nın yönünde.
Bu dereyle birleşir
Sarikiz'in önünde.

Köpürüp çağlayarak
Suludere'yi izler
Oluşan kalyonlarda
Sanki kendini gizler.

O sarp kayalıklarda
Çağlayanlar oluşur.
Dağdan aşağı iner
Topraklarla buluşur.

Kışlacık için bu su
Damarda kan gibidir.
Onu mutlu yaşatan
Bedende can gibidir.

Dostlu'nun tepesini
İlk defa göreceğiz.
Bütün güzellikleri
Özlemle dereceğiz.

Suludere boyunu
Tek tek tarayacağız
Derenin tabanına
İniş arayacağız.

Tepenin tüm kuzeyi
Olmuş meşe ormanı
Veriyoruz yeniden
Bacaklara dermanı.

Tepenin kuzeybatı
Sırtından çıkacağız.
Yüreklerde bir gençlik
Ateşi yakacağız.

Bir davar cılgası var
Orayı izliyoruz.
Burayı tırmanmaksa
Oldukça zor diyoruz.

Tırmanış hem yorucu
Hem heyecan verici.
Her adım önümüze
Güzellikler serici.

Suludere'ye doğru
Sağ yanımız uçurum.
Dikkatsizlik yaratır
Tehlikeli bir durum.

Bu sırtı tırmandık ya
Kaldık soluk soluğa.
Dorukta ara verdik
Bu çetin yolculuğa.

Çevre göz ufkumuzda
Yüksekteyiz oldukça.
Bu gezi sürecektir
Böyle fırsat buldukça.

Ağrımıştı bacaklar
Doğrusu yorulmuştuk.
Bu düz tepeyi farklı
Güzellikte bulmuştuk.

Bin bir yabani otun,
Çiçeğin kokusuyla.
Bizleri büyüleyen
O farklı dokusuyla.

Gönlümüz bu tepede
Kanatlanmış bir kuştu.
Yüreğimiz coşkuyla
Mutlulukla dolmuştu.

Biraz dinlenmek için
Odada duruyoruz.
Bir meşenin dibine
Çöküp oturuyoruz.

Diyorum "dinleyelim
Hem birşeyler yiyelim.
Buradan uzakları
Şöyle bir seyredelim."

Kuzeybatıda Kırklar
Yükselmiş görkemlice.
Çevredeki dağlardan
Hem farklıdır,hem yüce.

Yine kuzeybatıda
Suludere yamacı.
Yetiştirmiş her türden
Milyonlarca ağacı

Çevresine yeşilden
Halılar sere sere
Evkaya'ya yukarı
Uzuyor Suludere.

Birden yüreklerimiz
Acıyla kavruluyor.
İçimizin coşkusu
Toz olup savruluyor.

Böylece alıyorum
Acılardan payımı.
Diyorum ki: "Çok yazık
Bu bir orman kıyımı.

Kesim izni alarak
Ormanı katletmişler.
Derede fundalığı
Yol yapıp,yok etmişler.

Açık ve net biçimde
Görünüyor buradan.
Doğa nasıl kurtulur
Aldığı bu yaradan.

Yeşertirken Çorum'da
Bizler boş alanları
Tüketme yarışında
Onlar var olanları.

Büyük uğraş ve caba
Verilsede bu yolda.
Kesilen fundalıklar
Yetişmez elli yılda.

Yağmur yağdığı zaman
Seller olacak yine.
Oysa orman engeldir
Sel felaketlerine.

Bilinir ki ormanlar
Yağışları düzenler.
Hem toprak kaymasına
Hem de selleri önler.

Doğa bilinci yoktur
Yazık,pek çoklarında.
Dava açılsa bile
Bunların haklarında.

Ceza kafalardaki
Yanlışı düzeltir mi ?
Doğaya sahip çıkıp
Korumalıyız der mi ?

Cezayla,korkutmayla
Bir yere varılır mı ?
"Vah Tüh'le de doğanın
Yarası sarılır mı ?

Doğayı insanlara
Önce sevdirmek gerek.
Bilgilendirip doğa
Bilinci vermek gerek.

Herkes gönül verirse
Böyle kutlu davaya.
Beşten yüzbeşe herkes
Sahip çıkar doğaya.”

Ahmet Serin diyor ki;
"Hoş ve güzel söylersin.
Duyması gerekenler
Duymuyorlar neylersin ?"

