İÇİNDEKİLER TIKLAYARAK GİDİNİZ!

TAKDİM
İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ
060

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL   
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

 01

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TAKDİM

            Bu sanal kitapta bulunan çalışmalar; arkadaşlarımızla birlikte basılı olarak yayımladığımız 53 sayı “Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat” dergimiz ve 54’üncü sayıdan sonra da sanal olarak yayımladığımız dergi ile “Sarı Çiğdem Şiir Defteri” dergimizde yayımlanmış çalışmalardan derlenmiştir

Tarafımdan arkadaşıma bir ufak armağan olarak hazırladığım bu sanal çalışmamda onların da çalışmalarını derli toplu olarak sizlere sunmak amacı taşımaktadır.

Çalışmalarımın bir sanal kitaplık olarak sizlere ulaşması ve sizlerinde bilgilenmenizi ve ilgileneceğinizi ummaktayım.

Mahmut Selim GÜRSEL

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 02

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

İsa KAYACAN
20 Eylül 1943 -15 Ekim 2015
Gazeteci, Şair, Yazar: Hasan Hüseyin ve Güldali’nin çocukları olarak, 20 Eylül 1943 tarihinde Burdur'un Tefenni İlçesi'ne bağlı Ece Köyü'nde doğdu. İlköğretimini köyünde tamamladıktan sonra, Ortaokulu Tefenni'de, Liseyi Ankara'da okudu. Genç yaşta çalışma hayatına başlamasına rağmen, daha sonra, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi'ne girerek Halkla İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu.
Çocukluğunda 1940'lı yılların köy şartlarının gerekleri neyse onları yaşayan çobanlık yapıp, tarlada çalışan İsa Kayacan, genç yaşta hayata atıldıktan sonra da her kademede görev yaptı. Önce bir otelde resepsiyon memuru oldu, ardından hastanede memuriyete başladı. Özellikle yazı ve şiirle uğraşması sayesinde oralarda tanıştığı ünlü kişiler iş hayatında kat edeceği merhalelerde O'na yardımcı oldular.
Bir süre İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğü'nde Genel Sekreter Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, Orman Bakanlığı’nda, ardından Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nde görev aldı. Bu görevi O'nun hayatında bir dönüm noktası oldu.
Yazı hayatına şiirle başlayan Kayacan’ın ilk şiiri Nisan 1956’da, ilk yazısı 24 Ocak 1961’de yayınlandı. Tercüman, Son Havadis, Orta Doğu, Hergün, Yeni İstanbul, Belde, Anayurt gibi ülke genelinde yayın yapan gazeteler başta olmak üzere, üç bin’ den fazla gazete ve dergide yazarak büyük bir rekora imza attı.
Yazgığı gazete ve dergilerin isim, tarih ve sayılarıyla ilgili, kitaplarında detaylı bilgiler veren İsa Kayacan; Ajas-Türk, Ana, Alkış, Avcı Rasgele, Bakış, Çocuk ve Yuva, Çağrı, Ece, Emre, Günün Kadını, Gülpınar, Güvercin, Hız, İlkkurşun, Kalkınan Dünya, Kalkınma, Karınca, Kemalist Ülkü, Kızılay, Kök, Köy-Tarım Orman ve Av, Orman Mühendisliği, Defne, (OMMDY), Lider, Milli Şuur, Post-Tel, Sanat Dünyamız, Standart, Size, Işık, Tarla, Türk Yurdu, Türkiye, Türk-İş, Türk Basın Birliği, Türkiye Sektör, Yeşil Türkiye, Yelken, Yeni Batı Trakya adlı, uzun süreli yazdığı dergiler başta olmak üzere; Onlarca dergide, binlerce makalesi yayınlandı.
Bu özelliği O’na, “yazı fabrikatörü, kültür fabrikatörü, Anadolu Basını’nın İmparatoru ve Duayen’i” unvanlarını kazandırdı. “Anadolucu yazar, Türk yazın tarihinin Evliya Çelebisi” olarak anıldı, anlatıldı ve yazıldı. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce yayınlanan “Anadolu’nun Sesi” ile “Türk Haber Ankara” gazetelerinin Haber Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni olarak hizmet veren İsa Kayacan ayrıca, Türk Basın Birliği’nin Ankara Şube Sekreterliği görevini yürüttü. Binlerce Anadolu Gazetesinde günlük yazılar yazan, asıl adından başka; Mehmet İsa, Ç.Ese Moralıoğlu, İshak Tefennili, Mehmet İsa Kayaoğulları, Can Kaya, Çiloğlu ve Kaya Buldurlugil imzalarını da kullanan, “İsa Kayacan Yazı Ofisi"yle "Ece Yayınları" ve "Ece Sanat Dergisi" nin kuruculuğunu yapan Kayacan, “Ece Haber Ajansı” nın deneme yayınlarını da gerçekleştirdi.100. kitabı olan "Orta Asya Türk Cumhuriyetleri" ile "dalya" diyen İsa Kayacan'ın değişik dallarda yayınladığı kitaplarının sayısı 124'e, yazıp yayınladığı makale sayısı 2007 yılı sonu itibarıyla 39 bin 425'e, yazgığı gazete ve dergi sayısı, bugün kapananlar dahil, 3 bin 540’a ulaştı. Anadolu'da yayınlanan pek çok gazete, radyo ve televizyonda "İsa Kayacan" konulu açık oturumlar düzenlenip yayınlandı. TRT Türkiye'nin Sesi Radyosu'nda yayınlanan "Cumartesi'den Cumartesiye" adlı programın içinde yer alan "Sayfa Sayfa Anadolu Basını" köşesini hazırlayıp sunan ve bazı araştırmaları yabancı dillerde yayınlanan Kayacan, bir ara TRT'de Program-Belgesel ve Genel Müdür Danışmanı olarak da hizmet verdi. Çeşitli dönemlerde Orman Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve Başbakanlık' ta "Basın Danışmanı", "Şube Müdürü", "Müşavir" olarak görev yaptı ve 11 ayrı Bakan'la çalıştı. "Bakanlıklararası En Çalışkan ve Başarılı Basın Danışmanı" seçildi.
İsa Kayacan bunun dışında çeşitli kuruluşlardan 206 plaket, 248 onur, şeref, teşekkür, şükran ve takdir belgesi aldı. "Basında 25 yılın Şeref Ödülü", üç defa Milli Prodüktivite Merkezi "Verimliliğe Katkı Ödülü", "Türk Folkloruna Hizmet Ödülü", "Irak Türkmenlerine Hizmet Ödülü" , "Türk Kültür ve Edebiyatına Hizmet Ödülü", 5 kez “Türk Şiirine Hizmet Ödülü” yle “Doğa ve Çevre Dostu" ödülünün sahibi oldu. "Anadolu Basını'nın Fahri Hemşehrisi" ilan edilen İsa Kayacan, 4 defa "Yılın Yazarı", 3 defa "Yılın Edebiyatçısı" 4 defa "Yılın Şairi", 2 defa da "Yılın Editörü" seçildi."Türkiye'de en çok kitap ve yayın tanıtımı yapan yazar" unvanıyla, merkezi Azerbaycan' da bulunan Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği 'nin "Hizmet Ödülü"nü aldı. Yine merkezleri Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de bulunan Asya Üniversitesi Rektörlüğü ile VEKTOR Uluslararası İlim Merkezi Başkanlığı'nın İlmi Şûraları kararıyla 19-20 Haziran 2003 tarihlerinde kendisine iki ayrı “Fahri Doktora”, VEKTOR uluslararası beynelhalk İlim Merkezi Başkanlığının "İlmi Şürası" kararıyla 16.02.2006 tarihinde de "Fahri Profesör" diplomaları, ayrıca Azerbaycan’dan Beynelmilel ‘Türk Dünyasına Hizmet Diploması’yla, Kanada’dan “Güzel Söz Ödülü” verildi.Özellikle Anadolu Basını mensupları ile çeşitli yazarlar tarafından; “Efsane İnsan, Destanlaşan Köylü, Edebiyat ve Kültür Elçisi, Antolojist, Burdur’un Fahri Türkiye Elçisi, Türk Dünyasına Işık Saçan İnsan, Türk Dünyası'nın Ferhat-ı" unvanlarıyla taltif edildi.İsa Kayacan, resmi ve özel olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarca düzenlenen seminerlerde "Gazetecilik", "Anadolu Basını", "Habercilik", "Basın ve Halkla İlişkiler" konularında dersler verdi, bildiriler sundu.Gençlik yıllarından beri Ankara'da olmasına rağmen doğup büyüdüğü memleketinden hiç kopmayan İsa Kayacan, hemşehrileri tarafından da unutulmadı. 2000 yılında Burdur Merkez'de bir cadde ile Tefenni İlçesi'nde bir sokağa Belediye Meclisleri'nin kararlarıyla "İsa Kayacan" adı verildi.Ayrıca, Kültür Bakanlığı'nın onayı ile, binlerce kitap bağışladığı Burdur İl Halk Kütüphanesi'nde bir salona "İsa Kayacan Okuma Salonu" levhası asıldı.Sürekli Basın Kartı sahibi olan, eşi Sabahat hanımı 12 Şubat 2002 tarihinde kaybeden ve 2005 yılı Ekim ayında Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri iken, kendi isteği ile emekli olan, hazırlanan “İsa Kayacan Belgeseli” gösterimi ile 2006 yılında Ankara’da ve Burdur’da “Türk Kültür ve Basın-Yayınına 50. Hizmet Yılı” kutlanan, hakkında 2. belgesel hazırlanan, Merkezi Azerbaycan'ın Başkenti Bakü'de bulunan Azerbaycan Yazıcılar Birliği'nin asıl üyeleri arasında yer alan, “Guinnees Rekorlar Kitabı” için hazırlık çalışmalarını sürdüren, Prof. Dr. İsa Kayacan’ın, üç kızı, iki torunu bulunuyor.. (Temmuz-2008)
Internet’te Yazarımız   http://corumlu2000.dergisi.info  çalışmaları yayınlandı.
İsa KAYACA 15 Ekim 2014 tarihinde vefat etmiş ve 16 Ekim 2014 tarihinde Ankara Karşıyaka mezarlığında ebedi istirahat ahına defnedilmiştir. corumlu2000@gmail.com

Telif Eseridir izinsiz kullanmayınız  corumlu2000@gmail.com

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 03

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İÇİN, YABANCILARIN SÖYLEDİKLERİNDEN:
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Yüce Atatürk için, yabancıların neler söylediğiyle ilgili kısa bir araştırma ve değerlendirme yapalım efendim:
1- O, Atatürk Türkiye’yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. (Muhammed Ali Cinnah, Pakistan’ın kurucusu, Milliyet Gazetesi, 10 Kasım 1954)
2- Türkiye tarihi, bugün, her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir durumdadır; Atatürk’ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. (Charles De Gaulle Neden – Fransa Devlet Başkanı, Vatan Gazetesi, 10 Kasım 1963)
3- Kemal Atatürk yalnız bu yüz yılın en büyük liderlerinden biri değildir. Biz Pakistan’da O’nu, gelmiş, geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz (Eyüp Han, Pakistan Devlet Başkanı-Cumhuriyet Gazetesi, 10 Kasım 1963)
4- Yakın ve Orta Doğu’da ilk Cumhuriyet, doğuşunu O’na borçludur. Bu cumhuriyet, birçok ulusun milli özgürlük savaşlarına ışık tutmuştur. Atatürk’ün yönetimindeki Türkiye’nin uluslararası otoritesi yükselmiş ve ülkesi dünya siyasetinde önemli bir rol oynamaya başlamıştır. (Nikita S. Ruşçef-Sovyetler Birliği Başkanı-Milliyet Gazetesi, 10 Kasım 1963)
5- Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk ulusuna ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. (John F. Kennedy-ABD Başkanı, Hürriyet Gazetesi, 10 Kasım 1963)
6- Kemal Atatürk veya bizim O’nu o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman çok duygulandım. Türkiye’yi modernleştirme yolunda Atatürk’ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. O’nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyorum (Jawaharlal Nehru, Hindistan Başbakanı, Gazeteler, 10 Kasım 1963)
7- Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk Milletine nasip oldu. (Lody George-İngiltere Başbakanı, 1922, K.Atatürk ve Milli Mücadele T. 1958-S.508),
8- Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk ulusunu yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. (Winston Churchill-İngiltere Başbakanı, Tan Gazetesi 18 Aralık 1938)
9- Mustafa Kemal sosyalist değildi. Fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir. O, soygunculara karşı İstiklâl Savaşı yapıyor. (Lenin, Rus İhtilâli Lideri, 1921- Tek Adam 1964,S.378)
10- Paşa, size nasıl hayran olmayayım? Ben Fıransa’da laik bir hükümet kurmuştum. Bu hükümeti Papa’nın Paris’teki temsilcisinin yardımı ile papazlar devirdi. Siz ise bir Halife’yi kovdunuz ve gerçek anlamıyla laik bir devlet kurdunuz. Siz, bu taassup içinde laikliği bu topluma nasıl kabul ettirdiniz? (Edouard Herriot-Fransa eski Başbakanı-1933-Yazılmayan Yönleriyle Atatürk,1963, 5.62)
11- Kemal Atatürk için daimi bir anıt tesisi münasebetiyle Türkiye’ye tebriklerimi arz ile gurur duyuyorum. O’nun gösterdiği yolda yürüyen büyük ulusunuz çok önemli başarılar elde etmiştir.(Dwight D.Eisenhower- ABD Başkanı, Anıtkabir Özel Defteri’nden, 1953)
12- Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemez miyim, onun ruhuna bu kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım? (Habib Burgiba-Tunus Devlet Başkanı, Cumhuriyet Gazetesi, 26 Mart 1965)
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 04

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÜLAYE RAZYEVA’DAN: ATATÜRK’Ü GÖRÜREM
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den gelen şair, şaire ve yazarlarımızın sesleri, kitapları, yayınları… Bunlardan bir yenisi, Gülaye Rızayeva- Şınıklı’ya ait. “Atatürkü Görürem” adlı 99 sayfalık şiir kitabı efendim.
Kitabın redaktörü: Sirus Azadi, Operatörü: Ayşegül Abdülkerimova, Dizgi: Arda Grafik Planet, Cavidan Elbars imzalarıyla karşımıza çıkıyor.
Gülaye hanım bu kitabında değişik şiirleriyle Türkiye, Atatürk sevgisini dile getiriyor. Atatürk şahsiyetinin büyüklüğünden ve ölmezliğinden söz ediyor, yola çıkıyor Türkiye/Azerbaycan kardeşliğinden, Mevlana yüceliğinden,  hareket ederek kalbinde, ruhunda duyduğu sevgilerini mısralara döküyor.
“Bitip tükenmeyen sevgilerin sahibi” olarak bilinen Gülaye Rizayeva-Şınıklı’yla Ankara’da, Altındağda Şiir Akşamları programı çerçevesinde tanışma fırsatı buldum.
Atatürk ve Türkiye sevgisiyle dolu olduğunu, yayınladığı “Atatürkü Görürem” adlı kitabıyla daha açık ve net anlama, görme gerçeğiyle karşılaşmam beni sevindirdi, mutlu etti.
“Atatürkü Görürem” adlı kitabın sunuş ve önsöz mahiyetinde yazılanlar, “Redaktordan”, “Türk Türkü goşdu” ve “Hazine köprüsü” başlıklarıyla verilmiş. Bunlardan:
- “Salam Azerbaycan şiirinin hususi bir yeri var. O öteki şiirlerinde olduğu gibi, Deyir ki Salam Azerbaycan şiiriyle, hiç kimsenin demediği, diyemediği yalnız şahsına ait tarzda vatan sevgisini mukaddesleştiriyor” (Sirus Azadi),
- “Düzüm düzüm sıralanan bu satırlar, Garabağ ağrılı, Tebriz hazretli, Kerkük, Çanakkale yanlığıdır. Sarıkamış çölündeki şehid ruhunun masım bakışıdır. Bir ana laylasının ışığında sizinle söz dünyasında görüşdük” Telman Dejelli)
- “Gülaye hanım düşünür ki, Mustafa Kemal Atatürk dünyanın bir çok ülkelerine, milletlerine örnek olarak, yalnız öz milletinin değil, bütün insanlığın azaldığını arzulayan büyük bir lider idi” (İmami Şövket Ebülfezi gızı).
Azerbaycan yazıçılar ve jurnalistler birliklerinin üyesi, şaire Gülaye Şınıklı, “Taleyimin laylaları” adlı şiir albümleriyle de dikkat çekiyor. Bu albümlerde yeralan şiirleri Azerbaycan’ın tanınmış sanatçıları tarafından seslendirilmeye devam ediliyor efendim.
Kitabın adı olan “Atatürkü Görürem” adlı şiir 37, 38, 39, 40 ve 41 nci sayfalarda yeralıyor. Bu şiirden:
 
Aşkımızın aynasında,
Atatürkü görürem.
Azadlığ dünyasında,
Atatürkü görürem.
 
Gülayeyem, sözümle,
Hep özünü-özümle,
Hakkı gören gözümle,
Atatürkü görürem..
 
Gülaye Hanım Atatürk’ü böyle görüyor.. Ya bizim Türkiye’de bazı zeka özürleri nasıl görüyor?  Anlayan var mı? Tebrikler Gülaye Hanım, tebrikler.
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 05

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TÜRKÇEMİZİN GÜNAHI NE?
Dilimizin anlatım için var olduğu, anlaşma için yaratıldığı biliniyor. Doğru yazmak, Doğru konuşmak, doğru anlaşmak için çaba göstermek hepimizin görevi.
Merkezi Ankara’da bulunan, günlük yayınlanan “Belde” Gazetesinde, Semiha Korkmaz ve Fatma Betül Kaya’nın hazırladığı sütunlarda, 26,27 Aralık 2008 tarihlerinde görüntü olarak yayınlanan “Komikler” sütunlarına geçen duyurular vardı. Bunların içinde elle yazılanlar olduğu gibi, bilgisayar çıktılı olanlar da yer alıyordu.
Bunlar sırasıyla;
1- Satılık karalüferli daire..Tel:
2- Tembel avrat reyonu (Bir marketten)
3- Misir uni gelmiştur,
4- Osman Gazi Ünivestesinde ürüleci servisinde Ameliyata gitti. Yunus Çini sahibi Eskişehir.
5- Muazzez Abacı, TSM sanatçısı. TRT–1, 31.12.2008 yılın son günü. Saat: 20.40, Yılbaşı eğlence programı: “TRT çalışan personellerine teşekkür ederim” diye mikrofondan, ekrandan sesleniyor.
-“TRT’de çalışan personele teşekkür ederim” denmesi daha doğru değil mi?.
Bunların sayısı giderek artırılabilir. Artırmak mümkün. Siz şöyle Anadolu ya bir uzanın nelerle karşılaşırsınız, nelerle. Bu yanlışların sahipleri, fazla eğitim görmemiş olabilirler… Hiç değilse, çevrelerindeki, yakınlarındaki güvendikleri kişilerden yardım talep etseler olmaz mı acaba?
 
 
 

 

 

 

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 06

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TÜRK DİL KURUMU DUYARLI
Türk Dil Kurumu, dilimiz konusundaki yanlışlıklar için, yabancı hayranlığının zirveye ulaşmasının getirdiği sıkıntılar konusunda duyarlı. Bu kurumumuzun başkanı Prof. Dr. Sayın   Şükrü Haluk Akalın yaptığı açıklamalarla, verdiği konferanslarla, sempozyumlardaki bildirileriyle, dilimizin üzerine titriyor. Sayın Akalın’dan aldığım 25.12.2008 tarih ve 2713 sayılı yazıyı aşağıya alıyorum efendim:
Prof. Dr. Sayın İsa Kayacan; Belde Gazetesinde 20 Aralık 2008 günü yayımlanan “Türkçe yaz, Türkçe oku” başlıklı yazınızı da diğer yazılarınız gibi ilgiyle okudum.
Türk Dil Kurumu, bilimsel çalışma ve araştırmalarının yanında yazınızda da belirttiğiniz gibi Türkçenin kullanıldığı alanlarda yaşanan yabancılaşmanın kaynaklandığı yasal düzenlemelerin yapılmasına kadar geçecek zaman içerisinde; belediyeler, sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ve basın yayın kuruluşları ile iş birliği içerisinde çeşitli etkinlikler yürütmektedir. Kurumun benimsediği ilke çerçevesinde de tüm çalışmalarımız, Genel Ağ üzerinden kullanıcıların eleştiri ve önerilerine açık bir şekilde yürütülmektedir ve sizin gibi değerli bilim insanı ve yazarlarımızın Kuruma gösterdikleri ilgi bizi yüreklendirmektedir. Yazınızda şahsım ve Kurumuma yönelttiğiniz övgüler için teşekkür eder tüm değerlendirmelerinizin bizler için ufuk açıcı olduğunu, çalışmalarımızı daha iyiye götürmemizde bize güç verdiğini belirtmek isterim.
Sayın Kayacan, yazınızda verdiğiniz örnek ile sizin de dikkat çektiğiniz gibi Türkçenin doğru ve düzgün kullanımına yönelik duyarlılığın toplumun tüm kesimlerince paylaşılması gerekmektedir. Böyle bir duyarlılığın oluşması ve yerleşmesinde özellikle basın yayın kuruluşlarının, yazar ve şairlerimizin çok önemli bir sorumluluğu olduğu inancı ile bu yönde yazmış olduğunuz yazılarınız için çok teşekkür eder, saygılarımı sunarım (Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türk Dil Kurumu Başkanı-Ankara)
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 07

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TÜRKÇE YAZ, TÜRKÇE OKU
Dilimiz üzerindeki hassasiyetimiz, titizliğimiz giderek artması gerekirken, adeta bu hassasiyet ve titizlikte azalma söz konusu.
Hâlbuki Türkçe yazmalı, Türkçe okumalıyız. Türkçe konuşmalı, Türkçe dinlemeliyiz. Türkçe nefes almalı, Türkçe nefes vermeliyiz.
Bulvar, cadde ve sokaklarımızdaki işyerlerinin adı, öz be öz Türkçe olmalı. Yabancı hayranlığımızla, çağdaşlığımız hayaline kapılmadan, özümüzle-sözümüzle yaşamanın huzurunu, gururunu duymalı, hissetmeliyiz.
Türk Dil Kurumu, Türkçemiz üzerindeki hassasiyetiyle dikkat çekiyor. Bu Kurumun Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, her fırsatta dilimiz üzerindeki yanlışlıkların sürdürülmesindeki rahatsızlığını ortaya koyuyor.
Kuruluş aşamasında tescil edilen şirket isimlerinin Türkçe olmasına rağmen, açılan mağazaların tabelalarına yabancı ad verilmesinin bir çelişki olduğu hatırlatılarak; “Kağıt üstündeki ismi tabelaya da taşımakta neden kararlı olunmuyor?” diye soruluyor. Sormalıyız, sorgulamalıyız. Sahi neden böyle oluyor?
Bazı arkadaşlarım tanıdıklarım var. Bulundukları şehirlerde, yabancı isimle faaliyet gösteren lokanta-restaurant sahipleriyle görüşerek, ismin değiştirilmesini istiyorlar. İsim değişmezse, değiştirilmezse, o lokantaya, restaurant’a gitmemekteki kararlılıklarını gösteriyorlar. “Şehrimde Avrupa hayranlığı” başlığı altında yazdıklarıyla dikkat çekiyorlar. Bunlar küçük örnekler gibi görünebilir. Ama bilinçliliğin örnekleridir söz konusu edilenler.
Yine bazı Belediye Başkanlarımız, Başkanlıklarımız var, “İşyerlerimize Türkçe ad koymak demek; kendimize, ülkemize ve güzel Türkçemize özen göstermek demektir” diyerek, uyarıda bulunuyorlar ve bu konudaki ısrarlarını sürdürüyorlar.
Ülke genelindeki tüm Belediyelerimizin, Belediye Başkanlarımızın bu hassasiyeti mola vermeden sürdürmelerini istiyor, bekliyoruz, rica ediyoruz efendim.
Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’ın ısrarla üzerinde durduğu, Türkiye’deki bazı şirketlerin resmi evrak üzerindeki isimlerinin Türkçe olmasına rağmen, kurdukları şirketlerin ya da mağazalarının tabelalarına yabancı isim vermelerinin anlaşılamadığı yönündeki üzüntülerin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca dikkate alınarak yasal boşluğun-boşlukların giderilmesi, Türkçe lehinde doldurulması gerektiğinin hatırlanması ve harekete geçilmesinin zorunluluğu vardır!
Bir şehrin tabelaları, o bölgede yaşayan insanlarla, toplumla özdeşleşmiş olmalı. İşyeri sahipleri bu konuda dikkatli, özenli ve seçici olmalılar.
Bu gün, ülke genelinde yüz dolayında belediyenin Türkçe tabela kullanımını teşvik için değişik yaptırımlar uyguladığını biliyoruz. TDK’ da bu kurumların Türkçe isim verilmesine yönelik çabalarını ödüllendiriyor.
Dili Türkçe olan bir ülkede, Türkçe ad kullanılmasını teşvik ettiği için, belediyelerin ödüllendirilmesi, üzerinde durulup, kara kara düşünülmesi gereken bir tablo değil midir?
Medya kuruluşlarımızda görev yapanlar, muhabirinden spikerine kadar, dilimiz üzerine dikkatle eğilerek, hata oranlarını hızla düşürmelerini, hatta yok etmeleri gerekmiyor mu?
İlkokul 4 ncü sınıfta okuyan torunum Nazlı ile Ankara-Emek mahallesinde bir caddede gezerken “Alışveriş home” tabelasıyla karşılaşınca; “Bu adamlar, alışveriş evi mi demek istiyorlar Nazlı?” diye sordum. Cevap ilginçti; “Yarısı Türkçe, yarısı İngilizce olmuş mu dede?”. Sahi, yarısı Türkçe, yarısı İngilizce yazılarak, ne söylenmek istenmiş? Ankara’da “Tepe Mobilya” olarak bilinen kuruluş varken gidiniz büyük alışveriş merkezlerine, “Tepe home”yle karşılaşırsınız.. Ayıp değil mi?. Bu işyeri isimlerinin /isimleri Türkçe olsa, alışveriş edenlerin sayısında azalma mı  olacak acaba?
YILIN SON HABERİ:
Gazeteci-Yazar İsa Kayacan’a 209.cu plaket, kısa adı SAKÜDER olan “Sanat ve Sanatkârlar Topluluğu” Derneği’nden geldi. Söz konusu plakette yazılanlar:
Prof. Dr. Sayın İsa Kayacan; Cumhuriyetimizin 85. ci yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlemiş olduğumuz “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu şiir yarışmamızda Jüri Üyesi olarak katkılarınız nedeniyle, teşekkürlerimizi sunarız. (Sevgi Eser, SAKÜDER Yönetim Kurulu Başkanı-24 Aralık 2008, Ankara)
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 08

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NAZLI’NIN BUZ PATENİ ŞAMPİYONLUĞU
Her canlı, hareket ediyor, düşünüyor, hedef veya hedefler tespit ediyor. Bu hedeflerin ulaşılması için gayret gösteriyor.
Nazlı Aykut torunum. Gelecek için hayalleri var, hedefleri var. Düşünce bazından eyleme dönüştürmek istiyor. Başlangıç çalışmaları var düşündükleriyle ilgili. Başarılı görünüyor maşallah. Bir masal anlatımıyla dile getirdiklerinden Nazlı’nın:
BUZ PATENİ SEVGİSİ
Nazlı buz pateni sevgisiyle ilgili şöyle bir düşünce oluşturmuş zihninde. Şampiyonluğa kadar gitmek istiyor. Buyurun Nazlı’nın anlatımından dinleyelim: Sevgili arkadaşlar; Merhaba. Benim adım Nazlı. Ankara, Özel Arı Okullarının 4-A sınıfında okuyorum. Şimdi sizlere buz pateniyle ilgili bir düşünce yumağı sunmak, anlatmak istiyorum:
19 Şubat 1999 tarihinde çok karlı bir kış gününde Nazlı diye küçük bir kız çocuğu, daha henüz doğmamış, annesinin karnında doğmayı bekliyormuş. O gün annenin karnı sancılanmaya başlamış ve acilen hastaneye, doktora gitmişler. Anne ameliyat olmuş ve dünyaya “Nazlı” adında bir bebek gelmiş.
Orada Nazlı’nın, babası, anneannesi, dedesi iki de teyzesi varmış. Nazlı’yı görünce hemen kucaklarına almışlar.
Yıllar geçmiş ve bu kız büyümüş. 3 yaşında buz patenine merak salmış. Annesi O’nu 5 yaşında bir kulübe yazdırmış ve böylece devam etmiş. O gün bu kız, buz pateninde Dünya Şampiyonu olmak istemiş. Bu azmi ve kararlılığı O’nu şampiyonluğa yükseltmiş. İlk önce Türkiye şampiyonasında birinci olmuş ve daha sonraki yıllarda, Dünya Şampiyonluğuna katılmış. Dünya Şampiyonluğunda da birinci olarak, ülkesine madalya kazandırmış.
NAZLI’NIN HEDEFLERİ
Nazlı’nın yukarıdaki anlatımı kendisinin hayali ve hedefini gösteriyor. Çocukların, bütünüyle insanların hayali ve hedefinin, hedeflerinin olması ne güzel ve anlamlı değil mi?
Gelecek düşüncesi, planları ve hedefleri olmayan insanların geleceği olabilir mi?
NAZLI SORUYOR
Nazlı bazı bilgiler derlemiş. “Bunları biliyor musunuz?” diye soruyor. Bunlarla ilgili bilgiler efendim. Buyrun:
1- Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
2- Hindistan’da oyun kağıtları yuvarlaktır.
3- Zürafaların ses telleri yoktur.
4- 18 Şubat 1979 tarihinde Sahra Çölü’ne kar yağmıştır.
5- Kangurular geri geri yürüyemezler,
6- Yunuslar bir gözü açık uyurlar,
7- Bir karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilirmiş.
SONUÇ
Torunum Nazlı Aykut’un dünyasında yer alanlar bunlar. O düşünüyor, gelecek için kendi çerçevesinde planlar yapıyor. Araştırıyor, derlemelerinin sonuçlarını arkadaşlarıyla paylaşıyor. Nazlı’nın gelecekte düşünceleriyle birlikte gelişmesi ve planladığı başarıların sahibi olması dileklerim ve tebriklerimle Nazlı’yı ve O’nun gibi düşünen çocuklarımızı kucaklıyorum efendim.
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 09

