Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

İÇİNDEKİLER Tıklayarak  gidebilirsiniz

TAKDİM
 
HAYAT HİKAYESİ
 
AĞUSTOS AYI MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİN ZAFERLERE DAMGA VURDUĞU BİR AYDIR
 
AİLEDE ÇOCUK EĞİTİMİ
 
AİLEDE HUZUR
 
ANA VE BABA HAKLARI
 
BEŞ SUAL, BEŞ CEVAP
 
BUNALIMLARIMIZIN SEBEBİ İSLAM VE MANEVİ DEĞERLERİMİZDEN
UZAKLAŞMAMIZDADIR
 
CUMHURİYETİMİZİN 75. YILINI MİLLETÇE KUTLUYORUZ
 
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLARIMIZ
 
GÜNEŞ TUTULMASI HAKKINDA BİR MEV'İZA
 
HİCRET
 
İSLAM DİNİ VE TEMİZLİK
 
İSLAM'DA KADIN HAKLARI
 
İSLAM'IN İNSAN RUHU VE AHLAKINI YÜCELTMEDEKİ OLUMLU TESİRİ
 
KANDİLLER
 
KANDİLERİNİN AHLAKIMIZ ÜZERİNDEKİ OLUMLU TESİRİ
 
KUR'AN DAN MÜMİNLERE AHLAK ÖĞÜTLERİ
 
KURBAN BAYRAMI HAKKINDA
 
KUTLU DOĞUM HAFTASI
 
MÜMİNLERE İSLAMİ VE KURAN-I ÖĞÜTLER
 
PEYGAMBER EFENDİMİZİN DÜNYAYA TEŞRİFLERİ MÜNASEBETİYLE
 
RAMAZAN
 
RAST İLAHİ
 
SABA İLAHİ
 
23 NİSAN
 
 
 
 
 
Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL   
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
 
 

 

 
 

 01

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TAKDİM

            Bu sanal kitapta bulunan çalışmalar; arkadaşlarımızla birlikte basılı olarak yayımladığımız 53 sayı “Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat” dergimiz ve 54’üncü sayıdan sonra da sanal olarak yayımladığımız dergi ile “Sarı Çiğdem Şiir Defteri” dergimizde yayımlanmış çalışmalardan derlenmiştir

Tarafımdan arkadaşıma bir ufak armağan olarak hazırladığım bu sanal çalışmamda onların da çalışmalarını derli toplu olarak sizlere sunmak amacı taşımaktadır.

Çalışmalarımın bir sanal kitaplık olarak sizlere ulaşması ve sizlerinde bilgilenmenizi ve ilgileneceğinizi ummaktayım.

Mahmut Selim GÜRSEL

 

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 02

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Recep CAMCI
1933  yılında Yavruturna Mahallesi Kulaksız Sokak 4 nolu hanede dünyaya  gözlerimi açmışım. Babam  Hafız  Ahmet Efendi, annem Suade Hanım efendidir.  Dünyaya  gözlerimi açtığımdan itibaren  evimizde  kendimi dini ve manevi yaşantı içerisinde  buldum. Baba annem Hafız Kafiye Hanım efendi,daha  küçük  yaşta iken beni eğitimine aldı.  Karşılıklı sevgi,muhabbet ve şefkatle beni eğitti.  Yaradılışımda mevcut olan aşk ve tasavvufa karşı  temayül gün  geçtikçe artıyor,ruhumda ızdırap ve ızdırar sanki  beni manevi alemlerde bir bir arayış  içerisinde  gezdiriyordu. Babaannem evde devamlı  talebelere Kur'an talimi ile meşguldü. Bu Durum, Kur'an-ı  Kerim'i  okumam  hususunda benim için büyük  bir fırsat idi. Çok küçük yaşta Kur' an-ı Kerim'i okudum. Sesimin çok güzel ve müsait oluşu,daha çocukken dinleyenleri hayrette bırakıyor, kendi  sesime  kendimde  sanki aşık olmuştum,durmak ve  dinmek  bilmeyen  bir heyecan ile hep okumak istiyordum. Yedi yaşımda babam Hafız  Ahmet Efendiden hıfza başladım. Hıfsımın yarısını babamdan,diğer yarısını da mahallemiz Kulaksız  Camii  İmam Hatibi merhum Hafız Bekir Efendiden ikmal ettim. 
Merhum Hafız Yusuf Batumlu Hocaefendi den tecvit "talim" tashihi maruf yani,ağız içinde harflerin  çıktığı  mahreç ilmini okudum. Daha sonra yine kıraatle  alakalı  merhum  Göreleli Hafız Halil Ayhan  Efendiden  Kur'an talimi ile alakalı ders aldım ve yine kıraatle alakalı Hafız Bahattin Efendiden  aşere okudum.  Bu on  kıraat üzerine "Sure-i İbrahim"e  kadar  Kur'an-ı Kerim'i yazdım. Bu meyan da  merhum babamın,zamanın ileri gelen büyüklerinin ısrarlı teşvikleri ile Çorum Vaizi merhum Hacı Hakkı  Adıgüzel  Efendiden, merhum Server Ahıskalı  Hocaefendilerden  Arapça  ders  almaya başladım. Bu din dersleri ilkokula gitmemi engelliyordu.  Bu husus  bir eksiklik olarak beni rahatsız ediyordu. 1945'te ilkokula başladım. Gittiğim sene öğretmenlerimin  yardım teşvikiyle  3. Sınıfı  bitirdim.  Bu öğretmenlerimin  çoğu merhum  oldular. Çok  kabiliyetli  ve  yetenekli yaşlı öğretmenler idi. 1948 senesinde Gazipaşa İlkokulundan mezun oldum. Hem ilkokul derslerim, hem  Kur'an-ı Kerim ve Arapça dersleri ile birlikte devam etti.   İlkokuldan  sonra  orta  ve  lise kısımlarını devam etmeme  rahmetli   babam kesinlikle karşı çıktı. Onun  bütün arzusu yetenekli bir din adamı olmamı arzu ediyordu. 
Çorum  Müftüsü  merhum  Mustafa   Özel Hoca Efendiden tefsir, Hadis,Fıkıh derslerine devam ettim.  Bu  derslerle beraber  zamanın mutasavvıf gönül ehli zatlarla sohbet derleri devam etti. Büyük  faide gördüğüm,benim ruh terbiyem hususunda  büyük   himmet ve gayretleri olan tasavvuf yolunun halka zincirinin son kamilleri ve fevkalade istifade ettiğim,mülakat ve terbiyeleri bıkmadan, usanmadan, zevk, şevk ve aşk içerisinde  uzun  seneler devam etti. Bu zatlardan tasavvufi usul,erkan ve ayin talimleri gördüm. 
1945 te askerlik görevimi Ankara Etimesgut  2. Zırhlı Tugay  Bando  Bölüğünde çok rahat ve fevkalade huzur içerisinde  yaptım. Bu esnada tedrisat durmadı. Sınıfımın bando  olması  münasebetiyle yetkili  müzisyenlerle  beraber olduk. Bu iki sene zarfında gerek Türk,Musikisinde gerek Tasavvuf  Musikisinde  fevkalade  istifadelerim oldu. Tekke Musikisi  repertuarım 1300  eserin  hemen üstündedir. Bunu bir öğünme yönüyle değil de Cenab-ı Hakk'a tahdisi şükran için ifade ediyorum.  1956 - 57 ders yılında Çorum İmam Hatip Okulunda  Kur'an-ı  Kerim Öğretmeni olarak tayin olundum. Kur'an-ı Kerim'le beraber 1.2.3. sınıfların din  dersleri ve  akaid derslerini  birlikte yürüttüm. Aynı yılın Kasım ayının  sekizinde Yurdanur Hanımefendi ile  evlendim.  Abdülvahhab isminde bir oğlum,Suade-i  Hakime  isminde  bir kızım var. Bunların  ikisi birisinden,ikisi  birisinden dört torunum var.  İmam  Hatip Okulunda pek çok faaliyetlerim oldu. Çorum'da ilk defa Mehter Takımını kurduk. 1959 da öğretmenlik görevimle beraber Bahçelievler  Camii  İmam  Hatipliğine tayin olundum. 1965 te, Bahçelievler  Camisiden Kubbeli Camii İmam Hatipliğine  tayin oldum.  1965  Haziranında İmam  Hatip    Okulundaki görevimden  ayrıldım. 1967 de Çorum  Ulu Camii  Baş İmam Hatipliğine tayin olundum. Fasılasız 30 yıl bu görevim devam etti. 1998 Temmuz ayında yaş  haddinden  emekli oldum. Halen Çorum Belediyesi himayesinde kurduğum Tasavvuf Müziği Topluluğu çalışmalarımız devam etmektedir.  Çeşitli  illerde  ve ilçelerde davet üzerine bu topluluğumuzla konserler verdik. Sıhhatimiz  elverdiğince  Çorum   halkının dini  hizmetlerine yardımcı  olmaya devam ediyorum.  Okuyan, dinleyen kardeşlerimizden dua istiyorum
 http://corumlu2000.dergisi.info  Dergimizde yazıları yayınlanmıştır.

 

 

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 03

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AĞUSTOS AYI  MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİN ZAFERLERE DAMGASINI  VURDUĞU BİR AYDIR
            Değerli okuyucularım !
            Bugünkü yazımda Vatan ve Ağustos ayının aziz milletimizin kazanmış olduğu zaferler hakkında olacaktır.
            Bugün yeryüzünde yer yüzünde birçok vatan vardır ve bu vatan üzerinde yaşayan bir  o kadar milletler vardır. Bunu rağmen bu vatanlar ve milletler değer ölçülüleri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Hele su vatanlar içerisinde bir tanesi vardır ki, toprakları asırlarca onun bekçiliğini yaparların kanları ile yoğrulmuş,hatıraları ise zamanlar içerisinde dolup taşmıştır. İşte bu Vatan Türk Vatanı Anadolu'muz bizim Vatanımızdır. Asırlar boyunca uğuruna akıtılan kanlar onun paha biçilmez değerine değer katmıştır. Bunun içindir ki şehitlerimizin kanı ile göl olmuş vatan topraklarının içine düşen hilal tarihin derinliklerinden kopup gelen bir milletin şerefli bir hatırasıdır ve bu hilal Türk Vatanının hür ufuklarda dalgalandıkça bizi tarihe bağlayacak varlığımız için şeref ve namus kamçısı olacaktır.
            Değerli okuyucularım ! Diyorum ki; üzerinde doğup büyüdüğümüz nimetlerden faydalandığımız bu Cennet Vatan sevilmeye,sayılmaya ve korunmaya layık bir vatandır. Onun bir karış toprağı dahi feda edilemez. Bu aziz vatanın müdafaa edilmesi için maddi ve manevi gücümüzü her zaman,her vakit ortaya koymalıyız. Bir taraftan hudutlarımızın ve Milli varlığımızın bekçiliğini yapan Kahraman Ordumuzun teçhizini yaparken bir taraftan da bizi içten ve dıştan yok etmek isteyen gafillere karşı uyanık bulunmak sorumluluğu içerisinde olmalıyız. Çünkü bu Vatan toprakları Aziz Şehitlerimizin kanları ile yoğrula,yoğrula toprak olmaktan çıkmış bizden ve ruhumuzdan bir parça haline gelmiştir.
            Merhum Mehmet Akif ne güzel söylüyor:
“Kim bu Cennet vatan uğruna olmaz ki feda ! Şuhedâ fışkıracak toprağı sıksan şuheda” Değerli okuyucularım ! Milli Tarihimizde Ağustos ayının ayrı bir yeri vardır. 1071 yılında Malazgirt Zaferi ile açılmış olan Ağustos ayı zaferler serisi Otlukbeli, Çaldıran, Mercidabık,Mohaç,1571 yılında Kıbrıs Zaferi ile devam etmiş,1922 yılında Türk Milletinin ve Onun Kahraman Ordusunun zaferi tarihe altın harflerle yazılmış bir kahramanlık destanıdır.
            Bu zafer öyle bir zamanda ve öyle bir nâ müsait şartlar altında kazanılmıştır ki;düşmanlarımızın Türk Milletini tarihten sildik dedikleri bir zamanda cereyan etmiştir. Bu gösteriyor ki Aziz Türk Milletinin yaşama azminde olduğunu nâ müsait şartlarda dahi eşşiz zaferler kazanabileceğini gösteren tarihte benzeri olmayan bir kahramanlık örneğidir. Kazanılan bu zaferle düşmanlarımıza öyle bir ders vermiş olduk ki,kaçmaktan başka çare bulamadıkları gibi Vatan Müdafaasında ölümü seve seve göze alan dini ve milli hasletleri icabı kahraman doğup,kahraman ölen fertlerden müteşekkil olan Asil Türk Milletinin yenilemeyeceğini  bir kez daha anladılar.
Yine merhum Mehmet Akif'in bu Aziz Şehitlere ve Kahramanlarımızı bakın nasıl vasf ediyor:
“Ne büyüksün ki kurtarıyor tevdihiBedrin Arslanları ancak o kadar şanlı idi.
Vurulup tertemiz anlından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor.
 
Kükreyen mağribi akşamları sarsam yarana
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana
Ey Şehit oğlu Şehit,isteme benden makber
Sana avucunu açmış duruyor Peygamber”
Değerli okuyucularım !
Cenab-ı Haktan niyazım Allah için yaşan,Allah için ölen,Allah yolunda hizmet etmenin hazzını duyma ve doyma mutluluğuna erdirsin diyor,bu Büyük Zaferi Aziz Milletimize mutlu kılsın,bu Büyük Zaferin Erinden ve Komutanından Rabbim razı olsun.
Tüm Şehitlerimize bol bol rahmet eylesin. Amin.