Çektiğimiz resimler
Kıyımı belgeliyor.
Bir kıyım ki sevinci,
Coşkuyu gölgeliyor.

Bu kıyımın hüznünü
Birlikte yaşıyoruz.
Azığı da hüzünle
Ortak paylaşıyoruz.

Temiz dağ havasını
Soluyoruz burada.
Doğanın tasasını
Buluyoruz burada.

Ardıçlar ve meşeler
Büyüme yarışında.
Hep baharı özleriz
Gönlümüzün kışında.

Kalkıyoruz yeniden
Düzlükte yürüyoruz.
Bulunduğumuz yerden
Çok yeri görüyoruz.

Ötelere uzuyor
Burada Dostlu Düzlüğü.
Tutacakmış gibisin
Uzansan mavi göğü.

Burası öyle geniş
Öyle düz bir alandır.
Farklı görünümüyle
Anılarda kalandır.

Oldukça yüksektedir
Suludere'den bura.
Ürpertiyle bakarsın
O korkunç kayalara.

Karşıdan bir yol bulup
O kanyona inmiştim.
Başardığım için
Oldukça sevinmiştim.

O kanyonda yürümüş
Çıkmıştım çağlayanı
Uçurumla çevrili
Dik kayalık her yanı.

Çağlayanda duş alıp
Biraz serinlemiştim.
O söğüdün altında
Hem de yemek yemiştim.

Kestirme olsun diye
Çıkmak istedim ordan.
Çünkü indiğim yerse
Çetindi buralardan.

Taşı,toprağı kaymış
O yamacı tırmandım.
Arka yüze kolayca
Ordan aşar sandım.

Yukarıya çıkış yok
Tüm yolları denedim.
Tutsak kaldım orada
Çıktım da inemedim.

Kıldan köprü gibiydi
Orda kayanın yüzü.
Yıllarca uzaktaydı
Sanki tepenin düzü.

Yoğun bir uğraş verdim
Ölüm yaşam arası.
Demek bende değilmiş,
Henüz ölüm sırası.

Sarp kayanın yüzünden
Kıldan köprüyü aştım.
Bilmiyorum nasıl
Yukarıya ulaştım.

Tırmandığım kayalar
Aşılamaz biçimde.
O günkü heyecanım
Bugün gibi içimde.

Yine serüvenci
Ruhum kışkırtıyor.
Görmediğim yerleri
Araştır,bul,gör diyor."

Ahmet Serin diyor ki;
"Büyük yanlış yapmışsın.
Belli oldukça büyük
Tehlike atlatmışsın.

Bir daha yalnız inme
Geçmiş olsun diyorum.
Onları görmeyi
Ben de çok istiyorum.

İki kişi olarak
Gelmeli buralara
Biri yardımcı olur
Biri düşse dara."

"Haklısınız" diyorum.
"Orda yalnız olmuyor.
Yardımcısız,inmek ve
Çıkmak gerçekten de zor"

Resim çekiyoruz
Orada oturarak.
Fotoğraf karesinde
Zamanı durdurarak.

Her görünüm gözlerden
Resmolur içeriye.
Kalkar şöyle düşünüp
Bakıyoruz geriye.

Buralar meşe,ardıç
Dalıyla yaprağıyla;
Bir başka güzellikte
Taşıyla,toprağıyla.

Çiçekleri,otları
Özlemle kokluyorum.
Doğa güzelliğiyle
Ruhumu paklıyorum.

Suludere boyunu
Açıktan izliyoruz.
Bir taraftan yürüyor
Çevreyi gözlüyoruz.

Görünüm yukarıdan
Öylesine görkemli.
Görünmeyen yerlerse
Kışkırtıcı,gizemli.

Nasıl,ne biçimdedir ?
Merakı kamçılıyor.
"İniş yolu bularak
Gel bizleri gör" diyor.

Ardıçlar kayalara
Tutunmuş kökleriyle.
Vahşi güzellilerin
Çekicilikleriyle.

Kırk elli metre kadar
Güçlükle iniyorum.
Oradan da kanyona
İnmeyi deniyorum.

Sarp yamaçlar inişe
Yazık izin vermiyor,
Oradan ötesini,
Gizliyor,göstermiyor.

Sıcaktan terledikçe
Börtüyor dil ve damak.
Bizi daha yoruyor
Bir iniş bulamamak.

Yüzyıllar aşındırmış
Seller çok yaman oymuş.
Buranın varlığını
Bilmem kaç kişi duymuş.