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NAZLI’DAN: BİR HAYAT MASALI
Torunum Nazlı Aykut,zaman zaman şiir denemeleriyle, zaman zaman da anlatımlarıyla, sütunumun konukları arasında yer alıyor.
Nazlı,Arı Okullarında, 4. sınıftan 5. sınıfa geçti.Önde gelen arkadaşlarımdan biri.Bir masalı var Nazlı’nın.Arkasından önerileri yer alıyor.Buyrun birlikte okuyalım:
BİR HAYAT MASALI
Merhaba..Benim adım Nazlı Aykut.5. sınıfa geçtim.Tabii ki, hepinizin bildiği gibi, 5. sınıfa geçmenin coşkusu içindeyim.Şimdi sizlere bir masal sunacağım. İçinde,sevgi,sanat,gayret ve çaba geçecek. Masalımızın adı: Bir Hayat Masalı.Buyrun:
-Bir gün bir ceylanın yavrusu olmuş.O kadar şirinmiş,o kadar şirinmiş ki adını “Melek” koymuşlar.Ama ne yazık ki, bebek ceylanın annesi “Melek”i doğurduktan 5 gün sonra ölmüş.Babası ise ormanda yemek ararken bir avcı tarafından avlanıldığı için ölmüş.
Küçük ceylan daha bebek durumunda  olduğu için hiçbir şeyin farkında değilmiş.Aradan aylar, yıllar geçmiş ve bizim Melek artık kendi avını avlayabilecek ,başının çaresine bakabilecek duruma gelmiş.Fakat annesinin ve babasının öldüğünü büyüdükçe hissetmeye başlamış.Bir gün ormanda kendisine yemek ararken karşısına bir kurt çıkmış.Kurt birden:
-”Nereye gidiyorsun böyle küçük ceylan?” diye sormuş.Bizim ceylan ürkek ürkek cevap vermiş:
-”be-ben o-ormanda yiyecek to-toparlamaya çıktım” demiş.Kurt:
-”Peki küçük ceylan” demiş.Ama kurt, birgün ceylandan habersiz gelip, onu bir güzel yiyecekmiş.Ama ceylana hiç farkettirmemiş bile.
Bir gün ceylan ormanda dolaşırken karşısına yine o kurt çıkmış.Bizim kız ceylanın ödü kopmuş.Kurt ağzı sulu sulu şöyle demiş:
-”Seni birazdan yiyeceğim.Başta seni kandırmaya çalıştım.Seni yemek istiyordum.Benden kaçma diye seni kandırdım.”.. Küçük ceylan var gücüyle yuvasına koşmuş.Kurt onu saatlerce aramış.Ama maalesef ceylanı bulamamış.Ceylan kurdun bir daha kendisini yemeye çalışacağını düşünerek,hemen plan yapmaya başlamış.
Kurt yine bir gün ceylanın karşısına çıkmış.Kurt yine ağzı sulu sulu şöyle demiş:
-”Ne oldu çok korktun galiba?” der demez ceylan hemen elindeki sopayı kurdun gözüne saplamış.Kurt acılar içinde yere yığılmış. Ve bir daha da ceylanın yanına uğrayacak cesareti gösterememiş.
Aradan yıllar geçmiş ve bizim küçük Melek kendisine bir aile kurmuş.Artık büyük bir yetişkinmiş Melek.Çocuğuna annesinin adını yani ‘Güzel’ koymuş. Ömürlerinin sonuna kadar da böylece mutlu yaşayıp gitmişler.
Buradan çıkardığımız sonuç:Arkadaşlar bu masaldan çıkardığım sonuç bence şu olmalı:Hiçbir iyilik ödülsüz.hiçbir kötülük de cezasız kalmayacak.Hepinize içten teşekkür ederim.Görüşmek üzere..18 Haziran 2009 Perşembe.
ÖNERİLERİM
Disney Channe Tv, sizin televizyonda çıkıyor ise ve çocuğunuz var ise o kanalı izlemesini tavsiye edin.Pazar günleri 19.45’te eğer işiniz yok ise, hemen Fox kanalını açın.Çünkü, “Arka Sıradakiler” var.Tavsiye ederim süper bir dizi.
-Sabahları erken işe gitmiyorsanız veya bir işiniz yoksa (hafta sonları çalışmayanlar için) hemen sabah kahvaltısı için size en yakın börekçiye gidin.Oradan bir poğaça veya ekmek alıp gelin.Kahvaltı masasına oturun.Ziyafetin tadını çıkarın ve eğer hava güneşliyse keyfinize keyif katın.(18 Haziran 2009) 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 10

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÇANAKKALE İÇİNDE AYNALI ÇARŞI
Ruhlarımızın şelalesi, çağlayanı “Çanakkale Türküsü”:
Çanakkale içinde aynalı çarşı,
Ana ben gidiyom, düşmana karşı.
Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni.
Çanakkale içinde bir kırık testi,
Analar, babalar umudu kesti.
Duygularımızın karıştığı, duygularımızın buruklaştığı, gözlerimizin, gönüllerimizin yaşlarla dolduğu mısralar, mısralar bütünlüğü. Mübarek toprakları bünyesinde barındıran Çanakkale!
Çanakkale içinde, Truva ve şehitliklerin gezilişi sırasındaki anlatılanlarla görülenler karşısında duyguların doruğa ulaşması, bir anlamda geçmişin içinde yaşamak herkes için anlam zenginliği ve sahip olunması gerekenlerin başında yer alışının gösterge zirvesiydi.
İngilizlerin, Fransızların, Anzak’ların vd. Mezarlıkların düzeni, 1986 yılında üç gün süreyle inceleme fırsatı bulduğum, Çanakkale şehitlerinin ruhlarıyla bizleri selamlayışları için yapılan düzenlemeler 2000’li yıllardan sonra daha belirginleşmiş, güzelleşmiş.
Şehitlerin anıt bölümünde kalın cam zeminler üzerine illeri, ilçeleri, öteki yerleşim birimleri olarak zeminlere aktarılmalarındaki düzenleme güzelliğiyle karışlaşmak beni sevindirdi. Şehitlerimizin yaşları genelde 19-26 yaş arası. Çoğunluğu 20 yaş olarak görünüyor. Bunlardan bazılarıyla ilgili bilgilere bakalım:
- Aydın Çine, Gazioğlu Niyazi, 24 yaşında,
- Aydın Germencik, Cezmioğlu Osman, 20 yaşında,
- Burdur-Yeşilova, Niyazioğlu Ramazan, 20 yaşında,
- Burdur-Bucak, Niyazioğlu Rüştü 22 yaşında
- Burdur-ağlasun, Cezmioğlu Tevfik, 19 yaşında,
- Isparta-Sütçüler, Eminoğlu Ayvaz 23 yaşında
- Isparta-Gelendost, Alioğlu Hürrem 20 yaşında,
- Isparta-Atabey, Muharremoğlu Arif, 21 yaşında.
Ruhları şad, mekanları Cennettir İnşallah.
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

11

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

12 AĞUSTOS 2009 ÇARŞAMBA ÇANAKKALE
Çanakkale adı geçmişimizin aynası, geleceğimizin garantisi.
Çanakkale, tarihi zenginlikleri ve doğal yapısıyla dünyanın önemli şehirlerinden biri. Gelibolu yarımadası, Gökçeada, tarih kokuyorlar. Bayramiç, Bozcaada, Çanakkale’nin önemli yerleşim yerleri arasında sayılıyor.
Çanakkale’de çoğu dükkan ve kafe olarak kullanılan eski konutlar, daracık sokakların çevresinde yeralıyorlar. Çarşı Caddesi, Yalın han, Truva atı, Aynalı çarşı, Çay, Rum ve Yahudi mahalleleri, zafer meydanı, Fatih, Tıflı ve yalı camii, Havra, Cumhuriyet meydanı, Halk bahçesi, Kordon, saat kulesi, Fetvane sokak, Nedime hanım kız okulu Çanakkale şehir merkezinde önemlilikler olarak karşımıza çıkıyorlar.
Boğaz Komutanlığı Deniz Müzesinde Osmanlı dönemi silah ve askeri malzemeleri, 1. Dünya Savaş ve gereçleri, Nusrat Mayın Gemisinin bir maketi (bu gemi, Tarsus Belediyesince satın alınıp, onarılarak, kentin merkezinde sergileniyor) görülebiliyor, gezilebiliyor.
Çanakkale Savaşlarının, 1. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu itilaf devletlerinin Çanakkale Boğazını geçerek Osmanlı Devletini yenmek ve Rusya’ya destek yolu açmak için büyük bir donanmanın 03 Kasım 1914 tarihinde Çanakkale sahillerini bombardımana tutmasıyla başladığını biliyoruz.
8 ay 14 gün süren bu savaşlarda toplam 500 bin asker öldü. Yaralıların sayısı hiçbir zaman bilinemedi. Çok sayıda kayıp askerden bir daha haber alınamadı. Her savaş gibi, bu savaş da geride telafisi mümkün olmayan acılar bıraktı.
Çanakkale’nin; Ayvacık, Bayramiç, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki, Yenice ilçeleri var. Buralarda değişik özellik ve güzellikler karşımıza çıkıyor. Çanakkale’deki 18 Mart Üniversitesi eğitim-öğretim alanında binlerce gencimizi yetiştiriyor.
Çanakkale’deki şehitliklerimiz ve bilinmesi, hatırlanması gerekenlerin sıralanışı:
- Çamtekke şehitliği, Büyük ve küçük Anafarta, Yusufçuk tepe anıtı,
- Mehmetçik park anıtı, Conk Bayırı Anıtı, M. Çavuş anıtı,
- 57. Alay şehitliği, Yzb. Mehmet şehitliği, Kemalyeri anıtı,
- Çamburnu şehitliği, Balkan şehitliği, Kilitbahir kalesi,
- Mecidiye şehitliği, Seyit Onbaşı şehitliği, Havuzlar şehitliği,
- Barbaros deniz şehitliği, Hastane bayırı şehitliği,
- Gözetleme tepe şehitliği, Şahindere şehitliği, Soğanlıdere şehitliği,
- Saygıyere anıtı, Alçıtepe garnizon şehitliği, İsimsiz topçu şehitliği,
- Nuri Yamut anıtı, Yahya Çavuş şehitliği, İlk şehitler anıtı, Şehitler abidesi,
- Kumtepe şehitliği, Kumkale Çakaltepe bataryası, Mesudiye şehitliği,
- Hasan Mevsuf şehitliği, Erenköy şehitliği, Yzb. Uçkun ve Tğm. Rıza şehitliği, Truva.
- 64 yıldan beri yolcularını güvenle taşıyan Alınteri feribotları.
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 12

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ŞEHİTLERE
12 dörtlükten meydana gelen, şehitlerimizin, şehitlerin mısralara döküldüğü duygularla zenginleşen Behçet Kemal Çağlar anlatımı. “Gökten üzerine titriyor atan/Önünde millet var, ardında vatan” mısralarıyla söze başlıyor ustamız.
Her bulutta saklı olan yıldırımlardan, hiçbir kaynağın, hiçbir suyun kandıramadığı, serinletemediği yüreklerin büyüklüğü birbir gözler önüne seriliyor, mısralar arasından selamlaşıyor bizimle. Ve dörtlüklerden biri:
 
Hayat hayaldeki her tadan güzel,
Bize tek ayak da kanattan güzel.
Bir tek müstesna var bu yeryüzünde,
Bir senin ölümün, hayattan güzel…
Ve ustalarımızdan, şiirimizin beş yıldızlı çınarı rahmetli Ahmet Tufan Şentürk’den;
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 13

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KÜLTÜRÜMÜZ İÇİNDEKİ BURDUR DOĞUMLULARDAN
Edebiyatımız içinde, Burdur çıkışlı isim ve imzalar olarak bilinen ve edebiyatımıza katkılarıyla onur ve gurur duyduklarımız vardır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanmakta:
1-Şeyh Sinani Rumi Burduri: Burdur’un yetiştirdiği büyük bilginlerdendir. Bursa’da Ahmet Paşa Medresesinde müderris olarak görev yaptı. 1505 yılında vefat etti.Tepe mezarlığında toprağa verildi. Elyazması dört eseriyle biliniyor.
2-Fedayi Mehmet Dede: 16. yüzyıl tasavvuf şairi olarak biliniyor. Divan-ı Fedayi adıyla yazdığı divan, Milli kütüphanede bulunmaktadır. Ölümü 1577 olarak kaydediliyor.
3-Molla Sinan Burduri: Hamit ilinin Burdur beldesinden olan Molla Sinan efendi, Bursa’da Beyazıtpaşa, Edirne’de Taşlık Medreselerinde müderrislik yaptı. 1627’de Medine-i Münevvere’de mollalığı ihsan olundu. Mısır’dan gemi ile Yembu iskelesine çıkarak yola devam ederken, yolda vefat etti. Cenazesi Medine’ye getirilerek Cennetül-Bekada toprağa verildi.
4-Servi ya da Derviş Servi: Divan şairi olarak 16. yüzyılda yaşadığı biliniyor.Servi adı takma addır.1597 yılında vefat etti.
5-Halil Hamit Paşa: 1736 yılında doğdu. 1785 yılında vefat etti. Tezkerecilik, Reisül küttaplık ve sadaret Kehtüdalığı (içişleri bakanlığı) yaptı. 1782’de Sadrazam oldu. Daha sonra Cidde ve Habeşistan Valiliği’ne atanması üzerine, görevine giderken Bozcaada’da başı kesilerek öldürüldü.
6-Halil Efendi Burduri(Muhaddis): Sayılı bilginlerden olan Muhaddis Halil Efendi, Burdur ili Gölhisar ilçesi Kızıllar köyündendir. Müderris olarak pek çok talebe yetiştirdi. 1852 yılında Burdur’da vefat etti, Demircioğlu mezarlığında toprağa verildi.
7-Küçük Şeyh Mustafa Efendi: Burdur Müftülüğü yapan Mustafa Efendi 1824 yılında medrese içinde yeniden yaptırdığı Kütüphaneye 500 ciltlik kitap koyarak vakfetti. 1827 yılında vefatla aramızdan ayrıldı. Yaptırdığı kütüphane binasının güneyinde toprağa verildi.
8-Hattat Osman: 18. yüzyılda yaşadı. Kendisiyle ilgili fazla bilgi bulunamamıştır.
9-Hattat Kayışzade Hafız Osman Efendi: Burdur medeselerinde yetişti. Hayatını, Kur’an-ı Kerim yazmakla geçirdi. 106 Kur’an-ı Kerim yazdı. İstanbul Merkez Efendi mezarlığındaki kabir taşına (M.1984) yılı kaydedilmiştir.
10-Mehmet Öğütçü (Hatip Hoca): Açık fikirli, yenilik taraftarı değerli bir din adamı olan Mehmet Ögütçü, “İslam Dini” adında bir kitap yayınladı. 20 Ekim 1945 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı.
11-Ömer Rıza Doğrul: 1893 yılında doğdu. Mehmet Akif Ersoy’un damadı olan Ömer Rıza Doğrul, kuvvetli kalemiyle, Türk kütüphanesine önemli hizmetlerde bulundu. “Asrı Saadet” adındaki büyük islam tarihi “Tanrı Buyruğu” adındaki Kur’an-ı Kerim tercümesi başta olmak üzere telif ve tercüme 70’den fazla eser yazdı. 13 Mart 1952 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı.
12-Mehmet Hatiboğlu: 1877 yılında Burdur’da, vaizlik ve müftülük yaptı. “Ana Kaynaklarına Göre İslam Dini” ve “Usul ve Tatbikat” adlı kitapları yayınlandı. 23 Ekim 1945 tarihinde vefat etti.
13- A. Hamdi Kasapoğlu: 1907 yılında Burdur’da doğdu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliği ve başkanlığı görevlerinde bulundu. “Halka Din Rehberi” adlı kitap başta olmak üzere değişik kitaplar yayınladı.19.05.1986 tarihinde vefat etti.
14-Prof. Dr. Halil İbrahim Kafesoğlu: 1914 yılında Tefenni ilçesinde doğdu. 1940 yılında Ankara DTCF’den mezun oldu. Değişik üniversitelerde Türk Tarihi profesörlüğü yaptı. İ.Ü Edebiyat Fakültesi Umumi Türk Tarihi kürsüsü başta olmak üzere bu alanda değişik yerlerde hizmet verdi. 1965 yılında Kültür Ocağı Başkanı, İstanbul Milliyetçi Öğretmenler Birliği Başkanı oldu. 1976 yılında Altan Deliorman ile birlikte Lise 1 ve 2 tarih ders kitaplarını yazdı. Bazı kaynaklara göre 17 Ağustos 1984 bazı kaynaklara göre de 1987 yılında vefat etti. Tefenni Lisesinin adı 1990 yılında “İbrahim Kafesoğlu Lisesi” olarak değiştirildi.
15-İbrahim Zeki Burdurlu: 1922 yılında Burdur’da doğdu. Gazi Terbiye Enstitüsü’nden mezun oldu. Lise ve Eğitim Enstitülerinde, Türkçe, Edebiyat öğretmenliği yaptı. Burdur Ortaokulu’yla, Burdur Lisesi’nde Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. İlk kitabı “Toprak İnsanları”nı 1945 yılında yayınladı. Şiir ve araştırmalarının yanısıra, masallar ve oyunlar da yazdı.
İbahim Zeki Burdurlu’nun “Burdur” adlı şiiri, burayı ince desenli halıları, zeybeği, türküleri, üzümleriyle anlatmaktadır. 1984 yılında İzmir’de vefat etti.
16-Fakir Bayburt: 1929 yılında Yeşilova’ya bağlı Akçaköy’de doğdu. 1948 yılında Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde ve bir yıl  ABD Indiana Üniversitesi’nde okudu. Köy öğretmenliği başta olmak üzere değişik görevlerde bulundu.
Sanata şiirle başlayan Fakir Bayburt, köy gerçeklerini işleyen romanlar, öyküler, makaleler, film metinleri, romanlar, yazdı. Yılanların öcü, Tırpan, Irazcanın Dirliği kitaplarından bazıları olarak sayılıyor. Değişik gazetelerde yazıları da yayınlanan Fakir Baykurt, 12 Ekim 1999 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı.
17-Hüseyin Akbaş: 1927 yılında Burdur’da doğdu. Gönen Köy Enstitüsü’nde okudu. Anılarını “Gerçek Düşünce ve Eğitim” adlı kitapta topladı.
18-Halit Asım Demirsoy: 1918 yılında doğdu. 1941 yılında vefatla aramızdan ayrıldı. Ölüm temini işleyen şiirlerini “Ölüm” adlı kitapta topladı.
19-Azime (Karabulut) Korkmazgil: 1933 yılında Burdur Ağlasun’da doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. Değişik eğitim kurumlarında son olarak da Ankara Eğitim Enstitüsünde öğretmen ve yönetici olarak görev yaptı. Öykü yazarı ve ozan  Hasan Hüseyin Kokmazgil’in eşi olan Azime (Karabulut) Korkmazgil 1986 yılından bu yana Ağlasun’da yaşıyor.
20-Özgül Özgüven: 1935 yılında Burdur’da doğdu. Ankara Tıp Fakültesi’ni bitirdi. “Yağmur Tutan Güzellik” adlı dördüncü şiir kitabını yayınladı.
21-Muammer Susuzlu: 04 Temmuz 1935 tarihinde Burdur’da doğdu. Orta ve lise eğitimini Burdur Lisesi’nde tamamladı. Değişik alanlarda çalıştı. “Yaşam” isimli şiir kitabıyla “Gülşen” adlı bir sanat dergisi yayınladı.20.07.2009 tarihinde vefat etti.
22-Prof. Dr.Ethem Ruhi Fığlalı: 08.12.1937 tarihinde Burdur’da doğdu. AÜ İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Muğla Üniversitesi’nde rektörlük yapan Fığla’lı çeşitli ansiklopedilere, ihtisas alanında 50 dolayında madde yazdı.
23-Mustafa Asoğlu: 1943 yılında Yeşilova ilçesinin Kayadibi köyünde doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünden mezun oldu. Van, Burdur ve Bingöl Sanat Enstitülerinde öğretmenlik yaptı. İlk kitabı, “Et, Ekmek-Karanfil” adıyla yayınlandı. “Ulusu” adlı kitabı milliyet yayınları arasında günyüzü gördü.
23-a) -İsa Kayacan: 20 Eylül 1943 tarihinde Burdur ili Tefenni ilçesi’ne bağlı Ece Köyü’nde doğdu. Ortaokulu Tefenni’de, Liseyi Ankara’da, Lisans eğitimini de AÖF Halkla İlişkiler bölümünde tamamladı.
Gazetecilik yaptı. Değişik alanlarda 126 ayrı kitap, Ece adlı bir sanat dergisini 28 sayı yayınladı. 3 bin 450 ayrı gazete ve dergide 31.12.2008 tarihi itibariyle 40 bin 350 makalesi yayınlandı.
Azerbaycan’dan iki fahri doktora, bir fahri profesörlük payesi alan Kayacan, 11 ayrı bakanın basan danışmanlığını yaptı. Doğum yeri Ece Köyünde, 8 bin dolayında kitap ve derginin yer aldığı “İsa Kayacan Kütüphanesi”nin kuruluşunu gerçekleştirdi.
Özellikle, Burdur’a yönelik “Burdur Hatırlamaları” ve “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları” adlı kitaplarıyla, ilgili çevrelerin dikkatini çekti.
İsa Kayacan 21 Mayıs 2009 tarihi itibariyle buraya bir not koymak istiyor:
-Mayıs 2004’te yayınladığım 20 bölümden oluşan 720 sayfalık “İşte Hayatım” adlı kitabımda belirttiğim, resmi görevlerimin yanında, gazete, dergi ve kitaplarla fazla uğraştığım için, çevreme, aileme fazla vakit ayıramadığımı bu nedenle sıklıkla eleştirildiğimi, bir gün rahmetli eşimin, Bakanlarla çalıştığım dönemlerden birinde sıklıkla geç geldiğim günlerden birinde, evdeki çalışma masama; “Karın olarak, bazı konuları görüşmek üzere, senden randevu istiyorum” kelimelerinin bulunduğu not bıraktığını üzüntüyle ama bir gerçek olarak hatırlarken;
21 Mayıs 2009 tarihinde, ilköğretim 4 üncü sınıfa giden torunum Nazlı Aykut’un buz pateni çalışması sonunda oradan çıkarken; “Dede, sen kitap yazmayı, gazetelerde yazmayı bırak artık. Emekli oldun. Herkesin dedesinin o kadar vakti var ki, onlar sevdikleriyle ilgileniyorlar..Sen, sevdiklerinle ilgilenemiyorsun.Ben seni daha fazla görmek istiyorum.” deyişini, ciddi bir ikaz olarak kabul ettim.Ama, neyi, nasıl yapabilecektim, Nazlı’nın eleştiri ve ikazının temelindeki gerekçeleri, beklentileri nasıl cevap verebilecektim!..
23-b) Osman Oktay: 1951 yılında Bucak ilçesinde doğdu. 1974 yılında AÜ DTCF’den mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığı’yla TRT’nin değişik kademelerinde görev yaptı.Değişik ödüller alan Osman Oktay, çocuk edebiyatıyla ilgili yazı ve yayınlarıyla dikkat çekti.Pek çok senaryonun altına imza koyan Oktay’ın Bilge Kağan, Manas Destanı, Göç Destanı adlı kitapları başta olmak üzere pek çok kitabı yayınlandı.
24-Arslan Özbey:1956 yılında Tefenni’de doğdu. AÜ- Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Radyosunda, eğitim ve kültür programları hazırladı, metin yazarlığı yanında, değişik ilçelerde Kaymakamlık görevinde bulundu.
25-Abdullah Aşçı: 06 Haziran 1921 tarihinde Burdur’da doğdu. İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. Hikaye, düz yazı ve şiirleriyle dikkat çeken Aşçı, 1960 yılında ilk kitabı “Bekar Adam”ı yayınladı. Abdullah Aşçı; “Yazar oldum. Gün gelir satar da olurum.” görüşüyle dikkat çekti.
26-Binnur Şener: 14 Aralık 1947 tarihinde Burdur’de doğdu. Annesinin istememesi üzerine ortaokuldan ayrıldı. Koyu bir Fakir Baykurt hayranı olan Binnur Şener ilk kitabını “Fakirin Kıyısında” adıyla yayınladı.
27-Atila Özer: 1949 yılında Burdur’da doğdu. Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinin İnşaat bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda Yrd. Doç. ve Açıköğretim Fakültesi Televizyonunda Grafik Bölümü Başkanlığı görevlerinde çalıştı. 1973 yılında karikatür çizmeye başladı.
Yurtiçi ve yurtdışında pek çok sergi açtı. Yarışmalarda birincilik, ikincilik, üçüncülük olanları başka olmak üzere değişik ödüller aldı.
28- Mustafa Balbay: 08.08.1960 tarihinde Yelişova’nın Güney kasabasında doğdu. Ege Ü.İleşitim Fakültesinden mezun oldu. Değişik gazetelerde yazarlık yaptı. Cumhuriyet Gazetesinin Ankara Temsilcisi olarak çalıştı. “Ülkelere değil savaşlara Düşmanım” adlı ilk kitabını yayınladı.
29- Dr. İrfan Akay: 1944 yılında Gölhisar ilçesinin Armutlu köyünde doğdu. 1961 yılında İ.Ü.Tıp Fakültesine girdi. Askeri Tıbbiye’ye başvurarak, öğrenimi askeri Tıbbiye’li olarak yaptı. Değişik kuruluşlarda çalıştı. Burdur Devlet Hastanesinde görev yaptı. Burdur Türk Ocağı Başkanlığı görevini yürüttü. Değişik gazetelerde sosyo-kültürel ağırlıklı yazılarıyla dikkat çekti.
30-Gülbahar Ünlü: 1963 yılında, Tefenni ilçesinin Yuvalak köyünde doğdu. İktisat fakültesinden mezun olduktan sonra değişik alanlarda çalıştı. Şiire olan aşkı yüzünden sekreterlik, hizmetçilik, seyyar satıcılık yaptı. Uzun süre İstanbul’da yaşayan Gülbahar Ünlü ilk kitabı olan “Tutkunun Gönüllü Sürgünleri”ni 1996 yılında yayınladı.
31-Sebahat Gümüş:14 Mart 1954 tarihinde Yeşilova ilçesinin Akçaköy’ünde doğdu. Liseyi öğretmen okulunda, yüksekolulu AÖF’de tamamladı. Değişik okullarda öğretmenlik yaptı. Merkezi Burdur’da bulunan Araştırmacı,Yazar ve Şairler Derneğinin Başkanlığı görevini yürüten Sebahat Gümüş, ilk şiir kitabı “Gizemli Duygular”ı yayınladı.
32-Müzeyyen Düdük: 1929 yılında İzmir’de doğdu. 12 yaşında şiir yazmaya başlayan Müzeyyen Düdük 2004 yılında “Gönüllerden Gönüllere” adlı ilk şiir kitabını yayınladı.
33-Ahmet Ali Bilgen: 1946 yılının son günlerinde Ağlasun ilçesinin Mamak köyünde doğdu. Muğla İlk Öğretmen Okulu’nu, arkasından Ankara Gazi Orta Öğretmen ve Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.
Gümüşhane’den Uşak’a Ankara’dan Burdur’a değişik yörelerdeki okullarda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak 28 yıl çalıştıktan sonra emekli oldu. Ahmet Ali Bilgen değişik gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.
34-Hanım Akçay: Burdur ilimizin Kemer ilçesinde dünyaya geldi. “Erkek çocuğu bekleyen aileme 1 Nisan şakası gibi, kız çocuğu olarak dünyaya gelmişim” diyen Hanım Akçay, Burdur Gençlik ve Spor  İl Müdürlüğü’nde masa tenisi antrenörü olarak çalıştı. Müzik öğretmenliği yapan Hanım Akçay’ın gazete ve dergilerde şiirleri ve köy çıkışlı roman denemeleri yayınladı.
HALK ŞAİRLERİ VE OZANLARI
1-Vecai(Aşık Vecai): 1794 yılında Burdur’da doğdu. Lirik ve halk şairi olarak tanındı.Yaşadığı dönemde eserlerini bağlama eşliğinde seslendirdiği biliniyor.
2-Haki: Hakkında fazla bilgi yoktur. “İnsanoğlu” adlı koşmasının sonunda, kendini tanıtma imzasından, “Haki hal olduğu andır-Haki yeksan olunca” sözünden bu mısraların Haki’ye ait olduğu anlaşılıyor.
3-Şemsi Baba: Burdur’un Konak mahallesinden bir halk şairidir.Torunu Mustafa Şemsi de dedesi gibi halk şairi olup saz ve ud çalmıştır.Şemsi Baba, saz çalan ve muamma açan irticalen şiir söyleyen bir halk şairidir.
4-Kemali Baba: Burdurlu olduğu sanılmaktadır. Burdur’da yaşamış bir halk şairi olan Kemali Baba’nın üstüne fazla bilgi yoktur. Burdur’da yaşamış evliyalar hakkında bir”methiye”si bulunmaktadır.
5-Hayri Sine(Aşık Enis): 1931 yılında Burdur’da doğdu. Uzun süre “Aşık Enis” mahlasını kullandı. Değişik kuruluşlarda çalıştı, reji ve operatör asistanlıklarında bulundu. Kendi matbaasında el pedalıyla “Gurbet Öyle Acı ki” adlı kitabını yayınladı.
6-Osman Akkoç: 1944 yılında Gölhisar ilçesinde doğdu. Değişik kuruluşlarda çalıştı. Orman Genel Müdürlüğü kuruluşlarında Orman Muhafaza Memuru olarak görev yaptı. Bilinmeyen yöre türkülerinin hikaye ve sözlerini toparladı. Milli Eğitim Müdürlüğü, Halk Eğitimi Müdürlüğü, Burdur İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce şiirlerinin yer aldığı “Gölhisarlı Halk Şairi Osman Akkoç” adlı şiir kitabı günyüzü gördü.
7-Memiş Acar (Feryadi): 1945 yılında Yeşilova, Armutlu köyünde doğdu.(Feryadi) mahlasını kullandı.Değişik yerlerde polis olarak görev yaptı. “Yedikapılı” adlı ilk şiir kitabını 2004 yılında yayınladı.
8-Ali İrşi(Ozan İrşadi): 1951 yılında Burdur’da doğdu. Düzce Orman Tekniker Okulunu 1970 yılında bitirdi.Ankara Meslek Yüksekokulundan mezuniyetiyle Yüksek Tekniker olan Ali İrşi’nin yayınlanmış kitapları var.
9-İbrahim Can(Aşık Sarı): 05 Ekim 1953 tarihinde Yeşilova ilçesinin Büyükyaka köyünde doğdu.13 yaşında bağlama çalmaya başladı. Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünde çalışan İbrahim Can, 1979 yılında I.İnsuyu Festivalinde seslendirdiği ”Tezgahında Dokur Halı” türküsüyle tanındı.
10-Aşık Ömer Erkan: 1957 yılında Dirmil’de (Altınyayla’da) doğdu. Kadir Turan, Mahmut Kılınç,Aziz Karakaya,Mehmet Yıldıran,Ali Tekin gibi ustalarla çalıştı.Bağlama, Sipsi, zurna ve davul çalan Aşık Ömer Erkan’ın kendisine ait türküleri bulunmaktadır.
TÜRK HALK ve SANAT MÜZİĞİ ALANINDA
1-Ahmet Yamacı:1926 yılında Tefenni illçesinde doğdu.Gönen İlköğretmen okulunda okudu.1944 yılında Ankara Radyosunda açılan imtihanda bağlama dalında birinci oldu. 1954 yılında İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Korosu şefliğine atandı. TRT’de Bilimsel Araştırma ve repertuar kurulu üyeliği yaptı. Binden fazla türkü ve oyun havası derledi.
Tefenni Teke Zortlatması’nı, Tefenni yöresinin deyimiyle “Şelpeyi” radyoda ilk lanse eden Ahmet Yamacı 21.03.1987 tarihinde İstanbul’da vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.
2-Hamit Çine: 04 Nisan 1926 tarihinde Burdur’da doğdu.Lise tahsilini İstanbul Haydarpaşa Lisesinde yatılı olarak tamamladı.14 yaşında bağlama çalmaya başladı.Liseyi bitirdikten sonra Hukuk Fakültesinde bir yıl okudu.Sonra, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sanayi İşletmeciliği bölümünden mezun oldu. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarında öğretim görevlisi olarak çalıştı. Burdur valiliği yayınları arasında günyüzü gören “Burdur’dan damlalar” adlı kitabı, teke yöresi folklorunun ansiklopedisi niteliğindedir.
3-Salih Urhan: 1926 yılında Yeşilova ilçesinde doğdu.Babası Ali Urhan yöresinin en iyi bağlama çalanlarından olduğu için, küçük yaşta bağlamayı tanıdı.1939-1945 yılları arasında Isparta Gönen Köy Enstitüsünde okudu.
1969 yılında TRT’nin açmış olduğu yetişmiş sanatçı sınavına kabak kemane ile katılan Salih Urhan başarılı bulundu ve yıllarca TRT’de kabak kemanesiyle görev yaptı.2004 yılında yayınladığı “Öyküleri ve Notalarıyla Gurbet Havaları” adlı kitabıyla dikkat cakti.
4-Sümer Ezgü: Annesi Burdurlu babası Trabzonlu bir öğretmendir. Sümer Ezgü 1960 yılında dünyaya geldi. Çocukluğu, Burdur ilimizin Bucak kasabasında geçti.
Ortaokulu Bucak’ta liseyi Burdur’da okudu. Sümer Ezgü 1977 yılında başladığı 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisinin Hentbol bölümünden mezun oldu.Halk oyunları ve Türk Halk Müziği koro çalışmalarında bulundu. TRT Ankara radyosunun açtığı ses sanatçısı sınavını kazanarak göreve başladı. “Bağlamada tavır” dersleri aldı.
1981 yılında TRT’ye profesyonel ses sanatçısı olarak girdi. TRT başta olmak üzere değişik TV kanallarında programlar hazırlayıp sundu. Ankara Ü. DTCF Fakültesinde halk müziği dersleri verdi.
5-Rahmi Uğur:1907 yılında Burdur’da doğdu.Devletin değişik kademelerinde çalıştı. Müzik, folklor ve tarih alanlarındaki araştırmalarıyla dikkat çekti. Burdur tarihini yazdı. Burdur folkloru içinde yer alan halk kültürü ve oyun havalarını, gelenek ve göreneklerini yansıtan önemlilerini , notaya almak suretiyle derleyerek bir eserde topladı.
6-Kemal Caner: 31.12.1951 tarihinde Yeşilova’da doğdu.1976 yılında  Elektrik Mühendisi oldu.TRT’nin açtığı TSM sınavını kazanarak Ankaralı oldu. Sonraki yıllarda TRT’nin İstanbul Radyosunda çalışmaya başlayan Kemal Caner, pek çok bestesiyle TRT repertuarının zenginleşmesini sağlayanlar arasında yer aldı.
7-Şahin Akay: 01.05.1960 tarihinde Gölhisar’ın Hisarardı köyünde doğdu.Lise  eğitimini Gölhisar’da tamamladı. 1981 yılında TRT’nin açtığı ses ve saz sanatçısı sınavına sipsi dalında katıldı ve başarılı oldu.1987 yılında kaval dalında gösterdiği başarısıyla TRT İzmir Radyosu sanatçıları arasında yer aldı.
8-Ferhat Erdem: 1963 yılında Gölhisar Çatak köyünde doğdu. Liseyi Gölhisar’da bitirdi. Konya Kültür ve Turizm Müdürlüğünde Folklor Araştırmacısı olarak çalıştı.TRT Ankara Radyosunda açılan yetişmiş ses sanatçısı sınavlarındaki başarısından sonra, “Sipsi ve kaval sanatçısı” olarak çalışmaya başladı.
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 14