YIL 4 SAYI 29 25 Ağustos 2001

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 04

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AİLEDE ÇOCUK EĞİTİMİ
            Değerli okuyucular !
Bundan evvelki anne ve baba hakları konusunda siz okurlarıma "Ailede Çocuk Eğitimi" hakkında yazı yazacağım demiştim. İşte dergimizin bu sayısın da bu konuda yazımı hülasa olarak takdim  ediyorum.
            Değerli okuyucular!
Aile düzeninde çocuk eğitimi geleceğimiz bakımından önem taşımaktadır. Çünkü bu günün çocuğu eğitimi geleceğimizin teminatı demektir. İşte bunun içindir ki,toplum halinde yaşama mecburiye-tinde olan insanlık için en önemli problemlerden biriside çocukların terbiye ve eğitimidir. Bu konu sadece çocuğu veya anne, babasının değil bütün toplumu,bütün milleti yakinen ilgilendirmelidir.
            Yukarıda dediğim gibi çocuk, hem geleceğimizin garantisi ve hem de gelecekte milletimizin karakterini tespit edecek bir çekirdektir. Şu bir gerçektir ki; toplumların karakterleri, toplumu meydana getiren fertlerin karakterlerine göre şekil alır. Eğer fertler ailede ana kucağında, baba ocağında iyi bir terbiye alır ahlaklı, faziletli, üstün meziyetli yetişirse böyle fertlerden meydana gelen cemiyetler, milletler ahenkli ve huzur içinde yaşarlar. Böyle toplumlarda dağılma, çözülme,ayrılık,gayrılık gütme izleri görülmez.
            Tarih boyunca hür yaşamış,vatan ve hürriyeti için canını feda etmiş bir milletin to-runları olarak ve geleceğimize güvenle bakabilmemiz için çocuklarımızı bize güven vere-cek biçimde yetiştirmemiz şarttır. Aksi halde ana ve baba olarak hatta,bütün bir millet ola-rak çok ama,pek çok mesuliyet  altına girmiş oluyoruz.
            Milletimizi devamlı hükümran kılacak, kutsal değerlerimizi koruyacak çocuklarımızı iyi terbiye etmeye,imanlı,faziletli yetiştirmeye mecburuz. Ve yine onların körpe dimağlarına Allah Korkusu,Millet ve Bayrak sevgisi, şef-kat,merhamet duygusunu yerleştirmek, anne ve baba  olarak  bizlerin  bu  mesuliyetten  kurtarmış olacaktır.
            Bakınız Yüce Kitabımız "Tahrim Suresi,Ayet 6" bu Ayeti Celile,bu konuda meâlen: "Ey iman edenler yakacağı insan ve taş olan ateşe düşmemek için kendinizi aile ve çocuklarınızı iyi terbiye ediniz " Buyurmaktadır. Ve yine Efendimiz (S.A.) de bir Hadis-i Şeriflerin de: "Her doğan İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra onu ana ve babası ya Yahudileştirir,ya Nasranileştirir veyahut da Mecusileştirir." Buyurmak suretiyle anne ve babaya bu mesuliyeti haber vermektedir.
            Değerli okuyucular !
Pek çok anne ve babalar bugün çocuklarından şikayetçidirler. Kendilerine karşı asi olduğundan, menfi davranışlardan dert yanmaktadırlar. Ey benim durmadan çocuğundan şikayet eden kardeşim ! Eğer şikayetini dindirmek istiyorsan kulağını dört aç. Çocuklarınızın yalnız yeme, içme, giyim, kuşam, tahsil ve mesken hususlarını nasıl ciddi düşünüyorsan ve düşünmende lazım,en az bunlar kadar da kuvvetli bir imana ve mükemmel bir maneviyata sahip olmalarını temine çalış,çalış ki;hayatları boyunca temel ahlak prensiplerine daime bağlı kalmalarını,bunlara karşı hiçbir suretle sırt çevirmemelerini teminat altına al. Dünyayı saran seks ve şehvet cereyanlarına karşı, onlara mahremiyeti, nâmahremi, haramı,helali ve en üstün meziyet olan hayayı (utanma hissi) öğret.
İşte;en büyük anne ve baba vazifemizi yerine getirmiş olduğumuz gibi,çocuklarımıza Şehit Yurdu bu Cennet Vatanı, Devletini, Milletini, Aziz Bayrağını koruma şuurunu de yerleştirmiş olursun. Ve yine yarın Huzur-u İlâhiye de; anne ve babaların çocuklarından kaçacak yer aradıkları zamanda, sen çocuğuna karşı vazifeni yapmış olduğundan dolayı, huzur içerisinde olacağını hiç unutma. Cenab-ı Hak bizleri çocuklarımızla dünyada rezil, Ahrette hacil kılmasın. Amin.
            Allah'a emanet olunuz.

YIL 3 SAYI 18 25 Haziran 2000

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 05

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AİLEDE HUZUR
Değerli okurlarım !
Aile  toplum  yapısının temelini teşkil  eder. Aynı zamanda  sosyal  huzurun  kaynağı de mektir.  Bu  bakımdan aile düzen,disiplin,aile fertleri arasında hukuk ve müsavat,hoşgörü aile yapısında önemli  faktörlerdir. Yüce Dinimiz de bu mukaddes  yapıya  büyük  önem vermiş, ailenin yapısı  hususunda  önemli  müeyyideler getirmek  suretiyle aile yapısının sağlam olmasını istemiştir.
 İslâm'dan önce Arap'lar kadınlara son derece zulüm ediyorlar,kadın hak ve hürriyeti diye  mefhum  tanımıyorlardı. Bu  sebeple  ailede  önemli bir yeri olan kadın zulüm içinde inim inim inliyor,bu bozuk   düzen  topluma  sirayet  ediyor, bir kargaşadır toplum düzenini  mahvediyordu. (Nisa  Suresi  Ayet 19'da) Yüce Allah bu hususa  gayet geniş bir şekilde temas etmiştir. Önemini kısaca belirttiğim bu mukaddes yuvaya  karşı  aile fertlerinin ortak sorumlulukları  vardır. Karı - koca  ailede  örnek olma durumundadırlar. Aile  içinde karı - koca ; edep, terbiye, disiplin  ve  güzel  ahlak  kurallarına  uymaları   aile içinde  huzur  ve  sükunun  önemli faktörleridir.
Şu hususu da belirtmek isterim:Her toplum da  olduğu  gibi  karı - koca arasında da ufak  tefek  huzursuzluklar  olabilir. Bunlar büyütülmeden karşı  Peygamberimizin  (S.A.V.)   Aile  içinde huzurun  önemini  belirten şu mübarek uyarısına  dikkatinizi  çekerim. Buyuruyorlar: Şeytan sabah olunca koltuğuna oturur  ve  avanesini toplar,onlara der ki: haydin dağılın bu gün kimleri yoldan  çıkaracaksınız ! Ve onları insanlar arasına  sevk  eder. Akşam  olunca dağılan bu şeytanlar büyük şeytanın etrafında toplanıp kötülük işlettikleri insanları  rapor  ederler.Kimi şöyle yaptık,kimi böyle yaptırdık derler. Büyük  şeytan bunların hiçbirisine iltifat  etmez.  Diğer bir grup der ki; biz karı - koca  arasını açtık,aile yuvasının  huzurunu  bozduk derler. Bu hadis, önemli hadis kitaplarından Müslim hadisidir.
Değerli okurlar !
Huzurlu ve mutlu  bir  aile yuvası dünyanın Cennetindir. Hatta, Cennete  bile anlam kazandıracak kadar ağırlığı olan bir kurumdur. Çünkü:Dünyada iman noktasında birbiri ile uyum içinde  bulunan bir  aile kıyamet gününde Cennet sarayının aile ortamında hep bir arada olacaklarını  bilmelidirler. Ne mutlu böyle  bir  aile yuvasına.
Biz Cenab-ı Hak'tan toplumumuzu  teşkil  eden bütün aile yuvalarına bu Cennet  havasını  teneffüs  etmelerini  diliyor,İslâmi çerçeve içerisinde aile bireylerine  İslâmi ahlak kurallarını  iyice öğretmelerini temenni ediyor ve diyorum. 

YIL 1 SAYI 3 25 Eylül 1998

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 06

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ANA VE BABA HAKLARI    
            Değerli okuyucular!
Dergimizin bu sayısında "ana ve baba haklarının İslâm nokta-i nazarından  müteala ederek"  ana ve babalarımıza karşı görev ve sorumluluğumuzu özetlemeye çalışacağım.                  Hatırlarsanız; her sene Mayısın ilk haftası içerisinde "Anneler Günü" kutlanıyor. Senede bir gün (!) ...  Bu mukaddes varlık yani ana, senede bir gün mü, evlatları  tarafından hatırlanması icap eder?  Yine Haziran ayının içerisinde "Babalar Günü" kutlanacak. Bunlar
güzel şeylerde yabancılardan sirayet etmiş ve bir gelenek halini almıştır.
Neden  senede  bir  gün? Ben bunun yorumuna girmek istemiyorum.  Ancak; Yüce Dinimizin  anne  ve  baba haklarına verdiği ö-nemden kısaca bahsetmek istiyorum.                Mesela : Cenab-ı Hak ;İsra Suresi 17. Ve 23. Ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: "Rabb'im, sadece  kendisine  kulluk etmenizi, ana  babalarınıza da  iyi  davranmanızı kesin bir şekilde  emretmiştir.  Onların biri veya her ikisi senin yanında  yaşlanırsa, kendilerine üf bile  deme, onları  azarlama, ikisine de  güzel söyle, onları  şefkatle,alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve  Rabb'im : Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse şimdi Sen onlara öyle muamele et diyerek dua et "  buyur-maktadır.
            Görüyorsunuz;Cenab-ı Hak kendisine ibadetten sonra,anne ve baba hakkını emret-mekte,bırakınız  kötü davranmayı;en azından üf bile demeyi yasak kılmaktadır. Ve öldükten sonra  da Cenab-ı Hak'tan günahlarının affı için haklarında  dua ve istiğfar etmelerini emir buyurmaktadır.
            Değerli okuyucular ! Umumi ahlak kai deleri  içerisinde hanımlara,dolayısıyla analara saygılı,iyi davranma prensiplerini emreden İslâm  Dininde, senenin bütün günlerinde anne ve baba günü olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda  Yüce  Dinimiz  ana ve baba hakkının yerine  getirilmesini  Cenab-ı Hak'a  karşı yapılan  ibadetten  sonra  bir nevi önemli ibadet sayılmaktadır. İnsafla düşünecek olursak; evin  neşe  kaynağı  ve ailenin bir ferdi olarak çocuğunu, daha  henüz dünyaya getirirken ölüm  tehlikesi  ile karşı karşıya kalır, kuvvetin-den  kuvvet  katarak  yavrusunu  göğsündeki sütü ile besler, gündüzleri  huzursuz, geceleri
uykusuz kalarak yavrusunun  göz  yaşlarını dindirmeye çalışır.  Yavrusunun  her  türlü temizliğini seve seve yapar. Yavrusunun bütün yaramazlıklarına sabır  ve sebat gösterir. Yemez,yedirir. Giymez giydirir. Yavrusunun hastalığı  ile mahzun,sevinci ile memnun olur. İşte "Cennet annelerin ayakları altındadır" Pey gamber Efendimizin Hadis-i Şerifine nail olan ve hakkı ödenmeyecek kadar çok olan annelerin durumu bu.
            Diğer taraftan birkaç cümle ile de ailenin  babasına  temas  edelim. Bir baba düşü-nün. Bin bir türlü meşakkat ve sıkıntı içerisinde yorgun argın,soğuk sıcak demeden hayat la  mücadele  eden  bir baba;çoluk çocuğunu yaşatmak,kimseye  muhtaç  etmeden,el eline baktırmamak  için  gecesini gündüzüne katarak  helal rızk peşinden koşan bir baba...  Akşam evine geldiği vakit,şefkat ve merhametle yavrularını  bağrına basan bir baba... işte görülüyor ki;anne ve babaların üzerlerimizde ödenmesi sayılamayacak kadar hakları vardır. Üzülerek ifade edeyim ki;dış tesirlerin etkisi ve  değişen toplumumuzun ahlak düze-ni evladın,ana ve baba arasıdaki münasebetlerine de olumsuz etki yapmıştır.
            Türk Milleti olarak,eğer çocuklarımıza ecdattan  gelen  örf ve adetlerimize riayet et-me  prensiplerini  daha  henüz küçük yaşta iken bu  terbiyeyi  verebilirsek aile içerisindeki ahenk,topluma da sirayet edecektir.  Toplumda  huzur, istenilen  ahenk sağlanmış olacak-tır.
            Değerli  okuyucular !  Bundan sonraki yazımda ailede çocuk terbiyesi ve kadın hak-ları başlıklı iki  yazım  daha  çıkacak  İnşallah istifadeli  olacağını  umuyorum. Cenab-ı Hak' tan  evlatlarımızla  bizleri dünyada rezil,ebedi alemde  mahcup  kılmaması  için  dua ediyo-rum.  Hoşça  kalın.  Şair  Mehmet  Sarıkan'ın "ANA" isimli şu ezgisini vermek istiyorum.
 
                                           ANA
Çevirme yüzünü yüzümden,
Çekme gözlerini gözlerimden,
Her zaman bizlere sevgi ile bakan
O gözlerine göz bebeği olmak geliyoriçimden ana !
 
Oğlum,kızım,yavrularım diyen,
Bizlerden hayır duasını esirgemeyen,
Her zaman iyiliğimiz isteyen
O ağzına dil olmak geliyor içimden ana !
 
Ana !.. Ana !.. Ana. !..
Biliyorum kalbın hep bizden yana.
Seni bana ana,beni sana evlat yapan,
Allah'ıma ve sonra sana
Kurban olmak geliyor içimden ana !
 