Yeniden tırmanarak
Yamacının bedenine
Yürüyoruz bir süre
Dere boyunu yine.

Her türden ağaç,çalı
Yabani ot boy atmış.
Dallarını özgürce
Gökyüzüne uzatmış.

Kayaların Yüzünde
Yaşama tutunmuşlar.
Her türde ve biçimde
Güzellikler sunmuşlar.

Buradan deneyelim
Bir de burdan diyoruz.
O sarp kayalıklardan
Aşağı iniyoruz.

Her inişte ardıca
Kayalara tutunarak
Doldururken yüreği
Heyecan dolu merak...

Yine iniş yolunu
Ucurumlar kesiyor.
Burda da tehlike
Rüzgarları esiyor.

Suların çağıltısı
Duyuluyor dereden.
Nasıl bir yol bulupta
İnmeliyiz nereden ?

Değmemiş buralara
Belki insan ayağı.
Neleri gizlemekte
Derenin koyağı.

Nasıl,ne biçimdedir ?
Merak ettikçe bunu.
Zenginleştirmektedir
Bizde düş boyutunu.

Bu vahşi güzellikle
Sanki sarhoş gibiyiz.
Düşsel bir yolculukta
Sanki bir kuş gibiyiz.

Yoruluyor bacaklar
Bu iniş çıkışlarla.
Sürüyor dostluğumuz
Kayalarla,taşlarla.

Belli bir yere kadar
Yeniden iniyoruz.
Yine müthiş uçurum
Umarsız dönüyoruz.

Buralar daha çetin
Uğraşımız boşuna.
İkimizde umutsuz
Üzülüyoruz buna.

Hava sıcak terliyor
Güneşten yanıyoruz.
Yeniden bin güçlükle
Geri tırmanıyoruz.

Hep sonuçsuz kalıyor
Verilen bunca emek.
Bizleri çok üzüyor
Dereye inememek.

İniş ne değin zorsa
Çıkış ondan da beter.
Artık bacaklarımız
İsyan ediyor : Yeter !

Yolumuz hep aşağı
Gidiyoruz güneye
Bir iniş bulacağız
Hem sınaya,deneye.

Susamış,yorulmuştuk
İnmeye dereye
Dağcı takımlarıyla
Gelmeli bu yöreye.

İnmeli uçurumdan
Kanyonlara girmeli.
Yüzyıllardır saklanan
Gizlerine ermeli.

Gördüm hem görkemli
Hem de dehşet verici.
Aynı anda yaşamı
Ölümü gösterici.

Doğamız daha da çok
Gelişsin,güzelleşsin.
Gönül ister çekimle
Hemen belgeleşsin.

Dağların dorukları
Bulutları deliyor.
Biz aşağı indikçe
Doruklar yükseliyor.

Sürüyordu yolumuz
Bir davar cılgasından.
Kışlacık'a yaklaştık
Ardıçlık kıyısından.

Beşyüz metre kalarak
Derenin bitimine.
Eğimli bir yamaçtan
Denemekteyiz yine.

Çağrı yapıyor suyun
Çağıltısı bizlere.
Bu kez geçit veriyor
İnişimize dere.

Bir minare boyunda
İki yanda kayalar.
Titreyen bacaklarda
Felaket bir ağrı var.

İki ceviz ağacı
Kanyonu sahiplenmiş.
Belli ki;başkaları
Bizden önce inmiş.

Doyumsuz bir özlemle
Buluşuyoruz suyla.
Bir işi başarmanın
O müthiş coşkusuyla.

Yedi buçuk saattir
Yoldayız köyden beri.
Tepeleri aşarak
Geçmişiz dereleri.

Kanyonun kayaları
Dereyi gölgeliyor.
Bir süre dinlenince
Açlık akla geliyor.

Odun çalı toplayıp
Yakıyorum bir ocak.
Yedimizdeki tavuk
Bize şölen olacak.

Acıkmışız iyice
Sofrayı kuruyoruz.
Kızarmış nefis etle
Orda doyuruyoruz.

Birkaç yudum suyla da
Tamamlanıyor şölen.
Beden rahatlayınca
Burda ilk akla gelen..

Şöyle yatıp uyumak
Bu suyun ninnisiyle.
Düşte yolculuk yapmak
Tüm kuşların sesiyle.

Bizde orda uzanıp
Doğayı dinliyoruz.
Derenin gölgesinde
Biraz serinliyoruz.