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BURDUR’DAKİ GAZETECİLER YİNE ÜZGÜN
Gazetecilik zor bir meslektir. Hele, gazeteciliği kurallarına göre yapanlar için bu zorluk bir-iki kat daha artar.
Büyük merkezlerde, Bakanlıkların, Genel Müdürlüklerin, Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının bulunduğu yerlerde, her kuruluşun basından sorumlu resmi görevlileri vardır.İllerimizde, İlçelerimizde bu görevlendirme farklı adlar-ünvanlar altında varlığını sürdürür kuruluşlar olarak.
Belediyelerimizde de Basın ve Halkla İlişkilerin önem verilmesi gerekiyor.Yer yer bu önemin verildiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
Konuyu, Burdur ilimiz merkezine doğru getirmek, gazeteci arkadaşlarımızın, zaman zaman karşılaştıkları zorluklar ve gazeteci varlığının adeta ‘yok!’ sayıldığı örneklerden söz etmek istiyorum:
Burdur’da bir zamanlar, bir gazetemizde çıkan imzalı bir haber üzerine ilgili kuruluş yöneticilerinden birinin, muhabir arkadaşımız için; “Buraya gel ifadeni alacağım” deyişini burukluk içinde hatırlıyorum.
Yine Burdur’da, Ankara’dan bir veya birkaç açılış için Burdur’a gelen bakanlarımızdan birinin yanında “Özel kalem müdürüyüm” edasıyla, muhabir arkadaşlarımızın yemek sırasında dışarı çıkarılmaları için yakışıksız davranışlar içine girdiğini, arkadaşlarımızın protesto ile oradan ayrıldıklarını da makalelerim arasındaki yer alışlardan biliyorum.
GELELİM ÜÇÜNCÜYE
Burdur merkezde yayınlanan gazetelerdeki muhabir akadaşlarım gazetelerindeki köşelerinde yazdılar, değerlendirip üzüntülerini belirttiler. En son, Yenigün Gazetesinin 30 Haziran 2009 tarih ve 16 bin 761. sayısında Ferit Öz arkadaşımızın köşesindeki “Şenlik-evlere şenlik” başlığıyla sütununa aktardığı yazıyı da okuyunca üzüntülerim arttı.
Konu, olay şu: Burdur’un yeni ilçelerinden Kemer’de 16.yayla şenlikleri Belediye koordinatörlüğü ve sorumluluğunda düzenlenir.8 gazeteci 21.06.2009 tarihinde valiliğin tahsis ettiği “basın arabasıyla” şenlik mahalline varırlar.11.30 da basın için ayrılan yere oturmak isteyen gazetecilere, Belediye görevlisi olduğunu söyleyen şahıs;”sanatçılara yemek yedireceğiz” diyerek ayrılan yere gazetecilerin oturamayacağını söyler.Yemek faslı saat 13.30’a kadar sürer.
Gazetecilerden biri, Kemer Belediye Başkanı Durmuş Erdem’e “Başkanım rahat çalışamıyoruz.Bize ayrılan yere geçmek istiyoruz.” deyince Başkan;”Mesele çıkarmayın” diyerek basın mensuplarını adeta azarlar.Gazeteciler şenlik mahallinden ayrılırlarken-terk ederlerken, Belediye Başkanı yanlarına gelir ve “Arkadaşlar..Kapris yapıyorsunuz.Mesele çıkartıyorsunuz.Sizin yaptığınız terbiyesizlik.Yediğiniz önünüzde,yemediğiniz arkanızda.Benim reklama ihtiyacım yok” diye gazetecileri kovmaktan beter bir tavır sergiler.Gazeteciler şenlik mahallinden ayrılırlar.Valilikçe tahsis edilen araçla dönmek isterler.Ancak resmi aracın içinde üç-dört kişinin alkol aldıkları görülür.Tepki gösterirler.Ama Şoför; “Arkadaşlar Antalya’dan misafir.Ne var bunda, bunu büyütmeyelim.” diyerek direksiyon kullanabilecek durumda olmadığı mesajını verir.Gazetecilerden bazıları Kemer Emniyetine ait araçla, bazı gazeteciler de oto stopla ilçe merkezine ulaşırlar.Üç saat beklemeden sonra minibüsle 18.30’da Burdur merkezine gelebilen gazeteciler,buruk,öfkeli ve mesleklerine karşı yapılan Belediye Başkanı davranışları karşısında üzgündürler.
Basın mensuplarına önem vermeyen kuruluşlar, bu kuruluşların yöneticileri, gazetecilerin;”reklam elemanı” oldukları görüşünden hareket ediyorlarsa yanılgı içindedirler.Gazeteciler haber peşinde koşarlar ve bu haberleri kamuoylarıyla paylaşırlar.Burdur milletvekillerinin,vali vekilinin de bulunduğu bir şenlik ortamında,gazetecilere böyle davranılabiliniyorsa, söylenecek ne olabilir ki!.
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

15

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

OSMAN APAYDIN’I UNUTMAMAK
Bizim Türk milleti olarak vefasızlığımız belli, ortada. İnsanların sağlığında pek kıymetlerini, değerlerini bilmeyiz. Osman Apaydın, Burdur’un Kozluca beldesinde yaşayan, şair ve yazar arkadaşlarımızdan, hemşehrilerimizden biriydi. Kozluca’da pek çok sosyal ve kültürel etkinliklere imza atan Osman Apaydın Ramazan Bayramının birinci günü 23.10.2006 tarihinde sabah 08.00 sularında vefat etti. Aynı gün Kozluca (Belde) mezarlığında toprağa verildi.
Mayıs 2007’de yayınladığım “Aramızdan Ayrılanlar” adlı kitabımın 106 ncı sayfasında fotoğrafı ve biyografisiyle birlikte verilen “Tanrım” adlı şiirinden iki dörtlükle hatırlanan Osman Apaydın için, bu satırların yazarı İsa Kayacan, Melahat Ecevit, H. Hüseyih Yıldız, Şevket Aksöz, Sabahat Gümüş, A.Ali Bilgen ve Durmuş Öcal’ın Osman Apaydın hakkındaki kısa görüşleri yeralıyor.
OLMADI OSMAN OLMADI
Fatma Uçarlar, Burdur’da uzun süre görev yaptı. Sonra Isparta’ya naklen aynı görevini yürütmek üzere geçti. Osman Apaydın’ı da yakından tanıyor. Eylül 2008’de yayınlanan “İçimde Söz Dinlemez Deli Var” adlı şiir kitabının 96 ve 97 nci sayfalarında “Olmadı Osman Olmadı” adlı, başlıklı bir şiiri var Fatma Uçarlar’ın. Şöyle söze başlıyor Fatma Hanım:
Aklıma gelmezdi veda edeceğin,
Böyle tutunmuşken hayata,
Böyle severken dostlarını,
Ve böyle severken dostların seni,
Aklıma gelmezdi veda edeceğin,
Böyle apansız,
Hoşça kal! diyeceğin...
Arkasından Fatma Uçarlar’ın soruları geliyor:
 
“Hani bayramlar, bayrama yakışır kutlanmalıydı?
Hani bayramlarda ayrılık olmamalıydı?
Olmadı Osman, olmadı/ Bu gidişin hiç ama hiç olmadı”...
Devam ediliyor Fatma Uçarlar anlatımıyla, Osman Apaydın’a seslenişler:
 
“Bu bir şaka olmalı dedim kendimce
Hem kötü bir şaka
Aramanı bekledim
Korkma şakaydı, daha vadem dolmadı, demeni/
Keşke şaka olsaydı
Hatta eşek şakası olsaydı
Razıydım ama olmadı”...
 
 “Sen başının üstünde taşıdın gönül dostlarını
Biz, ellerimiz üstünde taşıyamadık seni
Affet bizleri/ Affet Osman/ Ama o an
Duyacağını hissettim tüm yüreğim de/
Ve senin için okudum o çok sevdiğin
Umurumda değil şiirimi”... Devam ediyor Fatma Uçarlar:
 
- Mutat toplantılarımızda,
Seni arayacak gözlerimiz.
Kim senin kadar güzel okuyacak,
“Sol yanım acıyor anne”yi?
Bu gidişin,
Annenin de sol yanını acıttı Osman!,
Olmadı Osman olmadı!
Bu gidişin hiç ama hiç olmadı!
 
Şiirin sonu efendim:
Şimdi kim sulayacak diktiğin fidanları?
Sensiz serviler susuz
Sensiz, güllerin boynu bükük
Ve sensiz şiirler öksüz kaldı
Hoşça kal Osman hoşça kal
Orada da şairleri yanına al...
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 16

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

PERVANE’NIN DUALARI
1992 doğumlu olan Pervane Namık kızı, Bakü’de öğrenimini sürdürüyor. Ama, bu yaşına rağmen, kitaplar yazıyor, yayınlıyor.
Bana gelen son kitabının adı: Türkiye’nin Pervanesi: Atatürk.
Vektor Neşirlerevi yayınları arasında 106 sayfayla 2009 yılının başında günyüzü gördü. Bu kitabın 9, 10 ve 11 nci sayfalarında “Üç ana ruhu mültece rüzgar anaya dua ederken” başlıklı bir yazısı, sunuşu var “Bu yazımı Atatürkümüzün ruhuna bağışlıyorum”  ithafıyla. Burada Pervane şöyle başlıyor:
-“Özel eğitim aldığım filolog Dç.alim, dil-edebiyat öğretmeni Edalet Tahirzade’nin (Hirhatala kendinin tarihi ve urugların soyağacı) kitabını okuyordum. Kapımız döğüldü. Tak!.. Tak!.. Tak!.. Zengimiz yoktu. Tahta kapıda bele ses çıkarır. Postacı hanım idi. Yüzünde güneş doğmuştu, yine elleriyle arkasında neyse gizletdiğinden bildim ki, Türkiye’den İsa Kayacan’dan mektup var”.
- Ağırdı, yavrum, galiba yine kitaplar, kazetelerdi deyip bağlamını bana verdi. Bağlamını açtım. “Mücüze insan”, “Burdur’un gülü”, “İnsanlığın simvolu”, “124 kitabın müellifi” İsa Kayacan benim” Atatürkle gönül sohbetim” kitapım hakkında Türkiyenin onlarla gazetelerinde dere elediği yazıları ve 464 sayfaları “Mezarlık Kültürümüzden Önekler” kitabını bana yollamıştı.
Edalet hocamın “Şehid mezarı mescidden sonra her bir musulmanın en mukaddes ziyaretgâhıdır” deyip doğma yurdunu şehitlerinden sohbet açıyor.
Hürmetli Edalet hocam anası Rugiyye hanımın ölümü hakla çok kısa yazıp. Deyirler hakk-hakikat yolunda rahmete gidenler şehit adlanıyor.
UZUN YILLAR
Pervane anlatmaya devam ediyor:
-Uzun yıllardır kalem arkadaşlığı ettiğim, benim Türk matbuatında tanınmama borçlu olduğum mühterem İsa Kayacan “Mezarlık Kültürümüzden Örnekler” kitabında önsözden önce yazıb “Her canlı gibi her insan da bir gün dünyasını mutlaka değiştirecektir. Önemli ve esas olan hizmetleri, özellikleri ve güzellikleri ile ölümün bile hafızalardan silemediği insanlar arasında yer alabilmektir”
İsa Kayacan bu kitabında “Şehitlerin mezar taşları” başlıklı yazı ve Atatürk’ün annesinin ölümü ile ilgili gördüğü rüya çok tesirliydi.
Atatürk bir gün rüyasında görüyor ki; annesi ölüb. O durub ağlamaya başlıyor. Diyorlar ki, neden ağlıyorsun? O cevap veriyor ki, zavallı, zehmetkeş annem dünyasını değişti. Bu rüya doğru çıksada Atatürk öz annesinin merasimine gidibilmiyor. Çünki o döyüşteydi.
Ben bu kitapdaki bir yeri de vurgulamak istiyorum: “12 Şubat 2002 kapkara bir tarihti. Eşimin Ankara Karşıyaka mezarlığındaki ebedi istirahagahı o günden benim ikinci adresim oldu.” Böyle diyordu İsa Kayacan.
Kalkıp pencereden dışarı baktım. Bu zaman yağmurun yağdığını gördüm. Bana öyle geldi ki, bu adi bir yağmur değil. Öz doğma topraklarında hoşbaht uyuyan üç annenin göz yaşlarıdır. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, İsa Kayacan’ın hanımı Sabahat hanımın, Edalet hocmın annesi şehit Rugiyye hanım.
Sonda arzu ediyorum ki, Edalet hocamla hürmetli İsa Kayacan Ağdamda benim “Karabağda şehitler mezarlıkları” kitabım tekdimatında birbirinin ellerini sıksınlar. Amin inşallah!
 
 
 
 
 

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 17

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

RAMİZ MEHDİYEV’DEN DEMOKRASİYE GİDEN YOL
            Bana ulaşan yayınlar, değişik kanallarla masam üzerinde, gündemin içinde yer almaya devam ediyorlar.
            Hayrettin İvgin dostumun bana ulaştırdığı kitap ve yayınlardan biri, Ramiz Mehdiyev imzasıyla 674 sayfayla gün yüzü görmüş, İstanbul’da basılmış “Geçmişin Işığında Demokrasiye Giden Yol” adının taşıyıcısı efendim.
            Prof. Dr. Ramiz Mehdiyev, 17 Nisan 1938 tarihinde Bakü’de doğmuş. 1993 yılında felsefe dalında “ilimler doktoru” unvanıyla çalışmalarını sürdürmüş. Bakü’de Devlet Müsteşarı olarak çalışmalarına devam eden Ramiz Mehdiyev, Azerbaycan Devleti ve toplumunun gelişim problemleri hakkında 100’ün üzerinde bilimsel makale ve çok sayıda eserin müellifidir.
            SAYFALARA
            Geçmişin ışığıyla Demokrosiye giden yol, adlı kitabın sayfalarına doğru bir adım atalım. Gördüklerimizden:
            Kitabın Türkiye Türkçesi’ne çevrilişinde görev alanlar, ayrıca ihtisas editörleri var. Kitap için; “Felsefe profesörü Ramiz Mehdiyev bu kitabında demokrasi ve insanlığın sürekli olarak kendi egemenliğini oluşturma çabasını incelemiştir” deniyor.
            Bu arada, anılan yayında, dünya düzeni, katı merkeziyetçilik, olumsuz sonuçları aynı zamanda Azerbaycan’ın Yeni Dünya düzenindeki rolü ve yerinin incelendiğini görmekteyiz.
            Konu detaylandırılması yapılırken de kitap içindekiler şöyle sıralanıyor:
-İnsanlığın tarihi gelişiminde demokrasinin yeri ve rolü,
-Medeni dünyanın “halk egemenliğine” doğru sürekli ilerleme çabalarının ortaya konulması,
-Milli demokratik geçişin bilimsel şekilde araştırılması,
-Azerbaycan’ın sosyo-politik geleceğine kısa bir bakış…
 İçindekiler sayfasındaki ara başlıklardan da birkaç örnek verilim dilerseniz:
-Istıraplı yollardan yıldızlara, E. Pluribus Unum-Birliği formülü, Devrimden evrime: Siyasi realiteye dönüş. Azerbaycan 2005, Demokratik konsolidasyon dediğimiz demokrasinin toplumsal ilişkilerde yerleşik hale gelmesi, Ulusal gelişimin felsefesi, milli model.
Prof. Dr. Ramiz Mehdiyev, önsözünün bir yerinde: “Bizler benzersiz özgürlüklere sahip bir dönemde yaşıyoruz. Demokratikleşme ile birlikte bu konular arasında ben, başında enerjik ve iradeli bir liderin önderliğinde kurulan güçlü bir Azerbaycan Devleti konusu ile karşılıyorum. Böyle bir devletin kurulması dünyanın karşısında duran en önemli konulardan birisidir” diyor.
            Sayfa 638’den: “Sağlam bir demokrasinin gelişmesinin temeli, cemiyetin kazandıkları ve kaybettikleri, başarıları ve mağlubiyetleri hakkında bilgilendirecek bağımsız kitle iletişim araçlarının oluşturulmasıdır. Bunun neticesinde her bir bilgi birey seçimlerde düşüncesinin doğruluğunu ölçebilir”.
            Sayfa 639’dan: Azerbaycan devamlı olarak gelişmiş sivil toplumu ve sağlam demokrasisi olan bir devlete doğru ilerlemektedir. Böyle bir devlette tam olarak her bir vatandaşın hakları, siyasi özgürlükleri yaşanacaktır.
            Türkiye’de “da yayıncılık” tarafından gün yüzüne çıkarılan, yayınlanan bu kitap okunmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

   18

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

REŞAT NURİ GÜNTEKİN’İN EŞİNE İMZALADIĞI “MİSKİNLER TEKKESİ” MİRASCISINA VERİLECEK
Aralık 2008 Perşembe
Yılların hızla ilerleyişi... Edebiyatımızın ustalarından Reşat Nuri Güntekin’in meşhur “ Miskinler Tekkesi” adlı İnkılâp Kitabevi yayınları arasında 1946 yılında günyüzü gören kitabı. Burdur’da bir hemşerimin elinde bulunan ve eşine imzaladığı bu kitabın, Reşat Nuri Güntekin ustanın mirasçılarına verilme düşüncesi. Aranılan Reşat Nuri Güntekin mirascısı veya mirasçıları, yakınları... “MİSKİNLER TEKKESİ -1946”
Bir gün Burdur’dan, amatör sporumuzun usta yöneticilerinden, duayenlerinden, haberci-yayıncı dostum Nuri Yıldırım telefonla arayarak, Burdur’da Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde çalışan Metin Şenoğlu’nun elinde, Reşat Nuri Güntekin’in bir kitabının, eşine imzaladığı nüshasının bulunduğunu, mirasçılarına armağan etmek istediğini, söyleyerek benden araştırma yardımı rica etti.
Sonra, e-mail adresime konuyla ilgili bilgi ve görüntüler geldi. Metin Şenoğlu hemşerimi telefonla arayıp, detaylı bilgi aldım. Eline tesadüfen geçen, yıllardır muhafaza ettiği Reşat Nuri Güntekin’in “Miskinler Tekkesi” adlı kitabının (iç) kapağında rahmetli ustanın eşine imzaladığı cümle bulunduğunu, kendi el yazısıyla imzasının bulunduğu bu kitabı yaşayan miraslılarına armağan etmek istediğini, telif hakkı sahibinin “Ela Güntekin” olduğunu öğrendiğini söyledi. Detaylı bilgi istedim ve postayla ilgili imzalı kitap sayfasının fotokopisi ve bir de mektup aldım Metin Şenoğlu hemşerimden, Burdur’dan. Mektup şöyle:
- Hocam, sayın İsa Kayacan: Öncelikle göstermiş olduğunuz yakın ilgi ve alakanız için bir kez daha teşekkür ederim. Araştırmacı-Yazar ve Gazeteci kimliğinizle böyle bir konuya duyarsız kalmayacağınızdan, yardımlarınızı esirgemeyeceğinizden adım gibi eminim.
Sayın hocam, 1984 yılında dolaylı olarak elime geçen söz konusu kitap; ünlü bir yazarımızın eseri olarak, kitaplığımda misafir olurken, bir süre önce yazarımızın 1946 yılında, “En sevdiğim kitap en sevdiğim insana, yani Hadiye’ye. 30.10.1946” (Reşat Nuri Güntekin-imza) diye atfen imzaladığı kişinin, kitabın kanuni sahibi ve aynı zamanda eşi olduğunu tesadüfen öğrendim. O günden beri de kitabı ayrı bir özenle muhafaza etmekle birlikte, gerçek sahiplerine ulaştırmak için yaptığım tüm girişimler sonuçsuz kaldı.
Manevi değerine denli büyük olduğu konusunda benimle hemfikir olduğunuzu düşündüğüm ve emanetin, eski siyah-beyaz bir aile fotoğrafı gibi muhatap kişilerin özel arşivlerinde yerini alması, en büyük arzularımdan birisidir. İlgili kişilerin eline geçmesi, benim için büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Yazarın kendi ifadesinden de anlaşılacağı gibi, en sevdiğim eser diye bahsettiği “Miskinler Tekkesi” adlı kitap, 30.10.1946 tarihinde eşine hitaben imzalanmış olup, tamamı 211 sayfadan ibaret. Kahverengi, deri ciltli, sarı yapraklı ve iple ciltlenmiş bir kitaptır. Eğer mümkün olursa, kanuni varislerine, kitabı bizzat teslim etmekten onur duyacağım. (26.11.2008-Burdur) (Metin Şenoğlu, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Burdur, 0248 -2331356 Cep: 0532-6738593) Rahmetli Reşat Nuri Güntekin’in varisleri, lütfen arayınız. Manevi bir emanet sahipleri olarak size, sizlere teslim edilecektir.
Metin Şenoğlu bu davranışı, hassasiyeti nedeniyle kutlanmalıdır. Kutluyorum. Zerafet ve incelik dolu bir davranış karşısında bu satırların yazarı olarak ben de duygulandım.
Ela Güntekin hanımefendinin yazları İstanbul Büyükada’ya geldiğini, Yavuz Bülent Bakiler ağabeyimden öğrendim. İzmir, İstanbul veya başka yerlerdeki şair ve yazar arkadaşlarımdan rica ediyorum, öncelikle de Ela Güntekin hanımefendiden rica ediyorum, lütfen Metin Şenoğlu hemşerimle görüşünüz, yardımcı olunuz.
Kitap hakkında detay: Reşat Nuri Güntekin külliyatından: 8, Roman, Yazan: Reşat Nuri Güntekin, Kanuni sahibi: Hadiye Güntekin, ikinci basılış, İnkılâp Kitabevi İstanbul-Ankara Caddesi.
DİL YANLIŞLIKLARIMIZDAN İKİ ÖRNEK:
1- 28 Kasım 2008, Kanal-A televizyonu. Çifte Yürek Programı (THM) programı. Nuray Hafiftaş konuşuyor: “Gülşen Kutlu hanımla, telefonla görüştüm. TRT’de jüri olduğu için, şimdilik gelemeyeceğini söyledi”
TDK sözlük: Jüri; Seçiciler kurulu... bilgi ve açıklamasını yapıyor. Gülşen Kutlu “Jüri” denerek, seçiciler kurulu olarak mı ifade ediliyor.. “Jüri üyesi olduğu için” denilse, doğru olmaz mı?
2- 29 Kasım 2008, Ankara-Altındağ’da Şiir Akşamları programının sunucusu. (TRT kökenli olduğu söylendi); “Burada şiir adamları” var diyor. “Şiir kadınları” da diyecek miyiz? “Şairler, şaireler var” denilse daha doğru olmaz mı?
GÜNÜN HABERLERİ:
1. 31 yılı aşkın bir süredir başkent Ankara’da “Ankara’nın Gazetesi” olarak yayınlanan Tasvir gazetesi 01 Aralık 2008 tarihinden itibaren “YARIN” adıyla yayınlanmaya başladı.
2. “Malkara Emek” gazetesi 43. yayın yılına merhaba dedi.
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  19

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SEVİNÇ DOĞANCAN GÜVEN’DEN İSMET İNÖNܒYE
Sevinç Doğancan Güven şair, yazar, ressam. Yazdıkları, yayınladıkları dikkat çekiyor, göz dolduruyor.
Bir zarf dolusu şiiri geldi geçenlerde Sevinç hanımın. Bunlar içinde, rahmetli İsmet İnönü’ye gönderi, gönlüyle söyleşileri, Çanakkale anlatımları, arayışları, askerlere yazılan mektupları, artılar-eksiler var mısra mısra şekillenmiş.
İSMET İNÖNܒYE GÖNDERİ
Sevinç Doğancan Güven, rahmetli İsmet İnönü’ye duygularını gönderiyor, sonunda da acele cevap bekliyor. Önce selam gönderiyor, mübarek ellerinden öpüyor İsmet İnönü’nün. Doğu şivesiyle “Nasılsın iyi misen? diye soruyor. 
 
Şehrin tüm ışıkları,
Yandı paşam,
Bizleri soriysan,
Karanlıklar, sisler içindeyiz.,
 
Diyerek, Ankara’nın suskunluğundan rahatsız olduğunu dile getiriyor. Ankara’nın mahsunluğu, Kalenin küskünlüğü, Türk bayrağının üzgünlüğü karşısındaki sıkıntılarını birbir sayıyor Sevinç Doğancan Güven.
 
Ötede Tunalı..
Tunalı, renk cümbüşü,
Kırmızı, turuncu, mor, sarı,
Paşam, Tunalı bir düş..
Genç kuşağın otağı,
Ve de varsılların moda sarayı..
 
Mısralarıyla yakınmalarını sıralamaya devam ediyor Sevinç hanım. Bugün, Altındağ’ın, Çankaya’nın ve Ankara’nın tüm semtlerinin, mahallelerinin, şehrin bütününün tanınacak halde olmadığını sıralıyor, sıralıyor. Sonra mısralara dökülen duygularıyla karşılaşmamız sürüyor:
 
Keçiören ocak olmuş, yanıyır,
Etlik onulmaz yara, kanıyır,
Atam, Bahçeli’de,
Rasattepede,
Kırgın-üzgün,
Boylu boyunca yatıyır.
 
Ankara’nın derdi her geçen gün arttığı için, bu sıkıntıların sıralanışında zorlanıldığını dile getirerek; “Başkent’ten /binlerce saygı, selam Paşam/ Nurlarda yatsın Atam/Oğullarım, askerlerim, Makbule anam/Nurda yatsın Mevhibe anam” dedikten sonra, gönderinin sonuna geliniyor ve şöyle bitiriliyor efendim:
 
Nemleketim cennet ama,
Milletimdir cayır cayır yanan,
Paşam
Mektubu hürmetle sonliyrem,
Hemi de,
Acele cevap bekliyrem…
 
Sevinç Doğancan Güven’e İsmet İnönü’den cevap gelirse ve bu cevap bize ulaştırılırsa, o cevaptan da sözederiz inşallah!
YILIN SON HABERİ:
Gazeteci-Yazar İsa Kayacan’a 209.cu plaket, kısa adı SAKÜDER olan “Sanat ve Sanatkârlar Topluluğu” Derneği’nden geldi. Söz konusu plakette yazılanlar:
Prof. Dr. Sayın İsa Kayacan; Cumhuriyetimizin 85. ci yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlemiş olduğumuz “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu şiir yarışmamızda Jüri Üyesi olarak katkılarınız nedeniyle, teşekkürlerimizi sunarız. (Sevgi Eser, SAKÜDER Yönetim Kurulu Başkanı-24 Aralık 2008, Ankara)
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  20

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SORUMLULUK
Hepimizin, her konuda sorumluluğumuz vardır. 09 Mayıs 2005 tarihinde kaybettiğimiz, şiirimizin beş yıldızlı çınarı Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimin “sorumluluk” adlı şiiri, birlikte hazırlayıp, yayınladığımız “Armağan–4” adlı kitabın 124 ncü sayfasında yer aldı. Bu şiir, bizzat bana yazdırdığı “Değerli dostum Ali Topçu’ya” ithafıyla sayfalarda, sütunlarda yer aldı.
Şiir üç bölümden oluşuyor. “Bu yirminci yüzyıl, bu uzay çağı/Avuç içi kadar küçüldü evren/Ay uzakta değil, komşu kapısı/Gelişen bilim ve teknik/Söylesin elektronik beyinler/Açları doyurmak, hastaları yaşatmak için/İnsan sorununa bir çözüm var mı?/ Ölüm araçlarını icat edenler” bölümüyle, sözleriyle başlıyor.
Sonra Ahmet Tufan Şentürk hoca, insanların vatan için, özgürlük için, ekmek için yaşadığı gerçeğinden hareket ediyor, “her doğan sevmek ister,. Yaşamak ister” noktasının karşısında, öldürmek çabası içinde olanların ne yapmak istediklerini soruyor bir yargıç edasıyla. Ve bu şiirin bitiminde;
 
Irkın, dinin, milliyetin,
Ne olursa olsun, önemli değil,
İnsan isen dünyanın bir parçasında,
Seven bir yüreğin varsa, sızlayan,
Gözlerin görüyorsa, duyuyorsa kulakların,
Dövüşenleri, ölenleri, öldürenleri,
Korkuyorsanız eğer gördüğünüz düşten,
Ölüm araçlarını icad edenler,
 
Burada Ahmet Tufan Şentürk hocanın “Sorumluluk” adlı şiirinin noktasını koyuyoruz. Bir başka şairimiz Murat Duman’ın Ahmet Tufan Şentürk’le ilgili duygularına dönüyoruz efendim.
 