            YIL 2 SAYI 17 25 Mayıs 2000

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 07

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BEŞ SUAL,BEŞ CEVAP
            Değerli okuyucularım !
            Hatırlarsınız  dergimizin  daha evvelki sayısında yazdığım  bir  yazımda  sizlere söz vermiştim. Aklı selim  sahibi  her  insan kendi kendine şu  beş suali sormalı ve cevabını düşünmeli, bulmaya, araştırmaya  çalışmalı demiştim.
            Şimdi  Cenab-ı Hakkın yardımı ile sizlere vaad ettiğim ve istifade edeceğinize inandığım bu  yazıyı  Kur'an-ı  Kerim ve Peygamber Efendimizin (S.A.V.)  mübarek  sözlerinin aydınlığında kaleme aldım.
            Sual 1:  Ben  kimim, aslım,  hakikatim nedir ?         
            Cevap 1: Sen bir insansın. Aslın, haki katin ruhundur. Değerli insan ! İyi düşün aslın ve  hakikatin, insanın  manası  tarafı  ilahiden nur,  cevherinden güzelliklerle donatılmış olarak yaratılmıştır...  (Tin Suresi Ayet 4: de) Cenabı Hak "Biz insanı en güzel şekilde yarat tık"  demek  suretiyle bu hususa açıklık getirmektedir.         
            Cenabı  Hak; insan  ruhunda böyle en güzel şekilde istidatlarla ve  en güzel biçimde yarattıktan  sonra kendi Vahdaniyetini, Birliği-ni, Azamet ve Kudretini açıklamış;ruhlarda u-mumiyetle iman ve tasdik etmişlerdir. İşte  bu ilahi ve manevi sözleşmeye (Elest Alemi) denir ki; (Araf Suresi Ayet 172 de)  Cenabı  Hak ruhları  kendisine  şahit  tutarak  " Ben  sizin Rabb'iniz  değil miyim ? Sualine ruhlarda: Rabb'imizsin şahit olduk derler" 
            Sual 2:  Ben ne için yaratılmışım?                
Cevap 2: Bu sualin cevabi (Sure-i Zariyat Ayet .56 da ) bulabiliriz. Cenab-ı Hak bu yuruyor :  "Ben  cinleri  ve  insanların bana ibadet etsinler diye yarattım"  demek  suretiyle insanın bu alemdeki durumunu  ve  niçin yaratıldığını bildirmektedir .. Tabidir ki;insanın bu alemde daha birçok sorumlulukları vardır..
 Kendine,  çocuklarına,   akrabalarına, komşularına, çevresine  karşı  sorumlulukları vardır.    İnsan  bu aleme başı boş gelmemiştir. (Ankebut  Suresi  Ayet 2  de )  "İnsan  yalnız iman ettik  demek suretiyle bırakıldıklarını mı sandılar" mealindeki ilahi kelam,bu hususu düşünmemizi istiyor...
            Sual 3:  Dünyada  nereden  ve ne surette gelmişim?
            Cevap 3:  Bu  sualde  çok  önemli değerli okuyucu. İnsanın  bu aleme  çok  önemli ve çok yüksek manevi  bir  alemden geldiğini bil.  Bu  alem  Cenab-ı  Hakka  yakınlık alemi olan  (Alemi  Lahut) dur. İnsan bu alemde bilgilendirildi,bu alemde kaderi,yazısı şekillendi ve sonra bu alemde (Halk Alemi) yani,dünya alemidir ki,bu sual dördü de içirmektedir. Çünkü, dikkat  ediniz Cenabı Hak bu hususu yine (Tin Suresi Ayet 5 de) "Bu manevi alemdeki güzelliklerden  sonra  Biz; insanı aşağının aşağısına indirdik" demek suretiyle artık sorumluluk  devresine girmiş oluyor. Bu da dördüncü sualde cevabını buluyor.
            Sual 4:  Bu alemde neler yapmam iyidir,neler yapmam kötüdür ?  
            Cevap 4:  Ey insan ! Cenabı Hak seni yalattıklarının  en  üstünü olarak yarattı. Dünyada var olan her  şeyi  senin  emrine amâde kıldı. İlâhi sorumluluklar ve maddi sorumluluklar seni yükümlü kıldı. Sendeki meziyet, sendeki hakimiyet yaratılanların hiç birisinde yok Seni  arz  üzerinde  kendi adına söz söyleyecek, hüküm edecek halife kıldı.
            Öyle  ise;iyiye,güzelliğe,hayra ait yaptıklarımız  Cenabı Hakkın hoşnut olduğu, güzel ahlaki davranışlar Allah'ın rızasına uygun dur. Bunun aksi   kötü, çirkin, Cenabı  Hakkın yasak kıldığı  davranışlarda  Rabb'imizin razı olmadığı,kötü ahlaki davranışlardır. Öyle  Ise; iyinin  karşılığı  ebedi  alemde  Cennet ve saadettir.  
Kötülüğün  karşılığı da   Cehennem, hasret ve nedamettir. 
            Sual 5: Dünya hayatı nihayet bulup öl dükten sonra nasıl bir hayat başlayacaktır ?
            Cevap 5:  Bu  sualin  cevabı yukarıda beyan edilmiş oluyor.  Öldükten  sonra  ebedi hayat başlıyor. (Zilal Suresi  son iki ayeti)  bu hususu  çok güzel ifade etmektedir. Şöyle ki: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.// Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. "Artık eberdi hayat başlamıştır, her kes  ettiğinin  karşılığını bulacaktır.  Allah'ı inkâr  eden kafirler ,Cehennem ve hasrete, günahkârlar nedamete,Müminler selamette olacaklardır.
            İnşallah  hep selamette olalım değerli okurlarım ! Hepinizi Allah'a emanet ediyor, iyilikte, güzellikte yarış halinde olalım vesselam.       

 

            YIL 2 SAYI 16 25 Nisan2000

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 08

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BUNALIMLARIMIZIN SEBEBİ,İSLAM VE MANEVİ DEĞERLERİMİZDEN UZAKLAŞMAMIZDADIR.
Değerli okurlar !
Cennet kadar güzel ülkemizde gün geçtikçe  huzursuzluk ve kargaşa çoğalıyor. Televizyon  ve  yayın  organlarının hazin  ve elem verici haberleri  başında  trafik  kazaları, adam öldürmeler,soygunlar,rüşvetler, zinalar akla durgunluk veren ve insanı mey’us eden hadiselerle  dolup  taşmakta, bu  gidiş nereye  kadar  gidecek meçhul. Herkes, ihsanlar bir  geçim  telaşı  içerisinde haram,helal  düşüncesinden  yoksun bir  hayat  mücadelesi  vermekte  olup vuran,kıran,soyan haber görüntülerinden artık tiksinti geliyor. İnsanın canı artık  televizyonu açası da gelmiyor. Çünkü yukarıda bahsetmeye çalıştığım  gibi hep üzücü haber ve insanı yeise düşüren görüntülerle dolu. Aman Yarabbi ne oldu bu  necip milletimizin  fertlerine, nedir bu ahlaki çöküntü demekten  başka elden bir şey gelmiyor... Mağdur olan; haksızlığa  uğrayan üç beş kuruş için  hunharca  adam  kesen ve  böylece  zulme uğrayanların ahu figanına  yazık oldu vah vah! Demekten başka elden bir şey gelmiyor. Şimdi  hiç  düşündük mü?  Bu fesat ve fitne ve  ahlaki buhranın sebebini. Efendim emin olun düşünmeğe vakitte bulamıyoruz. Çünkü yaşama mücadelesi bunu düşün meye imkan ve fırsat vermiyor.
Dünyanın geçici  ve yalancı cazibesi bizi öylesine arkasından sürüklüyor ki heyhat kafamızı kaldırmaya bile vakit bulamıyoruz. Eğer sağ duyu düşünce ile bir şu’ur etsek hemen hakikati anlayacağız. Şimdi bakınız; Yüce Yaratan  mahlukatı  içerisinde  insanı  eşrefi  mahluk olarak yaratmış yani,tüm yaratı lanlar  içerisinde insanı akıl gibi, düşünce gibi ve gerekse  fiziki yapısı gibi  tüm güzelliklerle bezemiş ve neticede yer yüzünde (halife) kendisi adına hükmetme şerefi ile müşerref kılmış. Sonunda ilahi emir  ve yasaklara muhatap tutmuş ve demiştir ki: “Size Kitap gönderdim. Bu kitabı anlamanız için Peygamber gönderdim.  Eğer  emirlerimi  tutar, onlarla yaşantınıza uygularsanız ve yasaklardan  kaçınırsanız bili- niz ki huzur ve  mutluluğa  erersiniz. Yok eğer  Kitaba  ve   Peygamberin  sözlerine kulak  vermez ve arka çevirirseniz ne birliğiniz kalır, ne de huzurunuz ve nede mut muluğunuz kalır ”  Buyurmuştur.
İşte reçete...
Değerli Okurlar!
Biz  Müminler  olarak  ne  kadar  Cenab-ı Hak’kın  bizlere  sunmuş  olduğu  bu   huzur ve sükun reçetesine uyuyor ve yaşamamıza yansıtabiliyoruz?
Hiç düşünebiliyor musunuz ?
Bu aleme  neden  geldik  ve bu alemdeki görevimiz nedir?  Bu alemdeki görevimiz neticesinde nereye gideceğiz? Bu hususları salim bir düşünce ile düşünelim.
Cenab-ı Hak nasip ederse bunu takip eden yazımda bu beş  suale  cevap vermeye çalışacağım ve siz okuyucularımı bu hususta  Kur’an  ve  Hadis-i Şerif’ler ışığında bilgilendireceğim.
Efendim ! Bir hülasa olarak diyorum ki:
İnananlar olarak bu ahlaki çöküntüden analar, babalar,talebe okutan hocalar,yani milletçe  şikayetçi. Öyle ise kısa zamanda huzur ve mutluğa ermek için  Kur’an-a kulak verelim.  Kur’an bize ahlak  prensibi olarak sunduklarını  öğrenelim, yavrularımıza öğretelim.  Peygamberimizin ahlakını mutlaka okuyup öğrenelim.  Bu  kötü  gidişattan kurtulmamız için Kur’an-ın bize  sunduğu reçeteyi günlük  hayatımıza  uygulayalım.   Taklitten, taklitçilikten son derece kaçınalım. Sevgiler ve saygılar değerli okurlar. Bundan sonra ki yazımda buluşmak üzere. Cenab-ı  Hak’kın yardımı bizlere,sizlere olsun.

YIL 2 SAYI 13 25 Ocak 2000

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

 09

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

CUMHURİYETİMİZİN 75. YILINI MİLLETÇE KUTLUYORUZ.
Cumhuriyet :  Halk  demek ,sevgi  ve saygı ile milletin istişare  ile  kendi  kendisini veya  temsilcileri yönü ile idare edilmesi demektir.  Aynı zamanda; Cumhuri idare milletin egemenliğini kendi elinde tutması demek olup,Devlet yönetimi biçimlerinin en mükemmel şeklidir.
İslâmi yönden de kabul gören ve müşavere üzere olan Devlet idare şekli Cumhuriyet esasını kabul eder.
Kuran-ı  Kerim  (Sure ; Ali-İmran Ayet 159'da) Cenab-ı Hak :  Peygamber  (S.A.V.) Efendimize Dünyevi  işlerde  arkadaşları  ile müşavere  hususunu bildirmekte,biz kullarına ışık tutmaktadır. Peygamberimiz (S.A.V.) kendisinden sonra  yerine  hiçbir şahsı tayin etmemiş, Dört  Halife  Devrinde  hep  seçim "biat" yoluyla Devlet idaresine gelmişlerdir.
Türk  Milleti'nin de  fıtratına en uygun devlet idare şekli  CUMHURİYET  idaresidir. Osmanlı  İmparatorluğunun çeşitli nedenlerle zaafa  düşmesi sebebi ile düşmanlarımız bunu  fırsat bilerek aziz vatanı istilâ edip aralarında  taksim etmeye yeltenmişlerdir. Türk Milleti'nin bağrından çıkan Merhum Mustafa Kemal  ve  arkadaşlarının  bir çok maddi imkânsızlıklar  içerisinde  ve  çok   çetin şartlar altında  yeni  bir hamle yaparak bu Aziz Milletin İstiklâl ve Hürriyetine yeniden kavuşması  için  yapılan  Kurtuluş  Savaşımız zaferle sonuçlanmıştır. Vatan  düşmanlardan temizlenmiş,Büyük Türk Milleti;kadın, erkek,genç, ihtiyar  top  yekûn bir vücut olup savaş meydanlarında  kazandığı  büyük müzafferiyetle hür  ve  müstakil  yaşamaya  ne  kadar lâyık olduğunu dosta ve düşmana  bir  kere daha göstermiş  ve  bunu  Türkiye  Cumhuriyeti'ni ilân ederek ispat etmiştir.  
Bundan  75 sene önce,29 Ekim 1923 tarihinde  ilân   edilen  Türkiye   Cumhuriyeti Devleti inşallah ilelebet payidar olacaktır.
Cenab-ı   Hak'tan    Şehitlerimize   ve Cumhuriyeti  bizlere  hediye  edenlere   rahmet,hayatta olan Gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyor,Şanlı Bayrağımızın kıyamette dek dalgalanmasını  dua  ediyoruz ve diyoruz ki; Milli   Birlik ve beraberliğimizin daha da kuvvetlenmesini tefrikanın,ayrılık,edişme ve didişmenin  güç  ve kuvvetimizi zaafa düşüreceğini  unutmayalım, düşmanlarımıza  fırsat vermeyelim.
Sözlerime  İstiklâl Marşımızın    Şairi Merhum Mehmet AKİF'in şu veciz kıtaları ile son veriyorum.
 
Sen şehit oğlusun,incitme,yazıktır atanı:
Verme,dünyaları alsan da,bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki fedâ ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan,şühedâ !
Cânı,canânı,bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

