İÇİNDEKİLER TIKLAYARAK GİDİNİZ!

TAKDİM
Mesut ARTAR HAYAT HİKAYESİ
 

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com
corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL   
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

 01

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TAKDİM

            Bu sanal kitapta bulunan çalışmalar; arkadaşlarımızla birlikte basılı olarak yayımladığımız 53 sayı “Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat” dergimiz ve 54’üncü sayıdan sonra da sanal olarak yayımladığımız dergi ile “Sarı Çiğdem Şiir Defteri” dergimizde yayımlanmış çalışmalardan derlenmiştir

Tarafımdan arkadaşıma bir ufak armağan olarak hazırladığım bu sanal çalışmamda onların da çalışmalarını derli toplu olarak sizlere sunmak amacı taşımaktadır.

Çalışmalarımın bir sanal kitaplık olarak sizlere ulaşması ve sizlerinde bilgilenmenizi ve ilgileneceğinizi ummaktayım.

Mahmut Selim GÜRSEL

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 02

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

Mesut ARTAR
1953 yılında Kayseri'de doğmuşum. Ortaokulu ve liseyi Çorum'da okuduktan sonra,o senelerde adı mektupla eğitime 1 sene devam etti. Fakat; o zamanki  ideolojik ortamda imtihanlara katılmamız zor olduğundan okulu bıraktım.  İlkokul sıralarında  herkesin  birkaç meslek dalına eğilimi olduğu gibi,benimde  meslekten mesleğe haftalık,hatta günlük ideallerim oluyordu. Bunların başında resim  veya beden öğretmenliği başta geliyordu. 3
Zaman ve şartlar benim  aklımın köşesinden dahi geçiremediğim  meslek  grubuna itti. 23 sene özel  bir kuruluşta yöneticilik yaptım. Mesleğimin gereği  devamlı  insanlarla haşır neşir olduğundan,insanların iyisini,kötüsünü,çaresizini,kendini aşağılık veya yükseklik kompleksine kaptıranlarını  tanıdım.  Bu tecrübeler  parayla,pulla satın alınacak veya öğrenilecek şeyler değildir.  Mesleğimi her kesime önerebilirim. İnsanlara yardım etmek,onların dertleriyle ilgilenmek in sana apayrı bir haz veriyor. 
Avantajları ise; sizin onlara bir nebze yardımınız dokunduysa  insani  çevreniz  çok oluyor . 
Yazı yazmaya ilkokul sıralarında ufak çaplı yazılar  yazarak başladım. Bunlar daha çok duvar gazeteleri veya okul tarafından çıkartılan dergilerde yer aldı. Yazdığım yazılardan dolayı hiçbir ödül almadı ama,ilkokul,ortaokul ve lise yıllarında yapmış olduğum resim çalışmalarından ufak tefek birkaç ödüle layık görüldüm. 
İdealime ulaştım. Bundan fazlasını istemi yorum. Huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamayı arzuluyorum. 
Yazılarım  serbest  olarak yazıyorum. Önceden  tasarlanan ve  planı  yapılan hiçbir yazım yok. Günün  şartları veya o günkü etkilendiğim bir olaydan dolayı  yazıyı kaleme alıyorum. 
Bize bu  fırsatı verdiği için Mahmut Hocaya  çok  teşekkür ederim.  Yayın  hayatının daima başarılı ve devamlı olmasını yüce Allah'tan  niyaz ederim.
Internet’te Yazarımız   http://corumlu2000.dergisi.info  , Sarı Çiğdem Şiir Defteri’nde http://saricigdem.dergisi.info  ve Aylık Şiir Antoloji Dergisi’nde  şiirlerim yayınlanma devam etmektedir.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 03

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÇORUMUN KADERİ BU DEĞİLDİR.
Çorum gelişmişliğiyle, temizliğiyle modernliğe doğru emin adımlarla ilerlemesiyle övüne dursun, şehir içindeki olumsuzluklar bizleri ister istemez "dışı seni içi biz yakar" sözünü hatırlatmaktan öteye gidemiyor.
Gerçekten dışarıdan ilimize bakıldığında son derece temiz ve modern bir şehir görünümüne tanık olursunuz ama içine girdiğinizde o kadar büyük bir çelişkiye girersiniz ki bunu kelimelerle anlatamazsınız.
Dışarıdan bakıldığında Çorum'un son derece büyük bir il olduğunu, göğe doğru yükselen birbirinden modern mimarı ile yapılmış binaları ile ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olduğu imajına kapılırsınız. Ancak şehrin içine girdiğinizde bu şehrin ne kadar yanıltıcı bir şehir olduğunu görür ve o nispette de şaşkına dönersiniz.
Şehir içinde girdiğinizde Türkiye'de eşine kesinlikle rastlayamayacağınız tezatlar görürsünüz, şehrin daha da içlerine girdiğinizde kaldırımları işgal edilmiş yaylaların cadde ortasında bu yüzden yürümek zorunda kaldıklarına tanık olursunuz.
Şehrin kenar semtlerine gittiğinizde ise kelimenin tam anlamıyla şoka girersiniz.
Kenar semtlerde başıboşluğun en alasını da yaşamaya başlayacaksınız.
Yani açıkçası dışarıdan baktığınız ve imrendiğiniz bu şehrin ne kadar talihsiz ve başıboş bir şehir konumuna getirildiğine tanık olacak ve bu şehirde kanunların hiçe sayıldığını, hiç kimsenin konulan kurallara uymadığını görerek Çorum'u gittiğiniz diğer şehirlerle mukayese ederseniz aramızda ne kadar farklılık olduğunu göreceksiniz. Şehir içi trafiğinin acı gerçeğinden, kaldırımların fütursuzca işgal edildiğinden, cadde ve sokaklarımızın ne kadar başıboş bir duruma geldiğinden istediğiniz kadar söz edin sesinize kulak verilmediğini gözlemlemek bizleri de gerçek manada üzüyor ama birileri Herhalde "Böyle gelmiş böyle gidecek" teorisini benimsemiş olacak ki yazılanlara çizilenlere duyarsızlık göstermektedirler.
Sorumluluk duygusundan uzak şehrin perişanlığı karşısında hiçbir şey yapma özverisini göstermemek bizim ilgili ve yetkililerimize mahsus olsa gerek ki bu konuda sorumluluk bilinciyle hareket edilmiyor ve başıboşluğun mimarı olmayı yeğliyorlar.
Dünyanın neresinde görülmüştür bir caddenin sağına ve soluna, duble park etmek yayaların ve diğer sürücülerin (örneklerden birisi Taşhan ve Farabi caddeleri)geçiş hakkını hangi ilde ellerinden alınmıştır.
Hangi illerde kaldırımlar ve giriş yasağı tüm uyarı ve ikazlara rağmen işgal ve ihlalden edilmekten kurtulamamıştır?
Tabii ki sadece sahipsiz Çorum'da olmaktadır tüm bunlar ve ne yazık ki bunun önüne geçebilmek içinde en ufak bir çaba sarf edilmemektedir.
Çorumun kaderi bu değildir.
Çorum ipsizin sapsızın elinde oyuncak olacak bir il değildir ama yetkililerimizin konuya duyarsız kalması bu şehri bir oyuncak haline getirmiş bulunmaktadırlar.
Bu düzensizlik ve bu duyarsızlık sürdüğü sürece her önüne gelen istediği ve de dilediği şekilde bu şehri yaşanılmaz bir kent haline getirmeye devam edecek ve bizlerde sadece yazılarımızla kalmaya devam edip duracağız.
Bu ikaz ve uyarılarımızı kafasını kuma gömmeye devam eden duyarsız ilgililerin dikkatine bir kez daha sunuyor, görevlerini kendilerine bir kez daha hatırlatmayı görev biliriz.
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 04

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR BABADAN EVLENECEK KIZINA ALTIN ÖĞÜTLER
Kızım!
Şimdi sana 25 yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak doğup büyüdüğün, yıllarca yaşadığın bir yuvadan çıkarak, yabancı bir yere, gideceksin, huyunu suyunu bilmediğin bir arkadaşla yaşayacaksın. Bunun için bazı nasihatlerde bulunacağım:
Bu nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi, âhır ette de ebedî saâdete ulaşırsın. Adli Sicil istatistiklerinin verilerine göre, son 12 yılda boşanma oranlarında yüzde 187'lik bir artış kaydedildi bir başka deyişle evlilik kurumu çatırdıyor.
Sorunun farklı sosyal boyutları olduğu gibi bir de ilişki boyutu var.
Birçok psikologun ortak görüşüne göre evlilikler; kalıplaşmış, hatta kemikleşmiş değerler, yani mitler üzerine kuruluyor.
Bu kalıplar yıkılmadığı ya da en azından sorgulanmadığı sürece de evlilikler kan kaybetmeye devam ediyor.
Evliliğe dair çevrenizde söylenenlere kulak asmayın. İşte yuva yıkan hatalar ve yuva kurtaran olgular:
İyi bir ilişki için aynı kafada olmak gerek olgusu büyük bir yanılgı. Çünkü kadın ve erkek, genetik, psikolojik, fizyolojik ve hatta tarihsel olarak birbirinden farklı iki dünyadır.
İyi bir ilişki, romantik bir ilişki değildir Kadın ve erkek, ilk aşık olduğu günlerdeki duygularının gerçek aşk olduğu yanılgısına düşer. Oysa evlilik gerçekçi bakmaktır. İyi bir ilişki, sorunsuz ilişkidir.
Çocuk yetiştirme ve para ile ilgili sorunlar ilişkilerlere anlam kazandırır bu anlamın zevkini yaşamaya bakın diyenlerin, sözlerine aldanmayın.
Ortak zevkleri içermeyen bir ilişki, iyi bir ilişki değildir. İyi bir ilişki huzur ve barış dolu olmalı. Bu tartışmaktan kaçmanın diğer adı olsa gerek. İyi bir ilişkide duyguları paylaşmanın yeri ve zamanı yoktur. Mantıklı bir taleptir. Ama neyi, ne zaman, nasıl ve ne kadar söylemek gerektiğine dikkat etmek kaydıyla.
İyi bir ilişkinin aşkla ilgisi yoktur. Kendinizi kandırmayın. Evlisiniz siz, arkadaş değil.
Her ilişkide geçerli doğrular ve yanlışlar vardır. Belki ama her ilişki de kendine özeldir aynı zamanda. Bu özelliği düşünerek hareket edin.
Bir ilişki, karşımızdakini değiştirebildiğimizde iyi bir ilişkidir. Değiştirmeye çalışmak hükmetmeye çalışmaktır. Hiç kimse kendisine hükmedilmesini istemez. Bu nedenle en iyi tutum, eşinizi olduğu gibi kabullenmek.
Kanaatkâr ol! Yâni, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek her şeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü, kanaat, kalbi huzûra kavuşturur.
Söylenenleri dâima iyi dinle ve kocanın meşrû emirlerine itaat et!
Evin ve her şeyin her zaman, temiz, muntazam ve düzenli olsun!
Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin! Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise, öfkelendirir.
Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru! Yaptığın işleri, iyilikleri başa kakma! İyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz.
Eşinin yakınlarına güzel muâmelede bulun! Kocanın hatâlarını, yalnız iken, yumuşak bir şekilde söyle!
Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme! Karı-koca arasındaki sırlar kabre berâberlerinde gömülmelidir.
Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş!
Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol!
Yalan, yuvayı içten içe yıkan bir kurttur. Aranızdaki problemleri kendiniz hâlledin! Sakın bunları, bize ve başkasına taşıma! Kimseden medet umma!
Sen ona yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona ev ol ki, o da evin direği olsun! Sen ona cariye ol ki, o da sana köle olsun!
Ona sıkıntı verme ki, sevgisini azaltmasın! Ondan uzak kalmaya çalışma ki seni unutmasın!
Onun burnunu, gözünü ve kulağını koruyasın ki, gözü senden başkasını görmesin, senden başkasını koklamasın, senden daima güzel şeyler işitsin!
Devamlı evde oturmaya gayret et, ev ve el işleriyle meşgul olmaya çalış!
Komşularınla iyi geçin, onlardan gelecek sıkıntılara katlan! Bilhassa komşular arasında laf getirip götürme! Dedikodudan son derece kaç!
Yiyecek içecek hususunda beyin ne getirirse onunla kanaat et ve şunu bunu alamıyoruz diye asla şikayette bulunma! Kocanın hakkını kendi hakkın üzerine tercih et!
Kocanın akrabalarının hakkını da önde tut! İntizama ve temizliğe çok dikkat et!
Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme! Kadının güzel h huylusu, eşine Cennet nîmetidir. Sen kocana Cennet nîmeti ol! Azap çektirme!
Bunları yapabilmen, ancak, onun isteklerini kendi isteklerine, onun rızâsını kendi arzularına tercih etmenle mümkün olabilir. Hep kendi istek ve arzularını ön plâna çıkartırsan, bu nasihatleri tutman mümkün olmaz.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 05

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GELECEK NESİLLERE BIRAKACAĞIMIZ MİRAS NE OLACAK?
Yıkık bir dünya, tükenen doğal kaynaklar, yüzyıllardır gelişme göstermeyen bir sosyal yapı falan? Geçmişin mirasını koruma ve geleceğe aktarma paniği? Acaba bize geçmişten kalan birikim nedir ki biz bu mirası geleceğe eksiksiz devretmeyi istiyoruz? Geçmişte neler yitirildiğini biliyor muyuz? Görülmeyen veya gözden kaçan fırsatlar var mıydı? Bunları hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz. Elimizdekileri sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere devretmek amacında olduğumuz söylenebilir. Ama bu amacın amacı nedir? İnsan uygarlığının sonsuza dek devamı mı veya evrene ve zamana hâkim olma düşü mü? Yoksa ölümsüzlük mü? İnsanlar iz bırakmaya, gelecek nesillere kendilerini tanıtmaya çalışır. Üretmeye çalışır. Bu doğrultuda ortaya fikirler atılır, eserler sunulur, çalışmalar yapılır. Üretme tatmininin tükenmeye başladığı noktada üreme fikri akla gelir ve üreme gerçekleşir. İnsanlar hatırlanmaya, hiç değilse öldükleri zaman geride yaşayan bir şey bırakmaya çalışırlar. Üretmek ve üremek düşüncesinin altında ölüm korkusunu bulmak hiç de şaşırtıcı olmaz. Yok olmak, hatırlanmamak nedense insanlara korkunç gelir. Çoğu zaman bellek hatırlanmak için hatırlar.
Her hatırlayışta kendinden bir şeyler katıp hatırlanmak isteği vardır. Elindekilere kendinden bir şeyler katıp yeni bir şey yaratmak?
Yaratıcılık! Benzer noktalarda bazı kişiler ellerindekileri değerlendirip başarılı olmuş ve üst düzey eserlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu eserler tarihe mal olmuştur. Tarih bir çeşit ortak bellek olmuş ve onu herkes kendine göre yorumlamıştır. Bu eserler, artık yaratanlarına ait değildir ve yaratıcılarını kaçınılmaz sondan kurtaramamışlardır. Toplum ise bu eserlere sahip olduğunu zanneder. Bu eserlerin algılanması ve yargılanması, zaman ve bakış açılarıyla farklılıklar gösterir. Toplumun tek bir belleği veya algılama şekli olamaz Her şey evrensel bir belleğe ait olacaktır. Ancak bence bu bellek tanrısal bir kusursuzluğa sahip değildir. Bu bellek belki toplumun, belki de dilin olacaktır. Yaşamın değişken dengesi içinde oluşmaktadır ve asla adaletli değildir ve de olmayacaktır. Amaca göre değişken olaylar ve eserler yer alacaktır bu bellekte. Kopuk kopuk ve anlamsız, sadece yüzeysel bir bellek kalacaktır ileriye? Unutuş ve unutuluş günden güne daha çok kemirecektir. Üretmek veya ilerleyen bir insanlık fikri bana her zaman şaibeli gelmiştir. Öyle ya da böyle kendi egolarını tatmin etmeye çalışan insanların ortadaki birtakım kombinasyonları deneyerek bunlardan bazı mantık düzeneklerine göre sonuçlar çıkarıp bu sonuçları, yaratıcılık ya da üretim olarak adlandırmaları ve bunlardan tatmin olmaları acıklıdır. Gelecek nesiller bizim ne kaybettiğimizle ilgilenecek mi yoksa gene bizimkine benzer bir düzenek içinde elindekilerle mi yetinecek? Belki onlar da geçmişten kalanı düşünmek yerine ileriye sağlıklı bir miras bırakmayı düşünürler. İnsanlar bu güne kadar birçok denge içinde yaşamayı öğrendiler.
Bundan sonra ağaçlar yok olsa da insanlık ağaçsız yaşamayı öğrenecektir. Öğrenemeyen yok olur. Biz doğayı egemenliğimiz altına alamadık. Doğanın değişimine bakıp onu öldürdüğümüzü sanıyoruz ve doğa bizi de kapsayarak yoluna devam ediyor. Ağaçsız belki de insansız yeni dengelere doğru.
Geleceği düşünmek ve ona sahip olmak, onu yönlendirebilmek. Var olmak, yaşamak, insanlık, uygarlık ve sahip olduğumuzu sandığımız her şey. Kavramlarımız, tanımlarımız ve de geleceğimiz. İlerleme diye adlandırdığımız değişim. Biz eninde sonunda bir dinozor soyuyuz ve sonumuz, amaçlarımızın, hayallerimizin, ümitlerimizin çok dışında komik ve trajik olacak. Bundan eminim.
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 06

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GELECEK NESİLLERE BIRAKACAĞIMIZ MİRAS NE OLACAK?
Yıkık bir dünya, tükenen doğal kaynaklar, yüzyıllardır gelişme göstermeyen bir sosyal yapı falan? Geçmişin mirasını koruma ve geleceğe aktarma paniği? Acaba bize geçmişten kalan birikim nedir ki biz bu mirası geleceğe eksiksiz devretmeyi istiyoruz? Geçmişte neler yitirildiğini biliyor muyuz? Görülmeyen veya gözden kaçan fırsatlar var mıydı? Bunları hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz. Elimizdekileri sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere devretmek amacında olduğumuz söylenebilir. Ama bu amacın amacı nedir? İnsan uygarlığının sonsuza dek devamı mı veya evrene ve zamana hâkim olma düşü mü? Yoksa ölümsüzlük mü? İnsanlar iz bırakmaya, gelecek nesillere kendilerini tanıtmaya çalışır. Üretmeye çalışır. Bu doğrultuda ortaya fikirler atılır, eserler sunulur, çalışmalar yapılır. Üretme tatmininin tükenmeye başladığı noktada üreme fikri akla gelir ve üreme gerçekleşir. İnsanlar hatırlanmaya, hiç değilse öldükleri zaman geride yaşayan bir şey bırakmaya çalışırlar. Üretmek ve üremek düşüncesinin altında ölüm korkusunu bulmak hiç de şaşırtıcı olmaz. Yok olmak, hatırlanmamak nedense insanlara korkunç gelir. Çoğu zaman bellek hatırlanmak için hatırlar.
Her hatırlayışta kendinden bir şeyler katıp hatırlanmak isteği vardır. Elindekilere kendinden bir şeyler katıp yeni bir şey yaratmak?
Yaratıcılık! Benzer noktalarda bazı kişiler ellerindekileri değerlendirip başarılı olmuş ve üst düzey eserlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu eserler tarihe mal olmuştur. Tarih bir çeşit ortak bellek olmuş ve onu herkes kendine göre yorumlamıştır. Bu eserler, artık yaratanlarına ait değildir ve yaratıcılarını kaçınılmaz sondan kurtaramamışlardır. Toplum ise bu eserlere sahip olduğunu zanneder. Bu eserlerin algılanması ve yargılanması, zaman ve bakış açılarıyla farklılıklar gösterir. Toplumun tek bir belleği veya algılama şekli olamaz Her şey evrensel bir belleğe ait olacaktır. Ancak bence bu bellek tanrısal bir kusursuzluğa sahip değildir. Bu bellek belki toplumun, belki de dilin olacaktır. Yaşamın değişken dengesi içinde oluşmaktadır ve asla adaletli değildir ve de olmayacaktır. Amaca göre değişken olaylar ve eserler yer alacaktır bu bellekte. Kopuk kopuk ve anlamsız, sadece yüzeysel bir bellek kalacaktır ileriye? Unutuş ve unutuluş günden güne daha çok kemirecektir. Üretmek veya ilerleyen bir insanlık fikri bana her zaman şaibeli gelmiştir. Öyle ya da böyle kendi egolarını tatmin etmeye çalışan insanların ortadaki birtakım kombinasyonları deneyerek bunlardan bazı mantık düzeneklerine göre sonuçlar çıkarıp bu sonuçları, yaratıcılık ya da üretim olarak adlandırmaları ve bunlardan tatmin olmaları acıklıdır. Gelecek nesiller bizim ne kaybettiğimizle ilgilenecek mi yoksa gene bizimkine benzer bir düzenek içinde elindekilerle mi yetinecek? Belki onlar da geçmişten kalanı düşünmek yerine ileriye sağlıklı bir miras bırakmayı düşünürler. İnsanlar bu güne kadar birçok denge içinde yaşamayı öğrendiler.
Bundan sonra ağaçlar yok olsa da insanlık ağaçsız yaşamayı öğrenecektir. Öğrenemeyen yok olur. Biz doğayı egemenliğimiz altına alamadık. Doğanın değişimine bakıp onu öldürdüğümüzü sanıyoruz ve doğa bizi de kapsayarak yoluna devam ediyor. Ağaçsız belki de insansız yeni dengelere doğru.
Geleceği düşünmek ve ona sahip olmak, onu yönlendirebilmek. Var olmak, yaşamak, insanlık, uygarlık ve sahip olduğumuzu sandığımız her şey. Kavramlarımız, tanımlarımız ve de geleceğimiz. İlerleme diye adlandırdığımız değişim. Biz eninde sonunda bir dinozor soyuyuz ve sonumuz, amaçlarımızın, hayallerimizin, ümitlerimizin çok dışında komik ve trajik olacak. Bundan eminim.
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 07

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

OYUNUN BİTİŞİ, BAŞKA BİR OYUNUN BAŞLANGICI DEĞİL Mİ?
Hayalleri var insanların. Kimisi ne istediğini bilen, kimisi bilmeyen. Kimisi sevdiği için kurar hayalleri; kimisi hayal kurar, yıkmak için hayalleri.
Sevgileri var insanların. Kimisi ne sevdiğini bilen, kimisi bilmeyen. Kimisi sever birilerini, sevgi nedir bildiği için; kimisi birilerine sevdiğini söyler, yıkmak için sevgileri.
Hayaller ve sevgiler? Bazen biri birinden ayrılmayan ikili, bazen biri birinin panzehiri.
Sevgililer hayal kurmayı sever aslında masumca. Çoğu zaman olmadık hayaller yıkar sevgileri acımasızca. Bazıları bilir hayaller gerçek değildir. Bazıları farkında değildir; hayal nedir, gerçek nedir?
Büyük adam olma hayali ile kalkıp, Gurbet'e giden aşk çocukları var. Memleketinden onun için gözlerinden aşk damlacıkları yuvarlayan bir yüreği unutup başka bir ufka, başka bir kalbe yelken açan aşk(cık) çocukları var. Sevmeyi oyun zanneden ve her seferinde kaybeden aşk garibesi insanlar. Hiç sevmeyi öğrenemeyecek garip kalplere çobanlık yapan insanlar?
22 Temmuz günü yapılacak milletvekilliği seçimleriyle ilgili olarak aday listeleri açıklandı.
Bu listeler henüz kesin değil tabi.Yerlerini beğenmeyip istifa edenler olabilecek belki.ama öyle veya böyle Seçim takvimi işliyor sizin anlayacağınız.?Kırılan kalpler, yıkılan umutlar?
Bir oyunun bitişi, başka bir oyunun başlangıcı değil mi yani?? Felsefesi bu ve buna yakın insanlar tanıdım. Bazısı ne yaptığının farkında değil; bazısının, yıkılan sevgiler umurunda değil.
Bir dünya istiyorum?..İçinde şunlar şunlar olsun? Diye cümleler kurmayacağım bu satırlarda. Nasıl olsa yalan limitini dolduracak bir aşk çocuğu her asırda olacak. Nasıl olsa gurbet'e adam olmaya giden birinin ardından, her şehirde bir ayrılık türküsü yakan bulunacak.
Birileri ağlayacak, birileri aldatacak. Birileri bu satırlarda okuduğu bu mektubu, yazıyı algılayacak. Ve bu mektubun sahipleri bir anlığına olsun donup kalacak. Birileri gurbet'te aşk başkadır? Şarkıları mırıldanacak. Kimi öfkesini yutacak, kimi pişmanlık duyacak. Ve bu cümlelerin sonuna, sonu olmadığı için bir nokta hiçbir zaman konmayacak. O yüzden Memleketimizin ve insanlığımızın kıymetini bilelim.
Birileri kurallar uydurup insanların önüne sunuyorlar.  Hayat ve yaşamak nedir acaba? Sadece doğmak ve nefes almak mı? Hiç düşünmeden gelmişiz gideceğiz deyip tüm nimetleri düşünmeden ayrımsız kabullenmek mi? Hani derler ya "üzümünü ye bağını sorma" misali sadece üzüme mi aldanıyoruz.
Her başlangıcın bir sonu mutlaka vardır. Bunu herkes bilir. Demek ki aldandığımız ve Ahir etimizi feda ettiğimiz dünyanın da bir sonu mutlaka olur. Ama insana yarınlar hiç bitmiyor gibi geliyor. Kendisini Çınar ağacı falan mı sanıyor ki?
Ama çınar ağacıda asırlar geçse de bir gün kuruyacak. Demek ki her şeyin bir sonu var.
Her son bir başlangıç derler. Bunun başlangıcı neresi. Çocuğun doğması mı? Ya da vadesi gelince canlının hayata veda etmesi mi? Kıyısından, köşesinden tutunmaya çalıştığımız bu hayatta herkes birilerinin özgürlüğünü, vatandaşlık haklarını kısıtlamak için uğraş veriyor. Özgürlüğü o veya bu şekilde kısıtlanmış herhangi biri, başka birinin özgürlüğünü, haklarını; o başka biri, bir başkasının özgürlüğünü; o başkası, bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya çalışıyor. Bu zincir günden güne kendisine yeni halkalar ekleyerek büyüyüp gidiyor.
Birileri kurallar uydurup insanların önüne sunuyorlar hayat, diye. Hak, Hukuk, vatandaşlık hakkı, Özgürlük, diye bağıranlar bir bakmışsınız ki bir takım çizgiler edinmişler kendilerince ve o çizgilerin dışına çıkanları lanetli kılmışlar. Duyar gibiyim şu an hop hop! tamam da nereye kadar özgürlük, nereye kadar kuralsızlık, nereye kadar vatandaşlık haklarınız. Diyenleri. Anlatmaya çabaladığım kuralsızlık değil. Evet, kurallarımız olmalı; lâkin bu kurallar insanların bozup pisleterek önümüze sundukları kurallar olmamalı. Asıl olan kurallar, kendimizi tâbî hissetmemiz gereken kurallar, Tanrı’nın kuralları olmalı öncelikle.
Ama insanların pis elleriyle hükmetmeye kalkışıp kurallarını değiştirdiği hayat öyle bir yere gelmiş ki; nedense Tanrının kurallarından çok insanların uydurduğu kurallara uymak mükellefiyetinde hissediyoruz kendimizi. Öyle benimsemişiz ki bu uydurmaca kuralları, yerine getirmediğimizde kötü hissediyoruz kendimizi, bunalıma giriyoruz. Kurallar, sınırlar, hürriyet denilen kısıtlamalar, şırıngayla damarımıza verilen eroin gibi. Hoş bir zevk veriyor, damarımıza girerken. Farkında değiliz ki kendi ellerimizle tertemiz kanımızı boşaltıp, damarlarımızı zehirle doldurduğumuzun.
Memleketimde nedense isyan denildiğinde bir panik havası oluyor hemen. Bir yerde, bir toplulukta isyan kelimesi söylenmeyiversin, hemen yüzler birbirine bakınıyor, korkuya kapılıyor. insanların büyütüp beslediği, ruhsatsız iş yeri çalıştıranlara göz yumanlara, pasajlarda demir doğrama işi için ruhsat verenlere, yapılmayan yollara, dökülen kaldırımlara, işçiye, memura, emekliye çay kaşığıyla verip, kepçeyle alanlara, seçim yatırımı için göz boyama için yapılan hizmetlere kötü kuralları gör artık, bu düzensiz düzenin çarkı içinde döndüğün sürece hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini. Şimdilik kurallara boyun eğiyorum; ileride iyi bir yere geldiğimde bu kurallara hükmedip değiştireceğim deme ey arkadaşım. O zaman, zehir damarlarını çoktan doldurmuş olacak ve istesen de boşaltamayacaksın o zehri damarlarından, hükmedip değiştiremeyeceksin o kuralları. Hatta o zehir, içine işleyip, sen kendinden geçtiğinde hoşuna gidecek, o kuralları sözünün geçtiği insanlara uygulatmak, insanların haklarını, özgürlüğünü kısıtlamak.
Bu serzenişlerimi duyun istiyorum. Arabayla o eşikten kaç bu eşikten kaç, bakımsız, boyasız parklara, dökülen yaya kaldırımlarına, Arap saçına dönmüş şehir trafiğine, sözde engelliler için yapılmış yaya geçitlerine, bir türlü bitmeyen üst geçide,üstüne ölü toprağı serpilmiş çorum sivil toplum kuruluşlarına,bunların sizin temel haklarınız olduğunu duyurun istiyorum.
Gelin, başımız önümüzde yürümeyelim artık. Haydi, haykıralım kardeşlerim. Kızıyla, erkeğiyle, rockçısıyla, popçusuyla, converselisiyle, iskarpinlisiyle, başörtülüsüyle, dekoltelisiyle köylüsüyle, şehirlisiyle, işçisiyle, memuruyla, emeklisiyle, esnafıyla
Dik tutalım başımızı, göğe doğru bakalım artık. Gökyüzünden, özgür maviliklerden özgür kurallar devşirelim artık. 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 08