MURAT DUMAN’DAN
Murat Duman Ankara’da yaşayan şairlerimizden…
09 Mayıs 2005 tarihinde kaleme aldığı, “Hakka Yürüdü” başlıklı, Ahmet Tufan Şentürk Baba’ya ithaflı bir şiiri var beş ayrı dörtlükten meydana gelen. Şöyle başlıyor söze Murat Duman:
 
Serilmiş yatağa bir ulu çınar,
Her gün biraz daha soluyor hocam,
Dokunmayın, dostlar yüreğim yanar,
Dostların kalbini deliyor hocam..
 
Sonra Murat Duman, yatakdaki hocanın dermanı kalmadığını, canıyla yaşama savaşı vermesine rağmen başarılı olmakta zorlandığını, dile getirdikten sonra;
“Altın harfle yazdım, silinmez yeri
Bağlandım ezelden, dönemem geri
Nerde babam, diye gönül erleri
Yalancı yüzlere gülüyor hocam”  dörtlüğünden sonra,
 
“Alevler içinde dindir özünü
İncitmesin toprak, geliyor hocam” diye noktasını koyuyor ama üzüntülerinin ardı arkası gelmiyor, sürüp gidiyor, sürüp geliyor. Murat Duman’ın ayrıca, Ahmet Tufan Şentürk’ün ölümünün 40 ncı günü olan 18.06.2005 tarihinde yazdığı Ahmet Tufan Şentürk’e ithaf edilen bir başka şiiri var.
 
 
 
FATMA UÇARLAR’DAN
Isparta ilimiz merkezinde yaşayan Fatma Uçarlar’ın 11.09.2004 tarihinde Denizli’de yazdığı “Kerim Aydın Erdem’e adlı altı dörtlükten meydana gelen bir şiiri var elimizde. Bu şiirde Fatma Uçarlar, kaybedilen bir dosttan yılların gerisinden gözlerimiz önüne gelen duygulardan söz ediyor, buradan yola çıkıyor, mezarına yapılan ziyaretten bahsediyor ve bir dörtlüğünde duygularını şöyle dile getiriyor efendim:
 
Bir yıl kadar önceydi, tanışmıştım O’nunla,
Kitabını vermişti, aldım büyük gururla,
Ne de zarif bir insan, ne de hassas duygular,
Okuyanın, insanın büsbütün içi sızlar.
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 21

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ŞEMSETTİN KÜZECİ’DEN: IRAK BASIN TARİHİ
Araştırmaya yönelik çalışmalar, inceleme ve değerlendirme sonucu yayınlananlar, gün yüzü görenler daha bir önem taşıyorlar. Bu yayınların kalıcılıkları bir başka biçimde karşımıza çıkıyor.
Kerküklü Şemsettin Küzeci’nin 1869-2009 yılları arasındaki, Irak Basını üzerine yaptığı araştırma Irak Basın Tarihi adıyla 270 sayfayla kitaplaştırıldı. Kitap, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin 40 ncı yılı kitapları arasında, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün katkılarıyla, bu iki kuruluşun logolarının ön kapakta yer almasıyla ayınlandı.
Bence, gerek İletişim Fakültesi, gerekse Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü çok önemli ve kalıcı bir yayın çalışmasını daha gerçekleştirmiş oldular.
Kutluyorum efendim.
Şemsettin Küzeci’nin değişik kişilere yönelik bir teşekkürü var ilk sayfalardan birinde. Sonra, Küzeci’nin kısa biyografisi yer alıyor. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar’ın önsözü dikkat çekici. Hoca bir yerinde:
- Şemsettin Küzeci Irak’taki gelişmelerin iletişim boyutunu başarıyla incelemiştir. Irak’ta var olan Arap, Kürt, Türkmen ve Süryanilerin 140 yıllık yazılı, görsel, işitsel ve elektronik basın tarihini kapsayan bu kitap aynı zamanda Irak’ın zenginliğini ortaya koyacak nitelikte bir çalışmadır. Diyor.
Irak Basın Tarihi adlı, Şemsettin Küzeci imzalı kitabın içindekiler bölümüne bakıyoruz: Üç bölüm karşımıza çıkıyor. Bu bölümler içinde yer alanlardan;
-Irak’ta Kraliyet döneminde iletişim politikaları (1921-1958),
- Cumhuriyet ve Baas Partisi döneminde kitle iletişimi (1958-2003)
- İşgal sonrası kitle iletişimi ve basın özgürlüğü (2003-2007)
Ekler ara başlığıyla da verilen değişik bilgiler, belgeler dikkat çekmekte kitap
içerisinde. Uzunca bir giriş yapılmış. Buradan öğrendiklerimizden; Irak’ta Basın Kanunu
1908 yılında Osmanlı’nın Meşrutiyet Kanunu’ndan sonra 16 Temmuz 1909’da oluşmuştur. Mart 1954’te çıkan 24 nolu kararla 163 gazete ve derginin imtiyaz hakkı iptal edilmiştir denişi de dikkat çeken cümleler arasında yer alıyor.
Yer yer zengin görüntüler karşımıza çıkarken, yer yer de istatistikî bilgilerle karşılaşıyoruz.
Gazeteler, öteki iletişim araçları hakkında bilgi verilirken, mümkün olduğunca detaylandırılarak bilgiler sıralanıyor. Bir örnek sayfa 85’den:
-Türkmeneli Dergisi: ITC Enformasyon; Dairesi tarafından üç ayda bir Türkçe olarak çıkarılan siyasi ve kültürel konuları kapsayan bir dergidir. 2003’den sonra yayını durduruldu. 2007’de yeni kadroyla tekrar yayına başladı. Radyolar, televizyonlar, özel gazete ve dergiler genel bir değerlendirme düzeni içinde sayfalara aktarılan bilgilerle okurların, araştırmacıların karşısına çıkarılıyor.
Şemsettin Küzeci’yle, GÜ. İletişim Fakültesi Dekanlığı ve Basın Yayın Erformasyon Genel Müdürlüğü yetkililerini kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
Not: Irak’ta Arapça, Türkçe, Süryanice, Kürtçe yayınlanan gazetelerin ilk sayfalarının görüntülerinden oluşan serginin açılışıyla, Irak Basın Tarihi adlı kitabın tanıtımı, Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü sergi salonunda 11.06.2009 tarihinde gerçekleştirildi.
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 22

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ŞEMSETTİN KÜZECİ'NİN “IRAK BASIN TARİHİ” KİTAPLAŞTIRILIYOR
Araştırma ve değerlendirmeler yayın haline gelince anlam kazanıyor.
Kerküklü gazeteci araştırmacı yazar Şemsettin Küzeci’nin, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema bölümünde yapmış olduğu “Irak’ta Kitle İletişimi ve Basın Özgürlüğü” konulu Yüksek lisans tezini Fakülte yönetimince kitaplaştırılması kararlaştırıldı. İletişim Fakültesinin 40. Yıl kitaplığı kapsamında basılacak olan Yüksel Lisans Tezi, “ Irak Basın Tarihi” adıyla yeniden gözden geçirilerek fakülte bünyesinde yayınlanacak. Söz konusu yayına Başbakanlık Basın yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından da destek verildi.
“Irak Basın Tarihi” kitabının önsözünün bir yerinde Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar; “Şemsettin Küzeci’nin Irak Basın Tarihi başlıklı çalışmasının Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi 40. Yıl Kitaplığı içinde yayınlanmasına tanıklık etmek mutluluk verici bir olaydır. Bir kere Kerküklü olarak Irak’ta pek çok sorunla baş etmeye çalışırken bir tez çalışmasını tamamlayabilmesi ve bu tezden bir kitap üretebilmesinin coşkusunu paylaşmak başlı başına takdir konusudur. Şemsettin Küzeci pek çok öğrenci ve akademisyene örnek olacak bir çalışma disiplini içinde olmuştur” diyor.
Şemsettin Küzeci, ise kitabın teşekkür bölümünde hocalarına vefa borcunu yerine getirirken; “Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki çalışmalarımda beni teşvik eden, yol haritamı çizen, iletişim tarihi araştırmalarına değer veren, şahsımı, Türkmen toplumunu ve ülkemi önemseyen, ilgi gösteren, tez danışmanım İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar’a ve mesleğimin dönüm noktasında bana fikir öğretmenliği yapan Gazeteci-Yazar İsa Kayacan’a ayrıca teşekkür ederim” şeklindeki görüşleriyle vefakârlığını gösteriyor.
Yakında bizlerle merhabalaşacak “Irak Basın Tarihi” adlı kitapta yer alanlardan: Irak’ta ilk gazete1869 yılında dönemin Bağdat Valisi Mithat Paşa’nın Osmanlı Devleti tarafından Irak’a Vali atanmasıyla çıkarılmıştır. Reformcu Vali Mithat Paşa tayininden iki ay sonra Paris’ten Irak’a ilk matbaayı getirmiş; Vilayet Matbaası adı altında faaliyete başlayan matbaa Irak’ta Zevra adı altında ilk gazete’yi Arapça ve Türkçe olarak 15 Haziran 1869 tarihinde yayınlanmaya başladı. Ancak, bazı kaynaklara göre Irak’ta yayınlanan ilk gazete Zevra değil, Jurnal Irak gazetesidir.
Irak’ta görsel basın 1952 yıllarına dayanır, O tarihlerde İngilizler tarafından Kerkük’te düzenlenen İlk Sanayi Fuarında bir televizyon istasyonu olduğu gibi Irak’a hediye edilmiştir. Dolayısıyla da 1953–1956 yıllarında Irak Televizyonu kurulmuş olup siyah beyaz olarak 1956 yılında yayına başladı. İktidarın kontrolünde yayın yapan Irak TV Kerkük-Musul ve Basra’da irtibat büroları açtı. Oralardan da bazı programlar ve belli zamanlarda yayın yapılmaya başladı. Irak televizyonu Kerkük Bürosu günde 8 saat bölgesel yayın yapıyordu. Bu yayınlar Kerkük ili sınırları dışında Irak’ın Kuzeyi Erbil, Süleymaniye ve Dohok illerinde de izleniyordu. 6 Saat Kürtçe, 75 dakika, Arapça, 15 dakika Süryanice ve 30 dakika Türkmence yayın yapan Kerkük TV Irak’ın Kuzey bölgesini kapsamaktaydı.
Yine kitap’ta yer alacak önemli bilgilerden: Saddam sonrası bir takım gazete, dergi, TV kanalları, radyo ve iletişim organları devletten izin almadan, serbestçe yayın yaptılar ve hala da yayınlarını sürdürüyorlar. Bunların yanında devlete ait TV kanalları, radyo istasyonları Irak İletişim Ağı’na bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Ancak, Irak’ta yayın organları Planlama Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplum Dairesi’nden ticari iş yaptıkları için çalışma müsaadesi ve izin belgesi almak zorundadırlar. Devletin dışında özel sektörce yayımlanan gazetelerin tek sıkıntıları güvenlik ve ekonomidir. Güvenlik ve basım giderleri temin edilirse yayınlar sürekli olarak devam eder. Bugün birçok gazete ve yayın organı iflas etmiştir. Birçok yayın organı da çalışanlarının can güvenlikleri tehlikede olduğu için kapatılmıştır.
Irak’ta 2003–2007 tarihleri arasında yaklaşık 2000 civarında gazete, dergi, bülten vs. yayınlar günlük, haftalık, 15 günde bir, aylık olarak, siyasi parti ve hareketler, sivil toplum kuruluşları tarafından ülkenin etnik guruplarının konuştukları muhtelif dillerde çıkarılmaktadır. Bu gazetelerin sayısı kadar gazete ve dergi de çeşitli nedenlerden dolayı birkaç ay yayınlanarak kapanmak zorunda kalmıştır. Ancak 2003–2007 tarihleri arasında Irak Gazeteciler Cemiyeti yayın yapmak için resmi izin başvurusunda bulunan gazete, dergi, haber ajansı, TV, radyo ve İletişim şirketlerinin sayısı 367 olarak tespit edilmiştir.
Irak Türkmenleri’nin Türkiye de ki fahri temsilcisi dostum gazeteci-yazar Şemsettin Küzeci’nin imzasıyla Günyüzü görecek bu kitapla, Türk ve Türk dünyasındaki Irak Basın tarihi ile ilgili kütüphanelerdeki boşluğun dolduracağına inanıyor, Gazi İletişim Fakültesi ile Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüne de böyle bilimsel eserlerin yayınlanmasında katkıda bulunmalarının onur verici bir yayın çalışması olduğu kanaatimi belirtmek istiyorum… Efendim.
 
GÜNÜN SÖZ VE HABERİ:
1. Eğer bir insan; hem çalışkan, hem akıllı ise, takdir et; Çalışkan, fakat akılsız ise, dikkat et; Akıllı, fakat tembel ise, ikaz et.
Hem akılsız, hem de tembel ise, imha et. (Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu)
2. TRT Kurumunca, yeniden yapılanma adıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, bölgesel yayın yapan Antalya Radyosu’nun teşkilat şemasından çıkarıldığı ve kapatılacağı haberi tamamen gerçek dışıdır. (İbrahim Şahin, TRT Genel Müdürü, Yenigün Gazetesi, Burdur, 22.11.2008)
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 23

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ŞİİRLER- ŞAİRLER
Şiir varsa, Şair vardır. şair varsa şiir vardır. Bu gerçeğin belirtilmesinden sonra, şiirlerimize dönelim.
 
YERİN YOK SENİN
Muğla ilimize bağlı Dalaman ilçemizde yaşayan şairlerimizden Birdal Can Tüfekçi’nin bir şiiri. Dört dörtlükten meydana gelen bir şiiri efendim. Bu şiirin iki dörtlüğü şöyle:
 
- Senden ne bir selam, ne bir haber var,
Gayri hayatımda yerin yok senin,
Bitti benim aşkım buraya kadar,
Artık yüreğimde yerin yok senin.
 
Daha çekeceğin çileler çoktur,
Sana her ızdırap revadır, haktır,
Yaralı gönlümde, merhamet yoktur,
Artık yüreğimde yerin yok senin.
 
Birdal Can Tüfekçi, “Tertemiz aşkımı perişan ettin/Kanattın kalbimi bir nişan ettin” diye devam ediyor, duygularını ortaya koyuyor.
 
BURDUR
Şimdi Isparta ilimiz merkezinde yaşayan, Fatma Uçarlar’ın Burdur’da görev yaptığı yıllarda yazdığı ve bendenize ait, Burdur Belediyesi kültür yayınları arasında 2005 yılında kitaplaştırılan “Burdur şiirleri” adlı kitabımın 26 ve 27 nci sayfalarında yeralan “Burdur” başlıklı şiirinin iki dörtlüğü:
 
- Bahçelerinde güller yetişir,
Tarlalarında sebze dikilir,
Halkı kültürlü bilgilidir,
Karacaören’i  var Burdur’un.
 
Gölünün üstünde güneş süzülür.
Dikkuyruklar, kenarında gezinir,
Burada bir farklılık sezilir,
Taşodası var Burdur’un.
 
Buradan sonra, buradaki nokta koyuşumuzdan sonra, Ankaralı şairlerimizden Davut Cömert’in bir şiirinin bir dörtlüğünden söz delim:
 
GİDİYORUM
Ankara’da yaşayan, Ankaralı şairlerden (Hz. Davut), Davut Cömert, dokuz dörtlükten meydana gelen “gidiyorum” adlı şiirinde, özlem kırıklığından, burukluğundan sözediyor ve bir dörtlüğünde şöyle diyor:
 
- Sever miyim bir daha, inan ki bilmiyorum,
Sen de bu kadar acıları çekmişken,
Ayrılmak istemezdim inan senden ebedi,
Düşe kalka sürünerek, silinerek gidiyorum.
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
 
GÜNÜN SÖZÜ: Ankara seninle güzelleşti/ Güzelliklerin tümü/ Sende birleşti/ Varolan sevgimiz/ Yeniden bütünleşti. (25 Ocak 2009)

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 24

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TASAVVUF EDEBİYATIMIZIN İLK BÜYÜK ŞAİRİ YUNUS EMRE
Yunus Emre’nin şiirleriyle karşılaşmayanımız yok gibidir. O, Tasavvuf edebiyatımızın ilk büyük şairidir. Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımızı biliyoruz. Yunus Emre’yle ilgili bildiklerimiz, din ve tasavvuf büyüklerinin rivayetlerinden oluşan menkıbelere dayanmaktadır.
Risaletü’n-Nushiye adlı mesnevisini 1307–1308 yıllarında yazmış olmasından yola çıkarak yaptığımız değerlendirmelere göre; XIV. Yüzyılın başlarına kadar yaşadığı kabul edilmektedir.
Son araştırmalara bakarsak; Yunus Emre’nin 1240–1241 yıllarında, muhtemelen Eskişehir’de doğduğu, seksen iki yıl yaşayarak 1320–1321 yıllarında vefat ettiği tahmin edilmektedir.
Yunus Emre’nin iki defa evlendiği, bu evliliklerinden iki çocuğunun olduğu, Konya, Şam ve Azerbaycan’ı dolaştığı bilinmektedir. Aşık Çelebi, Rıza Tevfik, Bursalı Mehmet Tahir, Hüseyin Vassaf gibi araştırmacılar, şairin okuma-yazma bilmediğini, medrese eğitiminden geçmediğini; İsmail Hakkı Bursevi, Abdulbaki Gölpınarlı, Faruk Kadri Timurtaş gibi araştırmacılar ise, medrese eğitimi almış olduğunu ileri sürmüşlerdir. Yunus’un ümmiliğini Hz. Peygamber’den kinaye bir ümmilik kabul edenler de vardır. Aslında Yunus, ümmi olmadığını düşündürecek kadar ilim sahibidir.
O’nun ilmi, ilahi aşk ve güzel ahlakla elde edilmiş ledünni (ilham yoluyla elde edilmiş) bir ilimdir. Menkıbeleri ve şiirlerinden anlaşıldığına göre; Yunus Emre, tasavvuf yoluna girmeden önce, güçlü bir medrese öğrenimi görerek yetişmiştir. Yunus Emre’nin menkbevi hayatı daha çok Hacı Bektaş-ı Veli “Velâyetname”sine dayanmaktadır.
Rivayetlerden birine göre; Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna çıkar ve, “Ben bir fakir kişiyim. Bu yıl ekinimden nasip alamadım. Ümittir ki bu yemişi alıp buğday verirsiniz” der. Birkaç gün bekledikten sonra ayrılacağı Hacı Bektaş’a haber verilir.
Hacı Bektaş; “sorun bakalım, buğday mı ister, nefes mi?”der. Yunus’un “buğday” cevabı bildirilince, Hacı Bektaş-ı Veli; “Varın söyleyin, alıcın her tanesi için bir (iki) nefes verelim” buyurur.
Cevaben Yunus Emre; “Ehlim var, nefes karın doyurmaz. Lütuf ederse buğday versinler. Kifaf edelim” der. Hacı Bektaş-ı Veli bu defa; “Alıcın çekirdeğine on nefes verelim” dese de o kabul etmez. Kendisine istediği kadar buğday verilir. Yunus Emre yolda buğdayıyla giderken, “Vilayet eri bana nasip sundu, alıcın her çekirdeğine karşı on nefes verdi. Ne olmayacak iş ettim. Buğday sayılı günde tükenir, nefes bir ömür yeter. Ola ki himmet eder, nasibi verir” diye düşünür.
Yunus Emre Dergâha varıp halini arzeder. Hacı Bektaş’a istediği haber verilince, “O şimdiden sonra olmaz, biz onun kilidini Tapduk Emre’ye verdik”der. Yunus Emre bunun üzerine Tapduk Emre’ye gider. Tapduk Emre, “hoş geldin” halin bize arzolundu. Hizmet et, emek yetir, nasibini al” buyurur. Bunun üzerine Yunus emre, Tapduk dergâhına kırk yıl odun taşır. Bu kırk yıl boyunca Yunus Emre’deki istidat, tasavvufi eğitim yoluyla işlenir. Teslimiyeti, samimi hizmetleri sonucu olgunluk mertebesine erer. Daha sonra şiirleriyle halkı irşat etmek üzere yeniden gurbete çıkar.
Yunus Emre, Konya, Şam ve Azerbaycan dahil geniş sayılabilecek bir coğrafyayı dolaşmıştır. Çağdaşı büyük mutasavvıf Mevlâna Celâleddin’le görüşerek, yolculuğunu doğduğu yer olan Porsuk çayının Sakarya’ya döküldüğü Sarıköy’e dönerek tamamlamıştır. Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy’de gömüldüğü yere, 1970 yılında yeni bir mezar yapılmıştır. Anadolu’nun birçok bölgesinde, Ona ait mezarın bulunması şaire duyulan büyük sevginin göstergesi olarak kabul edilmektedir.
Kendisinden sonra gelen binlerce düşünce ve sanat adamını derinden etkileyen, şiirleri bugün de en az aydınlar kadar halk arasında dillerden düşmeyen Yunus Emre’nin, Türkçe edebiyatın en büyük şairi olduğunu söylemek yanlış sayılmaz.  Yunus emre, şiirlerinde kullandığı süsten, gösterişten uzak temiz bir Türkçe ile şiirimizin en temiz ve berrak kaynaklarından birini oluşturmuştur. Allah ve insan sevgisini, dostluğu, kardeşliği, merhamet ve yardımlaşmayı esas alan, öğütleyen İslâm tasavvufundan kaynaklanan ve güçlü bir lirizmle beslediği şiirlerinin yüzyılları aşıp gelmesi tesadüfi değildir.
Bazı şiirlerinde aruzu, büyük çoğunlukla hece ölçüsünü kullanan Yunus Emre’nin Divan’da üçyüz altmış kadar ilâhi ve nefes topladığı görülmektedir. Şiirinin temel birimi beyit, biçmi ilâhidir. Müstezat ilâhiyi sever. Aruzla yazar, Türkçe hece ölçüsüne uygun olan “hezec” ve “recez” bahrlarını kullanır genellikle. Kusursuz bir kafiye yapısına sahip Yunus Emre, Türk tasavvuf edebiyatının ilk büyük şairi olarak kabul edilmektedir. Yunus Emre, bir ozan, yahut bir saz şairi değil, dini-tasavvufi Türk edebiyatı alanında kendine özgü bir tarzın temsilcisidir.
Kur’an ve sünnet esaslarından hareketle, bütün insanlığı Allah’ı zikre ve kardeşliğe davet eden Yunus Emre, şiirlerinde, ölüm, fanilik, gurbet ve dervişlik konularını işlemiştir. Yine de onun şiirlerinde en çok işlediği konu ilahi aşktır. O’na göre “aşk makamı” yüce bir makamdır.
Yunus Emre, ne dünya, nede ahiret hesabındadır. O, hasret ile doludur. İlâhi aşktan sonra, Yunus Emre’nin düşüncesinde, en köklü yere sahip olan fikir, ölüm fikridir. Şaire göre ölüm “sevgiliyle buluşmaktan” başka bir şey değildir.
Beylikler döneminin karışık Anadolu’sunda yaşamış olan Yunus Emre, dünya ile tümüyle bağlarını koparmamıştır. Bu nedenle de gündelik olaylar şu dörtlüğünde olduğu gibi karşımıza çıkar:
 
Bu dünyada bir nesneye,
Yanar içim, göynür özüm,
Yiğit iken ölenlere,
Gök ekini biçmiş gibi..
 
Yunus Emre’nin dili, ortak İslâm medeniyeti içinde öteden beri gelişmeye başlamış ve ortak medeniyet dillerinden Türkçeleştirilmiş kelimelerle zengin bir İslâmi Türk dilidir.
Orta Asya’da Ahmet Yesevi ile başlayan tasavvuf şiirinin doruk noktasına Yunus Emre ile çıktığı, Anadolu erenlerinin en büyüğünün Yunus Emre olduğu kabul gören gerçeklerin başında gelmektedir.
Yunus Emre’nin üç bin şiir söylediği, fakat bu şiirlerin Molla Kasım adlı bir zahid tarafından şeraite aykırı bulunduğu için tahrip edildiği, yılların gerisinden gönümüze akıp gelen değerlendirmelerdendir. Molla Kasım, Yunus’un şiirlerini ele geçirip, bir su kenarına oturur. Bin tanesini yakar, bin tanesini de suya verir. Üçüncü bindeki şiirleri okumaya başlayınca, şu dizelerle karşılaşır:
 
Derviş  Yunus bu söze eğri büğrü söyleme,
Seni sığaya çeken bir Molla Kasım gelir..
 
Bu beyti okuyan Molla Kasım şaşırır, tövbeye gelir ve Yunus Emre’nin ermiş bir kişi olduğuna inanır. Ne var ki iş işten geçmiştir. Elde sadece bin tane şiir kalmıştır.
 
ESERLERİ:
Yunus Emre’nin iki eseri vardır. Bunlardan Risaletü’n Nushiyye olarak bilineni 1307 yılında mesnevi şeklinde yazılmış, tasavvufi bir nasihatnamedir. Yunus Emre’nin bu eserinde ahenk ve âşıkanelik olmamakla birlikte sembolizmi mükemmeldir. Eserde kavramlar soyut olup teşhis sanatıyla işlenmiştir. Didaktik bir eser olan bu risale, insanın kâmil olma yolunda yaşadığı manevi yolculuğu anlatır.
Yunus’un öteki asıl eseri ise, düşünce dünyasını da ortaya koyduğu Divan’dır.
“Yunus olduysa adım pes ne aceb
Okuyalar defter-ü divanımı “beyitinden anlaşıldığı kadarıyla, Yunus Emre hayattayken Divan-ı bulunuyordu, şeklinde yorum yapmak, bunu gerçek olarak kabul etmiş yanlış olmaz.
Yunus Emre’yi ilim ve edebiyat dünyasına ciddi anlamda tanıtan ilk kişi, isim ve imza Fuat Köprülü’dür. “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1918)” adlı eserinde Ahmed Yesevi ve Yunus Emre etrafında gelişen Türk tasavvuf edebiyatı tarihi, geniş şekilde incelenmiştir.
Cumhuriyet döneminde Yunus Emre üzerine ilk ciddi araştırmayı ise Burhan Toprak yapmış ve Yunus’un şiirlerini “Yunus Emre Divanı-(1933–34)” adıyla yayımlamıştır.
 
HAKKINDA YAZILANLARDAN
1- Yunus Emre bir bakıma Mâvlana ile adeta aynı inancı ve aynı dünya ve hayat görüşünü paylaşmıştır. Mevlâna’nın Farsca terennüm ettiklerini, çok uzun ve geniş bir ufukta, bize aydınlığı gösterdiklerini Yunus Emre çok daha kısa tesirli bir Türkçe ile şakımıştır. (Abdülkadir Karahan)
2- Yunus Emre’nin sanatı tamamiyle “Milli” yani “Türk” bir sanattır ki, bunu tahlil edecek olursak, başlıca iki unsura tesadüf ederiz: Evvela ona ahlaki-süfiyane esaslarını veren “İslami-Nev-Eflâtuni” unsur. İkinci olarak; lisanın edasını, şeklini, veznini veren milli unsur. Birisi  “Esas”ı, diğeri “Şekl”i teşkil eden bu iki unsur.  (Fuad Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, 1986)
3- Bu dünya, insanın bakıp bakıp doyamadığı kızıl, yeşil donanmış pırıl pırıl bir gelindir. Ölümü en sakin ve soyut çizgilerle anlatan Yunus, ölüme geçiş acılarını en dehşetli imajlarla, hayatı da bir çocuğun dünyaya bakışı kadar taze, renkli ve parlak, canlı kelimelerle anlatıyor (Sezai Karakoç, Yunus Emre, 1989).
4- Şiirimizin ustalarından, rahmetli Halil Soyuer’in sekiz dörtlükten meydana gelen “Gizlidir” başlıklı şiirinin bir dörtlüğü: Halil diye doğmuş biri/Yunus olmuş onun pir’i/Belki de bunca şiiri/Yazanda, Yunus gizlidir..
 
YUNUS EMRE’NİN ŞİİRLERİNDEN:
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün-ü günü
Bana seni gerek seni (Kül’den)
 
Bir garip ölmüş deyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin (Soğuk su’dan)
 
Gökyüzünde İsa ile
Tur dağında Musa ile
Elimdeki âsâ ile
Çağırayım Mevlâm seni
(Dağlar ile, Taşlar ile’den)
 
Ne dilersen Haktan dile
Kılavuzla gir doğru yola
Bülbül âşık olmuş güle
Öter “Allah” deyu deyu
(Şol cennetin ırmakları’ndan)
 
Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya
Gel,gör beni aşk neyledi
(Baştan ayağa yâreyim’den)
 
Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
(Gök Ekini’nden)
KAYNAK: Işık, İhsan: (Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, cilt 9 Ankara 2007)
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 25

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TÜRKÜ SAVAŞÇISI
            Her alanda bir mücadeleci, savaşçı olur.. Çoban Hüseyin Çemrek, öz yaşam öykülerinden, Türküleşen şiirlerinden oluşan sayfalar bütününü 208 sayfayla kitaplaştırmış.
            Adı: Türkü Savaşçısı.
            Bir giriş var, Türkünün savaşçısı, başlıklı şiir dikkat çekiyor. İbrahim Sartaş, Yahya Aksoy imzalı değerlendirmeler dikkat çekmekte ilk sayfalarda. Sonra değişik isim ve imzaların özlü sözleri-değerli sözleri bir araya getirilmiş. Bunlardan ikisi:
-Gönlü Aydın bir kişiye kul olmak, Padişahların başına taç olmaktan iyidir (Gazi Mustafa Kemal Atatürk),
-Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz (Hz. Ali).
Türkünün savaşçısı başlıklı şiirin son dörtlüğü:
-Aşık Veysel tutkundur, doğa vardır özünde,
Mahzuni, Ertaşlar var, bu Çoban’ın sözünde,
Türküler çiçek açmış, Atatürk’ün izinde,
Türkünün savaşçısı budur halkın ozanı.
 
            Av. Sema Aksoy’un da Çoban Hüseyin Çemrek’le ilgili değerlendirmesi var 10 ucu sayfada. Rehber edinilen üstadların cümlelerinden alıntılar yapılmış.
            Kalıcı bir araştırma, inceleme eseri olarak gördüm “Türkü Savaşçısı” adlı kitapla kendi alanında kalıcılığın sağlandığı bir yayın karşımıza çıkarılmış. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim. Bazı fotoğraflarla da zenginleştirilen kitap sayfalarında, Çemrek’in aile efradı da görüntü olarak sayfalara aktarılmış, bilgiler verilmiş.
            Çoban Hüseyin Çemrek’in bazı bitirme tezlerine konu oluşunu da öğreniyoruz ki, seviniyor, mutlu oluyoruz. Bir ölçüde bu kitap, Çoban Hüseyin Çemrek’in hayatında, şiirlerinin bir araya getirilen anlatım bütünlüğü olarak bizimle selamlaşıyor. Arka kapakta “İnsandır” başlıklı 7 dörtlükten meydana gelen bir şiir dikkat çekiyor. İlk dörtlüğü bu şiirin:
 
-Beş duyuya hakim canlı yaratık,
İlk önce ateşi bulan insandır.
Göçebe yaşantı paylaşan toplum,
İnsanla, barışık kalan insandır.
 