Ahmet Serin diyor ki:
"Veda edelim suya
Yorgunluktan burada
Dalacağız uykuya.

Gerçekten yorulmuşuz
Artık dönmeli köye.
Bugün yaşadığımız
Dönüşmeli öyküye"

Diyorum ki: "Herşeye
Karşın güzel bir gündü.
Güneş indi tepeye
Zaman akşama döndü"

Çıkıyoruz dereden
Kayayı tırmanarak.
Yarım saat köy yolu
Yıldızlar kadar ırak.

Bacaklar kütük olmuş
Güçlükle yürüyoruz.
Bir günün anısını
Almış götürüyoruz.

Sanıyorum yeniden
Dağ tepe aşıyoruz.
Çirçir,Karey üstünden
Köye ulaşıyoruz.

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

15

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

KÜLTÜR KAYNAKLARIMIZ
Kültür kaynaklarımız,
Irmaklar gibi gürdür.
Geçmişle bağımızı,
Sağlayan bu kültürdür.

İster okulda olsun,
İster okul dışında.
Yılın dört mevsiminde,
Baharında,kışında.

Köylerde,odalarda,
Yaşlı halk bilgeleri;
Neler neler anlattı,
Bize kış geceleri.

Merakla,heyecanla,
İlgi ile dinledik.
Biz bu halk kültürünü,
Alarak özümledik.

İlk kültürü ninniyle,
Verenler annemizdi.
Masal dünyamızı da,
Kuranlar ninemizdi.

Ninniden sonra masal,
Türkülerle tanıştık.
Tekerleme,bilmece
Zevkiyle dolup taştık.

Sevdalar nakış nakış,
İşlenmiş oya oya.
Nice mani yakılmış,
Gül yüzlü yavukluya.

Halkbilimi gelişmiş,
Mani ve türkülerle.
Efsaneler,masallar,
Destanlar,öykülerle.

Dede Korkut kopuzlu,
Efsanevi ozandır.
Oğuz Boyu'ndan nice,
Kahramanlık yazandır.

Öykü kahramanları,
Bizden birer parçaydı.
Sevgili fidan boylu,
Kaşı yay,yüzü aydı.

Ya aşık öyküleri ?..
Verirdi neşe,hüzün.
En ince can telleri,
Sızlardı gönlümüzün.

Ayrıydı sevdalılar,
Gönülleri yaslıydı.
Bunlar Arzu'yla Kamber,
Kerem İle Aslı idi

Sevmiş kavuşamamış,
Yazık,Tahir'le Zühre.
Leyla ile Mecnun'un
Yaşamı dönmüş zehre.

Var mıdır tanımıyan,
Ferhat ile Şirin'i.
Ölümsüzleştirmişler,
Onlar sevgilerini.

Sevenleri araya,
Girenler ayrılmışlar.
Acı ölümlerini,
Duyanlar ağlamışlar.

Horonlar,halaylarla,
Zevkle dolup taşılmış.
Düğünler,bayramlarla
Coşkular paylaşılmış.

Çiçekler nakış nakış,
Desen olmuş halıya.
Gökkuşağı kilimler,
Adanmış sevdalıya.

Türkülerde yaşıyor,
Pir Sultan'la Köroğlu.
Sevgidir Yunus Emre,
Destandır Dadaloğlu.

Padişah oğlu gönül,
Vermiş yoksul kızına.
Karac'oğlan aşkını,
Dökmüş dertli sazına.

Her zor işi başaran,
Keloğlan hinoğlu hin.
Kötüleri alt eden,
Hem yaman cinoğlu cin.

Cin peri masalıyla,
Yürekler ürperirdi.
Hoca'nın fıkraları,
Bize neşe verirdi.

Hacivat'la Karagöz,
Güldürüp eğlendirmiş.
Güzel şeyler öğretip,
Yaşamdan kesit vermiş.

Soylu halk kültürümüz
Dilimin bal tadıyla;
Gelişmiş ve yücelmiş,
Dünyada Türk adıyla.

Her gönülde kültürün,
Ateşini yakalım.
Bizde geliştirerek,
Yarına bırakalım.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

Dağların Türküsünü Dinlemek ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dağların Türküsünü DinlemekBİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 
Çalışma TELİF ESERİDİR izin almadan kullanmayınız!
Hazırlayan Mahmut Selim GÜRSEL
corumlu2000@gmail.com
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.