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

İYİLER VE KÖTÜLER
İnsanların zamanımızda dünyanın dört bir yanında var olan kötülükleri, adaletsizlikleri, zulüm ve haksızlıkları sıradan olaylar gibi değerlendirmelerinin altında pek çok neden bulunmaktadır. Bu nedenlerden en önemlisi insanın çevresinde olup bitenlerden haberdar olmaya başladığı andan itibaren sürekli bu tip olaylarla karşılaşmasıdır. Gerçekten de gazetelerde veya televizyonda, vahşice işlenmiş cinayetlerin, acıma ve merhamet duygusu kalmamış canilerin, acımasızca açlığa ve soğuğa terk edilen korumasız çocukların, yaşlıların ve kadınların, dolandırıcılıkların, ahlaksızlıkların, kıskançlıkların, düşmanlıkların, çıkar kavgalarının, dejenerasyonun haberlerine rastlanmayan tek bir gün bile geçmemektedir.
Buna benzer olaylara şahit olan insanların büyük bir bölümü bunları kendilerini ilgilendirmeyen, başkalarının başına gelen olaylar olarak değerlendirirler. Bu nedenle de toplumda yer alan bu tür çarpıklıkların, huzursuzlukların ve acımasızlıkların sorumluluğunu üzerlerine almazlar. Sözgelimi masum ve savunmasız bir insan kimi zaman kendisinden maddi olarak daha fazla imkana sahip bir kişinin hışmına uğrar, o kişiden çok ağır sözler, hakaret ve iftiralar işitir. Böyle bir durumda herkes asıl suçlu olanın haksız yere o masum insana saldıran kişi olduğunu çok iyi bilir, ancak genellikle bir kişi bile bu haksızlık karşısında ses çıkarmaz. Sessiz bir izleyici olmayı tercih eder. "Benim ses çıkarmamdan ne olur ki?" veya "Beni ilgilendiren bir konu değil" diyerek haksızlığa göz yumar.
Elbette ki bunlar vicdanı henüz körelmemiş ve kalbi katılaşmamış insanlarda rahatsızlık uyandıran, onların hamiyet hislerinin kabarmasına neden olan olaylardır. Ancak sadece kızmak, yermek, sıkıntı duymak bu olayların tekerrür etmelerini engelleyemez. Bunun için gerçekten vicdan Sahibi olan ve iyilik yönünde düşünen insanların samimi bir çaba içinde olmaları ve iyiliğin peşinde koşanlara her koşulda destek olmaları gerekmektedir. Ancak bunun için kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğunu ayırt edebilmek gerekir. Çünkü günümüzde iyilik ve kötülük göreceli bir kavram haline gelmiş, herkes içinde bulunduğu topluma, sosyal yaşantısına, hatta çıkarlarına göre iyilikler ve kötülükler belirlemiştir. Örneğin günümüzde sokak köpeklerine sahip çıkarak onların haklarını korumak çok önemli bir iyilik alametidir. Veya afet bölgesine bir kamyon eşya gönderilmesine aracı olmak, bunun için birkaç telefon açmak "yardımsever" sıfatını almak için yeterlidir. Yada bir yardım kulübünde bir araya gelerek, birkaç okulun duvarlarını boyatmak, birkaç çocuğun okul gereksinimlerini karşılamak bu insanlara ömür boyu yetecek bir hayır işi olarak değerlendirilir. Bu hayrı yapan kişi yaptığından dolayı çok büyük bir gurur duyar, çevresindeki kişiler de "Ne kadar iyi bir insan" diyerek onu takdir ederler. Bunlar elbette ki güzel davranışlardır, ancak bu tür kısıtlı girişimlerin dünyadaki kötülüklerin tamamen yok olması için yeterli olmayacağı çok açıktır. Aslında bu tür yardımlarda bulunan insanlar da bu gerçeğin farkındadırlar. Yani yaptıklarının büyük bir fedakarlık gerektirmediğini bilirler. Hatta bazıları, yaptıkları ile sadece toplumdaki ve yakın çevrelerindeki itibarlarının yükseldiğini, aynı zamanda da boş vakitlerini değerlendirecek bir meşgale bulduklarını düşünürler. Bu girişimlerinin bir başka nedeni de vicdanlarını rahatlatmaktır.
Bir ev hanımından lise öğrencisine,
 Esnaftan profesöre Belediye başkanından Millet vekiline parti il başkanından mahalle muhtarına köylüsünden şehirlisine kadar vicdan sahibi, güzel ahlakı bilen ve bu ahlakın insanlar arasında yaşanmasını isteyen her insan iyilerle ittifak edebilir. Ancak bunun için tüm ön yargılarınızdan şimdiye kadar yaptığınız
değerlendirmelerden ve bizlere öğretilen doğru ve yanlışlardan tamamen kurtulmalıyız. Daha sonra çevremize dikkatle bakmamız ve gerçek iyilerle gerçek kötülerin kimler olduklarını tespit etmemiz gerekir. Bu tespiti yaparken de kendinize tek bir ölçü almamalıyız:
Bir de hayatının her anında ahlaksızlık yapan, insanlara huzursuzluk, tedirginlik veren, onları aşağılayan, dolandıran, incitici sözler kullanan, insanlara değer vermeyen, sadece kendisini düşünen, dedikoducu, kötümser, saldırgan, yalancı insanlardan bukelemon gibi renk değiştiren olup da, arada sırada sokaktaki bazı fakirleri giydirip doyuran, onlara yardımda bulunanların da gerçek iyilerden oldukları söylenemez. İyi insanların tüm hayatlarında doğruluk, dürüstlük, adalet, candanlık ve samimiyet hakimdir. Ancak şu yanlış anlaşılmamalıdır; insanların elbette ki hataları veya eksik yönleri olabilir. İyi ve samimi niyetli bir insan bu hatalarının ve eksikliklerinin farkına vardığında bunları hızla telafi etmek için çaba sarf eder, vicdanının ve gücünün yettiği oranda en güzel ahlakı göstermeye çalışır.
Bencil, hırslı, vicdansız ve insaniyetsiz insanlar aralarındaki kıskançlık ve rekabet nedeniyle hiçbir zaman birlikte hareket edemez, işbirliği yapamaz, bu nedenle de çeşitli hiziplere bölünürler. Bu hizipleşmenin bir sonucu olarak da birbirlerine karşı çok şiddetli düşmanlık beslerler.
Ancak kötüleri, kendi içlerindeki bu hizipleşmelerine rağmen bir araya getiren ve birlikte hareket ettiren bazı olaylar vardır. Her şeyden önce onları bir araya getiren ve ortak bir amaçta birleştiren şey, şeytani duygularıdır. Bir araya gelişleri ise bir çağrı, duyuru veya yazılı bir sözleşme ile olmaz. Hatta çoğu zaman kendi aralarında tek bir kelime dahi konuşmadan, tek bir kez görüşme yapmadan güçlü bir birlik oluştururlar. Birbirleriyle maddi ve manevi çıkarları nedeniyle her zaman rekabet ve çekişme içinde bulunan kişiler bile, ortak bir hedef söz konusu olduğunda tüm çekişmeleri unutur ve birleşirler. Tarih boyunca her toplulukta, iyileri kötüleyerek halkı onlara karşı kışkırtan, mal ve mevkilerinin gücüne dayanarak saldırgan, şımarık ve azgınca davranışlar sergileyen kişiler bulunduğu görülmüştür. Halk ise zengin ve güçlü gördükleri ve bu nedenle korku duydukları bu insanların sözlerine itibar ederek, çoğu zaman kötülerin önde gelenlerinin yanında yer almışlardır.
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 09

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SİGARA DENEN İLLET!
SİGARA KONUSUNDA BİLİNMESİ GEREKEN BAZI GERÇEKLER
            Dünya sağlık örgütü istatistiklerine göre dünya ülkelerinin birçoğunda en çok rastlanan ve en çok ölüme yol açan nedenler arasında ilk sırayı akciğer kanseri alıyor. Son 40 yılda yüzde 250 oranında artiş gösteren akciğer kanserine sadece ABD'de her yıl 160 bin kişi yakalanıyor. Türkiye'de ise her yıl 30-40 bin kişide akciğer kanseri görülüyor.       Bir başka araştırmaya göre akciğer kanserinin yüzde 85'i, kronik bronşit'in yüzde 75'i, kalp hastalıklarının yüzde 25'i sigaradan kaynaklanıyor. Uzmanlar, 100 bin kişilik nüfusta hiç sigara içmeyenlerin kansere yakalanma oranının yüzde 3-4, günde bir paket içenlerde yüzde 61, 1-2 paket içenlerde 143, günde 2 paket ya da daha fazla içenlerde 217 olduğuna dikkat çekiyor. Marmara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (MARÇEV) ile Sigara ve Diğer Alışkanlık Yapıcı Kimyasallar Etkileşim Birimi ve Dünya Sağlık Teşkilatı kaynaklarından alınan bilgilere göre tütün ve sağlık konusunda bilinmesi gereken gerçekler şöyle sıralanıyor.
-Tütünde sağlığa zararlı hangi maddeler bulunuyor? En iyi bilinen ve en tehlikelileri karbonmonoksit, nikotin ve katrandır.
-Bu maddeler nasıl öldürücü etki yapar?
Karbonmonoksit: Arabaların egzoz gazının aynısıdır. Kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır.
Nikotin: Kokain ve Morfin kadar bağımlılık yapar. Kan basıncını (tansiyon) ve kalp hızını arttırır. Karbonmonoksit ile birlikte koroner arter hastalığı ve beyin damar hastalığına yol açar.
Katran: Kanserojen (kanser yapıcı) olup akciğer kanseri, anfizem ve kronik bronşit yapar.
-Düşük katran ve nikotin içeren sigaralar az mı zararlıdır? Hayır. Kanda azalan miktarları telafi etmek için alışkanlığı olanlar daha fazla içer ve daha çok içine çeker.
-Filtrelisi de zararlı mı, Filtreli sigaralar zararsız mıdır? Hayır. Filtre karbonmonoksit ve diğer zehirli gazları temizlemez. Filtreli sigara içicisi yine de kalp hastalıkları ve inmeye (felç) yakalanabilir.
-Sigara neden kadınlara daha zararlidir? Menapoz 1-3 yıl daha erken olur. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar arasında sigara içenlerin, içmeyenlere göre kalp krizi geçirme şansı 10 kat fazladır.
-Dünyada sigara tüketimi ne kadardır? Gelişmiş ülkelerde 15 yaşın üzerinde sigara içenlerin günde ortalama 7-10 sigara içtiği saptanmıstır.
SİGARANIN BAŞLICA ZARARLARI
KALP VE KAN DOLAŞIMI HASTALIKLARI
Kalp Krizi ,Damar Tıkanması ,Kangren
SOLUNUM YOLLARI
Bronşit,Amfizem ,Akciğer ve Solunum Yollarında sürekli enfeksiyon sonucu tahribat Astım
KANSER                  
            Akciğer,Yemek Borusu,Ağız içi , Burun, Boğaz,Gırtlak,Pankreas,Böbrek,Lösemi, Ülser (Mide ve oniki parmak bağırsağı) Erkeklerde İktidarsızlık ve kısırlık Kadınlarda erken menapoz ve kısırlık, Premature Doğum / Düşük,Cildin erken yaşlanması, katarakt,Tat ve koku alma duyularında zayıflama , Sosyal soyutlanma.SİGARA DUMA           NININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ZARARLARI NELERDİR ?
            Astım ve solunum yolları rahatsızlıkları,Daha sık gribe yakalanma,Orta kulakta sıvı birikmesi (sağırlığa yol açabilir),Yanında sigara içilen çocuklar, diğerlerine göre daha sık hastalanıp, okuldan geri kalırlar,Yanında sigara içilen çocukların hayatlarının herhangi bir döneminde sigaraya başlama olasılıkları çok yüksektir.
ÇOCUKLARIN SİGARAYA BAŞLAMALARINI NASIL ÖNLEYEBİLİRİM ?
            Çocuklardan sizin için sigara ve kül tablası getirmelerini istemeyerek,Onları sigara aldırmaya göndermeyerek,Sigaraya hiç başlamamış olmayı istediğinizi söyleyerek , Sigarayı birgün bırakmayı istediğinizi ve onların da hiç başlamamasını istediğinizi söyleyerek.Sigarayı birgün bırakmayı istediğinizi ve onların da hiç başlamamasını istediğinizi söyleyerek
SİGARAYI BIRAKINCA NELER OLUR ?
            Akciğer kanseri riski 10 yılda yarıya iniyor. Sigarayı bırakınların vücudunda şu değişiklikler oluyor:20 dakika: Kan basıncı ve kalp hızı normale döner. Eller ve ayaklar dolaşım normale döndüğü için ısınmaya başlar. 8 saat: Kanda oksijen düzeyi normale döner. Kalp krizi riski düşmeye başlar. 24 saat: Karbonmonoksit (egzoz gazı) vücuttan atılır. Akciğerlerdeki balgam ve diğer birikimler temizlenmeye başlar. 48 saat: Nikotin vücutta artık saptanamaz. Tat ve koku alma duyusu artmıştır. 72 saat: Solunum yolları gevşediği için nefes almak kolaylaşır. Vücut enerjisi artar. 2-12 hafta: Dolaşım bütün vücutta düzelir. Yürümek kolaylaşır. 3-9 ay: Öksürük, nefes darlığı düzelir. Akciğer işlevi yüzde 5-10 oranında artar. 5 yıl: Kalp krizi riski sigara içenlerin riskinin yarısına iner. 10 yıl: Akciğer kanseri riski sigara içenlerin riskinin yarı sına iner. Kalp krizi riski hiç sigara içmemiş biri ile eşit olur.
SİGARA NASIL BIRAKILIR?
            Sigarayı bırakmak her zaman kolay olmadığından, sigarayı bırakmak isteyen kişinin kendini iyice hazırlaması gerekir. Sigarayı bırakmış kişilerin deneyimlerinden yola çıkarak sizlere yardımcı olacak bu önerileri hazırladık: Öncelikle sigarayı bırakmanızda kolaylık sağlayacak bir gün belir-leyin ve bu güne sadık kalın. Özellikle ilk günlerde sigara içme krizinden kurtulmak için bazı alışkanlıkları değiştirmekte yarar vardır. Örneğin; çay ve kahveyle birlikte canınız çok sigara istiyorsa, meyve suyu yada meyve özlü çay içmeyi de-neyebilirsiniz. Ayrıca sigara içilen mekanlara bir süre için daha az gitmeye çalışabilirsiniz. Tabii ki aklınıza sigarayı getirecek bütün durumlardan kaçınamazsınız. Unutmayın ki bu etkiler yanlızca birkaç hafta sürmektedir. Bu süre için sizi oyalayacak birşeyler bulabilirsiniz. Her seferinde yanlızca bir günü hedef leyin. Sigarayı tamamen bıraktım diye düsünmeyin. Bugün içmeyeceğim diye düsünüp ertesi günü unutun. Ertesi gün olduğunda aynı şeyi o gün için uygulayın. Sık sık sigarayı bırakma nedenlerinizi gözden geçirin ve bırakmış olmakla neler kazandığınızı düşünün. Bir sigaradan birşey olmaz demeyin, bir sigara kolayca iki ve üç olur, sonra herşey eski haline döner. Kendinizi ödüllendirmeyi unutmayın. Sigaraya harcadığınız parayı bir kenarda biriktirerek bu parayla kendinize güzel bir hediye alabilirsiniz. Doktorunuz veya bölgenizdeki bir sağlık kuruluşuna başvurarak size nasıl yardımcı olabileceklerini sorabilirsiniz.
KAYNAK:(1) Camden&Islington Community Health Services, London, UK(2c) Yaşam Sağlık Merkezi Dikmen / ANKARA (3)Milliyet Gazetesi
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 10

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KISKANÇLIK
            Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol dedirtmeyen insanoğlunun doğuşuyla başlayan hastalık KISKANÇLIK.
Çoğumuz için kıskançlık, nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur. O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir. Kimisi de "derinlere" dalar. Bir başkası karşısındakini didikler. Sinir küpüne dönerler, hatta şiddete başvuranlar vardır...
Tepkiniz nasıl olursa olsun kendinizi kontrol edebilmek için yapmanız gereken, duygularınız tanımak ve ruhsal yapınızın hangi özelliklerinden kaynaklandıklarını saptamaktır. Varsayın ki, aşırı kıskançlık duymaya başladınız... Bir an durup bu duygunun nereden geldiğini, daha önce aynı şeyleri ne zaman hissettiğinizi bulmaya çalışın Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir diye Hafızanızı şöyle bir karıştırın; arkadaşınızın bir mevkie gelmesini,veya bir arkadaşımızın dergi veya bir yayın organını çıkartmasını kıskandığınız gibi yine  çocukken, annenizin çok istediğiniz halde bir başarınızda sizi övmediğini ya da kardeşlerinizi daha çok takdir ettiğini hatırlayacaksınız.
Şimdi de, yetişkin bir insan olarak edinmiş olduğunuz duygusal olgunluktan yararlanarak duygularınızı makul hale getirmeyi deneyin. Örneğin, kendinize şunu telkin edin: "Annem, güzel göründüğümü söylememiş de olsa, bunu muhakkak düşünmüştü." Zaten asıl önemli olan, sizin şimdi güzel olduğunuza inanmanızdır. Özellikle kıskançlık-depresyon kısır döngüsüne düşmekte olduğunuzu fark ettiğinizde atmanız gereken bir sonraki adım, elde ettiğiniz başarıları hatırlamaktır. Özgüveniniz giderek azalıyorsa, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, mutlu geçen bir tatili, severek yaptığınız bir işi anımsamanın tam zamanıdır.
Hafızanızı tazelemek için fotoğraf, defter, kitap gibi anılardan yararlanabilirsiniz. Hafızayı desteklemek için, başarılarınızın belgeleriyle dolu bir defter tutabilirsiniz. Güzel anılarla dolu bir kutuyu karıştırmak, sıkıntı ve umutsuzluklarınızı dağıtmanıza yardım edecektir. Sevdiğiniz şiirler, yakın arkadaşlarınızın fotoğrafları ya da tatillerde topladığınız deniz kabuklarıyla doldurabilirsiniz bu kutuyu. Kendi benliğinize yönelmekten, onu şımartmaktan korkmayın. Kıvanç duyduğunuz bir olayı anımsamanın tadını çıkarın. Herkesin böyle bir anısı vardır. Birçok kişi çocuklarıyla övünür, onlar sayesinde hayatı daha hoş bulur. Bütün bunlar, kendinize biçtiğiniz değeri yükseltmenin, kötü bir döneminizde bile kendinizi iyi hissedebilmenin anahtarlarıdır. Kıskançlık duymaya başladığınızda bunları hatırlamayı öğrenirseniz, davranış biçimlerinizi de değiştirmeniz mümkün olur. Eşinizle yolda yürürken, onun başka birine ilgi gösterdiğini görürseniz, hemen "düğmeye basıp" kendinizi çekici bulduğunuz bir anı hatırlayın ve kafanızdaki bu resmin bozulmasına izin vermeyin.
Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçenin  geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir ve kalıcı olduğunu hatırlayarak Açıkça konuşmaktan kaçmayın
Eğer eşinizin gözü sürekli karşı cinsin üzerindeyse, ona rahatsız olduğunuzu
Söylemek gerçekten gereklidir. Bazı kadınlar öfkelerini hiç dile getirmezler. Kocaları da onları sıkanın ne olduğunu bilemezler. İşte bir örnek: Genç adam aptalca olduğunu bilse de, kıskançlık hissettiğinde bunu hemen karısına söylemekte, böylece o an için ihtiyaç duyduğu güveni temin etmektedir. "Bunun anlamsız, aptalca duygulanmalardan biri olduğunu biliyorum, ikimiz de biliyoruz. Ama kelimelere dökmekle ondan kurtuluyorum; kendimi daha iyi hissediyorum. Son olarak, şunu açıkça vurgulayıp; destek ve yardım, kendi özgü ve içimizden gelmek zorundadır. Herkes içini tazeleyecek, kendisi ve yaptığı iş hakkında iyi düşünceler geliştirebilecek güce sahiptir. Kadınlar çoğu kez kendilerine haksızlık ederler. Aynanın karşısına geçip iç çekerler.
Sevgiden, tortullu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Ve bu tutumu başkaları da mutlaka fark edecektir. Unutmayın; kendinizi nasıl görüyorsunuz, dünya da sizi öyle görmektedir.
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

11

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NİMETİMİZ  “EKMEK"
            Soframızda, her öğünde yer alan, olmazsa olmaz bir tek yiyecek vardır ki, o da çok yakından tanıyıp bildiğimiz ve tadından asla vazgeçemediğimiz ekmeğimizdir. Kimimiz fırından yeni çıkmış buharı üzerinde çıtır çıtır severiz; kimimizin midesi hassastır, ağızda dağılanını tercih ederiz. Kimimiz pamuk gibi yumuşacık içine, kimimiz kıtır kıtır kabuğuna vurgunuzdur. Kısacası soframızdan ekmeği eksik etmeyiz. Onun güzel tadı dilimize öylesine yer etmiştir ki, atasözlerinde, benzetmelerde, günlük yaşamda bir an bile bırakmaz peşimizi.
Ekmek üzerine yemin ederiz. Direnmek, zorluklarla mücadele, hem ekmek içindir, hem de bu mücadeleyi sürdürebilmek için gerekli gücü ekmekten alırız. Alnımızın teriyle “ekmek parası” kazanırız ama “ekmek arslanın ağzındadır”. Kısacası ülkemizde, geleneğin, inancın, emeğin, hayat veren, güç veren bir yiyeceğin adıdır ekmek. Bu güzel ve değerli besin yalnız ülkemizde değil dünyanın dört bir yanında da en çok üretilen ve tüketilen temel besin kaynağıdır. Yapılış biçimleri, türleri, kullanılan malzemeler, ülkelerin coğrafi ve kültürel yapısına göre farklılıklar arz eder. Ortadoğu, Asya ve Afrika'nın birçok bölgesinde hâlâ, geçmişi oldukça eskilere dayanan mayalanmış yassı ekmek kullanılır. Aynı şekilde
Hindistan'da Hint darısı, Orta ve Güney Amerika'da “Tortilla” denilen yassı, küçük ekmekler üretilir. Brezilya'da manyoktan yapılan küçük ekmekler sofralara lezzet katar. Uzakdoğu ülkeleri geleneksel yiyecekleri pirinçten vazgeçemeseler bile, ekmek onların yaşamında da pirinçle birlikte yerini korumaktadır. Almanya, Rusya ve Kuzey Avrupa'da çavdardan kara ekmek tüketilir. Tahıl ürünlerinin büyük miktarlarda üretildiği tüm diğer ülkeler gibi Türkiye'de de, ekmek tüketimi çok yüksek miktarlardadır. Ülkemizde yıllık tahıl tüketimi kişi başına 230 kg iken, bu Almanya’da 74 kg a ancak ulaşır. Ekmek, başta buğday, mısır, arpa, çavdar, soya, darı gibi tahıllar olmak üzere çok çeşitli bitkiden elde edilen unun, suyla yoğrularak hamur haline dönüştürülmesiyle mayalanıp, ateşte pişirilmesiyle elde edilir. 100 gramında %35 su, %53 nişasta, %8 protein, %1.4 yağ bulunan ekmeğin kalorisi 240'dır. B, B2, niyasin ve demir içeren bu değerli besinimizin ülkemizdeki yaygın üretim biçimine bir göz atalım. İçine öğütülmüş buğday unu koyulan tekneye su ve maya karıştırılarak hepsi iyice yoğrulur. Malzemenin tam olarak birbirine karışması için bu işlem 15 dakika kadar sürer. Hamur yaklaşık 4 saat kabarması için beklemeye bırakılır. Mayalanma sırasında ortaya çıkan karbon-dioksit gazıyla hacmi büyüyen hamur parçası birer ekmeklik eşit parçalara ayrılır. Şekil verilen hamur, ikinci mayalanma için pasa bezinin ya da tavanın üzerinde 1 saat bekletilir. Son işlem ekmeğin yüzeyine atılacak bıçakla kıtır kısmının şekillendirilmesidir.
Miktarına ve biçimine göre  230- 280  derecede, 15 ile 50 dakika arası fırına sürülen ekmek, suyunun tamamını kaybedip, kabarıp, kabuk kısmı oluşunca fırından çıkarak soframıza yolculuğu için bizi bekler. Klasik yoğurma yöntemi denilen bu yöntemle ekmek daha leziz ve doğal olmaktadır. Ekmeğin geçmişi insanın geçmişiyle paraleldir. İlk çağlarda, soğuk iklimin hüküm sürdüğü topraklarda ete dayalı besinler elde edilmesi amacıyla avcılık yapılırdı. Avrupa ile Asya'nın güney bölgelerinde ise, avcılık yapılmakla birlikte, sıcak iklimin etkisiyle etlerin uzun süre korunamaması, bu bereketli topraklarda tarımın gelişmesine sebep oldu. Buralarda ürünler genelde tahıla dayalıydı. Tahıla dayalı ürünleri tüketmeye başlayan insanların yaşadığı ilk bölgelerden biri de Anadolu'dur. Anadolu'da yaşamış Asur, Hitit ve Sümer medeniyetlerinden kalan tarihi eserlerde, tarımla uğraşan insan figürlerine rastlanmaktadır. Ekmeğin ilk kez 12 bin yıl önce yapıldığı ve kabaca ezilen tahılın suyla yoğurularak hamurun sıcak taşlar üzerinde sıcak külle pişirildiği sonucuna varılıyor. İlk mayalı ekmek ise tesadüf sonucu kendi kendine mayalanmanın ardından keşfediliyor.
Türkiye'de ekmek için genellikle buğday kullanılır. Bununla birlikte yörelere göre arpa, çavdar ve özellikle Karadeniz bölgesinde mısır da kullanılmaktadır. Ülkemizde tüketilen ev ekmeğini “yufka”, “pide” ve “somun” olarak üç tipe ayırabiliriz. Anadolu' da, özellikle göçebe köylülerin kullandığı yufka, pişirildikten sonra iyice kurutulmakta; böylece uzun bir süre muhafaza edilebilmesi mümkün olmaktadır. Bir oklava yardımıyla açılan yufka ters yüz edilerek sac üzerinde pişirilir. Bir diğer ekmek türüyse pidedir. Fırında pişirilen pide, yuvarlak veya oval formda yapılır. Üzerine susam, çörekotu, serpilir. Yumurtada sürülebilir. Ramazan aylarının vazgeçilmez ekmeğidir. Son olarak somun ekmeği gelmektedir. Kepeği bol undan imal edilen bu tür, daha ziyade ticarî fırınlarda pişirilen yuvarlak ekmeklerdir. Somun, bugün çoğunlukla kentlerde ince undan yapılmaktadır ve francala olarak da adlandırılır. Bu insanlık tarihi kadar eski gıdayı üreten ekmekçilerin kökeninin, Hz. Adem'e, yani ilk insana kadar dayandığı rivayet edilir. Evliya Çelebi gezi yazılarını topladığı ünlü eseri Seyahat-name'sinde, 17. yüzyılda İstanbul'da 999 fırın ve 10.000 ekmekçi olduğundan sözediyor. Evliya Çe-lebi, ekmekçi esnafının, buğdayı Cebrail'in emriyle un haline getiren Hz. Adem'i kendilerine pir kabul ettikleri, Hz. Muhammed döneminde yaşamış olan Amr bin Umran'ı da ikinci pirleri olarak gördüklerini anlatıyor. Osmanlı'da ekmek, fırınlarda, tezgahta, sokak araları ve semt pazarlarında, binek arabaları ve küfelerde satılırdı. Sanayileşmeyle çabuk ve se-ri üretim, geleneksel ekmek yapımını daha kolay hale getirse bile, kökeninin insanlığın varoluşuna dek uzandığını, şu atasözümüz ne güzel de betimliyor: “Ağacın kökü toprak, insanın kökü ekmektir.”
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 12