Çoban Hüseyin Çemrek: 1951 yılında Amasya ili, Hamamözü ilçesi Yukarı Ovacık köyünde doğdu. 500 dolayında eseri, kaset, sesli ve görüntülü cd’ler olarak biraya getirdi kitap olarak yayınlanmasını sağladı. Kısa adı AŞ-DER olan Ankara Halk Aşıkları Kültür ve Araştırma Derneği’nin başkanlığını yapan Çemrek Kültür Bakanlığından emekli oldu. Halk aşıklarıyla ilgili çalışmalarını sürdürüyor.
 
GÜNÜN YORUMLARI:
1- İsa Kayacan, çalışkan, özverili, fedekar olduğu kadar, vefa duygularını en iyi bilenlerimizden biri. O, karşılık beklemez, hep verir. O’nun vermesi ve insani vasıflarıyla, bu ülkeye nice değerler kattığını da biliyoruz (Şükrü Tekin Kaptan)
2- Bitmez tükenmez kalemi ile pek çok “rekorun” sahibi ve mesleğine aşıklığı ile bilinen çok yönlü araştırmacı, yazar ve şairliğiyle Türkiye’nin her köşesinde alkışlanmakta olan İsa Kayacan, aynı zamanda “bir dünya İnsanı”dır (Melahat Ecevit)
3- İsa Kayacan, daha önceki yıllarda onbir ayrı bakanın Basın Danışmanlığı’nı yaparak, yoğun bir tempoda çalışmış ve bu yoğunluk içinde dahi kalemi elinden bırakmamış, edebiyat dünyamızın duayenlerindendir. Sayın Kayacan, ektiğini biçen ve çalışmalarının karşılığını da yaşarken gören, nadir edebiyatçılarımızdan biridir (Fatma Uçarlar)
GÜNÜN SÖZÜ: Sen Ankaradasın/Ben Ankaradayım/Biz Ankaradayız/Biz Ankaralıyız. 25 Ocak 2009)
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  26

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

USTALARA KULAK VERMEK
Şiirimizin zirvesinden seslenmiş, aramızdan ayrılmalarına rağmen, şiirleriyle bizimle merhabalaşmaya, selamlaşmaya devam eden ustalarımız var. Hemde sayıları bir hayli fazla.
Bu ustalarımızdan, rahmetli Behçet Kemal Çağlar… Ahmet Tufan Şentürk. Önce Behçet Kemal Çağlar’dan:
 
 
GÖRMEĞE GELDİM
Abdulkadir Güler, yaşayan şairlerimizin ünlülerinden. Söke’de yaşıyor. “Görmeğe geldim” başlıklı şiiri yedi dörtlükten oluşuyor. Yüce peygamberimize karşı duyulan Abdülkadir Güler özlemi vardır mısralarda.”Alemlere rahmet hem de ekseni/Allah’a bin şükür tanıdık seni” diye devam eden Abdülkadir Güler anlayışı ve arayışı mısralarda sürüp gider. Bir dörtlüğünde şöyle seslenir:
 
Aşık Ceylani’yim bildim ilk defa,
Saadet güneşi, sonsuzluk vefa,
Kıl şefaat Ya Muhammed Mustafa,
Huzuruna varıp ermeğe geldim..
Şairlerimizin kalemlerine sağlık. İlk iki şairimizin ruhları aydınlık, mekanları cennet, Abdülkadir Güler hocanın da ömrü uzun ve sağlıklı olsun efendim.
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 27

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YAŞLILIK, TANRININ İNSANLARA ÖDÜLÜ
Yaşlılıkla ilgili değerlendirmeler farklılıkla karşımıza çıkıyor. Kimisi, “yaşlılık, sağlıklı olduğu takdirde, olgunluğun, tecrübelerin bütünlüğünü oluşturur, ortaya koyar” derken, kimisi, “yaşlılık zordur. Ne yapılırsa, gençlikte yapılmalıdır” diye kestirip atıyor.
Denemeleri ve şiirleriyle dikkat çeken bir kamu görevlisi, hem de başarılı bir kamu görevlisi Aytekin Aydın’dan bir “mektup” aldım.. Yaşlılıkla ilgili görüşleri dikkat çekiciydi, farklılık netliği ve görüntüsü getiriyordu. İlginç bulduğum Aytekin Aydın’ın yaşlılık yaklaşımını aşağıya alıyorum efendim:
YAŞLILIK
Yaşlılık, bana göre, Tanrının insana verdiği bir ödüldür. Nasıl mı?:
Dünyaya gelen insan hastalıklardan, kazalardan ve yaşamın her türlü zorluklarından bedenini ve ruhunu koruyarak.  60–70 yaşına geliyor. Yüzünde derin çizgiler, kırışıklıklar oluşuyor, saçlar beyazlaşıyor. Acaba neden?. Bunların bir anlamı yok mu?.
Bir insan istesede 15 yaşında saçları beyazlayıp, yüzünde derin çizgiler oluşamaz. Farzedelim böyle bir şey oldu. Toplumdaki herkes onunla dalga geçer. Ona kimse saygı duymaz. Çünkü, o yüzündeki derin çizgileri ve beyaz saçları hak etmemiştir. Onlara sahip olması için en az bir 50 yıl beklemesi gerekecektir.
O derin çizgiler, beyaz saçlar, Tanrının o kişiye teşekkürüdür.
Yaşlı ve ünlü bir tiyatro sanatçısına bir doktor arkadaşı, estetik ameliyat öneriyor. Ve sanatçı inanılmaz bir tepki göstererek doktora şöyle diyor:
-“Siz ne diyorsunuz doktor bey. Ben o derin çizgilere, o beyaz saçlara sahip olmak için tam 70 yıl bekledim. Şimdi siz benden, hayatımın 70 yılını alıp yok etmek istiyorsunuz. Buna hakkınız yok, kesinlikle ameliyat olmuyorum”. İşte böyle..
Bana göre, Tanrı yaşlı bir insana şöyle diyordur:
-“Benim sana verdiğim emanetimi, bedenini ve ruhunu tam 70 yıldır, hayatın tüm zorluklarına, kazalara, hastalıklara, acılara rağmen korudun, bu yaşa geldin. Bende senin yüzünde her birinde binlerce anlamı olan derin çizgiler oluşturdum. Saçlarını beyaz aklarla doldurdum. Bunları gören insanlar, sana hayranlık ve saygı duyacaklardır. Çünkü o insanların bir çoğu, senin bazen hüzünlenerek baktığın o kırışmış yüze, o beyaz saçlara sahip olmadan bu dünyadan ayrılacaklar. Çünkü sen özelsin. Sen gençliğin ne olduğunu biliyorsun ama onlar yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorlar”.. Tüm yaşlılara sesleniyorum: Siz dünyamızın renkli bahar çiçekleri gibi güzel, onlar kadar hassassınız. Tecrübelerinizle, erdemliklerinizle, çorak dünyamızın çiçekleri, tatlı bilgeler, kahramanlar iyi ki varsınız.
Hepinize çok uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum. Sizden bir ricam var: Biraz bekleyip, beni de aranıza alır mısınız? Sevgilerimle, (Aytekin Aydın, Ocak 2009-Ankara).
 
İSA KAYACAN (2)
Soğukta kalmış gibi,
Titriyor yazın senin.
Yüz kitabın sahibi,
Alında yazın senin.
Sevindirir garibi,
Kışında yazın senin
Mustafa CEYLAN (Ankara, 19,5,1999)
GÜNÜN SÖZÜ: Denetim, eğitimin önemli bir ayağıdır. (Recep Yiğit)
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  28

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YAZAR MISIN?
Yıllarca Ankara’da üst düzey bürokrat olarak çalışan, emekliliğinden sona İzmir’e gidip yerleşen Milli duyguların harman olduğu kalemlerimizden T. Turan Atasever, 12 bölümünden oluşacak “Sesim” adlı şiir kitabının yayın hazırlığı içinde. Heyecan içinde görünüyor. Bu kitabının önsözünün yazılması için ortaya koyduğu duygularını şiirleştirmiş. Bu şiir şöyle (Ocak 2009),
 
YAZAR MISIN?
Aziz İsa Kayacan,
Sesimi duyar mısın?,
Bende sonsuz heyecan,
Önsözü yazar mısın?.
 
Sesimde, hayat çile,
Sizinle gelsin dile,
Güzel görüşün ile,
Önsözü yazar mısın?.
 
Millet içindir ağrım,
İyileredir çağrım,
Bağrım yanıyor, bağrım,
Önsözü yazar mısın?.
 
Yıllardır beraberiz,
Bizlerden kalsın iz
En değerli dostum, siz,
Önsözü yazar mısın?
 
Gözümün feri söndü,
Bahar, yaz-kışa döndü,
Ömrümün sonu göründü,
Sen Öz’ü yazar mısın?.
 
Arkasından, Ankara’dan Ali Bozkurt’un yine bendenize yazdığı bir dörtlük var. Anılan dörtlük. (İsa Kayacan hocama):
 
Atan’dan mı aldın güzel yapını,
Ömer’den mi aldın hukuk tapunu,
Heybemde şiirim çalsam kapını,
Umarım hayır demezsin hocam…
 
BURDUR’DAN
1-Sosyal hayatımızın her alanında bir yabancılaşmadır sürüyor. Yurdun dört bucağında adı lügâtımızda geçmeyen türlü mağaza adları. Migros-Bauhaus-Contınentam Armada-Outlet vs. Buna paralel “Süper-hiper-mega” ile başlayan hiçbir iş yeri yok ki orada yabancı müzik çalmasın. Birinin olsun beni yanıltmasını umuyorum tez zamanda. Elin türküsü çağrılıyor alenen, Türk’ün mahallesinde anlayacağınız. (Osman Erenalp, Yenigün Gazetesi, Burdur, 25.12.2008)
2-Şair ve Yazar Fatma Uçarlar, Isparta’da bir inşaatta yazılı, “Satılık lüx daire” ilanı görür. İlanın altındaki telefonu arayıp, “ilanda yazılı lüx kelimesindeki (x) harfinin alfabemizde olmadığı için (x) yerine (ks) harflerinin konulmasını rica eder, hatırlatır.
Bu ilan – ilandaki yabancı hayranlığını ifade eden yanlışlık 15–20 gün düzeltilmez. Fatma Uçarlar yeniden telefon eder Lüx kelimesinin, lüks şeklinde neden değiştirilmediğini sorar. Sonra görülür ki Lüx kelimesi, Lüks kelimesiyle yer değişmiş ilan “Satılık Lüks daire” şekline dönüştürülmüştür. Burada ısrarlı izleniş olmasaydı, acaba bu ilandaki yabancı kelime, Türkçe kelimeyle yer değişebilir miydi?. (Makale: Yenigün Gazetesi, Burdur, 26.12.2008)
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 29

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN’DEN: DÜNDEN KALAN
Şairler, yazarlar ortaya koyduklarıyla biliniyor, hatırlanıyor...
Yekta Göngör Özden, hukukçu, şair, gazeteci. Araştırmalarıyla dikkat çekiyor... Hangi alanda, hangi konuda değerlendirme, yorum yaparsa yapsın, mutlaka gerçeklerin mutlaka doğruların varlığıyla karşılanır, karşılaşırız
Yekta Güngör bir yorum adamıdır, isim ve imzasıdır..
Ele aldığı, işlediği, hazırlayıp, şekillendirip, sonuçlandırıp, sayfa ve sütunlara aktardıklarının tümünde ifade etmek istediğimiz gerçeklerle karşılaşırsınız...
 
DÜNDEN KALAN
Yekta Güngör Özden’in Ocak 2009’da günyüzü gören, seçme şiirlerinin, yeni şiirlerinin yer aldığı bir kitap Dünden Kalan. 96 sayfayla İstanbul’da basılmış, günyüzü görmüş. Kitabın ilk şiiri “Doyamadık” dan;
-Doğal kavşağındayız yaşamın,
Doğumdan ölüme...
Yürüyoruz ağır-aksak,
Ve bölüne… bölüne..
Burada dört mısra, bir anlatım bütünlüğü… Gerçeklerin tümü. Doğuyoruz, yaşamın içindeki varlığımızla, doğumdan ölüme yürüyoruz. Ama bölüne bölüne..Bundan daha güzel bir anlatım, ifade ediş olabilir mi?. Tebriklerimi sunuyorum efendim.
Yekta beyin şiirlerinin başlıkları da , şiirin anlatılmak istenilenin, verilmek istenilenin bütünlüğüyle ilgili ipuçları veriyor. Bunlardan; Özgün aydınlık, Suskunluk, Çözümsüzlük, Eskidi, derin, doğal, bilinmez, Ne oldu bize, Ne yapsak? Değişmez, Yitirdik, Biran gibi.
Sayfa 57’deki “Durmayacak” adlı şiirden aktarma yapalım, örneklerimizin doğruluğunu göstermek için:
- Hiç çizilmemiş bir sayfa,
Donduran yokluklarda,
Ağırlığında acıların,
Bekleyişlerin,
Kendi karanlığında.
Yekta Güngör Özden’in adressiz mektupları da vardır. Uzunca ve içi dolu. Bu konuda yazılmış bir mektup 93 ve 94 ncü sayfalarda yeralıyor:
- Yalnız sınıfın değil, okulun en güzel,
Güldükçe yanağında çiçekler açıyordu,
Çevrende belirgindi görkemli sevgi seli,
Eteğin rüzgârlarda kıvılcım saçıyordu.
 
Ne mektuplaşabildik, ne konuştuk tek sözcük,
Sınıf fotoğraflarında köşelerde kalmışız,
Ne de sen ayrılırken vedalaştık, öpüştük,
Şimdi nerelersin, alımlı-çalımlı kız?
 
Son mısradaki sorunun cevabı biliniyor: “Evlenmişsin-aile kararıyla duydum/Ağladım günler boyu, kara imiş yazgımız/Yürekten, yaşam boyu mutluluk diliyorum/Umarım bir yerlerde bir gün karşılaşırız” şeklindeki temenniyle noktalanıyor efendim.
Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı yineliyorum.
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 30

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİGÜN VE SES-15’E YENİDEN MERHABA
Zaman içinde oluşanlar, sonuçları itibariyle karşımıza çıkanlar. Süreklilik içinden ayrılıp “mola” verişler. Ayrılışların ardından yine aynı yayın organının sütunlarında görülmeye başlayan imzalar.
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanan “Yenigün” Gazetesi… Burdur ilimize bağlı Bucak ilçemizde günlük yayınlanan “Ses 15” gazetesi. Bu gazetelerin sütunlarında yazılanlarımızın sizlerle yeniden merhabalaşmaya başlayışları.
 
YENİGÜN GAZETESİ
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanıyor. Kuruluş tarihi: 01.09.1954. Kurucuları: Osman Şan, Muharrem Tuncel, Sahibi: Muharrem Tuncel. Yazı İşleri Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni: Kürşat Tuncel. Sayfa Editörü: Şadiye Ünal. Muhabirler: E. Selcan Tuncel, Harun Sivrikaya, Ali Kapan.
Sekiz sayfalık Yenigün Gazetesinin 14 Kasım 2008 tarih ve 16 bin 570 sayılı nüshasının ilk sayfasında, “Prof. Dr. İsa Kayacan tekrar aramızda… Uzun yıllar gazetemizde köşe yazarlığı yapan. Hemşehrimiz, Anadolu Basınının hamisi, yazar-şair Prof.Dr. İsa Kayacan ara verdiği yazılarına tekrar başladı. Üstad Kayacan’a aramıza tekrar katıldığı için teşekkür eder, başarılar dileriz”. şeklinde bir anons.
Yenigün’ün köşe yazarlarından gazeteci hemşehrim Mesut Madan, 19 Kasım 2008 tarihli Yenigün’deki makalesinde “hoş geldin usta” başlığıyla, bana iltifatlarda bulunarak,”kısa bir aradan sonra yazılarıyla aramızda. Hoş geldin büyük usta İsa Kayacan” cümleleriyle beni şımarttı. Teşekkürler sevgili Madan.. Sende mütevaziliğini hiç bozmadın biliyor musun?.
Yenigün’ün masamda bulunan sayılarından bazı başlıklar aktarmak istiyorum:
-Kilise “Fosil Müze”ye dönüşecek (16577), Piribaşlar Evi’nin restorasyon ihalesi yapıldı (16576) Akif’e yakışan etkinlik (16575), Baki Varol, Demokrat Parti Merkez Karar Kurulu’na seçildi (16575), Burdur’da Akif rüzgarı (16574), MAKÜ, ek ödenekte de birinci sırada yeralıyor (16574), Başkan Akaya, AK Parti’den Aday adaylığı için dün müracaat etti (16573).
Not: S. Selcan Tuncel, Şadiye Ünal, Harun Sivrikaya, Ali Kaplan’ın biyografileriyle birer fotoğrafını (Burdur’un Saz ve Söz Ustaları–2) adlı kitabım için bekliyorum (İK).
 
SES–15 GAZETESİ
Burdur iline bağlı, Bucak ilçesinde pazartesi hariç günlük yayınlanan 8 sayfalık gazete. Kuruluş tarihi: 23 Kasım 1999. Sahibi: Bucak Radyo TV A.Ş, Mesul Müdürü: Melike Korkmaz Elibol, Sayfa editörü: Fatma Aktaş, Burdur Temsilcisi: Nuri Yıldırım, Muhabirleri:
Duray Çitekçi, Hüseyin Dilek, Ramazan Arısoy.
Hayırsever işadamı Mehmet Cadıl’ın medya kuruluşlarından biri olan Ses–15 Gazetesinin değişik sayıları masamda. Bu sayılardan aldığım haber başlıklarından bazıları efendim:
-Cadıl’dan öğrencilere moral (1362), Sorun teknoloji değil, çırak olmayışı (1363), Bucak’ta konut fiyatları düştü (1364), kışlık ayakkabı alırken dikkat (1365), Sanatçı Sümer Ezgü bir röportajında, “Öldüğümde mezarımı doğduğum yer olan Bucak’ta olmasını istiyorum” dedi. Anadolu Lisesi birinci oldu (1366), Polonya ile işbirliği ve dostluklar pekiştirildi (1367), Vefat etmiş öğretmenler unutulmadı (1368).
Not: Hüseyin Dilek, Melike Korkmaz Elibol, Fatma Aktaş, Duray Çitekçi, Ramazan Arısoy’un biyografi ve fotoğraflarını (Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-2) adlı kitabım için bekliyorum (İK).
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 31

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YILIN SÖZLERİNDEN SONRA
Genel bir değerlendirmeyle ortaya konulanlar. Bunların artı ve eksileriyle karşılaşılan sonuçlar. “Vicdan Mahkemesi”nde hakim önüne çıkıp, yanlışları-hataları karşısında “özür dileyenler”in mahkeme kararı ve sesleri karşısında suskunluk ve ısrarlılık içine girmenin ne derece doğru olduğu tartışılabilir…
Yılın sonunda, ortaya konulan sözler, nelerdir, ne anlam ifade etmektedirler?. Birlikte okuyalım, birlikte yorumlayalım buyurun:
 
YILIN SÖZLERİ:
1- Kırgınlıklarımla, kızgınlıklarımla sana söylediklerimin, yazdıklarımın hepsi tamamı yalan.
Sensiz yapamadığımdır, seni sevdiğim, özlediğimdir gerçek, doğru olan (18.12.2008ı
2- Artık eskisi gibi; kızmayacağım, kırmayacağım, kırılmayacağım,
Yanlışlarımı tekrarlamayıp, düzeltme çabası ve yorgunluğu içinde olamayacağım,
Tüm delil ve tanıklarımla, vicdanımda kurduğum mahkemede, mutlaka berat edip aklanacağım. (19.12.2008ı
3- İsimsiz yazılanlar; olaylar, konu veya konulardan haberleri olanlarca, 50 veya 100 kişi tarafından bilinerek okunur, yorumlanır,
İsimli yazılanlar, gönderilen 350 yayın organının sayfa ve sütunlarında, 8-10 bin hatta daha fazla kişi tarafından, bilinerek, hatırlanarak okunur. (20.12.2008ı
4- Dünyanın neresinde Türk varsa, ellerimizi uzatmalı ve kucaklaşmalıyız,
5- Milli davalar, sözle, tek gözle değil; çift gözle, fiiliyat olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir (İsa Kayacanı
6- Yazılar, kitaplar, yazarın çocukları gibidir. Yaramaz, uslu, akıllı, esmer, sarışan, güzel, çirkin, tembel, çalışkan, nitelikleri ne olursa olsun, çocuklarını sever, analar, babalar. Gönüllerinde her çocuğun ayrı, özel bir yeri vardır. Şiirlerim, yazılarım, benim sevgili çocuklarım ve torunlarım gibidir (Mustafa Kemal Yılmaz-Ankara)
 
GÜL KARDEŞİM, ÜZGÜN GÖRMEK İSTEMEM (Mustafa Ertaş)
Avuçların açık elin havada,
Yüzün mahsun, mahsun gönlün duada,
Gel gezelim Taşeli’nde ovada,
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem.
 
Yüz yirmi dört kitap imzanı attın,
Balsın, süzülmüşsün kültüre kattın,
Görmeyeli hep dost neyledin nettin?
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem.
 
Kitap göndermişsin elime aldım,
Birem, birem okudum derine daldım,
Söyle bu dünyaya ben niye geldim.
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem.
 
Mal verdi, mülk verdi hepisi yalan,
Bir mezardan başka, yok elde kalan
Varmı şu dünyanın ötesini bilen?
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem.
 
Gülmek en güzeli, bilmek ötesi,
Peygamberimizin evrende sesi,
Bırakalım can dost ağıtı yazı,
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem.
 
Doğum Ece köyü, yaşam Ankara,
Gece gündüz hep yalvara yalvara,
Çok dualar ettim, düşmezsin dara,
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem.
 
Eserini aldım, sağlıklı sağ ol,
Vatan’a hizmetten başka var mı yol?
Saygı, sevgi, selam, gönderdim bol bol,
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem,
 
Ertaş der ey dostum, İSA KAYACAN,
Beni benden aldı gel gör heyecan,
Lale, sümbül gibi gönlünü açan,
Gül kardeşim, üzgün görmek istemem
Mustafa ERTAŞ (Araştırmacı-Yazar, 19.10.2008 – Konya)
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  32

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR ANLATIM ZENGİNLİĞİ
Anlatımlar vardır zenginlik içindedir. Anlatımlar vardır kısırlık içindedir… Bu anlatımlar hem düz yazıyla, hem de şiirle olunca zenginlik kazanır, anlam kazanır. 1958 yılında yazdığım, doğduğum köyün o gün ki genel görünümünü” dile getiren, duyduklarımı, hissettiklerimi dile getiren “Ece Köyünde Akşam” şiirimin yazılış öyküsünü kaleme alırken epey zorlanmıştım. Yani hem yazıyla, hem şiirle yapılan anlatımlar zordur, sıkıntılıdır. Ama yazıldıktan, anlatıldıktan sonra her iki bölümdeki genel görüntüyle keyiflenirsiniz.
           
ŞÖYLE GİRİVERSEN KAPIMDAN
Yıllarca Burdur ilimizde çalışan, sonra Isparta ilimize naklen geçen, tayinen geçen Fatma Uçarlar, Eylül 2008’de yayınladığı “İçimde Söz Dinlemez Deli Var” adlı, şiir kitabında yer yer şiirlerinin anlatımlarını da sayfalara aktarmış. Bir başka kitabının adı olan “Şöyle Giriversen Kapımdan” başlığıyla ortaya koyduğu genişçe, uzunca bir anlatımı var. Sonra, şiirle ortaya koyduğu duyguları geliyor. Bitimi, bitirilişi yine yazılı anlatımın..
“İçimde Söz Dinlemez Deli Var” adlı kitabın 55,56 ve 57 nci sayfalarında yer alıyor bu anlatım efendim:
“Biliyorum, şu an bana ulaşmak için yollardasın. Aklın sıra yola çıkacağını  hissetmemem için az önce aradın ve her zaman ki rutin konuşmaların gibi havadan, sudan bahsettin. Ama biliyorum, sürpriz yapıp ansızın karşımda oluvereceksin. Yapmak istediğin sürprizi bozmamak için, ben de gelecek misin? diye sormadım. Az önce seni aradım, telefonunda aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, sinyal  sesinden sonra mesajınızı bırakın iletisini dinledim. Anlıyorum ki, yollardasın ve ararım düşüncesiyle yola çıktığını bilmem için telefonunu kapattın” diye başlıyor Fatma Uçarlar anlatımı… Sonra, Gar Müdürlüğü aranıyor, trenin kaçta hareket ettiği öğreniliyor, sabah kaçta gelinebileceği-gelebileceği hesabı yapılıyor.
Bir ara istasyonda karşılayıp sürprizi bozmak istiyor Fatma hanım. Ama süprizin tadını kaçırmamak için vazgeçiyor. Beklediğinin, sabah eve mis gibi börek kokuları içinde girmesini istiyor. Başka hazırlıklarını da yapmak aklından geçiyor. Beklediğinin önceki zamanlarda telefon konuşmalarından rahatsız olduğunu hissediyor, “hasta mısın?” sorusuna “hayır” cevabını alıyor. “Sen de uykuya dalmışsındır ve bir an önce sabah olsun istiyorsundur. Sabah kavuşmak üzere iyi geceler yakışıklım” diye bu bölümün noktasını koyuyor.
Ayak seslerinin kapısı önünde durmasını, zilinin basılmasını, kapısının iki kez tıklatılmasını istiyor. Tren gelmiş olmasına rağmen, beklediğinin gelmeyişini hayretle karşılıyor. “Neden gelmedin?, taksi mi bulamadın? Anca mı geleceksin?. Yoksa çiçek almak için mi oyalanıyorsun?. Bilmiyor musun en güzel hediye de çiçek de sensin” diye devam ederken, “Hadi gel! Zile de basma, çıkar anahtarını kendin aç evimizin kapısını” dedikten sonra duygularını mısralara döküyor Fatma Uçarlar:
 
Şöyle giriversen kapImdan,
Şaşiriversem geldiğine,
Yüreğim çıkıverecek gibi olsa boğazımdan,
Elimden ayağımdan can çekilse,
Oturup kalsam,
Dilim tutulsa, konuşamasam,
Şöyle giriversen kapımdan..
Yazının, anlatımın bitişi, bitirilişi: Ben mi yanlış duyuyorum? Bu ayak sesleri senin, evet senin ayak seslerin, tamam anahtar da kilitte dönüyor, dayanamayacağım artık kapıyı açacağım. Hoş geldin, oğulcuğum, hoş geldin…
 
YILIN SON HABERİ:
Gazeteci-Yazar İsa Kayacan’a 209.cu plaket, kısa adı SAKÜDER olan “Sanat ve Sanatkârlar Topluluğu” Derneği’nden geldi. Söz konusu plakette yazılanlar:
Prof. Dr. Sayın İsa Kayacan; Cumhuriyetimizin 85. ci yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlemiş olduğumuz “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu şiir yarışmamızda Jüri Üyesi olarak katkılarınız nedeniyle, teşekkürlerimizi sunarız. (Sevgi Eser, SAKÜDER Yönetim Kurulu Başkanı-24 Aralık 2008, Ankara)
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 33

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BIYOGRAFİ ZENGİNLİĞİNDEN KÜLTÜR ZENGİNLİĞİNE
Araştırma ve incelemeler sonucu, ortaya konulanların önem ve anlamı ortaya çıkmalı, kalıcılığı, kalıcılıkları konuşulmalı, gözlenmeli.
 
İHSAN IŞIK
Bir biyografi zengini, bir kültür zengini olan İhsan Işık, 1952 yılında Diyarbakır’da doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra, İstanbul liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde ve Başbakanlıkta Danışman olarak çalıştı. Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü olarak görev yaptı. Yazarlar Sözlüğü, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (3 cilt), Türkiye Edebiyatçılar Ansiklopedisi (10 cilt), Encye lopedia of Turkish Authors (3 cilt) adlı eserleriyle Türkiye’nin önde gelen biyografi ve ansiklopedi yazarları arasına girdi. Yayınlanan değişik kitapları da bulunan İhsan Işık, Elvan Yayınlarının yöneticiliğini sürdürüyor.
 