YIL 1 SAYI 4 25 Ekim1998

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

11

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLARIMIZ 
            Değerli okurlarım!
            Başlıkta belirttiğim gibi bu yazımda çocuklarımızla,onların dünyaya geldiklerin den sonra,büyütüp yetişmelerinde; annesi-ne,babasına,vatan ve milletine,devletine ve bayrağına hülasa içinde yaşadığı cemiyetine faydalı bir unsur olarak yetişmeleri ve yetiştirilmeleri hususunu düşündüm. Birkaç cümle ile kısa ve öz olarak,hem İslâmi yönden,hem insâni yönden değinmek istedim ve kaleme aldım.
            Evvelâ Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in şu uyarısı dikkatimi çekti: Sözünde en hayırlısı olan Allah C.C. Kelamı ile söze başlamak istedim. Tahim Suresi Ayet 6'da Yüce Mevlâ iman edenlere şöyle hitap ediyor: !Ey iman edenler;yakacağı taşlar ve insanlar olan ateşten kendinizi,aile ve çocuklarınızı koruyunuz” Hitabı ile bizleri uyarıyor. Bu ilâhi hitaptaki verilmek istenen mesaj: Çocukların güzel yetişmesi hususunun mesuliyeti anne ve babaya ait olduğu belirtilmektedir. Öyle ise;gözümüzün nuru,gönlümüzün süruru,yuvamızın neşesi olan çocuklarımızın iyi yetişmesi elbette ki en başta vazifemiz olduğunu bilmek gerek. Cemiyetlerin dünya üzerindeki varlıklarını sürdürebilmeleri için şu üç hususun ısrarla korunması lazım olduğu belirtilmektedir. Birincisi:neslin korunması. İkincisi:dinin korunması. Üçüncüsü: dilin korunması. Biz burada neslin korunmasını hedef almış bulunmaktayız. Mevlâ nasip kılarsa ileride diğer iki maddenin de nasıl korunacağını belirtirim İnşallah.
            Neslin korunması: İşte geleceğin teminatını ve mesuliyetini üzerlerinde taşıyacak olan çocuklarımızın güzel yetişmeleri hususu,her anne ve baba üzerinde çocuğun hakkı,aynı zamanda cemiyetin hakkıdır.
            Değerli okurlar !
            Her anne,baba çocuğunun geleceğinde rahat bir hayat yaşamasını ister. Ancak bununyanında manevi hayatını ihmal etmemek gerekmektedir. Çocuğu küçük yaşta iken Allah C.C. korkusu ve sevgisini ve Peygamber sevgisini aşılamak,Allah'a karşı olan vazife ve sorumluluklarını öğretmekte gerekmektedir. İyi bilmek lazım ki;yalnız dünya hayatını temin etmek,manevi hayatı ihmal etmek bir şey ifade etmez. Yazımızın başında belirtmiş olduğumuz Yüce Allah'ın buyruğuna kulak verilmemiş olur. ciğer paremiz çocuğumuzun dünyasını yapıyoruz derken,ebedi hayat olan manevi hayatını mahvetmiş oluyoruz ki,yarın Huzur-u İlahi'de bu mesuliyetin cezası çok ağır olur. Allah C.C. korusun. Yazımıza Peygamber Efendimizin çocuklarımızın yetişmesi hususunda şu veciz ve mübarek sözleriyle son vereceğim. “Hangi bir ana evinde oturur,çocuğunun terbiyesiyle uğraşırsa;o anne cennette benimle beraberdir.” Evet ne mutlu analara ! Ve yine:”Hayırlı evlat yetiştiren anne ve babanın öldükten sonrada sevap defteri kapanmaz” ve yine “Evlatlarınızı geleceğe göre hazırlayın,yüzücülük,atıcılık gibi hayati sporları öğretin”
            Hülasa çocuğun doğduğu günden itibaren sıhhatinden,yiyip içtiği gıdasından,giyim ve kuşamından,terbiye ve ahlakından,eğitim ve öğretiminden mesul olduğumuz idrak ve şuurunu bizlere bildirmektedir. Ne mutlu,anne ve babasına, vatan ve millete hayırlı evlat yetiştirenlere.
            Ya Rap !
            Bizleri çocuklarımızla dünyada rezil,ahrette hacir eyleme. Amin.
            Sevgiler,saygılar aziz okuyucularım !

YIL 3 SAYI 27 25 Haziran 2001

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 

 12

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÜNEŞ TUTULMASI HAKKINDA BİR MEV ‘ İZA

Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah' ın adı ile...

Hamd  her  türlü  Hamd  ve sena o cenab-ı Zülcelal'e mahsustur. Salat ve se lam  yaratılan her varlığın yaratılışına sebep  olan Cenab-ı Resul-i Kibriya Hazreti Muhammed  Mustafa  Aleyhisselatü Vessellem  Efendimizin  üzerine  ve tüm  Müminler üzerine olsun dedikten sonra ; her şeye kadir olan Allah'ın bazı tabiat kanunlarının  hilafına ilâhi mucizeleri halk etmesinde kullar  için  büyük  ibretler , alacağı dersler vardır.

Miraç  Hadisesi, Hazreti İbrahim'in nemrut tarafından ateşe atılıp,ateşin Hazreti  İbrahim'i yakmaması,bıçağın Hazreti İsmail'i kesmemesi, bunların hep tabiat kanunlarının  hilafına  ilâhi  birer mucizelerdir.

Bu kısa girişten sonra gelelim şimdi ay ve güneş tutulmasına. Lisani Arabi'de güneş tutulmasına (kusuf) denilir. Kur'an-ı  Kerim'de Cenab-ı Hakkın güneş için açıklamalarına bir bakalım :A'raf Suresi, Ayet 7:54. "Şüphesiz ki Rab'biniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan,sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan  kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine  boyun  eğmiş durumda yaratan Allah' tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na  mahsustur.  Alemlerin  Rabbi  Allah ne yücedir! "Ra'd Suresi,Ayet 13:2. "Görmekte olduğunuz  gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir.  O, Rab'binize kavuşacağınıza kesin  olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır. "Hicr Suresi, Ayet  14:33. "Düzenli seyreden güneşi ve ayı  size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.“Furkan Suresi,  Ayet 25:61. Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ  (güneş) ve nurlu  bir  ay barındıran Allah, yüceler yücesidir. Lomkan Suresi,Ayet 31:29. Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu  altına  almıştır.  Bunların her biri belli  bir  vâdeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” Fatır Suresi Ayet  35:13." Allah, geceyi  gündüzün  içine  sokar,  gündüzü de gecenin içine sokar; güneş ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar  akıp   gider. İşte (bütün bunları yapan)   Rabbiniz Allah'tır.  Mülk  O'nundur.  O'nu bırakıp da   kendilerine  taptıklarınız ise,  bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.” Yasin Suresi,Ayet  36:37 "Gece de onlar için bir  ibret  alâmetidir.  Biz  ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler.” Yasin Suresi,Ayet  36:38.  "Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın takdiridir. “ Yasin Suresi,Ayet 36:39. " Ay  için de birtakım  menziller  (yörüngeler)  tayin ettik.  Nihayet o,  eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.”
Yasin Suresi,Ayet  36:40. " Ne  güneş aya yetişebilir, ne de   gece  gündüzü geçebilir.Her biri bir yörüngede yüzerler”  En'am Suresi,Ayet 6:96. "O, sabahı aydınlatandır.  O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı  (vakitlerin  tayini için) birer hesap ölçüsü kılmıştır.  İşte bu, azîz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir.” Fussulet  Suresi , Ayet 41:37. "Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer  Allah'a ibadet etmek isti- yorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!” Rahman Suresi ,Ayet   55:5. "  Güneş  ve  ay bir  hesaba  göre (hareket etmekte) dir.” Kıyame Suresi,Ayet 75:9."Güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” Tekvir Suresi ,Ayet   81:1.  "Güneş katlanıp dürüldüğünde," Kur'an-ı   Kerim'de   Güneş  ve  Ay hakkında bizlere bildirilenler bunlardır.   Müslüman ve Türk alimlerinin pek çoğu "Astronomi" ile uğraşmışlar , ay  ve güneşin hareketlerini en ince detaylarına kadar  hesaplamışlardır.Fezaya hakim olma  mücadelesi  içinde  olan  Amerika ve Avrupa "güneş ve hareketleri"ni  en ince noktaya teknolojinin getirdiği aletlerle hesaplamaya muvaffak olmuşlardır. Her şey de olduğu gibi ilim ve fen teknik ile teknolojide de   çok çalışmamız gerekmekte olduğu bir hakikattir.  Her  sahada  Kur'an-ı Kerimle buluşmak  bizi başarıya ulaştıracaktır.

Güneş  ve  ay tutulmasında bir  takım hurafe ve  yanlış inanışlardan kaçınmak lazımdır. Peygamber   Efendimizin oğlu İbrahim bir buçuk yaşında iken vefat etmesinin arkasından güneş tutuldu.   Halk; İbrahim'in vefatından dolayı güneşin tutulduğunu sandılar. Haber Peygamber Efendimize ulaştığında buyurdular ki: "Hiç kimsenin ne ölümünden ve ne de doğumundan  dolayı  ne güneş ve ne de ay  tutulmaz.  Bu olaylar Cenab-ı Hakkın birer mucizeleridir, kudret  ve   hikmet alametleridir." Buyurmak  suretiyle  bizleri yanlış inanışlardan men etmiş oluyorlar.  Aziz  Dinimizin  akla ve ilme uygun olmayan düşünce ve  inanışlarından men etmiş olduğunu her veçhile görmek mümkündür.   Şimdi artık böyle nezih bir dine, böyle yüksek bir Peygambere  mensup olduğumuzdan  dolayı  Cenab-ı Hakka ne kadar hamd ve secde etsek  yine  az değil mi ?  Ayeti  Celîlelerin  beyanı,ay ve güneşin, yıldızların  nasıl  muntazam ilâhi bir kanunlar muvacehesinde kendi yörüngeleri içerisinde hiç şaşmadan hareket ettikleri  görülmektedir. Bir de bakıyorsun yine kevni  hesaplar  çerçevesinde (iki nur) ay ve güneş nimeti  zulmete  dönüşüyor. Hiç durmadan parıl,parıl parlayan iki  kürenin yüzünü bir kesafet kaplıyor. Bilemeyiz eğer bu kesafet devam etse kim bilir hayat ne olur ? Dünya küresinde ne gibi değişikler meydana gelir .

İşte   Cenabı   Hak'kın   azamet ve kudretini temaşa ederken ne yapmalı, nasıl hareket  etmeli,bu gibi korku ilga eden kevni  hadiseler   karşısında Peygamber Efendimizin tavsiyeleri var.

Eğer  müsaade  ederseniz   birkaç cümle ile de bunlara temas edeyim: Fıkıh kitaplarımızda  namaz bahsinde:  "Farz, vacip, sünnet, müstehap namazlarından ve bunların nasıl eda edileceği keyfiyetinden geniş bilgiler vardır. Bu müstehap namazı bahsinde: şükür,sevinç ve korku namazlarından haber verilmektedir.   Fevkalade  bir olaş olan güneş ve ay tutulmalarında  insanların kalplerinde bir kasavet,bir korku,bir hüzün istila eder. Efendimiz S.A.V. tarafından bu gibi ahval karşısında   Müminlerin  iki  rekat "Korku" namazı kılmaları  halin  normale avdet edinceye kadar istiğfar, dua  ve  tazarru ile meşgul olmaları Cenab-ı Hakkın Celal ve Ceberut   tecellileri karşısında Cenab-ı Hakkın azametini tefekkür etmelerini tavsiye edilmektedir. Yoksa güneş  tutulunca teneke gürültüsü  çıkarmak, yok  tabanca atmak gibi yanlış hareketlerden sakınmamız  nezih   inancımızın gereğidir. Bu gibi hurafe ve batıl inanışlar İslâm'ı ret etmektir diyorum.

Cenab-ı  Hakkın  tevfikatını bizlere daim kılmasını Yüce  Rahmetinden niyaz ediyorum. Okuyanlara,dinleyenlere ve bütün   Müminlere huzur,  selamet ihsan etmesini Cenab-ı Haktan acizane diliyorum

 YIL 2 SAYI 11 25 Ekim1999

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 13

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HİCRET
Değerli okuyucularım! Bazı nedenlerle bu dergimizde  sizlerle buluşma imkanı olmadı.
Yazılarıma  ara vermek  mecburiyeti hasıl oldu. İnşallah bundan böyle imkan  buldukça yazılarıma devam edeceğim. Bu yazımda sizlerle Yüce Peygamberimizin hicretlerini birlikte müteala edeceğiz.
Bu mühim  olayın 1422. senesini  idrak ediyoruz. İslâm Tarihinde hicret Yüce Peygamberimizin ve değerli arkadaşlarının bir kısmının Mekke'den Medine'ye göç etmeleri; İşte asıl hicretten maksatta budur. Peygamber Efendimizin ana ve baba yurdu olan Mekke'den Medine'ye hicret etmesine başlıca sebep ; Mekke kafirlerinin kibir ve ihtiraslarıdır!
Onlar Efendimizin ilahi maksatlarını, kendisine vahiy olunan hakikatler anlamamak veya anlamak istememelerinden kaynaklanmaktadır. Onlar  Yüce Peygamberin Rabbisinden aldığı ilahi kuvvet  ve müstesna kudretine; sayı çokluğu, servet, nüfuz ve silah zoruyla galebe çalacaklarını zannetmişlerdi.  O kafirler  Hazreti Muhammed'in üstün zekasını söndürmek, engin emellerini yıkmak, hayra davet eden sesini boğmak ve nihayet mübarek vücudu yok etmek istemişlerdi. Peygamberimizi himayesinde bulunduran dedesi Abdulmuttalip vefat etmiş,daha sonra Amcası tarafından himayesine alınan  Ebu Talip de vefat etmişti.Efendimiz tamamen Cenab-ı Hak'kın  Himayesinde bütün  müşriklerin  dayanılmaz Boykot ve sıkıştırmalarına tahammül ediyor, Rabbisinden gelecek ilahi emri bekliyordu.Hicretten evvel Medine Şehrinin ismi Yesrib'di Bu şehrin iki büyük kabilesi vardı.Evs ve Hazrec kabileleri. Bu iki kabile arasında kan davası yüzünden savaş hali devam ediyordu.Hazrec kabilesinin ileri gelenleri Mekke'ye gelip, Efendimizle buluştular ve İslâmiyet'i kabul ettiler. Medine'ye döndüklerinde kendi kabilelerine Müslümanlığı kısa zaman içerisinde yaydılar. Medinelilerden 72 erkek 2 kadın olmak üzere Akabe denilen mevkide Rasûlü Ekrem'e bîat edip İslâm'ı kabul ederek Efendimiz'i Medine'ye davet ettiler. Daha sonra Efendimiz Mekke Müslümanlarının bir kısmına Medine'ye hicret etmeleri zaman içerisinde yaydılar. Medinelilerden 72 erkek 2 kadın olmak üzere Akabe denilen mevkiide Rasûlü Ekrem'e bîat edip İslâm'ı kabul ederek Efendimiz'i Medine'ye davet ettiler.Daha sonra Efendimiz Mekke Müslümanlarının bir kısmına Medine'ye hicret etmeleridir.” Bundan sonra Müslümanlar kafileler Halinde Medine'ye hicret etmeye başladılar. Müşrikler Efendimizin büyük bir kuvvetin başına geçeceğini hissediyorlar ve gizli gizli toplantılar tertipleyip Efendimizin mutlak öldürülüp mübarek vücudunun ortadan kaldırılmasına karar aldılar. Efendimiz'e suikast gecesi tayin edildi. Bu işi yapacak  gençleri tespit ettiler. Bunun üzerine  Cenab-i Hak  tarafından Cebrail vasıtasıyla derhal hicret etmesine ilahi iznin verildiği bildirildi. Efendimiz kader birliği yapmış olan ve mahremi esrarı bulunan sıddıkiyyet mertebesine erişen Hz. Ebubekir'e durumu bildirdi. Birlikte hareket edeceklerini, hazır olması gerektiğini anlattı. Vak'a  gecesi Rasülü Ekrem Efendimiz kendi yataklarına Hz. Ali'yi yatırdı ve Allah'a olan sonsuz bağlılığının verdiği huzur, sükunet ve ferahlığı içerisinde kuşatılmakta bulunan hane-i sadetten düşmanlarının arasından geçerek Ebubekir ile buluşup Sevr Dağında bulunan bir mağara içerisinde bir iki gün kaldılar. Sabahleyin Rasulü Ekrem'in yerinde Hz. Ali'yi gören kafirler şaşkına döndüler. Etrafa adamlar saldılar. Efendimizin ölü veya dirisini getirene yüz deve mükafat vaadinde bulundular. Gözcüler mağaranın ağzına kadar  geldiler. İlahi bir mucize olarak bakan gözleri kör olmuştu, göremediler, geri döndüler. Ebubekir heyecanlanmıştı, Efendimiz “korkma ya Ebubekir Allah bizimle beraberdir.” Tesellisinde bulundular. Her tarafın gitmek için emin olduğunu anlayınca iki dost develerine binerek en kısa yoldan Medine'ye vasıl oldular. Medineliler Hz. Muhammedi bir Peygambere yakışır şekilde büyük bir şevk ve muhabbetle karşıladılar. Hicret-i Peygamberi  İslâm tarihinin başlangıcı oldu. Cenab-i Hakka hamd ederiz, bugün bizler bu şanlı hicretin 1422. senesine girmiş bulunmaktayız. Bu tarih Aziz Milletimize ve tüm İslâm Alemine ve hatta tüm insanlığa barış ve huzur yılı olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz eder saygılar sunarım.