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GIDA SATIN ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
            Taze Seçin: Meyve ve sebzelerin görünümünün mümkün olduğunca taze olmasına dikkat edin. Çok yağ görünümde, üzerinde lekeler olan ve hafif çürümüş veya üzerine özsuyu bulaşmış sebze ve meyveleri almaktan kaçının. Sadece görünümün gıdanın GÜVENLİ oluğunun bir garantisi olmadığını da unutmayın.
            2. Paketi inceleyin: Üzerinde delikler olan paketleri seçmeyin. Eğer taze et veya tavuk paketinden et suyu sızıyorsa, paketi bir başka poşetin içine yerleştirin. Böylece alışveriş arabanıza aldığınız diğer gıda veya malzemeye bulaşmayı önlersiniz. Her zaman balık veya et almadan önce meyve ve sebzeleri satın alın ve naylon poşetlere koyun.
            3. Raflardaki Sıcaklığı Kontrol Edin: Soğukta muhafazası gereken bir gıdanın soğuk olmadığını hissederseniz almayın. Varsa, soğutucu ve donduruculardaki sıcaklık ölçerleri kontrol edin.
Taze meyve ve sebze<10°C
Et, balık, tavuk <4°C
Süt ve süt ürünleri<2°C
Dondurulmuş Gıda<-18°C
            4. Son Kullanma Tarihini Kontrol Edin: Ambalajın üzerindeki son kullanma tarihini okuyun. Bu tarihler yazılırken, gıdanın 4°C veya 2°C sıcaklıklarında saklanacağı dikkate alınır. Bazen raf ömrü sadece tahmini bir değerdir. Bu nedenle gıda bu sıcaklık koşullarında tutulmamışsa, son kullanım tarihinin bir önemi kalmayabilir. Bazen peynir ve meyve sebze gibi gıdalar paketten çıkarıldığında küflenmiş olabilir. Hemen hemen tüm peynir, meyve, sebze, delikatessen salatalar küfle bulaşıktır, ancak gözle görülemez. Zaman içinde küf gelişimi görünür hale gelir. Mümkün olduğunca gıdayı taze alın ve uygun koşullarda muhafaza edin, hazırlayın ve tüketin.
            5. Süt Ürünlerinin Tarihini Kontrol Edin: Bu ürünlerde genellikle belli bir tarihe kadar kullanma tarihi yer alır. Bu ürünlerin 4°C sabit sıcaklığında saklanacağı var sayılmaktadır. Eğer sıcaklık 10°C ise, bu ürünlerin muhafaza edilebilirliği 4 kez azalır. Özellikle süt en sıcak kısım olan buzdolabının kapağındaki raflara yerleştirilmemelidir. Kolay bozulabilir nitelikte olan taze süt, et, tavuk, balık gibi gıdalar buzdolabının arka duvarına doğru yerleştirilmelidir.
            6. Yumurtaları Kontrol Edin: Markette yumurtalar 4°C'da tutulmalıdır. Oda sıcaklığında bekletilen yumurtaları almayın. Yumurtaların kabuğunda patojen (hastalık yapıcı) Salmonella enteridis mikroorganizması bulaşması olabilir ve yumurtanın içine de geçebilir. 7°C'dan daha düşük sıcaklıklarda bu mikroorganizma yeteri kadar nem olmadığı için çoğalamaz. Yumurtalarda kırık, çatlak ve aşırı kir olmamasına dikkat edin. Yumurtanın tazeliğini tavaya kırdığınızda test edebilirsiniz. Genel olarak, tavaya kırıldığında yumurta akının 7.5 cm çapı aşmaması, sarısının ise 0.1-1.3 cm yükseklikte olması gerekir.
            7. Taze Balık, Et, Tavuk Seçimi : Etin kırmız* rengine miyoglobin isimli doğal bir pigment neden olur. Bu pigment, doğal boyar madde, hindi ve tavuk etlerinde daha azdır. Genellikle parlak kırmızı renkli sığır eti tazeliğin göstergesidir. Ancak bunun etin GÜVENLİ oluğu ile bir ilgisi yoktur. Etin pişirilmesiyle bu pigmentin rengi kahverengiye döner. Bu renk de mikrobiyolojik yönden etin tehlikesiz olduğunu ifade etmez. Bazen azotlu gübrelerle yetiştirilen sebzelerle et azotlu gübrelerle yetiştirilen sebzelerle et birlikte pişirildiğinde kalıntı nitratlardan dolayı etin rengi kahverengi-kırmızı olabilir. Kürlenmiş et ürünlerinde de et rengi kırmızıdır. Kürleme işleminde nitrat, tuz, ve ısı kullanılır. Sosislerde nitrit ilavesi çok tehlikeli patojen olan Clostridium botulinum mikroorganizmasının gelişmesini önler. Bazen dondurulmuş tavuk bacakları ve kanatları pişirildiğinde renk koyulaşır. Bunun nedeni, tavuğun gözenekli kemiklerinden hemen yakındaki kaslara kanın sızması ve pişirme ile rengin koyulaşmasıdır. Eğer pastörizasyon sıcaklığında pişirme yapılırsa tehlike kalmaz.
            8. Donmuş ve Buzdolabında Saklanan Gıdaların Alınması : Bu tür gıdalarda sıcaklık artığını önlemek için alış verişinizin sonuna doğru alın. Dondurucunun dolum çizgisinin altında kalan ürünleri almaya özen gösterin. Eğer paketin üzerinde buz kristalleri varsa gıdanın dondurucuda uzun süre tutulduğunu gösterir. Eğer dondurucuda sıcaklık değişimi  ± 9.5°C ise defrost (çözünme) ile donmuş gıdanın yüzeyinde ısınma olur ve sıcaklık yeniden düştüğünde yüzeydeki serbest su donar ve gıdanın yüzeyi su kaybeder. Bu bir kalite sorunudur.
            9. Sıcak Delikatessen Tip Gıdaların Seçimi : Bu ürünler 65-66°C'da sunulur. Bu tür gıdaları da alışverişinizin sonuna doğru alın ve patojen canlıların canlı kalabileceğini dikkate alarak en çok 4 saat içinde tüketin. Geri kalan kısımların ise saklamadan atın. Eğer bu gıdaları saklamak istiyorsanız, satın aldıktan 2 saat içinde buzdolabına koyun ve 15 saatten az bir sürede 7°C'a soğuması için 2.5 cm'den daha az kalınlıkta bir kaba aktarın. Aksi halde güvenli görünen bir
gıda kusma, ishal ve muhtemelen felce neden olabilir.
            10. Makarna, Hububat ve Diğer Kuru Gıdaların Seçimi : Bu ürünler görünür böceklerden ari olmalıdır. Hububat türü gıdalarda böcek yumurtaları bulunabilir. Eğer ılık ve nemli bir ortamda gıdayı saklarsanız bu yumurtalar canlı böceklere dönüşür. Bu ürünleri satın aldığınız raflara da dikkat edin, bulaşmanın olduğunu gösteren ipuçları olabilir.
            11. Konserve Gıdaların Seçimi : Kutularda herhangi bir açılma olup olmadığını mutlaka kontrol edin. Kutunun tepesi veya tabanındaki tümsek oluşumları tehlikelidir. Hatalı konserve gıda tüketimi ölüme yol açabilir. Çoğu kez bu bombe oluşumları, gıdanın asitlerin teneke lakı ile reaksiyonu sonucu oluşan hidrojen gazı nedeniyledir. Fakat ne yazık ki Clostridium botulinum mikroorganizmasının gelişimi sonucu da olabilir ve bu organizman*n zehirleri ölümcüldür. Bu tür bir konserve kutusunu ne olursa olsun asla açmayın ve geri götürün.
            12. Market Alış verişinizin Paketleme : Satın aldığınız malzemeyi poşetlere koyarken, soğuk ve donmuş ürünleri bir arada paketleyin. Taze et ve tavuk paketlerini poşetin en altına yerleştirin. Deterjan gibi kimyasal malzemeleri gıda maddeleri ile aynı poşete koymayın. Bir başkası sizin için poşetlere yerleştiriyorsa, bu şekilde yapmasını isteyin.
            13. Gıdayı Eve Getirirken Soğuk Muhafaza : Eğer yolunuz bir saatten fazla ise soğuk gıdalar 10°C'a dek ısınabilir. Bu nedenle alışverişe gelirken arabanızın bagajına içinde buz olan bir soğutucu koymayı ihmal etmeyin. (hele yaz aylarında !)
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 13

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

STRES
            Çağımızın en önemli hastalığı olarak görülen stres,sıkıntı,zorlama ve dayanma gü-cünün azalması olarak tanımlanmaktadır.
            Endüstriyel toplumlarda yaşayan insan lar,hızlı kentleşme ve buna bağlı olarak gürül-tünün artması,kalabalıklaşma,hızla çekişen yaşama şartları Trafik sorunu ve benzerleri durumunda sıkça karşılaşmaktadırlar.
            Çalışamayan bireyi strese sokan öğe-lerin ilk sıralarında yer almaktadır. Makine ile doğrudan ya da dolayalı ilgili işçiden yönetici-ye kadar herkes stresten  payını almaktadır. Bunlardan birkaçını sıralayacak olursak var-diyalıçalışma,işten çıkartılma tehlikesi, hiyerar şik yapı,aşırı bürokrasi  ve monotonluk sayıla-bilir.
            İşyerinde stresi gidermenin yolunu A-merikalı Dr. Coleman şu sözlerle Belirtmekte-dir. "Kendine saygı,tatmin ve parasal güven-cenin yanı sıra yapılan iş entelektüel  ve fiziki açıdan doyurucu olmalıdır"
            Batıda yapılan araştırmaya göre stres kaynaklı intiharlar yoğunluk sırasına göre en çok Genel Müdürler,İşçiler ve Memurlar ara-sında görülmektedir. İntihar yüzdesi en düşük olduğu gruplar arasında ise, muhasebeci-ler,yüksek bürokratlar menajerler ve  doktorlar şeklinde sıralanmaktadır.
            Manchester Üniversitesi Bilim ve Tek-noloji Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen bir incelemede,çeşitli mesleklerde yaşanılan st-res değerlendirildiğinde,en stresli işin maden-cilik olduğu,bunu polis ve gardiyanlardan son-ra inşaat işçiliğinin takip ettiği belirlenmiştir.
            Stresli bir yaşam,insanın duygusal ger-ginlik hissedilmesine,toplumla bütünleşmeme ve uyumsuz kişilik sergilemesine neden olmak tadır. Uzmanlara göre,stresin tırmanma süreci şöyledir. "Sürekli telaş içinde olmak,espiri anla yışını yitirmek,karar almak ve alınan kararlara bağlı kalmakta güçlük çekmek,giderek sabırsız olmak,unutkanlık, gerilim, alınganlık, kolay incinebilirlik,sürekli kusur bulmak ve baş kalarını eleştirmek,bir yere kurulup oturmak-tan mutsuz olmak,kendi sorunlarından ötürü başkalarını dinlememek" İnsanlarca strese neden olan faktörlerin tam bir listesini yapmak olanaksızdır.
 
            Stresli ortaya çıkartan olaylardan aşa-ğıda yer verilen unsurlar 100 puan üzerinden değerlendirildiğinde sıralama şöyledir:
Boşanma ................................................... 73
Evli olduğu halde ayrı yaşama ...................65
Cezaevine girmek ......................................63
Aileden birinin vefatı ..................................  63
Önemli bir hastalık atlatmak ......................  53
Evlenme .....................................................60
İşten çıkartılma ........................................... 47
Sevgilinizle yeniden barışma ......................45
Emekliliğe ayrılma ...................................... 45
Hamilelik .....................................................40
Cinsel sorunlar ...........................................39
Yeni bir iş kurma .........................................39
Maddi durumu bozulma ..............................38
Yakın bir arkadaşının ölümü .......................37
İş değiştirme ...............................................36
Sevdiğinizle yaşadığınız sorunlar ..............35
Büyük miktarda borca girme ......................   31
Kariyerinizde değişiklik ...............................29
Çocuklardan birinin evi terk etmesi ............29
Eşin işi bırakması veya değiştirmesi ..........26
Okula başlamak veya bırakmak .................26
İşte yaşanan sorunlar .................................23
Ev değiştirme .............................................20
Okul değiştirme ..........................................20
Hobilerin değişmesi ....................................19
 
STRESSİZ YAŞAM İÇİN 50 ÖNERİ
            Mutlu ve stressiz yaşayabilmenin yol-ları Lavnium özel sağlık bülteninde şu 50 mad dede toplanmıştır.
 
-Her gün üç kişiye kompliman yapın.
-Buz kalıplarını boş olarak buzluğa koymayın
-Sevdiklerinizin doğum günlerini hatırlayın.
-Her bahar çiçek dikin.
-Pahalı araba kullanmayın ama eviniz satın, alabileceğiniz en iyi ev olsun.
-Hiçbir zaman okumazsanız bile iyi kitaplar satın alın.
-3 tane güzel fıkra öğrenin
-Ortada neden yokken şampanya için
-İşin üç kağıdını öğrenmekle zaman kaybetmek yerine işi öğrenin.
-Başkalarını suçlamayın, her anın sorumluluğu üstlenin.
-Sevdiklerinize küçük hediyelerle sürpriz yapın.
-Sigara içmeyin.
-Yılda en az  bir kere güneşin batışını izleyin.
-İnsanların isimlerini hatırlayın.
-Çocuklarla oyun oynarken onların kazanmasına izin verin.
-Olumsuz insanlardan uzak durun.
-İnsanlara ikinci bir şans daha verin ama üçüncü şans asla.
-Her gün sekiz bardak su için.
-Pahalı kıyafetler, pahalı ayakkabılar giyin ama hepsini ucuzluktan alın.
-Sevdiğinize çiçek yollayın. Bir sebep bulmak için sonra düşünürsünüz.
-Bilmiyorum demekten korkmayın.
-Duş yaparken şarkı söyleyin.
-Yemek kötü diye garsona bahşiş vermemezlik etmeyin. Çünkü yemeği o pişirmedi.
-Ailenize yangın tatbikatı yapın. Bir yangın çıktığında herkesin ne yapması gerektiğinden emin olun.
-Sabahları işinize geldiğinizde söyleyeceğini ilk şeyin herkesin gününün aydınlatan bir şey olmasına dikkat edin.
-Seyahate çıktığınız zaman çantanıza ev adresinizi, telefonunuzu, kan grubunuzu bir yakınınızın telefon numarasını ve hangi otelde kaldığınızı belirten bir not koyun.
-Çözülebilecek bir şeyi asla kesmeyin.
-Çocuklarınıza her şeyin  en iyisini vermeye uğraşın, verebileceğinizin  en  iyisini vermeye çalışın.
-Computar kullanmayı öğrenin.
-İyi bir sözlük alın.
-Sosisin ve sucuğun nasıl yapıldığını asla seyretmeyin.
-En sevdiğiniz kitabı bir daha okuyun
-Zaman ve kelimeleri dikkatsizce kullanmayın. Yeniden elde edemezsiniz.
-Unutmayın, bir insanın manevi olarak en büyük ihtiyacı onura edilmektir.
-Ödünç aldığınız arabanın deposunu doldurup geri verin.
-Yaşayan her şeye saygı gösterin.
-Havaalanına birisini karşılamaya gitmeden önce telefon edip rötar olup olmadığını öğrenin.
-İlk intiba için ikinci bir şansınız olmaz. Onun için hazırlıklı olun.
-Çocuğunuzun yarışmalarına ve müsamerelerine mutlaka gidin
-Yaşadığının anın keyfini daha sonra olacakları düşünerek kaçırmayın.
-Kendinizden akıllı insanları işe alın.
-Arada bir annenize telefon edin.
-Okul servis arabalarındaki çocuklara el sallayın.
-Başkalarının zamanına değer verin.
-Randevunuza 10 dakikadan fazla geç kalacaksanız mutlaka haber verin.
-Hayatın adil olabileceğini düşünmeyin.
-Bir yıl boyunca yarım saat erken uyanın. Yaşamınıza bir hafta ekleyin.
-Davetiyelerdeki LCV'lere cevap verin.
-Evinizde mutlaka  yedek araba anahtarı bulundurun.
-Saatinizi beş dakika ileride tutun.
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 14

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KAÇIŞ...
            Kaçarız... Kimi zaman kendimizden... Kimi zaman başkalarından... O an için kaçış belki bir yol, belki bir kurtuluş gibi gelir. Bu kaçış bizi rahatlatır mı? Ve gizlenebilir miyiz? Kendimizden nereye saklanırız? Saklanmak için de bahaneler mi ararız.. O şöyle demiş olsaydı ben şimdi böyle yapmayacaktım gibilerden... Vicdan sorgusuna çekilmemek için, İçimizi rahatlatmak için- haklı göstermek için bin bir çeşit neden mi buluruz?
Kaçışlar beni üzer... O an için “hayır” deyemeyip, söz verip ondan sonra da kaçışta kurtuluşu arayanlar...”Hayır” demek o kadar zor mudur?
Müsait değilim, işim çok yoğun yapamıyorum desen ne çıkardı? Karşı taraf mutlaka analardı. Ama hayır bizler söz verip kaçmayı tercih ederiz. Bunu bir gelenek haline getirmişiz. Gayet normaldir kaçmak.. Kendinden kaçarsın, sevdiğinden kaçarsın, sevenlerinden kaşarsın, evinden kaçarsın, eşinden kaçarsın, işten kaçarsın.... Bir sürü kaçış.. Ve bir sürü neden.
Bu gün ben de kaçmak istedim işte.. Düşüncelerimden kaçmak istedim. Cevabını bulamadığım sorularımdan kaçmak istedim. Oysa “neden” diyebilirdim... Ama diyemedim. Çünkü karşıdaki de belki benim bu sorumdan kaçıyordu...
            “Gerçek acıdır meyvesi tatlı” derler ama ben gerçeği bulamadım.. Öğrenemedim.. Belki yanımda idi, karşımda idi de...göremedim..
            Kafam karmakarışık bu gün! Dün de öyle idi.. Bir önceki gün de.. Düşünceler, sorular, kendi kendime verdiğim cevaplar. Beynimi bulandırdılar, kaçışımı hızlandırdılar.. İşte bu gün ben de kaçmak istiyorum... Belki kaçış için farklı bir yer seçtim sadece.. Benim diğerlerinden ne farkım var ki...Kaçtım işte. ..Buraya kaçtım.. Yazabileceğim, isyan edebileceğim, sesimi kimsenin duyamayacağı bir yere.. Yazacaktım, neden arayacaktım, cevap bulacaktım- ama yine de kaçmış olacaktım...
            Kendi kendime bunca mert kişiler bile bazen kaçışı seçerlerse ben niye kaçmayayım ki dedim... Evet, kaçışım için bahane hazırdı. Mertler kaçar da ben niye kaçmayayım.. Ben mert, delikanlı değilim ki. Ürkeğin tekiyim. Korkağın tekiyim. Korkuyorum.. Hata yapmaktan korkuyorum. Sevdiklerimin sevgisini kaybetmekten korkuyorum. Birilerini üzmekten korkuyorum. Bu korkular da bir kaçışa neden değil mi? Korkuyorum işte. korkularım da beni kaçışa sürüklüyor.
            Evet bu gün ben de kaçtım.. . ama kaçışım doğru cevabı bulmama yardımcı olmadı.. Ama söz veriyorum bunu cevabını bulacağım ve korkağın teki de olsam mutlaka kaçmamayı seçeceğim..
 
 
 
 
 
 

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

15

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÖLSÜN KÜÇÜK ESNAF
Ölsün arkadaş Bakkallar, Manavlar, Balıkçılar, Kasaplar, Kahvehaneciler velhasıl ne kadar küçük esnaf varsa adını hatırlamadığım hepsi ölsün arkadaş. Neyine gerek yaşaması onların, gitsin çocuklarının nafakasını nerede ararlarsa arasınlar. Ekmek paralarını nereden bulurlarsa bulsunlar.
Ya bir zenginin yanına yamak olsun, ya bir atölyede asgari ücrete tabii, ya da camii önlerinde dilensinler. Nasıl olsa çocuklarına kitapları bedavaya geliyor, sağlık giderleri desen Devlet tarafından ödeniyor, Belediye’ler de nasıl olsa yardım merkezleri haline geldi, kömürünü, yiyeceğini veriyor.
 Neden çalıştırsın bu adamlar dükkânlarını her şey bedava zaten.
Nereden çıktı bu yazı diyenlere şunu demek istiyorum: küçük çapta bir dükkân açmak isteyen Şu odaya, bu odaya, sağlık raporu, İşyeri ruhsatı, ustalık belgesi derken 750 -2.000 lira gibi bir rakamın daha dükkân kapısı açılmadan harcanıyor. Dükkânı açtı diyelim içeriye yapacağı masraf, Bağ-Kur, kira, raf vs derken düşündüm ki bu adamın dükkân açması için orta çaplı bir arabasını satması gerekecek.
Kısacası daha para kazanmayı bırak, mekânda satılacak malları dükkâna koymadan adam yarı beline kadar batmış durumda olacak. O yüzden diyorum ya işte ÖLSÜN KÜÇÜK ESNAF. Yaşamasının ne anlamı var.
2011 senesinde 11 ayda sadece bakkal olan küçük esnaflardan 92 dükkân kapanmıştır. Acaba neden? Yabancı bandıralı ya da tek bir cebe hizmet eden marketler ülkemizi örümcek ağı gibi sardı üç beş yılda. Sizlerde üç kuruş ucuz diye indirim günlerinde kapılarında kuyruklar oluşturdunuz. Üç kuruş ucuz ürünü almak için girdiğiniz marketten ihtiyacınız olmayan şeyleri de aldınız, hatta pahalı olan bir ürünü de gelmişken alayım dediniz.
Alışverişiniz daha masraflı hale geldi farkına bile varmadınız. Kredi kartından geç hemen, sanki devlet ödeyecek, gerçi neredeyse yapmadıkları bir o kaldı. Her şeyimizi birilerine ödettirmeye alıştırılmadık mı biz, ödeseler de mutlu oluruz değil mi?
Üç kuruş ucuz diye market kapılarını aşındırırken bakkal amca iflas etti, üç kuruş ucuz diye kıyılmış kıymayı marketten aldık kasap amca iflas etti. Bunun gibi çok örnek verirdim ama köşem yetmeyecek, bundan korkuyorum.
Varsayalım ki küçük esnafımızda ürünler on kuruş pahalı olsun, değmez mi bakkal amcanın köşe başında yanan ışığını görmeye. Sahibinin adını bilmediğim, yüzünü görmediğim kim bilir kimin olan alışveriş merkezleri yerine küçük esnafımızı kalkındırsak olmuyor mu? Bu kısaca döner sermaye, yardımlaşma değil mi?
Paramızın nereye gittiğini bilmeyen toplum olduk artık farkında değil misiniz?
Bundan böyle tavsiyem şu: Bir alışverişinizde arada ki fark en fazla iki ya da üç lira olacaktır, bu farkı da ödeyin okurlar. Kendi halkımızın, komşumuzun hatta kendimizin ayakta kalması için tek izlenecek yol bu yol ve biran önce yıllardır lafla kalan marketler yasasının çıkmasıdır.
Eğer bu dediğimi değil de şuan yapılanı yapmaya devam ederseniz, ölsün kasap amca, ölsün yufkacı teyze, ölsün çerezci amca topyekûn kapatsınlar dükkânlarını.
Allah yardımcıları olsun
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 16

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KÜÇÜK ESNAFI DİPLOMALI YAPALIM AMA; KÜÇÜK ESNAFIDA ERİTMEYELİM!
            Bir sabah uyandınız. Gözlerinizi ovuşturarak, pencereden aşağıya bir sepet sarkıttınız. "Bir gazete, iki ekmek, üç yumurta" dediniz. Bakkalınız siparişlerinizi sepete koydu ve siz sepeti geri çektiniz. İşte alışıla gelmiş bu tablo hızlı bir şekilde maziye terk edilmekte.  
            Yimpaş bir kaç yıldır bakkal modeli Şok mağazalarını şehirler arasına serpiştirmişti. Şimdi ise sırada Tansas'in açacağı yeni bakkal dükkanlarından alışveriş etme zamanı geliyor.
            Büyük Firmaların yeni sitarejisi Büyük alışveriş mağazalarından ziyade, mahalleler arasına serpiştirilmiş bakkal dükkanları gibi Şok mağazalara, ihtiyaçları var, Nitekim Çorum'dada ilk örneklerini Yimpaş'ın  Eğriderede açmış olduğu mobilya mağazası ile Metrepol gıda 'nın Buharaevler Mahallesindeki açmış oldukları yerler.
            Çorumdaki diğer büyük firmalarda da aynı pazarlama politikasını güdüp küçük bakkal dükkanları kuracaklar. Bunları Türkiye'de bulunan dev firmalar Kendilerini tanıtan raporlarda bu hedeflerini yazıyorlar. Artık şehir dışına doğru kurulan 5 - 10 bin metrekarelik dev hipermarketlerden, vazgeçilerek milenyum yılının mahalle arasındaki bakkalları oluyor. Peki buna "Kahraman Bakkal" ne diyor?
            800 bin bakkalın temsilcisi Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu Başkanı Bendevi Palandöken ise, "uçak fabrikası kurması gerekenlerin bakkallığa dönmesi yanlış. Bir süre sonra sanayiciler de ürettikleri mamulleri satacak bakkal bulamayınca kendileri zarar görecek" diyor. Kahraman bakkalların payı şimdilik yüzde 86, Bu pazara Cafer Bey ve Ahmet Bey de girerse ne olur bilinmez.
            Yabancı ülkelerde lüks eşyaları ve fantazi hizmetleri daha çok kendi vatandaşları dışında kalanlar için üretmektedirler. Bizde ise simitçiden hamala, dul kocakarından kızına kadar insanlarımız lüks tüketime zoranmaktadır. Köylerde artık çeşmeden su Yerine gazoz içilmektedir. Anormal reklamlarla, zorlamalarla insanlarımız akli dengesini kaybedecek noktaya getirilmiştir.
            Hal böyleyken hasbel kader bir dükkan açabilmiş Kahraman Bakkalımızdan  bir taraftan Hiper süper Marketler tarafından işleri % 90  kayba uğratırken bir taraftan da zeytinin. helvanın,çayın,pirinin,unun hatta hatta büyük bir fiyasko olan ekmeğin ambalajlı olmamasına rağmen gibi gıda maddelerinin hijyenik ambalajlı ve firma tarafından fiyatlarının belirtilirken biz bunu  raftan alıp müşteriye veren esnafımıza diploma zorunluluğu getiriyoruz. 
            Çorumda ortalama 600 ile 700 arasında küçük çaplı bakkal bulunmakta bu bakkalların % 99 zu yalnız çalışmakta yanında ikinci bir kişiyi besleyememektedir.Hal böyleyken hangi küçük esnaf yanına bir çırak alıp da onu 3 sene çıraklık 3 sene kalfalık eğitimine gönderebilecek.
            Birde madalyonun tersine bakalım  bazı büyük imalatçı firmalar ise 60-70 hatta 600 tane çırak çalıştıracak bunların SSK primlerini de Devlet tarafından yatırılacağı içinde ucuz işçi sağlanmış olacak bunlar çıraklık dönemini o firmada tamamladıktan sonra büyük olasılıkla işten çıkarılacaklardır. 
Bugün Türkiye'de herkesin cevabını arayıp da bulamadığı soru şu olmalıdır?
- Huzur için son çare nedir?
Devlet kurumlarının pek çoğu bünyesel huzursuzlukların içindedir. Bütün kurumlar bünyelerindeki safrayı atma gücünü kaybetmiştir ve hizmetle ilişkileri kopmuştur.  Alış-veriş piyasasına canlılık getirecek olan tüketici kesim, marketler sayesinde aşırı "lükse" özendirilmiştir. Gerçek ihtiyaçların yerini gereksiz harcamalar almıştır. Enflasyon, sosyal dengeleri etkilemeye başlamıştır.
Çalışan bir kimsenin sırtına en az dört kişi binmiş, ürettiği hizmetin tufeyli ortağı haline gelmiştir. İnsanlarımız üretime göre değil, parazit yaşantıya göre şartlandırılmıştır. Büyük sermaye kesimleri de gerçek ihtiyacı karşılayacak üretim yerine fonksiyonu olmayan ticari amaçlara yönelmiş durumdadır. Vatandaşı buna zorlamaktadır. Herkes varı; yok etmeye çalışmakta, fakat hiç bir zaman yokları var etmeye çaba göstermemektedir. Bundan sonra da yokları var etmek için dış kapılara avuç açılmaktadır.
Çare, üretilecek şeyleri gerçek ihtiyaçlara göre seçmektir. Kişisel ve zümre çıkarlarını genel fayda ile dengelemek ve bunun için gerekli fedakarlığı ön plana çıkarmak tek şarttır. Önce yönetici kadroların, sonra da halkımızın bu genel kuralda birleşmeleri zorunludur.
Fedakarlığı sadece başkalarından bekleyip onun sırtına binmek hiç bir şeyi çözmez... Hükümet küçük esnaf ve sanatkarlar için kesin bir politika ortaya koymalıdır.
Ahi Evran'ın torunlarını geleneksel meslekleri içinde tükenişe terk etmek kantarın topuzunu kaçırmaya benzer.
Aşırı tüketime özendirilen topluma, söylenecek birkaç söz...
Çare, üretilecek şeyleri gerçek ihtiyaçlara göre seçmektir. Kişisel ve zümre çıkarlarını genel fayda ile dengelemek ve bunun için gerekli fedakarlığı ön plana çıkarmak tek şarttır. Önce yönetici kadroların, sonra da halkımızın bu genel kuralda birleşmeleri zorunludur. Fedakarlığı sadece başkalarından bekleyip onun sırtına binmek hiç bir şeyi çözmez...
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 17