10 CİLTLİK BİYOGRAFİ ZENGİNLİĞİ
            İhsan Işık 10 ciltlik “Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedi”sini yayınladı. 2. baskılı bu ciltler içinde toplam 10 bin 366 yazar hakkında geniş bilgiler yer aldı. Bu serinin 11. cildi bin yeni edebiyatçıyla Nisan 2009’da günyüzü görecek.
İhsan Işık, zor bir çalışmayı sürdürüyor ve sonuçlandırıyor. Bunca isim ve imzalı bilgileri toplayacaksınız, genel bir plan içerisinde biyografilerini şekillendireceksiniz, fotoğraflarıyla sayfalardaki yerinden, okurlarıyla-araştırmacılarla buluşması, raflardaki yerini almaları için gayret gösterip, nefes almadan çalışacaksınız. İhsan Işık’ın yaptığı iş zor ve sorumluluk isteyen bir hizmet alanıdır. Bu yüzden O’nu kutlamalı, alkışlamalı ve ne kadar yapabiliyorsak, desteklemeliyiz.
Şimdi, 10 ciltlik ansiklopedilerde yer alan, binlerce isim ve imzalardan, ciltler itibariyle bazı isimler, cilt ve sayfa numaralarını vermek istiyorum:
- Rıza Akdemir (cilt 1,s.157-158)
- Aysel Al (cilt 1, f. 228)
- Fakir Baykurt (cilt 2,s.616,17,18,619)
- Mustafa Ceylan (cilt 2,s.835,836)
- Zeki Çelik (cilt 3,s.918)
- H.Rıdvan Congur (cilt 3,s,963,964)
- Melahat Ecevit (cilt 3,s.1138,1139)
- Abdülkadir Güler (cilt 4, s.1515,1516)
- Ayhan İnal (cilt 5, s.1816,17,18,19)
- Hayrettin İvgin (cilt 5,s.1867,1868)
- İsmail Kara (cilt 5, s. 1959)
- İsa Kayacan (cilt 5, s.2102,2103)
- Rasim Köroğlu (cilt 6,s.2278,2279)
- Kaya Özdemir (cilt 7, s.2847)
- Ahmet Tufan Şentürk (cilt 8,s,3339,3341)
- Nail Tan (cilt 8,s.3392,3394)
- Fatma Uçarlar (cilt 9,s.3646,3647)
- Celil Garipoğlu (cilt 10, s.4047)
- Elçin İskenderzade (Bkz. Türk Dünyası Yazarları)
 
ÜÇ AYRI KİTAP
İhsan Işık aracılığıyla bana ulaşan kitaplar:
1- İhsan Işık (şiirler–1968–2008, önce söz ettiğim 88 sayfalık, İhsan Işık şiirlerinden oluşan kitap.
2- Denizin Estiği Nehir: Güzin Balpetek’in 88 sayfalık şiir kitabı. Elvan Yayınları arasında günyüzü görmüş.
3- Bir Yürek İnsan: Zübeyde Gökbulut Sunguroğlu’nun 184 sayfalık şiir kitabı. Elvan Yayınları arasında, okurlarıyla buluşum, buluşturulmuş.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 34

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BURDUR’DAN MİNİK BİR ŞAİR ADAYI:SEZA TUTKU AZAKLI
Bazı büyükler, çocukluktan, gençlikten çıkıp, olgunlaşınca (olgunlaşınca sözü doğru değil haddizatında) ne oldum delisi oluyorlar, büyük-küçük tanımama gafleti içine giriyorlar. Sanat ve edebiyat alanında bunların yüzlercesi, binlercesi var..
Bunlarla her gün ve sıklıkla karşı karşıya geliyoruz, yüzyüze geliyoruz…
ÇOCUKLAR
Çocuklar, çocuklarımız.. Miniklerimiz, yarının büyükleri gururlarımız… Bunlar için herhangi bir şey söylemek doğru değil. Hiç değilse şimdiden.
Burdur’dan Araştırmacı, şair ve yazarlar Derneği Başkanı Sebahat Gümüş hocanımla Isparta’da bir vesileyle görüştüğümüzde, torununun şiirleri olduğundan sözetmişti “Gönderin değerlendirelim, yarının şairlerine hizmet edelim” demiştim. Torunu Seza Tutku Azaklı’nın bir fotoğrafı, bir mektup ve minik şair adayımızın birkaç şiirinin eklendiği bir zarf aldım. Önce Sebahat Gümüş hocamızın mektubu:
-Seza Tutku Azaklı… 19 Eylül 2001 doğumlu. Burdur Cumhuriyet İlköğretim Okulu, 2-B sınıfında okuyor. Öğretmeni İbrahim Günay. Okul Müdürü: Ahmet Şen. Seza, şiir yazmayı, resim yapmayı çok seviyor. Şiirlerini ana sınıfından itibaren yazmaya başladı. Şu anda sınıf birincisi. çok çalışkan, süper. Annesi Sevtap Gümüş  Azaklı. Babası Zafer Azaklı. Ann eannesi; Sebahat Gümüş. Onlarda şiir yazıyor.çok değerli hocam: Seza’nın daha çok şiirleri var. 7 tanesini gönderiyorum (Sebahat Gümüş)
SEZA’NIN ŞİİRLERİ
Seza’nın duyguları tertemiz, sımsıcak. Hiç bozulmamış anlatımlar, sözler ve mısralar bunlar:
Sev adlı şiirinde; sigaranın zararlarından söz ediyor. Her şeyi seviyor, sevelim diyor… Ama “sigarayı asla” diye kesip atıyor, kestirip atıyor. Minik yürek, minik duygular bunlar:
Dünyayı sev/Kalbini sev/Kendini sev/Sigarayı sevme.
Ata’yı sev/Bayrağı sev/Seza’yı sev/Sigarayı sevme.
Bir başka şiirinde “Anneanneme” başlığıyla sesleniyor Seza Tutku Azaklı. Burada:
“Aşkım anneannem/Seni çok seviyorum/Sende bensiz duramazsın/Bunu biliyorum”.Burada duyguların temizliğiyle doğruluğundan başka bir şey aramak durumunda değiliz. Çocuk bu. Böyle anlatıyor.
Seza, şiirlerinin üstüne birde yazılış tarihleri hakkındaki bilgilerle çıkıyor karşımıza. Bu kez dedesinden sözediyor. “Dedeme” başlığı altındaki duygularından:
“Güzel dedem/Şirin dedem/Sen benim bir tanemsin”…. dedikten sonra, “Ben seni çok seviyorum/Seni özlüyorum”diye de ilavede bulunuyor.
Sıra annesinde. “Melek annem” başlığı altındaki duyguları, daha doğrusu duygularının bir bölümü şöyle:
“Canım annem/Tatlısın sen/Bir meleksin/Canımsın”… İşte duygu anlatımı, işte sevgi aktarımı, anlatımı… Seza yakınlarıyla ilgili duygularını anlatmaya devam ediyor: Bu kez sıra babasındadır. “Babacığım” başlığı altındaki duygu aktarımında şöyle söylüyor:
Babacığım/Sen beni seviyor musun?” diye bir soru… Alın bakalım. “Yanımda huzur buluyor musun”? ikinci sual. “Ben seni seviyorum/Seni çok özlüyorum”. Bu açıklamadan sonra, hangi baba kızı için” sevmiyorum” diyebilir? Hele Seza gibi sevimli ve tatlı birisi olursa…
Seza, Teyzesi için de bir şeyler söylüyor. Aralarında konuştukları, hitabetlikleri adıyla “Nebuşum/Nebuşum nerdesin?” diye soruyor. Seza Tutku Azaklı’nın, Atatürk’le ilgili duyguları da var. Girişi bu şiirin:
“Atatürk, Atatürk/Ey Atatürk/Neredesin?” dedikten sonra, “Çocuklar seni çok özlüyor” diyerek kendisinin ve arkadaşlarının Atatürk sevgilerini anlatıyor.
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 35

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

FATMA UÇARLAR’DAN
Fatma Uçarlar, yıllarca Burdur’da görev yaptı. Sonra Isparta’ya naklen-tayinen geçti. Burdur’da çalıştığı yollarda, 06 Haziran 2004 tarihinde bendenizle ilgili bir şiir yazmış, beni Akrostiş olarak anlatmış. Teşekkürlerimi yineleyerek bu şiiri aşağıya alıyorum efendim.
 
Akrostiş -İSA KAYACAN
İlim edinme sevdası,
Sarınca her yanını,
Ankara olmuş mekanı.
 
Kaya gibi direnmiş,
Arsızların, riyakârların karşısında,
Yazarak almış gıdasın kana kana,     
Anayurdun dışına taşmış adı,
Can olmuş Burdur’a Azerbaycan’a
Adını duyurmuş ilinin, dört bir yana,
Nebisi matbaanın denmiş, O’nun adına.
 
Yazımızın üçüncü bölümündeki isim ve imza, yine Isparta ilimizden efendim:
 
ÖLÜM YAKIN
Isparta ilimiz merkezinde yaşayan Zeki Çelik “Ölüm Yakın” şiirinde, ölümün insana yakınlığı üzerinde duruyor ve beş dörtlükten meydana gelen şiirinin bir dörtlüğünde şöyle sesleniyor:
 
- Makam mertebe dinlemez,
Parayla kimse önlemez,
Müslüman yalan söylemez,
Ölüm her insana yakındır...
 
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
 
GÜNÜN HABERLERİ:
            1. Ankara-Türkocağı binasından kaldırılan “Türkocağı” yazısı tepkiler üzerine bina girişindeki yerini (yeniden) aldı.
            2. Burdurlu iş adamı Mehmet Cadıl, ”krizle başa çıkabilmek için, ticaret erbabı ve şirketler ileriyi görerek ticaretine yön vermelidirler” dedi.
            3. Bakılan değil, okunan gazete “Yenisöke Gazetesi” 4 bin 478. sayısıyla 16. yayın yılına merhaba dedi.
            4. İyinin, güzelin, doğrunun yanında olan, yazarlarının sayısı değişik zamanlarda 52’ye ulaşan “Sorgun Postası Gazetesi” bin 877. ci sayısıyla 29. yayın yılına girdi. 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 36

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BURDUR’DAN NEZİHA ANANIN ŞİİR DÜNYASI
Edebiyatımızın önde gelen dallarından olan şiir için söylenenler değişik. Şiirin ruhlara hitap edebilme sanatı olduğunu söylemek daha doğrusu bence.
72 milyon nüfusumuzun tamamının şair olduğunu söyleyerek geliyorum. Öyle şairlerimiz, şair adaylarımız var ki maşallah bir gecede şiirin zirvesine çıkıp oturduklarını zannediyorlar, kabul ediyorlar.
Burdur ilimize bağlı (merkez) Yarıköy’de yaşayan Neziha Çetiner annemizin varlığını Burdur merkezde bir şiir programı içerisinde gördüm, alkışladım. o,  sade duyguları, yapmacıktan uzak anlatım ve şiir okuyuşuyla herkes gibi benim de dikkatimi çekiyordu.
Yenilerde dört şiiri geldi, ulaştı bana. Bunlar sırasıyla;
BABAM-CAN DİREĞİM
Şiirin tam adı: Babam benim can direğim.Altı dörtlük ve beşlikten meydana geliyor.
İlk dörtlüğü şöyle başlıyor bu şiirin:
-Babam benim tek varlığım,
 Babam benim yüce dağım,
 Babam benim,köşküm sarayım
 Babam benim can direğim
Dikkat ettiniz mi, mısraların sonundaki kelimeler, yani hecenin varlığını, uyumunu ortaya koyan kelimeler: Varlığım, dayanağım, sarayım şeklinde nasıl da güzel sıralanıyor. Sonraki mısralarda, başkasının baba olamayacağı, hatırlatıldıktan sonra, ”Babama dağlar gibi yaslanırım” mısrasın da ki baba güçlülüğünü görüyor, anlatım zenginliğini hissediyoruz. Ve arkasından, ”Arıyorum bilgisini/Özlüyorum sevgisini/Bulamam babam gibisini/Babam benim can direğim/Babam benim can direğim/Babam benim köşküm, sarayım” mısralarıyla şiirleşen duygular ne kadar güzel ve anlamlı değil mi?
ANAM BAŞLIĞIYLA
Neziha Çetiner anamızın bir başka şiiri ”Anam” başlığını taşıyor. Burada da annesine karşı duygularını anlatıyor. Beş beşlikten meydana geliyor bu şiir. Bir bölümünde şöyle deniyor:
-Ana olunca anladım anayı
Dindiremedim içimdeki yarayı
Cennet olsun anaların durağı
Sardı içime ana baba merağı
Hakkınızı nasıl öderim anam.
 
DİĞER İKİ ŞİİR
Neziha Çetiner anamızın diğer iki şiiri; Git yavrum askere ve uyan Türkiyem uyan, adlarının taşıyıcısı efendim.Bu şiirlerden “Git yavrum askere” başlıklı olanından:
1-Git guzum git vatan borcudur/ Git guzum git her yiğidin harcıdır/Korkma sakın sonu acıdır/Git yavrum git, uğurlar olsun.
Beş ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiir; Neziha ananın torunu 2007 yılında askere giderken yazılmış.
2-Uyan Türkiye’m uyan, uzunca bir şiir. Yer yer nefes alınmış, mola verilmiş. Bir dörtlüğünden:
”Bütün dünya Atatürk’ten örnek almıştı dersini
Olgunluğunu gösterirdi hakimdi nefsini
Dünyalara duyururdu vatana olan sevgisini
O kadar övünülecek hizmeti vardı ki, bitiremem gerisini” deniyor.
Burada;
”Olgunluğunu gösterirdi, hakimdi nefsini
Dünyalara duyururdu vatanına olan sevgisini” mısralarındaki gerçek anlatımla, Atatürk sevgisinin bütünlüğünü ortaya koyan Neziha Çetiner ananın ellerinden öpmez misiniz? Ben öpüyorum, biz öpüyoruz...
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 37

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YOZGAT
Yerleşim birimlerimizle, il ve ilçelerimizle, belde ve köylerimizle ilgili araştırma, yorum ve değerlendirmeler, eldeki, masa üstündeki yayınlarla, yapılıyor, yapılabiliyor.
Yozgat ilimiz için, “yiğidin harman olduğu yer” ifadesi, yorumu kullanılıyor. Coğrafi açıdan baktığımızda Yozgat; İç Anadolu Bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde yer almaktadır. Kuzeyinde Çorum, Amasya ve Tokat, doğusunda Sivas, batısında Kırıkkale ve Kırşehir, güneyinde Kayseri ve Nevşehir illeriyle çevrilidir.
10. Sürmeli Festivali kapsamında 04 Temmuz 2009 tarihinde Yozgat merkezinde, Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği’nin koordinatörlüğünde, Valilik ve Belediye Başkanlığı’nın katkılarıyla gerçekleştirilen “Şiir şöleni” sırasında bana ulaştırılan ve genellikle Yozgat Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü imzasının taşıyıcısı yayın ve dökümanlara bakıyorum. Bunlar:
1-Yozgat Kent Tarihi (240 sayfa)
2-Termal kaplıcalarıyla Yozgat,
3-Bozok diyarı (Yozgat’la ilgili tarihi fotoğraflar-siyah-beyaz)
4- Yozgat antik kentleri,
5-Yozgat,
6-Kazankaya Kanyonu Yozgat-Aydıncık,
7-Yozgat il haritası,
8-Yozgat balgeseli (cd)
9-Yozgatlı şair Salim Gülbahçe’nin şiir kitabı
10-Şehriyar, aylık kültür,sanat,edebiyat ve aktüalite dergisi, sayı: 13,2009.
64 sayfalık bu derginin sahibi: Derviş Tavşancıoğlu. Keyseri’de basılıyor. Yozgat’ta irtibat bürosu var.
Yozgat’ın tarihçesine baktığımızda gördüklerimizden:
-Yozgat’ın tarihi ve arkeolojik araştırmalarına halen devam ediliyor.Yozgat’ta ilk yerleşim izleri M.Ö 3 bine kadar iniyor. Anadolu’nun ilk merkezi devletini ve imparatorluğunu kurmuş olan Hititler döneminde Yozgat’ın başkent Boğazköy’e yakınlığı ve Alişar gibi önemli bir merkezi sınırları içerisinde bulundurması, M.Ö 2 bin yılda Anadolu’nun merkezinde, ne kadar öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Yozgat, Sürmeli ve Ziya türküleri başta olmak üzere pek çok ünlü türkünün çıkış yeridir.
Ziya türküsünün öyküsü veriliyor Yozgat Kent Tarihi’nin 187 nci sayfasında. Ziya’nın yakışıklı bir delikanlı olduğu anlatılıyor. Yozgat’ın Karacalar köyünde yaşayan Ziya aynı köyden Fikriye adlı bir kızı sever. Fikriye’nin babası Karacalar Köyü’nün imamı Ali Hocadır. Ali Hoca Kızıltepe Köyü’ne imam olur. Ziya sık sık nişanlısını görmek için at üstünde gider. Ziya bir gün ekin sularken üşütmüştür. Karın ağrısı nedeniyle doktora gider. Fayda bulamaz. Bir hafta sonra ölür.
Ziya için bir başka söylenti vardır: İyi at binen, cirit oynayan Ziya, iki köy arasında oynanan ciritte attan düşer, orada ölür. Fikriye nişanlısının ani ölümü karşısında duyduğu acıyı şiire döker. Türkü ortaya çıkar. Ağıdın tamamı 30 kıtadır. Bu türkünün bir dörtlügü:
 
Çamlığın başında tüter bir tütün,
Acı görmeyenin yürüğü bütün,
Ziya’mın atını pazara tutun,
Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler. 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 38

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÖNÜL FERMAN DİNLEMİYOR
O bir usta. O bir çınar. O’nun her kelimesinde, her mısrasında anlam var, mesaj var. O’nun gençliğiyle, delikanlılığıyla tüm güzellikler iç içe, koyun koyuna. “Gönül Ferman Dinlemiyor” adlı, başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana gelmiş. Hemde 2004 yılında kaleme alınmış. Ahmet Tufan Şentürk’ün delikanlılık günlerinde yani.
Sabahın erken saatinde, saatin beşinde, başında bir rüzgar esmeye başlar Ahmet Tufan Şentürk’ün. “Seni görürüm düşümde/Gönül ferman dinlemiyor” diye söylenmeye, mırıldanmaya devam eder o çınar, o gönül dünyamızın ustası.
Tereddütleri vardır. Sıkıntılıdır. “Nereden çıktın karşıma?” diye sorar. Çünkü başına çok işler açılmıştır. Gönül kapısının açık kalması gerektiğini savunur artık. Ve bir gerçekle baş başa kalır, yüz yüze gelir:
 
Erken kaybettim eşimi,
Taşlara vurdum başımı,
Düşünmez oldum yaşımı,
Gönül ferman dinlemiyor…
Bu iki ustamızın ardından, yaşayan şairlerimizden Abdülkadir Güler hocanın “Görmeğe geldim” adlı şiirindeki mısralara bakalım:
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 39

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÇAĞDAŞ AZERBAYCAN ŞİİRİ
Azerbaycan çıkışlı yayınlar, yazılar yanında, Azerbaycan çıkışlı olup, Türkiye’de günyüzü gören, yayınlanan kitaplar da var. Bunlardan biri, merkezi Ankara’da bulunan Bengü Yayınları arasında gün yüzü gören “Çağdaş Azerbaycan Şiiri” adlı antoloji. Azerbaycanlı şairlerden pek çoğunun kısa biyografileri yanında, şiirlerinden örnekler verilmiş.
Proje yönetmeni; Ekber Goşalı. Editörler: Ekber Goşalı, İmdat Avşar, Aktarmalar: Resmiye Sabir, Oktay Hacımusalı, Namık Hacıhaydarlı.
Kısa adı DGTYB olan, Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği’nin Başkatibi Nergiz Cabbarlı’nın takdimi, sunuş yazası var uzunca. Cabbarlı sunuşunun bir yerinde: “Bu kitaptaki şiirler, belli bir yaşta ve belli bir edebi akıma mensup şairlerin şiirleri değildir. Bu antolojide, bugün Azerbaycan’da yaşayan ve eserler veren, çok farklı edebi akımlara mensup şairlerini okuyabilirsiniz” diyor, antolojiyle ilgili açıklık getiriyor.
İçindekiler bölümünde, şairin adı soyadı yanında, şairlerin isimlerinden de söz edilmiş. Şairlerin-şairelerin isimleri üzerine bir göz atalım, buyurun:
Elçin İskenderzade, Mübariz Mesimoğlu, Elbariz Memmedli, Ekber Goşalı, Resmiye Sabir, İlgar İlkin, Hamlet Kazımoğlu, Fuzuli Sabiroğlu, Oktay Hacımusalı, Seher, Zahir Ezemet, Elçin Mirzebeyli, Qulu Akses, Melahat Yusufkızı, Ali Rıza Hasret, Aydın Efendi, Ay Nur, Celil Cavanşir, Faik , Gülhare Cemalettin, Nafız Hacıhalil, Hatıra, Hayat Şemi, İbrahim İlyaslı, Elhan Zal, İtimat Baskeçit, Mina Reşit, Mahir Mehdi, Namık Delidağlı, Namık Hacıhaydarlı, Naringül, Ali Şirin Şükürlü, Sevinç Pervane, Şafak Sahipli, Alemdar Cabbarlı, Vasif Süleyman, Ulvi Bunyatzade, Faik Balabeyli, Nizami Aydın, Kemale Nesrin, Kısmet.
Bu şairler ve şaireler içinde tanıdıklarım var, görüşüp merhabalaştıklarım, kitaplarından önceki yazılarımda bahsettiğim, sözettiklerim var. 150 sayfalık “Çağdaş Azerbaycan Şiiri” adlı antoloji içinde yeralanların şiirlerinden kısa kısa bölümler almak, nakletmek istiyorum:
 
ŞEHİT DÜĞÜNÜ (Elçin İskenderzade)
Bu evin yüzü gülmez,
Bu eve gelin gelmez,
Ne yapsın şehit anası,
Bir güzel ağlar komşuda,
Ah, bu kız bir su sunası…
 
BİZ TANRISIZ DOĞMADIK (Ekber Goşalı)
Eller duaya açıldı,
Mübarek gökyüzüne,
Yaşamı boyunca,
Hep yaratmış kişinin,
Ruhu dolaşır,
Gökyüzünde.
 
İLAHİ SEVGİ (Resmiye Sabir)
Ben eriyen mumların,
Kimsesiz akşamların,
Ölümüne ağladım.
Anne, sense benim gözyaşlarıma..
 
Yer sınırlılığı nedeniyle, Azerbaycan’lı öteki şairlerin ve şairelerin şiirlerinden örnekler veremedim. Özür dilerim efendim.
 
YILIN SÖZLERİ (2):                    
1- Dünyanın neresinde Türk varsa, ellerimizi uzatmalı ve kucaklaşmalıyız,
2- Milli davalar, sözle, tek gözle değil; çift gözle, fiiliyat olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir (İsa Kayacanı
3- Yazılar, kitaplar, yazarın çocukları gibidir. Yaramaz, uslu, akıllı, esmer, sarışan, güzel, çirkin, tembel, çalışkan, nitelikleri ne olursa olsun, çocuklarını sever, analar, babalar. Gönüllerinde her çocuğun ayrı, özel bir yeri vardır. Şiirlerim, yazılarım, benim sevgili çocuklarım ve torunlarım gibidir (Mustafa Kemal Yılmaz-Ankara)
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  40

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AZERBAYCAN'IN MİLLİ ŞAİRİ AHMET CEVAT
Türk dünyasının büyük şairlerinden, Azerbaycan'ın milli şairi Ahmet Cavat Ahundzade hakkında bilgilerimizin fazla olduğunu söyleyemiyoruz. Ahmet Cavat Ahundzade 1918 -1920 yıllarında kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucularındandır.
Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Kümbet Dergisinin Nisan-Eylül 2008 aylarına ait 12 nci sayısında yer alan Rahman Salmanlı'nın “Azerbaycan'ın İstiklal Şairi Ahmet Cevat” başlıklı araştırmasından yararlanmak istiyorum. Zaten sayın Salmanlı'da 4 ayrı kaynaktan yararlanarak yazısını, araştırmasını hazırlamış efendim:
Ahmet Cevat ilk Azerbaycan Parlamentosunun üyesi ve sekreteridir. Şair, Azerbaycan'ın dünyaca ünlü bestecisi Üzeyir Hacıbeyov'la yakın dostluk kurmuştur. Azerbaycan'ın devlet marşının sözleri A. Cevat'ın, musikisi Üzeyir Hacıbeyov'undur.
Azerbaycan'ın üç renkli bayrağı da onun faaliyetlerinin sonucu ortaya çıkmıştır, çıkarılmıştır.
Ahmet Cevat, şiir-sanat âlemine atıldığı ilk günden itibaren Türk dünyasının en ünlü şairleri arasına girmeyi başarmıştır. O'nun “Çırpınırdın Karadeniz” şiirine Ü. Hacıbeyov musikisiyle bestelemiş ve bu şarkı 75 yıldan beri, Azerbaycan ve Türkiye'nin radyo ve televizyonlarında sürekli seslendirilmektedir.
Atatürk, “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısını ilk defa dinlerken, çok duygulanmış, gözleri yaşarmıştır.
Ahmet Cevat 1918 yılında iftihar ve onur duygularıyla Gence'den seslenir:
“Bayrağına hain bakan,
Hain göze ben dikenim.
Vurulursam gölgesinde,
Helal olsun ona kanım.”
07 Aralık 1918 tarihinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Parlamentosunun açılışı sırasında, binanın çatısına çıkanların kalpleri vatan aşkıyla çarpıyordu. Gördüklerini mısralara döken A. Cevat yüzünü bayrağa tutarak şöyle diyordu:
“Türkistan yelleri öpüp alnını,
Söylüyor derdini sana, bayrağım,
Üç rengin resmini Kuzgun Denizden,
Armağan yollasın yara, bayrağım.”
Ahmet Cevat'ın bayrağa sarılışıyla, bayrak sıradan bir kumaş olmaktan çıkıyor. Yüceliyor, kutsallaşıyor, canlı bir varlık gibi insanlarla ve şairin kendisiyle konuşuyor:
“Gül renginde bir bayrağın,
Ortasında bir hilal,
Ey, al bayrak, senin rengin,
Söyle neyçin böyle al?.”
Ahmet Cevat, ömrünün sonuna kadar Azerbaycan'ın özgürlük mücadelesinin içinde, başında yer alır. Azerbaycan, 28 Nisan 1920 tarihinde Sovyetler tarafından işgal edildiğinde, milli bayrağa hitaben şöyle seslenir:
“Çok ayrı düştüm,
Üç renkli bayraktan,
            Ay dostlar, ben yoruldum,
Bu gizli ağlamaktan..”
 
Savaştaki acılar şairin kalbini incitir:
            “Karları boşamış mazlumların kanı
Ölenler çok fakat mezarı hanı?
Ayaklar altında şövketi-şanı
Kalanları görüp feryada geldim”.
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 41

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AZERBAYCAN’IN  “ŞEFEG” DERGİSİ
            Biz “Şafak” diyoruz. Azeri kardeşlerimiz “Şefeg” diyorlar. Yakınlık var değil mi?. Edebi-bedii jurnal. 2009 yılına ait (1 ve 2) nci sayıları birlikte yayınlanmış. Haddizatında derginin başlangıç itibariyle sayısından sözetmemiz gerekirse (40-41) nci sayıdan bahsetmemiz gerekiyor Şefeg için
            Dergi, Azerbaycan Yazıcılar Birliğinin Lenkeran Bölmesinin edebi-bedii organı olarak Günyüzü görüyor. Büyük boy kitap görünümünde. Elimizdeki sayısı 102 sayfayla bize ulaştı.
            Baş Redaktor: İltifat Saleh, Baş Redaktor Muavini (dostumuz) Gardaş Elişoğlu. Mesul Katib: Hafiz Mirze. Yazışma adresi: Lenkeran şehri, Ş.Axundov küçesi (cad) No: 18 Bakü-Azerbaycan.
            Öykü, nesir, kitap tanıtımı, şiirler şeklinde bir içerik dikkat çekiyor dergi içinde.
            Gardaş Elişoğlu’nun “Düşündüren şair” başlıklı değerlendirmesi 79, 80 ve 81 nci sayfalarda yeralıyor. Haneli Kerimli’yi anlatıyor ince-uzun. Detaylı, bilgilendirici. Buradan bir cümle:
            -“Haneli Kerimli, evvelki kitaplarında olduğu gibi, vetenaş agidesine, temiz ahlaka sahip kalan bir şairdir”.
            Gardaş Elişoğlu’nun bu yazısının ardında, bitimindeki cümle; “Şefeg Jurnalının okuyucularına Haneli Kerimli’nin yeni şiirlerini takdim ederik” şeklinde. 82,83,84 ncü sayfalarda Haneli Kerimli’nin şiirleri var efendim. Şöyle bir göz atalım Kerimli şiirleri üzerine:
            “Ben çok inanmalıydım” adlı, başlıklı Haneli Kerimli şiiri 7 dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin ilk dörtlüğü:
Allah sana insaf versin, bana da sabır,
Özümü0zü başa düşek, anlayarak barı.
            Yazan yazdı, pozan pozdu, kısmet böyleymiş,
Aktarmayag ne sebebkar, ne günahkarı..
            İltifat Saleh, Gardaş Elişoğlu, Hafiz Mirze isimli kardeşlerimizin ciddi, kalıcı çalışmalarıyla ortaya çıkan Şefeg, her sabah yeniden atacak-doğacak, aydınlıklar getirecektir. Tebriklerimi sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
            Ayrıca ve özel olarak; Sevgiden başlayan yol, Beni tanımak olur, Niye soldun benövşe, Unutabilmiyorum, Garibe tale, İki damla gözyaşı, Kod ehvalatı, Türk Dünyasını nurlandıran insan, adlı kitaplarıyla kültür dünyamızın aydınlık yüzü Gardaş Elişoğlu’nu kutlamak, alkışlamak istiyorum.
 
GÜNÜN SÖZLERİ:
 1- Dünyanın neresinde Türk varsa, ellerimizi uzatmalı ve kucaklaşmalıyız.
 2- Milli davalar, sözle, tek gözle değil, çift gözle, fiiliyat olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir (İsa Kayacan)
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 42

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AZERBAYCAN'IN MİLLİ ŞAİRİ AHMET CEVAT
Türk dünyasının büyük şairlerinden, Azerbaycan'ın milli şairi Ahmet Cavat Ahundzade hakkında bilgilerimizin fazla olduğunu söyleyemiyoruz. Ahmet Cavat Ahundzade 1918 -1920 yıllarında kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucularındandır.
Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Kümbet Dergisinin Nisan-Eylül 2008 aylarına ait 12 nci sayısında yer alan Rahman Salmanlı'nın “Azerbaycan'ın İstiklal Şairi Ahmet Cevat” başlıklı araştırmasından yararlanmak istiyorum. Zaten sayın Salmanlı'da 4 ayrı kaynaktan yararlanarak yazısını, araştırmasını hazırlamış efendim:
Ahmet Cevat ilk Azerbaycan Parlamentosunun üyesi ve sekreteridir. Şair, Azerbaycan'ın dünyaca ünlü bestecisi Üzeyir Hacıbeyov'la yakın dostluk kurmuştur. Azerbaycan'ın devlet marşının sözleri A. Cevat'ın, musikisi Üzeyir Hacıbeyov'undur.
Azerbaycan'ın üç renkli bayrağı da onun faaliyetlerinin sonucu ortaya çıkmıştır, çıkarılmıştır.
Ahmet Cevat, şiir-sanat âlemine atıldığı ilk günden itibaren Türk dünyasının en ünlü şairleri arasına girmeyi başarmıştır. O'nun “Çırpınırdın Karadeniz” şiirine Ü. Hacıbeyov musikisiyle bestelemiş ve bu şarkı 75 yıldan beri, Azerbaycan ve Türkiye'nin radyo ve televizyonlarında sürekli seslendirilmektedir.
Atatürk, “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısını ilk defa dinlerken, çok duygulanmış, gözleri yaşarmıştır.
Ahmet Cevat 1918 yılında iftihar ve onur duygularıyla Gence'den seslenir:
“Bayrağına hain bakan,
Hain göze ben dikenim.
Vurulursam gölgesinde,
Helal olsun ona kanım.”
07 Aralık 1918 tarihinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Parlamentosunun açılışı sırasında, binanın çatısına çıkanların kalpleri vatan aşkıyla çarpıyordu. Gördüklerini mısralara döken A. Cevat yüzünü bayrağa tutarak şöyle diyordu:
“Türkistan yelleri öpüp alnını,
Söylüyor derdini sana, bayrağım,
Üç rengin resmini Kuzgun Denizden,
Armağan yollasın yara, bayrağım.”
Ahmet Cevat'ın bayrağa sarılışıyla, bayrak sıradan bir kumaş olmaktan çıkıyor. Yüceliyor, kutsallaşıyor, canlı bir varlık gibi insanlarla ve şairin kendisiyle konuşuyor:
“Gül renginde bir bayrağın,
Ortasında bir hilal,
Ey, al bayrak, senin rengin,
Söyle neyçin böyle al?.”
Ahmet Cevat, ömrünün sonuna kadar Azerbaycan'ın özgürlük mücadelesinin içinde, başında yer alır. Azerbaycan, 28 Nisan 1920 tarihinde Sovyetler tarafından işgal edildiğinde, milli bayrağa hitaben şöyle seslenir:
“Çok ayrı düştüm,
Üç renkli bayraktan,
            Ay dostlar, ben yoruldum,
Bu gizli ağlamaktan..”
 