YIL 3 SAYI 25 25 Nisan 2001

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 14

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 İSLAM DİNİ VE TEMİZLİK
                                                                                                
              Cenab  Hak  insanı   yaratılanların içerisinde  en şerefli bir varlık olarak yaratmış,arz üzerinde kendisi adına halifesi kılmıştır.
             Beraberinde  bir   takım sorumluluklarla da  yükümlü kılmıştır. Biz bu yazımız-da  insanın  Cenab  Hak'ka karşı sorumlu bulunduğu  Cenab  Hak'ın insan varlığından  istediği  ruh  ve  beden  temizliğinden birkaç cümle  söz  edeceğiz. 
             Cenab-ı Hak evvela insanı kalben,ruhen,bedenen temiz olmasını emretmektedir. İnsanın kalbini ve ruhunu kin gütmekten başkalarına karşı garaz  beslemekten toplum içerisinde fesat çı armaktan ahlakını bütün kötü düşünceler-den  temiz  tutmak  suretiyle  insani vasfını kazanmış olur,insan olmanın şeref ve haysiyyeti, olgun  ve güvenilir olması bu ahlâki vasıflarla ölçülür.
              İşte  bu  insan hem Allah katında ve lidir. Şimdi  birkaç  cümle  ile  ifade etmeye çalışacağım, bu manevi ve ahlâki temizliklerle  beraber  insan bedeni ile,giyim kuşamı ile, oturup  kalktığı evi barkı ile ve çevre temizliği  ile  de  Allah katında sorumludur.
             Peygamber  Efendimiz'e  S.A.V. ilk inen Ayetlerden "Müdessir Suresi Ayet: 3 " de bu hususları  yani,  temizlikle alakalı hususları Efendimizin S.A.V. kendisinden ve şahsında  ümmetinden  istemektedir.  Yüce   dinimiz, İnsan varlığına son derece önem verdiği  ve  sıhhatini  bozacak yemesinden  içmesinden giyiminden kuşamından tutunda oturup kalkmasına,yatıp uyumasına,evinin Barkının,bağının bahçesinin,çevresinin temizliğine  kadar  hükümler vaaz etmiş bunların insan olma  şerefine,insanca yaşamasına uygun              olmasını istemiştir. İnsanın çevresinde bireylerin ve toplumun  sıhhatini tehdit eden zararlıların  bertaraf  edilmesini  emretmek suretiyle de insan  sağlığının  korunmasını  ve  devamı için gerekli  bütün  tedbirler bundan 1400 sene evvel insanlığa bildirilmiş emir  ve tavsiye buyurmuştur. Bir  din  düşünü ki ; bu din, Yüce İslâm dini,ne istiyor bizden ,  bakınız yemekten evvel ve sonra ellerimizi   yıkamamızı istiyor,temizliği ibadetin ilk şartı kabul ediyor. Günde beş vakit namaz için abdest almayı namazın birinci şartı kabul  ediyor . Abdeste  ağzımıza  su  verirken dişlerimizin  sağlığı  ile  alakalı misvak çubuğu veya diş fırçası voksa baş ve şahadet               parmakları  ile  dişlerin  temizlenmesini istiyor. Efendimiz  S.A.V. diyor ki; "Ey insanlar evinizin önünden  bir  ırmak  aksa  siz  de o ırmaktan günde beş  defa yıkanmak  suretiyle  istifade  etseniz ne kadar temiz olduğunuzu düşününüz " buyuruyorlar.  Yine
              Efendimizin tavsiyeleri doğrultusunda  haftada  bir  gün  Cuma günü sabahtan beden  temizliği, tırnakların  kesilmesi, saç   ve sakalın
             kontrol  edilip  giyim  ve kuşamın tertemiz olarak güzel kokularla  koklanarak  toplum içerisine  çıkılmasını  veya  camiye  gidilmesini
             tavsiye buyurmak suretiyle,devamlı işlediği güzel  sünnetlerinden   birisini  teşkil   etmektedir. Şimdi bir  Ayet  meali  dikkatinize  sunuyorum ; "Maide Suresi Ayet: 6" "Yüce Rabbimiz bu ayeti celilede gusül icap eden hallerde boy abdestini  beyan  ediyor, tuvaletten sonra namaz abdestini tarif ediyor, eğer su yoksa bu ameliyeyi temiz toprakla yani,teyemmümle yapmamız isteniyor.
              Ancak  Ayeti Celilenin son bölümünde Yüce  Mevlâ  buyuruyor ; 'Ey  kullarım Rabbini size güçlük çıkartmak istemiyor,fakat sizi tertemiz kılmak istiyor ve size ihsan ettiği  nimetleri tamamlamak istiyor. Umulur  ki  şükredersiniz" buyuruyor.  Bu  hususun  yorumunu okuyucularıma bırakıyorum.
              İslâm   dininin temizlik hususunda o kadar  çok emir  ve tavsiyeleri var ki sayılamayacak  kadar çok. Hülasa  olarak  bilmemiz lazım ki ;"Temizlik İmandandır" diyen bir din mensuplarını  tertemiz görmek istiyor. Toplum içerisine çıkarken, camilere  giderken, ağız  kokusu   ve ayak  kokusundan  temiz  olmamız,kimseyi rahatsız etmememiz  Efendimiz'in S.A.V. emridir. Eğer bizler insan olarak bu emir ve tavsiyelere uyarsak  rızkımızda  bereket, aile düzenimizde mutluluk olacağı muhakkaktır.
              Değerli  okuyucular : bundan böyle Cenab  Hak  nasip ederse,sizlere bu dergi içerisinde  dini  çeşitli konularda ve tasavvufi konularda yazılarım olacak. Bu dergi güzel Çorum' umuzun  coğrafyası  ile ,kültürü ile her konuda aydınlatacak  bilgilerle mücehhez  olacaktır. İnşallah birliğimize,sevişmemize vesile olacaktır.
             Bu düşüncelerle  Çorumlu bir fert olarak sizleri saygıyla selamlıyorum

YIL 1 SAYI 2 25 -Ağustos 1998

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

15

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

İSLAM'DA KADIN HAKLARI
            Değerli okuyucular!
Hem dünya, hem de ahret saadetini hedefleyen Yüce Dinimiz, toplumun en önemli temeli olan ve insanlığın en şerefli varlığı bulunan kadını,sevgi ve saygıya layık olarak kabul etmiştir.
            Yüce Allah, kadına aile müessesesinin kuruculuğu ve insanoğlunun anneliği gibi çok şerefli ve çok ehemmiyetli bir vazifeyi vermiştir.
            Kadın denilince aklımıza hemen aile kuruluşu ve annelik gelir. Bir atasözümüzü hatırlayalım."Yuvayı yapan dişi kuştur". İşte atasözümüz de bu hakikati belirtmektedir. Ce-nab-ı Hak Hazreti Adem'den beri bu nizamı korumuştur. Bu nedenle İslâm'da kadının yeri büyüktür ve önemlidir.
            Bu önemli hususu iyi anlamak için İslâm'dan önceki cahiliyyet devrinde  kadının toplum içindeki yerini,kadına nasıl bir değer verildiğini tetkik etmek im-kanına sahip olursanız o zaman İslâm'dan önce kadınların durumunu ve İslâmiyet'in gelmesiyle kadınların toplum içerisindeki değer ve şerefini anlamış olursunuz.
            Tarihten birkaç örnek vermek bu hususu belirleyecektir. Cahiliyyet devrinde kadın, bir eşya gibi alınıp,satılan ve her türlü nefsani, şehavani arzulara alet edilen ve hakaret gözü ile bakılan bir varlıktı. Cahiliyyet devrinde zavallı kız çocukları diri diri toprağa gömülmekte,bu muameleyi yaparken de hiçbir merhamet hissi duyulmamakta,bunu ailenin şerefini kurtarmak zihniyetiyle yapılmakta ve bu suçu işlemekteydiler. Bu zavallı kız çocukları akıl almadık gayri insani muamele gören zavallı bir varlıktan başka bir şey değillerdi.
            Değerli  okurlar!  
İslâm Güneşinin Doğması ile beraber kadın hakkı toplumda layık olduğu yerine sahip oldu. Aynı zamanda kadının toplum yapısında aile ve annelik mefhumları ile temel taşı fonksiyonu taşıdığını cihana duyurdu.
            Allah Resulü şu veciz mübarek sözüyle kadının bu fonksiyonunu belirtiyorlar:"Cennet anaların ayağı altındadır" buyruğuna dikkat edelim...
            Değerli okurlar!
Kadının; insanı doğuran ve yetiştiren muhterem bir varlık olduğu her halikârda belirlenmiştir. Onun kalbi sevgi, şevkat ve merhametle tarafı ilahiden nakş işlenmiştir ki; çocuklarını o sevgi ile yetiştirir. Analara; Efendimizin bir mücadelesini vermek istiyorum. Buyuruyorlar ki: "Kız çocuklarını bakıp büyüten, mükemmel bir terbiye ile topluma hazırlayan analar Cennette benimle komşu olacaklardır" buyuruyorlar.
            Yüce Dinimiz de kadınlarımız ve onların hakları ile alakalı binlerce eser vardır. Kur' an-ı Kerim'de büyük bir sure kadınlarımızın is-mini taşımaktadır. "Sure-i Nisa" yani kadınlardan ve onların haklarından bahseden sure.
            Değerli okurlar!
Bu kısa yazımda bu konunun önemini belirtmek istedim. Yazıma son verirken Kur'an-ı Kerim'in kadınlarımız hakkındaki şu veciz fermanına dikkat etmenizi istiyorum:
            "Kadınlarınız sizin örtülerinizdir, siz de onların örtülerisiniz. Onların sizin üzerinizde, sizin de onlar üzerinde haklarınız vardır." Fermanı ile kadının erkekle karşılıklı  sorumlulukları beyan edilmiş olunmaktadır.
Sevgiler,saygılar aziz okuyucularım.

YIL 3 SAYI 19 25 Temmuz 2000

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 16

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

İSLAM DİNİ'NİN İNSAN RUHU VE AHLAKINI YÜCELTMEDEKİ OLUMLU TESİRİ
            İnsan varlığının iki cephesi vardır: Biri maddesi. Diğeri mânâsıdır.
            Yemek,içmek,uyumak suretiyle mânasını geliştirir.
            Yaratanına ibadet etmek suretiyle mânâsını geliştirir ve olgunlaştırır.        
            Yüce Dinimiz gerek inancı ile gerekse ibadet emri ile mânâmızı teşkil eden ruhumuzu nefsin kötü sıfatlarının tesirinden kurtarıp yücelmesini sağlar.         
            Aslında İslâm; insan fıtratına en uygun olan,fert ve cemiyet için dünya ve ahret mutluluğunu temin etmeyi hedef alan bir dindir. 
            Bir düşünelim: Bu Yüce Din; insanlara her şeyden önce kendisine iman etmeyi ve kemalini tâzim ile itaati emreder. Bu itikat ve bu imân ile insan, ruhunu cehaletin karanlığın-dan imân nurunun aydınlığına çıkarır ve nurlu ufuklara yükseltir.     
            Bu itikat insan ruhunu kuruntuların ve hurafelerin mânevi lekelerinden temizler. Böylece mânen arınmış, ruhen yücelmiş olan insan cansızlara,hayvanlara tapmaktan, insanlara kulluk etmek felaketinden kurtulmuş olur.           
            Ve yine İslâm;bir kısım ibadetlerle de mensuplarını mükellef kılmıştır.
            Bu ibadetler dini birer görev olmakla beraber, gönüllere salah ve huzur veren,ruhu terbiye edip olgunlaştıran en güzel ve en üstün müspet tesirleri bulunmaktadır.
            Mesela: Günde kıldığımız "beş vakit namaz" ibadeti. Namaz kılan bir Müslüman namaz esnasında dünyevi meşgalelerden o an için uzak olur. İçi,dışı,bedeni ve bulunduğu mahâl tertemiz olarak Rabbisinin huzuruna durur. Tüm varlığını Allah'a tevcih eder. Her an Cenab-ı Hakkın murakabesinde olduğunu düşünerek bütün nefsinin ve şeytanın vesvese ve tasallutundan uzak olma saadetine erer. Ve yine İslâm'ın beş esas temelinden birisi de varlıklı kimselerin servetlerinden muhtaç olanlara senede bir defa "zekat "unvanı ile yardım etmesidir ki; bundan bin dört yüz küsur sene evvel İslâm, sosyal adalet müessesesini kurmuş olup, günümüze dek aksamadan işleyen bu müessese kıyamete kadar devam edecektir. Bu müessese; varlıklı müminlerin gönüllerinde kerem, cömertlik ve emsali faziletleri geliştirir. Fakirlerin kalbinde ise zenginlere karşı kin ve haset gibi kötü duyguları bertaraf eder. Böylece İslâm'ın zekat müessesesi zenginle fakir arasında bir köprü teşkil eder. Ve yine bu Yüce Din ahde vefa faziletini geliştirerek,iradesini kuvvetlendirmek,şiddetlere karşı sabırlı olma-sını,heyecanlı halinde hırs ve gadap hakimiyetini temin etmek,muhtaçlara merhametli olmasını sağlamak,nimetlere şükür etmeyi hatırlatmak için senede bir ay müminlere "oruç" ibadetini farz kılmıştır.İslâm'ın "Hac" ibadeti ile de insanlar ana kucağı,baba ocağından,vatan ve servetlerinden,dünya nimetlerinden sıyrılmış olarak kefen misali bir elbise ile Cenab-ı Hakkın huzuruna dururlar. Kral ile tebaa ,küçük ile büyük,kumandan ile nefer, işte bu da Cenab-ı Hakkın yanında en:"En keriminiz,en makbulünüz ne makam,ne mevki ve ne de servet  değildir. Ancak Bana yakın olanınız,Bana itaat edeninizdir" ilâhi fermanının bir örneğini teşkil eder.
            Değerli okurlarım !
            Görülüyor ki;Yüce Dinimiz İslâm'ın her emrinde dünyevi ve uhrevi huzurumuz için ne kadar güzellikler vardır.
            Bize düşen bu güzellikleri görüp, yakalamaktır.
            Saygılarımla.