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DOĞAL GAZ NEDİR?
            En temiz ve en ucuz yakıt olan doğal gazın konutlarda kullanılması daha kolay ve daha ekonomik bir kışa "merhaba" demek anlamına gelirken vatandaş olarak Doğal gazı tanıyor muyuz, doğal gazın getireceği rahatlıklar nelerdir,onları bi-raz inceleyelim;
Doğal gaz nedir?
Doğal gaz yeryüzünün alt katmanlarında başta Metan (CH4) ve Etan (C2H6) olmak üzere çeşitli hidrokarbonlardan oluşan yanıcı bir gaz karışımıdır. Birincil enerjidir, yani çıkarıldığı haliyle kullanılabilir. Doğal gaz renksiz ve kokusuz bir gazdır. Bu sebeple, kullanıcının herhangi bir gaz kaçağını kolaylıkla fark edebilmesi için gaza koku verici bir madde eklenir. Verilen doğal gaza, çürük sarımsak kokusu veren THT (Tetra Hidro Teofen) maddesidir.
Doğal gazın Kullanım Alanları:
Doğal gaz, konutlarda ısıtma ve soğutma, sıcak su elde etme ve pişirmede kullanılırken, küçük sanayi atölye ve fırınlarda üretim amaçlı olarak kullanılır. Leblebi, bakır, kiremit ve tuğla imalatlarında da yararlanılacak doğal gaz, Demiryolu, Karayolu; Hava yolundan yoksun bulunan Çorum sektörü için de önemli bir enerji kaynağı olacaktır.
Ayrıca Türkiye'nin elektrik ihtiyacının küçümsenemeyecek bir kısmı doğal gazla çalışan santrallerden üretilmektedir. Doğal gazın yanabilmesi için hava ile yüzde 5 - 15 arasında karışım yapması gerekir. Karışım oranı bu aralığın altında ya da üstünde olursa doğal gaz yanmaz. En iyi yanma karışımı yüzde 9 doğal gaz + yüzde 91 havadır. Doğal gaz havadan daha hafif bir gazdır. Bu yüzden kapalı alanlarda sızma halinde yukarılarda toplanır. Gazların çoğu zehirlenmeye yol açabilir. Bu zehirlenmeler Karbonmonoksit (CO)'e bağlıdır. CO kandaki oksijen ile yer değiştirerek kanın vücuda oksijen taşımasını önler ve böylece vücudun zehirlenme-sine sebep olur. Doğal gaz karbonmonoksit içermediğinden zehirleyici değildir. Ancak kapalı bir or-tamda çok miktarda bulunduğu zaman ortamda oksijen azalacağından boğulmaya sebep olabilir. Bu nedenle doğal gaz kullanılan ortamların mutlaka havalandırılması gerekir. Doğal gaz temiz bir gazdır. Yandığında kül, karbonmonoksit ve kükürt bileşikleri oluşturmaz ve çevrede asit yağmuruna sebep olmaz. Yalnızca karbondioksit ve su buharı oluşur. Bunun yanında azot oksit emisyonu diğer yakıtlara kıyasla daha azdır. Doğal gazın tutuşma sıcaklığı 650°C'dir.
Doğal gazın Üstünlükleri
* Doğal gaz her an için kullanıma hazırdır.
* Stok yapma, önceden sipariş verme gerektirmez. Doğal gaz birincil enerji olarak borular ile, taşıma kayıpları, nakliye termin yeri olmadan ve temel taşıma yollarını meşgul etmeden kullanıcıya gelir.
* Doğal gaz uzun süreli bir enerji kaynağıdır. Büyük rezervlerden, on yıllar ötesine kadar uzanan sağlam anlaşmalarla emniyete alınmıştır.
* Doğal gaz depolama yeri gerektirmez, böylece binalarda boş alanlar elde edilir.
* Doğal gaz kullanıldıktan sonra ödenir, önceden ödeme gerektirmez.
* Bir apartmanda her dairenin ayrı gaz sayacı edinmesi halinde ne kadar gaz sağlandığı kolaylıkla belirlenir.
* Doğal gaz ekonomiktir. Zaman ve işgücü tasarrufu sağlanır.
* Doğal gaz çevre dostudur. Kalıcı atıklar bırakmadan yanar.
* Doğal gazlı cihazlarda ısı geçişi kısa sürede olur.
* Doğal gazlı cihazlarda sıcaklık kontrolü çok hassas olarak yapılır, konfor ve enerji tasarrufu sağlanır.
* Modern doğal gaz cihazları her türlü ihtiyaca karşılık verir, sizin isteklerinize göre yerleştirilebilir.
   Doğal gaz kullanımının getirdiği avantajlar
* Yanmanın hassas olarak kontrol edilebilmesi için yakıt kaybını en aza indirir.
* Uzun zaman dilimi içinde aynı yakıt kalitesi elde edilebilir.
* Gaz oluşundan dolayı hava ile çok iyi ve birebir olarak karışabildiğinden yanma verimi yüksektir.
* Ön yakıt hazırlama masrafı yoktur.
* Alev boyu fuel-oil ve kömüre göre daha kısadır, yanmayı tamamlamak için gereken zaman da kısadır. Böylece daha küçük kazanlar kullanılarak maliyet azalır, yerden tasarruf edilir.
* Katı ve sıvı yakıtlar yanma ürünü olarak kükürt içerdiğinden, baca gazlarının suyun yoğunlaşma noktasına kadar soğutulması ve böylece suyun gizli ısısından faydalanılması imkanı yoktur. Eko-nomizer ilave edilerek doğal gazın baca sıcaklığı 56°C'a kadar inidirilebilir.
* Doğal gaz tesisatı ve cihazları düşük basınçla çalıştığı için LPG tüpleri gibi patlama tehlikesi ve basınçlı parça tesiri yoktur. Doğal gazda yanma için hava gereksinimi en azdır.  Bu oran kömürde yüzde 20-30, fuel-oilde yüzde 10-20, doğal gazda ise yüzde 5-10'dur. Kurum, is gibi atık ürünleri olmadığı için ısı transfer yüzeyleri temiz kalır. Tesis çok az bakım ve denetleme gerektirir. Temiz olma sı ve içerisinde kükürt bulunmamasından dolayı birçok sanayi sektöründe direkt kullanılabilmesi, hem sistem veriminin hem de ürünün kalitesinin artmasını sağlar.  Ham petrole alternatif bir yakıt olarak dış kaynaklı enerji çeşitliliği açısından stratejik bir avantaj sağlar. Verimli bir yakıt olması sebebiyle hem ekonomiktir hem de enerji tasarrufu sağlar. Ayrıca boru hatlarıyla kullanıcıya kadar iletildiği için yakıtın taşınması için gerekli enerjinin tamamından tasarruf edilir ve karayollarında taşıyıcı araç yükünü azaltır.
           Doğal gazın Konutlarda Kullanımı
            Doğal gaz gerek ısınmada, gerek sıcak su temininde, gerekse pişirmede büyük avantajlar sağlıyor.
            Doğal gazla beraber kömür kokusu, is, duman bitiyor; kömür bitti, tüp kalmadı derdi sona eriyor.
            Konutlarda doğal gaz kullanımı üç grup ta toplanabilir; ısınmada, sıcak su temininde, mutfakta.
            Doğal gazın ısınmada kullanılması; konutlarda, kömür ya da sıvı yakıtlı soba ile ısınmada, konutun tek noktadan ısıtılması ve ısı veriminin düşüklüğü enerji israfına neden olmaktadır.
Kömürlü kalorifer kazanlarında yüzde 40-45 düzeyindeki ısı verimi, kazan doğal gaza dönüştüğünde yüzde 70-74'lere çıkmaktadır. Ekonomik ömrünü yitirmiş kazanların doğal gaza uyumlu kazanlarla yenilenmesi durumunda ise, verim yüzde 80-85'lere yükselmektedir.
            Doğal gazla çalışan kazanların işletilme-sinde insan faktörü minimuma indiği için kontrolleri son derece kolaydır. Rasyonel ve dengeli ısınma imkanı sağlanmaktadır.
            Ayrıca doğal gaz cihazları çok fonksiyoneldir. Bir kombi kat kaloriferi ile hem ısınma hem de sıcak su elde edilebilmektedir. Bir kalorifer kazanı ile apartmandaki her daire ortak ısınabileceği gibi, her daire bağımsız da ısınabilir.
a) Bağımsız Isınma: Sobalı binalarda doğal gazla ısınmak için doğal gaz sobaları kullanılabilir. Çok değişik tip ve kapasitelerde doğal gaz sobaları mevcuttur. Odanın büyüklüğü, izolasyonu, ısı kaybı ve benzeri faktörler değerlendirilerek en uygun ka-pasiteli soba seçilmelidir. Baca bağlantılı, dış duvar bağlantılı (hermetik) ve bacasız olmak üzere üç soba türü mevcuttur.
b) Ortak Isınma: Doğal gaza henüz geçmeyen apartmanlar genelde kömürlü ya da fuel-oilli kalorifer kazanları ile ısınmaktadır. Ekonomik, temiz ve kullanışlı olması açılarından bu kazanlarda doğal gaz yakılması çok daha avantajlıdır. Ortak bir kalorifer kazanı ile ısınma yapıldığında daireler, sıcak su sayacı gibi ek ölçme cihazları kullanmak suretiyle kazanın girişine takılan sayaçta okunan gaz giderinden kendilerine düşen miktarı tam ola-rak pay edebilirler. Ancak, böyle bir ek masrafa giril-memesi halinde, kömür veya fuel-oil kullanmada olduğu gibi yine belli bir takım kıstaslar (metre-kareye bölmek gibi) kullanılacaktır. Doğal gaz, radyatörlerde termostatlı vana kullanılması nedeniyle son derece kontrollü olarak yakılabildiğinden, hem konfor hem de büyük miktarda yakıt tasarrufu sağlar.
            Önemle üzerinde durulması gereken bir nokta da genellikle kazan dairelerinin havalandırma, elektrik ve baca tesisatlarının standartlara uygun olmasıdır. Kullanılmakta olan kazanların pek çoğu ekonomik ömrünü tamamlamış durumdadır.
Bunlar dikkate alınarak doğal gaza geçmeden önce kazan ve kazan dairelerinin yetkili kurum ya da firmalara bakım ve tamirlerinin yaptırılması, gerekiyorsa kazan değişimlerinin yapılması verim ve güvenlik açısından çok önemlidir.
            "Bir düğmeye basın hayatınız değişsin"
Doğal gaz, kömür, linyit, fuel-oille kıyaslanmayacak oranda pratik ve temiz bir yakıttır. Doğal gaz, kokusuz, kül ve artığı olmayan aynı zamanda güvenli bir yakıttır.
            Yapacağınız iş çok basit: Düğmeye basın, doğal gaz rüyanızı gerçekleştirin.
               Doğal gazlı ısınma sistemleri
            Bireysel Isıtma( Her Dairenin Bağımsız Isınması ):Bireysel ısıtma, kombiler, kat kaloriferleri ile soba ve şömineler olmak üzere üç kısımdır.
Kombiler Kombi ısıtma cihazları şofbenlerde olduğu gibi borulardan gelen suyun ısıtılması ilkesi üzerine çalışırlar. Kombi cihazları ısıtma ve sıcak su sağlama amacına yönelik kullanılabilir. Sıcak su kullanımının öncelikli olduğu kombilerde sıcak su musluğunun açılmasıyla cihazdaki ani su ısıtıcısı tarafından anında sıcak su temin edilir.
Kombi cihazları genelde iki farklı ısıl kapasitelidir.
En çok kullanılan cihazlar 7500-20.000 kcal/h arasındadır. Diğerleri ise 10.000-30.000 kcal/h arasın-da ayarlanabilen cihazlardır. Kombilerde izolasyonu iyi yapılmış bir yerleşim yerinde 300-350 m2' lik bir alanı ısıtmak mümkündür. Kombilerde baca tepmesine ve çekmemesine, aşırı ısınmalara, alev sönmesine, donmaya ve gaz kaçağına karşı her türlü önlem alınmıştır.
            Az yer kaplayan ve montajı kolay olan kombiler sessiz çalışırlar. Kombiler yanma havasının temini yönünden bacalı, baca fanlı ve hermetik olmak üzere üçe ayrılırlar.
Bacalı Kombiler: Bacalı kombilerde yanma odası cihazın bulunduğu ortama açıktır ve yanma sırasında cihaz, ortamın havasını kullanır. Bacalı kom-biler banyoya, yatak odalarına, apartman boşluğu gibi ortamlara ve hacmi en az 8 m3'ten az olan yer-lere konulamaz. Bacalı kombilerde yanma sonucu oluşan atık gazlar baca aracılığıyla dışarı atılır. Hava girişinin şartnamelere uygun olmadığı yerlerde bu tip cihazların kullanılması can güvenliği açısından tehlikeli olduğundan, İGDAŞ tarafından gaz açma onayı verilmemektedir.
Baca Fanlı Kombiler: Bacanın yetersiz olduğu durumlarda bu tip cihazlar kullanılabilir. Yanmış gazlar bir baca fanı ve baca gazı borusu ile pencere veya atmosfere açık duvardan dışarı atılır. Bacalı kombilerin montaj mahalleri ile ilgili kısıtlamalar bu cihazlar için de aynen geçerlidir.
Hermetik Kombiler: Hermetik kombilerde bacaya gerek yoktur. Ortamın havasını kullanmadığı için kısıtlama getirmeden kullanılırlar. Yanma için gerekli havayı bir fan vasıtasıyla ve özel iç içe geçen iki borudan oluşan hava akım borusu sayesinde dışarıdan alırlar. Hermetik kombiler mutlaka dış duvara veya dış duvara yakın bir yere monte edilmeli ve hava akım borusu atmosfere açık olmalıdır. Apartman aydınlıklarına bağlanamaz.
Kat Kaloriferleri: Doğal gazlı konutlarda kullanılan kat kalorifer kazanları, hem atmosferik hem de üflemeli brülörlü olabilir. Kat kaloriferleri, kazan için-deki suyun istenilen sıcaklıkta ısıtılması ve bunun bir pompa vasıtasıyla radyatörlerde dolaştırılması suretiyle mahal ısıtma yapan cihazlardır.
Bu kazanlarla bir veya birkaç daireyi ısıtmak mümkün olabilmektedir.
Sobalar :Atmosferik brülörlerin kullanıldığı sobalar bacalı veya hermetik olarak iki farklı tiptir. Bacalı sobalar mutlaka bacaya bağlanmalıdır. Baca bağlantıları kısa tutulmalıdır. Bu sobalar 8 m3'ten küçük hacimlere yerleştirilmemelidir. Hermetik sobalar ise bacaya ihtiyaç göstermezler. Dış duvara monte edilen hermetik sobalar özel bacası saye-sinde yanma havasını dışarıdan alıp, baca gazlarını da dışarıya verirler. Mahal kısıtlaması gerek-tirmeden atmosfere bakan herhangi bir duvara monte edilebilir.
            Dış görünüşleri dekoratif olan sobalar, üzerindeki termostat düğmesi sayesinde ayarladığınız sıcaklığa uygun olarak çalışırlar. Otomatik ateşlemelidirler. Alev söndüğünde gazı kesen otomatik emniyet sistemi mevcuttur. 7000 kcal/h kapasiteye kadar piyasada çeşitli güçlerde sobalar bulunmak-tadır.
Şömineler: Doğal gaz şömineleri salon, oturma odası gibi geniş alanların ısıtılmasında kullanılır. Kapasiteleri 5000-7000 kcal/h'dır. Dekoratiftirler. Termostat kontrolü ile ortamı istediğiniz sıcaklıkta ısıtırlar.
Sıcak Su :Sıcak su gereksinimlerinin karşılanmasında da tüp gaz, havagazı, sıvı ya da katı yakıtlar, elektrikten yararlanma gibi yöntemler zahmetli, pahalı ve temizlik açısından dezavantajlar içerirler. Doğal gaz kullanımıyla birlikte bu sorunlar ortadan kalkar. İstenilen her an kolayca sıcak su elde edilebilir. Hem ısınmayı hem de sıcak suyu sağlayan kombi kat kaloriferi ile iki iş için tek cihaz kullanıla-bilmekte bu da önemli bir yarar sağlamaktadır. Doğal gazla sıcak su elde etmek için şofben ve termosifon kullanılabilir. Zamanla sınırlı olmadan sıcak su verirler. Mutfak Doğal gazın mutfakta kullanımı tüp gaz (LPG) ya da havagazına göre hem ekonomiktir, hem de sürekliliği vardır. Örneğin tüp gaz, evde yakıt depolamak anlamına geldiği için tehlikelidir ve tüp bittiğinde yeni tüp almak gerekir. Doğal gaz ise temiz, bitme sorunu olmayan, pişirmede güvenle kullanılabilen bir enerji olarak tercih edilmektedir.
Merkezi Isıtma: Merkezi sistem, birden fazla bağımsız bölümün bir kazan dairesinden ısıtılmasıdır. Genellikle 12 veya daha fazla bağımsız bölüm içeren binalarda ilk yatırım maliyeti ve tesisatın işletme şartları açısından tavsiye edilir. Doğal gaz kullanımında merkezi ısıtma; kazan, brülör, otomatik kontrol, vana, pompa, baca gibi temel unsurlar-dan oluşan bir sistemdir. Merkezi ısıtma sistemimizde yakıt ekonomisini sağlamak için, "Otomatik Kontrol Panelin'in" tesisatınızda bulunması önerilmektedir.
            Bu panelin kullanılması halinde sisteme konulacak ekipmanlar (üç veya dört yollu karışım vanası, şönt pompa, vb.) ilgili kazan imalatçı ve/ ve-ya ithalatçı firmaların önerileri ve istekleri doğrultusunda kullanılmalıdır.
            Merkezi ısıtma sisteminizin temel unsur-larını (kazan, brülör, oto kontrol,... vb.) satın alırken üretici firma ve tesisat uygulayıcılarının, (bayi ve/veya yüklenici taşeron) yeterliliği çok önemlidir. Sistemin ve sistemde yer alan temel unsurların; öngörülen işletme, bakım ve koruma talimatlarında belirtilen şartlarda çalıştırılması, bakımlarının düzenli ve yetkili kişilerce yapılması cihazlarınızın ömrünü uzatır.
Merkezi Isıtmadaki Temel Unsurlar: Kazanlar Kalorifer kazanları malzeme yapılarına göre dökme dilimli ve çelik olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. Kazan seçimi doğal gaza geçişte yöneticinin başını en çok ağrıtan konudur. Türkiye'den çok da-ha önce doğal gaz kullanımına geçmiş Avrupa ülkelerine baktığınız zaman her iki cins kazanın da uzun yıllardan beri kullanıldığını görmekteyiz. Yurt dışında her iki cins kazan üretilmekte ve pazar bulabilmektedir. Hatta Avrupa'da bazı üretici firmalar hem dökme dilimli kazan hem de çelik kazan üretmekte ve pazarlamaktadırlar. Bu demektir ki her iki cins kazanın birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları olmasına rağmen, her ikisi de doğal gaz pazarında kendilerine yer edinebilmiştir. Daha önce de söylediğimiz gibi doğal gaza geçiş olayı yalnızca bir kazan değiştirme değildir. Kazanıyla, brülörüyle, bacasıyla, vanasıyla, otomatik kontrolüyle, emniyet sistemleriyle, izolasyonuyla, borulamasıyla, pompasıyla komple bir sistem seçimidir. Bu sistemin en iyi şekilde seçilmesi gerekir.
Kazanları malzeme yapılarına göre iki şekilde gruplandırabiliriz:
            Dökme Dilimli Kazanlar: Dilimli olması nedeniyle kazan dairesine kolayca taşınabilen ve monte edilebilen, dilim ilavesi ile kapasitenin arttırılabildiği kazanlardır. Seçim sırasında ihtiyaca uygun kazan tipi seçme şansı fazladır. Bu tür ka-zanlar ithal edildiğinde DIN 1691 ve 4702 normuna, yerli kazanların da TS 430, 4040 v 4041 (ısıl verim) standardına uygun olması gerekir.
            Çelik Kazanlar :TS 497, TS 4040, Ts4041 (ısıl verim, kapasite) standartlarına uygun olmalı-dır. Girişi dar olan kazan dairelerinde, monoblok (tek parça) üretimlerin kazan dairesine girişi zordur. Montajı yerinde yapılan (parçalı) ürünlerde, üretici firmanın sağladığı garanti şartları gözden geçirilmelidir.
            Kazanları, üzerindeki brülör cinslerine göre de ikiye ayırabiliriz:
            Aşağıdaki açıklamasını yaptığımız brülör cinsileri hem çelik kazanlara, hem de dökme dilimli kazanlara tatbik edilebilmektedir.
            Üflemeli Brülörlü Kazanlar: Kazanı değiştirmeden alternatif yakıt (fuel-oil, motorin, LPG) kullanma şansı vardır. Dökme dilimli kazanlarda dilim ilavesiyle kapasite yükseltilmesinde brülör değişimi gerekmeyebilir. Bu tip brülörlerde yanma havası bir fan vasıtasıyla sağlanır.
            Atmosferik Brülörlü Kazanlar: Bu kazanlar sadece doğal gaz ve LPG yakarlar. Sıvı yakıtla (fuel-oil, motorin) çalışmazlar. Üflemeli brülöre nazaran daha sessiz çalışırlar. Kapasiteleri sınırlıdır. (maximum 350.000 kcal/h) Bu tip brülörler kazanla birlikte dizayn edildikleri için kazanla birlikte satılırlar. Bu sistemde brülör, yanma hücresi ve bacanın uyumu çok önemlidir. Atmosferik brülörlü bir kazan seçtiğinizde uygulayıcı firmaya özellikle mevcut bacanızı incelettiren ve bacanın uygunluğu konusunda garanti alın.
oğal gaz cihazlarının verimli kullanılması
Doğal gaz ile çalışan cihazlar işletme (çalıştırma) maliyetlerini azaltırlar. Çünkü doğal gaz diğer yakıtlara oranla en ucuz yakıttır. Enerji verimli kullanılarak tasarruf edilir. Şirketimiz sizin için kullandığınız gaz miktarını azaltacak tavsiyeleri vermiştir. Bu öneriler ev ısıtması, sıcak su ve pişirme için geçerlidir.
Ev ısıtması:
* Çatı izolasyonunuz yetersiz ise izolasyonunuzu uygun bir şekilde yaptırınız. Bu şekilde ısıtma mali-yetinizi azaltabilirsiniz.
* Sistemlerinize zaman ayarlı termostat monte ettirdiğinizde gaz tüketiminiz optimize olacaktır.
* Kapı ve pencere kenarlarındaki boşlukları pencere süngeri ile kaplayınız.
* Soba filtrenizi cihazı kullanmaya başladığınız mevsime girdikten sonra her ay kontrol ediniz, gerekiyorsa değiştiriniz.
* Termostatınızı, bir günden fazla evden uzak kalacaksanız, kapatınız.
* Sıcaklığın içeride kalması için geceleri perdelerinizin örtülü olması umulmadık enerji tasarrufu sağlar.
* Soğuk havalarda sıcaklığı içeride tutmak için havaya temas eden bölgeleri örneğin duvar veya pencere klimalarını engelleyiniz.
* Radyatörleri mobilya ve benzeri eşyalar ile engellemeyiniz, kapatmayınız.
* Doğal gaz ile çalışan bir soba alacağınız zaman yüksek verimli olanı tercih ediniz.
* Sıcak Su Termostatınızı 50°C'ye ayarlayınız. Aşırı sıcak su sadece fazla enerji tüketmez aynı zamanda insan cildi için yanık tehlikesi oluşturacağı için sağlıksızdır.
* Su ısıtma kontrol vanasını "pilot" konumuna getiriniz, eğer evden bir hafta veya daha fazla uzak kalacaksanız kapatınız.
* Eğer sıcak su ısıtıcısı dışarda, garajda konumlandırılmış ise su ısıtma yalıtım battaniyesi monte ediniz.
* Su tasarruf eden duş başlıklarını monte ediniz.
* Elle bulaşık yıkarken soğuk su ile durulama yapınız.
* Bulaşık makinanızı tam dolu çalıştırınız.
* Dışarda bulunan kaplanmamış sıcak su borularının yalıtımını yapınız.
* Yeni bir su ısıtıcısı alırken enerji - verimli gaz modelini tercih ediniz.
        Ocak veya Fırının Verimli Kullanılması
            Eğer pişirme tarifinde belirtilmiyorsa fırınınıza ön ısıtma yapmayınız. Fırın kapağını yemek pişirirken açmayınız.
            Üst yakıcı alevini tencere veya tavanızın boyutu kadar açınız.
            Pişirme başladıktan sonra yavaş yavaş kaynatınız.
            Zaman ve sıcaklık talimatlarına uyarak pişiriniz.
            Kullanılmayan ocak brülörlerini (gözlerini) kapatınız.
            Pişirme esnasında yemek kaplarını kapalı
Tutunuz.
            Pişirme ocağını ısınma amaçlı kullanmayınız.
KAYNAK: İgdas
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

   18

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DEVEKUŞU
            Çorum'umuzun ekonomisine katkılar sağlayacağına inanarak devekuşu yetiştiriciliğine  başlayan  FERASET  Hayvancılık ve Akaryakıt Ltd. Şti'ne girişimlerinden dolayı kutlar hayırlı  ve  yararlı  olmasını temenni ederken,Tavuk sektöründen yaşanan krizin ve atıl durumda bulunan tavuk çiftliklerinin aktif duruma geçirmek isteyen iş adamlarımıza, dolası ile  Çorum'umuza  yeni  bir  iş sahası yeni bir gelir kapısı olarak; Şehrimizin ilk defa tanışmış  olduğu devekuşunu biraz tanımaya çalışalım:
Anavatanı Güney Afrika olan DEVE- KUŞLARI yüzyıllar boyunca tüylerinden süs malzemeleri ve derisinden eski çağlarda asker üniforması yapımında kullanılırmış.                        Devekuşları uçamayan kuşlar ailesine girmektedir. Bu kuşlar koşu kuşu olarak tanınmaktadır. Devekuşlarının 5 çeşit ırkı bulunmaktadır. 
İlk devekuşu çiftliği 1869 yılında Arthur Douglas tarafından Güney Afrika'da kurulmuştur. Devekuşu üretimi 1989 yılına kadar Güney Afrika'nın tekelindeydi. Ancak Namibya'nın bağımsızlığını kazanmasından sonra diğer ülkeler tarafından da üretimine başlanan lezzetli bir etinin olduğu söylenen devekuşundan sucuk, salam, sosislerinin yaygın bir tüketimine sahiptir. Yaşayan en büyük kuş tü rü olan devekuşları yumurta çıkımından 12 aya kadar erkeklerinin yetişkin ağırlığı olan 100-110 Kg.,dişisinin ise 90-100 Kg. ağırlığına ulaştığı söylenmektedir. Uçma yeteneğine sahip olmamasına rağmen saatte 60-70 Km. hıza ulaşabilen çok güçlü bir ayak yapısına sahiptirler. Doğal ortamları olan Afrika'da (+50) (-20) a varan iklim şartlarına uyum sağlayan devekuşları bunun yanı sıra Kanada, Norveç, İsveç gibi soğuk iklimleri bulunan ülkelerde de yaşamaktadır. Doğal ortamında 16-20 yumurta yapan devekuşları çiftliklerde 70-80 yumurtaya çıkabilmektedir.
            Bakımları oldukça kolay olan devekuşlarının  günlük  yem tüketimi ilk altı aya kadar 1 Kg., altı  aydan  sonra ise 1.5-2 Kg. civarındadır.
            Otçul hayvan olan devekuşu yoncayı çok sevmesine rağmen mısır ve diğer tahıl ve diğer yeşil sebzelerle de beslenebilmektedir. Devekuşu gübresinin kokusu yoktur. üç aylık palazlık döneminden sonra hastalık riski yok denecek kadar azdır.
            Bir devekuşunun ömrü ortalama 55-60 yıldır. Bu hayvanların gagaları 13 cm. olup ağızlarında dişleri yoktur. Hem et, hem ot (meyve, Bitki tohumları, sulu bitkiler, çalı yaprakları vb.) yerler.  Ayrıca katı yiyeceklerin sindirimi kolaylaştırmak için günde yaklaşık olarak 1.5 Kg. taş yutarlar.
Su ihtiyaçlarını zaman  zaman sulu bitkilerden, meyvelerden sağlayan bu  derece az suyla yaşayabilen  devekuşları  susuzluğa uzun zaman dayanabilirler. Devekuşu eti etlerin en lezzetlisidir. %100 kırmızı et özelliğine sahiptir. Renk ve tat olarak sığır etine benzerlik göstermektedir. Devekuşu etinde % 0.3 oranında yağ bulunurken, buna karşılık dana, kuzu ve  tavuğun en yağsız yerinde % 3 oranında yağ bulunmaktadır. (Aşağıdaki levhada gösterilmiştir.)
Bazı değerleri böyleyken birazda yumurtasından bahsedelim. Devekuşları iki yaşından itibaren cinsel olgunluğa erişirler ve 22 aylık olunca  yumurta  vermeye başlarlar ortalama  70- 80 alınır ancak bunların 45 - 50 adeti  döllüdür.  Bu  yumurtalarında   yaklaşık değerleri 120 - 140 $ dır. Buna karşılık  devekuşu yumurtası  24  adet  tavuk  yumurtasına eş değer olup bir yumurtadan 18 kişilik omlet yapılabilmektedir.
 