Savaştaki acılar şairin kalbini incitir:
            “Karları boşamış mazlumların kanı
Ölenler çok fakat mezarı hanı?
Ayaklar altında şövketi-şanı
Kalanları görüp feryada geldim”.
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 43

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AZERBAYCAN’DAN TOPARLAYARAK
Türk dünyasının gür sesi, Kerküklü arkadaşım Şemsettin Küzeci, bir Azerbaycan seyahati sonunda, bana bir hayli yayın getirdi. Kitaplar, dergiler, gazeteler. Bu çerçevede gelen kitaplardan üçü efendim:
 
GECE GÖZLÜ HAYAT
Hayat Şemi’nin Azerbaycan’da 136 sayfayla basılan kitabının adı: Gece Gözlü Hayat. Kitabın bana imzalanış tarihi: 23.05.2009.Hayat hanım; “Sayın Prof Dr.İsa Kayacan beye sevgi, saygı ve dostça” dedikten sonra, ikinci bir not var imza sayfasında.Şöyle:
-”Sayın Dr. İsa Kayacan beyefendi; size Türkiye’de yayınlanan kitabıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür edirem.Tanrı sizin gibi insanları korusun.” Ben de teşekkür ediyorum efendim.
Hayat Şemi, uzun soluklu şiirleri yanında, kısa ve öz görünümlü, içerikli şiirleriyle de dikkat çekiyor.Kısa şiirlerinden (sayfa.5 ‘den):
-Yadına üşür
Orucunu gözyaşınla açtığın gün
Samovarın sızıltısı salır yadına
Gaynadıkça üşüdür seni... (Dua’dan)
Bir Azerbaycan kimliğinden söz ediyor şairemiz.Yaşadığı şehirle igili duygularını dile getirir”yazığım gelir bu şehirde” diye başlayan duygu aktarımıdır bunlar.
 
ÇANAKKALE’DE YÜKSELENLER
Vehbi Vakkasoğlu’nun 64 sayfalık kısa kısa anlatımları.Türk dilinden Azerbaycan diline çeviren: Sevraz Hüseyinoğlu. Meslehetçi ve redaktoru:Ganire Paşayeva(Milletvekili)
-”Çanakkale’de yaşananlar sadece gururlu bir savaş kelimesiyle açıklanabilmez. Orada yaşananlara ancak bir milletin yükselişi deyilebilir.Türk evlatları olan igid esgerler yüreklerindeki iman gücüyle dünyanın süper güçlerine meydan okumuşdular Çanakkale’de” denişi, kitabın içeriği ve genel zenginliği hakkında bilgi veriyor.
Başlıklardan: Çanakkale Akif beyin şiirleriyle gönüllere doldu, Aman ayağımı kesmeyin, Mustafa Kemal ve Seyid Onbaşı, Düşmanı hayran eden merhamed vd.
 
DAĞ KOLANI DESTANI
Namık Hacıheyderli’nin 32 sayfalık destanlaştırdığı anlatımı. Şiirle, düz yazıyla verilmiş. Kitap Vektor yayınları arasında günyüzü görmüş. Hacı Seyfeddin Geniyev’in görüşleri var kitap üstüne. Müellifin görüşleri yer alıyor ayrıca. Kitabın sonundaki sayfalarda fotoğraflar yer alıyor bir düzenleme içinde.
Namık Hacıheyderli: 1975 yılında Salyan rayonun Varlı kendinde doğdu. Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi’nden mezun oldu.
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 44

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AZERBAYCAN’DAN GÜLAYE RİZAYEVA
Zaman zaman, şairlerimizden, yazarlarımızdan sözettiğim oluyor. Bu seri de onlardan biridir. Ankara’da, 29 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirilen “Altındağ’da Şiir Akşamları” programında yer alanlardan:
 
GÜLAYE RİZAYEVA
İsmail kızı Gülaye Rızayeva, 29.07.1964 tarihinde Azerbaycan’ın Gedebey kasabasının Düzresullu köyünde dünyaya geldi. İlköğrenimine 1971 yılında yine bu şehirde başladı. İlk ve orta öğrenimini 1981’de tamamladı, Rizayeva, 1982 yılında evlendi ve bugün üç çocuk sahibidir. Bakü’ye 1983 yılında gelen Rizayeva, 1987–1991 yılları arasında Maliye ve Ekonomi Yüksek Okulu’nda okumuştur.
Şaire ve edebiyata küçük yaşlardan itibaren ilgi duyan Rizayeva, orta öğrenimi yıllarında yazdığı şiirleri Azerbaycan’da çıkan bazı dergi ve gazetelerde yayımlandı. O yıllardan bu yana Rizayeva, edebiyata olan ilgisini sürdürmeye devam ediyor.
Azerbaycan Radyo Televizyonu’nda şairin şiirleri 1992’den itibaren yayımlanmaya başlar. Şairin şiirlerinin dinleyici ve seyirci ile televizyonda ilk buluşması Aşık Peri Meclisi adlı program ile başlar. Bu programda sanatçının şiir yaratıcılığında yer alan eserleri, Azerbaycan Televizyonu Devlet Kanalı’nda uzun yıllar dinleyici ve seyirci ile buluşturulmuştur. Özellikle Gülaye Rızayeva’nın sanatkarlığı yönünde çeşitli yerlerde birçok etkinlik düzenlenmiştir. Bu etkinliklerden sonuncusu Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenmiş ve bu programda Gülaye Rizayeva’nın sanatçı kişiliği üzerinde durulmuştur.
Çeşitli kitle iletişim araçlarında şiirleri okunan Rizayeva, Azerbaycan Devlet Televizyonunda “Sazın-Sözün Şehrinde” adlı programın yürütücüsüdür. Ayrıca Rızayeva, Orta Asya Cumhuriyetlerinde ve Türkiye’de çeşitli programlara davetli olarak katılmıştır, Şair, şiir yaratıcılığında gösterdiği başarı nedeniyle birçok ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bir tanesi Bursa’da düzenlenen Türk Dünyası aşıklarının ve şairlerinin yarışması sırasında kendisine verilen birincilik ödülüdür. Güleye Rizayeva edebi hayatı boyunca Ay Menim Gözleri Kör Mehebbetim. Bir Şair Yaşayır Gamın İçinde, Gelmişem ki Diyem Gemliyecem, Zaman Ağlattı Meni adlı dört kitabı yayınlanmıştır ve şiirleri çeşitli antolojilerde yer almıştır. Ayrıca İlgarımda İlgarsıza Uduzdum, Gizletmişem Güle Güle Derdimi, Meni Sensizliğe Sen Öğretmişen, Ömrümün Laylaları adlı şiir albümleri çıkmıştır. Bu  albümlerde şairin şiirleri Azerbaycan’ın tanınmış sanatçıları tarafından seslendirilmiştir.
Gülaye Rızayeva’nın manzum aşk ve duygu temalı hikâyeleri ile ilgili birçok sinema ve televizyon klibi hazırlanmış ve hazırlanmaktadır.
Gülaye Rızayeva, Aşık Peri Meclisi’nin, Aşıklar Birliği’nin ve Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin üyesidir. Gülaye Hanım bu gün de edebi faaliyetlerini sürdürmektedir.
 
SALAMELEKÜM
Salamla başlanıb ezeli ülfet
Salamla balanıb xilgete hörmet
Salamla başlanıb mehr-mehebbet;
Secde eyleyirse salama her kim
Salameleküm
            İnsanı insana yovuşdurubdur
            Xatadan, beladan sovuşdurubdur,
            Seveni sevene govuşturubdur
            Adalet eşgine verilen höküm
            Salameleküm
Derin deryalarım, gur axan çayım
Gündüzler güneşim, geceler ayım
Salamdır chana sovgatım payım
İncidir, gövherdir hem de lel yüküm
Salameleküm
            Ne ucuz tut onu ne yarıda gir
            Salamdan bahalı bexşiş var mıdır?
            Salam yeradana etiramımdır
            Ezeli-ebedi güdretli hakim
            Salameleküm
Çaılan seherler düşen axşamlar
Ümidler goynunda alışan Şamlar
Migeddes ayalar, şahi imamlar
Cismime can veren möcüzü hakim
Salameleküm
            Gülayayam, özüm gördüm bihalam
            Adını çeken tek geyb oldu belam
            Sacdağahım Kaba evim, Kerbalam
            Her an seninledir eşgim meslekim
            Selamelekum
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 45

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BULGARİSTAN’DAN TUNA BOYU DERGİSİ
Merkezi Bulgaristan’da bulunan “Goren Dunav Vakfı”nın yayınorganı olan “Tuna Boyu” dergisi dikkat çekmeye devam ediyor. Sözkonusu Vakfın, Türk ve Bulgar kültürünü araştırmalarıyla bilindiğini de kaydedelim.
Tunaboyu Dergisi, iki ayda bir yayınlanarak 52 nci sayısına ulaştı. Eylül-Ekim 2008 aylarında ait 51, Kasım-Aralık 2008 aylarına ait 52 sayısı masamızda efendim.
            DERGİ SAYFALARINDA
Tuna Boyu Dergisinin, “Goren Dunav” Bulgaristan’da Türk ve Bulgar Kültürünü Araştırma Vakfı adına sahibi ve yazı işleri müdürü: İsmail I. Kelov, yayın koordinatörü: Sarper Selhep, yayın danışmanı: Servet I. Osmanova.
Derginin Halkla İlişkiler Müdürü: Zümrüt İsmailova, yayın kurulu var. Yurtiçi ve Türkiye temsilcileri var. Yazışma adresi: Paisiy Hilendarski sk. no: 11, 7163 Karan Vırbovka-Ruse-Bulgaristan.
Tuna Boyu Dergisinin 51 nci sayısında, imzası görülenlerden: İsa Cebeci, Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Dr. Sabri Ata, Prof. Dr. Hüseyin Memişoğlu, Latif Karagöz, Bayram Kuşku, Nazlı Raha Gürel, İsa Kayacan, İsmail Çavuş...
52 nci sayıda imzası görülenlerden: M. Fuad Köprülü, M. Arslan Cumalı, Prof. Dr. Stoyan Andreev, İsmail Tunalı, M. Alev Kocamustafa, İsmail Çavuş, N. İbrahim Akbıyık, Hüseyin Özgür, Dr. Orlin Sıbev, Yılmaz Öztuna, Latif Karagöz, Sabri Alagöz.
Tuna Boyu dergisinin sayfalarında geçmişten örnekler, kesitlerin verildiği araştırmalar çoğunlukta. Bunlardan biri: 18 Ekim 1925 tarihinde imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasındaki dostluk antlaşması efendim.
Dr. Sabri Ata’nın, Batı Trakya şiirinde göç başlıklı araştırması, Prof. Dr. Hüseyin Memişoğlu’nun, Bulgaristan’da Türk-İslam Kültürü ve sanatı başlıklı yazısı, araştırması vermek istediğimiz örneklerin başında geliyor efendim.
51 nci sayının 28 nci sayfasında, bendenizden sözediliyor. Başlık: Gazeteci yazar, şair, araştırmacı, editör Prof. Dr. İsa Kayacan için yazılanlar... Bu üç ayrı imza sahibinin görüşlerinin hemen altında bir “Teşekkür” eklemişler, Tuna Boyu Dergisi yayın kurumu imzasıyla. Bu teşekkür şöyle:
Teşekkür: Bulgaristan’da “Goren Dunav” (yukarı Tuna), Türk ve Bulgar Kültürünü Araştırma Vakfı tarafından Türkçe olarak yayınlanan “Tuna Boyu” Dergisinin,  Türk basınında hakkında en çok yazı yayınlanan gazeteci-yazar, şair, araştırmacı Prof. Dr. İsa Kayacan’a, kendisiyle gurur duyduğumuz ve çalışmalarının devamını dilediğimizi “Tuna Boyu” Dergisi yayın kurulu (Tuna Boyu Dergisi, Eylül-Ekim 2008, Sayı: 51, Ruse-Bulgaristan)
Efendim, ben de teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Milli davalar, sözle değil, fiiliyat olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 46

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DÖRT KADIN ŞAİRDEN
Şairlerimiz, şairelerimiz. Kadın şairlerimizden dördünün şiirlerinden mısra ve bölüm örnekleri efendim.Sırayla:
 
NURTEN EMRE
Bursa ilimiz merkezinden sesleniyor Nurten Emre.Yazdıkları, yayınladıkları, bize gönderdikleri var şiirlerinden.Bunlardan, “Sensiz Hayat” adlı, başlıklı şiirinden:
-Baharda güller açar
Bülbüller neşe saçar
Sen olmazsan yanımda
Mutluluk benden kaçar..
Mutluluk tek kişiyle yaratılmıyor, şekillendirilemiyor..Mutlaka iki kişinin olması ve anlaşılabilmeleri gerekiyor değil mi?
 
MELAHAT ECEVİT
Isparta ilimiz merkezinden sesleniyor Melahat Ecevit.Beş dörtlükten meydana gelen “Öyle Git” başlıklı şiiri var elimizde. Bu şiirin bir dörtlüğü:
Nerde aşka körük çeken sözlerin?
Hani canevimi yakan gözlerin?
Ben sana hastayım, ciğer közlerim
Tenimi çarmıha gerde öyle git...
Gidebilmek için, istenilen, beklenilenlerin yerine getirilmesi öyle kolay olmuyor.Gitmelerde öyle kolay olmuyor.
 
FATMA UÇARLAR
Isparta ilimiz merkezinden seslenen şairelerimizden, şairlerimizden biri Fatma Uçarlar.”Bitmedi Yasın” başlıklı şiiri üç dörtlükten meydana geliyor.Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle efendim:
-Sen yanımda olunca ağlamaz gözüm
Ellerimi tutunca, hep güler yüzüm
Bir de gözüme baksan, savrulur hüzün
Acılarla yoğruldum, bitmedi yasın...
 
ZEYNEP AYLA SÜTÇÜ
Konya ilimiz merkezinden seslenen şairelerimizden, şairlerimizden biri.”Gel gönül gül olalım seninle” başlıklı şiiri var beş dörtlükten meydana gelen. Anılan şiir efendim:
-Gel gönül gel, gül olalım seninle/İster dost koklasın, isterse düşman/Diken gibi batmayalım eline/İster dost toplasın, isterse düşman.
 
Tomurcuk kalma, açıl cihana
Doyur gönülleri sen kana kana
Mum gibi eri hep yana yana
İster dost ışısın, isterse düşman
 
Ekmek ol da, açlar doysun seninle
Su ol da gönüller kansın seninle
Yol olursan, kullar varır menzile
İster dost yürüsün, isterse düşman
 
Torpak ol da kuruyan sende dirilsin
Gönüller hakka sende vurulsun
Bereketli sofralar sende kurulsun
İster dost yesin, isterse düşman
 
Can evimi aç da hakkı görsünler
Niçin dünyaya geldik bilsinler
Çağır cümle alemi duysunlar
İster dost yesin, isterse düşman
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 47

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DR. FARUK FAİK KÖPRÜLܒNÜN “CANIM KERKÜK”Ü
İnsanlar doğup büyüdükleri yerle, yerlerle ilgili duygularını dile getirirken sayfa ve sütunlara aktarırken, değişik duygular içine girerler. Doğruluk, netlik içindeki görüntüleriyle dile getirirler, görüşlerini ortaya koyarlar.
Dr. Faruk Faik Köprülü, Kerkük’ten sesleniyor. Burada yaşıyor. Eğitimci, şair ve yazar. “Canım Kerkük” adlı bir şiiri var elimizde.
Dokuz bölümden meydana gelen bu şiirin ilk üç dörtlüğünü, bir başka yazımın sonunda yer vermiştim. Şimdi bu üç bölümün dışında yer alan “Canım Kerkük” şiirinin mısraları arasında gezmek istiyorum efendim:
CANIM KERKÜK
Dr. Faruk Faik Köprülü, Kerkük’ün şehirlerin ziyneti, dedelerin kalası, olduğundan sözettikten, “Canım Kerkük iman ettim kur’an a” dedikten sonra, devam ediyor. Anılan şiirin iki bölümü:
Canım Kerkük karaaltun bulağı,
Nurun saçır yakın eyler ırağı,
Kervancılar misafirler durağı,
Yeryüzünde cennet varsa tek sensin,
Sen sultansın, sen ağasın sen beksin.
 
Canım Kerkük gürgürbaba nurusun,
Madenlerin yakutusun durusun,
Can evimizin perisisin hurusun,
Sevinç sende, kerem sende, sen sende,
Türk dünyasın toplayan destan sende.
 
Kerkük’ü yıldırımların çakışı, karlı, yağmurların yağışı, kızıl güllerin kış karnında çıkışı, hep Dr. Faruk Köprülü’yü yüreğinden yaralar. Her şey Kerkük içindir. Kerkük sevgisinin dalga dalga dağılışı, Kazakistan, Taşkent ve Türkistan’da, Türk dünyasında yaşanışıdır arzu arzu düğümlenen. Sonra;
Sen ey tutsak güvercinler kabını
Kilitleme güneş kokan kapını,
Sende renk, süs, bilim, sanat, tapını,
Yurtseverlik, efendilik, sendedir,
Dost severlik, beraberlik sendedir.
 
Senin için yeşillenir emeğim,
Gün doğmadan doğar gönül çiçeğim,
Sen ey köyüm, suyum, şehrim, meleğim,
Türklüğüm olmuş başım belası,
Ey Irak’ın ikincisi Kerbelası...
 
Türklüğün insanın başının belası olması, Şemsettin Küzeci’nin dediği gibi “Suçum Türk Olmak”tır sözündeki, gerçeğinde olduğu gibi, Türk olmanın, Türklüğün insanlar için sıkıntılar vermesi ne kadar üzücü, düşündürücü değil mi?
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 48

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AMATÖRDEN PROFESYONELE
İsmiyle yeni yeni karşılaştığımız şair, şaire adaylarımız. İsimleri bilinen, yazdıkları yayınladıkları alkışlananlar...
Ayrı ayrı değerlendiriliyor, değerlendirilmelidir.
BURDUR’DAN KEZİBAN SEZER
Dört-beş ay önce bana bir hemşehrimiz aracılığıyla ulaşan hemşehrimiz Keziban Sezer. Şiir denemeleri var. “Noktalama işaretlerinden sıkıldım. Biraz da okuyucuya bırakmak düşüncesiyle, noktalamayı bırakalım” diye yola çıkan hemşehrimin bu görüşünün doğru olmadığını sözlemek istiyorum öncelikle. Noktalama işaretleri, şiirin-yazının dış sıvası gibidir. Sıvası olmayan bir yerde oturmak, soğuk almamız anlamına gelmez mi?
Keziban Sezer’in kısa kısa şiir denemeleri var. Bazıları özlü söz şekline daha yakın.
Bunlardan;
“Seni nasıl suçlamam ki
Pembe rüyalarımda
Mahsun-mahsun uyurken
Hayalin acı çığlıklarıyla uyandırdın”.
 
“Kötülerin bile
Mutlak iyi bir kapısı vardır
Arayıp görebilirsen
Senden bahtiyarı yoktur
Bütün iyi kapıların
Şifresini çözebilirsen...”
 
“Mevsimlerden kışı sevdim
Beyazı sevmedim ama
Karı sevdim.!”
 
“Toprağı sevmedim ama
Yaşamak geçiciydi
Ölümü sevdim...”
Keziban Sezer hemşehrim, öncelikle çokca şiir kitabı okumalı, mısraların nasıl yan yana getirildiğini, mısraların bütünlüğüyle şiirin nasıl tamamlandığını, şekillendiğini görmelidir.
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

49

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ECE KÖYÜNDE AKŞAM, ŞİİRİNİN ÖYKÜSÜ
1958 yılı ortaları. Burdur ili, Tefenni ilçesine bağlı Ece Köyü. Köyde, evlerde su yok. Elektrik yok Kanalizasyon düşünceler arasında yer almıyor. Tarlalarda, genelde karasabanla-öküzlerle çiftçilik yapılıyor.
Orak biçme, ekinlerin toparlanması elle yapılıyor. Taşınması öküzlerin çektiği kağnılarla. Köyde, ev halkının tümü çalışıyor.
Ece köyünde bir katlı, geniş tahtalığı ve 4 odası bulunan toprak damlı evimizin geniş bir bahçesi var. Çalılarla çevrili bu bahçenin bitişiğinde, suyu oldukça soğuk bir kuyu bulunuyor.
Kuyunun bakımı, rahmetli babam tarafından yapılıyor. Babam, hayır işlerinin önderi durumunda. Bu kuyunun kovasının düşmesi, etrafındaki tahtaların, bütünlüğünün bozulması, arızalanması gibi aksaklıklarla hep babam ilgileniyor. Bu ilgi sürekli ve seve seve yapılan bir hizmet görünümü arz ediyor.
Akşamüzeri orak tarlasından gelen kadınlar, kızlar bu kuyudan su ihtiyaçları için, kuyunun başında toparlanıyor, sırayla su çekiyorlar, kaplarıyla taşıyarak evlerindeki ihtiyaçları için kullanıyorlar.
Bu arada, kuyu başındaki özellikle genç ve güzel kızlar, kendi aralarında sohbet edip, birbirleriyle şakalaşıyorlar. Zaman zaman maniler ve türküler mırıldanarak aralarındaki tatlı sohbeti sürdürüyorlar.
Bende İsa Kayacan olarak, bizim koca kapının üzerindeki toprak damın üzerinden, çok yakın olan kuyuya ve su çekenleri sürekli izliyorum.
Üstten baktığım için, kadınlar ve kızlar beni görmüyorlar. Bu kızlar arasında beğendiklerim, değişik hayallere kapıldıklarım bile var.
Bu genel tablo içerisinde, etkilendiğim, hayal dünyasına daldığım zamanlar oluyor. Ve efendim, işte böyle bir günde, şiirsel duygularım ayağa kalkarak dörtlükleri alt alta getiriveriyorum. Bu şiirin adı önce “Köyde Akşam” dı. Sonra “Ece Köyünde Akşam” oldu.
Buyurun bu şiiri birlikte okuyalım.
 
ECE KÖYÜNDE AKŞAM
(İsa Kayacan -1958)
Kerpiç evimizin bahçesinde,
Derince bir kuyu vardı kuyu.
Bütün akşamın şirin sesinde,
Köyün halkına yeterdi suyu.
 
Akşama doğru bir ay ışığı,
Çıkardı çalılar arasından,
Elinden atar ağaç kaşığı,
Sonra gençler, gönül yarasından.
 
İşte nur yüzlü ayın önünde,
O uzun boylu ince ağaçlar.
Böyle bütün eğleniş gününde,
Neş’elenir sümbülü yamaçlar.
 
Bu yamaçların ta eteğinde,
Görünür selvilerin gölgesi.
Sonra arıların peteğinde,
Bir vızıltı, bir de ezan sesi.
Gönderen PROF. DR. İSA KAYACAN zaman: 05:13 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 50

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ERCİYES YÜKSEKLİĞİNDEN
Erciyes deyince Kayseri ilimizin aklımıza geldiğini biliyoruz. Bu ilimizdeki Erciyes yüksekliği de bir o kadar aklımızda kalanlardan biri, önde geleni olarak hatırlanıyor.
Kayseri ilimiz merkezinde 32 yıldır yayınlanan bir fikir ve sanat dergisi var. Adı: Erciyes. Aylık yayınlanıyor. Haziran 2009 ayında 378 nci sayısı Günyüzü gördü bu derginin efendim. Sahibi: Nevzat Türkten, Genel yayın Müdürü: Alim Gerçel.
Erciyes Dergisi ekinde, içinde ve paketinde gelenler var. Bunlar sırasıyla:
KAYSERİ TÜRK OCAĞI DERGİSİ
Mayıs 2009 ayına ait 101 nci sayısı elimizdeki. 22 sayfalık bir dergi. Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yönetim Kurulu adına sahibi: Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı. Yazı işleri müdürü: Satılmış Başaran. Fazıl Ahmet Bahadır’ın “Son Gaziler” başlıklı şiirinden:
Kaç neslin böyleydi alınyazısı,
Babasız tüterken baba ocakları,
Türkülerle duman duman,
Hasret kokusu.
İSTİKLAL GAZETESİ
16 normal sayfalık bir gazete. Aylık siyasi ve bağımsız gazete olarak Kayseri’de çıkıyor. Haziran 2009’da 59 ncu sayısı okurlarıyla buluştu, buluşturuldu. Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Mehmet Emin Batur.
Gazetenin sayfalarında; Yrd. Doç. Dr. İklim Kurban, Sebahattin Tekizoğlu, Abdülmecit Avşar, Prof. Dr. M. Metin Karaörs, Mehmet Emin Batur imzalı yazılar dikkat çekiyor
DUY GAZİNİN SESİ
Emin Kuzucular’ın 96 sayfalık şiir kitabı. Duyguların harman olduğu, anlatım rahatlığı içinde sayfalara aktarılan mısralar bütünlüğü, topluluğu. Gazinin feryadı olarak görülen şiirden bir dörtlük:
Sevdalıyken, vatanıma yurduma,
Dert katmayın benim bunca derdime,
Çağırsam da, düşen yoktur ardıma,
Çıkmayan sesimi, duy be Ankara!...
KURTULUŞ (2)
Zeki Genç’in 178 sayfalık şiir kitabı. Gözü yaşlı şair olarak bilinen Zeki Genç, şiirlerindeki anlatım zenginliğiyle okurlarının, şiir severlerin karşısına çıkıyor.
Değişik isim ve imzaların ortaya koydukları Zeki Genç anlatımları var. Türkü bütünlüğü içindeki şiirleriyle dikkat çeken bir görünümünü de unutmamak gerekli Zeki Genç’in. 10 dörtlükten meydana gelen “Kayserim” şiirinden bir dörtlük nakledelim:
Erciyes’im gökyüzüne değiyor,
Gurbet gibi özleniyor Kayserim.
Dört bir yandan sıradağlar sarıyor,
Kem gözlerden gizleniyor Kayserim.
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 51

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ESKİMEYEN ŞİİRLER
Zamanın eskitemedikleri vardır. Bunlar değişik alanlarda, farklı biçimlerde karşımıza çıkarlar. Söz etmek istediğim eskimeyenler, Fatma Uçarlar’ın, Tanrı sevgisi, ölüm, dualara yönelik duyguların şekillendirdiği şiirlerinden birkaçı efendim.
Bu şiirlerin başlıkları; Hak yolu, Ölmem mi lazım? , O’na koşmak isterim, o yer, Kerim Aydın Erdem’e, Sessizce. Bu şiirlerin mısraları arasına dönmek istiyorum. Buyurun birlikte gözden geçirelim
 
HAK YOLU
Her şey seninle yıkandı yağmur,
Şu katı yüreğim, nasıl olur hamur?,
Eğer ben hak yolunu bulmazsam,
Toz yap bedenimi, oradan oraya savur.
 
İkinci şiir “Ölmem mi lazım?” başlığıyla karşımıza çıkıyor. Burada, “Her geçen gün/Dedirtiyor aman/O konuşma anı/Bilsem ne zaman?” mısralarıyla söze başlanıyor. “Yaşamak zor ama/Dayanmam lazım/Ölümsüzlüğe ulaşmak için/Ölmem mi lazım?” diye soruluyor. (Burdur, 07.11.2003)
 
ONA KOŞMAK İSTERİM
Fatma Uçarlar’ın üçüncü şiiri bu. “Bir umut düştüm bilinmez yollara/Sevmeyi bilen bir yürek arıyorum/Bıktım, hesap vermekten kullara/Sevmeyi bilen bir yürek arıyorum”la biten beş dörtlükten oluşan “O’na koşmak isterim”in ilk dörtlüğü. Bu şiirden bir dörtlük daha:
 
-Dağlarda Ferhat’ın sesini duydum,
Çöllerde Mecnun’un izini gördüm,
Veysel Karani’nin izini yüzümü sürdüm
Sevmeyi bilen bir yürek arıyorum.. (Burdur, 14.11.2003)
 
Ve arkasından Fatma Uçarlar’ın “O yer” adlı, başlıklı şiiri. Burdur’da 23.11.2003 tarihinde kaleme alınmış, şekillenmiş, sonra yayınlanmış. “Gel deyip, çağırıp bekleyenim yok ama/Bilirim/Bir yer var, bekler beni/Çare yok/Geldi mi o emir/İstesem de istemesemde/ uyacağım/ilk kez değer bulacak bu bedenim/ Götürüleceğim eller üstünde/Belki de annemin kucağı kadar sıcak/O yer Bekler beni son nefeste.”
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 52

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KERİM AYDIN ERDEM’E
            Rahmetli Kerim Aydın Erdem dostumuz için Fatma Uçarlar, Denizli’de başladığı altı dörtlükten meydana gelen şiirini 21.09.2004 tarihinde Burdur’da bitirmiş, tamamlamış. Bir dörtlüğünde şöyle diyor Fatma Uçarlar:
Kaptan’ımız kılavuz, yaptık vazifemizi, Allah’tan Kerim’ini, diledik dostumuza, İsa, Musa, Fatıma, açtık ellerimizi,
Ayrılık burukluğu, çöktü tüm omzumuza.
Ve sessizce, şiiri Fatma Uçarlar’ın. 12.11.2004 tarihinde yazılmış, kaleme alınmış ve yayınlanmış. Burada; “Dilimdedir yalnızca tek bir hece/Dualarla seslenirim her gece/Günahlardan sonra boynum eğince/Af dilerim, af dilerim sessizce” mısralarıyla söze başlanıyor.
Bu şiir dört dörtlükten meydana geliyor. Bir başka dörtlüğü anılan şiirin:
-“Gel kulum” de, yalın ayak geleyim,
Huzurunda, yüzüm yere süreyim,
Son nefeste göz kaparken güleyim,
Rahman’ına sığınırım sessizce…
Ve duaların kabul olduğu anlarla ilgili Fatma Uçarlar duyguları, anlatımı:
“Huzurunda kabul olur dualar
Gönüldeki geçenleri o anlar
Hak yolunda dinmez akar hep yaşlar
Bülbüllerle seherdeyim sessizce”. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 53