YIL 3 SAYI 20 25 Ağustos 2000

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 17

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KANDİLLER
 
Değerli okuyucularım !
Dinimizde  ve halkımız arasında üç aylar diye tabir ettiğimiz  Recep ,Şaban  ve Ramazan aylarından müteşekkil olan  üç  büyük mübarek aylardan  birincisi   yani,Recep ayını huzur içerisinde Regaip Kandili ile karşıladık.
Regaip Kandilimizi,Aziz Milletimiz ve bütün  İslâm Alemi ile birlikte tüm camilerimizi hınca hınç  doldurarak büyük bir coşku ile kutladık. İnşallah Recep Ayının 26'sını  27'sine  bağlayan gecede Peygamberimiz  (S.A.V.)  Efendimizin O mübarek Miraç Kandilini kutlayacağız. 
Bu  aylarda  mü'minler arasında müstesna  bir değeri vardır. Hususiyeti ile bu şerefli aylarda  ibadetlerimizin, iyiliklerimizin  hal ve harekatımızın arttığına ve  daha  güzelleştiğine şahit olmaktayız. Bir  çok  mü'min  kardeşlerimizin bu ayları oruçla geçirdiklerini,birçoklarının da kendilerine  çeki düzen vererek istikametlerini düzelttikleri görülmektedir. 
Regaip , Miraç, Berat  ve Kadir Kandilleri gibi,Peygamberimizin (S.A.V.)  zamanından beri mü'minlerin  gönüllerinde  yer  tutmuş bu mübarek gün ve aylar her  sene  gelişlerinde derin bir coşku  ile  yad  edilirler. Bu mübarek   gecelerde mü'minler ruhen aranmalarına ve kardeşlik bağlarının  güçlenmesine, birlik, beraberlik,huzur ve ahengin kuvvetlenmesine en  güzel vesile teşkil etmektedir. 
Bu gecelerde Cenab-ı Hakkın bütün mü'desi olduğu gibi tabiidir ki,Peygamberimiz (S.A. V.) Efendimizin de şefaat vadi vardır.
Hamd, yegâne  hamd, her türlü hamd ve sena Alemlerin Rab'bi olan ALLAH (C.C) içindir. Hasıl hamd etmeyelim ki Yüce Rab'bimize. Cennet kadar güzel vatanımızda rahat ve huzur içerisinde CenabHak'ka olan her türlü kulluğumuzu rahatlıkla büyük bir hürriyet içerisinde ifa ediyoruz. 
Camilerimizin mü'minlerle coşup taşıyor, göklere  uzanan   minarelerimizden ezan sesleri arşu âlâyı çınlatırcasına  yükseliyor. Bunun için yüce  Rab'bimize tekrar hamd ediyoruz ve diyoruz ki ;  günahların  bağışlanmasına  vesile olan bu  mübarek  gün   ve geceleri fırsat bilelim. CenabHak'kın af ve âtâ kapısının bu gecelerde çalınacağını  asla unutmayalım. Bu feyizli  gece ve aylardan nasibimizi gereği kadar almaya gayret  gösterelim. Bilhassa  ihlâsımızı tazeleyelim, imanımızla  ibadetlerimizin  hazzını katalım, üstümüzden gafleti atalım. 
Gönül kapılarımızı imân ve irfanla dolduralım, birlik  ve  beraberliğimizi kuvvetlendirelim, birbirimizi  kardeşçe  sevelim. 
Milletimizin, Devletimizin, Kahraman Ordumuzun payidar olması için  münacatta  bulunalım  ki , Milletçe  bahtiyar olalım. 
Yüce  Rab'bimizden  bu  mübarek  ay ve geceleri  Milletçe,huzurumuza hatta tüm insanlığın  huzuruna vesile kılmasını niyaz eder sevgi ve saygılar sunarım...

YIL 1 SAYI 4 25 Ekim1998

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 
 

   18

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KANDİLLERİN AHLAKIMIZ ÜZERİNDEKİ OLUMLU TESİRİ
Değerli okuyucularım !
Yüce  Rabb'imize sonsuz hamd ve şükrediyoruz,çünkü mübarek ay ve günlere biz kullarını yeniden kavuşturdu. Sanki bir resmi geçit gibi,birbiri ardına mübarek kandillerimiz sıralandı. İşte  üç ayların başında "Regaip" Kandili, onu  Efendimizin "Miraç" Kandili takip etti ve Şaban ayının 14'üncü günü,15'ine bağlayan gece "Berat"  Kandili  derken  mübarek Ramazan ve onu  süsleyen  "Kadir"  Gecesi ; tüm  beşeriyeti nurlandıracak. Maddi,manevi Mü'minleri kirden, günahtan sanki Nisan yağmuru gibi tertemiz kılacaktır inşaallah.
Bizlerde hep bir ağızdan,büyük bir coşku ve heyecanla;Merhaba Ey Şehre Ramazan, Merhaba  Ey  Şehre Sultan,Hoş Geldin Ey Mübarek Ramazan, Hoş Geldin Ey Ayların Sultanı diye   karşılayacağız ayların sultanını... Ne  büyük hazdır bu,bu hazzı,bu tadı tatmak,bu hazzı hissedebilmek , büyük  bir  mutluluk bahşeder Mü'minlere.
Değerli kardeşlerim!
İçerisinde bulunduğumuz Şaban ayı ve kutladığımız  "Berat"  Kandili'nin  taşıdığı önem büyüktür. Şunu  iyi bilmek icap eder;Yüce Dinimiz  getirdiği  her emir ve yasaklar ile mensuplarını mutlu kılmak için   vaz'etmiş olduğunu bu gece ve dinin bayramları ve kandilleri daima birleştirici,kaynaştırıcı yegâne unsurdur. Fitneyi yasaklayan  her  davranışa karşı vicdan sorumluluğu duygusunu  getiren  geliştiren ; "İslâmiyet ve onun getirdiği yüce emirler ve prensiplerdir." Yeter ki Mü'minler olarak bunları günlük hayatımıza  eksiksiz  uygulayalım. Bu mübarek günlerimiz ; Mü'minlerin  birbirlerine   karşı düşmanca tavırlardan  vazgeçip, kardeşçe kucaklaşmalarını  temin etmekte  mükemmel bir vesiledir. Yine bu mübarek  günlerimiz  Mü'minlerin sosyal duygularını da  harekete  geçirmekte,büyük bir etken teşkil  etmektedir.
 Yoksulları,biçareleri ve İhtiyaç  içerisinde  olup  ihtiyaçlarını topluma açıklayamayan,Şehit aile ve  çocukları görüp gözetmek için bu günler büyük bir fırsattır. Hülasa olarak  diyebiliriz k i; Bu  mübarek gün ve aylar vesilesi ile  toplumda  iyilikler çoğalır,kötülükler azalır. Bu  İlâhi  lütuf  ve Rahmetten gereği gibi istifade edip, bu  günlerimiz Devletimizin, Milletimizin,Cumhuriyetimiz ve Bayrağımız için olduğu   kadar tüm insanlığın,saadet ve selametine vesile olmasını Yüce Mevlâmız'dan niyaz eder, tüm   kardeşlerimin bu mübarek günlerini tebrik ederim.

YIL 1 SAYI 5 25 Kasım 1998

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

  19

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KUR'ANDAN MÜ'MİNLERE AHLAKİ ÖĞÜTLER
            Değerli Okuyucularım. Bu yazımda Yüce İslâm Dini'nin insanların mutluluğunu,huzur iç ersinde yaşamalarını hedef alan ahlâki umdelerinden birkaç maddesini açıklamaya çalışacağım.
            Peygamber Efendimiz S.A.S Efendimiz,Cenab-ı Hak'tan Cebrail vasıtasıyla üç ilim almıştır.Bunlardan birincisi itikadi ilimler; yani " Dinin aslı olan iman esasları dır" ikincisi : Ameli ilimlerdir ki bu da Müminlerin Cenab-ı Hak'ka karşı kulluk vazifeleridir. Üçüncüsü de : Müminlerin ahlakına taalluk eden ilimlerdir. İnşallah fırsat buldukça iman esasları ve yine imkan buldukça amel hususlarını sizlere aktarmaya çalışacağım.
            Şimdi ”Münemine binaen birkaç cümle ile Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerimin Müminlere Öğütlerinden bahsedeceğim.
            Dünyaya gelen bütün insanlar müsavi ve tabii haklara sahiptir.Her Müslüman'ın ve her insanın kanı,malı,namus Şeref ve haysiyeti muhteremdir. Bu haklara saygı göstermek herkesin vazifesidir. Yüce Dinimiz:Bir insanın kendisi için hoş görmediği ve istemediği şeyleri, başkaları içinde hoş görmeyip istememesini bir vazife olarak görmektedir. Bu vazifeyi yapmayanların Ahrette mes'ul olacaklarını Peygamberimiz S.A.S haber vermektedir. Kur'an-ı Kerim'de: “insanlara zulüm ve tecavüz etmeyin,hiçbir canlıya hile yapmayın,hiçbir ferde merhametsiz muamelede bulunmayın. Bunlar şerefli yaratılan insanlara yakışmaz” buyrulmaktadır.
            Bir Hadisi Şerifte Efendimiz buyuruyorlar ki: Hemcinslerine gaddar,merhametsiz ve hainane muamelede bulunanların kıyamet gününde Cenab'ı Hak'ka karşı çok ağır sorumluluk içersinde olacaklarını haber vermektedir.
            Yine Kur'an-ı Kerim: Bir işten dolayı sizden özür dileyenlerin ”özürlerini kabul ediniz, katı yüreklilikten kaçınınız, cimri ve pinti olmayınız.Zira bu mümine yakışmayan kötü bir huydur. Mümine yakışan ancak cömertliktir. Bir mümin kardeşinin başına bir felaket geldiği zaman sevinmeyin. Böyle bir felaketin veya başka bir musibetin yarın seninde başına gelebileceğini unutmayın. Komşularınızla iyi geçininiz. Onlara eziyet etmeyiniz. Komşularına eza edenlerin yeri cehennemdir. Şaka da olsa mümin kardeşlerinin kalplerine korku vermeyin, insanlar arasında iki  yüzlü olmayın. Birine bir türlü, diğerine başka bir türlü konuşmayın. Hiçbir mümin kardeşini tahkir etmeyin. Eğlenceye almayın. Şunu iyi biliniz Cenab-ı Hak tahkir ettiğin kimseyi yükseltir, seni ayaklar altına düşürür. Hiçbir mümin kardeşinin ayıp ve eksiklerini araştırma ki yarın kıyamet gününde Cenab-ı Hak'ta senin ayıplarını örtsün. Kimseye karşı kötü, çirkin söz söyleme, dilini yalandan,iftiradan,kötü söz söylemekten muhafaza et. Birinden laf alıp diğerine götürme, koğucu olanlar Cennete giremezler. Şunu iyi bil ki ; Dil selamette olursa baş da selamette olur. Herkesle iyi geçin, nefsine hakim olup öfkelenme. Çünki; öfke ve gadap bela getirir. Öfke ve gadabı yenmekse huzur ve saadettir. Tenhada ve halk içersinde  her nerede olursan ol Allah'tan kork! Bir günah yaptığın vakit hemen arkasından istiğfar edip bir hayır işle ki o günahı defterinden silip götürsün.
Değerli okuyucularım!
Bu yazılanlar Yüce Dinimizin ahlaki ”öğütlerinden binde birini teşkil etmez. Yalnız Şunu iyi bilmek lazımdır ki bu ahlaki öğütlere riayet edenler saadet ve selameti bulacaklardır, İnşallah.
            Saygılarımla.