Kaynak:DENİZLİ HAY.ÜRETİM PAZ.SAN.TİC.AŞ KİTAPCIĞI
 
 DEVEKUŞU İLE BAZI HAYVANLARIN 100 GR PİŞMİŞ ETİN BESİN DEĞERİ
 
TÜRÜ                  PROTEİN  %      YAĞ %    KALORİ   KOLESTEROL  Mg.   DEMİR Mg.
Devekuşu                 26.9                     2.8              142                 83                              3.2
Tavuk                       28.9                     7.4              190                 89                              1.2
Hindi                        29.3                     5.0              170                 76                              1.8
Sığır                         29.9                        9.3              211                 86                              3.0
Dana                          31.9                      6.6                96               118                              1.2
Kuzu                        26.6                        16.1              260               106                              2.5
 
VERİMLİLİK                                  İNEK     KOYUN     DEVEKUŞU
ET (Kg.)                                             350         70                  200
DERİ  (METREKARE)                         2.7         1.4                 50
TÜY/YAPAĞI (Kg)                                                    7                     36
 
ÜRETME KAPASİTESİ                  İNEK     KOYUN     DEVEKUŞU
Gebelik /  İnkubasyon   (gün)            280           147                   42
Dişi başına yavru  (yıl)                          1               2                   50-60
Üretimde kalma süresi (yıl)                 10               5                   25 +
Üretimden kesime kadar geçen gün   645          300                  407X
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  19

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÇAĞIN TEKNOLOJİSİ İNTERNET
            Bilgisayar ağları bilgisayar kaynakları ve elektronik nesne paylaşımını amaçlayarak başladı ve bir iletişim, paylaşım, dayanışma ve ortak çalışma ortamına donuştu. Bilgisayar ağlarının en büyüğü ve bir anlamda toplamı olan Internet tüm dünyayı kapsayan, su anda 5 milyon civarında irili ufaklı her türden bilgisayardan oluşmakta 160 civarında ülke ile elektronik posta, 80 ülke ile online elektronik nesne değişimine izin vermektedir.
            Internet en basitinden uluslararası, parçaları tüm dünyaya dağılmış, dinamik canlı büyük bir kütüp-hanedir. Bunun da ötesinde milyonlarca insanin katıl-dığı bir iletişim, dayanışma ve paylaşım ortamıdır. Inter-net, insan tecrübesinin en değerli bilim, düşünce, kültür ve sanat ürünlerinin çok önemli bir kısminin elektronik olarak, hızlı, dinamik ve olabildiğince uygar ve zahmetsiz bir şekilde paylaşılmasıdır.
            Tüm dünya üzerine dağılmış her tur elektronik nesneye hızlı ve kolay erişimi sağlayan Internet, geliştirilen web, gopher gibi yeni programlar sayesinde sadece bilgisayar uzmanlarının kullandığı bir araç ol-maktan çıkmış, bilgisayardan korkmayan herkesin kolayca kullanabileceği araçlar silsilesi haline gelmiştir.
            Erişim araçlarındaki gelişmeler, ticari servislerdeki artışlar, değişik toplum kesimlerinin katılması ile, kurulusunda sadece araştırmacılara yönelik bir ağ olan Internet, tüm insanlığa yönelik bir ağ olmaya doğru gitmektedir. İletişim teknolojilerinde gelişmeler, temel bilgisayar eğitimi, kütüphaneler, acık öğretim, bilgisayar destekli eğitim gibi konuları yeniden düşünmek gereğini ortaya çıkarmıştır.
            Internet'in getirdiği bir diğer boyut ise çok seslilik ve demokratikleşmeye katkısıdır. Toplumu oluşturan çeşitli birimler arasında hızlı, zahmetsiz iletişim ve bilgi paylaşımı sağladığı için toplumun demokratik sürece katılması, farklı görüş ve önerilerin duyurulması, tartışılması, ve kamu yönetiminin saydamlaşması konusunda yeni olanaklar ortaya çıkmaktadır.
            Bu dokumanda Internet'in sunduğu olanaklar, kullanım araçları anlatılacak ve yönetime ilişkin bazı bilgiler verilecektir.
Giriş
            Elektronik ve iletişimdeki hızlı gelişmeler dünyayı haberleşme acısından küçük bir köye döndürmektedir. Kişisel bilgisayarların ve iş istasyonlarının uygun fiyatla ve kullanımı rahat programlarla ortaya çıkması yasam biçimimizi değiştiren yeni teknolojileri ortaya çıkarmıştır. Bunların arasında CD-rom, teletext, ve bilgisayar ağlarını sayabiliriz.
            Gittikçe artan bir şekilde, ağlar sayesinde bilgili dünya vatandaşları olarak, kişisel ve toplumsal hayati belirliyen kararlar alıp uygulayabiliyoruz.
            Örneğin dünyanın herhangi bir yerinden alış-veriş  yapabilmekte; ürünleri  renkli  ve  dinamik olarak ekranda inceleyebilmekte, ödemeyi kredi kartıyla veya banka hesabınızdan yapabilmektesiniz. Buna kendi uçak rezervasyonunuzu yapmak, bir dostunuzu doğum gününde çiçek göndermek, kitaba ısmarlamayı eklemek gerek. Pek çok is kolunda isinizi evinizde yapma, veya başka şehirlerde birden fazla isi bir merkezden yerine getirmeyi de eklemek mümkün. Özellikle araştırmacılar ve bilgiye gereksimi olanlar için ağlar hayati önem kazanmıştır.
            Bilgisayarınıza bağlı bir modem sizin dünyaya acılan pencerenizdir: ağın parçası olan kütüphanelere, veri tabanlarına, üniversitelerin elektronik arşivlerine, tartışma listeleri ve haber guruplarının arşiv ve tutanaklarına erişebilirsiniz. Ağlar dünya üzerinde milyonlarca insanla kolay iletişim olanağı sağlamaktadır. Devletin vergi, adli sicil, trafik, vs gibi veritabanlarının ağ üzerinde olması devlet çarkının daha hızlı ve etkin dönmesini sağlamaktadır.
            Bilgisayar ağlarının yaygınlaşması toplumu oluşturan çeşitli birimler arasında hızlı, zahmetsiz iletişim ve bilgi paylaşımı sağladığından toplumun demokratik surece katılması, farklı görüş ve önerilerin duyurulması, tartışılması ve kamu yönetiminin saydamlaşması konusunda yeni olanaklar ortaya çıkmaktadır.
            İlkokuldan Üniversiteye, en küçüğünden en büyüğüne ticari firmalara, halk kütüphanesinden ulusal kütüphanelere, belediyelere ve sivil toplum örgütlerine yayılmaya başlı yan bilgisayar ağları bilgisayar eğitiminden açık öğretime tüm eğitim sisteminde önemli değişiklikler meydana getirmek üzeredir.
            Bilgisayar ağlarının yarattığı bir elektronik ağ kültürü ortaya çıkmaktadır. Mesafe kavramının ortadan kalktığı ve haberleşen kişilerin irk, renk ve etnik özelliklerini kaybolması sonucu, insanlar arası ön yargısız haberleşmeye olanak sağlamakta, ve ağ üzerinde sayısız `insan hikayeleri' ortaya çıkmaktadır.
            Bu dokuman Internet'in araç ve olanaklarını kullanıcıdan çok sistem yöneticisi açısından anlatmayı amaçlamaktadır. Anlatım teknik adamlara yönelik ama teknik olmayan bir düzeyde olacaktır. Internet'i kullanıcı açısından, bağlantı ve sistem kurulması, ve servislerin kurulmasını teknik açıdan anlatan kitaplar Kaynakça bölümünde verilmiştir. Buradaki bilgiler kişisel öneriler ve notlar olarak algılanmalıdır.
Bilgisayar Ağları
            Birden fazla bilgisayarın birbiriyle konuşabilecek şekilde bağlanmasına bilgisayar ağı diyoruz.
            Bilgisayar ağlarının ilk amacı makinelerin kaynakları ve yaratılan nesnelerin ağdaki makineler arasında paylaşmaktır.
            Bir kullanıcının masasındaki PC-terminal- istasyonu ile ağ üzerinde ki kaynakları kullanabilmektedir. Bu ise kullanıcıya makinasından bağımsız bir arayış olanağı sağlamaktadır. Diğer bir deyişle, belirli bir programı veya veri tabanını kullanmak için o programın yüklü olduğu makinenin basında olmak gerekmiyor, veri tabanını kullanıcının kendi makinesin da çalışan bir program kullanabiliyor veya uzaktan kullanım ile (telnet, remotelogin) ilgili makine da program ve veritabanini kullaniyor.
            Dosya paylasiminin onemli yontemleri olarak Network File System (NFS), Andrew File System (AFS) ve Alex sayılabilir. Örneğin, Carnegie Mellon University, MIT ve University of Michigan AFS kanalıyla bir birlerinin dosya ve kütüklerine erişebiliyorlar. Dünyanın en büyük arşivlerinden biri olan St. Louis'deki Washington University arşivi (ftp.wustl.edu) kendi disklerini NFS yüklemeleri teşvik ediyor. İsteyen bu arşivdeki diskleri kendine yüklüyor ve makinadaki her hangi bir disk gibi kullanabiliyor (oraya yazamıyorsunuz ve hattınıza bağlı olarak biraz yavaş olabilir).
Internet
            Uluslararası ağların en önemlisi Internet'tir. Internet'in kökleri soğuk savaş yıllarında ABD Savunma Bakanlığının yaptırdığı bir araştırmaya dayanmaktadır. Nükleer bir savaş sırasında, pek çok bilgisayarın zarar gördüğü bir ortamda haberleşmeyi mümkün kılmak için tasarlanan bir sistemdir.
            Mesajlar küçük paketlere bölünmekte ve ba-sına adres ve parça bilgisi eklenerek, hedefe bilgisayar ağındaki değişmeleri göz önüne alarak dinamik bir yol izleyerek ulaşmaktadır. Bu araştırmanın sonuçları ARPANET denilen küçük bir ağda denenmiş ve Ka-liforniya Üniversitesince geliştirilen BSD Unix islerim sistemiyle herkesin kullanımına açılmıştır. Ama Inter-net'in bugünkü önem ve boyutlarına ulaşmasının ana nedeni, Amerikan TUBITAK'i diyebileceğimiz NSF (Ulusal Bilim Kurumu) ülkenin değişik yerlerine kur-duğu oldukça pahalı 6 adet Süper Bilgisayarları tüm ülkedeki araştırmacıların hizmetine sunmak için bir ağ kurmasıydı. Bu ağ Internet haline geldi.
            Internet tüm dünyaya yayılmış irili ufaklı 5 milyon kadar bilgisayardan oluşan büyük bir ağdır. Kullanılan bilgisayar her marka ve işletim sisteminden gelebilir.
Kelimenin dar kapsamında Internet, TCP/IP kullanması ve hatlarin esas olarak surekli acik olmasi ile ağ icindeki makinalar arasinda online elektronik nesne değişimine olanak sağlar. Geniş anlamında Internet, geçit makinalariyla bağlı tüm ağları içermektedir.
Internet'te Kimler Var?
Internet'te dünya ölçüsünde
Üniversiteler,
Araştırma kurumları,
NASA, NBS, NIH gibi hükümet kuruluşları,
bilgisayar şirketleri ve her konuda küçüklü büyüklü ticari kuruluşlar,
MCI mail, CompuServ, ATT mail, Apple Link gibi firmalar tarafından isletilen ticari ağlar,
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar,
AMS, IEEE, gibi meslek kuruluşları,
Basta ABD Kongre Kütüphanesi olmak üzere ulusal,üniversite ve halk kütüphaneleri,
çeşitli ülkelerin merkezi hükümet birimleri (ABD, Japonya, Almanya, Macaristan, Avustralya, Fransa, İsrail, ...),
Parlamentolar,
Siyasi partiler, 
Yerel hükümetler,
Sivil toplum örgütleri,
Basın-TV kuruluşları,
Müzeler,
Mesleki ve ticari odalar,
            Kısaca Ulusal ve dünya elektronik toplumuna söyleyecek bir şeyi olan herkes Internet üzerindedir veya olmak üzeredir.
Neler Yapılabilir?
Internet'i kullanarak herhangi bir kullanıcı şunları kolayca yapabilir:
Meslektaşlarıyla haberleşme, makale değişimi, kitap, yazılım duyurusu, konferans duyurusu, başvurusu, özet, makale sunmak ve konferans örgütlemek,
Belirli konularda uzmanlaşmış, elektronik tartışma ve haberleşme gruplarına (listelerine) katılıp, gelişmeleri izleyip, soru sormak ve yardim almak,
American Mathematical Society gibi meslek kuruluşları,
Birleşmiş Milletler gibi örgütlerin veri tabanlarına erişmek,
ABD'nin çeşitli veri tabanlarına erişmek: Kongre, Yüksek Mahkeme, Beyaz Saray, Ticaret Bakanlığı gibi,
teknik raporlara, ders notlarına erişmek,
Para vermeden bazı (Public Domain) yazılımları edinmek,
`On Line' üniversitelerde ders almak (Global Network Academy),                                                                     
-Kütüphane kataloglarını taramak,
-Bilim ve meslek adamlarının ve kuruluşların adresle-rinibulmak, `
-On Line' servisleri kullanarak kitap, makale, donanım vs ticari ürünler ısmarlamak,
-On Line Hospital'i ziyaret etmek, 
-Ticari Kurumların veri tabanlarına erişmek
-Multi-cast yayınları izlemek: konser, fil m gibi.  Inter-net'teki  her hangi bir kurum elektronik yayımcılık yo-luyla
-Kendi kurum politikalarını duyurabilir
-Ürünlerinin tanıtımını yapabilir, pazarlayabilir
-Halkla ilişiklerini yürütebilir
-Elindeki veri tabanlarını açabilir.
Nelere Erişebiliriz ?
Dinamik bir yapısı olan Internet'i sınıflandırmak zor ve tartışmaya acık bir konudur. Bir miktar tekrarı göze alarak erişilebilecek nesneleri söyle sınıflandırabiliriz. Ticari servisleri kullanmak için önceden anlaşma yapmak gerekmektedir.
Statik Nesneler: Arşivler
Üniversitelerin, bilgisayar firmalarının, hükümet kuruluşlarının, vb, elindeki belge ve programları tüm dünyada isteyen herkese (kamuya) açma yollarının en basit ve yaygın yolu Kamuya Acık Arşivler'lerdir (Herkese Acık Arşivler). Diskte belirli bir yer ayrılır; oraya insanlar paylaşmak istedikleri nesneleri koyarlar. Bunlar `White paper' olabilir, ticari yazılım için `bug-fix' olabilir, `policy statement' olabilir, duyurular olabilir. Üniversite ortamında ise geliştirilen tezler, yazılan teknik raporlar, programlar, ses dosyaları, resim dosyaları olabilir.
Arşivlerde
- Tezler, teknik raporlar,
- Elektronik kitaplar,
- Tablo  ve  benzeri  sanat  eserlerinin  .gif,  .jpeg  gibi formatlarda görüntüleri,
- NASA'nin gözlemlediği Astrofizik verileri,
- Çeşitli Ses Kayıtları
- Tüm bilgisayar çeşitleri ve işletim sistemleri için: Freeware, Shareware, Public Domain, CopyLeft'li (GNU) milyonlarca yazılım,
- Çeşitli istatistik veriler,
- Beyaz Saray Raporları v.s. bulunabilir.
Taranabilen Nesneler
Anahtar kelime üzerinden bir veritabanını ya da `regular expression', veya `boolean search' denilen taramayı tüm metin üzerinde tarama yapılan örnekler:
- Phonebooks, whois, X.500
- Finger, nslookup, dig
- Archie
- Veronica ve Jughead
- Kütüphane katalogları
- Wais, z39.50, Isearch
- Web'de tarama
-W3Catalog,
- Lycous,
- Web Meta-Library,
- Web Worm,
- Aliweb,
- Nortstar,
- Nomad,
- Jumpstart (js),
- CrawlWeb,
- Harvest
- Glimpse
Karmaşık (composite) Nesneler
-Hypertext dokumanlar,
-Çoklu medya içeren dokumanlar.
Yari Ticari Servisler-
- Her çeşit kitap ısmarlanması
- Her türden CD
- Ticari Firmaların on-line katalogları
- Donanım ve Yazılım
- İletişim Servisleri, donanım, yazılım
- Muhik (Nota, Aletler, CD, vs),
- Finans, `Leasing', ve Danışmanlık
- Seyahat
- Çiçek, Oyun
- Şarap, Kahve, gibi yiyecekler
- Spor vs başka Giyecekler
- Ziynet, Spor Arabalar
- Resim ve Sanat ürünleri
- Journal Graphics gibi servisler
- Dow Jones gibi servisler
- Ticari on-line dergiler
- e-mail temelli çağrı servisi
Diğerleri
- Chat, Talk, IRC (Internet Relay Chat),
- Internet Talk Radio,
- Free University,
- Virtual Reality,
- MUD, MOO
- Tpc fax
Diğer ağlar
Binlerce uluslararası ağ arasından ülkemiz için önemli olan bazıları şunlardır.
UUCP
Unix'den Unix'e kopyalama anlamina gelen UUCP, en
eski dial-up ağıdır. Çoğunlukla Unix makinalarinı birbirine bağlar. Esas olarak e-mesaj servisi verir. Pek çok yerde Usenet ile içice geçmiştir.Mesajlar bir marinadan komşu makin aya gider. Adreslerken bir miktar yol bilgisini bilmek gerekir: yol üzerindeki önemli bazı makinalari belirtmek gerekir.
UUNET
(uunet.uu.net) ticari bir servistir ve uluslararası uucp bağlantılarında uzmanlaşmıştır.
USENET
USENET ise uucp temelli Network News dağıtımında ortaya çıkan bir ağdır. UUCP ve USENET değişik bir yapıya sahip, gönüllü esasına göre demokratik bir şekilde yönetilirler. Merkezi bir otorite yoktur.
UUCP e-mesaj ve News ile yetinmek isteyenler için ucuz bir alternatiftir.
Bitnet
Türkiye'de su anda yaygın olan Bitnet esas olarak e-mesaj, on-line mesaj, ve sinirli bir şekilde remote login ve dosya transferine izin vermektedir. Listserv, Netserv, Trickle gibi servisleri vardır. Temel Internet servislerine doğrudan erişmek mümkün değilse de pek coğuna e-mesaj kanalıyla erişmek mümkündür.
Fidonet
İlan Tahtası olarak da çevirebileceğimiz Bulletin Board Systems (BBS)'ler PC'ler üzerinde çalışan menu temelli kullanıcılar arasında haberleşme, nesne değişimine olanak sağlayan Özellikle meraklı gençlerin kurduğu bir sistemdir. Kullanıcılar bir modem kanalıyla verilen telefona bağlanırlar. Kullanıcılardan bir miktar para alınır. Genellikle sinirli yetki ile misafir kullanıcı kabul ederler. Kullanıcılar bir birlerine mesaj bırakabilirler, bulten tahtasına mesaj bırakabilirler, kütük alıp, bırakabilirler.
BBS
BBS'ler genellikle birbirlerine Fidonet içinde bağlanırlar. Böylece Fidoent içindeki bir BBS'den diğerine mesaj göndermek mümkündür. dünya coğrafi olarak katmanlar ve bölgelere ayrılmış, ve her BBS buna göre bir numara almıştır. Mesajlar bu hiyarerşik yapıya uygun bir şekilde hareket eder. Fidonet'ten UUCP ve Internet'e erişmek mümkündür. Türkiye'de su anda çoğunluğu 3 büyük kente olmak üzere 50'yi askın BBS vardır.
Teknik Olarak Internet
Teknik olarak Internet TCP/IP protokol ailesini kullanarak konuşan bilgisayarlar topluluğu olarak tanımlayabiliriz. Internet Mevlana İlkesine uyar: TCP/IP konuşmak kaydıyla her makine ve işletim sistemi üzerinde Internet servis ve uygulamalarını çalıştırmak mümkündür. Biz burada büyük ölçüde Unix ortamına ilişkin bilgiler vereceğiz. Tüm bu uygulamalar, genellikle, ilk önce Unix'de geliştiriliyor, ve bizim deneyimiz Unix üzerinde oldu. Diğer işletim sistemleri içinde benzeri servis ve uygulama programları bulmak
mümkündür. Internet üzerinde verilen her servis belirli bir protokol ve belirli bir port üzerinden paketlerin değişimi yoluyla sağlanır. Sunucu/istemci modeline uygun olarak istemci isteğini ilgili servise ait porttan sunucu makinaya gönderir, sunucuda bir `deamon' çalışır ve söz konusu porta gelen istekleri cevaplar. Ya sürekli çalışan (standalone) bir servis verici bir program çalışır ve söz konusu portu dinler, yada inetd gelen isteği ilgili programa geçirir. Bunun için /etc/services'de söz konusu protokol isimlendirilip ilan edilmeli ve /etc/inetd.conf'da ise isimlendirme ile servis veren program ilintilendirilmelidir. Servis veren program inetd kanalıyla çalısınca başlamak için gerekli tüm dosyaları okur. ftp, telnet, phonebook gibi servisleri inetd'den çalıştırmak zorundasınız. Ama web ve gopher'i kendi basına çalıştırmak sistemi daha az yükler ve servis daha hızlı olur. Bu tip servisleri mümkün olduğunca `root' dışında, yetkilileri sinirli kullanıcı kimliğiyle, ya özel kullanıcı yada `nobody' altında çalıştırmak önerilir. Unix ortamında programları kurmak (install) için bazı öneriler: önce README, INSTALL dosyalarını ve varsa başka dökumentasyonı okuyun. Bu dosyalar genellikle ne yapılması gerektiğini belirtir. Baban `configure', 'Configure' gibi programları çalıştırıp, sorulan sorulara cevap vermek gerekir. Sonra `Makefile, conf.h, config.h' gibi bazı dosyalarda bazı düzeltme ve tercihler yapılır. Daha sonra `make', `make all'. `make install' gibi komutlarla is bitebilir. Program bir X11 uygulaması ise `Imakefile' dosyası üzerinde bazı tercih ve düzeltmeler yaptıktan sonra `xmkmf', `xmkmf -a' ve daha sonra `make Makefile', `make Makefiles' ve `make' gibi komutlar gerekebilir. Bu bilgi genellikle README/INSTALL dosyalarında vardır.Unix ortamında programların davranışı, genellikle, çevresel değişkenler ve komut satırında verilen seçeneklerle değiştirilebilir. Derleme sırasında `hard coded' bazı dizin/dosya parametreleri ise `soft link' mekanizması ile düzenlenebilir Kurumların temel GNU araçlarını ve kardeşlerini (gcc, make, bison, flex, perl, groff, python, expect, tcl/tk, safe-tcl, ghostscript, gibi) ve TeX'i taşımalarında yarar vardır.
Adresler: Makina, Kisi ve Nesne için
Ağ üzerinde iletisimin sağlikli olması için ilgili partilerin kimliklerinin çok açık bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle Internet üzerinde her makinenin, her kullanıcının ve nesnelerin adreslenmesi standartlastırılmıştır. Internet'in gelişmesiyle birlikte kamuya açik nesnelere erisim için kullanilan protokol da adreslemenin bir parçasi oldu.Internet'de makinalarin iki tip adresi var: sembolik (domain name) ve mutlak (IP numarasi). ankara.bcc.bilkent.edu.tr, knidos.cc.metu.edu.tr, kalkan.tetm.tubitak.gov.tr, apollo.info.com.tr adresleri Bilkent, ODTU, Tubitak ve Info'da ilgili makinaları tanımlamaktadır. Burada `tr' Turkiye, `edu.tr', `gov.tr' `com.tr' üniversiteleri, hükümet kuruluşlarini, ve ticari kuruluşlari temsil etmektedir. Aynı şekilde `bilkent.edu.tr', ve
`metu.edu.tr' Bilkent ve ODTU'yu temsil etmektedir, bir diğer deyişle Bilkent'teki Internet'e bağlı her makinenin adresinin `bilkent.edu.tr' olarak bitmesi gerekmektedir. `ankara'in IP numarasi ise 139.179.10.217'dir.
Sembolik isimler ağ yapısını aktarması ve hatırda kalması için önemli. Ayrıca makineler başka islere kaydırılınca kullanıcıyı bu değişimden yanıtlar. Internet'de yönlendirme IP numaraları cinsinden olur. DNS (Domain Name Service) perde arkasında sembolik isimler ve IP arasındaki iki yönlü dönüşümü sağlar.
Bir kurumu çeşitli alt birimlere göre alt bölümlere (domain) ayırmak da yarar var: trafiği azaltmak, güvenlik vs için. IP atanırken bu bölünmeyi göz önüne alarak, planlı bir şekilde yapmak, ağ üzerinde gereksiz trafiği azaltacaktır. `subnetting' bu yönde kullanılabilecek iyi bir yöntemdir.
Internet'de yönlendirme çalısması için DNS servisinin olması gerekir. Bu ya kurum içinden verilebilir, yada kurum dışından alınabilir. Bu /etc/resolv.conf ve benzeri dosyalarda belirtilir. Kanımca, her kurumun kendi DNS servisini kurması anlamlıdır. Bunu bir başkasına kurdurmak da mümkündür, ama kurulması önemlidir. Bu hem güvenirlilik hem de kaynak kullanımı açısından yararlıdır. `cache server' yoğun internet kullanan ve kendisi DNS sunucusu olmayan makineler için önemli bir seçenektir. Her kurum için en az 2 DNS sunucu olması gerekir. Bu tip servisleri değişik makinelere dağıtmak, dağıtık hesaplamanın bir gereğidir. Finger gibi servisler açısından en üst düzeydeki domain için bir ``A record''u koyarak bir makine tanımlamak çok kullanılan bir yoldur: bilkent.edu.tr makinasi gibi. Unix ortamında DNS yazılımı bind'in en son sürümlerinden birini alıp, firma temelli yazılımlara bağımlı olmamak hararetle önerilir.
Özellikle sunucu makine isimlerini seçerken kolay yazılabilen, söylenebilen, içinde özel karakterler içermeyenleri öneririm. Internet üzerinde makine isimlerinde `invalid' kabul edilmeye başladı (Örneğin DNS tarafından). Firma ve model reklamı olan makine isimlerinden kaçınmakta yarar olduğu kanısındayım.
Internet servisleri sunan makinelere servis türüne göre en kısa alias yada CNAME adini koymakta yarar var. Elinizde 1 makine var ve 3 servis sunuyorsanız, lütfen 3 alias tanımlayın. Eldeki tek makina xxxx.bim.yyy.edu.tr ise servisler açısından, www.yyy.edu.tr, gopher.yyy.edu.tr, ftp.yyy.edu.tr, ns.yyy.edu.tr gibi aliaslar koyup o şekilde dünyaya açın. başka birimler için www.cs.yyy.edu.tr gibi aliaslar seçilebilirsiniz. Bu tur aliaslar DNS veri tabanına www.yyy.edu.tr. IN CNAME xxxx.bim.yyy.edu.tr. gibi bir satır ekleyerek yapılabilir.
Nesne adreslerine gelince; genellikle, protokol, makine adı, ve o makinede söz konusu protokole göre erişim yolu (path)'i içerir. Internet üzerinde evrensel adrese URL (Uniform Resorce Label) diyoruz. En genel halinde bir URL'i söyle yazabiliriz: +URL: protokol://[[user[:passwd]@]dagitici-makina[:port][/path-selection]+ burada +[..]+ olarak belirtilen kisim secimli kisimdir.
Bazı URL örnekleri:
file://localhost/ftp/ftp/pub/INFO/Turkce/Internet/inet2.tex
ftp://ftp.bilkent.edu.tr/pub/INFO/Turkce/Internet/inet2.tex
gopher://gopher.bilkent.edu.tr:70/00/bilkent/archive/INFO/.../inet2.tex
http://www.bilkent.edu.tr/ftp/INFO/Turkce/Internet/inet2.tex
wais://dagitici-makina:210/veritabani-adi
telnet://user@makina
news:news-gurup
news:makale-numarasi@makina
ftp://user:passwd@makina
Ilk 3 URL [1] nolu referansın formatındaki kopyasını belirtir. file: sadece `/ftp' diskini gören Bilkent'teki her makine için geçerlidir, diğerleri evrenseldir.
                                    
Sayet ls dinamik `lib'leri kullaniyorsa bazi .so'lari kopyalamak, /dev/zero'yu yaratmak gerekebilir.incoming/ ve ub/incoming/ getirdigi bazi tehlikeler var: calinti yazilimlarin degis tokus alani olabilir, ve sorumsuz bazi kisiler anon-ftp'nin oldugu disk parcasini doldurup sistemi cokertebilir.
Isletim sistemiyle gelen ftpd anon-ftpd icin pek uygun degildir: log, kullanici sayisini, saatleri sinirlamak gibi. En az 4-5 tane anon ftp yazilimi var. Bunlarin en yaygini Washington University at St. Louis tarafinda gelistirilen wu-ftpd'dir. Bu yazilim ayrica istek uzerine
*Dir/ Dir.tar, *Dir/ Dir.tar.gz, *Dir/ Dir.tar.Z, *Dir/ Dir.zip *File File.Z, *File File.gz, *File.Z File.gz  donusumlerini yapabilir. Burada `A B 'nin anlami arsivde A nesnesi var iken siz B nesnesini isteyebiliriniz ve sunucu makina gerekli donusumu yaparak istemci makinaya iletir demektir. Bu donusumler config/ftpconversions dosyasinda belirtilir. Gerekli gzip, compress, tar, zip gibi programlar tp/bin'de tutulur.
            Arsivleri quote site index Key-word seklinde bir komutla adinda `Key-word'i iceren nesneleri aratmak mumkundur. Arsive yeni konan nesneleri dizin temelinde uye olan kullanicilara belirili araliklarla gonderen notifier programlari vardir. Bir arsivi bir baskasinin tam yada kismi kopyasi yapmaya yonelik mirror programlari vardir. Bunlarin hemen hepsi crontab'den calisir.
            Ftp'yi daha kolay bir sekilde yapabilmek icin yazilmis programlar arasinda `ftptool, batchftp, xftp, xtp, getit, xgetit, ncftp' sayilabilir. Daha sonra da belirtecegimiz gibi ftp islemini xarchie, xnetlib, alex, prespero, gopher, wais, ve www `client'lariyla yapabilirsiniz. Ama, en basit ftp'nin de tum bu yazilimlar arasinda yeri vardir. Ornegin en son konan nesneleri aramak ve almak istediginiz zaman. Universitelerimizde arsivler kurulmakta ve onemli `mirror' mekanizmalari da calismaktadir.
Uzaktan Kullanim
            Telnet (ya da Remote Login), gene Internet uzerindeki iki makinenin, marka ve isletim sisteminden bagimsiz olarak birindeki bir kullaniciya ikincide calisma olanagi saglayan bir emulasyon programidir. Her makine/isletim ortaminda calisan uygulama programi vardir.
            VM/CMS'e baglanmak icin 3270 ve 3179 ve bunlarin X surumleri vardir. Telnet hesabiniz olan baska bir makinede calismaniza olanak verir. Yine sunucu/istemci ya da deamon/client turu bir baglanti soz konusudur.
Rlogin ve Telnet birbirine benzer olmakla birlikte farkliliklar gosterirler. Bir Unix sisteminde bir makinadan otekine rlogin komutuyla kullanici adi ve sifre vermeden girebilirsiniz. Ote yandan, Telnet'le bir makinanin belirli bir `port'una baglanabilirsiniz. Bu yolla mail gonderebilirsiniz, veya bazi seyleri `test' edebilirsiniz. telnet info.bilkent.edu.tr 2000 komutu size Bilkent Mail Server'ini etkilesimli kullanim olanagi vermektedir. Bu sekilde kullanicilara `login' yapmadan sinirli bir sekilde belirli programlara kullanim hakki veriyorsunuz. `motd'yi vs kullanici gormuyor. Bu tip erisim inetd kanaliyla olmaktadir.
 