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ETKİNLİKLERDE, SANAT MI, SİYASET Mİ?
Hemen ifade etmeliyim ki, ülkemizde siyaset, her şeyin içinde vardır, her şeyin önünde gitmektedir. Kabul etsek de, etmesek de, gerçek budur, bu yöndedir.
Mart 2008’in sonlarında; “Anadolu’daki etkinlik ve şölenlere sıklıkla katılmayacağım” ve “Anadolu’daki etkinlik ve şölenlerin olmazsa olmazları” başlıklarıyla yazdığım iki yazımı, merkezi Ankara’da bulunan Belde gazetesinin 28 ve 29 Mart 2008 tarihli sayılarında yayınladım. Sonra bu yazılar, Anadolu’daki pek çok gazetede yer aldı.
Bu yazıların yayınlanmasından sonra, Anadolu’dan ve yakın çevremden pek çok telefon aldım: “Bu yazıların altına biz de imza koyalım, bir deklarasyon-bildiri olarak yayınlayalım” dendi. Bunun doğru olmayacağını, ben kişisel tespitlerimi yaptığımı ve kamuoyuna açıkladığımı, bu yazılarımı da yayınlayacağım “Zor ve Kolay Yazdıklarım” adlı kitabımda yer vereceğimi söyledim.. Aradan günler geçti.
DİKİLİ EKİN DERGİSİ’NDE BAŞYAZI
Dikili ilçemizde, A.Ziya Öğütçen tarafından yayınlanan “Dikili Ekin” Dergisinin Temmuz-Ağustos 2008 aylarına ait 53 ncü sayısının başyazısında,” Bekilli’de sanatmı siyaset mi?”başlıklı bir değerlendirmenin yer aldığını görüp hemen okudum. Bazı satırların altını çizdim. Şimdi bu başyazıdan, daha doğrusu 22-24 Ağustos 2008 tarihlerinde Bekilli Belediyesi Kültür Sanat ve Şarap Festivali’nde A.Ziya Öğütçen ve Gürkan Ovalıoğlu’nun yaşadıklarından bazı kesitler verelim. Bakalım neler yaşanmış Bekilli’de:
1-Belediyeye giderek, Halkla İlişkiler Müdürüne toplantı için geldiğimizi söylediğimizde bize verilen cevap ilginçti: “Ne toplantısı benim haberim yok!”.
2-Burası Bekilli değil mi?. Belediye Kültür-Sanat ve Şarap Festivali tertip etmiş ve biz davet aldığımız için geldik;
-Benim haberim yok. Belki T. M. bilir, ona telefon edelim...
3-Kredi yurtlar kurumunun öğrenci yurduna vardık. Çok yataklı bir oda gösterilerek, “burada kalacaksınız” denildi. Daha öncede benzeri yerlerde kaldığımızdan, hoş karşıladık.
-”Hanım arkadaşlarımızın yeri nerede?” dediğimizde, “beraber kalacaksınız” sözü şaka gibi gelse de, arkadaşımla biz arabada yatarız sorun değil, hanım arkadaşlar kalır düşüncesiyle kabul ettik.
Kapı anahtarlarını istediğimizde, koruma görevlisinin” geceleri kontrol yapıldığını” söyleyerek anahtar bulunmadığını söylemesi üzerine otel aramak üzere oradan ayrıldık.
4-İlgilenen arkadaş Bekilli’de otel bulunmadığını, Ecem adlı bir pansiyonun bulunduğunu söylemesi üzerine, pansiyona gittik yöneticinin “yer olmadığı için dört kişilik odalarda ücretini ödeyerek kalabileceğimizi” söylemesi üzerine, İzmir’e dönmek istedik. Ameliyatlı ve tek araba kullanan ben olduğum için o gece istirahat etmemizin doğru olacağı kararına varıldı. Bekilli Pansiyonda ikişer kişilik odalar bulundu. İki saat sonra odalarımızdan çıktığımızda, loş salonda bir bayan, arkadaşlara:
-Hoş geldiniz, işe mi çıkıyorsunuz? Diye sorduğunda orada bulunan bir delikanlı,
“Onlar yazarmış.. Yazı yazıyorlarmış. Sizden değil” diye cevap verdi. Bir bayan arkadaşımız:
- Ne işi ben anlamadım. Dediğinde oradan acele uzaklaşıyorduk.
5-Öğle sonu festival açılışında, bir milletvekili tarafından seçim mitinglerinden bir konuşma yapılarak % 47’lik oylarından bahsederken, karşı görüşlü bir kaç genç de alçak sesle de olsa kendi protestosu olan siyasi sloganlarını atıyorlardı.
SONRASI: Evet, Bekilli Belediyesi Kültür Sanat ve Şarap Festivalinde ondan sonra neler konuşulmuş, neler olmuş?. Bunlar önemli değil artık. Bir kültür ve sanat festivalinden kısa kısa kesitler sunduk efendim..
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 54

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HANIM AKÇAY’IN KALEMİNDEKİLERDEN
Şairlerimizin, yazarlarımızın, araştırmacılarımızın, kısacası eli kalem tutanların yazdıkları, yayınladıklarından seçtiklerimiz, değerlendirmelerimiz arasında yer vererek mısra ve satırları arasındaki gezintilerimiz gündemdeki, gündemimizdeki yerini koruyor.
Konu, Burdur ve Burdurlu olunca, gündemlerimde değişiklik yapmaktan çekinmediğimi, sakınca görmediğimi herkes biliyor, cümle-alem bunun farkında
HANIM AKÇAY
            Burdurlu hemşehrilerimizden. Burdur’da Gençlik ve Spor il Müdürlüğünde çalışan bu hemşehrimin şiir ve denemelerinin bulunduğunu, önceki yıllarda kulak misafiri olmuş, duymuştum. Isparta’da Ocak 2008’in ikinci haftasının ortalarında Fatma Uçarlar arkadaşımızın imza gününde, pardon şiir şöleninde yüzyüze geldiğimiz Hanım Akçay kardeşimizden rica ettim.. “şu şiir ve denemelerinden, çalışmalarından gönder” dedim.
21.01.2009 tarihli mektubuyla şiirlerinden ve hikaye denemesinin bazı sayfalarından örnekler gönderdi.
Hanım Akçay kardeşimiz çok mütevazı. Sanki kendisinden başka, ilk yazdıklarını yayınlanmak üzere sağa sola gönderen yok… Yazdıklarını elinden adeta ”zorla” alıyorsunuz…
GERÇEK ÖYLE DEĞİL
Hanım Akçay kardeşimizin şiirleri, öyle elde tutulacak, defter aralarında saklanacak ölçüde zayıf değil.. Şiirin gerçek yolculuğuna çıkan herkes gibi başlangıç duyguları var, şiirin geniş dünyası içinde yer yer görünmeye başlayanlar olarak karşımıza çıkanlar var.
Sen, sessiz sevgi, bekliyorum, sen ve ben, anlamadım seni,  tek başıma, dorum gözlüm, canım canım öğretmenim, adını sen koy, içim yanıyor, öyle sevgi başlıklarıyla bize ulaşanlara bakıyoruz.. Hepsi pırıl pırıl duygularla yazılmış. Önemli mesajların getiricisi bu şiirler. Bir örnek bunlardan:
Severim akşamları görünmez günahlarla,
Akla gelmedik sevgililer akıllarda,
Eve giderken parkelerin üzerinde tek tek,
Çığlık, çığlık yüreğim duymayan kulaklarda.
Üç şiirinin başlığı yok Hanım Akçay’ın. Hani isimsiz insan olmaz ya, başlıksız  da şiir olmaz demek yanlış olur mu acaba?. Hanım Akçay’ın öteki şiirlerinden bazı mısraları:
-Anne mutlu olmak istiyorum/Gitme, açılma güzelim/Ölüm içimde, çok yakınımdasın/Bir sessizlik kapladı yüreğimi/Sığınmak istedim limana/Paylaşmayı öğrendim canım öğretmenim senden/Bir kapı açtım/Tek başıma darmadağın olmuşum vd. Bu şiirlerinden aldığımız tek mısralar bile gösteriyor ve bunlardan anlıyoruz ki, Hanım Akçay şiirin ortalarında… Yani başlangıcında değil Tebriklerimizi sunuyoruz efendim. Devam Hanım Akçay kardeşim, hemşehrim devam.
BİR KÖY HİKAYESİ
Hanım Akçay’ın bir hikâye denemesi var. Adının ne olduğunu henüz bilmediğimiz bu hikâye denemesindeki anlatım da, şiirlerindeki anlatım gibi, gelecek için ümit veriyor.
-“Amma ninenin misafirleri gelmişti. Ayaküstü hoş geldin deyip, azda olsa sohbet edip düğüne gittiler”,
-“Kızından evvel şalvarını giydi. Dastarını sıkıca bağladı, elini yüzünü sabunladı. Hem söleniyor, hem de bir taraftan eğri olan şalvarını düzeltiyordu”.
Gelecek düşünülerek, varılmak istenilen hedeflerin tesbitiyle mümkün olacağına göre, Hanım Akçay’ın düşünüp, plânladıkları var. Bu plânlama çerçevesinde yazdıkları, ortaya koydukları var…Şiir konusunda olduğu gibi, hikâye konusunda da devam bizim gız, Hanım Akçay.
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 55

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KÜTÜPHANE; HEM TEFENNİ’DE, HEM ECE’DE OLMALI
Doğup büyüdüğüm, manevi borcumun bulunduğu Burdur ili, Tefenni ilçesi Ece Köyün deki “İsa Kayacan Kütüphanesi”nin açılışını 01 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirdik. Burdur’un değerli Valisi Sayın İbrahim Özçimen başta olmak üzere, Burdur merkez ve Tefenni Protokolünün katılımıyla açılan kütüphane, karar verdiğim 2007 yılının Ekim ayından başlamak üzere bir yıl için de oluştu ve 7 bin 635 kitap, dergi antoloji, ansiklopediyle açıldı.
TEFENNİ’YE DAHA ÇOK YAKIŞIRMIŞ!..
            Tefenni ilçemiz merkezinde, rahmetli dostum Yunus Serttaş’ın  31 Ekim 1975 tarihinde kurduğu ve halen yayınlanan “Tefenni’nin Sesi” Gazetesinin 03 Aralık 2008 tarih ve 1765 nci sayısında, Halk Eğitim Müdür Yardımcılığı görevini yürüttüğünü öğrendiğim ve gazetede “Alice’den Söyleşiler” gerçekleştiren Ali Gül’ün “Oradan, buradan, şuradan” başlığı altında “çeşitleme” diyebileceğim bir yazısı, yorumlar bütünü yayınlandı. Kendisiyle de telefonla görüştüm, yorumu üzerinde fikir alışverişimiz oldu. Ali Gül hemşehrim, Ece Köyü’nde bu kütüphanenin işleyemeyeceğini, yararlı olamayacağını savunuyor. Önce söz konusu yazının kütüphane bölümünde yer alanları aşağıya aynen nakletmek istiyorum (Ece Köyü’nün nüfusunun 100 değil 159 olduğu değişikliğini yaparak)
Ali Gül’ün görüşleri: “Bu arada geçen ay Tefenni’nin yetiştirdiği değerli insan, gazeteci ve yazar İsa Kayacan Ağabeyimiz köyüne kütüphane açtı. İşte ilk duyduğumda kendi kendime yine yanlış yapılıyor diye düşündüm. Yine Tefenni’de olması gereken bir kütüphanenin 100 nüfuslu bir köyde ne işi var diye düşündüm. İsa ağabeyimiz öyle uygun görmüş artık yapılacak bir şey yok. Tefenni’de bu konuyu birkaç kişi ile konuştum. Hemen hemen herkeste benim gibi düşünüyordu.
Açılışa gidemediğim için aslında çok da söz söyleme şansım yok. Ama gidenlerden ve basından açılış ile ilgili bilgiler aldım. Çok güzel bir program olmuş. Üst düzey bürokratlar katılmış. Açılış Ece köylüler ve İsa Ağabey için güzel bir hatıra olarak hatırlanacaktır. Tamam, köyüme böyle bir kütüphane açmak istedim diyorsan diyeceğim yok. Ama bence Tefenni’ye bu kütüphane çok daha güzel yakışırdı İsa Ağabey. Neden mi?
Bir kere Ece Köyü’nde okul yok ve öğrencileri merkeze taşıma sistemi ile geliyorlar.
Ece Köyü’nde İlköğretimde ve lise de okuyan öğrenci sayısı 15 ile 20 arasında olsa gerek.
Bu kütüphanenin her gün açık olacağını düşünemiyorum. Sanırım belli saatlerde açılacak ki oda öğrencinin ve halkın müsait olduğu zaman olur mu? Zor diyesim geliyor.
Bu kütüphane merkezdeki okulların bünyesinde olmasının çok daha faydalı olacağı da aşikardır.
Hatta ilçemizde açılacak olan Meslek Yüksek Okulu’nun bünyesinde olsaydı çok daha güzel olurdu. Oraya da şöyle güzelce sizin isminizi yazardık ve kütüphanenin işlerliğini de sağlamış olurduk.
Bence Ece Köyü’nde öncelikle öğrencilerin faydalanabileceği bir internet bağlantısı olan 3 bilgisayar ve çıktı alabilecekleri bir yazıcı olması çok daha iyi olurdu. Bu bilgisayar odası çocukların okuldan geldiği zamandan saat 21.00 e kadar açık kalacaktı. Bu konuda köyün imamı da buradan sorumlu olursa çok daha güzel olurdu. Okumak için hafta içi servisle, hafta sonu kurslarına ise kimi zaman yaya, kimi zaman traktörle, kimi zaman diğer araçlarla her gün ilçemize gelen Meltem ASLAN gibi kızlarımız içinde çok güzel bir eğitim kaynağı olurdu. Kızma İsa Abi sadece benim düşüncelerim bunlar naçizane.”
TEFENNİ İLÇE HALK KÜTÜPHANESİNE GÖNDERİLENLER
            Kasım 2008 itibariyle, Burdur ağırlıklı olmak üzere ülkemiz geneline ve yurtdışındaki bazı kuruluşlara bağışladığım kitap ve dergi sayısı 28 bin 895’e ulaştı. Bunların 6 bin 127’si Burdur merkez ve ilçelerindeki kitaplık ve kütüphanelere Burdur İl Halk Kütüphanesine 5 bin 978 kitap ve dergi, Tefenni İlçe Halk Kütüphanesine 2 bin 850 kitap ve dergi bağışında bulundum.
Bu bağışlar, Ankara’da Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne listeler halinde, detaylı doküman yapılarak, tutanakla ilgili Genel Müdürlük personeline, Burdur merkez ve Tefenni’deki kütüphanelere ulaştırılmak üzere evimden alındı, gönderildiler.
69 paket kitap ve derginin alındığına ilişkin, zamanın Genel Müdürü Hasan Duman imzasıyla tarafıma yazılan yazıyla teşekkür edildi. Tarih 09.01.1997 Günlerden bir gün Tefenni’deki ilçe Halk Kütüphanesine yolum düştü. Bağışladığım kitapların kolilerinin açılmadığını görüp, akıbetiyle ilgili bilgi alamadım. “Tefenni’de masallaşan kitaplar” başlığıyla bir yazı yayınladım. 13.06.2002 tarihinde yayınlanan yazımı, Kültür Bakanlığı Kütüphaneler Genel Müdürlüğüne bir üst yazıyla gönderdim.
Bu arada anılan yazı Burdur gazetelerinde de yayınlandı. Hatta Burdur gazetesinin 05.10.2002 tarihli sayısında, “Gazeteci-Yazar İsa Kayacan isyan ediyor” başlıklı bir başka haber yer aldı.
O günün Burdur Valisi Kadir Koçdemir imzasıyla bana gelen yazıda, konunun Tefenni Kaymakamlığına intikal ettirilerek, kitapların akıbeti hakkında bilgi istendiği bildirildi.
Sonuçta, kütüphane çalışanları “işimizi artırıyorsunuz” şeklinde düşünmüş olacaklar ki, oturup 2 bin 850 kitap ve dergiyi, kendi ölçülerine göre değerlendirmişler “seri noksan, bu konuda yayın var” gibi gerekçelerle 2 bin 850 rakamını 514’e indirmişler ve bana cevap verilmesini sağlamışlardır.
TEFENNİ’YE DE KÜTÜPHANE AÇARIZ
Tefenni İlçe Halk Kütüphanesinin, bağışlara bakışıyla ilgili genel görüntü yukarıda verildi. Şimdi Tefenni’de açılacak Yüksek Okul için böyle bir kütüphane gerekli olabilir. Tefenni merkezindeki okulların yararlanması sağlanabilir.. Ama benim manevi borcumun olduğu Ece Köyü’ne açılan kütüphaneyle ilgili “yanlış olmuştur, orada işlemez” gibi ifadeleri doğru bulmuyorum.. Gelin oturup konuşalım ve Tefenni’de açılacak kütüphaneyle ilgili hazırlıklara başlayalım… Bu Kütüphane Belediye bünyesinde mi olacak? Yoksa İlçe Halk Kütüphanesi içerisinde mi olacak? . Ama İlçe Halk Kütüphanesinin bağışlara bakışı yukarıda anlatıldı… Yazmak, konuşmak, eleştirmek kolaydır..Ya sonrası!..
YILIN SÖZLERİ (2):
1- Dünyanın neresinde Türk varsa, ellerimizi uzatmalı ve kucaklaşmalıyız,
2- Milli davalar, sözle, tek gözle değil; çift gözle, fiiliyat olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir (İsa Kayacanı
3- Yazılar, kitaplar, yazarın çocukları gibidir. Yaramaz, uslu, akıllı, esmer, sarışan, güzel, çirkin, tembel, çalışkan, nitelikleri ne olursa olsun, çocuklarını sever, analar, babalar. Gönüllerinde her çocuğun ayrı, özel bir yeri vardır. Şiirlerim, yazılarım, benim sevgili çocuklarım ve torunlarım gibidir (Mustafa Kemal Yılmaz-Ankara)
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

56

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MEHMET AKİF ERSOY SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ KİTAPLAŞTIRILDI
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi sanki üç yıllık üniversite değil derken, hizmet ve gelişme grafiğinin yüksekliğiyle takdir edip alkışladığımız, bu üniversiteye doğru
bakışlarımızı yoğunlaştırdığımızda, gördüklerimizin önemliliği ve gelişmişlik çizgisi bizi hem sevindirdi, hem de düşündürdü.
Gelişmeler güzel. Sevindiriciliği beraberinde getiriyor. Düşündürüşü ise, daha bir gurur verici.
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, birbiri ardına yayınlandığı kalıcı ve geniş kapsamlı kitaplarla göz dolduruyor.
Bunlardan bir yenisi; Uluslarası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı adının taşıyıcısı, iki ciltlik geniş kapsamlı yayın karşısında şapka çıkardık. Kutladık, alkışladık.
19, 20, 21 Kasım 2008 tarihlerinde Mehmet Akif Ersoy Üniversitesince düzenlenen Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu’na sunulan bildiriler iki cilt halinde pırıl pırıl bir baskıyla kitaplaştırılmış.
Birinci cilt 488 büyük sayfa. İkinci cilt 489 da başlayan 994 de sona eren bir sayfa düzenlemesiyle karşımıza çıkıyor.  Editörler: Prof. Gökay Yıldız, Prof.Dr. M.Zeki Yıldırım, Yrd.Doç.Dr. Şevkiye Kazan, Yrd.Doç.Dr.Hülya Yazıcı Okuyan. Sempozyumun Başkanı, Düzenleme Kurulu ve Sekretaryası var. Buralarda görev yapan değerli bilim adamlarımız-isimlerimiz, imzalarımız var.
Birinci ciltte yeralan bildirileriyle katkıda bulunanların sayısı 56. İkinci ciltte bildirileriyle yeralanların sayısı ise 46 olarak görülüyor. Yani toplam 102 bildiri sunulmuş Mehmet Akif Ersoy Sempozyumuna.
Sempozyum açılış konuşmaları çerçevesinde, Rektör Prof.Gökay Yıldız’ın konuşmasında yer alanlardan bir cümle:
-Ulusal birliğimizi güçlendiren, ulusal duygularımızı coşturan İstiklal Marşı’mız, büyük yurt sevgimizi, paylaştığımız ortak değerlerimizi, ortak ülkümüzü anlatan dizeleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının en önemli simgelerindendir.
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nahçıvan Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Lutfiye Asgerzade ‘;Mehmet Akif Ersoy ve Azerbaycan Şairleri başlıklı, adlı bildirisinin bir yerinde:
-Medeniyetin beşiğini İslam dünyası sayan, medeniyetine ve prensiplerine bağlı kalmakla yükselmenin mümkünlüğüne inanan Mehmet Akif milli ahlakı, milli ruh telakki eder, onun iflasını en büyük ölüm sanırdı diyor.
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr.Menderes Coşkun’un bildirisinden: “Her ne kadar kendi şairliğini kısmen sanat, kısmen tevazu, kısmen de mükemmeliyetçi tavrı gereği bazı manzumelerinde eleştirse de Akif büyük bir şairdir ve güzel şiirleri vardır.”
Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu sonunda, iki ‘;Mehmet Akif Denizi ortaya çıkarılmış. Bildirilenlerin getirdikleri ciddi araştırma ve değerlendirmeler sonucu ortaya konulmuş.
Gururumuz Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Burdur’un, Burdurlu’nun geleceğinde önemli bir eğitim-öğretim anıtı olarak yükselmeye devam edecektir. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 57

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MISRALARIN, SATIRLARIN İÇİNDEN
Şiirlerin mısraları, mektupların, anlatımların satırları içinden seçtiklerimiz olur bazen.
şiirimizin ustalarından, duayenlerinden Feyzi Halıcı hocanın Mayıs 2006’da yazdığı, Dergisi “Çağrı”nın Mayıs 2006 tarihli 558. sayısında yayınladığı bendenize ait dörtlüğü:
DR. İSA KAYACAN (Feyzi Halıcı)
Bir bilgedir Doktor İsa Kayacan,
Sınırsız bir çaba, tekmil heyecan,
Gönülden başarı, sonsuz tebrikler,
Nasıl dayanıyor bu hizmete can?
BURDUR –BUCAK’TAN ÖĞRENCİ MEKTUBU
Gençlerimiz içinde, geleceğimiz bakımından ümit verenlerin ilk sıralarında yer alan, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Bucak, Hikmet Tolunay Meslek Yüksek Okulu’nun 2 nci  sınıfında okuyan Ökkeş Analık’tan aldığım bir mektup:
53 yılın duayen yıldızı, sevgili hocam İsa Kayacan’a; Size  sizi anlatmaya ömür yetmez:
2 ay önceydi, Gaziantep’teydim İnternette Prof. Dr. İsa Kayacan hocamın yazısını okuyordum. Birden aklıma, hocamı arayıp tanışmak geldi içimden. Uzun süren araştırmalarım sonucu hocamın telefonunu buldum ve aradım. Aradıktan sonra hocam telefona çıktı ve bir anda hayatım değişti.
1 hafta sonra hocamdan telefon geldi, İsa hocam;, “seninle ilgili bir yazı yazmak istiyorum” dedi. Duyduklarıma şaşırdım önce sonra hocama şunları söyledim; “Size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu çalışmalarım lafta kalmıyacak söz veriyorum dedim. Gazeteci olunmaz yaşanır dedim.” İsa hocam yazdı. “Geleceğin aydınlığından genç bir ses: Ökkeş Analık” Ben gazete ve internette çıkana kadar yazıyı görmedim. Yazıyı okuduğumda rüyada gibiydim. İlk kez gazeteciliğin duayen isimlerinden Prof. Dr. İsa Kayacan hocam benle ilgili köşe yazısı yazmıştı. Kilis, Ankara, Burdur, Antalya, Gaziantep ve bir çok ilimizde yayınlandı. Bende ilk gazeteciliğe adım attığım gün gibi şımarmayıp çalışmalarımı daha da hızlandırdım.
İsa Kayacan hocama bir teşekkür borcum var. Bu borcumu da çalışarak ve yazarak yerine getireceğim.
Sevgili İsa Kayacan hocam; Başarılı ve üretken bir gazeteci olarak, her yazdığımda aynı heyecanı yaşamayı ve “gazetecilik yarını bugünden yaşamaktır” sözünü hep yanımda taşıyacağım. Siz bana sadece yardım etmediniz. Gazetecilikte ilerlememe ve bu güzel yazıları yazmayı öğrettiniz. Aydın bir gazeteci olarak, sizin izinizden yürüyerek yoluma devam edeceğim.
İsa hocam: Edebiyat ve kültür bahçemizin bekçisi.
İsa hocam: Gençlerin destekçisi, Burdur’un vazgeçilmezi, benimse aydınlığımdır.
İsa hocam: Türkiye ve dünyamızın yaşayan efsanesi gönül penceresidir.
Sevgili hocam;
Yağan yağmurlar vardır, yere düşer ama ıslanmaz,
Yükselen yıldızlar vardı, hep yükselen ama düşmeyen.
Yazanlar vardır ama
Size size anlatmaya, yazmaya ömür yetmez.
(Öğrencimiz Ökkeş Analık,  Bucak-Burdur, Ekim 2009)
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  58

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MUAMMER SUSUZLU’YU SONSUZLUĞA UĞURLADIK
Sevdiğim, saydığım, gönül ve fikir birliği yaptığım, yaptığımız insanların vefatla aramızdan ayrılmaları, hele bu ayrılış sonucu onlarla ilgili yazı yazmak beni çok üzüyor. Hele son yıllarda bu üzüntüyü daha bir başka yaşamaya başladım.
Muammer Susuzlu hemşerim; Burdurlu olmaktan gurur duyanların başında gelenlerden. Şiirleri, kitapları ve yayınladığı sanat dergisi o’nu zirvelere taşıdı. Son yıllarda Burdur’da yapılan her etkinlikte bulunmak isteyen duygularını hep paylaşırdık. Benim, “Burdurlu zeybeği tek başına oynar. Hâlbuki zeybek oyunu toplulukla oynanırsa ses verir, ilgi görür” sözümü alkışlar, ne demek istediğimi açıklamam için ısrarla sorar, “Burdurlu paylaşmayı pek sevmez. Ferdi hareket etmekten hoşlanır” açıklamam karşısında, “çok doğru söylüyorsun Kayacan. Bundan nasıl kurtulacağız, kurtulacaklar?” diye tereddütlerini ortaya koyar, üzülür, üzüntüleri paylaşırdık.
20.07.2009 tarihinde, Muammer Susuzlu hocanın oğlu tarafından gönderilen, “Babam Muammer Suzuzlu’yu kaybettik. Yarın öğle namazı sonrası Ataköy 5. kısım camiinde kılınacak cenaze namazından sonra Bakırköy mezarlığında toprağa verilecek” şeklindeki acı haber mesaj olarak telefonlarımıza düşünce, “yav hoca ne yaptın? Hani Ankara’da buluşacaktık?” demekten kendimi alamadım.
Burdur sevdalısı Susuzlu, 21.07.2009 tarihinde, öğle namazından sonra yakınlarının, hemşerilerinin omuzlarında İstanbul-Bakırköy Mezarlığında toprağa verildi. Mekanı Cennet, ruhu aydın olsun.
Ağustos 2005’de 168 sayfayla yayınladığım “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları” adlı kitabımın 87 ve 88 nci sayfalarında yer alan, akciğer rahatsızlığı sonucu kaybettiğimiz Muammer Susuzlu biyografisini aşağıya alıyorum efendim:
Muammer Susuzlu: Halil ve Nafiye’nin 3’ncü çocuğu olarak 04.07.1935 tarihinde Burdur’da doğdu. İlkokulu, Turan, Cumhuriyet Hüsnü Bayer ve Yeşilova ilçesi merkez ilkokulunda okudu. Orta ve lise eğitimini Burdur Lisesinde tamamladı. Edebiyatçı Hikmet Dizdaroğlu ile İbrahim Zeki Burdurlu (Öcal) gibi öğretmenlerinden feyz alarak yetişti.
1957 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine girdi. 1959 yılında başından geçen elim bir olay nedeniyle üniversite tahsilini yarıda bıraktı. Lise öğrenimi sırasında şiir yazmaya başlayan Muammer Susuzlu,1960 yılında ilk şiir kitabı “Şule”yi yayınladı.
1955–1957 yıllarında (yılları arasında) Şeker Fabrikası Muhasebesinde, 1957-1963 yılları arasında Sümerbank Pamuklu Sanayi Müessesesinin personel ve genel muhasebe bölümlerinde çalıştı. 1963 yılında yedek subay olarak askerlik görevine başladı. Kastamonu-Taşköprü ilçesi 27 Mayıs ilkokulunda bir yıl, 1964 yılında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü kadrosunda Yeşilköy İlkokulunda görev yaptı. Ayrıca, Bakırköy Kız Enstitüsünde, edebiyat grubu öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra öğretmenlikten ayrıldı.
1965–1967 yılları arasında, Sümerbank İstanbul Beykoz Deri ve Kundura Sanayinde mağaza şefliği yaptı. 1967 yılından itibaren mizacını ters düşen ticaret hayatına başladı. 1963 yılında öğretmen Aysel Gökalp ile evlendi. Türk sanat musikisi alanında çalışmalarda bulunan Muammer Susuzlu, ticari hayatını 1966 yılında noktaladı. Şiirlerinin pek çoğu değişik bestekârlarca bestelendi. Pek çok antolojide yer aldı. Yazı ve şiirleri pek çok dergide yayınlanan Susuzlu, 1 Nisan 2000 tarihinde “Yaşam” isimli ikinci şiir kitabını, Mayıs 2001’de “Gülşen” adlı edebiyat kültür ve sanat dergisinin ilk sayısını yayınladı.
Muasır Soylu, Muhterem Sayan ve Mazlum Korkmaz imzalarını da kullanan güzel sanatların en zorunun şiir sanatı olduğunu söyleyen, pek çok dernek meslek birliğinin üyesi olan, değişik şiir sergileriyle de sanatseverlerin karşısına çıkan Muammer Susuzlu, 20.07.2009 tarihinde vefat etti.
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  59 

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MUHARREM DEMİRBAŞ YILIN DEĞİL “YILLARIN BABASI”
Yılda bir kez, Haziran ayının haftalarından birinde, “Babalar Günü” kutlanıp geçiyor, geçiştiriliyor.
Öyle babalar var ki, bir yıl değil, “yılların babaları” olarak ilan edilmeliler, kabul edilmeliler.
Ankara’da bu örneklerimizin içinde yer alan, başında yer alan, şair-yazar ve araştırmacı Muharrem Demirbaş örnek olarak gösterilebilir.2009 yılı itibariyle 67 yaşının içinde olan Demirbaş, Bağ-Kur emeklisi.Biri özürlü beş çocuk sahibi. Dört yıldır bakmakta olduğu annesi kanser hastası. Eşini 8 ay önce kaybetmiş.
Geride bakmakla yükümlü olduğu 98 yaşında bir annesi ve yirmili yaşlarda özürlü bir kızı var.
Üstelik Muharrem Demirbaş beş yıldır prostat kanseriyle mücadele ediyor. Bu konuda, “Ölüm Allah’ın emri. Benim tek derdim; öldükten sonra annemin ve kızımın zor durumda kalmaları.” diyor.
Muharrem Demirbaş, yıllardır yaşadığı zor ve çetin hayatını, Allah’ın bir sınavı olarak görüyor, böyle kabul ediyor.Asla yakınmıyor, dert yanmıyor. Aksine arkadaşı olan merhum Haluk Nurbaki ‘nin dediği gibi; Allah’ın kendisine cenneti kazanması için verdiği bir fırsat olarak değerlendiriyor.
Şiir kitapları bulunan Muharrem Demirbaş, değişik dergi ve gazetelerdeki yazı ve şiirleriyle dikkat çeken isim ve imzalarımız arasında yer alıyor. 2009 yılında, memleketi Çankırı’nın dernekler konfederasyonu tarafından “yılın örnek babası” seçilmesi dolayısıyla, gururlu ve burukluk içinde görünen Muharrem Demirbaş, ödülünü alırken hem üzüntülü, hem sevinçliydi.
Muharrem hocayla sohbete başladınız mı, hayatın anlamını daha net ve açık görür hissedersiniz. O annesi için, “Osmanlı çınarı” deyimini kullanıyor. Sağlık sorunları, nedeniyle abdest almada zorlanan annesinin abdest suyunu döken Muharrem Demirbaş, annesinin ayaklarını yıkarken, “Oğlan çocuğunun kadına hizmet etmesi doğru değil evladım ama ne yapayım.” demesi üzerine Muharrem hoca annesi üzülmesin diye;
-”Anne ben sana abdest aldırmakla sevap kazanıyorum. Aslında sana değil, ben kendime hizmet etmiş oluyorum. Senin hayır duanı alayım yeter. Ama benim için en büyük mükafat senin hayır duandır. Sen, benim Allah’ın rızasını kazanmamı istemez misin?” diye cevap veriyor.
Muharrem Demirbaş’ın 5 çocuğundan biri olan küçük kızı menenjit hastalığı geçirmiş ve özürlü hale gelmiş. İhtiyaçlarını kendisi karşılayamıyor. Tuvalet ve diğer ihtuyaçlarını da babasının yardımıyla gideriyor. Aşırı gürültülü ortamlardan rahatsızlık duyuyor ve mahallenin çocuklarını kıskanıyor. Zeka yaşı 5 yaşındaki bir çocuğunkiyle aynı.
Muharrem Demirbaş’ı sadece kutlamak yetmez. O’nu anlamak, O’nun yanında yer almak gerekli. Bu yüzden, Muharrem Demirbaş’ın bir yıl için değil, yıllar için “yılların babası” olduğunu ilan ediyorum efendim. Tebrikler Muharrem hoca, tebrikler. Seni seviyoruz, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Sen örnek ve sürekli alkışlanacak bir babasın.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.