YIL 4 SAYI 30 25 Eylül 2001

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

  20

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KURBAN BAYRAMI HAKKINDA
            Değerli okuyucular!
            İslâm Dini Mü'minlere iki bayram hediye etmiştir. Bunlardan birisi Mübarek Ramazan Bayramı olup, halk lisanında "Şeker Bayramı" diye de kutlanılır.
            Bu iki bayramım ikincisi de Mübarek Kurban Bayramıdır.
            Kurban Bayramınız bin dört yüz küsur seneden küsur seneden beri Mü'minlerin vicdanında yer etmiş ve kökleşmiş bayramımızdır.
            Şurasını ayrıca ifade etmek istiyorum. Bu yazımın bundan evvelki dergide yayımlanmasını isterdim.  Fakat bu yazı hazırlandığında dergi baskıya girmiş bulunmakta idi.
Bayramdan sonra da  olsa okuyucularımızın istifade edeceği düşüncesiyle  bu  sayısında da  olsa  çıkmasını arzu ettim.
            Değerli okuyucular!
Kurban  Bayramı  denilince akla iki husus gelir:
Bunlardan biri:Takadı olan, şartlarını üzerine toplamış bulunan Mü'minlerin farz olan  Hac vazifesini yerine getirmeleridir. Bu vazifeyi ifa için Mü'minler Kabe-i Muazzama'nın etrafında toplanmış (Lebbeyk)  nidaları ile gökleri çınlatırcasına Allah'a karşı kulluklarını gösteriyor. Öyle ki; dünyanın dört bir bucağından sırf Allah'ın Rızasını kazanmak için Kabe'ye gelmiş Mü'minler dilleri ayrı, renkleri ayrı fakat gayeleri bir, Rableri bir, kıbleleri bir herkes müsavi, maddi hiçbir fark ve imtiyaz gözetmeden basit bir kıyafete bürünmüş Allah'ın Beyti olan Kabe'nin etrafında halkalanmış bulunmaktadırlar. Bu husus kısaca belirttikten sonra Kurban Bayramının ikinci önemli vazifesi: Maddi durumu yerinde olan Mü'minlerin  "Kurban" kesmeleridir. Bu hususta Hac gibi önemli bir ibadet olup olup, kökleri ta tarihin derinlerine uzanır. Cenab-ı Hak'ka karşı kulluğun en bariz şekilde tezahürü ve misalidir ve aynı zamanda Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirmenin geniş manasını taşır. Kurban Bayramı Müslümanlara Cenab-ı  Hak'kın  bir lütuf ve bir hediyesidir.
Bu bayram dini, içtimai ve sosyal bakımdan  her  yönüyle  ehem  niyetli  bir bayramdır.
Bir düşünelim: Eti  yalnız   kasap dükkanlarının  vitrinlerinde  gören  fakirlerimiz vardır. Kesilen kurban etleri yılda bir defa da  olsa  ar  ve  haya perdeleri yırtılmış, hallerini kimselere açıklayamayan fa- kirlerimizin  birkaç  gün et yemelerine im-kan verecektir.
Değerli okuyucularım!
Bu  Bayramda Mü'minlerin  dikkat etmesi icap eden bir hususa daha  temas etmek istiyorum. Bu bayramın dört  gününe arife günüde ilave  edilerek  (EYYAM-I TEŞRİK) denilir ki yani bu  beş  gün içerisinde kılınan namazlarımızı müteakip yük sek sesle tekbir alınır,yüksek sesle tekbir okunduğu için bu tekbire "TEŞRİK TEKBİ Rİ" denir.  Bu beş gün içindeki kılınan namazların tamamı 23 vakittir. Bu tekbirlerin tarihi de uzaklara çok uzaklara ta İbrahim ve İsmail Peygamberlere uzanmaktadır. İslâm'dan evvel de, İslâm'ın zuhurundan sonra da  zamanımıza kadar bütün İslâm milletleri arasında devam ede gelmiştir.
İnşallah; Kıyamete kadar da devam edecektir. Bu   mübarek  Hac  ve  Kurban Bayramımızı  Vatanımız,  Milletimiz, Devletimiz,birliğimiz  ve beraberliğimiz için olduğu bütün insanlık alemine huzur ve sükun kılınmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ederim. 

YIL 2 SAYI 14 25 Şubat 2000

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 

 21

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KUTLU DOĞUM HAFTASI
Değerli okuyucularım!
Yüce Allah'e hamd ve şükrediyoruz. Bizlere yeni bir kutlu doğum haftası daha yaşama imkanı verdiği için. Tekrar hamd ediyor,Yüce Peygamberimiz S.A. Efendimize salat ve selamlarımızı gönderiyoruz.
Değerli okuyucularım !
Malumunuzdur; bir kimseyi sevmek onu tanımakla mümkündür. Ne kadar çok tanıyorsak o kadar çok seviyoruz demektir. Şimdi bir düşünelim: Ümmeti olmakla büyük bir şeref ve meziyyet içersinde olduğumuz ve gurur duyduğumuz Peygamberimizi ne kadar tanıyor ve ne kadar seviyoruz? İşte ben bu yazımda sizlere sahih hadis kitaplarından ve muteber siyer kitaplarından ve aynı zamanda Allah dostlarının eserlerinden Efendimizin Şemaili yani fiziki yapısını, ayrıca ”örnek olacak yaşantı ve mübarek adetlerinden ”örnekler takdim edeceğim.
Efendimiz; uzuna yakın, ortanın üstünde boyda idiler. Mübarek tenleri pembeye yakın beyaz renkte idi. Alınları açık, kaşları hilal gibi gayet muntazamdı. Mübarek burunlarının ucu sivri, ortası biraz yüksekti. Ağızları büyücek muntazam, mübarek dişleri beyaz ve parlaktı. Boyunları bedenine uygun uzundu. Mübarek başları büyükçe idi. Göğüsleri geniş olup,saçları siyah dalgalı idi. Mübarek sakalları sık gayet güzel olup,elle tutulacak fazlasını keserlerdi. Gözleri kara, beyazında kırmızılık var idi. Kirpikleri uzun ve siyahtı. Bakışları heybetli ve iltifatlı idi. geniş, kemikleri kalın idi. Mübarek yüzleri Omuzları ne yuvarlak ve nede uzun değildi. Her an mübarek yüzlerinde nübüvvet nuru parlar, bakan her fert bunu görebilirdi. Simalarındaki güzellik ve muhabbet, sohbetinde bulunanlar üzerinde derin tesirler yapar, teni ve teri misk gibi kokardı. Vücudu şerifleri gayet yumuşak, sanki ipek gibi pürüzsüzdü. Omuzlarının iki küreği ortasında birkaç benden meydana gelen kuş yumurtası büyüklüğünde nübüvvet mührü vardı. Mübarek saçları omuzlarına dökülecek kadar uzun olup, vefatlarına yakın gerek sakalı şeriflerinde ve gerekse saçlarında sayılacak kadar beyazlar var idi. Yolda yürüyüşleri bir yokuştan iner gibi ne süratli ve nede ağır olmayıp itidal üzre idi. Konuşmaları gayet fasih, belagatlı çok tatlı ve tesirli idi. Kelimeleri tek tek söylerler, önemli olanları tekrar ederlerdi. Bunun içindir ki dinleyenler mübarek sözlerini hafızalarında tutarlar idi. Efendimiz her renk elbise giyinmişlerdir. Daha çok beyaz renkten hoşlanırlardı. Mübarek başlarına umumiyetle siyah sarık sararlar, sarığın bir ucunu iki omuzları arasına salıverirlerdi. Az gülerler, daha çok tebessüm ederlerdi. Kahkaha ile güldüğü görülmemiştir. Güzel kokudan hoşlanırlar ve kullanırlardı. Mübarek ayaklarına sandal şeklinde bağcıkları olan ayakkabılar giyinirlerdi. Ayakkabılarını ve elbiselerini kendileri tamir ederlerdi. Efendimizin yemekleri gayet basit olup, fazla çeşitli sofraya rağbet göstermezlerdi.  Eti yenen her hayvanın etinden yemişlerdir.
Koyun, keçi,deve,sığır,tavuk,keklik,tavşan,balık gibi Etleri yemişlerdir. Daima az yerler, midelerinin üçte birisini boş bırakırlardı. Bazen koyunlarını kendileri sağar, bakımlarını yaparlardı. Umumiyetle hanımlarını hoş tutarlar, onların ev işlerinde yardım ederlerdi. Ümmetimin hayırlısı hanımını hoş tutandır buyururlardı.  Efendimiz, süte bazen su katarak bazen de sade olarak içerlerdi.  Kuru üzümü severler onu suda ıslatarak suyunu içerler, tanelerini de yerlerdi. Umumiyetle yaş meyvelerden hoşlanırlardı. Bala son derece hassasiyet gösterirlerdi. Ağıza fena koku veren şeylerden asla hoşlanmazlardı. Peygamberimiz Efendimiz, ekmek ve başka şeyleri kesmek için bıçak kullanırlardı. Ata, deveye, katıra, merkebe binerlerdi. Harp zamanında kılıç, kalkan, zırh, yay, ok, mızrak kullanmışlardır. Çocukların yetişmesi hususunda spor bakımından çocuklarınıza binicilik, yüzücülük, atıcılık ”öğretiniz tavsiyelerinde bulunmuşlardır. Her türlü temizliğe önem verirler, ayna, makas, tarak kullanırlardı. Bilhassa ağız ve dişler için misvak kullanma hususunda pek çok tavsiyede bulunmuşlardır. Memnun olmadığı söz ve sualleri cevapsız bırakırlardı, buna karşılık Dini Celili İslâm'ın emir ve nehiyleri hususunda çok hassas idiler. Karşısındaki şahıs konuşurken onu dinlerler, sözünü kesmezlerdi. Konuşanın sözü bitince kendileri konuşurdu. Hiçbir zaman ağır ve kırıcı söz söylememişlerdir. Büyük küçük herkese selam verirler, musafaha için elini tutan şahıs elini bırakmadıkça mübarek ellerini çekmezlerdi. Kendilerini ilk defa görenlerde bir hayranlık, bir ferahlık olur idi. Şahıslarına taalluk eden kötü muameleden dolayı intikam almaya asla tenezzül etmemişlerdir. Ama Allah'a ait hak ve hukuk-ta asla müsamaha göstermemişlerdir. Efendimiz Cenabı Hakka karşı kulluk hususunda devamlı ibadet ve ihlas üzere olmuşlardır. Aynı zamanda Rabbisine karşı iltica, huzuuve huşuu ve tevekkülden hali kalmamışlardır.
Değerli Okuyucularım!
Yüce Peygamberimizin bu hal ve ahlak ve bu güzel sıfatı bütün hayatı boyunca devamlı üzerlerinde görülmüştür. Bunu iyi bilmek lazımdır ki : Yüce Rabbisi tarafından insanlığa ahlâk numunesi olarak gönderi-len Hz. Muhammed'in bu eşsiz güzel ahlakı meziyeti-ne hiçbir ferdin ulaşması mümkün değildir. Çünkü " O " beşeriyete güzel ahlakı yaymak için gönderildi. Şimdi " O "  Yüce Peygamberin Ümmeti olarak her fert bu hususları okumalı, günlük hayatımıza tatbik etmeye çalışmalıyız. Başarılı olursak huzura,sükuna, mutluluğa ermemiz kaçınılmazdır değerli okuyucularım.     
Saygılarımla!

YIL 4 SAYI 28 25 Temmuz 2001

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 

 22

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MÜMİNLERE İSLAMİ VE KUR'AN-İ ÖĞÜTLER  
            Değerli okuyucular!
            Bu yazımdan istifade edeceğinizi ümitvar olduğum Yüce Kitabımız Kur'an dan öğütler olarak hazırladım.
            Yani ben Müslüman'ım diyen kadın,erkek her ferdin bu öğütlere uyması ve günlük hayatına tatbik etmesi,iki alemde mutlu kılacağından şüphe etmesi gerekir.
            Efendim!
            Yüce Rabb'imiz bütün insanları doğarken müsavi ve tabi haklara sahip olarak yaratmıştır. Her insanın kanı,malı, namus,şeref ve hasiyeti muhteremdir. Bu haklara saldırmaya veyahut kısıtlamaya hiçbir ferdin hak ve salahiyeti yoktur. Öyle olunca,Cenab-ı Hak'ın bütün insanlara bir lütfü,bir bahşişi olan bu haklara her insan saygı duymalı,asla tecavüze yeltenmemelidir. İnsanlar birbirlerini sevmeli, saymalı ,zulmeden,tecavüzden sakınmalıdır. Çünkü Yüce Peygamberimiz : “Hemcinsine merhametsiz ve haince hakarette bulunanların kıyamet günü düşmanı Cenab-ı Hak olacaktır “ Buyurmaktadır.
            Öyle ise,aşağıdaki sıralayacağım ahlâki öğütlere dikkat et .
            - Bir kardeşinin başına bir musibet geldiği vakit sakın sevinme,yoksa Allah onu uğradığı o felaketten kurtarıp sana daha büyük bir musibet verir,sonra altından kalkamazsın.
            - Komşularına her ne suretle olursa olsun eziyet etme,onlarla iyi geçin.
            - Müslüman kardeşini şakada olsa korkutma. Böyle kimseleri Cenab-ı Hak Kıyamet günü Cehennemle korkutacaktır.
            - İnsanlar arasında iki yüzlü olma. Sonra münafıklar güruhundan olursun.
            - Hiçbir Müslüman kardeşini küçük görme. Eğlenceye alıp tahrik etme. Şunu iyi bil : O tahrik edip küçük gördüğün kimseyi Cenab-ı Hak yükseltir,aynı duruma kendin düşeceğini bil.
            - Mümin kardeşlerinin ayıp ve noksanlarını araştırma. Sana sığınıp bir emanet söz söyledi ise, bunun bir emanet olduğunu bil,muhafaza et,sakın sırrı fâş etme. Sonra hesap gününde senin ne gibi gizli ve ayıp sırların varsa Cenab-ı Hak ortaya  kor, perişan olacağını bil.
            - Dilini kaba ve kötü sözlere alıştırma. Yüce Rabb'imiz o lisanı sana ne için verdiğini biliyor musun? Kendini, yani Allah'ı zikretmek için, Kur'an okumak için verdiğini asla unutma. Unutma ki, konuşma  hassasına sahip olan bu güzel organı kötü laflarla,çirkin sözlerle kirletmeyesin.
            - İnsanlarla iyi geçin, hoş görüyü elde tut. Öfkelenip, öfkene uyma. Evvela kendini islah et, selamete er. Mümin kardeşinle küs durma. Yüce Dinimiz de Müminlerin üç günden fazla birbirleriyle küs durmaları yasaklanmıştır.
            - Kimsenin soyuna sopuna dil uzatma. Öksüzün, yetimin hakkına dikkat et. Onları sev, okşa onlara şefkat ve merhametle muamele et.
            - İki kardeşin arasında laf alıp, laf götürme. Daime uzlaştırıcı, birleştirici bir unsur olmaya gayret göster.
            - Hiç kimsenin gıyabında konuşma. Yani gıybet etme. Yüce Mevla bir Ayetinde:”Gıybet edenlerin ölmüş kardeşinin etini yemeye” benzetmektedir. Bundan nasıl bir tiksinti duyarsanız gıybette bunun aynıdır. Öyle ise, gıybetten kaçının.
            - Küfre imrenme, örfümüze, adetlerimize, milli ve dini ahlakımıza ters dü-şen bir türlü yaşantı bizlerin hem dünyevi,hem ailevi huzurumuzu bozduğu gibi ebedi olan ahret huzurunu da kaybedeceğini bil.
            Değerli okuyucularım!
            Az da olsa bu ilahi öğütleri duyup, gereğince hareket eden,hayatına uygulamaya koyan kardeşlerimiz mutlaka her iki alemde saadet ve selametle ereceklerdir.
            Başarılar diler,sevgi ve saygı ile sizleri selamlıyor,Allah'a emanet ediyorum.