Herkese Acik Servisler
            Bazi servisler herkese aciktir. Kutuphane taramasi, freenet denilen elektronik universiteler, daha sonra anlatacagimiz servislere (gopher, www, wais, netfind, archie, veronica, phonebook), bazi internet oyunlari (`virtual reality') herkesin TELNET kullanarak erisebilecegi servisler. Hytelnet, herkese acik telnet temelli servisleri toplu bir halde sunan, menu temelli bir programdir. Hytelnet'in su anda, pc, mac, amiga, vax/vms ve unix surumleri var.
                                          
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  20

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MUHTAR DEYİP'DE GEÇMEYİN:
Belediye başkanlarını seçmek için büyük bir yarış yaşanacak. seçim curcunasında demokrasinin temel taşı olan çilekeş muhtarlar yine unutulacak mı?
Çorumda merkeze bağlı13 mahalle 198 köy ve belde olmak üzere tam 211 muhtarlık bulunuyor. Muhtarların kimi kendini belediye başkanı, kimi de mahallesinin cumhurbaşkanı olarak görüyor.
Onlar en küçük yerleşim biriminden en büyük şehirlere kadar her kesimden insana hizmet götürmeye çalışıyor. Üzerlerinde büyük sorumluluklar var, ancak bunları yerine getirebilmek için maalesef yetkileri yok.
Genel ve yerel seçimlerin 28 Mart 2004 da yapılacak olması seçime daha bir heyecan katıyor. Ancak, partilerin gürültülü-patırtılı kampanyaları arasında kaynayacak bir seçim daha var: Muhtarlık seçimleri. Çorum merkeze bağlı 211muhtarlık bölgesi var. Her muhtarlıkta en az ortalama olarak10 aday olsa 2110 adayın katıldığı 149.300 bin seçmenin oy kullanacağı dev bir seçim söz konusu. Peki, oy vermeyi düşündüğünüz belediye başkan adayları gibi muhtar adayınızı da belirlediniz mi? Ya da en azından hiç olmazsa mevcut muhtarı hiç görmüşlüğünüz var mı?  Belediye başkan adaylarının yaptıkları gibi fazla cafcaflı olmasa bile muhtarlar da kendi çaplarında birtakım seçim faaliyetlerinde bulunuyorlar. Kendilerini halka en yakın yönetim birimi olarak görüyorlar. Hatta muhtar odalarına büyük harflerle yazdıkları "Muhtarlar demokrasinin temel taşıdır" sözünü göstererek yerel demokrasi bağlamında da önemli bir müessese olduklarına vurgu yapıyorlar. Türkiye'de ortalama her bin 200 kişiye bir muhtar düşüyor. Bu da onların sistem içerisinde ne kadar ehemmiyetli bir yerleri olduğunun göstergesi. Zira, Türkiye'de 34 bin 495 köy, 15 bin 198 mahalle olmak üzere tam 50 bin 693 muhtarlık bulunuyor.
Belediyecilikten daha eski Muhtarlık, aslında Osmanlı döneminde başlayan köklü bir yönetim sistemi. Mahalle sisteminin daha eskilere dayandığı Osmanlı Devleti'nde muhtarlıklar ilk olarak İstanbul'da 1829'dan itibaren kurulmaya başlanıyor. 1833'ten itibaren de Anadolu'daki mahalle ve köylerde muhtarlık sistemine geçiliyor. Belediyelerin 1854 yılından itibaren kurulmaya başlandığını göz önüne aldığımızda, bugün pek değer verilmeyen muhtarlığın belediyelerden daha uzun bir geçmişe sahip olduğunu görüyoruz. 1933 yılında yani Cumhuriyet dönemine gelindiğinde belediyeler kanunla yeniden yapılandırılınca mahalle muhtarlığına ihtiyaç yok denilerek muhtarlıklar kaldırılıyor. Ancak, mahallelerde oturmuş olan muhtarlık sisteminin yeri doldurulmayınca 1944 yılında yeniden muhtarlıklar kuruluyor. Bugünkü yönetim sistemimiz içerisinde muhtarlıkların yerel yönetimlerin bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. "Yerel yönetim deyince aklımıza her ne kadar belediyeler geliyorsa da, muhtarlıklar da yerel yönetimin önemli bir birimidir. Fakat sosyal hayat içinde baktığımızda mahalle muhtarlıklarının fonksiyonlarının artık çok fazla kalmadığını görmekteyiz" muhtarlıkların yerel yönetim birimleri olmalarına rağmen bütçelerinin olmamasını mahalle muhtarlıklarını devre dışı bırakan çok önemli iki eksiklik olarak değerlendirilebilir.
Mahallenin cumhurbaşkanı Muhtarlar tam anlamıyla kendi hallerine bırakılmış durumda. Bu ilgisizliğin altında muhtarlığın artık gereksiz olduğu anlayışının yattığı, ancak mahallelerde oturmuş bir yapısı olduğu için kaldırmaya da gerek görülmediği belirtiliyor. bu görüşe karşı çıkıyor ve "muhtarlığın zamanla ne kadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılacak" diyorum. bana göre muhtarlar halkla içiçe yaşayan, onların sorunlarını en iyi bilen insanlar ve "zamanla bunu siyasilerimiz de anlayacak."
Muhtarların yaptıkları işler sadece ücret karşılığında bazı belgeleri vermekten ibaret değil. Gerçi resmi olarak böyle gözükse de muhtarların büyük bir çoğunluğu, kendilerine halk tarafından daha büyük bir misyon yüklendiğini bilinmektedir.  Birçok muhtar, kendilerini mahallenin mülki amiri olarak tanımlamamaktadır. Aramızda Kendilerini "mahallenin belediye başkanı" gibi görenler de var. Hatta içimizden bir tanesi kendisini bulunduğu mahallenin "cumhurbaşkanı" olarak tanımlıyor. "Gecekonduyu bile önleriz"  muhtarlığın sadece birtakım belgeleri tasdik etmekten ibaret olmadığını belirtmek isterim, halkın her türlü sorunuyla yakından ilgilenmekteyiz. "Bizim muhtar olarak ilgi alanımız o kadar geniş ki mahallede olan biten her şey bizden soruluyor. İnsanlar iş aramak için bize geliyorlar. Elektrik kesiliyor, vatandaş muhtara başvuruyor. Sokak çamur oluyor, insanlar bize şikayet ediyorlar. Fakir fukaranın giyecek ve yakacak ihtiyaçlarını muhtarlar temin etmeye çalışıyor. Bütün bunlar resmi olarak bizim görevimiz değil, ama mahallemizde oturan insanların memnun olması için bu işleri halletmeye çalışıyoruz." Mahallemde 23 bin kadar ailenin yaşadığını ve bunların ikametgâh, elektrik, su, yol gibi her türlü problemiyle ilgilendik. Halk bizi marko paşa olarak tanımaktadır mahallede ne olup ne bittiğini en iyi muhtarlar bilmektedir, bizlere yetki verilmesi halinde gecekondulaşmanın bile önüne geçebileceğimiz söyleyebiliriz.
Köyde muhtar, başkandan farksızdır. Muhtarlık deyince genellikle köy ve mahalleler birlikte değerlendiriliyor. Oysa köy muhtarlığı mahallelerden oldukça farklı! Köy muhtarları hem belediye başkanı hem de kaymakam gibi görüyorlar kendilerini. Mahallelerde azaların hemen hemen hiç bir etkinliği yokken, köylerde ihtiyar azaları belediye meclisi gibi çalışıyor.
Ayrıca köylerde muhtarlığa ait bir bütçe de var. Gerektiğinde ihtiyar heyetinin kararıyla köylüden para da toplanabiliyor. Büyük köylerde muhtarların belediye başkanından pek farkı yok. Hatta bazı köylerde muhtarlığa ait çöp arabası, grayder, kamyon, gibi hizmet araçları bile bulunuyor. Hal böyle olunca, muhtarlık seçimleri özellikle köylerde güç mücadelesine dönüşüyor ve seçim kavgaları da eksik olmuyor. Marko Paşa misali halkın derdini dinleyen muhtarların kendi dertleri yok mudur, aslında herkesten daha fazla. "Bir dokun, bin ah işit" denir ya işte öyle. Dertsiz Muhtar neredeyse yok gibi. Hepsimizin ortak şikayeti devletin bizlere sahip çıkmadığı yönünde. "Bugün dünyanın hiç bir yerinde işiyle yetkisi arasında denge uçurumu olan başka bir kuruluş mevcut değildir"  Muhtarların kanunda belirtilen 143 kadar görevimiz vardır bunun yanında biz muhtara hiç bir yetki yoktur. Türkiye çapında Mahalle ve köylerde halk tarafından seçilen toplam 50 bin 693 muhtar var. Ancak bu kadar büyük bir camiayı temsil edecek bir kuruluş mevcut değil. Ulusal çapta dernekler kanununa göre kurulmuş üç tane muhtarlar derneği var. Ayrıca illerde ve ilçelerde de kurulmuş dernekler bulunuyor. Bu dernekler de dahil olmak üzere muhtarların büyük bir kısmı, bütün muhtarları kapsayan federasyon niteliğinde bir muhtarlar birliğinin kurulmamasından şikatyetciyiz. muhtarların tamamını kapsayan bir federasyon olmadığı için bazı muhtar olmayanların Dernekler Kanunu'nu kullanarak birtakım dernekler kurup muhtarları temsil etmeye kalkıştıklarını bilmek de ve duymaktayız.
Muhtarlar çok mu kazanıyor? En çok üzerinde spekülasyon yapılan konulardan biri de muhtarların kazançları, halk arasında konuşulan yanlış bir kanaatten şikayetimiz var "Devlet bizi besliyor zannediliyor. Oysa devletin verdiği sadece 102.280.000 milyon liralık maaş. Zaten bu parayı da sigorta ya da Bağ-Kur primlerine endeksli olarak veriyor. Oysa bizim gibi küçük mahallelerde harçlardan elde ettiği gelir büronun masraflarını bile karşılamıyor."
Elbette ki muhtarlar, 102.280.000 milyon liralık sigorta primine endeksli maaşa talim etmiyorlar. En primine endeksli maaşa talim etmiyorlar. En önemli gelir kaynakları ikametgah ilmühaberi ve nüfus cüzdan suretinin tasdikinden aldıkları 1000 milyon liralık ücret. Muhtar hem bürosunun masraflarını, hem geçimini, hem de vatandaşa hizmet için yaptığı harcamaları elde ettiği harçlardan karşılamak durumunda.
Tabii bu tür işlerden elde edilen gelir nüfusa göre daha da katlanıyor. Nüfusu az olan mahallelerde muhtarlar durumlarından hiç memnun değiller. Birçok muhtar aynı zamanda leblebicilik, bakkallık gibi başka işlerle de uğraşmak zorunda kalıyor. Hatta bu şekilde kendi asıl mesleklerini de devam ettirenler muhtarlık görevini de kendi dükkanlarında yapıyorlar. Böyle küçük mahallelerde muhtarlık yapanlar devletin kendilerine bir maaş bağlamasını isterken, muhtarlar arasındaki eşitsizliğe dikkat çekerek "Biz de aynı işi yapıyoruz, büyük mahallelerin muhtarları da aynı işi yapıyor. Ama bizim harçlardan aldığımız para büromuzun ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmiyor. Devletin buna bir çözüm bulması lazım" diyorlar.
            Muhtarlar noterlere kızgın. Muhtarların gelir kaynaklarının başında gelen "nüfus cüzdan Sureti”nin verilmesi konusunda, noterlerle muhtarlar arasında gizli bir çekişme var. Bu anlaşmazlık daha çok nüfus cüzdan örneğinin tasdikinden alınan ücretten kaynaklanıyor. Muhtarlar bu belgeyi 1000 bin liraya verirken, noterlerdeki tasdik ücreti 7.5 milyon lira.
Noterler, nüfus cüzdan sureti verme yetkisinin kanunen kendilerine verildiğini, muhtarların böyle bir yetkisinin olmadığını söylüyorlar. Ayrıca bazı kamu kuruluşlarının nüfus cüzdan suretini özellikle noterden getirilmesini istemeleri muhtarları kızdırıyor. Biz muhtarlar olarak bazı kamu kuruluşlarının nüfus cüzdan sureti konusunda notere yönlendirme an nüfus kağıdını tasdikleşmememiz nasıl sağlıksız oluyor anlamak mümkün değil" diyoruz.
Seçim curcunası; Muhtarlara karşı devletin ilgisizliği seçimlerde daha bariz bir şekilde kendini gösteriyor. Kanunen muhtar seçilebilmek için fazla bir şart aranmıyor. Bir yıl o mahallede oturmak ve Türkçe okuma yazma bilmek muhtar olmak için yetiyor. Ancak uygulamada hiç de öyle olmuyor. Bir kere muhtar olmak için o mahallede çok iyi tanınmak ve halkla iyi bir diyalog içinde olmak gerekiyor. Bunun için ya o mahallede doğmuş olmak yada çok uzun süreler orada oturmuş olmak şart.
            Muhtarlık seçimlerinde aday olmak isteyenlerin Yüksek Seçim Kurumu'na yada başka bir yere başvurmaları gerekmiyor. Aday olmak isteyen ve o mahallede 1 yıldır oturmakta olan herkes, seçim günü tanıyor. Tabii bu durumu bilen muhtarlar tedbir olarak oy pusulalarını kahve kahve, ev ev gezerek mahalle sakinlerine dağıtıyorlar. Hatta bazı yerlerde muhtarlık seçimleri o kadar hararetli oluyor ki, muhtar adayları arasında kavgalar bile olabiliyor.  Buna karşılık bir çok mahallede halk, mevcut muhtardan memnun olduğu için böyle muhtarların karşısına çoğu zaman aday bile çıkmıyor. 102 milyon liralık bütçesi olan muhtarlıklarda, adayların yerine getiremeyecekleri vaatlerde bulunduğuna dikkat çekmek isterim, “Muhtar adayları yol, köprü gibi vaatlerde bulunuyorlar, 102 milyon ödenekle bütçesi, yaptırımı olmayan bir oluşumla gelecekte mahalle halkına yalancı çıkmaktansa bu sözler verilmesin” derim
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 21

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

LİDERLİK
            İnsanların içindeki tutsak enerjiyi ateşleyin. Soyut kavramların tanımlanması dünyada hep tartışılmış ve herkes tarafından ayrı algılanmıştır. İşte “liderlik” de bu soyut kavramlardan biridir. Lider nedir diye sorduğunuzda yüzlerce tanım dökülür önünüze. Bazıları bunu çok karmaşık ve ulaşılması güç bir özellik haline getirir.
Liderliğin genlere yazılı bir sır olduğunu, doğarken lider doğulduğunu ve sonradan lider olunamayacağını, liderliğin öğrenilemeyeceğini savunanlar vardır.
Bunun terside görülür. Şans, torpil, yada demokratik olmayan bir seçim sistemi ile bir organizasyonun, bir kuruluşun yada bir partinin başına getirilen bir yöneticiye gerçek bir lider olmasa da hemen liderlik yaftası yapıştırılır. Liderlik bu kadar da ucuz değildir.
Gelin, gerçek lideri tanımlayalım. Ama bunu yapmadan önce , “Liderlik doğuştandır” tezini irdeleyelim. Bu tezi savunanların yanılgısı şudur. Güçlü ve gerçek bir liderin yüzlerce özelliğinden yalnız ikisini,  yani doğuştan gelen “hırs” ve “karizma” yı ön plana çıkarırsanız, o zaman liderlik doğuştandır diyebilirsiniz. Gerçekten de hırs ve karizma genetik özelliklerdir.
Bu iki özellik lideri daha da güçlü kılar. Ancak liderin yüzlerce özelliğinden sadece ikisidir bunlar. Bazen de bu iki özellik liderliğin karanlık yüzünü oluşturur. Tarih çok hırslı ve karizmatik liderlerin izleyenlerini felaketlere sürükledikleri örneklerle doludur. Adolf Hitler de bu örneklerden biridir. Kendi ihtirasları, ünleri ve prestijleri için insanları maniple etmek, onları etkilemek ve onlarla oynamak narsis bir liderliktir. Bu tip liderler kayıtsız şartsız itaat beklerler.
İzleyenlerinin eleştiri olanağını korku ile sindirerek kendi bildiklerini yapar ve çoğu zaman tek kafanın ürünü olan ve ihtiraslarının esiri olan fikirleri ile insanları felakete sürüklerler. Sonuç, doğuştan gelen hırs ve karizmanın diğer özellikler olmadan iyi bir lider yaratamayacağıdır.
Şimdi de, ucuz liderliğe bakalım. Bir kuruluşun başına torpille yada şansla gelmişsiniz. Etrafa emirler veriyorsunuz. İnsanlar kerhen ve mecburen sizin dediklerinizi yapıyor. Korku yaratıyorsunuz. Önünüzde eğiliyorlar. “Evet efendim, baş üstüne efendim”. Birkaç kişiye fırça, örnek olsun diye. Sadistçe bir zevk alıyorsunuz bundan. İnsanlar sizi sayıyor, ama sevmiyor. Bir de üstelik duygusal cahilsiniz. Duygusal cehalet. En tehlikelisi. Kendisinin ve başkalarının duygularını ayırt edemeyip onları algılayıp tanımlayamamak. Duygusal cehaletin esiri olan insanlar liderliğin bence en önemli özelliği olan “empati” den yani kendini başkalarının yerine koyarak düşünebilme olgusundan habersizdir. Bu insanlar yaratıcılığı teşvik edemez. İnsanların içindeki tutsak enerjiyi ateşleyip serbest bırakamaz. Ülkelerin yönetimlerinde de zaman zaman bu tip ucuz liderler olmuştur. Özellikle parti içi demokrasilerin olmadığı ve başkanların ayarlanmış delege sistemi ile seçildiği, başkanın istediğini istediği sıradan ve yerden milletvekili adayı yaparak korku temelli saygı yarattığı ülkelerde,  başkanlar, her zaman gerçek lider olmayabilir. Lider olabilmek için önce gönüllü  takipçiler,  yani size inanmış ve güvenmiş bir grup insan olması gerek. Tek başınıza lider olamazsınız.  Onları vizyonunuza inandırabilmek için,  iletişim ve ikna yeteneklerinizin gelişmiş olması, onlara güven verebilmek için,  dürüst, adil,  verdiği sözleri tutan, sağlam bir kişilik ve karakter gereklidir.
Lider doğru işleri yapar. İşleri doğru yapanlar ise liderin takipçileridir. Her şeyden önce, gerçek lider, insanı seven ve ona değer veren bir yapıya sahiptir. Sevecen ve alçakgönüllüdür. Empati temel ilişkiler felsefesi olarak ön plana çıkar. Kendisinden önce, izleyenleri yüceltmeyi ve onların durumunu iyileştirmeyi hedef almıştır. Dürüsttür, adildir. İnsanlara güven verir, onlara güvenir. Vizyon sahibidir. Bu vizyon, gelecekte ve elde edilmesi çok kolay olmayan, ancak imkansız da olmayan bir hedeftir. İyi bir iletişim ustası olduğundan izleyenleri bu hedefe inandırmış ve onları bu hedefe yönlendirmiştir. Bu hedefe ulaşmak için gereken enerjiyi insanların içinden çıkarmış ve ateşlemiştir. Onlara yetki ve güç vermiştir. Detaylarla uğraşmaz. Resmin tamamını görür. Engelleri çok önceden bertaraf eder. Anlaşmazlıkları basite indirgemede uzmandır. Başarıları izleyenlere, başarısızlıkları kendine maleder. Teşekkür eder, yüceltir. İnsana önemli olduğunu hissettirirken kendisini lüzumsuz gösterir. Kriz anlarında ortaya çıkar, paniklemez ve insanlara moral aşılar.
Peki, zor mudur bunları yapabilmek? İlle de doğuştan yetenekli mi olmak gerekir?
Cevap Hayır, tüm bunlar öğrenebilen ve sistematik ve disiplinli bir şekilde kazanılabilen özelliklerdir. Başarabilmek için önce duygusal zekamızı geliştirmeliyiz.
Öz bilinç öncelikle duygusal bilincimizi yani kendi duygularımızı okuyabilme anlayabilme ve performansımıza ve ilişkilerimize etkilerini tanımlayabilmekle başlıyor.
Öz bilinç daha sonra kendi öz değerlendirmemizi yaparak güçlü ve zayıf taraflarımızı tanıma yani kendi SWOT analizimizi yaparak güçlü yönlerimizi öz güven hanemize yazıp zayıf yönlerimizi iyileştirmeyi kapsıyor.
Öz yönetim başkalarına ve kendimize zarar veren duygularımızı kontrol  altında tutabilme, devamlı güven ve dürüstlük örneği olabilme, sorumluluklarınızı ve kendinizi yönetebilme, değişen koşullara çabuk adapte olarak engelleri aşabilme, kendi iç mükemmellik standardınızı oluşturabilme ve de fırsatları yakalamaya hazır olmayı gerektiriyor.
            Sosyal bilinç empati ile başlıyor. Yani başkalarının duygularını hissedebilme, onların bakış açısı ile düşünebilme ve onların endişelerine ilgi duyma. Örgütsel yaşamın akıntılarını iyi öğrenip karar şebekeleri kurup politika rotasını iyi belirleyerek Müşteri tanımına giren tüm sosyal paydaşları tanıyıp onları mutlu kılmakla son buluyor.
Sosyal yetenekler vizyoner liderlik, başkalarını etkileyebilme taktikleri üretebilmek. Başkalarını geliştirerek yönlendirmek ve yetiştirmek, çok güçlü bir iletişim yeteneği geliştirerek önce dinlemek ve sonra temiz, net mesajlar verebilmek, yeni fikirler üretip değişimi ateşleyerek insanları vizyon doğrultusunda harekete geçirebilmek. Anlaşmazlıkları indirgeyerek çözüme yönlendirmek. Sağlam bir ilişkiler ağı kurarak bunu koruyabilmek ve de ekip çalışmasını işbirliğini benimsetebilmek olarak tanımlanabilir.
İşte etkin bir lider olabilmeyi öğrenebilmek için bu dört temel yetenek doğrultusunda kendimizi değiştirmeye çalışmalıyız. Kısacası önce kendimizle barışmalı sonra kendimizi tanımalı insana değer vermeyi ve onları harekete geçirebilecek yaratıcı yetenekleri kazanmayı öğrenmeliyiz.
Lider olabilmek için önce gönüllü takipçiler, yani size inanmış ve güvenmiş bir grup insan olması gerek. Tek başınıza lider olamazsınız.
 Onları vizyonunuza inandırabilmek için,  iletişim ve ikna yeteneklerinizin gelişmiş olması, onlara güven verebilmek için,  dürüst, adil,  verdiği sözleri tutan, sağlam bir kişilik ve karakter gereklidir. 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 22

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MAHALLE YÖNETİMİ PROFİLİ
            Kamu Yönetimi sistemi ve Türk toplumsal yapısı içerisinde tarihsel-geleneksel nitelikleriyle ön plana çıkmış ve kendisine çeşitli yasal düzenlemelerle verilen görevleri bulunan mahalle yönetiminin, gerek işlevsel, gerekse kendinden arzu edilen amaçları gerçekleştirmesi bakımından yeniden düzenlemeye konu edilmesi gereklilik haline gelmiştir.
            Mahallenin ve mahalle halkının fiilen temsilcisi durumunda ve merkezi yönetime ilişkin görevleri yanında kent yönetimine ilişkin görevleri de üstlenebilecek konumda olan mahalle yönetimleri, kent yönetimine “etkin katılım”,”çoğulculuk”,”temsil” ve “halk denetimi” şeklinde özetlenebilecek demokratik ilkelerin pratiğinin yapılabileceği en uygun toplumsal ve yönetsel bilimler olarak dikkat çekmektedir. Bu nedenle mahalle yönetiminin çağdaş dünyanın kazanmış olduğu niteliklere uygun olarak yeniden gözden geçirilmesi,işlev ve amaçları ile statülerinin belirginleştirilerek geliştirilmesi gerekmektedir.
            Duyumlarımıza göre bazı kentlerimizde yerel yönetimlerin ve uluslar arası kuruluşların desteğiyle başlatılan mahalle muhtarları projelerinden birisi de “Belediye Bütününde Muhtarların Güçlendirilmesi, Mahalle Halkının Yönetime Aktif Katılımının Sağlanması Projesi”dir. Belediye Başkanlığı, Mahalle Muhtarları,Sivil Toplum Kuruluşları birlikteliğiyle yürütülen çalışma sonuçta Çorum kenti için değil ülkemiz için de ilgililere önemli bilgiler sağlayacaktır.
TÜRK KAMU YÖNETİMİ VE TOPLUM YAPISI BAKIMINDAN MAHALLE YÖNETİMLERİ:
            Mahalle, komşuluk birimi kavramı ile de ilişkilendirilerek; dar bir alanda yer alan, daha çok yüz yüze ve kişisel ilişkilerin egemen olduğu, üyelerin yürüme uzaklığı içindeki ilkokul,oyun yeri,bakkal gibi ortak kent kolaylıklarından güçlük çekmeden yararlanılabilen küçük yerleşim birimi olarak da tanımlanabilmektedir. İlgili mevzuatta mahalle tanımı yer almakta,4541 sayılı “Şehir ve kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun” ile 1945 tarih ve 3/2413 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilen Tüzüğün ilgili maddelerinde mahalleden “şehir ve kasabalarda kurulu bulunan ve Belediye Kanununun sekizinci maddesine göre kurulacak olan mahallede” biçiminde söz edilmektedir. Mahalle yönetiminin özelliklerine uygun biçimde “mahalle”,belediye sınırları içerisinde yer alan, organları yasada belirtilen mahalle halkı tarafından seçimle oluşturulan,kendisine verilmiş yasal görevlerle birlikte fiilen  mahallenin temsilcisi olma özelliğinden dolayı mahalle ve mahalle halkıyla ilgili birçok işlevi yerine getiren en küçük kentsel,toplumsal ve yönetsel birim olarak tanımlanabilir.
            Mahalle yönetimlerinin Anayasanın 127. maddesinde söz edilen mahalli idare birimlerinden biri olarak sayılmamış olması,,yasa ile kurulmamaları,kamu tüzel kişiliklerinin olmayışı,kendilerine özgü bütçe ve personeli bulunmayışı nedeniyle yerel yönetim birimi değildirler. Bu özellik, ilgili Danıştay kararında ve İçişleri Bakanlığı Genelgesinde de yer almaktadır.
            Mahalle Muhtarlığı kurumunu düzenleyen 1944 tarih ve 4541 sayılı “Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtarları ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun”un gerekçesinde mahalle yönetimi, belde hizmetlerinin görülmesinde idareye yardımcı bir kuruluş olarak öngörülmüştür. Mahalle yönetimine verilmiş görevlerin büyük ölçüde merkezi yönetime ait görülmesi, mahalle muhtarlarının “memur” kabul edilmesi ve kendilerine genel bütçeden aylık ödenek verilmesi,onların merkezi yönetimin en küçük taşra birimi olarak algılanmasına ve çalışmasına neden olmaktadır.
            Gerçekten de mahalle yönetimi:”Fiilen mahallenin temsilcisi durumunda,Genel İdare Hizmetleri görülmesinde merkezi yönetime yardımcı olan,mahalle halkının istek ve şikayetlerini ilgili merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarına ileten en küçük toplumsal ve yönetsel birimlerdir”
            Hızlı kentleşme ve toplumsal gelişmelerle binlikte özellikle büyük yerleşim alanlarımızda mahalle ve komşulukla ilgili önemli sorunlar ortaya çıkmıştır. Komşuluk, kentlilik. Katılım ve sorumluluk gibi kavramların yerini yabancılaşma, kenar mahalle,soyutlama-dışlama ve önemsememe kavramları almıştır. Yönetsel ve kurumsal eksikliklerin temel mevzuatla da desteklenmemesi, kentlerimizde kent yönetimiyle bağlantısı bulunmayan ya da çok zayıf olan mahallelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
            Demokratik değerlerin gelişerek anlam kazandığı ve günümüzdü dünya toplumlarının sahipliliği “kentine sahip çıkma bilinci”, ”Çözümde ortaklık ve birliktelik anlayışı ile “yaşanabilirlik” ve “ sürdürülebilirlik” kavramlarının yapılabilirlik pratiğinin gerçekleştirilebileceği en uygun toplumsal ve yönetsel birimler olarak mahalle yönetimleri, kentsel hizmet sunumunda daha etkin ve başarılı hale gelebilir.
            Mahalle yönetiminde yaşanmakta olan hukuki ve yönetsel belirsizlik ve eksiklikler, kurumu işlevsel olmaktan uzaklaştırmıştır. Bu konuda araştırma ve incilime olanaklarındaki kısıtlılıklar yanı sıra siyasi iradenin ve yasa koyucunun ilgi azlığı, sorunu günümüze kadar getirmiştir. Sorunun çözülmesinde tüm toplumsal, siyasal, yönetsel aktörlerin işbirliği kaçınılmazdır. Yapılması gereken mahalle yönetiminin, tarihsel ve geleneksel özelliklerini de dikkate alınarak mahallenin kent yönetimiyle organik bağın kurulmasıdır.
            Muhtarların görev ve yetkileri konusundaki tercihleri sıralandığında: İhtiyaçların resmi kurumlardan talep edilmesinde mahalle halkına yardımcı olmak %92.8,mahalle güvenliği ile ilgili konularda kurumlara yardımcılık %91.3,çevre sağlığı konusunda ilgili kuruma yararlılık %89.7,çeşitli görevlerde mahalle ölçeğinde yerine getirilmesi %89.7, seçimle ilgili görevler %89.1, nüfus kayıtları ile ilgili görevler ise %79.5 ile öne çıkmaktadır. Bununla birlikte muhtarlar yetki, temsil ve işbirliği konularında yoğunlaşan istekleri şu şekilde özetlenebilir: YETKİ;temizlik ve çevre sağlığı konusunda yaptırımlar ve ceza yetkisine sahip olmak,imar ile ilgili konularda yetki sahibi olmak,asayişin sağlanması ile ilgili yetki sahibi olmak.ulaşım  konusunda yetki sahibi olmak,gecekonduların önlenmesinde yetki sahibi olmak istemektedirler.
TEMİSİL: Belediye Meclisinde söz sahibi olmak, Belediye Encümeninde oy hakkı,resmi kurumlarda daha fazla dikkate alınma,resmi kurumlar tarafından bilgilendirilme yapılmasını istemektedirler.
İŞBİRLİĞİ: Belediye ile, okul koruma dernekleri ile ,sosyal yardım dernekleri ile işbirliği yapabilmek, fikirlerin korunması görevine sahip olmak sahip olabilmek istemektedirler.
            Bilgisayarı olan mahalle muhtarı sayısı Çorum'da itidir. Bilgisayarı olan muhtarlar muhtarlıkla ilgili bir program kullanmaktadır. Muhtarlar düzenlenecek bilgisayar eğitim programına katılmak istemektedirler.          
Muhtarlıkların güçlendirilmesi ve mahalle halkının katılımı ile Belediye Meclisinde söz sahibi olmak istemektedirler.
            Bütününde tüm mahalle muhtarlıklarını hedef alan ve ilgili literatüre konunun öznesi muhtarların profilleriyle birlikte düşüncelerini de aktarma amacındaki çalışmalarının başlıca varsayımı: Yönetim sistemi ve toplumsal yapımız içerisinde tarihsel nitelikleriyle ön plana çıkan ve kendilerine yasal düzenlemelerle verilen görevleri olan mahalle yönetimlerinin işlevsel ve çağdaş dünyada kendilerinden beklenen amaçları gerçekleştirebilmesi için yeniden düzenlemeye konu edilmesinin gerekliliğidir.
            Tarihsel, geleneksel nitelikleriyle mahalle yönetimi, sorunları gömemezlikten gelme ve kolaycılık anlayışlarını temsil eden kaldırılsın ya da belediyenin tahsilat ofisine dönüştürülsün düşüncelerinin aksine, geliştirilmesi gereken zenginlikler olarak ele alınmıştın. Çünkü; mahalle ve mahalle yönetimleri,”kentine sahip çıkma bilinci”,  ”Çözümde ortaklık ve birliktelik anlayışı ile “yaşanabilirlik” ve “ sürdürülebilirlik” kavramları ışığında, kent yönetimine etkin katılım, çoğulculuk, temsil ve halk denetimi biçimlerinde özetlenebilecek demokratik toplumların temel ve yerel forumu niteliğini halen korumaktadır. Yaşanılabilir kentlin ancak yaşanılabilir mahallelerinden oluşacağı kabul edilmektedir.
Amaç: Hizmetlerde etkinlik ve verimliliğin sağlanması, halkın kendi kendisini yönetmesi ilkesinin yaşama geçirilmesi, yerel demokrasinin geliştirilerek kazanımların ülke düzeyine aktarılması, kentsel topluluğun sosyal ve ekonomik kalkınması, yerel yönetimlerin kurumsal ve yapısal çerçevesinin geliştirilmesidir.
Çözüm: hukuki, örgütsel, görev,yetki ve sorumluluklar ile diğer kuruluşlarla ilişkileri kapsayan katılımcı yönetim anlayışının kurumsallaştırıldığı düzenlemelerin eylem projeleri ile yaşama ivedilikle geçirilmesidir. Anahtar kavramlar “yönetişim”,”yetkilerin halka en yakın birimlerce uygulanması” ya da “zirveye rağmen tabanı tercih etme ve yapabilmedir”
            Mahalle halkının kurumuna yaklaşımı ile beklentilerini konu edilen çalışması ile proje sonucunda elde edilen muhtarlık ve mahalle ile ilgili verilerin temelinde değerlendirildiği, mahalle kapasitelerinin envanter çalışması ile gerçekleştirilmelidir. Son çalışma mahalle değerlendirme raporu olarak düşünüldüğünde, coğrafi bilgi sistemleri ile entegrasyon konusu önem kazanmaktadır. Mahalle muhtarı ağırlıklı emekli, ilköğretim mezunu,46 yaş ve üzeri erkeklerdir. Genellikle esnaf, işçi ve memur meslekleri mensubu olan muhtarlar, muhtarlık göreviyle birlikte çoğunlukla esnaflık yapmaktadır.
            Üç ve daha fazla dönemdir muhtarlık yapanların yarısıdır. Muhtarlar, kendilerini başarılı bulmakta ve çoğunlukla mahallenin isteği ile tekrar aday olmayı düşünmektedir.
            Muhtarlar; uzun yıllardır aynı mahallede yaşayan hemşehrilerdir. Muhtarların yarıdan fazlası meslek odası niteliğinde örgütlenmek istemektedirler.
            Muhtarların kurumlarla olan yazışmalarda merkezi yönetim ön plandadır. Bununla birlikte muhtarlar, kurumlara en fazla kentsel hizmetler konusunda baş vurmaktadırlar. Başvurular ilgili kurumlara da başvurular yapmaktadır.
            Muhtarların sadece üçte biri müstakil ofiste çalışırken, ofislerin ise yine üçte biri betonarme binadır.
            Muhtarlık ofislerinin temel altyapısı yetersizdir. Ofislerin üçte birinde elektrik ya da elektrik aboneliği, beşte üçünde su bulunmamaktadır.
            Muhtarlar bir biçimde yardımcı kullanmaktadır. Yarım edenlerin büyük çoğunluğu ise 46 yaş ve üzeridir.
            Muhtarların üçte birinde muhtarlık ile ilgili doküman bulunmamaktadır. Muhtarların
tamamı ile ilgili doküman istemektedir. Muhtarlıklarımızın sadece 2 tanesinde bilgisayar bulunmaktadır. Mevcut bilgisayarların biri oldukça teknolojik özellikle eskidir. Tüm donanıma sahip sadece tek bilgisayar bulunmamaktadır. Bununla beraber, muhtarlar bilgisayarlı çalışma sistemine geçmek ve bilgisayar eğitimi almak istemektedir.
            Muhtarların güçlendirilmesi ve mahalle halkının yönetile katılımı ile ilgili olarak muhtarlarımızın düşünceleri şöyledir:
            Belediye Meclisinde söz sahibi olmak, yeni yasal düzenlemelerin yapılması, yeni bir yerel yönetim birimi olarak örgütlenmek, ayrı bir bütçeye sahip olmak. İstemektedirler.
            Muhtarlar; genelde yerel gündem konularında bilgi sahibi değildir. Yerel gündem konusundaki bilgilendirmeden sonra muhtarlarımızın tamamı kendi yerel gündemini hazırlamak isteğindedir.
            Muhtarlarımızın mahalle kurumunda çoğunlukla: Saygınlığı olan,yönetim ile halk arasında aracı olan,yönetimle halk arasındaki sorunları çözümde başarılı,belediye ile ilişkilerde önemli bir kurum olarak görmektedir,muhtarların yarısı muhtarlık kurumunun etkin ve verimli çalıştığı kanaatindedir.
Muhtarların nasıl bir muhtar konusunda ise düşünceleri şöyledir: muhtar yaşının 36 yaş ve üzeri olması, ikamet süresinin bir yıldan fazla olması, lise mezunu olması gerektiğini düşünmektedirler.
Muhtarların seçilmesinde etkili olan nedenler olarak sırasıyla: Sevilen kişi olmak, mahalleli ile iyi ilişkilere sahip olmak, sorunlara çözüm getirici olmak, saygın kişi olmak gerekmektedir.
Mahalle muhtarlarımızın muhtarlık görevini daha iyi biçimde yerine getirmek için eğitim almalarının gerekliliğine inanmaktadır.
Başlıca eğitim almaları gereken konular sırasıyla: Yerel yönetimler,kamu yönetimi,kent yönetimi,çevre sorunları.
            Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol dedirtmeyen insanoğlunun doğuşuyla başlayan hastalık KISKANÇLIK.
Çoğumuz için kıskançlık, nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur. O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir. Kimisi de "derinlere" dalar. Bir başkası karşısındakini didikler. Sinir küpüne dönerler, hatta şiddete başvuranlar vardır... Tepkiniz nasıl olursa olsun kendinizi kontrol edebilmek için yapmanız gereken, duygularınız tanımak ve ruhsal yapınızın hangi özelliklerinden kaynaklandıklarını saptamaktır. Varsayın ki, aşırı kıskançlık duymaya başladınız... Bir an durup bu duygunun nereden geldiğini, daha önce aynı şeyleri ne zaman hissettiğinizi bulmaya çalışın Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir diye Hafızanızı şöyle bir karıştırın; arkadaşınızın bir mevkie gelmesini, veya bir arkadaşımızın dergi veya bir yayın organını çıkartmasını kıskandığınız gibi yine  çocukken, annenizin çok istediğiniz halde bir başarınızda sizi övmediğini ya da kardeşlerinizi daha çok takdir ettiğini hatırlayacaksınız.
Şimdi de, yetişkin bir insan olarak edinmiş olduğunuz duygusal olgunluktan yararlanarak duygularınızı makul hale getirmeyi deneyin. Örneğin, kendinize şunu telkin edin: "Annem, güzel göründüğümü söylememiş de olsa, bunu muhakkak düşünmüştü." Zaten asıl önemli olan, sizin şimdi güzel olduğunuza inanmanızdır. Özellikle kıskançlık-depresyon kısır döngüsüne düşmekte olduğunuzu fark ettiğinizde atmanız gereken bir sonraki adım, elde ettiğiniz başarıları hatırlamaktır. Özgüveniniz giderek azalıyorsa, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, mutlu geçen bir tatili, severek yaptığınız bir işi anımsamanın tam zamanıdır. Hafızanızı tazelemek için fotoğraf, defter, kitap gibi anılardan yararlanabilirsiniz. Hafızayı desteklemek için, başarılarınızın belgeleriyle dolu bir defter tutabilirsiniz. Güzel anılarla dolu bir kutuyu karıştırmak, sıkıntı ve umutsuzluklarınızı dağıtmanıza yardım edecektir. Sevdiğiniz şiirler, yakın arkadaşlarınızın fotoğrafları ya da tatillerde topladığınız deniz kabuklarıyla doldurabilirsiniz bu kutuyu. Kendi benliğinize yönelmekten, onu şımartmaktan korkmayın. Kıvanç duyduğunuz bir olayı anımsamanın tadını çıkarın. Herkesin böyle bir anısı vardır. Birçok kişi çocuklarıyla övünür, onlar sayesinde hayatı daha hoş bulur. Bütün bunlar, kendinize biçtiğiniz değeri yükseltmenin, kötü bir döneminizde bile kendinizi iyi hissedebilmenin anahtarlarıdır. Kıskançlık duymaya başladığınızda bunları hatırlamayı öğrenirseniz, davranış biçimlerinizi de değiştirmeniz mümkün olur. Eşinizle yolda yürürken, onun başka birine ilgi gösterdiğini görürseniz, hemen "düğmeye basıp" kendinizi çekici bulduğunuz bir anı hatırlayın ve kafanızdaki bu resmin bozulmasına izin vermeyin.
Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçenin  geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir ve kalıcı olduğunu hatırlayarak Açıkça konuşmaktan kaçmayın
Eğer eşinizin gözü sürekli karşı cinsin üzerindeyse, ona rahatsız olduğunuzu
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 23

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AHİLİK TEŞKİLATI
Türkiye Cumhuriyeti 85 yıl önce Osmanlı'dan devir aldığı yönetimi, Osmanlı da 700 yıl önce Anadolu Selçuklu devletinden almıştı. Anadolu Selçuklu devleti de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun bir parçası olarak bu topraklarda yaklaşık bin yıl önce kurulmuştu.
Görüldüğü üzere 1000 yıldır Türkler Anadolu toprakları üzerinde yaşamaktadır.
Türklerin tarihi aslında bin yıl ile sınırlı değildir. Bilinen en eski insanlık tarihine kadar uzanır. Oğuz Hanlığı, Uygur devleti, Göktürk devleti, Hun devleti M.Ö. 4000 yıldan beri, devletini ve kültürünü yaşatmaktadır. Dünyamızda bu süre içerisinde birçok devletler kurulmuş, kültürler yaşamış, bunlardan birçoğu yıkılmış ve kaybolmuşlardır. Türklerin altı binyıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli bir sebebi kültür değerlerini korumalarından ileri gelir. Bu kültür değerlerinin özü Ahilik Kültürü biçimine dönüştüğü XI. yüzyıldan sonra yeni bir anlayışla devam eder.
Tarih boyunca Türkler daima iyiyi güzeli aramışlar ve bulduklarında da tereddüt etmeden almışlardır. Türkler bu değerler ile mücehhez olarak çağın en yüksek medeniyetini kurmuşlardır. Dünyada pek çok dinler, inançlar ile karşılaşan Türkler bazılarını denemişler fakat kendilerine en uygun gelen İslam dinini kabul etmişlerdir. Bu dini seçerken hiçbir zorlama, hiçbir baskı yapılmamış kendi istekleri ile bu yüce dine geçmişlerdir.
Ahilik tüm bu değerleri kaynaştıran ve hayata geçirilmesini sağlayan bir yeniliktir. Türklerin "Rönesans”ıdır.
Ahilik anlayışı, toplumda yaşayan fertleri birbirine yaklaştırmak ve aralarında dayanışma kurulmasını sağlamaktır.
Bir toplumda birlik ve dayanışmayı sağlayan en önemli unsur müşterek değerlerin korunması ile mümkündür. Türklerin Anadolu'da bin yıldan beri varlığını sürdürmelerindeki sır Ahilik anlayışı içerisinde bu değerlere saygı göstermeleridir.
Bu anlayışa göre din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır. Bir toplumda sosyal tabakalaşma olabilir. Kimi zengin, kimi fakir olabilir; fakat ikisi arasındaki fark fazla olmamalıdır. Ahilik zenginliğe karşı değildir. Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır.
Ahilikte iş ve meslek ahlakı, kabul edilmesi mecburi kurallar haline gelmiştir. Kendinden önce başkalarını düşünmek ve kollamak, hak ettiğinden fazlasını istememek, kanaat ve tevazu ölçüleri içerisinde "hırs" ve "tamah”tan uzaklaşmak, kendi yeteneğine uygun bir işle meşgul olmak, sanatını mutlaka bir 3 üst addan öğrenmek ve birliğin, beraberliğin korunması için dayanışma içerisinde bulunmak ahiliğin mutlaka uyulması şart olan ahlak kaideleridir. Bu kaideler, Ahileri tekke ve türbelerde çöreklenerek, el açıp halkın kutsal duygularını sömürerek onların sırtından bedava geçinen asalak zümrelerden ayıran farklardır. Ahiler yeniliğe açık insanlar olup, halka sanat, meslek ve genel bilgiler öğretmek için var güçleriyle çalışırlar. Bu bakımdan Ahiliğin eğitimcilere ışık tutacak önemli özellikleri vardır.
Ahilik sisteminde, işyerinde çalışanlar ile çalıştıranlar arasında pek fark olmadığı gibi aralarında baba-oğul ilişkileri vardır. İşyeri aynı zamanda sanatın ve ahlakın öğretildiği bir okuldur. Burada üretilen mal, belli bir ihtiyacı karşılayacak şekilde kusursuz ve tam olarak üretilir. Emeğin karşılığı çalışanının alın teri kurumadan ödenir. İşyerlerinde çalışan ve çalıştıranlar dayanışma içerisindedir. Bu uygulama emek ve sermaye'nin barışık olduğu bir model oluşturur.
Ahilik düşüncesinin kurduğu Ahi Birlikleri'ni batıdaki ve doğudaki benzer teşkilatlardan ayıran özellik, din adamlarının da devlet adamlarının da Ahiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun sonucu olarak Ahilik sivil toplum kuruluşlarının en eski bir modelidir.
Ahiler, daima toplum yararına hizmet yapmışlardır. 2000'li yılları yaşadığımız şu günlerde, Ahiliğin ahlak ve çalışmaya ait prensipleri kısaca Ahilik felsefesi, dünyamızda ilerleyen toplumların modeli olacaktır. Bu görüş bir kehanet değildir.
Bugün nasıl ki kalkınmış birçok ülkede Ahilik prensiplerinin izlerini görüyorsak, yarın da ilerlemiş toplumların yükselmesinde Ahilik ilkelerinin, önemli rol oynadığı görülecektir.
Ama artık hepimiz anlıyoruz ki, Kral çıplak Kral Çıplak' günümüze kadar ulaşmış eski bir masalın adı. Buna göre, çevresi yardakçılarla dolu bir kral, güya sadece akıllıların görebildiği, akıllı olmayanların asla fark edemedikleri bir elbise giyerek törene katılır.
Herkes kralın üstündeki hayali elbisenin ne kadar güzel desenleri, renkleri, dikişleri olduğunu konuşurken bir çocuk gerçeği haykırır: "Kral çıplak!"
Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri her seçim zamanı milletvekili adayları binbir seçim vaadinde bulunur en aleni haksızlığı, adaletsizliği karşısında bile onlara toz kondurulamaz bu vaatler hep Ankara’ya gidene kadardır,
Sonra vatandaşın gözünün içine baka baka sizlere bu kadar şunları şunları yaptık derler acaba biz vatandaş olarak kralın terzilerinin gözüyle bakamadığımızı ima ederler.
Şehrimizin tüm yolları yeniden asfaltlandı, çeviz büyüklüğünde dahi bir çukur bulmak mümkün değilken, en ücra ara sokaklarımızın, kaldırımları, tratuvarları, parklarımız tertemiz, parklarda bulunan oyun grupları pırıl pırıl, çevre yolunda yapılan kavşaklar 100 m koşucusu hızıyla yapılıyor da acaba biz mi göremiyoruz. Şehrimizde oto park sorunu, sokak ve caddelerimizin keşmekeş olmadığını, parklarımızın, mesire yerlerimizin en ücra köşedeki parklarımızın keneyle mücadele edildiğini, Obruk Barajının faaliyete geçtiğini mi göremiyoruz.
Yok ama gördüklerimizde var yıllardır Arap saçına dönen Çorum -Samsun -Çorum-Ankara yol yapımı, Merzifon Hava alanının sivil trafiğe açılma çalışmaları, Hitit Üniversitemiz ne hikmetse bunları görebiliyoruz.
Değerli Vekiller, Sizden beklenenler aslında çok bir şey değil...
1) Onurlu dürüst ve saygılı(yani burnunuz büyümesin başınızı öne eğecek işler yapmayın adil olun şahsi menfaatiniz peşinde koşmayın)
2)Ülkemizin yöremizin ve insanımızın menfaatleri için proje üretin çalışın ve gerçekleştirin
3)Kimseyi satmayın Değişmeyin ve Parti değiştirmeyin Ta ki atılana kadar..Unutma ki seni seçen benim...(Değiştim diyen soldan sağa sağdan sola gidiyor.Biz değiştiysek zaten oyumuzu ona göre bir partiye veriyoruz.
4)Trafik kazalarını minimuma indirecek ve ticareti geliştirecek en önemli etken olan çift şeritli yolları Çorum`un tüm ilçelerinde görmek istiyoruz
5)Çorum`a yatırım yapabilecek insanları bir araya getirerek bir güç bir sinerji yaratın. Öncelik hangi işlerde olmalı fizibilite yapın yaptırın. Yol gösterin ışık tutun. Ve uzatmaya gerek yok Bağımsızlık özgürlük demokrasi Atatürk ilke ve İnkılapları sana ışık tutsun. Bunları yaparsan yapmaya çalışırsan çabalarsan Allah yolunu açık etsin.
Sadece daha iyi koşullarda insanca ve kardeşçe şehrimizde yaşamaktan söz ediyoruz.
Evet, doğrulara yaklaşımınızda ne teslimiyetçi ne de boş slogancı olmanıza gerek yok. Ama artık hepimiz anlıyoruz ki, Kral çıplak!
            Bakkal esnafı devamlılıklarını sağlayabilmeleri için uymak zorunda oldukları piyasa şartlarının başında akıllı satın alma konusu gelmektedir. Akıllı satın alma yapmanın bir meziyet sayıldığı piyasalarda satın alma işlemine başlamadan önce yapılacak hazırlıklardan ürün teslimatındaki çalışmalara kadar tüm aşamalarda bakkallımıza yardımcı olmamak amacıyla hazırladığımız altın öğütler sayfalarımızın ilkinde pazarlık teknikleri ve mal alımında dikkat edilecek hususları bulacaksınız.
            İlerleyen sayılarımızda toptancı firmaların satışçılardan çeşitli satın alma tekniklerini aktaracağımızı belirterek pazarlık teknikleri konusunu açıklamaya başlayalım;
       İLK ÖDÜN VEREN OLMAYIN
Genel pazarlık sonuçları üzerinde yapılan incelemede ilk ödün verenin sonuçta kaybettiğini göstermekte. Kilitlenen pazarlıkta taraflardan biri ödün vermediği sürece ilerleme kaydedebilmek mümkün değildir. Ödün verme konusunda devlet adamlarından tutunda pek çok işadamının kullandığı strateji ve taktikler vardır. Bunlardan bakkallara faydalı olabilecek bazı ipuçlarını şöyle sıralayabiliriz.
1. Satın alma görüşlerine aklımızdaki en düşük fiyat ve en iyi koşullarla başlayın. Bu şekilde akılcı ödünlerle uzlaşma ihtimalini yükseltebilirsiniz. Beklentileriniz yüksek ama gerçekçi olsun. Size mal satmaya gelen kişinin de aynı şekilde davrandığını varsayın.
2.İlk büyük ödünü veren olmayın. Bunu yaparsanız ortaya malı almak için çok istekli olduğunuz ve bunun için her tür bedeli ödeyebileceğiniz gibi bir anlam çıkabilir.
3."Satıcının verdiği ödünleri bire bir karşılamalıyım" düşüncesiyle tuzağa düşmeyin.
4.Karşılıksız ödün vermeyin. Satın alacağınız mallar için fiyatı yükselmenin karşılığında, örneğin malı işyerinize getirmelerini talep edin.
5.Ödün vermeye istekli olduğunuzu ilan etmeyin. Fazla miktarda ödün verilen satın almalarda gereksiz pazarlık konuşmaları sonucu kalite düşebilmektedir.
6.Yanlışları kabul etmeye ve düzelmeye istekli olun; Hesaplamada veya pazarlığın önemli bir unsurunu gözden kaçırdığınızda alımı tamamlamadan hatayı düzeltin. Bakkallar almak istedikleri malın özellikleri hakkında yaptıkları araştırma ile malın satın alacağı firma yetkilisinin açıklamaları arasında farklılıklar oluşması halinde soru sormaktan çekinmemeli.
Soru sormanın ve cevapların değerlendirilmesinin de satın almanın temel şartlarından olduğunu bilerek soru cevap teknikleri hakkında şunları göz önünde bulundurun;
1.Soruyu doğru olarak sorduğunuzdan emin olun; bu işlemde yapılan en büyük hata "anladın mı"  tarzında sorular sormaktır. Karşınızdakinin ihtiyacınızı anlayıp anlamadığını konuşmadan çıkarabilirsiniz.
2.Karşı sorulara yanıt vermeden önce düşünün: "sizi doğru bilgilendirmek isterim" , " rakam konusunda cevap vermeden önce çizelgeye bakmama izin verin" türündeki başlangıçlar zaman kazandırır.
3.cevaplarınızı gerekiyorsa ayrıntılandırın. 4. Satıcının tüm sorularını cevaplamak zo
runda değilsiniz, böyle bir durumda kaldığınızda kesin tavır yerine "Siz bu bilgiyi vermemi beklemiyorsunuz umarım "türünde bir çıkış noktası hem görüşmeyi devam ettirir ve satıcı üzerinde etki kurmanızı sağlar.
GÖRÜŞMENİN PLANLAMASI
Pazarlığa hazır olun; Satın alma konusunda başarıya ulaşabilmek için öncelikle kendi hazırlığınızı  tam olarak yapın  ihtiyacınız  olan malın  cinsi, ödeme planınız, nakliye  stok  durumu gibi konuları  öncelikle   kendi   çalışmalarınızda  tamamlamış olun.
Oyun planınızı yapın, işyerinize mal almak üzere yaptığınız  görüşmelerde, iş yerinizin  çıkarlarını  en  üst seviyede korunması gerektiği için görüşme sırasında  stratejinizin, sonuç almanızda önemli bir rol oynayacağını unutmayın.
SEKİZ ÖNEMLİ KARAR ÜZERİNDE ISRARCI OLUN
Piyasada yapılan alım satım işlemlerinde esnafın aşağıdaki 8 soruya olumlu cevap alındığı durumlarda satışın gerçekleşmediğini ortaya koymuş-tur. Siz kafanızda bu soruların hepsini olumlu cevap-lamadan mal alımına girmeyin;
-Satıcıyı görmeli miyim? Randevu almış veya randevu vermişseniz bu soru zaten olumlu yanıt alınmış demektir.
-Satıcıyı dinlemeli miyim? Satın amacı olarak malı satan kişiye konuşma sırasında isteklerinizi, beklentilerini aktarın. Sadece satıcıyı dinlemek alımlar sırasında hata yapmanıza neden olabilir. Unutmayın ki siz iyi şartlarda mal almak istersiniz satıcıda iyi şartlarda mal satmak isteyecektir.
.-Önerilen faydalara ihtiyacım var mı? Satın alacağınız malın yanı sıra size önerilen faydalara ihtiyacınız olup olmadığını belirleyin. Örneğin deterjan alımı sırasında size yanında verilmesi önerilen peçete, kağıt, havlu vb. mallara itibar etmeyin.
-Önerilen ürün hizmet ihtiyacını karşılayacak mı? İhtiyacınız olan satın alma motiflerini tam belirleyin.
Unutmayın ki birçok ihtiyacınızı aynı yerden alarak ekonomik avantajlar elde edilebilirken her ihtiyacı farklı yerden veya eksik almak iş yerinizi zor duruma sokabilirsiniz.
-En iyi kaynak bu kişi firmamı? Bu sorunun altındaki gerçek piyasayı tam olarak araştırıp araştırmadığınızı tespit etmektir. İyi kaynak TSE, ISO gibi dünyaca kabul edilebilir kalite belgesine sahip, hesaplı, stoku bulunan, diğer hizmetleri tam olarak verebilen satıcı firmalardan oluşmaktadır.
-Fiyat uygun mu? Satın almaya başlamadan önce yapacağınız araştırma, alınacak ürün hakkında kaliteden, çeşide kadar birçok bilgiye sahip olmanızı sağlarken fiyat konusunda da bir fikir verecektir. Unut mayın ki her ucuz mal ekonomik mal olmayabilir.
-Almalı mıyım? Gerek piyasa hareketlerinden gerekse tüketici eğilimlerinden oluşan  zıplamalardan  etkilenecek, kısa  süreli moda olabilen ürünlerden birine takılıp kalmak, mal  demode  olunca  deponuzda fuzuli yer kaplamaktan ve gereksiz harcama ve  başka yatırımlarınızı ertelemeden öteye gitmez.
-Şimdi mi almalıyım? Satın alacağınız malın ileri günlerde fiyatının düşüp düşmeyeceğine emin olun. Fiyatının düşme olasılığı varsa beklemek avantajlı olabilir.
Hepinize sağlıklı ve bol kazançlı günler dileğimizle.
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 24