YIL 3 SAYI 24 03 Mart 2001

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 

 23

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZİN DÜNYAYA TEŞRİFLERİ MÜNESEBETİYLE
 
Değerli okurlar !
25 Haziran Cuma akşamı bütün İslâm Alemi ile birlikte,Aziz Milletimizle beraber  mutlu bir geceyi bizde aşk ve şevk ile ihya etmeye çalıştık.       
Asırlardan beri "Mevlit Kandili" olarak değerlendirilen bu mübarek doğum gecesi  hakkında Peygamber aşkı ve muhabbetiyle  gözü  yaşlı,bağrı yanan gönül ehli  tarafından  pek  çok  naat , mersiye,mevlit gibi şiirler yazılmış;bunlar asırlardır mabetlerde,merasimlerde hep  sesi güzel ehli tarafından  okuna gelmiştir.
Bilhassa; Süleyman Çelebi Hazretlerinin "Vesilet-ün Necat" isimli mevlit mersiyesini bıkmadan  usanmadan  camilerimizde, düğün ve sünnet merasimlerinde hep okunarak,haz  ile büyük bir şevk içinde Müminler tarafından dinlenir ve böylece Peygamber  aşkı  ve  sevgisi  daha da kuvvetlenir. Aynı  zamanda  bir  kültürün meydana gelmesine Milli Ruh,birlik ve beraberliğin güç  ve kökleşmesine vesile olmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız bu hususu göz önüne alarak 1989'da çeşitli etkinliklerle  Kutlu Doğum  Haftasını 20 Nisan dan başlayarak  şimdiye kadar klasik şekilde yani doğumun vukua geldiği gece bazı fevkalade  olayların  meydana geldiğini haber vererek kutlanmaktadır.
İşte ; Sava  Gölü  Kurudu, İran Hükümdarı Kisra'nın  saraylarının  sütunları yıkıldığı gibi Mecusilerin Asırlardır sönmeyen ateşlerinin sönmesi gibi...  Bu olayları  tarih  kitapları  ve siyer kitapları hep bu olaylardan bahseder.        
Ahlak tamamen iflas etmiş,hak, hukuk  ve adalet  namına hiçbir şey kalmamış.  İlim  irfan  yok olmuş. Cehalet, vahşet,dehşetin alabildiğine hüküm sürdüğü bir devirde   Efendimiz, Peygamberimizin getirdiği ve  bize  vermek istediği mesajın çok önemli olduğunu belirtmek isterim.
Değerli okuyucularım !
İlâhi bir  mucize eseri olarak sönüveren Mecusilerin  ateşi değil,bütün dünyada hüküm süren küfür ve ahlaksızlığın ateşi idi.
Kuruyan  Sava  Gölü  değil, Putperestliğin tahakkümü, Hıristiyanlığın zulmü idi. Esas olan bu mutlu doğuşta tevhit yeniden canlandı beşeriyet için saadet kapıları bir daha yeniden açıldı.
Hidayet güneşi yeniden cihanı  aydınlattı. İnsanlığın  ahlakı  yeniden Kur'an sistemi ile sistemleşti ve insanlar yaradılış gayesine ulaştı. Kimi bu doğan "Abdullah'ın  öksüz çocuğu ; Amine'nin ciğer köşesi,tüm alemlerin rahmeti,cihanın  iftiharı, beşeriyetin Efendisi,  ALLAH'IN HABİBİ HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA S.A." idi. Ne mutlu  ona ümmet  olma  şerefine mahzar olanlara. Ne mutlu Onun getirdiği cihanşümul mesajı anlayıp hazmedenlere.       
Bu ulvi  mazhariyet  bir daha yerde beşer tebrik eder,gökte Melek tebrik eder.
İşte bu  şerefin  sırrına erenleri bizde tebrik ediyoruz.
Aziz Kardeşlerim !
Bu  muhteşem  doğuşun   gecesini Aziz Milletimiz için olduğu kadar,bütün insanlık  alemi için Cenab-ı Hak'tan sulh ve selamet  vesilesi kılınmasını  niyaz eder, Cennet  Vatanımızda  birlik ve dirlik içerisinde  Çağdaş  medeniyet seviyesine süratle yol  alamıza  yardımcı olmasını dualarımda dilerim.

YIL 2 SAYI 10  Temmuz 1999

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 

 24

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

RAMAZAN
            Değerli okuyucular!
Yüce Dinimiz,toplumun en önemli sayılan ibadet,yardımlaşma,hoşgörü gibi insana mahsus duyguların daha yoğun olarak yaşanmasını sağlayan mübarek ve kutsal günleri bize vererek,biraz daha fazla sevap kazanmamızın yolunu açmıştır.
Ramazan Ayının fazileti ve kıymetini bilmek,bu nimetlerden faydalanmak gerekir. Oruç tutmanın manevi ve ahlaki faydaları vardır. Sahur yemeğinin hazmı bitmek üzere iken, ikindiden sonra insanın ruhu incelir, benzine bir sarılık gelir. Dikkat edilirse bu sararma Ramazan Ayına mahsus bir görünümdür. Normal zamanda aç kalan insanda bu sararma pek belli olmaz. Oruçlu olan insan, yardım yapmaya daha meyillenir, daha hoşgörülü olur.
Oruç tutmanın bedeni ve ruhi terbiyesi için Allah (CC) bu ayda oruç tutulmasını aşağıda belirtilen ayetlerde istemiştir.
Yüce Allah Kur'anı Kerim'in Baka-ra  Suresi:
183. Ayetinde “ Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”
184.Ayetinde “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
185. Ayetinde de:” Ramazan ayı, insanlara yol  gösterici,  doğrunun  ve doğruyu eğriden ayırmanın  açık  delilleri olarak Kur'anın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. “
Diye bildirerek, orucun sadece Müslümanlara ait olmadığını, diğer semavi dinlere de emredildiğini açıkça belirtir. Orucun sayılı günlerde farz kılındığını ve geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olduğunu, bizlerin bu günlerin kıymetini bilmemiz gerektiğini bildiriyor.
Orucun; sayılı günlerde oruç tutulacağını,hasta veya yolculuk halinde oruç tutulmadığı gün kadar başka zamanda tutulma ruhsatını verdiği gibi yaşlıktan ya da iyileşmeyecek hastalık sahibi olanların bir fakiri doyuracak kadar fidye verir demekle beraber yine de bizlere bırakarak diyor ki “ Eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır” diyerek uyarıyor.
Rabb'imiz: Ramazan Ayının insanlara yol gösterici, Kur'anın indirildiği ay olduğu. Ramazan Ayında oruç tutun diye emretmektedir. Oruç tutarak Allah' saygılı olmamızı istemektedir.
Değerli okuyucular!
Rebb'imizin emirleri doğrultusunda orucun manevi faydalarını Kur'anını bildirdiği gibi anlattık. Bayramlar ile ilgili bir Hadis-i Şerif ile yazımıza son vermek istiyorum:
Ebu Bekre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İki bayram ayı eksilmezler: Bunlar Ramazan ve Zü'l-Hicce aylarıdır."  Buhari, Savm 12; Müslim, Sıyâm 31, (1089); Ebu Dâvud, Savm 4, (2323); Tirmizi, Savm 8, (692).
Sizlerin Ramazan Bayramının kutlar,sağlık ve afiyetler dilerim.

YIL 3 SAYI 23 25 Aralık 2000

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 

 25

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

RAST İLAHİ
Güfte :Yunus EMRE
Beste Recep CAMCI

Âlemler nûra garkoldu , Muhammed doğduğu gece,
Âlemler nûra garkoldu , Muhammed doğduğu gece,
Mü'min münafık fark oldu , Muhammed doğduğu gece,
Mü'min münafık fark oldu , Muhammed doğduğu gece.
Arşın nûru yere indi ,suyun rengi nûra döndü,
Arşın nûru yere indi ,suyun rengi nûra döndü,
Hep susuzlar suya kandı,Muhammed doğduğu gece,
Hep susuzlar suya kandı,Muhammed doğduğu gece.

Allah, Allaaah,Allah,Allaaaah,Allah.

Ağlayan oğul avundu, doğuran ana sevindi,
Ağlayan oğul avundu, doğuran ana sevindi,
Nice küffâr dine geldi, Muhammed doğduğu gece,
Nice küffâr dine geldi, Muhammed doğduğu gece,
Annesi rahmine düştü,kâfirin aklı şaştı,
Annesi rahmine düştü,kâfirin aklı şaştı,
Bin kilise yere geçti,Muhammed doğduğu gece,
Bin kilise yere geçti,Muhammed doğduğu gece.

Allah, Allaaah,Allah,Allaaaah,Allah.

Rıdvan uçmağın açtı,Huri kızları misk saçtı,
Rıdvan uçmağın açtı,Huri kızları misk saçtı,
Savagölü yere battı,Muhammed doğduğu gece,
Savagölü yere battı,Muhammed doğduğu gece,
Yunus der ki ey kardeşler,akar gözden kanlı yaşlar,
Yunus der ki ey kardeşler,akar gözden kanlı yaşlar,
Secde eyler dağlar taşlar,Muhammed doğduğu gece,
Secde eyler dağlar taşlar,Muhammed doğduğu gece.

YIL 1 SAYI 1 25 - Temmuz 1998

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

  26

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SABA İLAHİ
Güfte ve Beste : Recep CAMCI

Hicran ateşi yaktı bu abdi
Sefer saatı Allah isterim

Allah isterim biryol gösterin
Gece seherde Allah isterim

Heran ağlarım ciğer dağlarım
Vasıl olalım Allah isterim

Nakarat

Halim Perişan kalmadı derman
Can bu yola kurban Allah seni isterim

Nakarat

Allah Kerimdir hem de Rahimdir
Cennetil vergil Allah seni isterim

Nakarat

Kâbe yolunda günah boynunda
Affet bu yolda Allah seni isterim

Nakarat

Beytini tavaf melekler sef saf
Nasib et Allah,Allah seni isterim

Nakarat

Kıblem Beytullah eylerim tavaf
Elhamdülillih Allah seni isterim

Nakarat

Zemzem içerken Lebbeyk söylerken
Tevhid ederken Allah seni isterim

Nakarat

Cebel Arafat Huccaca rahmet
Olursa kısmet Allah seni isterim

Nakarat

Medine nurdur Resulüm gördür
Ağlarken güldür Allah seni isterim

Nakarat

Hafız eder ah yanmışım Vallah

YIL 1 SAYI 1 25 - Temmuz 1998

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
 
 

 27

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

23 NİSAN

Aziz okuyucularım!
Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramımızın 81. yıldönümü münasebetiyle bu yazımda bir cümle ile bu milli bayramımıza değinmek istiyorum.
Herkesçe bilinir ki her milletin milli ve dini bayramları,sevinç günleri,kurtuluş günleri vardır.Türk Milletinin de sevinç ve neşesini bütün ˜İslâm Alemi ile paylaştığı dini bayramlarımız,kandil gecelerimiz olduğu gibi milletçe kutladığımız milli bayramlarımızda vardır. Bu bayramlarımızdan biride ve belki en "anlamlısı kutladığımız 23 Nisan 1920 T.B.M. Meclisi'nin açıldığı gündür. Bugün büyük Müslüman Türk Milletinin esir edilemeyeceğini bütün dünyaya haykırdığı bir gündür. İşte bunun için 23 Nisan Bayramına, Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı ismini verdik. Bu ismi Türk Milleti verdi. Çünkü: O gün Müslüman Türk Milleti olarak hakimiyetimizi;"istiklalimizi ve hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir" sözünde ifadesini bulan T.B.M. Meclisi'ni dualarla, kurbanlarla,Kur'an-ı Kerim ve Buhari-i Şerif hatimleri ile açıldı. Bu hakimiyeti ise bugünün çocukları ve yarının büyükleri olan çocuklarımız koruyacak ve devam ettireceği için bu bayrama  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ismi verilmiştir.
Bilinmesi lazımdır ki  Çocuklar bir milletin istikbalidir,ümididir. O halde yarınımızı ellerine teslim edeceğimiz çocuklarımızı bugünden en iyi şekilde yetiştirmek her anne ve babanın dini ve milli görevidir. İşte Milletimizin geleceği için taşıdığı büyük "önem dolayısıyla çocuklara atf edilen bu milli bayramımız, bizlere onları daha mükemmel şekilde yarınlara hazırlama azmini vermektedir.
Değerli okuyucularım : O karanlık günlerin milletin bahtı ile,istiklal ve hürriyeti ile oynayan düşmanları; iman ve maneviyatı ile boğan perişan eden ve nihayet denize döken o kahraman Gazi ve  Şehitlerimizin temsilcilenin B.M. Meclis'ni nasıl açtıklarının tarihi belgesini o gün T.B.M. Meclisi’nin vatanın kaderini elinealmak üzere toplanmasınıbütün ülkeye bildiren seslenişinin tam 81 sene sonra  bu  günkü  neslin  bilmesinde büyük faide ola cağını ümit ediyorum.
T.B.M. Meclisi'nin açılışı hassaten Cuma gününe rastlatılmıştır. Milleti temsil edecek olan vekiller o gün Cuma Namazını hep birlikte kıldılar.Böylece Kur'an-ı Kerim'in ve Cuma Namazının nurundan istifade ederek bu heyecanla Peygamber Efendimizin Sakal-ı şerifi ve Sancağı ile birlikte Millet Meclisine doğru yürüdüler. Meclise girilmezden "önce dualar edildi, kurbanlar kesildi,aynı zamanda Cuma Günü'nün kutsallaştığı pekiştirmek için bugünden itibaren vilayet konağında Valinin düzenleyeceği Hatmi Şerifler okunarak duası Millet Meclisinde yapıldı.Daha sonra aynı gün  Vatan sathında yani bütün Vilayetleri içine alan hatimler okutularak,göklere şahlanan minarelerimizden Peygamber Efendimize Salat ve Selamları gönderildi. Bu hususlar tarihen sabittir.
Hür yaşamış ve kıyamete kadar yaşayacak olan aziz milletimiz bu günlere böyle gelmiştir. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız, Milletimizin hürriyet ve ˜İstiklal mücadelesinde atılan ilk ve en " önemli adımının yıldönümüdür. Bugün Müslüman Milletimizin vatanseverlik duygularının şahlanışının sembolüdür. Şanlı bayrağımız altında toplanarak cihat andı içen ecdadımızı rahmetle, minnetle anıyoruz. Şehitlere Allah'tan rahmet diliyoruz. Yüce Mevla'mızdan birliğimizi, dirliğimizi muhafaza etmesi için, dahili,harici düşmanlarımıza fırsat vermemesini niyaz ediyoruz, Aziz kardeşlerim.
Allah’a emanet olunuz !

YIL 3 SAYI 26 25 Mayıs 2001

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR YAZARIMIZ VE BENDEN İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
Çalışmalar TELİF ESERİDİR Yazarlarımızın gönderileri ile yayına alınmıştır.
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.