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÖTÜRÜ USUL’DEN BASİT USULE GEÇİŞ HAKKINDA
            Basit usülde vergilendirmenin uygulanmasına ilişkim Maliye Bakanlığı'nın 06/12/1998 tarihli ve 23545 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 215 sayılı Gelir Ver gisi Genel Tebliği'nde yapılan açıklamalar doğrultusun-da oda,birlik ve federasyonlara 7/12/1998 tarihli ve 98/ 94 sayılı Genelgemiz gönderilmiş idi.
            Bu  defa, Maliye Bakanlığı'nın Defterdarlıklara ve bir örneğini de  21/12/1998  tarihli ve 48833 sayılı iç Genelgesiyle 215 sayılı Gelir  Vergisi  Genel Tebliğinde yapılan değişiklikler aşağıda belirtilmiştir. Buna göre: 
            1-Basit usulde  vergilendirilecek  mükelleflerin Vergi Usul Kanunu ve 215sayılı Gelir Vergisi Genel Teb liği hükümlerine göre kullanacakları belgeler (fiş, fatura vs.) Ile  zarfların  basımı ve dağıtımı Türkiye  Esnaf  ve  Sanatkarlar  Konfederasyonunca yapılacaktır.
            Gerek  bu   genelgedeki açık  hüküm, gerekse 507 sayılı  Kanunun 109'uncu  maddesi   hükmü  gere-ğince hiçbir mükellefin odanın veya birliğin veya bir baş ka kuruluşun bu belgeleri basma,kullanma veya kullan-dırma  yetkileri yoktur.  Anılan  belgelerin  şekli,cinsi ve taşımaları gereken özellikler konusunda Maliye Bakan-lığı ile Konfederasyonumuz arasında mutabakat sağlan mış  ve  belgelerin  basımına    Konfederasyonumuzca başlanmıştır.
            Ancak,uygulamaya çok kısa bir sürenin kalma sı ve  çok sayıda belge basılacak olması gibi nedenler-le, belgelerin   gecikme ve ilgililere iletilmesinden doğa-bilecek  aksamalara   karşı mükelleflerin Ocak ayı içeri-sinde çok fazla sıkıştırılmamaları hususunda Maliye Ba kanlığı  ile  görüş  birliği sağlanmıştır. Belgelerin en geç 15 Ocak 1999 tarihine kadar birliklerimiz ve odalarımız aracılığıyla mükelleflere ulaştırılması için çalışmalara devam edilmektedir.
            Belgelerin ve zarfların birliklerimize dağıtımı sı rasında her bir belgenin ve zarfın birlikler ve odalarca mükelleflere satış fiyatı ayrıca Konfederasyonumuzca bildirilecektir.
            2-  215  sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin "Mükelleflerin Kayıtlarının Tutulacağı  Büroar" başlıklı 3,3 bölümün 21, paragrafındaki "Ancak Defterdarlık ve Birliklerce uygun görülen mükellefler kayıtlarını kendileri tutabilecektir"  hükmü yüsrülükten kaldırılmış ve bu değişiklikle uygulamaya yeni geçilmesi de dikkate alınarak isteyen mükelleflerin kayıtlarını kendilerinin tutmaları mümkün hale gelmiştir. Bu mükellefler de mutlak suretle Konfederasyonumuzca bastırılmakta olan belgeleri ve zarfları kullanacaklardır. Bu durumda basit usulde vergilendirme ile ilgili tüm işlemleri mükellefler kendileri yapacaklardır.  Kayıtlarını kendileri tutan mükellefler, vergilendirmeyle ilgili işlemlerini kendileri yapabilecekleri gibi meslek mensubu olsun veya olmasın bu konuda bilgisi olan herhangi bir kişiye de yaptırabileceklerdir.
            3- Basit Usulde vergilendirilen ve kayıtları odamız veya birliklerimizce oluşturacak bürolara tutturacak olan mükellefler,01,01,1999 tarihinden itibaren faaliyetlerine   ilişkin mal alış ve giderleri ile hasılatlarını gösteren  birer aylık işlemlerine ait belgeleri ayrı torba zarflara  konacaklar  ve bu zarfları izleyen ayın 10'una kadar kayıtlarının  tutulduğu  bürolarda çalışan personel tarafından mükelleflerin işyerlerinden alınması gerekiyordu
4- Belgelere ilişkin kayıtlar bilgisayar bulunma yan bürolarda gerekli alt yapıyı oluşturabilmeleri için 30.6.1999 tarihine kadar listeler halinde tutulabilecektir. Bu değişiklikle, Tebliğin 3.6 bölümünün "Mükelleflerden zarf içinde teslim alınan belgeler bürolarda bilgisayar zorunlu olmasına karşın satın aldıkları mal ve hizmetler karşılığında belge almak için herhangi bir gayret göstermemektedirler bu nedenle ticari kazancın götürü usulde tespiti yöntemi kayıt dışı ekonomiyi besler hale gelmiştir. Buna göre; kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınması, belge düzeninin yerleş tirilmesi ve vergilendirmede gerçek kazancın esas alınmasının sağlanması amacıyla ticari kazancın götürü usulde tespiti uygulaması kaldırılmıştır. Bu mükelleflere hiçbir ilave vergi yükü getirilmemiş, ayrıca ödeyeceklire vergiye de bir üst sınır konulmuştur. Yapılan düzenlemeler ile kayıt dışı ekonominin engellenmesi ve belge düzeninin yerleştirilmesi amaçlanmıştır.
3-TİCARİ KAZANCIN BASİT USULDE TESPİT EDİ LEBİLECEK MÜKELLEFLER:
Gelir Vergisi Kanununun 47. Ve  48. Maddelerinde yazılı  genel  ve  özel şartları 31.12.1998 tarihini itibarıyla taşıyanların ticari kazançları   01.01.1999 tarihinden itibaren Basit Usulde tespit olunacaktır ortamına  kaydedilecektir"  hükmüne geçici bir süre es-neklik kazanmıştır.
5- Bürolarda hazırlanan beyannameler mükellefler vasıtasıyla vergi dairelerine verilecektir. Bu değişikle, Tebliğin 4.2 bölümünün 36. Paragrafındaki: "Gelir, sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlardan ibaret ise, yıllık beyanname mükellefin de imzası alındıktan sonra Şubat ayı içende büroda görevli personel tarafından vergi dairesine verilecek ve ya  gönderilecektir"  hükmü  beyannamelerin  verilmesi ve tahakkuk eden vergilerin ödenmesi gibi birbirine bağlı  ödevlerin mükellefler tarafından birlikte yerine getirilmesi bürolardaki iş yoğunluğunu önleyecektir.
6- Taksi işleten mükellefler, taksimetrelerine hasılat fişi verebilecek cihaz takılıncaya kadar belge verebilmeleri günlük hasılatları için gün sonunda tek bir fatura düzenleyeceklerdir. Bu değişiklikle, Tebliğin 3.1 bölümünün 15. Paragrafındaki "Basit usulde vergilendirilen mükelleflerin yeni düzenlemeye intibak edebilmeleri ve gerekli hazırlıkları yapabilmeleri için 01.01.1999 tarihinden 30.06.1999 tarihine  kadar  belge  vermedikleri günlük hasılatları için gün sonunda tek bir fatura düzen leyecekler"  hükmü  taksi  işletmeciliğinin özelliğine uygun hale getirilimiştir.
7- Bürolarda görevli (bağımlı) meslek mensubu ( muhasebeci,  mali müşavir) çalıştırılmasının mümkün olmadığı durumlarda, büroya bağlı olmayan meslek mensuplarının gözetiminde kayıtlar tutulabilecektir. Bu değişikliklerle, Tebliğin 3.3 bölümünün 20. Paragrafındaki "Kayıtların tutulacağı bürolarda yetki almış yeterli sayıda meslek mensubunun çalıştırılması zorunludur"  hükmüne esneklik kazandırılmıştır. Böylece bağımlı çalışacak meslek mensubu bulundurulması veya çalıştırılması durumlarında bağımsız faaliyet gösteren meslek mensubunun gözetiminde de bürolar kayıt işlemini yürütebileceklerdir.
8- Basit Usulde vergilendirme uygulamasıyla ilgili işlemlerini odalarımız veya birliklerimizce oluşturulacak bürolarda yapılacak olan mükelleflerden hizmet karşılığı olarak her ay odalarımızca hizmet karşılığı ola rak üyelerimizden tahsil ettikleri meblağın yarısı karşılığında gelir makbuzu vermek suretiyle tahsil edilebilecektir bunun dışında herhangi bir ücret alınmayacaktır.
Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim .
Hasan ÖZCAN Genel Sekreter
Derviş GÜNDAY Genel Başkan
YUKARIDA ADI GEÇEN GENELGEDE BAHSİ GEÇEN KANUN MADDELERİ
            1-TİCARİ KAZANCIN TESPİT EDİLMESİNDE "GÖTÜRÜ  USUL"  ESASI  KALDIRILARAK   YERİNE 01.01.1999  TARİHİNDEN İTİBAREN  GEÇERLİ OL-MAK ÜZERE "BASİT USUL" ESASI GETİRİLMİŞTİR.
Buna göre; Gelir Vergisi Kanununun 47. Ve 48. Maddelerinde yazılı şartları topluca haiz olanların kazançları Basit Usulde tespit olunacaktır.
2-BASİT USULDE VERGİLENDİRME SİSTE-MİNE GEÇİLMESİNİN AMACI:
Yürürlükte bulunan hükümlere göre götürü u-sule  tabi  mükelleflerin ticari işlerinden sağladıkları kazançları Maliye Bakanlığınca tanzim edilen cetvellerde-ki  belirtilen  iş nevilerine göre götürü olarak tespit olun-maktadır. Götürü usulde vergilendirilen mükellefler gerçek kazançları üzerinden vergiye tabi olmadıklarından,
A-GENEL ŞARTLAR
1-Kendi işinde bir fiil çalışmak veya bulunmak (işyerinde yardımcı işçi ve çırak kullanmak, seyahat, hastalık, askerlik ve benzeri zaruri ayrılmalar nedeniyle geçici olarak bir fiil işinin başında bulunamamak bu şartı bozmaz)           
2- İşyeri mülkiyetinin iş sahibine ait olması halinde emsal kira bedeli, kiralanmış olması halinde ise yıllık kira bedelini toplamı, büyük şehir belediye sınırları içinde 420 milyon lirayı, diğer yerlerde 300 milyon lirayı aşmamak.
            3- Ticari, Zirai veya mesleki faaliyetleri dolayısıyla gerçek usulde Gelir vergisine tabi olmamak.
            B-ÖZEL ŞERTLER:
            1- Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satanların yıllık alımları tutarının 6 milyar lirayı veya yıl-lık satışları tutarının 8 milyar lirayı aşmaması.        
            Örneğin: Manavlık faaliyetinde bulunan bir mükellefin 1998 takvim yılındaki yıllık alış tutarının toplama 5 milyar lira satışları tutarı 7 milyar liradır. Genel şartları taşımak kaydıyla bu mükellef basit usulde vergilendirmeden yararlanacaktır. Bu mükellefin bir takvim yılındaki alış tutarları 6.5 milyar olsaydı bu tutar kanunda belirtilen haddi aştığından satışları tutarı-na bakılmaksızın bu usulden yararlandırılamayacaktır.
            2- 1  numaralı bentte yazılı oranların dışındaki işler-de uğraşanların bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatının 3 milyar lirayı örneğin: kullandığı kumaş, iplik, düğme  vb. müşterileri tarafından temin edilen bir terzinin 1998 yılında 2,8 milyar  lira  hasılat  elde  etmiştir.  Genel şartları da taşıyan bu mükellef 1998 yılında elde ettiği gayri safi hasılatı 3 milyar lira yı aştığından basit usulden yararlanabilecektir.
            3- 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde yıllık satış tutarı ile hasılatı toplamının 6 milyar lirayı aşmaması gerekmektedir.
            Örneğin: 1998 takvim yılında tüccar terzi faaliyetlerini sürdüren bir mükellef kumaş satışından 4 milyar lira dikiş bedeli olarak ta 2 milyar lira hasılat elde etmiştir. Bu mükellefin yıl içinde elde ettiği yıllık satış tutarı ile iş hasılat toplamı (2 mil yar+4 milyar) 6 milyar liradır. Bu tutar Kanunda belirtilen haddi aşmadığından bu terzi diğer şartları da taşıması kaydıyla ba-sit usulden yararlanabilecektir.
            * Herhangi bir ticari faaliyeti dolayısıyla işletme defteri veya bilanço esasına göre defter tutan mükellefler ikinci bir ticari işine ait kazancı basit usulden tespit edemez.
            4-BASİT USULDE VERGİLENDİRMEDE BELGE DÜZENİ:
            Basit usulde vergilendirme kapsamına alınan mükellefler ile bu usulde vergilendirilecek mükellefler 01.01.1999 tarihinden itibaren Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura, perakende satış vesikaları ve diğer belgeleri düzenlemek ve kullanmak zorundadırlar.
            5- Basit Usule tabi mükellefler hasılatları ile ilgili olarak Vergi Usul Kanununda yazılı vesikaları kullanacaklardır. Basit Usulde vergilendirilen mükelleflerin yeni düzenlemeye intibak edebilmeleri ve gerekli hazırlıkları yapabilmeleri için;
            * 01.01.1999 tarihinde 30.06.1999 tarihine kadar belge vermedikleri günlük hasılatları gün sonunda tek bir fatura düzenleyebileceklerdir.          
            * Düzenlenen  faturanın  alıcıyla  ilişkin  bilgiler yeri-ne ........... tarihli toplam hasılatı ibaresi yazacaklardır.
            * Satılan emtia veya yapılan hizmet farkları Katma Değer Vergisi oranlarına tabi  ise  hasılatın Katma Değer Vergisi dahil olmak üzere faturada ayrı ayrı toplamlar halinde gösterilecektir.      
            Ancak bu imkanlardan yararlanmak isteyen mükellefler müşterilerinin istemeleri halinde fatura ve perakende satış vesikası vermek zorundadır.
            6- BELGELERİN TEMİNİ:
            Basit usule  tabi mükellefler kullanacakları belgeleri ve  zarfları  bağlı oldukları oda veya birliklerden temin edeceklerdir. Belgeler ile zarfların basımı, dağıtımı, izlenmesi ve kayıtların tutulması işlemlerinin ilgili meslek teşekküllerince yürütülmesi uygun görülmüştür. Mesleki teşekküller kimlere hangi belgeleri verdiklerini, hangi belgelerin kendilerine iade edildiğini mükellef itibariyle zimmetli kayıtlarında göstereceklerdir.
Belgeler mesleki teşekküllerce mutlak surette mükelleflerin kendilerine veya vekil tayin edecekleri şahsa teslim edecek ve zimmeti yapacaktır.
            7- MÜKELLEF KAYITLARININ TUTULACAĞI BÜROLAR:
            Mükellef kayıtları öncelikle mesleki yönden bağlı olunan odalar bünyesinde kurulacak bürolarda tutulacaklar.
            8- ZARFLARIN DÜZENLENMESİ:
            Basit usule tabi mükellefler üç aylık mal alış ve giderleri ile hasılatlarını gösteren belgeleri mesleki teşekküller-den temin edecekleri torba zarflara koyacaklardır.
            * Mükellefe  ait  kimlik  bilgileri (adı, soyadı, baba adı, faaliyet türü, nüfus kaydına ilişkin bilgiler,bağlı olduğu vergi dairesi, vergi  kimlik numarası,bağlı bulunduğu oda ve numarası, ikametgâh ve  iş  adresleri  ile  telefon  numaraları ) bir defaya mahsus  olmak  üzere verilecektir,daha sonra verilecek zarfların  üzerinde  mükellefin sadece adı,soyadı ve vergi kimlik numarası ve imzanın bulunması yeterli olacaktır.
            9- BELGELERİN TANZİMİ:
            Basit usulde vergilendirilen mükellefler 01.01.1999 tarihine ilişkin mal alışları ve giderleri ile hasılatlarını gösteren üçer aylık işlemlerine ait belgeleri ayrı torba zarflara konacaktır. Ocak, Şubat, Mart aylarına ait evrakların konulduğu bu zarf lar en geç Nisan ayının 10'a kadar kayıtlarının tutulduğu büro-ya verilecektir.
            10- YAPILAN DENETİMLERDE BELGE ALINMADIĞI VEYA BELGE VERİLMEDİĞİ TESPİT EDİLEN MÜKELLEFLE İLE İLGİLİ YAPILACAK İŞLEMLER:
            Yapılan denetimlerde bir takvim yılı içinde iki defa belge almadığı veya vermediği tespit edilen mükellefler intibak ettirilen derecelere ait safi kazanç tutarları %50 oranında artırılmak suretiyle bulunan tutar üzerinden vergilendirilecektir. Yani; mükellefin intibak ettirdiği derece 2 ise 1. Dereceden vergilendirilecektir.
            11- MUHAFAZA VE İBRAZ YÜKÜMLÜLÜĞÜ:         
            Basit usulde vergilendirilen mükelleflerin bir takvim yılı içinde aldıkları mallara ve hizmetlere ait alış belgeleri ve yaptıkları giderler ile hasılat belgeleri kayıtların tutulduğu bürolarda muhafaza edilecektir. Yıllık beyanının verilmesinden sonra o yıla ilişkin belgeler muhafaza edilmek üzere mükelleflere teslim edilecektir. Mükellef tarafından teslim alınan belgeler ilgili bulundukları yılı takip eden tarafından teslim alınan belgeler ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılı başından başlayarak 5 yıl süre ile muhafaza edeceklerdir.
            12-VERGİ İADESİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
            Basit usulde vergilendirilen mükelleflerce düzenlenen fatura ve fatura yerine geçen belgeler vergi iadesinde kullanılabilecektir.
            13- STOK MALLARIN BEYANI:
            Götürü usulde vergilendirilmekte iken basit usulde vergilendirme  kapsamına  alınan  mükellefler 01.01.1999 tarihinden itibarıyla mevcut mallarını alış bedelleri ile bu bedel bilinmiyorsa kendileri  tarafından  tespit  edilecek rayiç bedelleri ile değerlendirilmeye tabi tutulacaktır.
            * Mükellefler stoklarında bulunan mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda
yüklendikleri Katma Değer Vergilerini indirim konusu yapabileceklerdir.
            * Basit usulün şartlarına sahip olmakla birlikte bu usulden yararlanmak istemediklerini yazı ile bildirenler;
            a) Bu talepleri doğrultusunda takip edilen ay başlarından veya izleyen takvim yılı başından,
            b) Yeni işe başlayanlar  ise  işe başlama tarihinden
            16- BASİT USULE TABİ MÜKELLEFLERDEN SAH- TE VEYA MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI BELGE DÜZENLENDİĞİ VEYA KULLANILDIĞI TESPİT EDİLENLERİN VERGİLENDİRİLMESİ:
            Yapılan  denetimlerde, basit  usulde vergilendirilen mükelleflerden  sahte  veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlendiği veya kullanıldığı tespit edilenler basit usulden yararlanamazlar, mükellefler bu hususun kendilerine tebliğ edildiği tarihi takip eden ay başından itibaren işletme hesabı esasına göre defter tutma suretiyle gerçek usulde vergilendirileceklerdir.
            17- GERÇEK USULDE VERGİLENDİRİLMELERİ NEDENİYLE BİR DAHA BASİT USULDEN YARARLANAMIYACAK OLAN MÜKELLEFLER:
            Herhangi bir şekilde gerçek usulde vergilendirilecek olanlar veya gerçek usulde vergilendirilen mükellefler bir daha hiçbir usulden yararlanamayacaklardır.
            * 01.01.1999 tarihinden önce gerçek usulde vergilendirilmekte iken işini terk eden mükellefler  bu tarihten sonra tekrar işe  başlamaları halinde yine gerçek usulde vergilendirileceklerdir. Bu kişilerin aynı türden iş yapan iş yapan eş ve çocukları da bu faaliyetleri nedeniyle basit usulden yararlanacak lardır.
            18- BELEDİYE TEŞKİLATI BULUNMAYAN KÖYLERDE (MÜCAVİR ALAN  SINIRLARI  HARİÇ)  FAALİYETTE BULUNAN MÜKELLEFLER HAKKINDA YAPILAN İŞLEMLER
            01.01.1999 -  31.12.2003 tarihleri arasında belediye teşkilatı bulunmayan  köylerde (belediye mücavir alan sınırları hariç) işyeri bulunan basit usulde tabi mükellefler Gelir Vergisi Kanununun 103. Maddesinde yazılı tarifenin birinci gelir dilimi-nin yarısını aşmayan kazançları için beyanname vermeyecek-lerdir. Ancak bu mükellefler üç aylık dönemler itibarıyla Katma Değer Vergisi beyannamesi vereceklerdir.
            19- BASİT USULE TABİ MÜKELLEFLERİN VERGİLENDİRİLECEK KAZANÇLARINA ÜST SINIR GETİRİLMİŞTİR:
            Yapılan düzenleme ile götürü usulden basit usule geçen mükelleflere ilave vergi yükü getirilmemiş ve 1999, 2000,2001 yılları vergilendirilecek kazançlarına üst sınır konul muştur.
            Örnek;  Ankara ili Keçiören ilçesinde berberlik faali-yetinde bulunan bir mükellef basit usulde vergilendirilmektedir, bu mükellef 1999 yılı için 2000 yılı Şubat ayında vereceği yıllın Gelir Vergisi beyannamesinde 2 milyar lira safi kazanç be-yan  etmiştir. Mükellef 1999 yılına ait götürü gayri safi kazancı ise 1,5 milyar liradır. Bu mükellef 1999 yılı için kendi beyanı olan 2 milyar lira üzerinden değil daha düşük götürü safi kazanç tutarı  olan  1,5  milyar lira yerine 1 milyar lira üzerinden vergilendirilecektir.         
            20-BASİT USULE TABİ MÜKELLEFLERİN YANINDA ÇALIŞANLARIN DURUMU:
            Basit usule tabi mükelleflerin yanında işçi çalıştırmaları halinde, çalıştırılanların ücretleri diğer ücretler kapsamında vergilendirilecektir. Kazançları basit usulde vergilendirilen ticaret erbabı, yanında çalışanların vergi karnesi almalarını ve karnelerinde yazılı vergilerini ödemelerini  temin  etmeye mecburdurlar.
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 25

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DAĞ RÜZGÂRI
Kaderde senden ayrı düşmekte varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden önce
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
Rüzgarın iyot kokularının karıştığı denizlere git
Git gidebildiğin yere diyordum
Oysaki senden kaçılmazmış
Bilmiyordum !
Yine de dayanmaya çalışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgar güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp getirmiştir diye avunuyorum
Yaşamak seninle bir başka zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Her şeyden önce sen
Elbette sen,
Mutlaka sen !
İster uzakta ol, ister yanı başımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman içinde
Ben olmasam da olur
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır bitmiyorsun
Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçek açtıran
Sudan havadan güneçten yüce varlık
Sen o tek sevgi içimde sen
Görebildiğim o tek aydınlık
Bir nefeste benim için al
Havasızlıktan öldürme beni
Bulutlara yıldızlara benim için bak
Susadım diyorsan bir yudum su içmelisin
Ben yorulduysam sen oturmalısın
Ellerim sevilmek istiyor
Saçlarım okşanmak
Dudaklarım öpülmek istiyor
Anlamalısın
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  26

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

UNUTURUM SANMA !
Mekanım her gece sensizliğe bürünür,
Ağlar gönlüm hayalinle avutamam!
Penceremde durmadan hayalin görünür,
Bir türlü şu umutlarımı uyutamam!
Güneş doğmayı unutur ben seni unutamam!
 
Duvarlar bile güler benim halime!
Bilmezler düşmüsüm bir zalime!
kelimeler gelir dizilir dilime!
Susarım derdimi kimseye anlatamam
Güneş doğmayı unutur ben seni unutamam!
 
Hayalin gitmez gözümden!
İsmin her an dudaklarımda!
Hayalin canlanır beynimde!
Yatağım buz tutar sensiz yatamam!
Güneş doğmayı unutur ben seni unutamam !
 
Geceler gibi karanlık bu sevdan!
Hep sonunda ayrılık bu sevdan!
Sanma sakın bende satılık bu sevdan!
Milyon verseler sevdanı satamam!
Güneş doğmayı unutur ben seni unutamam !
 
Odalar kara,şu benim bahtım kara!
Bir elde resmin bir elde sigara!
Baktıkça resmine sarılırım efkara!
Keyfim kaçar kovalarım tutamam!
Güneş doğmayı unutur ben seni unutamam !
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 27

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SENİ SEVİYORUM DİYEMEDİM
Gidemezdim yanına
Gitsemde de diyemezdim seni
SEVİYORUM……..
 
Gözlerine bakamazdım
Baksam da diyemezdim seni
SEVİYORUM…….
 
Adını söyleyemezdim
Söylesem de
Ben seni seviyorum diyemedim.
Tutamazdım ellerinden
Kokunu içime çekip
Sıcaklığını hissedemezdim
Diyemedim
Seni Seviyorum,
Öpemezdim dudaklarından
Sarılamazdım ona doyasıya
Seni Seviyorum diyemedim
 
Senin orucunu tuttum
Acıktım sana diyemedim
Susuzluktan kavrulurcasına
Sana susardım
Kana kana içemedim
Ölüyorum diyemedim
 
Mahkum oldum acılara
Son gidişinde
Ben sana
Seni Seviyorum diyemedim
 
 
 
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  28

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MÜHÜR GÖZLÜM
Belki de mühür gözlüm
Çok sevdiğimden
Kaybettim seni.
Gözlerinin içine bakıp
Seni seviyorum
Hem de delicesine demeliydim.
Güzelliğini
Gökteki yıldızları
Kıskandırdığını
Söylemeliydim.
Sana hayatınım
Baharı ol demeliydim
Yada ne bileyim
Saf sevgimi yüklediğim
Yüreğim.
Uzakta olsak da
Ona bakarak
Sevgimi hatırlaman
İçin sana
Hediye vermeliydim.
Beklide vermeyişimin
Sebebi
Hakketmediğinden
Değil
Değerini bilmediğinden.
Şimdi oturup
Düşündüğüm zaman
Kendime kızıyorum
Çünkü
Hala
Seni seviyorum
Yaptıklarını
Düşününce
Kendimi
Kötü hissediyorum
Sen istenmemenin
Ne demek
Olduğunu bilir misin
Bak
Bunları yazarken
Bile göz yaşlarıma
Engel olamıyorum.
Ellerinde
Çiçeklerle yedi saatlik
Yoldan gelmişken
Hala neden geldin
Diye
Sana soran oldu mu?
Sen hiç üzüntüden
Hasta oldun mu
Ateşin çıktı mı
Sen gününü
Gün ederken
Ben ateşler
İçinde kavrulurken
Ve bana o halde
Git diyordun
Anlayabiliyormuşsun
Sana kötü
Bir şey söylemedim
Sevgimin ne
Kadar büyük olduğunu
Göstermeye çalıştım.
Evet bana gelme
Dedin
Ne yapabilirim
Seni seviyordum.
Bütün bunları
Sana olan
Sevgimden yapıyordum
Sense
Bir başkasına
Olan sevginden
Bilmem
Anlatabiliyor muyum
Yada sen
Anlıyor musun
Ben şunu
Çok merak ediyorum
Aramızdaki
Yaş farkı olmasaydı
Ne olurdu ki
Bunu problem
Yapacak kişi
Sen değilsin benim.
Keşke hep
Mantıksız kalsaydın
Çünkü
Aşk içine
Mantığı soktuğun
Zaman ilk başta
Mutlu olursun
Sonra
Yavaş yavaş anlarsın.
Tek merak ettiğim şey
Bu mühür gözlüm
Aramızdaki yaş farkı
Olmasaydı ne olurdu
Ve benden
Özür dileyecek misin
Özür dilesen de
Bir değeri kaldı mı sence?
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 29

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HİÇ SEVMİYORUM SENİ
Hiç sevmiyorum seni,
Gözlerinin güzelliği
Bakışlarının vuruculuğundan da bana ne
Ben sevmiyorum ki seni
Kim demiş geceleri uyuyamıyorum diye
Bal gibide uyuyorum işte
Hem sabah karşı uyumam
Her sebepten olabilir
Senden olduğunu nerden biliyorsun
Hiç sevmiyorum ki seni
Midemdeki acıda stresten
Hem seni sevsem yanaklarına gül takıp
Sana şiir yazmaz mıydım
Hiç sevmiyorum seni
Hem öyle olsa seni kıskanmaz mıydım
Yeryüzünde bir sürü erkek var
Seni onlardan sakınmaz mıydım
Hiç sevmiyorum ki seni
Dünyanın en güzel kızı olabilirsin
Hatta Kerem'in Aslı'sından bile ama dedim ya ;
Hiç sevmiyorum seni
Hiç sevmiyorum seni
İstersen bağıra bağıra söylerim
Ama yalnızca sana
Çünkü ben yalnızca seni sevmiyorum.
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 30

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HER ŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır
Doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer,
Verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana
Güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın
Kadar ona yakınsın
Unutma !
Yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak!
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın
Her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini
Unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar
Bilirsin bunu da öğren,
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN.
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 31

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SEVDALIM
Kimseler bilmeyecek
Bu Çorumdan gittiğimi
Şahitliğimi camilerin ezan sesleri ve
Bomboş sokaklar yapacak
Gözyaşlarımla sulayacağım
Adım adım senle bastığım her kaldırımı
Birden donup kalacağım
Bir adım daha atacak
Derman olmayacak dizlerimde
Eski bir şarkı gibi hatırlayacaksın beni
Yada hayal meyal unutacaksın
Kimbilir belki sevdamı urgan yapıp
Asacaksın boynuma
Tanımayacak o zaman kimseler beni
Nereye gitmeli bilmem ki
Gidipde unutabilecek miyim ki
Ne acı kelimelerin
Seviyorum demesi gerekirsen
Elveda demen yaşarken öldürmen
Bana vereceğin en büyük ceza
Gözlerinde ölmem olacak
Ve bir gün duyacaksın
Nerde nasıl olduğumu
Sen gülüp eğlenirken
Ne sabah olacak bana
Nede mutlu bir haber getiren postacı
Çalacak kapımı
Benden tek haber alacaksın
Olmadığın bu yerlerde
Olamadım bende
Beşikten mezara kadar
Yalnızlığım yalnızlığım
Ben hep yalnız olacağım
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  32

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KEŞKE TANIMASAYDIM SENİ
Keşke,
Yaşamasaydım 27 Ocak 2000 Pazar gününü
Omuzlarıma,bu kadar yük binmezdi o zaman.
Gözlerim ağlamayı bilmezdi,
O kadar sık kalbim çarpmazdı böyle delicesine !!!
Benimde ellerim sımsıcak olurdu mutlaka,
Geceleri asla uykusuzluk çekmezdim sabaha kadar.
 
27 Ocak 2002 Pazar günüden önce,
Rüyalarım, hatta tatlı hayallerim olurdu.
Duygusuzca düşünmezdim, yokluğunda günlerim, saatlerimi.
Hem de hiç düşünmezdim... !
Böylesine ölü soğukluğunda, hırsla takip etmedi beni,böyle kötü kaderim,
Kan çanağına dönmezdi gözlerimin ta içi ...!
 
27 Ocak 2002 Pazar günüden önce,
kayan yıldızlarda, bende farklı dilekler tutardım.
Duygularım, anılarım uzakta konuşulanları,
Hasretin bu kadar artmazdı o zaman,
Ben de gülerdim zaman, zaman.
Her şey benim içinde önemli olurdu ...!
 
Görmeseydim 27 Ocak 2002 Pazar gününü,
Kara saplı bıçak dostum olmazdı sırtımda.
Güneşsiz dünyamda kavrulmazdı ciğerlerim.
Beynim ise böylesine hırçın uğuldamazdı sürekli,
Kar yüreğimde damla damla vurmazdı gözyaşlarım.
 
Yaşamazdım 27 Ocak 2002 Pazar gününü,
Ruhum daralmazdı, benliğimi sıkıştırmazdı,
En tiz sesiyle çığlıklar atmazdı göğsüm,
Simsiyah yanıklar oluşmazdı ufkumda,
Saçıma, sakalıma bende bakardım delicesine,
Ve o zaman; yeniden başlamazdım içmeye.
 
27 Ocak 2002 Pazar günüden önce,
Keşke tanımasaydım seni. Keşke.
Kara saplı bıçak dostum olmazdı,
Kar yüreğimde, damla damla vurmazdı gözyaşlarımı,
Dedim ya sana...
KEŞKE, KEŞKE TANIMASAYDIM SENİ !
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 33

Kitap içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YETER Kİ MESUT OL!
Seni ne çok sevdim ben.
Ne çok gözyaşı döktüm senin için.
Geceleri sen yatağında
Meleklerin kanatlarıyla uçarken
Ben penceremin önünde
Senin rüyana girmek için dua ederdim.
Bir bakışına,
Bir dudak kıvrımında
Titreşen gülüşüne
Ulaşmak için dünyanın
Bütün çiçeklerini
Önüne sererdim.
Şiirler, şarkılar,!sevgiler
İçimde tutuşan bir ateş,
Onun yangınında senin
İçin kül kesildim.
Ağır hastalar geceyi zor geçirir.
Sabahı bekler kırgın yürekler,
Hasta umutlar,
Yalnız ruhlar.
Yalnızdı gecelerim.
Hastaydı gecelerim.
Kan kaybından giden
Bir yaralı gibi
Umarsızdı gecelerim.
Bir uçurumun kenarına
Beni taşıyan
Karabasandı gecelerim.
Adına yalnızlık dedim.
Sensizlik dedim..
Sen beni bilmedin,
Beni tanımadın,
Beni sevmedin..
Bu bir ölümdü,
Bu bir fermandı ..
Bıçak kesmez artık beni,
İp asmaz,
Çeküller yüreğimi taşımaz.
Yaşamak mümkün değil,
Yalnızlık karanlık
Kapılarıyla üstüme kapandı.
Amansız acılar içindeyim.
Ey Sevdiğim.
Ben seni ne çok sevdim.
Dünya bildi, bir sen bilmedin.
Yalnızlığın diğer adı
Aşka karşılık almamaktır.
Kaçılamayacak kadar yakın,
Uzak bir yerdesin..
Benim aşkıma
Yalnızlık kucak açtı.
Senin yokluğuna dokundum,
İçim yandı.
Odamın çıldırtan
Sessizliğinde sana seslendim.
Yankısı döndü dolaştı,
Yenin kapıların bana kapalı.
Kendi sesim yine bana ulaştı.
Anladım ki beni hiç duymayacaksın.
Sana sitem edemem.
Sana kırılamam.
Bir tek dileğim var senden,
Son bir tek isteğim.
O da MESUT OLMAN.
 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

corumlu2000@gmail.com
Mahmut Selim GÜRSEL
yazarlarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.